Sınırdaki tehlikeli plan!..

Sınırdaki tehlikeli plan!..

Mehmet FARAÇ

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com
YENİÇAĞ, 23 Eylül 2019

Türk siyaseti son yıllarda yalnızca Atatürk‘ün “Yurtta barış- dünyada barış” sözünü bir kenara bırakmadı…

AKP ile birlikte, şaşkın dış politikanın yarattığı erozyon Türkiye’nin itibarını sarsarken, sosyo-ekonomik yıkımın boyutları da giderek büyüyor…

Ve son 8 yılda Suriye’nin parçalanması planında ABD ve Avrupa Birliği’nin yanında yer alan Türkiye, skandal diplomatik şaşkınlığın bedelini milyarlarca dolarlık kayıpla öderken, perde gerisinde şaşırtıcı- ürkütücü ve sarsıcı gelişmeler yaşanıyor!!!

O halde Suriye öncesinden başlayarak anlatalım;

ABD’nin; toprağını- yeraltı kaynaklarını ve coğrafi üstünlüğünü elde etmek için bir “ileri karakol” düşüyle önce kargaşa çıkarıp sonra da iç savaşa sürüklediği Irak, yalnızca Saddam’ın sonunu getirmedi…

Emperyal tuzak bir yandan Bağdat hükümetini yıktı, diğer taraftan da ülkeyi kanlı bir kaosun ardından parçalanma sürecine yönlendirdi…

Tuhaf değil mi; işte o savaştan da Irak dışında, dünya genelindeki ülkeler içinde en çok Türkiye olumsuz etkilendi…

Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da sınır ticaretinin yanı sıra, Türk müteahhitlerin en büyük yatırım alanı olan Irak, tüm Anadolu için bir ekonomik rezerv olmaktan çıktı ve Türk işadamlarının iflaslarının ardından, bölgede ithalat-ihracat durdu…

Doğu ve Güneydoğu’da yüzbinlerce insan ABD’nin keyfi Irak operasyonu yüzünden işsiz kaldı, binlerce işyeri kapandı ve bölgeye canlılık getiren Irak pazarının yok edilmesinin ardından, Doğu’nun çıkmazları daha da büyüdü…

Yani, Turgut Özal’ın “bir koyup, üç almak” düşü hezimetle sonuçlandı…

Bekaa ve “beka!..”

Türkiye’nin diplomasideki beceriksizliği “Arap Baharı” denen bölgesel tuzağın Libya halkasında da büyük bir hezimet yarattı…

Peki; Kaddafi’ye yönelik linç operasyonunun Libya’yı karıştırmak dışında, Türk ekonomisini vurmasına ne demeli?..

Yani, binlerce müteahhitin iflası ve devasa bir dış pazarın kaybedilmesi gafletini nasıl karşılamalı?..

Son yıllardaki gaflet diplomasisinin yalnızca bölgesel açıdan değil, küresel açıdan en büyük kaybı da, Suriye‘den sonra Türkiye’de yaşandı…

Irak gibi en yakın komşumuz olan Suriye’de, ABD ve Avrupa Birliği’nin hırsı yüzünden kışkırtılan iç savaş ülkeyi parçalanma noktasına getirirken, yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi, göç dalgasının sosyo-ekonomik ve güvenlik açısından en büyük darbeyi vurduğu ülke de Türkiye oldu…

Ancak AKP’nin aklı başına gelmedi… Libya’dan sonra Türk işadamları Suriye pazarından da oldu, Doğu ve Güneydoğu’dan bu ülke ile yapılan ithalat- ihracat kesintiye uğrayınca, bölgedeki binlerce işyeri kapandı, yüzbinlerce kişi de işsiz kaldı…

Evet; Irak- Libya- Suriye hattındaki hezimet tablosuna dikkat çekmemizin nedeni salt sosyo-ekonomik yıkımlar getirmesi değil, bir başka önemli tehdidin de Suriye üzerinden dayatılmış olması!..

Nasıl oluyor acaba… ABD; Esad‘ı yıkamadı ama iç savaş kışkırtıcılığının yarattığı tahribatın en büyük etkisi Türkiye’de yaşanırken, bir de son aylarda karanlık- tuhaf ve sarsıcı gelişmeler oluyor ki, bu konu artık “yanıbaşımızda bir devlet mi kuruluyor” sorusuna kadar geldi…

“IŞİD’le mücadele ediyor” bahanesiyle PKK ve yan unsurlarını eğittiğini açıkça itiraf eden Amerika, bir yandan 2 binden çok askeri ve 18 üssüyle bölgeyi dizayn etmeye çalışırken, öte yandan da yüzlerce TIR dolusu araç-gereç ve silahı bölgeye yığmaya devam ediyor… Bu tehlike medyaya dün şöyle yansıdı;

“ABD ile Türkiye arasında varılan ‘güvenli bölge’ mutabakatına rağmen, Washington’un PKK’nın Suriye kolu YPG’ye verdiği destek sürüyor. ABD, bu kapsamda önceki akşam, Suriye-Irak sınırındaki Simelka kapısından YPG/PKK işgalindeki bölgelere 200 TIR dolusu inşaat malzemesi, kapalı kasalar, prefabrik evler ve yakıt tankerleri sevk etti. Örgütün işgalindeki Ayn İsa ve Şeddadi bölgelerine 9 Eylül’de 55 TIR, 4 Eylül’de de geniş araçlar, iş makineleri, yakıt tankerleri ve jeneratörler bulunan 60 TIR sokulmuştu…”

Peki; IŞİD ile mücadeleyi gerekçe göstererek 2015’ten bu yana YPG/PKK’ya askeri destek veren ABD‘nin bölgedeki üsleri, emperyalizmin hangi yeni “böl- parçala -yönet” planına hizmet ediyor?..

Ve bu plan yakın zamanda Türkiye’yi acaba nasıl vuracak?..

ABD taşeronluğu yüzünden Esat’a düşman olan Türkiye, Bekaa Vadisi‘nden (!) çok daha büyük bir coğrafi tehditle karşı karşıya mı bırakılacak?..

Bu yaşamsal soruları lütfen kimse aklından çıkarmasın, çünkü yakında Suriye coğrafyasında, Türkiye’yi sarsacak çok tehlikeli gelişmeler olabilir!..

Yeni denge

Yeni denge

Hüsnü MAHALLİ
SÖZCÜ, 26 Eylül 2018

17 Eylül’de 4 İsrail uçağı Suriye’nin askeri yığınak yaptığı İdlib’in batısını bombalamak üzere bölgede dolaşırken bir Rus gözetleme uçağı teröristlerin konuşmalarını kaydetmeye çalışıyordu. Moskova ve Tel Aviv arasında yapılan anlaşma gereği İsrail uçakları Suriye üzerinde uçarken önceden Ruslara haber ver­mek zorundadır çünkü Rusların Lazkiye’de hava ve Tartus’da deniz üssü var.
Ancak 17 Eylül’de İsrail bu anlaşmaya uymadı ve İsrail uçakları Ruslara haber ver­meden bölgeye daldı. Bu da yetmedi Suriye füzelerinden korunmak için İsrail uçakları Rus uçağını kalkan olarak kullandı ve uçağın vurulmasına neden oldu.
Rus lider Putin, içinde 15 Rus askerinin bulunduğu uçağın düşmesine çok kızdı ve İs­rail’den intikam alınacağını söyledi.
İlk intikam Esad’a S-300 füzelerinin he­men verilmesiyle alındı.
İkincisi Suriye hava savunma sistemlerinin elektronik altyapısı en gelişmiş cihazlarla değiştirildi.
Üçüncüsü Suriye üzerinde uçmaması için İsrail kesin dille uyarıldı.
Dördüncüsü sürpriz olacak.
Özetle Suriye’nin S-300’leri artık her an İsrail uçaklarını düşürebilecek.
Bu Suriye ordusu, Suriye’de bulunan Lüb­nan Hizbullah militanları ve İran’lı danışman ve gönüllüler için büyük bir moral kaynağı.
Peki Putin neden kızdı?
Arap medyasına göre düşürülen uçak, çok gelişmiş elektronik cihazlarla donatılmıştı ve İdlib’teki Nusra ve benzeri terör örgütleri­nin lider ve komutanlarının haberleşmesini kaydedip çözmeye çalışıyordu.
İsrail bu uçağı düşürterek bir yandan teröristleri korumayı amaçlamış diğer taraftan Rusya’nın Suriye ile ilişkilerini bozmaya çalışmıştı.
İsrail’in kurnazlığı Putin’in hinliğiyle baş edemedi.
Başka bir habere göre İsrail istihbaratı düşürülen uçak içinde çok önemli bir Suriye­linin bulunduğu bilgisini almış ancak bu bilgi doğru çıkmamış.
İsrail Suriye’de olayların başladığı 2011’den bu yana o ülkede savaşan IŞİD, NUSRA, ÖSO ve benzeri tüm gru­plara her türlü yardım etmiş ve destek sağlamıştır.
Suriye’yi bombalayarak, yaralıları tedavi ederek, para vererek ve Suriye ordusuyla ilgili istihbarat bilgileri vererek.
En hakiki Müslüman biziz’ diyen bu cihatçı’ gruplar ise Müslümanların en büyük düşmanı İsrail’e bir tek kurşun sıkmamışlardır.

  • Durum bu kadar net iken birileri başta İdlib olmak üzere Suriye’de savaşan bu cihatçı grupları ‘din ve iman adına’ hâlâ sahipleniyor.

Oysa bir zamanlar herkesin ‘insanlık melekleri’ olarak pazarlamaya çalıştığı Beyaz Miğferliler 22 Temmuz günü MOSSAD ajanları tarafından Güney Suriye’den kaçırılıp İsrail’e oradan da Ürdün’e taşınmıştı.
Önceki gün İngiliz hükümeti bunlara siyasi mülteci statüsü tanınacağını ve İngiltere’de ikamet edeceklerini açıkladı.
Bu da çok doğal çünkü bu adamları CIA ve MI6 buldu ve Türkiye’ye göndererek AKUT’a eğittirdi.
Oyun kabiliyetlerini Hollywood’un hangi yönetmeni geliştirdi bilinmez ama adamlar 2013’den Nisan 2018’e dek birçok kimyasal saldırı tiyatrosunda oynadılar.
Geri zekalı, aptal ve ahlaksız medya bu oyunların reklamını yaptı.
Genel olarak ‘Arap Baharı‘ ve özelinde Suriye olayında inanılmaz rezillikler yaşandı ve yaşanıyor.
Her şey çok açık ve net ama siyasetçiler, sözde aydınlar ve ahlaksız medya bu rezil­likleri halka yutturmaya çalıştı.
Hâlâ çalışanlar da var.

Bayanlar ve baylar; Bu oyun bittiiii.

Suriye bu savaşı kazandı ve bölgede yeni bir denge var.
Gecikmeli de olsa Suriye’ye S-300’leri veren Putin yakında S-400’leri de verebilir ve sonrasında hiçbir yabancı uçak Suriye üzerinde uçamayacak.
Örneğin İsrail ve Fırat’ın doğusunda­ki Amerikan, Fransız, İngiliz ve İtalyan uçakları.
Ankara gerçekten İsrail ve ABD’yi sevmiyorsa buna çok sevinmeli hatta Şam’a destek vererek Suriye’nin tüm teröristlerden temizlenmesine yardım etmeli.
Sonrasında siyasi uzlaşma, toplumsal barış ve yeni demokratik anayasayla demokratik seçim yapılır. Hile yapmadan. Suriye halkı kimi isterse onu seçecek.
İyi de yeni ve demokratik Suriye acaba hangi anayasayı model alacak?
Seçenekler: Rusya, İran ya da Türkiye.
Suriyeli İslamcılar için Suudi Arabistan ya da Afganistan’ı da ekleyebiliriz.
Özgürlük ve demokrasi onlara da lazım. Kafa kesseler de (mi)!

Kıbrıs Barış Harekatının yıldönümünde düşünceler

Kıbrıs Barış Harekatının yıldönümünde düşünceler

Onur Öymen
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Dün Kıbrıs Barış Harekatının 44. Yıldönümünü yurdumuzda ve Kuzey Kıbrıs’ta coşkuyla kutladık. Bu vesileyle düşüncelerimi soran bazı televizyonlara ve gazetelere özetle şunları söyledim:
Türkiye’nin 1960 tarihli Londra ve Zürih Antlaşmalarından kaynaklanan haklarını kullanarak Kıbrıs’a yaptığı müdahale Kıbrıslı soydaşlarımızın can güvenliğini sağlayarak onları özgürlük içinde yaşama olanağına kavuşturmuştur. Bu müdahale aynı zamanda Kuzey Kıbrıs’ı, özellikle Arap Baharıdenilen eylemlerden sonra ateş topuna dönen Orta Doğu’nun insanların barış ve demokrasi içinde ve insan haklarına saygılı bir ortamda yaşadıkları tek bölgesi haline getirmiştir.
Kıbrıs ihtilafının başından beri hemen hemen daima Rumların yanında yer alan uluslararası toplumun, siyasi şahsiyetlerin ve dünya basınının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bu demokratik özelliğini ön plana çıkartan bir ifadesini gördüğümüzü hatırlamıyorum.

Kıbrıs’lı Rumlar, Yunanistan’ın ve büyük devletlerin desteğinden ve Türk tarafı üzerinde uyguladığı baskılardan yararlanarak daima bir salam politikası izlemişler, her görüşme sürecinde elde ettikleri avantajları ceplerine koyarak bir dahaki seferde yeni ödünler istemişlerdir.

Geçen yaz yapılan Crans Montana görüşmelerinde de böyle olmuş, Rumlar, Türkiye’nin garantörlük haklarından vazgeçmesi ve Adadaki bütün askerlerini çekmesi yolundaki istemleri yerine getirilmediği için görüşmelerin sonuçsuz kalmasına yol açmışlardır.

İşin düşündürücü yanı, BM Genel Sekreteri Guterrez’in de, Antlaşmaları göz ardı ederek ve görevinin gerektirdiği tarafsızlığı bir yana bırakarak Türkiye’nin garantörlük hakkının savunulamayacağı yolundaki bir görüşü raporu”na yazmış olmasıdır. Bu son gelişme, 6 yıl İngiltere Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Jack Straw’u bile çileden çıkartmıştır.

Straw, 1 Ekim 2017’de Independent gazetesinde yayınlanan “Ancak Adanın Bölünmesi Türklerle Rumlar Arasındaki İhtilafın Sona Ermesini Sağlayabilir” başlıklı makalesinde özetle şunları ifade etmiştir:

“Avrupa Birliği 1 Mart 2004’de stratejik açıdan şimdiye dek aldığı kararların en kötülerinden birini kabul ederek, Türklerle Rumlar arasında anlaşma olsa da olmasa da 1 Mart 2004’de Kıbrıs’ın AB’ye üye yapılmasını kararlaştırdı.

“Bu yazın başında Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında bir anlaşmaya varılması amacıyla 11 incisi yapılan uluslararası girişim, daha öncekilerde olduğu gibi, Kıbrıslı Rumlar tarafından engellendi. Türklerle Rumlar arasındaki iki bölgeli, iki toplumlu bir hükümetin kurulması sağlanarak Kıbrıs’ın birleştirilebileceğini amaçlayan müzakere maskaralığına artık son vermenin zamanıdır.

  • Çözüm Adanın bölünmesi ve Kuzey’deki Kıbrıs Türk devletinin uluslararası alanda tanınmasıdır. ” (Yazının tümüne internet üzerinden ulaşmak mümkündür.)

Ne yazık ki, ne iktidar ne de muhalefet Türkiye’nin uzun zamandan beri dile gertirdiği görüşlere hak veren Straw’un bu makalesini yeterince değerlendirebildi.

Uluslararası toplum Türklere haksızlık yapmayı sürdürmekte, ekonomik, ticari, ulaşım, hatta spor alanında uygulamaya devam ettiği baskılarla Türk tarafını dize getirip Rumların beklentisi doğrultusunda bir çözüme ulaşmaya çalışmaktadır. Böyle bir ortamda Straw’un makalesi özel bir önem taşımaktadır.

Bu arada Kıbrıs Türk liderliğinin Türkiye’nin garantörlük hakkından vaz geçilebileceği anlamına gelen sözleri tezlerimizi savunmamızı güçleştirmekte ve Rum tarafını umutlandırmaktadır.

Kıbrıslı Türklerin büyük kahramanı ve lideri Denktaş, Osmanlı imparatorluğunun savaş alanında Yunanistan’ı mağlup ettikten sonra Girit’i feda ettiğini hatırlatarak “Kıbrıs Girit olmasın” görüşünü her vesileyle dile getirirdi.

Önümüzdeki dönemde yeniden gündeme getirilmesi beklenen haksız istemlere karşı direnme gücümüzü göstererek milli davamız olan Kıbrıs’a sahip çıkmalıyız.

Kıbrıs Türklerini özgürlüğe, bağımsızlığa ve demokrasiye kavuşturan Başbakan Bülent Ecevit’in ve Kıbrıslı Türklerin lideri Denktaş’ın ve arkadaşlarının eserini yaşatmak öncelikli ödevimiz olmalıdır.

Saygılar, sevgiler. 21.07.2018
==========================================
Dostlar,

Sayın Öymen’in uzmanlık alanlarından biri Kıbrıs’tır. 1974’teki barış harekatımız sırasında da Lefkoşe Büyükelçiliğimizde görevli idi.

Batı emperyalizminin zamana oynayan salamlama (salam kesme) politikasını iyi değerlendirmek gerekir.

Yıllar geçtikçe tarihsel acı gerçekler, Rumların Türklere soykırım uygulamaları.. uutulmaya yüz tutar.. Yeni kuşaklar o tarihleri yaşamamışlardır, özdeşim (empati) kurmada giderek zorlanırlar. Bir yandan KKTC’yi tanımama, her tür ambargo ile halkı yıldırmak, bir yandan Türkiye’yi pek çok bakımdan kuşatarak sindirmeye çalışmak..

Örn. KKTC Cumhurbaşkanı bay Mustafa Akıncı‘nın akıl almaz ödünler önermesi… Sanki Rum tarafı sözcüsü neredeyse! Doğrusu ürküyor ve anlayamıyoruz. Akıncı nereye kürek çekiyor?!

Çözüm gerçekçi, eski İngiliz dışişleri bakanı Jack Straw’ın da görüp yazdıklarıdır..

  • 2 bölgeli,
  • 2 toplumlu,
  • 2 bağımsız ve egemen – eşit devletli bir model dışında kalıcı çözüm biz de göremiyoruz..

    Bu arada Kıbrıs adası çevresinde, uluslararası deniz hukuku terimiyle “münhasır ekonomik bölgede” (Exclusive Economic Zone) son derece ciddi deniz altı fosil enerji kaynaklarının varlığıdır. Kömür, doğalgaz… Bunlar Türkiye ve haliyle KKTC’nin çehresini – geleceğini dönüştürebilir boyutta, yüz milyar Doları aşan tutarda doğal kaynaklardır. Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının ne denli yüksek olduğu dikkate alınırsa, sorunun Anadolu’nun güvenliğine ek olarak stratejik derinlik taşıdığı kolayca anlaşılabilir.

Ada’nın İskenderun körfezine uzanan kuzey – batı burnu olan Dip Karpaz bu 2 boyutta ayrıca önem sahibidir. Bu bölüm toprak iadesi kapsamında Rumlara bırakılırsa, hem münhasır ekonomik bölge bakımından olağanüstü zengin yeraltı kaynakları kaptırılmış olur hem de ülkemizin Adana – Mersin – İskenderun – Antalya kıyıları başta olmak üzere savunma zayıflığı doğabilecektir. Lozan görüşmelerinde Türkiye’nin Irak – Suriye sınırı çizilirken, İngiliz Başdelegesi Lord G.N. Curzon’un arkasında çok sayıda petrol mühendisi vardı ve sınır bilindiği gibi çekildi.. Dikenli tellerin hemen güneyinde zengin Irak (Musul – Kerkük) petrolleri, kuzey tarafında ise çorak Türkiye toprakları…

Benzer hatayı Kıbrıs’ta – Dip Karpaz’da asla yinelememeliyiz. Telafisi yok!

Sayın E. Tuğa. Türker Ertürk amiralimizin yukarıdaki uyarısı çok yerindedir.

AKP = Erdoğan‘ın mutlak yetkili duruma geldiği şu aşamada Kıbrıs’ta ulusal çıkarlarımıza aykırı bir yanlış yapmayacağını, kandırılmayacağını ummak istiyor, diliyoruz.

İngilizler Lozan’da Musul sorununu askıya almış, ardından 1925’te Şeyh Sait isyanını örgütleyerek Türkiye’nin Musul petrollerinden pay almasını engellemiştir. Benzer diplomasi oyunlarına Türkiye artık gelmemelidir, gelmeyecektir.

Sevgi ve saygı ile. 22 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CHP ve Türkiye’nin geleceği

CHP ve Türkiye’nin geleceği

Hüsnü Mahalli

04 Şubat 2018, YURT Gazetesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Salonda müthiş bir heyecan var. Türbinler süper, kulis çok hareketli. Delegeler sakin hatta ilgisiz. CHP’li olsun ya da olmasın salonun dışında herkes bu Kurultayı çok önemsiyor. Ben dâhil herkes CHP’yi son ve tek umut görüyor. İşte bu nedenle salondaki heyecan kurultay sonrasında seçilecek yeni kadrolarla tüm ülkeye yayılmalı. Bunu başarabilecek ve toplumun farklı kesimlerini heyecanlandıracak bir CHP kolaylıkla iktidar olabilir. Çünkü halkın büyük bölümü var olan durumdan hoşnut değil birçoğu da çok tedirgin.

  • AKP iç ve dış politikada ülkeyi felakete sürüklüyor. Evet felakete. 
  • AKP Cumhuriyetin bütün kazanımlarını ortadan kaldırmak için her şeyi yapıyor.
    Özellikle eğitimde. 
  • Sapık düşünce ve söylemleriyle medyanın konusu olan sözde din adamları
    toplumu orta çağ düşünce ve yaşam kalıplarının içine sıkıştırmaya çalışıyor.

Gidişat çok tehlikeli… Demokrasi sözcüğünü kullanmak bile büyük bir cesaret istiyor.
16 yılda AKP kendi ideolojisinin gereği istediği her şeyi yaptı, yapıyor ve yapacak.
Evet, yapacak çünkü devletin bütün kurumları hızla AKP’lileştiriliyor. Yani AKP devletin partisi olacak. Tipik bir Ortadoğu modeli… Belki de bu nedenle AKP başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’ya dalmış durumda. Hem de bu bölgenin karmaşık ilişkilerini bilmeden ve kavramadan. Sonuç ortada.

  • Arap Baharı’nda bu yana AKP dış ve dolaysıyla iç politikada ne yaptıysa yanlış yaptı.
    AKP aynı çizgide devam ediyor
    .

2011 öncesinde IŞİD, Nusra, ÖSO, PYD, YPG ve benzeri  örgütler yoktu. Batılı ve Körfez ülkelerinin çağ dışı yönetimleriyle birlikte Suriye’ye müdahale eden AKP her yeri perişan etti. Şimdi de çıkmış PYD’den şikâyet ediyor. Oysa aynı

  • AKP 2012-2015 döneminde Esad’a ayaklansın diye PYD lideri Salih Müslim’i birçok kez Ankara’da misafir etmişti.
  • Aynı AKP Kobani olayları sırasında ‘PKK’nın uzantısı’ dediği YPG’ye dolaylı da olsa yardım etti. Örneğin Amerikan uçaklarının İncirlik’ten kalkarak YPG’ye yardım etmesine izin verdi.

Sonrası bildiğimiz hikâye: Amerikalılar Suriye’nin Türkiye ile olan sınırının 600 kilometresine yayıldı. Şimdi şikâyet etme haklınız yok. Küçük bir kasaba olan Afrin için kıyameti koparıyorsunuz ama 600 kilometre boyunca sınır komşumuz olan ABD-YPG’ye sesiniz çıkmıyor. Bu da normal çünkü o bölgede AKP’nin işbirliği yapabileceği silahlı gruplar yok. Cerablus’tan Afrin’e kadar uzanan 150 kilometrelik sınır boyunda olduğu gibi. ÖSO ve müttefiki 10 kadar grup TSK’ya yardım ediyor ya da tersi.
Suriye devletine göre bu gruplar terörist.

  • Şam’a göre IŞİD ile savaşmak için 24 Ağustos 2016’da Cerablus, El- Bab ve Azez’e giren TSK çekilecek gibi görünmüyor ve öyle davranmıyor. Ankara’dan görevlendirilen ‘kaymakam, emniyet müdürü ve jandarma komutanları buraları yönetiyor’…

Arap medyasında bununla ilgili çok haber ve yorumlar var. Önümüzdeki dönemde Ankara’nın karşı karşıya kalabileceği en büyük risk bu olsa gerek. Suriye devleti er ya da geç Ankara’ya ‘Çek askerini buralardan’ diyecek. Çekmezse ne olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
Çekerse geride AKP’nin 7 yıldır işbirliği yapıp desteklediği ÖSO ve benzeri silahlı gruplar kalır ve Suriye devleti onlardan kurtulmak isteyecektir. Böyle bir durumda onların ideolojik yani dinsel müttefiki AKP ne yapar? Ankara ne yaparsa Tahran ve Moskova yapar!
Uzatmanın anlamı yok.

  • AKP’nin yapması  gereken tek bir şey var o da bir an önce 2011 öncesi duruma dönmek.
  • Yani Esad ile dost olmak ve onunla birlikte Suriye’nin, Türkiye’nin ve bölgenin tüm sorunlarını çözmektir. Özellikle Amerikalıların Kuzey Suriye’den kovulması.

Sonrası çok kolay. İşte bu nedenle CHP çok önemli. CHP başından beri doğru tutum aldı. Başından beri ‘Suriye’ye bulaşmayın’ dedi. Başından beri ‘Radikal İslamcı terör örgütlerine yardım etmeyin’ dedi. Daha birçok uyarıda bulundu. AKP dinlemedi  ve sonuç ortada.
Yeni yönetimiyle CHP şimdi çok daha etkin davranmak zorunda.

  • AKP şimdiki politikasından vazgeçmezse CHP sokaklara çıkıp gerçekleri halka anlatmalıdır.

Yani Türkiye’yi kısa ve orta vadede bekleyen hayal edilemez riskleri.
CHP; Suriye, Irak, İran, Mısır, Lübnan, Rusya, ABD, Fransa ve ilgili başka ülkelere açılarak Türk halkının dostluk ve barış içinde birlikte yaşama istek ve kararlığını anlatmalı.
Yılmadan, çekinmeden ve heyecanla… Kurultaydaki heyecan dışarı da taşmalı.
Yoksa kurultayın hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü CHP bu kurultay sonrasında da halkın beklentilerine karşılık veremezse kendisi de biter.
AKP sistemi öyle kurguladı.
Başkanlık sisteminde yalnızca başkanın sözü geçer. Hem de her konuda ve sınırsız yetkilerle.
Bu süreci durdurmak için 2019 seçimleri son şans. Bu şansı kullanmak için de kurultay son şans. Yönetime kim gelirse gelsin.
======================================
Dostlar,

Ortadoğu sorunlarının tartışılmaz yetkin uzmanı, ve dürüst gazeteci – yazar Sn. Dr. Hüsnü Mahalli’ni bu yazısı da 4/4’lük. Kendisini kutluyoruz.

Gerçekler aynen ve neredeyse harfiyen böyledir.

Başta AKP – RTE olmak üzere herkes ama her-kesin ders alması, yararlanması hatta yol haritası olarak benimsemesi gerekiyor. Ulusal bir politika olarak.. Hem de gecikmeden.

Bu gün CHP Meclis grubunda konuşan CHP Gn. Bşk. Sn. Kılıçdaroğlu son derece net ve kararlı, yürekli iletiler verdi. Tüm metni web sitemizde yayımladık. (Lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2018/02/06/kilicdaroglundan-erdogana-senin-yerliligin-de-batsin-milliligin-de-batsin/)

 

 

 

 

 

 

Bir an önce AKP’de de sağduyunun egemen olması, bu batak ve çıkmaz Suriye politikasından derhal vazgeçilmesi ve hele hele zaten son derece yanlış – tehlikeli dış operasyonların iç politikada sömürülerek “oy” için kullanılması asla yaşanmamalıdır. Türkiye’ye çok yazık olmaktadır. İğneden ipliğe el koymak istediğiniz Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Bu ölçüsüz ve aynı ölçüde de irrasyonel (akıl dışı!) hırs ve ihtiras bir Pirus zaferine dönüşmesin..

Başka Türkiye yok!

Sevgi ve saygı ile. 06 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Hüsnü Mahalli : Barış Suriye’den başlar

Bölgede yeni dönem…
Barış Suriye’den başlar

Hüsnü Mahalli

Hüsnü Mahalli
YURT
Gazetesi, 31.08.17

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Arap Baharı‘ Tunus sonra da Mısır’da başladığında Bunun ‘Kanlı’ olduğunu yazıp anlattığımda herkes bana kızdı. Sağcılar ve solcular batının bu oyununa inanmıştı. Olaylar Suriye’ye sıçradığında;
1-Esad’ın asla devrilmeyeceğini
2-Rusya’nın Esad’dan asla vazgeçmeyeceğini
3-İran ve Lübnan Hizbullahı’nın sonuna dek Esad’a sahip çıkacaklarını ve
4-Bütün bu oyunların hedefinde Türkiye’nin de olduğunu yazıp anlattım.
Marksist solcular bile beni  ‘demokrasi düşmanlığıyla’ suçladı. Geldiğimiz nokta ortada.
Türkiye’nin içinde bulunduğu durum her şeyi açıklıyor. 5 N 1 K kuralına gerek yok.
Önemli olan budan sonrası. Onu da bu yazıda özetliyorum Yani Rusya-Türkiye-İran üçgeninin yapabileceklerinde. Herkes İran Genel Kurmay Başkanının Ankara ziyaretini konuştu.
Yakında Cumhurbaşkanı Erdoğan İran’a gidecekmiş. Putin ve Erdoğan sürekli telefonlaşıyor.
Astana Anlaşması gereği üç ülke arasında her düzeyde koordinasyon ve işbirliği var.
Özellikle istihbarat ve askeri alanlarda.
IŞİD ve NUSRA‘ya karşı. 30 Eylül 2015’te Rus uçakları Suriye’ye gittiğinde Esad ülkenin yaklaşık %yirmisini kontrol ediyordu. Bugün %elliden fazlası. Yılsonuna dek bu oran %75-80  olur. O zamana kadar IŞİD ve Nusra’nın işi bitirilecek.
Her iki örgüt içinde savaşan Suriyeliler silahlarını bırakacak. Bırakmazlarsa ortadan kaldırılacaklar. Tıpkı Suriye-Lübnan sınırında olduğu gibi.
Suriye ve Lübnan ordularının yanı sıra Hizbullah militanlarının ortak operasyonlarıyla sınır son üç haftada tamamen IŞİD ve NUSRA’cılardan temizlendi. Sırada Suriye-Ürdün sınırı var. İran ve Hizbullah destekli Suriye ordusu ve Rus güçleri bunun için hazırlık yapıyor.
2015’te kurulan ve merkezi Bağdat’ta olan Suriye-Irak-İran-Rusya Koordinasyonu bunun için çalışıyor. Unutulmamalı ki Irak  ordusu ve yüzbinlerce Haşdi Şaabi militanı yani Şii milisler henüz tüm Irak’ı IŞİD’çilerden temizleyemedi. Bu süreç 4-5 ay sürebilir. Suriye’de olacağı gibi.
Ama tek koşulla Türkiye’nin işbirliği ile. O da var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin ile barışmasından bu yana her şey bu yönde gelişiyor.
Ocak 2017’de dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ‘Suriye politikası başından beri yanlış’ demişti. Anlaşılan Ankara yanlışları düzeltmeye çalışıyor.
Rusya ve İran’ın yardımıyla. Bazen ABD’ye rağmen bazen de dolaylı da olsa onunla birlikte.
S-400 füzeleri bu oyunun bir parçası. ABD ve Rusya terör örgütleri IŞİD ve NUSRA’dan kurtulmaya kararlı. AB ülkeleri de el altından yardım ediyor. Herkes Şam ile diyalog kuruyor.
IŞİD sonunda Suriye-Irak sınır bölgesinde toplanacak. NUSRA Türkiye sınırına 20 kilometre uzaklıkta İdlib’te. Sayıları en az 20 bin ve yarısı yabancı uyruklu. Yani Çeçen, Uygur, Suudi, Tunuslu… Rusya-Türkiye-İran işbirliğinin hedefinde bunlar var. Yani bu yabancılar ne olacak?
Sonra da sıra PYD’ye gelecek. ABD ile anlaşarak İran-Türkiye-Rusya Üçlüsü PYD’nin kontrolündeki bölgelerin büyük bölümünü alıp Suriye devletine verecek. Yani Esad’a. İran, Türkiye ve Esad istemediği sürece Suriye’de federal ya da özerk bölge kurulamaz.
ABD işe karışırsa karşısında bu üç ülkeyi bulacak. Bir de Rusya’yı.
Trump’ın bir çılgınlık yapacağını hiç sanmam. Yaparsa da hiç şaşırmam.
Nasıl olsa herkes Kürt kartına oynuyor. Örneğin Suriyeli Kürtlerin ‘Akdeniz’e koridor açma’ projesi. Bu konuyu dillendiren ‘stratejist ve uzmanlar’ dünyadan haberi yok. Bırakın koridoru İran ve Rusya destekli Esad’a rağmen Kürtlerin federal ya da özerklik isteği bile gerçekleşemez.
Bu durum Türkiye’yi rahatlatır. Belki de kendi Kürtleriyle daha barışık bir politika izlemeye zorlar. Tıpkı Haziran 2015 öncesinde olduğu gibi.
Görüldüğü gibi 2011 başlangıcında olduğu gibi Ankara’nın tüm hesapları yine Suriye gerçekleriyle çakışıyor.

  • Yani Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü İran ve Rusya ile işbirliğinden geçer.

Onlar da Esad’ı işaret ediyor. Olur mu bilemem ama bana göre 2018’in ilk haftalarında Putin Şam sokaklarını dolaşacaktır. Sonrasını tahmin etmek hiç de zor değil.

  • Batılı ülkeler ve Körfez’in Kral, Emir ve Şeyhleri  her zaman olduğu gibi Türkiye’ye kazık attı ve atacak.

Her şey ortada. Geriye siyasi irade, kararlılık ve karar gerekiyor. Bu kez karar kesin doğru olmalıdır. Türkiye bir 6 yıl daha yanlışlara dayanamaz. Benden söylemesi bu kez bedeli çok ama çok ağır olur. Türkiye ve tüm bölge için. İran ve Rusya işbirliği bunun bilindiğinin kanıtıdır. Çok ilginç bir denklem:

  • Pers, Osmanlı ve Rus imparatorlukları Abbasi ve Emeviler için ortak ve doğru bir formül arıyor. 

    İşin içinde daha birçok ayrıntı var ama onlar da burada anlatılamaz.
    Önemli olan Esed’in bir an önce Esad olmasıdır. Bu da çok zor bir iş değil.
    Sonuçta tek bir harf değişecek. Herkesi ve her şeyi kurtarmak için değer.
    Başka türlüsü de olmaz. Olur diye düşünenler var olan durumu iyi okusunlar.
    6 yıllık bela onlara yetmediyse gelecek olan beladan 60 yıl kurtulamayacaklarını anladıklarında herkes için iş işten geçmiş olacaktır. Benden söylemesi. Daha önce de söylemiştim.
    Hepsi de doğru çıktı.
    ==========================================
    Dostlar,

    Sayın Hüsnü Mahalli’yi AKP tepti bilindiği gibi.  AKP = RTE’nin Suriye politikasındaki ürkünç (vahim) yanlışları YURT Gazetesindeki köşesinde ve Halk TV’deki programlarında Ayşenur Aslan ile yüreklilikle ve çok açık olarak ortaya koydukça iktidarın tepkisini çekti. Sonunda ilahların gazabı patladı ve H. Mahalli kendisini hapiste buldu. Sağlığı tehlikeye girdi. Uzunca bir süre yazıp – konuşmaktan alıkondu.

Peki ne oldu? AKP = RTE, Ortadoğu konusunda uzmanlığı tartışılmaz olan gazeteci Mahalli’nin yıllar öncesinden yazıp söylediği noktaya geldiler. Yazık oldu geçen yıllara ve akan kanlara.. Sınırımızda Sevr planı Kürdistan’ın kurulmasına ramak kaldı!

Zararın neresinden dönülürse kârdır diyerek avunabilir miyiz? Hayır! Bunca ağır dış politika hataları yapanların, önüme gelenlerin kandırdığı siyasilerin mutlaka hem politik hem de hukuksal olarak hesap vermek zorunda.

Türkiye, zamanı geldiğinden bu hesapları da hukuk devleti kapsamında soracaktır elbet.

Biz Sn. Mahalli’nin yazılarına yorumlarımız da katarak sitemizde hep yer verdik. Siyasal iktidara çağrıda bulunduk. Ancak iktidar bu ulusalcı sağduyu çığlıklarını duymazdan geldi. Kendisini kurup iktidara getiren Atlantik ötesi güçlerin güdümünde, onların taşeronu gibi davrandı. Ne var ki artık deniz bitti.. AKP = RTE geç de olsa acı gerçeklerle yüzleştiler. Bundan sonra hiç ama hiç hataya yer yok. Ne konjonktürün ne de halkın – ekonominin takatı kaldı! Verdiğimiz şehitlerin kanları, sorumluları boğacaktır eğer yeni hatalar yapılırsa!

İçeride tüm Ulusu birleştirici politikalar izlemek kaçınılmaz bir zorunluk.
TBMM mutlaka devrede olmalı.. TEK ADAM bu kibrinden vazgeçmeli; Türkiye’nin muazzam birikimini paha biçilmez bir servet olarak değerlendirmeli. Her tür israf ve yolsuzluk adeta bıçakla kesilmeli. Hiçbir toplum kesimi ötekileştirilmemeli, yurttaşlara EŞİT davranılmalı.

Anayasa’ya ve Atatürk’e saygı kusuru yapılmamalı.

  • Yaşamı – EĞİTİMİ – Devleti dincileştirme dayatmasından derhal vazgeçilmeli, 

Sn. Mahalli zaten kapsamlı yazmış, biz de uzatmayalım. Arşivimizde tutmuştuk. Üstünden 33 gün geçti, demlendi bu yazı. Her geçen gün gelişmeler, bu yazı içeriğini doğruladı. Şimdiye dek Sn. Mahalli’nin Suriye – Ortadoğu sorunlarında yazdıklarının tümü gerçekleşti. Bundan sonrası için O’nun danışmanlığına çok ciddi gereksinimimiz var.. Lütfen, lütfen eyyy yetkililer.

Sevgi ve saygı ile. 03 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com