CUMHURİYET Gazetesi Davasında Savunmalardan Alıntılar..

CUMHURİYET Gazetesi Davasında Savunmalardan Alıntılar..

11 Eylül 2017, Silivri Cezaevi

21:00- Avukat Fikret İlkiz:  Ahali bir dirhem hakiki havadis, bir satır doğru makaleden mahrum bırakılmıştır. Bütün makaleler amacından saptırılmış gerçekler tevkif edilmiş, yalanlar serbest bırakılmıştır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere; gazete, mecmua, radyo ve televizyonlarda iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta o güzel mesleklerine ihanete başlamışlardır. Şaşırmayan meslek erbabı gazetecilerin işten atılması ise matbuat sahiplerinin çıkarlarıyla siyasetçilerin al gülüm ver gülüm hesaplarına ters düşen yazılarından dolayıdır. Ağır aksak çalışan demokratik-siyasal-sosyal-ekonomik nizam yine bozulmuş; millet fakr-ü zarûret içinde bir kere daha harap ve bitap düşmüştür. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, meslek ahlakını korumak ve mesleğin onurunu kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, kaleminin ucunda, bilgisayarının tuşlarında ve demokrasi inancında mevcuttur. Bizim için Ahmet Şık olayların tanığıdır. Gazetecidir. O nedenle biz onun da ifade ettiği gibi medyada mahkeme kurmayız. Ama her duruşmadan önce bu belgeleri gönderenler hakkında yapılacak ne var bilmiyoruz.

Gazeteciler mahkemelerin değil olayların tanığıdır. Gazeteciler başka gazetecilerin tanığı olmamalıdırlar. Ama bugün oldular.

Ahmet Şık her dönemin sanığıdır, her dönemin tutuklusudur, her dönem tutuklanandır. Gülen’in gerçek yüzünü ortaya çıkardığında tutuklandı.
Ahmet Şık kimi kızdırdı? Kimi öfkelendirdi? Hangi sırları ortaya döktü acaba diye sorabiliriz.

20:40- Avukat Fikret İlkiz: Bu iddianamenin dili yoktur ama dil çok önemlidir. Bir iddianamenin dili yoksa anlaşma olanağı da tartışma olanağı da yoktur. Örgüte üye olmamakla birlikte gazete, manşet ve yazılarıyla örgüt adına suç işlenebilir mi? Üye olmamakla birlikte yardım edilebilir mi? İddianame bunu sorduyor. Bize göre olamaz ama Türkiye’de oluyor. Manşete kim karar verir, sizi kim işe aldı” gibi sorular soruyorsunuz. Doğru bu iddianame bunu sorduruyor.

Hiçbir basın savcısı terör örgütü üzerine iddianame yazamaz, yazmamalıdır.

Basın özgürlüğünü koruyan uluslararası anlaşmalar vardır ve biz de tarafız. Bu ilkeleri yok sayıyorsunuz. Ama biz var sayıyoruz. Bazı uluslararası kararları sevmiyor olabilirsiniz. AİHM’in Ahmet Şık kararı vardır. Şık’ı sevmiyor olabilirsiniz ama böyle bir karar vardır. Devletin yargıladığı kişi aslında devletin demokratik meşruiyetini ve hatta devletin var olup olmadığını yargılarsa, verilecek en iyi yanıt: Venedik Komisyonu 15 Mart 2016’da “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” maddesinin kaldırılmasını tavsiye etmiştir. Terk edilmiş bir ceza hukuku anlayışıyla kaleme alınmış bir iddianame, II. Dünya Savaşı’nın sonunda kalmış bir yargılamadır. Türkiye’nin doğal kaynaklarını ve halkı soyup soğana çevirmek isteyenler kendilerini vatansever ilan etmiştir. Soygunları, yolsuzlukları, olup bitenleri araştıran, yazan gazeteciler varidatlarını korumak isteyenlerce ‘vatan haini’ ilan edilmiştir. Matbuat sahipleri, bu gazetecilere ses çıkarmayıp demokrasiden yana saf tutmayı ticari kârlarının artması için bir vesile saymışlardır. Aslında bunlar efkar-ı umumiyeyi uyutmak için gazeteciler üzerinde tahakküm kurmayı kafalarına koymuşladır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar yazmayı, görmeyi, konuşmayı hatta düşünmeyi yasaklayacak ölçüde ileri gitmiş, bir milleti rezil-i rüsva etmekte hiçbir mahzur görmemiştir. ‘Meslek ahlakının en kıymetli hazine olduğunu’ pek çabuk unutmuşlar; sadece iktidarların iradesine tabi olarak hadisat vicdaniyatından kendilerini pek kolayca mahrum eylemişlerdir. Matbuat sahipleri; matbuatı kendi gücü için kullanmıştır. Bi-netice matbuatın bütün kaleleri cebren ve hile ile zaptedilmiş ve bazı gazeteciler hapiste olabilirler. Bütün yazıişlerine girilmiş; bütün kalemlerine ve bilgisayarlarına el konulmuş; bütün fotoğraf makinaları kontrol altına alınmış…
……………………….
=================================
Teşekkürler Sayın Av. Fikret İlkiz, bu nitelikli savunma için..

Sevgi ve saygı ile. 12 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bozdağ’ın Konuşturulmaması İnsan Hakları İhlali mi Yoksa İnsan Haklarının Gereği mi?

YRD. DOÇ. DR. KEREM ALTIPARMAK YAZDI

Bozdağ’ın Konuşturulmaması
İnsan Hakları İhlali mi, Yoksa
İnsan Haklarının Gereği mi?

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Hükümeti temsil eden bir bakanın konuşmasına izin verilmemesi, gerçekten insan hakları ve demokrasiye büyük bir darbe midir yoksa ölçülü bir yaptırım mıdır?

Yargıdaki Düzenlemeler Dünyadan Nasıl Görülüyor?


Dostlar,

Sayın Öymen’in aşağıdaki yazısı, özlü bir İNSAN HAKLARI metni gibi..
Ceza ve ceza usul hukukunun temel ilkeleri özetleniyor adeta..
Dileriz AKP hükümeti ve imam kökenli Adalet Bakanı da okur ve
hukuk sistemimizin yapılandırılmasında dinsel kaynaklar yerine,
evrensel hukukun oturmuş seküler (laik) ve ussal (akılcı, rasyonel) ilkelerine dayanırlar..

Bu arada teolojik referansların, pozitif hukuk biliminin ulaştığı yüksek aşama karşısında ne denli sığ, yetersiz, cılız hatta zavallı..
kaldığını görme olanağı da bulurlar dileyelim..

Sevgi ve saygı ile.
04 Şubat 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Yargıdaki Düzenlemeler Dünyadan Nasıl Görülüyor?

Portresi_ATA_ile

 

Onur Öymen

 

 

Yargı alanında yapılmak istenen düzenlemeler yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da ciddi kaygılar yarattı. Türkiye’nin 60 yılı aşkın zamandan beri üyesi olduğu (AS: Üyelik tarihi 13.4.1950) ve hukuk ve insan haklarıyla ilgili sözleşmelerini imzalayıp onayladığı Avrupa Konseyi, Türkiye’nin yargıyı siyasallaştırmaya yönelik girişimlerinin devlete duyulan güveni zayıflatacağı ve demokrasiye zarar vereceği yolunda uyarıda bulundu.

Avrupa Konseyi’nin İnsan Haklarından Sorumlu yetkilisi Nils Muiznieks,
AFP’ye verdiği mülakatta, nedeni ne olursa olsun, yargı üzerine baskı yapılmasının Türkiye’nin demokratik yapısı için bir tehlike oluşturacağını söyledi.

Muiznieks, Türkiye’nin insan hakları standartlarına uyması için
yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını zayıflatması değil, tam tersine güçlendirmesi gerektiğini söyledi ve “siyasallaştırılmış bir yargının atacağı bütün adımların kuşkulu olacağını ifade etti ve

  • “Kaygım, önerilerin HSYK Genel Kurulunun sahip olduğu kimi yetkilerin
    geri alınarak onların Adalet Bakanına verilmesidir. Bu şimdiye dek
    Türkiye’ye yaptığımız tavsiyelerin tam tersine bir gidiş olur. Bu önerilerin
    ulusal ve uluslararası uzmanlara danışılmadan büyük bir hızla ortaya çıkartılmasına şaşırdım.”
    dedi.

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu üyesi Stefan Füle de yargı sisteminde yapılacak herhangi bir değişikliğin Türkiye’nin Kopenhag Ölçütlerine uymak için yaptığı taahhüdü kuşkulu duruma getirmemesi gerektiğini söyledi.

Venedik Komisyonu yetkilisi Gianni Buquicchio da 14 Ocak 2014’te yaptığı açıklamada şunları belirtti.

-HSYK konusunda acele karar vermekten kaçınılmalıdır

Yargı bağımsızlığı çok önemlidir ve
yargı Adalet Bakanının denetimine bırakılmamalıdır.

-Uluslararası standartlarla ve Türk anayasasıyla bağdaşmayan hiçbir yasa çıkartmamalı ve uygulanmamalıdır.

-Bir yasa çıkartılır ve Anayasa Mahkemesine götürülürse
bu Mahkeme karar vermeden uygulamaya geçilmemelidir.

Daha önce, Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerbergt de
10 Ocak 2012 tarihli raporunda özetle şunları belirtmişti:

– İlerlemeyi engelleyen önemli etmenlerden biri, yargıç ve savcıların
devleti korumayı insan haklarını korumanın üstünde tutan tutum ve uygulamalarıdır

– Yargılamaların aşırı uzun sürmesi Türk adalet sisteminde
süregen (kronik) bir işlev bozukluğudur.

Adli kolluk sistemi geliştirilmelidir.

Tutukluk kararlarının çok sık verilmesi ve
uzun tutukluluk süreleri kaygı verici
dir.

Kişilerin tutuklu olarak geçirdikleri sürenin makul sınırların dışına çıkması tutukluluğun cezaya dönüşmesi anlamına gelir.

– Terörizm ve suç örgütüne üyelik ile ilgili kimi suçların tanımı ve bunların mahkemeler tarafından geniş olarak yorumlanması konusunda kaygılıyım.

– Adalet Bakanının HSYK’da ve yargıçların atanmasında oynadığı rol,
bağımsızlık görünümü üzerinde ters etki yapar.

– Yetkili makamları, savcılara ve yargıçlara karşı bu görünümü etkileyebilecek
disiplin cezaları vermekten sakınmaya ve HSYK kararlarının saydamlığını
ve bu kararlar üzerinde hukuk denetimini sağlamaya teşvik ediyoruz.

Hükümet bütün bu uyarıları dikkatle değerlendirmeli ve hukukun üstünlüğü alanında
geri adım atmaktan kaçınmalıdır. Ülkemizde son haftalarda yaşanan tartışmaların sonucu hiçbir şekilde demokrasi, hukuk ve insan hakları alanında daha da geriye gitmemize yol açmamalıdır.

Çağdaş ülkeler arasında yer almamız hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarındaki eksikliklerimizi giderip vatandaşlarımızın hak ve özgürlüğüne en ileri düzeyde
saygı göstermemize bağlıdır.

Hükümet yetkililerinin bile, “hukuk alanında yapılan yanlışların pek çok saygın kişiyi mağdur ettiği” yolundaki açıklamalarından sonra yapılacak iş;
yargıyı büsbütün siyasallaştırmak değil, siyasetin denetiminden kurtarmak ve
mağdur edilenleri hiç gecikmeden özgürlüklerine kavuşturmaktır.

Dünyanın dilindeyiz.. Yargı bağımsız değil..

Dünyanın dilindeyiz..

Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Washington’da yaptığı toplantıda oluşturduğu deklarasyonda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeniden yapılandırılması sürecinde, kurula yargıyı temsil eden kişilerin değil, hükümetin görüşlerini ifade edenlerin dahil edilmesini eleştirdi. Hükümete de iletilecek olan deklarasyonda, HSYK’nin atamalarının yargıçlar üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığı vurgulandı.

Mayıs ayında Amsterdam’da toplanan Avrupa Yargıçlar Birliği bir çalışma komisyonu oluşturmuştu. Bu komisyonun hazırladığı deklarasyon taslağı 11 Kasım’da Washington’da gerçekleştirilen toplantıda masaya yatırıldı. Türkiye’yi YARSAV’ın temsil ettiği toplantıda Türkiye’de yargının sorunlarına yönelik kaygı ve endişelerin kaleme alındığı deklarasyon, tüm üye Avrupa ülkeleri yargı örgütlerinin oybirliğiyle kabul edildi.

‘Temel ilkelere saygı gösterilsin’

EAJ’nin Türk yargısına ilişkin deklarasyonunda, yargı bağımsızlığının ve hukuk devletinin yalnızca bunları güvence altına alan mevzuatla değil, aynı zamanda ilgili otoritelerin
bu temel ilkelere saygı göstermesiyle korunacağına işaret edildi. Birlik tarafından
endişe verici bulunan düzenlemeler bildiride şöyle aktarıldı:

Yargıç ve savcıların rotasyonu kötüye kullanılarak yargıç ve savcılar üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmüştür. Rotasyonlara karşı etkili bir hukuksal yol bulunmamaktadır ve bu eksiklik Venedik Komisyonu tarafından da ortaya konulmuştur. Bir yargıcın başka bir göreve atanması rızasına bağlı olmalıdır
ya da bir disiplin cezası ya da mahkeme sisteminin yasal şekilde değişmesi sonucunda bu tür bir işlem yapılabilir. Başka bir göreve atanma endişesi, özgür karar verme yeteneğini yargıçların elinden alır ve yargı bağımsızlığına karşı bir müdahaledir. Şunu da belirtmek gerekir ki, yargıç ve savcıların kendi istekleri dışında ve nesnel (objektif) gerekçe olmadan, bunlara karşı hukuksal başvuru yolu bulunmadan yer değiştirmeleri, uluslararası standartları
ihlal etmektedir. Öyle görünüyor ki, Türk hükümeti HSYK’nin yeniden yapılandırılması sürecinde kurula Türk yargısını temsil eden kişileri değil, hükümetin görüşlerini ifade eden kişilerin dahil edilmesini sağlamıştır.”

‘Üç erk birbirine yakın ve bağlantılı’

Kuvvetler ayrılığının, üç erkin birbirine çok yakın, bağlantılı olması nedeniyle tehlikede olduğu vurgulanan bildiride;

Savcıların yürüttüğü gizli soruşturmaların içeriğinin hükümet üyeleriyle paylaşılması, Adalet Bakanı’nın gerekli gördüğünde savcılardan bilgi istemesi, HSYK üyelerinin süregelen soruşturmalara ve süreçlere müdahil olmaya çalışması gibi olaylar bunu göstermektedir.” denildi.

Bildiri hükümete gönderilecek

Hükümet temsilcilerinin bağımsız yargının rolü ve hukuk devleti konusunda
algı hataları bulunduğu vurgusu yapılan bildiride,

“Başbakan, BDP milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda şöyle demektedir: ‘Biz yargıya neyin gerekli olduğunu söyledik. Yargı da gereğini yapacaktır.’ EAJ şunu hatırlatır ki, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının güvenceleri diğer iki erkin yargıya neyin gerekli olduğu konusunda talimat vermesine müsaade etmez. Bağımsız yargı anayasa
ve hukuka dayanır, diğer erklerin emir ve direktiflerine değil.” 
denildi.

Bildirinin mektup olarak Başbakanlık’a, Adalet Bakanlığı’na, HSYK’ye ve
Avrupa Birliği ile Avrupa Konseyi organlarına gönderilmesi de kararlaştırıldı.
(25.11.12, Cumhuriyet)