Suriye gerçeği: Her operasyon yenisini doğurdu!

Suriye gerçeği:
Her operasyon yenisini doğurdu!

Mustafa BALBAY
ankcum@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet, 04.02.2020

Haftaya İdlib’den gelen şehit haberiyle başladık. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ülkemize başsağlığı diliyoruz. Bölgede uzun süredir askerlerimizin güvenliğini de tehdit eden gelişmeler vardı. İdlib Suriye’nin düğüm noktası oldu. Önümüzdeki günlerde buradan gelecek haberler Suriye’deki iç savaşın bundan sonraki seyri konusunda da ipucu verecek.

Suriye’de 2011’de başlayan iç savaş ne yazık ki AKP iktidarının öngördüğü şekilde seyretmedi. Türkiye 2016’da, kendi güvenliği için bu ülkeye operasyon düzenlemek durumunda kaldı. 24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı operasyonu başladığında şu saptamayı yapmıştık:

Dileğimiz, isteğimiz elbette çevremizde Türkiye’yi tehdit eden terör örgütlerinin olmaması. Böyle bir durumda Türkiye gereğini yapar. Ancak bu tür operasyonlarla kalıcı sonuç almak çok zordur. Bu operasyon büyük olasılıkla yeni bir operasyonu gerektirecektir.

Fırat Kalkanı operasyonu 7 ay sürdü. 29 Mart 2017’de sonuçlandı. Sonra ne oldu?

20 Ocak 2018’de Zeytin Dalı adıyla yeni bir operasyon başlatıldı. Bu operasyon da 24 Haziran 2018’de sonuçlandı.

Aradan bir yıl geçti, yeni bir operasyon gerekti; 9 Ekim 2019’da Barış Pınarı başladı. 17 Ekim’e kadar süren bu operasyon sonrasında hem ABD hem de Rusya ile “mutabakat” imzalandı. Bunlar da bölgeye barış gelmesine, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının sona ermesine yetmedi. Zira, başta ABD ve Rusya olmak üzere bölgeyle ilgili herkesin başka hedefleri var.
***
Her üç operasyon sonrasında yapılan açıklamalara göre, hedefe ulaşıldı, herkes dize getirildi. ABD bir tarafa Rusya öteki tarafa yatırıldı. Sonuç?

İdlib’den gelen haberlere göre, Şam yönetimi tüm Suriye’de varlığını kabul ettirmek için askerlerimize saldırı dahil her türlü yöntemi kullanıyor.

Soralım : Şam yönetimi Rusya’nın bilgisi dışında adım atabilir mi? Mümkün değil…

O zaman hedef ne?

Yaklaşık bir ay kadar önce Ankara’ya ulaşan bilgilere göre, Putin, Esad’a şunu söyledi:

– İdlib’de de hâkimiyeti kur, burada bir daha Türkiye’nin adını duymayacağım bir dönem başlasın.

Son yaşanan gelişmeler, Rusya’nın Şam yönetimine böyle bir hedef göstermiş olabileceğini gösteriyor. Rusya bunu neden yapıyor?

Güney komşumuz olarak Rusya, Suriye’de kontrolü dışında başka bir güç istemiyor. Erdoğan ile Putin’in arası çok iyi olsa bile Suriye başka iş!

Bu gelişmeler ABD açısından ne anlama geliyor? Türkiye ile Rusya’nın arasını açacak her gelişme ABD için iyidir!
***
Konunun uluslararası boyutu deştikçe başkalaşır. Bizi doğrudan ilgilendiren boyuta gelirsek… Şehit haberlerinin özellikle sosyal medyadaki yansımasının bir boyutu da şu:

  • Suriye’den kaçıp Türkiye’ye sığınanlar hayatlarını rahatça sürdürürken bizim askerlerimiz şehit düşüyor.

Bu çok tehlikeli bir fay hattı! Ne kadar şiddetli bir sosyal deprem yaratacağını kestiremezsiniz. Aylardır yeri geldikçe endişeyle paylaştığımız şu saptama bir kez daha gündeme oturuyor:

  • Bir gün Suriye sorunu bitecek, ama Türkiye’nin Suriyeliler sorunu bitmeyecek.

İktidar, saldırıya misliyle yanıt verildiğini açıkladı. Türkiye’nin güvenliği için atılması gereken her adım elbette atılmalı. Ancak Suriye’de başından beri yapılan yanlış hesap bizi bu noktalara getirdi. Bunu göz ardı edip salt içeriyi sakinleştireceği düşünülen adımlar atmak bizi yeni çıkmazlara sokabilir.

5 milyonu aşkın Suriyeliye ek olarak İdlib’den gelenlerin de olacağı tartışılırken hiç değilse bundan sonrası için “aman dikkat” diyoruz. Gerçekçi yol haritası çok yalın:

  • Sınırdaşlarımızla aramıza başka güç sokmamak!

AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

Bilindiği gibi Sayın Noyan Umruk emekli generaldir. Ayrıca Doktora (PhD) derecesi vardır. Son derece ağırbaşlı ve nitelikli – bilimsel değerlendirmeleri olmaktadır. Önceki gün (21.1.18) abc gazetesi web sitesinde yayımlanan yazısı, ülkemizi AFRİN’e sıcak askeri harekata sürükleyen gelişmelerin ardalanını özlü ve çarpıcı biçimde sergilemekte. (http://ahmetsaltik.net/2018/01/22/suriyede-durumun-vaziyeti/)

Bir kez daha açıkça yazmak – tarihe not düşmek boynumuzun borcudur      :

Mart 2011’de Suriye’nin BOP kapsamında bölünmesi ve İsrail’in 2. İsrail = Büyük Kürdistan ile büyütülerek Ortadoğu egemenliğinin pekiştirilmesi planı uygulamaya kondu. BOP Eşbaşkanı Erdoğan‘a bu görev verildi ve Türkiye bütün legal – illegal araçlarla Suriye’ye daldı. Ancak Suriye yalnız değildi; başta Rusya – İran olmak üzere, Irak, Azerbaycan ve uzaklardan Çin, Almanya gibi ülkeler ABD – İsrail eksenine çıkarları gereği karşı durdular. Suriye bölünse idi, sıra İran ve Türkiye’nin de bölünmesi ile 4 ülkeden koparılacak topraklarla BÜYÜK KÜRDİSTANİsrail güdümünde bir kukla devlet olarak kurulacaktı. Rusya güneyden sınırlanacak, petrol-doğalgaz alanları hem Çin, Rusya hem de Almanya açısından denetim dışı kalacaktı. Rusya’nın sık sık ve kendince pek haklı olarak vurgulayageldiği üzere;

  • SURİYE’nin TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ YAŞAMSALDIR.

Gerçekte bu saptama İran ve Türkiye için de daha az olmayan derecede yaşamsaldır. Unutulmamalı; Suriye ile muazzam uzunlukta, 911 km kara sınırı olan ülke Türkiye’dir. Ayrıca BM Anlaşması uyarınca da sınırların değişmezliği ülkesi uluslararası hukukta yürürlüktedir.

Tarihin diyalektiği öngörüsüz, ufuksuz, kimi hayallerle taşeronluğa, emperyalizmin sopalığına soyundurulan… AKP iktidarını terbiye etti bereket. Bu süreçte Rusya ve İran son derece özverili ve ustaca, sabırla, Erdoğan’ın çok güçlü ve o ölçüde handikap oluşturan narsisistik kişiliğini aşmak için didindiler. Rusya – İran devlet başkanları, yöneticileri kezlerce Ankara’ya geldiler. Çok ustalıklı bir dış siyaset satrancı oynadılar, gerçekten büyük iş çıkardılar, onları kutlarız!
Azerbaycan da öyle.. Esad rejimi ise bu ülkelerin telkinlerine uyarak, yutkunarak sabretti ve ülkemizle doğrudan çatışmadan hep kaçındı. Türkiye’de ise, tüm engellere karşın DEVLET AKLI – BEKA REFLEKSİ Erdoğan’ı zamanla sınırladı.

Sonuçta şimdilerde Türkiye, örn. Afrin operasyonu ile, Mart 2011’de başladığı emperyalist güdümlü taşeron bölücü politikalarının ağır hatalarının bedelini ödemektedir ne yazık ki. Geçtiğimiz yıl da Fırat Kalkanı operasyonu ülkemize son derece ağır bedeller ödetmişti. Her şeyden önce 75 dolayında Mehmedimizi şehit vermiştik. Mali faturanın birkaç milyar dolara erişmiş olması işten bile değildir.

AKP = ERDOĞAN fahiş hatalar yaparak ülkemizi uçurumun kıyısına sürüklemekte, sonra tüm ülke hatta ülke dışından uyarılar – frenlemeler – çabalar – çırpınmalar ve çırılçıplak ortaya çıkan tarihsel gerçekler ile 180 derece dönüş yapılmaktadır.

Sonra da, tüm bunlardan asıl sorumlu olanlar bu kez 1 numara yerli – milli – ulusalcı – vatansever kesilmekte ve eleştirileri, –adeta yansıtma ile– vatan hainliği suçlaması ile boğmaya çalışmaktadırlar. Demokratik bir ülkede bu olabilir mi?

OHAL sopası ile en küçük haklı – doğru muhalefet, suçluluk psikolojisi ile boğulmaktadır.

Çooook daha can sıkıcı olan ise bu partinin VATAN – MİLLET (sıkılmadan ÜMMET diyorlar!) savunucusu kesilmesidir.

BOP ve eşbaşkanlığı, apaçık Türkiye’nin de bölünmesini öngören haritalara dayanıyordu.

Erdoğan Eşbaşkanlığını TV kameraları önünde onlarca kez açıklar ve adeta övünerek itiraf ederken bu gerçeği gör(e)memiş olabilir mi? Hiiiç sanmıyoruz. Ancak ülkemizin namuslu yurtsever direnci, Erdoğan’ı da bu beladan kurtarmış, kurtaracak gibidir. Erdoğan bu kesimlere minnet ve şükran dolu olmalıdır.

Fırat Kalkanı, Afrin harekatı vb. asla ve asla
iç politikada seçime malzeme yapılmamalıdır!

Bu utanç verici olur. Ne var ki tablo öyle görünmüyor. AKP = Erdoğan‘ın ciddi biçimde düşen oyları nedeniyle mutlaka farklı – yeni birşeyler yapmaları ve halkın yurtseverlik duygularını kullanması gerek! İşte asıl kahredici olan budur.. Önceki gün Bursa konuşması niyeti açıkladı!

  • Birilerinin oyları artsın ve  seçim kazansın diye ülkemiz maddi – manevi muazzam bedeller öderken, asker – sivil şehir ve gazi verirken, başlarına roketler düşerken.. gerçeği çırılçıplak görmek…Yalaka basının  gerçekleri ters yüz etmesi ve

    sesini duyurmak için çırpınan aydının ateşten gömleği..(Not : İYİ Parti Gn. Skrt. Dr. Aytün ÇIRAY’ın 21.1.18 günü SÖZCÜ’de
    Emin Çölaşan’ın köşesinde yayınlanan mektubundan kısa bir bölüm yazımızın sonundadır..)

    Keşke tarihi yazanlar, Büyük ATATÜRK‘ün uyarısı gibi yapana sadık kalsa..

    Keşke namuslu tarihçiler, bu olup bitenlerin içyüzünü yazsalar ve bugün değilse bile gelecek kuşaklara olsun bir yarar sağlasa..

  • Kamuoyuna dönük aldatan algı yönetimi kahredici..Siyasal iktidar elbette değişecek ve ülkemizin başına bu yıkımları getiren siyasetçiler mutlaka yargılanacaktır.. Erdoğan dün (22.1.18) Ankara Sanayi Odası ödül töreninde konuşuyordu.. Hamasete ve de salondan gelen alkışa sınır yok, yok, yok! Heyhaaatt.. Peki Afrin – Fırat Kalkanı…  operasyonlarında çarpışan Mehmetçikler içinde AKP vekillerinin – üst düzey yönetcilerinin çocukları – yeğenleri var mı, yoksa onlar zaten ”bedelli askerlik” mi (!) yapmışlardı?Bu arada, vatanın çıkarları için şahinler şahini kesilen iktidara soralım :
  • İşgal edilen Ege ada – adacık – kayalıkları vatan toprağı değil mi?
    Neden son birkaç yıldır susuyor ve bu işgale ses çıkar(a)mıyorsunuz????
    Bunun adı vatana …….. değil de ne??

Not : Konuyla bağlantılı olarak “ERDOĞAN’ın SORUNU GERÇEKTEN ve 
SALT KOPROLALİ Mİ; YOKSA… ?”
başlıklı yazımızı da okumalısınız..

Sevgi, saygı, derin KAYGI ve UMUT ile.
22 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
============================================

Dr. AYTUN ÇIRAY’dan AFRİN operasyonuna ilişkin çok ciddi uyarılar…

AKP’nin yanlış dış politikaları Suriye’de zirve yapmış ve Türk Milleti’ne çok ağır can ve mal kayıplarına neden olmuştur. 2012’de birkaç hafta içinde Şam’da Emevi Camisi’nde cuma namazı kılma gibi ideolojik hayallerle olağan rotasından çıkarılan Suriye politikaları, bugün Türkiye’yi, Irak’ın yaşadığı gibi bir cehenneme sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakabilir. Biz bunu savunup çözümün Suriye ile barıştan geçtiğini anlatmaya çalışıyoruz. Ancak adına merkez medya denilen medyanın da artık yok olma aşamasına geldiğini üzülerek  görüyoruz… evlâtlarımızın kanlarının boşuna dökülmesini önlemenin tek çaresi Sayın Erdoğan’ın sözde “Milli ve yerli” politikalarının iç yüzünü milletimize anlatmaktan geçiyor… Çünkü AKP’nin dış politikası tam bir fiyaskodur ve bunun bedeli şu an için insanımızın kendi refahından ve mutluluğundan çalınan yüzlerce milyar dolardır. Bu maddi bedel her geçen gün biraz daha katlanmaktadır. Manevi maliyet ise her türlü parasal bedelin üzerindedir ve olumsuz etkileri kuşaklar boyu sürecektir.
* * *
AKP ve yandaşlar Afrin meselesini yine iç politikaya alet etmekte ve seçim süreçlerinde kendi hedeflerine ulaşmak için kullanmak niyetindedir.
Dış politikanın Sayın Erdoğan tarafından şehitler vermemiz pahasına ve tekrar seçilmek için kullanılması ‘yerli ve millî’ sıfatları ile örtülemez…
(SÖZCÜ, Emin Çölaşan’a mektubu, 21.01.2018)

DAEŞ Suriye’de Kimyasal Silah Kullandı

Türk Silahlı Kuvvetleri :
“Haliliye bölgesinde DEAŞ’ın attığı roket sonucunda 22 muhalif unsurun vücutlarında kimyasal gaz belirtileri gözlemlenmiştir.”

(AS: Bizim kapsamlı katkımız haberin altındadır..)

TSK‘dan yapılan açıklamada “Haliliye bölgesinde DEAŞ (AS: doğrusu DAEŞ) tarafından atılan roket sonucunda 22 muhalif unsurun göz ve vücutlarında kimyasal gaza maruz kalma belirtileri gözlemlenmiştir.” denildi.

Genelkurmay Başkanlığınca, Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında Suriye’nin Haliliye bölgesinde terör örgütü DEAŞ tarafından atılan roket sonucu 22 muhalifin göz ve vücutlarında kimyasal gaza maruz kalma belirtilerinin gözlemlendiği açıklandı.

TSK‘dan yapılan bilgilendirmeye göre, DEAŞ başta olmak üzere terör örgütlerinin yarattığı tehdidi bertaraf ederek hudut güvenliğini artırmak ve koalisyon güçlerine destek vermek için Suriye’nin kuzeyine yönelik 24 Ağustos’ta başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı’nda 96. güne gelindi. (AS: Şehit sayısı 18 oldu!)

Harekatta, terör örgütü mensuplarıyla çıkan çatışmalarda bir muhalif şehit oldu, 14 muhalif yaralandı. Haliliye bölgesinde DEAŞ tarafından atılan roket sonucunda 22 muhalifin göz ve vücutlarında kimyasal gaza maruz kalma belirtileri gözlendi. Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait uçaklarca, Anifah bölgesindeki 4 DEAŞ hedefi imha edildi.

NE OLMUŞTU?

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının karadan ve havadan hedef aldığı DEAŞ’ın El Bab’da kimyasal silah kullandığı şüphesi Ankara’yı alarma geçirmişti. Hürriyet‘ten Uğur Ergan’ın haberine göre askeri kaynaklar, kimyasal zehirlenme şüphesiyle Kilis’e getirilen ÖSO güçlerinin KBRN bölümünde (Kimyasal Biyolojik Radyasyon ve Nükleer tehlikeli maddeler) tedavi altına alındığını doğrulamıştı.

ÖSO mensuplarında sürekli mide bulantısı ve şiddetli baş ağrısı görülmesi nedeniyle DEAŞ’ın kimyasal silah kullandığı kuşkusu rtmıştı. DEAŞ’ın top mermilerinin içine klorür gazı koyarak bunları kimyasal silah haline dönüştürdüğü değerlendiriliyordu. Bir yetkili, “İlk ibareler kimyasal olabileceğini gösteriyor..” demişti.

TÜRK Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının karadan ve havadan hedef aldığı DEAŞ’ın El Bab’da kimyasal silah kullandığı kuşkusu Ankara’yı alarma geçirdi!

Askeri kaynaklar, TSK’nın destek verdiği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerinden 17 kişinin kimyasal zehirlenme şüphesiyle Kilis’e getirilip KBRN bölümünde (Kimyasal Biyolojik Radyasyon ve Nükleer tehlikeli maddeler) tedavi altına alındığını doğruladı.

ÖSO mensuplarında sürekli mide bulantısı ve şiddetli baş ağrısı görülmesi nedeniyle DEAŞ’ın kimyasal silah kullandığı kuşkusu arttı. DEAŞ’ın top mermilerinin içine klorür gazı koyarak bunları kimyasal silah haline dönüştürdüğü değerlendiriliyor. Bir yetkili, “İlk ibareler kimyasal olabileceğini gösteriyor” dedi.
(http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-tskdan-flas-aciklama-40289536?utm_source=wpush&utm_medium=breaking#webPushId=NDk4, 27.11.16)
========================================
Dostlar,

Ortadoğu cehennemi giderek kızışıyor.
Denebilir ki zaten cehennem.. Daha nesi kızışacak??
Batı, kendi elleriyle var edip besleyip büyüttüğü İslami terör örgütü DAEŞ‘e (Davala al İslamiye fil Irak  eş Şam) kimyasal silah da sızdırmış anlaşılan.. Bölgedeki vesayet ya da vekalet savaşı giderek tırmanıyor. Türkiye ise AKP – RTE’nin olağanüstü yanlış mezhepçi (Alevi – Şii düşmanı!) dış politikaları yüzünden Nisan 2011’den bu yana giderek batağa saplanıyor.. 4,5 yıldır en yüksek bedeli ödeyen ülkeler içinde emperyalizmin BOP kapsamında bölme amacıyla çıkarttığı iç savaş yaşanan Suriye
ve Irak’tan sonra Türkiye ödemekte! AKP – RTE’nin baştan sona fiyasko,
mezhep ayrımcılığına dayalı Alevi – Şii düşmanı takıntılı ve düşmanca Suriye – Irak politikaları
sonucu zorunlu duruma gelen, mecburiyetten yürütmek zorunda kalınan Fırat Kalkanı operasyonu 96. gününe ulaşmıştır ve 18 vatan evladı bu yanlış politikalara şehit (kurban) verilmiştir 96 günde.. (24 Temmuz 2015’te PKK’ya karşı başlatılan savaşımda 500’e varan vatan evladı feda edilmiştir!) Suriye’nin seçilmiş meşru iktidarına karşı Batı kışkırtmalı ve destekli isyancılar, ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) çatısı altında Türkiye tarafından akıl dışı biçimde ve kör inatla kullanılmaktadır hala!

Vahim olan, bizi Suriye – Irak batağına iten – çeken emperyalist ülkeler bizimle doğrudan sayılabilecek biçimde taşeron güçleriyle orta yoğunlukta sıcak çatışmaya girmişlerdir!

TSK Ergenekon, Balyoz…… ve son olarak FETO süreçlerinde çok ciddi darbe hatta yaralar almışken cepheden cepheye sürülmektedir.. İçeride FETÖ ve PKK, dışarıda PYD ve türevleri aracılığıyla doğrudan emperyalist Batı bloku ile sıcak çatışmaya girilmiştir.. Karşımızda ne denli hazindir ki “stratejik müttefik” (!) ülke ABD vardır!

Kritik bir aşamaya gelinmiştir ve Başbakan Yıldırım ülkemizin “beka sorunu” ile yüzyüze olduğunu söylemektedir. Bu söylem içe dönük olarak kamuoyu desteği alma ve sayısı sürekli artan şehitlerin toplumsal travmasını hafifletme amacını bir ölçüde gütse de, gerçekte durum oldukça ağırlaşmıştır. Sabahın 04:00’ünde Dışişleri bakanı “kritik” kodu ile acilen İran’a uçmaktadır MİT Müsteşarı ile.. Erdoğan 26 saat içinde 2 kez
Putin ile görüşmektedir.. AB ile köprüler içiboş ve düzeysiz şantajlarla sözde atılmakta, yine sözde ŞİÖ’ye (Şangay İşbirliği Örgütü) göz kırpılmaktadır!?

  • İHEB askıdadır, ülke OHAL KHK’leri ile Anayasa,
    hukuk ayaklara altına alınarak inletilmektedir!

Böylesine kapsamlı bir kuşatmada yapılacak ilk işlerden biri içeride ULUSAL CEPHEYİ güçlendirip birleştirmektir. Oysa AKP – RTE, kör kör gözüm parmağına Ulusu kutuplaştırıcı akıl dışı dayatmaları sürdürmekte. OHAL KHK’leri artık açıkça amacının dışına çıkmıştır. Başkanlık dayatması açıkça Ulusu bölmektedir. Ekonomide yıkım belimizi bükmekte iken Başbakan hala “Ekonomi güçlü” masallarıyla kendini avutmakta, karanlıkta ıslık çalmaktadır. AB ile deyim yerinde ise “it dalaşı”
yürümekte!

Yapılacak girişimler hala vardır                :

  • Suriye ve Irak yönetimleriyle İran ve Rusya ile olduğu gibi “doğrudan” görüşülmeli ve bu 2 ülkenin içişlerine karışılmayacağı, sınırların değişmeyeceği güvencesi verilmeli, buna karşılık tüm terör örgütlerine bu 2 ülkenin hiçbir ödün vermeden etkisizleştirme güvencesi istenmelidir.
  • Tayyip bey, ülkemizi iyice açmaza iten biçim (Kasımpaşa söylemi) ve içerikte  ikide bir kritik dış politika sorunlarında konuşmayı bırakmalı, Dışişleri yapmalıdır açıklamaları. Normaleşme için Tayyip bey handikapından kurtulma zorunluğu vardır.
  • Erdoğan, yürürlükteki Anayasaya göre siyaseten sorumsuz Cumhurbaşkanıdır
    (AY md. 105/1), suç işlemeyi bırakarak sınırlarına çekilmelidir.
  • Göçmenlere kapıyı açmanın hiçbir eylemli (fiili) etkisi olmadığını Batı çok iyi biliyor. Sınırlarını iyice güçlendirecekler ve hiçbir göçmeni topraklarına sokmayacaklardır.
    Sınır kapılarında yaşanacak insani dramlar hatta trajediler (ölümler!) ülkemizi ve
    sorunu daha da içinden çıkılmaz bunalıma itecektir.
  • Çare, gene aynıdır; Irak ve Suriye yönetimleri doğrudan görüşerek bu 2 ülkede
    bir an önce iç barışın sağlanması ve göçmenlerin de çok büyük ölçüde ülkelerine
    geri dönmeleridir..

Son olarak;

  • Saydamlık son derece önemlidir. Demokrasilerde yurttaşların bilme hakkı vardır.
    Kritik devlet sırları ile sınırlama dışında kamuoyu doğrudan ve açıklıkla bilgilendirilmeldir.
  • TBMM’de mutlaka açık – gizli oturumlar yapılmalı ve
  • 80 milyonluk ülkemizin yazgıs asla ve asla TEK ADAMA bırakılmamalıdır..
    Bu nokta yaşamsal derecede önemlidir..

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile.
27 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com