BUYURUN SAVAŞA!

BUYURUN SAVAŞA!

Hüsnü MAHALLİ,
SÖZCÜ, 10 Mayıs 2018

)AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Çok yakın değil ama bu bölgede savaş riski hızlı artıyor. Trump Hazretleri macera peşinde. ‘Sökülün’ diyerek Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yönetimlerinden götürdüğü cukkalar ona yetmemiş gibi.
İşleri karıştırıp bir iki köşe daha dönmek istiyor. Fırsat bu fırsat. İsrail’in derdi ise bambaşka.
Kurulduğu 1948’den bu yana bölgesinde kendisine zarar verebilecek hiçbir ülke ve güce izin vermeyeceğini söyleyip duruyor. Bu nedenle bölgede sürekli savaş var. 1948, 1956, 1967 ve 1973 İsrail-Arap savaşları, 1982 Lübnan işgali, 1980-1988 Irak-İran savaşı, Irak’ın Kuveyt işgali, ABD ve İngiltere’nin Irak işgali, Sudan’ın ikiye bölünmesi ve

  • altın vuruş: ‘Arap Baharı’

İsrail; Suriye ve İran destekli Lübnan’daki Şii Hizbullah‘ı büyük bir tehlike olarak görüyor.
Hizbullah’ın on binlerce militanı ve yüz bin kadar füzesi var. Bunlar İsrail için büyük bir tehlike.
Suudi Arabistan’ın tersi çabasına rağmen Hizbullah ve müttefikleri pazar  günü yapılan seçimde büyük zafer kazandı. İsrail tedirginliği daha da arttı.
İsrail için başka bir  risk daha var o da İran’ın Suriye’deki askeri varlığı.
Suudi Arabistan ve müttefiği ülkeler benzer bir korkuyu yaşıyor.
İsrail ve Suudiler ortak düşmana karşı birlikte hareket ediyor, edecek.
İsrail’in sahip olduğu yüzlerce nükleer bombayı görmezlikten gelen Suudiler İran’ın olası nükleer gücüne karşı kıyameti koparıyor. Bu ‘feryadı’ duyan Trump iktidara geldiği andan itibaren İran’a atıp tutuyor. İsrail ve ABD müttefiği Müslüman ülke Pakistan’ın nükleer bombalarını görmezlikten gelen Trump, İran’ın bölgesinde tehlikeli politika izlediğini söylüyor.
Trump bunu söylüyor diye Körfez’in kral, emir ve şeyhleri çok seviniyor.
Bu açığı iyi yakalayan Trump önümüzdeki dönemde çok para kazanmanın hesabını yapıyordur.

  • Önceki gece İran ile 5+1 grubu arasında 2 Nisan 2015’te imzalanan anlaşmadan palavra ve aptalca gerekçelerle çekildiğini söyleyen Trump Tahran’a yönelik yeni ambargo kararları alacağını söyledi.

Çekilme ve yeni ambargo ile ilgili süreç oldukça karmaşık ve en az 6 ay sürer. Kongre’deki Demokratlar, eski Başkan Obama, birçok Amerikan çevresi ve daha önemlisi Batılı müttefiklerle (Fransa, Almanya, İngiltere) Rusya ve Çin Trump’ın kararına tepki gösterdi.
Demek istediğim Trump hemen yarın İran’a savaş ilan edecek değil. Trump İran’a karşı çok yoğun psikolojik bir savaş başlatacak. Böyle bir savaş İran ekonomisini sarsabilir ve bunun sonucu olarak İran, Hizbullah ve Suriye’ye daha fazla yardım edemez.
Trump öyle düşünüyor ve o yönde plan yapıyor. Böyle bir plan bir tek İsrail’in işine gelebilir.
Pazartesi günü Amerikan elçiliğinin Kudüs’e taşınmasıyla büyük bir moral güce kavuşacak olan İsrail, Başkan Trump’ın İran’a yönelik kararından da destek alarak her an Suriye ya da Lübnan’a karşı bir maceraya kalkışabilir.
‘Arap Baharı’ sürecinde Esad’ı deviremeyen Körfez’in kral, emir ve şeyhleri dolaylı da olsa İsrail’e destek verir. Böyle bir olasılık İsrail’i daha da cesaretlendirir.
İsrail’den yansıyan havaya bakılırsa yolsuzluk soruşturmalarıyla bunalan Başbakan Netanyahu her an bir çılgınlığa kalkışabilir. İşte o zaman 7 yıldır Suriye kapısından cehenneme dalmak isteyenler için yeni fırsatlar doğar. Herkes herkesle kavgaya tutuşur.
Gerekçe çok: Dinsel, mezhepsel, etnik ve Trump kriterinden cukka. Kimin eli kimin cebinde belli olmaz. Türkiye ise seçim derdinde. İçeride kavga çevresinde savaş.
‘Komşularla sıfır sorun’dan komşuların savaşına bulaşmak ya da dalmak. Buna da ‘stratejik derinlik‘ deniyor. Belki de seçimi iptal ya da erteleme gerekçesi olabilir.
Burası Türkiye. Meraklısı da çok belalısı da!
=======================================
Dostlar,

Bakalım ABD uydusu politikalar izleyen AKP nasıl konum alacak??
BOP (Türkiye dahil 22 ülkeyi parçalama planı!) eşbaşkanı Erdoğan görüyor mu acaba yaklaşan tehlikeyi?!

İran’dan sonra son hedef, şimdilik “koçbaşı olarak kullanılan Türkiye” ‘de.. Aman dikkat!
Seçim eğik düzleminde dış politikada özeni elden bırakmak olmaz!
Ekonomideki yangından daha az önemli olmayabilir bu plana karşı ulusal çıkarı savunmak!

Sevgi ve saygı ile. 11 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

Bilindiği gibi Sayın Noyan Umruk emekli generaldir. Ayrıca Doktora (PhD) derecesi vardır. Son derece ağırbaşlı ve nitelikli – bilimsel değerlendirmeleri olmaktadır. Önceki gün (21.1.18) abc gazetesi web sitesinde yayımlanan yazısı, ülkemizi AFRİN’e sıcak askeri harekata sürükleyen gelişmelerin ardalanını özlü ve çarpıcı biçimde sergilemekte. (http://ahmetsaltik.net/2018/01/22/suriyede-durumun-vaziyeti/)

Bir kez daha açıkça yazmak – tarihe not düşmek boynumuzun borcudur      :

Mart 2011’de Suriye’nin BOP kapsamında bölünmesi ve İsrail’in 2. İsrail = Büyük Kürdistan ile büyütülerek Ortadoğu egemenliğinin pekiştirilmesi planı uygulamaya kondu. BOP Eşbaşkanı Erdoğan‘a bu görev verildi ve Türkiye bütün legal – illegal araçlarla Suriye’ye daldı. Ancak Suriye yalnız değildi; başta Rusya – İran olmak üzere, Irak, Azerbaycan ve uzaklardan Çin, Almanya gibi ülkeler ABD – İsrail eksenine çıkarları gereği karşı durdular. Suriye bölünse idi, sıra İran ve Türkiye’nin de bölünmesi ile 4 ülkeden koparılacak topraklarla BÜYÜK KÜRDİSTANİsrail güdümünde bir kukla devlet olarak kurulacaktı. Rusya güneyden sınırlanacak, petrol-doğalgaz alanları hem Çin, Rusya hem de Almanya açısından denetim dışı kalacaktı. Rusya’nın sık sık ve kendince pek haklı olarak vurgulayageldiği üzere;

  • SURİYE’nin TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ YAŞAMSALDIR.

Gerçekte bu saptama İran ve Türkiye için de daha az olmayan derecede yaşamsaldır. Unutulmamalı; Suriye ile muazzam uzunlukta, 911 km kara sınırı olan ülke Türkiye’dir. Ayrıca BM Anlaşması uyarınca da sınırların değişmezliği ülkesi uluslararası hukukta yürürlüktedir.

Tarihin diyalektiği öngörüsüz, ufuksuz, kimi hayallerle taşeronluğa, emperyalizmin sopalığına soyundurulan… AKP iktidarını terbiye etti bereket. Bu süreçte Rusya ve İran son derece özverili ve ustaca, sabırla, Erdoğan’ın çok güçlü ve o ölçüde handikap oluşturan narsisistik kişiliğini aşmak için didindiler. Rusya – İran devlet başkanları, yöneticileri kezlerce Ankara’ya geldiler. Çok ustalıklı bir dış siyaset satrancı oynadılar, gerçekten büyük iş çıkardılar, onları kutlarız!
Azerbaycan da öyle.. Esad rejimi ise bu ülkelerin telkinlerine uyarak, yutkunarak sabretti ve ülkemizle doğrudan çatışmadan hep kaçındı. Türkiye’de ise, tüm engellere karşın DEVLET AKLI – BEKA REFLEKSİ Erdoğan’ı zamanla sınırladı.

Sonuçta şimdilerde Türkiye, örn. Afrin operasyonu ile, Mart 2011’de başladığı emperyalist güdümlü taşeron bölücü politikalarının ağır hatalarının bedelini ödemektedir ne yazık ki. Geçtiğimiz yıl da Fırat Kalkanı operasyonu ülkemize son derece ağır bedeller ödetmişti. Her şeyden önce 75 dolayında Mehmedimizi şehit vermiştik. Mali faturanın birkaç milyar dolara erişmiş olması işten bile değildir.

AKP = ERDOĞAN fahiş hatalar yaparak ülkemizi uçurumun kıyısına sürüklemekte, sonra tüm ülke hatta ülke dışından uyarılar – frenlemeler – çabalar – çırpınmalar ve çırılçıplak ortaya çıkan tarihsel gerçekler ile 180 derece dönüş yapılmaktadır.

Sonra da, tüm bunlardan asıl sorumlu olanlar bu kez 1 numara yerli – milli – ulusalcı – vatansever kesilmekte ve eleştirileri, –adeta yansıtma ile– vatan hainliği suçlaması ile boğmaya çalışmaktadırlar. Demokratik bir ülkede bu olabilir mi?

OHAL sopası ile en küçük haklı – doğru muhalefet, suçluluk psikolojisi ile boğulmaktadır.

Çooook daha can sıkıcı olan ise bu partinin VATAN – MİLLET (sıkılmadan ÜMMET diyorlar!) savunucusu kesilmesidir.

BOP ve eşbaşkanlığı, apaçık Türkiye’nin de bölünmesini öngören haritalara dayanıyordu.

Erdoğan Eşbaşkanlığını TV kameraları önünde onlarca kez açıklar ve adeta övünerek itiraf ederken bu gerçeği gör(e)memiş olabilir mi? Hiiiç sanmıyoruz. Ancak ülkemizin namuslu yurtsever direnci, Erdoğan’ı da bu beladan kurtarmış, kurtaracak gibidir. Erdoğan bu kesimlere minnet ve şükran dolu olmalıdır.

Fırat Kalkanı, Afrin harekatı vb. asla ve asla
iç politikada seçime malzeme yapılmamalıdır!

Bu utanç verici olur. Ne var ki tablo öyle görünmüyor. AKP = Erdoğan‘ın ciddi biçimde düşen oyları nedeniyle mutlaka farklı – yeni birşeyler yapmaları ve halkın yurtseverlik duygularını kullanması gerek! İşte asıl kahredici olan budur.. Önceki gün Bursa konuşması niyeti açıkladı!

  • Birilerinin oyları artsın ve  seçim kazansın diye ülkemiz maddi – manevi muazzam bedeller öderken, asker – sivil şehir ve gazi verirken, başlarına roketler düşerken.. gerçeği çırılçıplak görmek…Yalaka basının  gerçekleri ters yüz etmesi ve

    sesini duyurmak için çırpınan aydının ateşten gömleği..(Not : İYİ Parti Gn. Skrt. Dr. Aytün ÇIRAY’ın 21.1.18 günü SÖZCÜ’de
    Emin Çölaşan’ın köşesinde yayınlanan mektubundan kısa bir bölüm yazımızın sonundadır..)

    Keşke tarihi yazanlar, Büyük ATATÜRK‘ün uyarısı gibi yapana sadık kalsa..

    Keşke namuslu tarihçiler, bu olup bitenlerin içyüzünü yazsalar ve bugün değilse bile gelecek kuşaklara olsun bir yarar sağlasa..

  • Kamuoyuna dönük aldatan algı yönetimi kahredici..Siyasal iktidar elbette değişecek ve ülkemizin başına bu yıkımları getiren siyasetçiler mutlaka yargılanacaktır.. Erdoğan dün (22.1.18) Ankara Sanayi Odası ödül töreninde konuşuyordu.. Hamasete ve de salondan gelen alkışa sınır yok, yok, yok! Heyhaaatt.. Peki Afrin – Fırat Kalkanı…  operasyonlarında çarpışan Mehmetçikler içinde AKP vekillerinin – üst düzey yönetcilerinin çocukları – yeğenleri var mı, yoksa onlar zaten ”bedelli askerlik” mi (!) yapmışlardı?Bu arada, vatanın çıkarları için şahinler şahini kesilen iktidara soralım :
  • İşgal edilen Ege ada – adacık – kayalıkları vatan toprağı değil mi?
    Neden son birkaç yıldır susuyor ve bu işgale ses çıkar(a)mıyorsunuz????
    Bunun adı vatana …….. değil de ne??

Not : Konuyla bağlantılı olarak “ERDOĞAN’ın SORUNU GERÇEKTEN ve 
SALT KOPROLALİ Mİ; YOKSA… ?”
başlıklı yazımızı da okumalısınız..

Sevgi, saygı, derin KAYGI ve UMUT ile.
22 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
============================================

Dr. AYTUN ÇIRAY’dan AFRİN operasyonuna ilişkin çok ciddi uyarılar…

AKP’nin yanlış dış politikaları Suriye’de zirve yapmış ve Türk Milleti’ne çok ağır can ve mal kayıplarına neden olmuştur. 2012’de birkaç hafta içinde Şam’da Emevi Camisi’nde cuma namazı kılma gibi ideolojik hayallerle olağan rotasından çıkarılan Suriye politikaları, bugün Türkiye’yi, Irak’ın yaşadığı gibi bir cehenneme sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakabilir. Biz bunu savunup çözümün Suriye ile barıştan geçtiğini anlatmaya çalışıyoruz. Ancak adına merkez medya denilen medyanın da artık yok olma aşamasına geldiğini üzülerek  görüyoruz… evlâtlarımızın kanlarının boşuna dökülmesini önlemenin tek çaresi Sayın Erdoğan’ın sözde “Milli ve yerli” politikalarının iç yüzünü milletimize anlatmaktan geçiyor… Çünkü AKP’nin dış politikası tam bir fiyaskodur ve bunun bedeli şu an için insanımızın kendi refahından ve mutluluğundan çalınan yüzlerce milyar dolardır. Bu maddi bedel her geçen gün biraz daha katlanmaktadır. Manevi maliyet ise her türlü parasal bedelin üzerindedir ve olumsuz etkileri kuşaklar boyu sürecektir.
* * *
AKP ve yandaşlar Afrin meselesini yine iç politikaya alet etmekte ve seçim süreçlerinde kendi hedeflerine ulaşmak için kullanmak niyetindedir.
Dış politikanın Sayın Erdoğan tarafından şehitler vermemiz pahasına ve tekrar seçilmek için kullanılması ‘yerli ve millî’ sıfatları ile örtülemez…
(SÖZCÜ, Emin Çölaşan’a mektubu, 21.01.2018)

Tarikatlar yarışında son durum

Tarikatlar yarışında son durum

portresi_gunun_yazisi


Mehmet Yılmaz

Hürriyet, 24.08.2016

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İÇİŞLERİ Bakanı Efkan Ala göreve geldiğinde 81 ilden 74’ünün Emniyet Müdürü Fetullahçıymış. Aynı tarihte, Emniyet İstihbaratı’nın 7 bin polislik mevcudunun 6 bin 500’ü de Fetullahçıymış. Ala’nın bakan olduğu gün Emniyet’teki daire başkanlarının da %90’ı Fetullah’ın askerleriymiş.

Bakan, “Yargı da onlardandı” diyor.

Efkan Ala, göreve “milattan sonra” (yani 17-25 Aralık 2013) geldiği için bütün bunlardan kendisini sorumlu tutmuyor doğal olarak. Ondan öncesi için de zaten Allah’tan ve milletten af dilendi, kimsenin peşine düşmesine gerek yok. Ama yine de benim kafamı kurcalayan bir şeyler var.

Bütün bu olayların yaşandığı dönemin Emniyet Genel Müdürü, şimdi Ankara Valisi. Emniyet İstihbaratı, bilmiyorum biliyor musunuz, doğrudan Emniyet Genel Müdürü’ne bağlıdır.
Acaba Vali Bey de, altındaki adamların neler çevirdiğinin o zaman farkında mıydı, değil miydi?Kendisine bağlı bütün emniyet müdürleri Fetullahçı, emrindeki istihbaratın neredeyse tamamı Fetullahçı ama nasıl oluyorsa bir tek o temiz kalabilmiş! Nasıl oluyor da oluyor?

Derdim Vali değil tabii, ama şimdi kendisinin İçişleri Bakanlığı’ndaki yeni tayin ve terfilerde de çok etkili olduğunu duydum. Ve görüyorum ki, “Alnı secdeye değiyor” diye pışpışlanıp büyütülen darbeci tarikat Fetullahçıların yerine kimin geleceğinin kıstası yine aynı:

  • “Alnı secdeye değiyor mu, hangi hoca efendinin müridi?”

İçişleri Bakanlığı’ndaki tarikatların bakanlığa hâkim olma yarışında Nakşibendi Erzincanlılar ile Menzilciler çarpışıyor. Nurcuların “okuyucular” grubu ile “yazıcılar” grubu biraz geride kalmış durumda. Bu da normal sanırım: En büyük Nurcu grup tasfiye edilirken diğer iki Nurcu grubun geride kalması. Kırkıncı Hocacılar ve Közcüler de iktidar yarışında ama Allah rahmetini esirgemesin Kırkıncı Hoca’nın vefatı, müritlerinin arkasındaki nefes kuvvetinin azalmasına neden oldu sanırım. Hatta Menzilcilerin bir “tık” önde olduğunu bile söyleyebilirim, çünkü onlar Sağlık Bakanlığı’nı da Fetullahçılardan sonra ele geçirmeyi başarmışlar. Ankara’daki bakanlıklarda şu anda en çok tartışılan konu da bu zaten:

  • Bizim bakanlıkta hangi tarikat kazanacak?
    Ona göre bıyık bırakalım, ona göre takunya alalım, ona göre takke takalım!

14 yıllık AKP iktidarının ülkemizi getirdiği yer tam olarak da burası işte! Bilimsel bilginin önemi yok, bir işi layığıyla yapma becerisine sahip olmanın anlamı yok. Devlet kurumları, iradelerini hoca efendilerine teslim etmiş insanlarla dolu. Birileri temizlenirken, diğerleri hortluyor. Bu işin gerçekten düzeleceğine inanıyorsanız, AKP’yi hiç tanımıyorsunuz derim! Bakmayın bugün öyle gerektirdiği için bir olmaktan, beraber olmaktan, liyakatten filan söz ediyorlar. Yarın bu işler durulduğunda Karamanın Koyunu Tarikatı Hocasının marifetlerini izlemeye başlarsınız. Sonra bir bakarsınız, bu kez bunların arası bozulmuş. Böyledir bu işler: İktidar, paylaşılması en zor olan şeydir ve önünde sonunda bir iktidar mücadelesi çıkar. O vakit ne yapacaklarını bugünden biliyoruz: 

  • “Allah’ım ve milletim beni affetsin”diyecekler.

Devletten yine yüz binlerce insan kovulacak, devlet desteğiyle zenginleştirdikleri insanların mallarına mülklerine el konulacak vs. Bunun sorumlusu kim mi olacak? Hâlâ öğrenemedinizse şaşarım: Üst akıl, ABD, İsrail, Avrupa Birliği, Manchester United, Af Örgütü, havaalanı lobisi, köprü karşıtı kaldırım mühendisleri birliği, Geziciler, Toronto Raptors!

Hepsini küçük kâğıtlara yazın, bir torbaya atın, üç kâğıt çekin, kimler çıkıyorsa, devletimizin bu hale getirilmesinin sorumlusu da işte tam olarak onlardır!

=======================================

Dostlar,

İşimiz kara mizaha kalmış görünüyor.. Biz 15 Temmuz’un ertesi gününden başlayarak “huylu huyundan vazgeçmez”, “40 yıllık Kâni olur mu Yâni?”….. atasözlerini anımsatarak değerlendirmeler yapıyoruz..

  • Dahası, yaşanan / yaratılan ağır gündemin neyin aracı / kaldıracı olduğunu sorguluyoruz..

En çarpıcı örnekleden biri, TBMM’nin OHAL kararnamelerini  en geç 30 gün içinde görüşmesi TBMM İçtüzüğü emri iken (md. 128) tatile çıkması… Akıllara seza değil mi??

Bir başkası, anamuhalefet CHP’nin, 15 Temmuz’un siyasal boyutları dahil TBMM’de görüşülmesi önergesinin AKP oylarıyla reddedilmesidir..

Bir başkası, son 1 ay içinde 2 köprüye verilen adlar.. Osman Gazi ve Yavuz Sultan Selim..

……..
Örnekler çok.. Tayyip bey konuşmalarında eski kibirli, herkese ve her şeye tepeden bakan megalo söylem ve beden diline hızla geri dönüyor.. Dinci içeriği – ritüeli olabildiğince artırarak.

Tıbbi bir gerçeğin altını çizelim :

  • Narsisistik kişilik yapısı de – ğiş (e) – mez! Tersi mucize olur..

    *****
    Dün sitemizde yazmıştık “TEK SORUMLU SENSİN” başlıklı yazıda..
    (http://ahmetsaltik.net/2016/08/26/rifat-serdaroglu-tek-sorumlu-sensin/)

    1 Başbakan (?) + 5 Başbakan yardımcısı + 21 Bakan = 27 kişi, kerameti kendinden menkul. 1 de CB “Sultan President Erdogan”… 28 kişi.. 1 ağızdaki diş sayısı kadar ama gerçekte “Tek adam“ın Meclissiz, mutlak monarşik, otoriter – totaliter, demir yumrukla yönetimi..
    Yoksa asıl hedef bu muydu ?????
    Yollarda beraber yürünen cihat ortaklarının tasfiyesinde mi sıra??
    2023’e giden yolların arifesinde kanlı kadifeden parke taşları mı döşeniyor?? 

    Yinelemiş olalım zoraki..

    Yoksa “.. çıkmadık canda ümit vardır.. ” diye safiyane umutlanalım ve “.. ölmüş eşeğe kurşun mu sıkalım..” ??

    80 milyonluk bir ülkenin yazgısı rastlantılara, olasılıklara bırakılabilir mi??

    BOP Eşbaşkanı Erdoğan çıkıp,

  • “.. bu çok büyük bir hataydı,  bu görevi = ülkemiz Türkiye’yi bölme görevini bırakıyorum.. beni kandırdılar.. dedi mi, diyebilir mi??

    O zaman gerisi laf-ı güzaf (boş söz) değil mi??

    Sevgi ve saygı ile.
    27 Ağustos 2016, Tekirdağ

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

“Biz bo­şu­na mı vu­ru­şu­yo­ruz?”

“Biz bo­şu­na mı vu­ru­şu­yo­ruz?”

portresi
Tokmak : Rahmi Turan
SÖZCÜ, 7.4.16
(Bizim kapsamlı yorumumuz yazının altındadır..)

Baş­ba­ka­n’­ın ka­fa­sı ka­rı­şık mı­dır, ne­dir?
Söz­le­rin­de tu­tar­lı­lık yok!
Bir öy­le di­yor, bir böy­le…
“2013 Ma­yı­s’­ına dö­nü­lür­se, Tür­ki­ye için­de PKK’­nın tek bir si­lah­lı un­su­ru kal­maz­sa her şey ko­nu­şu­la­bi­li­r” di­yor­du.
Cum­hur­baş­ka­nı “Or­ta­da mü­za­ke­re ede­cek, gö­rü­şe­cek bir ko­nu yok­tur. Te­rör­le mü­ca­de­le son te­rö­rist im­ha edi­lin­ce­ye ka­dar de­vam ede­cek!” di­ye sert çı­kın­ca Baş­ba­kan da he­men ağız de­ğiş­ti­rip:
“Te­rör­le mü­ca­de­le­den ge­ri dö­nüş yok­tur! Biz­den kim­se te­rör ör­gü­tüy­le ma­sa­ya otur­ma­mı­zı bek­le­me­si­n” de­me­ye baş­la­dı. Doğ­ru olan bu­dur ama…
Baş­ba­kan ar­tık söz­le­ri­ne dik­kat edip, bir ka­rar ver­me­li. Öy­le mi, böy­le mi?
Bö­lü­cü­le­rin Mec­li­s’­te­ki uzan­tı­sı HDP, pa­ça­sı tu­tu­şun­ca “Ma­sa­ya otu­ra­lım, Öca­lan baş mü­za­ke­re­ci ol­su­n” de­me­ye baş­la­dı. Baş­ba­ka­n’­ı ya­nıl­tan bu ko­mik tek­lif mi?
Da­vu­toğ­lu­’nun tu­tar­sız ko­nuş­ma­la­rı, Gü­ney­do­ğu­’da kel­le kol­tuk­ta çar­pı­şan yi­ğit­le­ri­mi­zin mo­ra­li­ni et­ki­li­yor. Ba­zı kah­ra­man­la­rın “Ne olu­yor? Biz bu­ra­da bo­şu­na mı vu­ru­şu­yo­ruz?” di­ye sor­duk­la­rı­nı du­yu­yo­ruz.
Baş­ba­ka­n’­ın, bir öy­le bir böy­le ko­nu­şup, kaş yap­mak is­ter­ken, göz çı­kar­ma­ma­sı lâ­zım!

==================================

TÜRKİYE, DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLDA;
DEVLET AKLI ve BEKA REFLEKSİ SÜRÜKLEYİCİ ARTIK..

Evet Dostlar,

Geri dönüş yolu kalmamıştır. Batı emperyalizminin güdümünde, kucağında, her türlü silah ve araç – gereç ile donanarak, donatılarak Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş ilan etmenin bir bedeli olacaktır. Epey geç de olsa bereket Devlet aklı ülkemizde baskın gelmiş ve bu maşa bölücü örgüt, ülkemizin güvenlik kuvvetlerince yok edilme aşamasına getirilmiştir. Sıra, adım adım, çok da gecikmeyen uygun bir zamanlama ile Kandil‘e gelmektedir. Merkezi Irak hükümeti ile gerekiyorsa Barzani ve ABD ile BM statüsünde Uluslararası Hukuktan kaynaklanan meşru savunma haklarımız gündeme getirilerek kara harekatı ile Kandil de susturulmalıdır. Hep yazdık, taşeron bölücü örgütü (PKK ve PYD gibi türevleri) besleyen tüm kaynaklara çok yönlü yaklaşım ile kurutma stratejisi izlenmelidir.

HDP, terörle tüm bağlarını net olarak kesmiyorsa meşruluğunu yitirecek ve hukuksal korumadan doğallıkla yoksun bırakılacak, mevzuatta tanımlı hukuksal yaptırıma uğrayacaktır.

300’ü aşkın güvenlik görevlimizi şehit verdik. Yüzlerce masum sivil yurttaş canını yitirdi.

Yüreğimiz yangın yeridir.

On milyarlarca TL ile ölçülecek maddi yitiğimiz var. Artık masaya oturmak diye birşey yok!.. T.C. Anayasası yurttaşların yasal eşitliğine dayalı (m. 10) “eşit yurttaşlık” a değil!. Hiçbir etnik kümeye, inanç topluluğuna.. ayrıcalıklı bir hukuksal statü vermek söz konusu edilemez. Kopenhag ölçütleri düzeyinde temel kişi hak ve özgürlükleri ülkemizde Anayasa’da ve yasalarda kabul edilmiştir. Bu topraklarda T.C. yurttaşı herkes, birbirinden ne fazla ne eksik haklara sahip olmayı istemeden eşit ve 1. sınıf yurttaşlar olarak birlikte yaşayacaktır. Devlet, tekil (üniter) yapısını kesinlikle koruyacaktır. Ancak AKP baskıcılığının, dinci faşizminin defedilerek pozitif (normatif) hukuk düzeninde yazılı hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla kullanımı gerekir. Erdoğan’ın son günlerde maşallah 1 numaralı ulusalcı kesildiğini görüyoruz son zamanlarda;

– Tek devlet,
– Tek millet,
– Tek bayrak ve
– Tek vatan 

söylemini dilinden düşürmez oldu.. Artık “Türk Milleti” de diyor!?.. MHP’ye söyleyecek birşey bırakmadı.. Tayyip beyin bu kaçıncı dönüşü?? İçtenliğine inanmak için herhalde olağanüstü saf ya da “iyi niyetli” olmak gerek.. İç ve dış siyasal konjonktürün gerekleridir bunlar.. Tayyip bey içeride ve dışarıda olağanüstü sıkışmıştır. Canhıraş bir çaba ile direnerek gündem belirlemeye, dahası gündemde kalmaya çabalamaktadır. AKP grubu için için kaynamaktadır. Tipik suret-i Haktan geçinme durumudur. Skandallar birbirini izlemektedir. Ekonomi çöküştedir, 50 milyon insanın kişisel verileri sızdırılmıştır.. Yandaş kadrolar ülkeyi yönetememektedir. HDP ve MHP’nin tabanına oynanacak, uygun koşulda erken – baskın seçimle 367 yakalanmaya çalışılacaktır. Plan budur. 367+ vekil sağlanınca da gelsin yeni anayasa ve Başkanlık.. Halife-Sultan Tayyip bey o zaman kimselere danışmadan federasyona da, özerkliğe de, Apo’nun geleceğine de… her şeye ama her şeye, -üst aklın güdümüyle- karar verebilir..

Tayyip bey vuruşarak çekilmeyi seçmiş görünüyor.. Oysa uzlaşarak çekilmesi kendisinin ve ülkemizin daha yararına olurdu. Danışmanlarına ve kendisini iktidara getirip BOP eşbaşkanı olarak yıllardır ülkesine ihanete zorlayarak kullanan yabancı aklıdanelerine danışarak bu yönde öneri alması çok yerinde olacak.. Bu  seçenekleri irdelemeye başlamakta büyük yarar var…

11,5 milyon Panama belgesi, Zerrab’ın ABD’de ifadeleri, Zencani’nin Türkiye’de dağıttığı 8,5 milyar Dolar rüşvet, 17-25 Aralık 2013’te iç edilen 3 milyar Dolar… hangisini sayalım?

Başbakan Davutoğlu ise, -konjonktürel bir siyasal aktör olarak- pişmiş aşa su katmasın.. Silahları götürmek ya da gömmek, yurt dışına elini kolunu sallaya sallaya gitmek yok artık.. Ya silahıyla teslim olup yargılanacak ya da yok olacak, kaçabiliyorsa yurt dışına kaçacak.. Bunca cephane, muazzam silah stoku Devlete geçecek ve silahların balistik – kriminalistik incelemesi yapılarak hangi eylemelerde kullanıldığı belirlenecek.

Bu muazzam silah – cephane stoklama sürecine AÇILIM adı altında 4-5 yıl boyunca göz yuman AKP iktidarı ile yasa dışı emirlere uyan bürokratlar da yasal hesabını verecek..

Türkiye Cumhuriyeti’ne çok yönlü asimetrik (kalleşçe, kahpece!) bir saldırı söz konusudur. Elbette Devlet sonuna dek hukuk devleti olarak kalacak ve ileride Lahey Adalet Divanı’na, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne malzeme sağlamayacaktır. Ancak önlemleri de meşru savunma sınırları içinde, –üzgünüz ama– asimetrik olabilecektir.

Türkiye, dönüşü olmayan bir yola girmiştir; Devlet aklı ve beka refleksi sürükleyicidir artık.

Sevgi ve saygı ile.
07 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : TURKIYE_DONUSU_OLMAYAN_YOLDA_DEVLET_AKLI_ve_BEKA_REFLEKSI_SURUKLEYICI_ARTIK

Ankara Barosu’nun Erdoğan’a tepkisi: “Hiç şaşırmadık” ve Derinlerde Ne Var???

Ankara Barosu’ndan Erdoğan’a
‘AYM’ tepkisi: Hiç şaşırmadık” 
Ve Derinlerde Ne Var???

Ankara Barosu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi’nin verdiği

Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili verdiği karar ile ilgili söylediği sözlerden dolayı
açıklama yaptı.
Ankara Barosu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi’nin
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi
Erdem Gül ile ilgili kararına ilişkin sözlerinin kendilerini şaşırtmadığını bildirdi.Hukuk devleti adına bir kez daha kaygılandıklarını belirten Ankara Barosu’nun
yazılı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

* “Şaşırmadık, çünkü kaymakamlara hitaben

– ‘Yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir kenara’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na,

* ‘Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama
onu kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.’
demek yakışırdı.Hukukçulardan Erdoğan’ın sözlerine tepki: Direnme söz konusu olamaz

Kaygılandık çünkü bir hukuk devletinde Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere herkesin,
yargı organlarının kararlarını beğenmeme hakkı vardır. Ancak Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere hiç kimsenin, yargı organlarının kararlarını kabul etmeme ve o kararlara uymama hakkı yoktur.

Anayasa’nın 153. maddesi, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğunu ve
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını açık bir dille ifade etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı, bu ifadeleri ile açıkça Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Yetmezmiş gibi aslında mahkeme kararında direnebilirdi diyerek iki gazeteciyi tahliye eden mahkemeye de aba altından sopa göstermiş ve açıkça yargıyı etkilemeye
teşebbüs etmiştir.

ETTİĞİ YEMİNE UYGUN DAVRANMAYA DAVET EDİYORUZ

Ankara Barosu olarak, Sayın Cumhurbaşkanı’na bir hukuk devletinin cumhurbaşkanı olduğunu ve cumhurbaşkanlığı görevine başlarken Anayasa’nın 103. maddesi uyarınca
Anayasa’ya bağlı kalacağına dair namusu ve şerefi üzerine ettiği yemini anımsatıyor; kendisini hukuka, yargı kararlarına saygıya ve ettiği yemine uygun davranmaya davet ediyoruz.”

======================================

Evet Dostlar,

Erdoğan, önceki gün Burdur’da yaptığı konuşma ile Başkanlık için sahaya inmiştir. Her zamanki gibi halk yığınlarını duygusal olarak sömürmeye dayalı bir yol izlenecektir. Erdoğan, “öfke de bir hitabettir..” diye buyurmuş ve Uğur Mumcu‘nun nitelemesiyle gazeteci “Liboş Mehmet” e (Mehmet Barlas) bir söyleşisinde bu söyleminin halk üzerinde çook etkili olduğunu bildiği için böyle davrandığını açıklamıştı.. Mağdur edebiyatı, efelenme, meydan okuma, ve bol bağırtı..
Yazık ülkeye ve halka..

Erdoğan’ın bu Anayasa Mahkemesi kararını sakız gibi çiğnemesini anlamak hem güç hem kolay. Aynı hukuksal hataları, yenilerini pervasızca ekleyerek sürdürmek nasıl açıklanabilir?
Erdoğan’ın mental sağlığını sorgulamayacak isek, tek açıklama, yaygın halk yığınlarının
hemen hemen hiç okumaması ve olabildiğince – dehşet veren düzeyde bilgisiz oluşu..

Bir başkası, Erdoğan’ın gemileri yakmış olması.. Geri dönüşü yok artık.. Öylesine suça
bulaştılar ki, yargılanmamak için tek yol Anayasayı değiştirmek ve kimi geçici maddelerle hukuksal engeller koymak zorunlu oldu.. Ek olarak Başkanlıkla 21. yy’da halife – padişahlık rejimi kurmak ve devleti totaliter – despotik yöneterek yargılanmayı gerçekte fiilen engellemek.. “Güçlerin uyumu” ndan söz edişin bağlamı budur. Anayasa Mahkemesi üzerinden yargıya gözdağı verilerek elde tutulmaya çabalanmaktadır. Yargı, AKP – RTE’nin sopası olarak etkili biçimde kullanılmak istenmektedir. 2014’te Anayasa masasının dağılmasının başlıca nedeni AKP’nin YARGI BAĞIMSIZLIĞINI reddetmesi olduğu asla akıldan çıkarılmamalıdır.Ayrıca Türkiye rejiminin renginin yeşile de boyanması, artık İslamcı devletin ve şeriatının egemen kılınması zamanıdır. Şunun şurasında 2023’e, Cumhuriyetin 100. yılına 7,5 yıl kalmıştır. Ayrıca Batı emperyalizmini BOP Eşbaşkanı Erdoğan’dan istemleri vardır iktidara getirmenin – orada tutmanın bedeli olarak :

Yayımlanan remi BOP haritalarında ülkemizin parçalanması planlanmıştır..

BOP_haritasi

 

Küresel sistem, bu emelleri için BOP eşbaşkanı olarak kullanageldiği Erdoğan’ı kerhen ve artık ikircikli olarak zoraki desteklemektedir.. Hiç kuşku yok B, C.. planları da vardır. “Yeni Anayasa” gerçekte KüreselleşTİRmecilerin dayatmasıdır ve AKP – RTE’nin eli mahkumdur. Batı ile yapılan pazarlık, Anadolu Federe İslam Devletine dönüştürülerek parçalanacak Türkiye’nin ne denli “Yeşil” boyanacağıdır.. İslamofobik dürtü bozukluğunu denetleyemeyen Batı’nın, Erdoğan’ın “koyu yeşil” hülyalarını frenlemede ciddi zorlukları söz konusudur.

Erdoğan doğrusu çetin ve pek yaman pazarlıkçı çıkmıştır. Batı’nın Türkiye’nin dönüştürülmesi ve yeni Sevr sürecine sokulması yönündeki zaafiyetini, kendisinin ondan daha geri kalmayan Halife -Sultanlık özlemlerine ilişkin zaafiyetine karşın “ustalıkla” (!) sömürebilmektedir!

Batı, içine düştüğü ikilemin kuşku yok ayırdındadır..

Anayasanın ilk 4 maddesi, ülkemizi 4 köşede görkemli kale burçları gibi korumaktadır..

Batı, “Yeni Anayasa” üzerinden hem Federe, parçalanma sürecine sokulan Türkiye’yi kodlama gereksinimi içinde, hem de Erdoğan’ın gemlenemeyen – boyunu aşan – mahkum olduğu hırslarını dengeleme zorunluğundadır.. Erdoğan hem kişisel kaygılarla “çok güçlü tek adam” olmak istemekte hem de ülke hukukunu olabildiğince İslamcı kılmak istemektedir.

Siyasal satranç, çok boyutlu ve çok bilinmeyenli olarak oynanmaktadır. “Yeni Anayasa” yapay olgusunun “iç” dinamiklerinden ise “dış” dayatmaların ürünü olduğunu unutmamak zorunludur.

İçeride PKK – HDP üzerine gidiş ve Milliyetçilik maskesi, son günlerde birkaç kez
“Türk milleti” deyiş, HDP ve MHP tabanına dönüktür.. PKK’ya dönük Güneydoğu operasyonu da.. ABD ile bile çatışıyormuş görüntüsü vererek.. PKK artık bir ayrıntıdır ve ABD katında miadı dolmuştur. İpleri tümden elde bulunan birisinin ülke yönetiminde çok güçlü olması ile, ilerleyen zamanda yeni araçlar üreterek PKK’yı ikame etmek hem zor hem de sorun olmayacaktır.

Bu bağlamda, kamuoyu yoklamalarına dayalı olarak yaza doğru, % 55 bandını aşan AKP oyları ibrede yakalandığında “baskın seçim” çok olası gözükmektedir. Bu süreçte HDP – MHP ve CHP’yi iyice yıpratarak, halkın gözünde “uzlaşmaz – kavgacı” göstererek, 1 Kasım 2015 seçiminde olduğu gibi bu kez 367 isteyerek ülkeyi “kaostan kurtarma” vaadi,
kitlelerin terör – şiddet – yılgınlıkla algı yönetimi için temel kaldıraç olabilecektir.
Kapıdaki ağır ekonomik bunalımı, elden geldiğince, ne yapıp ederek.. sonbahara öteleyerek..

Ülke – ulus ağır bedeller ödemektedir ve daha da ödeyecektir anlaşılan..
Dünkü stratejik ortak “FG” artık “FG terör örgütü – FETÖ ” mottosu ile çökertilmekte,
olası muhalif basın ve sermaye gaddarca, hukuk alet edilerek tasfiye edilmektedir.

Bu süreçte aslolan, muhalefetin halk yığınlarını bilgilendirmesi ve birleştirmesidir.

* AKP – RTE – Emperyalizm karşıtı bütün ulusal güçleri birleştirmek ve örgütleyerek
öncülük etmek dışında reçete yoktur.
Vicdanlı – sağduyulu AKP yandaşlarını da olabildiğince kazanarak!
Çünkü, İstiklal Marşımızın usta yazarı Mehmet Akif Ersoy‘un deyimiyle
tek dişi kalmış canavar apaçık tehdit etmekte :

– “Biz Küreselleşmenin Anayasasını hazırlıyoruz. Ne hükümetler neyin altına
imza attıklarının, ne de şirketler neler kazandıklarının farkında.“Renato Ruggerio, DTÖ Genel Başkanı (1997)

DTO_Kuresel_sistemin_ANAYASASINI_yaziyoruz

Sevgi ve saygı ile.
13 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net