TEK SORUMLU SENSİN!

Dostlar,

Tam 1 yıl önce bu gün web sitemizde yayımladığımız Sn. Rifat Serdaroğlu‘nun
“TEK SORUMLU SENSİN!” başlıklı yazısını ve altındaki bizim katkımızı 1 yıl sonra
1 kez daha bu güncel notu ekleyerek sunmak istiyoruz..

İşte arşivlerin unutmaması ve Tarih bilinci bu olsa gerektir..
İbret almak üzere 1 kez daha özenle okunması dileğimizdir..

Yaklaşık 2,5 – 3 saat sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa, Afyon Kocatepe’den Büyük Taarruzu başlatan “ateeeşşşş!” emrini gürleyerek verecek..  Bir ulusun ölüm – kalım savaşı başlayacak.
94 yıl sonra geldiğimiz hazin ve yürek yakan durumumuza bakar mısınz??

AKP – RTE hiç kendine sormaz mı                           ???

– 14 yıl önce Türkiye’yei nereden aldık, nereye sürükledik?
– Ülke neden kan – revan içinde, binlerce insan bizim hatalı politikalarımız yüzünden öldü..
– Komşularla çatışmaya girdik,
– gelir dağılımını iyileştiremedik..
– 3 Y temel (ana) vaadimiz vardı; Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar… Tam tersini yaptık,
Ülke OHAL altında inliyor.. çelik pençe ile yönetilirken TBMM tatilde!
Bu alaturka hovardalığın dünyada örneği var mı?
– Ha bire kandırılıyoruz (!?)
………

1 Başbakan (?) + 5 Başbakan yardımcısı + 21 Bakan = 27 kişi, kerameti kendinden menkul.
1 de CB “Sultan President Erdogan”… 28 kişi..
1 ağızdaki diş sayısı kadar ama gerçekte “Tek adam“ın Meclissiz, mutlak monarşik,
otoriter – totaliter, demir yumrukla yönetimi..

Yoksa asıl hedef bu muydu ?????
Yollarda beraber yürünen cihat ortaklarının tasfiyesinde mi sıra??
2023’e giden yolların arifesinde kanlı kadifeden parke taşları mı döşeniyor?? 

*****
Birkaç kısa tümce de İngilizce yazalım.. Belki işe yarar!?..
Yıllardır Türkçe yazdıklarımızın bir anlamı – değeri olmadı!

*****
Afterwards, later on, qou vadis Mr. Erdogan ??
Qou vadis Mr. Erdogan ??
Qou vadis Mr. Erdogan ??
Qou vadis….. Mr. Erdoğan<
Are you OK; JDP (AKP) & Mr. Sultan Erdogan ??

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile.
26 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Sn. Serdaroğlu’nun yazısının altında geçen yıl koyduğumuz notların da okunması dileğiyle.

====================================

TEK SORUMLU SENSİN!

portresi_gulen

 

Rıfat SERDAROĞLU

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

 

Devlet yönetmeyi oyun mu sandın?

Cehaletinin, işbilmezliğinin, hırsının, kibrinin, doymak bilmeyen açlığının, ailenin şımarıklığının bedelini niçin Türk Milletine ödetiyorsun?

Türkiye’de olan her olumsuzluğun, her kötülüğün kaynağında sen varsın!

Senin, bulunduğun makamdan Anayasa’ya uygun olarak
derhal indirilip, yargılanman gerekir!

Senin kasıtlı olarak uyguladığın yanlış politikaların sonucu bir tane insan ölse, binlerce dünya batıyor!

Sen bu acının, bu büyük günahın farkında mısın?

Yitip giden bu canlar sana bunun hesabını sormayacaklar mı sanıyorsun?

Kalanlar bu dünyada, gidenler ahirette senden davacı olmayacaklar mı sanıyorsun?

Sen kendine kabadayı-delikanlı- mert adam denilmesinden hoşlanırsın
değil mi?

Eğer bu vasıflar sende varsa, istediğin televizyon kanalında şu sorulara cevap vermelisin :

Yeter artık, kaçmaktan, yalanların arkasına sığınmaktan bıkmadın mı?

Çık saraydan dışarı, Türk Milletine önce hesabını ver, sonra başkan mı olacaksın, sultan mı olacaksın, ne olursan ol! Ama bizden uzak ol!

-13 senedir, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve tüm kurumlarını
sen tek başına yönetmiyor musun?

-13 senedir, T.C. Devletinin tüm bürokratik yapısını
sen değiştirmedin mi?

-13 senedir, Cemaat denen illegal yapının elemanlarını,
Devletin en hassas birimlerine sen yerleştirmedin mi?

Zekeriya Öz gibi Savcı müsveddesi tetikçileri sen bulup,
altına zırhlı Mercedes araba, cebine hükümet yetkisi, para verip,
Türk Ordusunun Komuta heyetini sen çökertmedin mi?

-Oslo’dan başlayıp, Habur ve İmralı görüşmelerini sen onaylamadın mı?

-Vesayeti kaldırıyorum diye, Askeri kışlasına Polisi Karakollara
sen kapattırmadın mı?

-Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizde, şehir hâkimiyetini,
bilerek ve planlayarak PKK’ya sen bıraktırmadın mı?

-Türk Devletinin istihbarat kuruluşunu, PKK ve IŞİD görüşmecisi seviyesine sen indirtmedin mi?

PKK Narko Terör örgütünün ve El-Kaide türevlerinin,
şehirlerimizi silah deposu haline getirmelerine sen imkân tanımadın mı?

-13 senede, Cumhuriyet tarihinde yapılan borcun ÜÇ katını
sen yapmadın mı?

-Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Ortadoğu bataklığına sen sokmadın mı?

Tüm bunları sen bilerek isteyerek yapacaksın, tüm suçu başkalarının üstüne atacaksın!

“Beni halk seçti” diyerek Anayasal sistemi değiştirdiğini söyleyeceksin!

“Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına aldım” diyeceksin,
sonra en keskin Türk Milliyetçisi kesileceksin!

Büyük Atatürk’ün büstleri yıkılır-yakılırken sesini çıkarmayacaksın,
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Şeyh Said’in heykelinin dikilmesine
izin vereceksin,

Cumhuriyetin kurucularına “İki Ayyaş” diyeceksin,

sonra sıkışınca Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyeceksin ha!

Sen Türk Milletini kör ve sağır mı sanıyorsun?

Sana verilen şansı kötüye kullandın. Kendi sonunu kendin hazırladın!

Başımıza gelen her kötülüğün tek sorumlusu sensin.

Hesap vereceksin hesap…

=============================

Dostlar,

Ne demeli, Sayın Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu‘nun
eline, koluna, yüreğine, beynine, kalemine sağlık ve de ALKIŞ!

Evet, kaçınılmaz son yaklaşıyor…

Bay RTE, 13 yıldır Başbakan + Cumhurbaşkanı, ondan önce de 1994 – 2002 arası İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak yaptığı tüm hukuksuzlukların hesabını verecek..
Bunu kendisi de görüyor.. Gemileri yakması ondan..

Salt ulusal yargıda da değil… Uluslararası Ceza Mahkemesinde de yargılanacak Suriye’de iç savaşı kışkırttığı için, MİT tırları ile silah yolladığı için, insanlığa karşı suç – insanlık suçu – savaş suçu işlediği savları ile..
GEZİ’de polis terörü ile öldürülen yurttaşlar,
20 Temmuz’dan bu yana şehit edilen 60’a yakın asker – polis, çok sayıda sivil ve korucu…..

Saymakla biter mi ki??

Sayın Serdaroğlu 13 soru sormuş.. 1 de biz ekleyelim :

Bay RTE’ye Sorumuzdur                :

  • Daha dün sucuk, su, bisküvi… satarken ve ev kiranızı ödeyemezken;
    bugün sekiz milyar Doları bulan servetiniz olduğu söylendi ve kaynağı soruldu.
    Vargücünüzle bağırarak, gırtlağınızı yırtarcasına (suçluların telaşı mıydı sahi??!)
    “İftiradır, ispatlamayan şerefsizdir..” buyurdunuz. İsviçre Hükümetine dünya kamuoyu önünde yetki verebilir misiniz ki; o ülke bankalarında sizin ve 1. derece yakınlarınızın
    ne denli hesabı varsa açıklasınlar??
    Yaaa.. işte böyle.. Deniz Baykal yıllar önce aynen böyle yapmıştı!

Evet Bay RTE, dönülmez akşamın ufkudur ortalığı basan..
Alınan mazlum ahlarıdır, çıkacaktır aheste aheste..
Bu dünyada yasal hesap verilecek, ayrıca İlahi adalet de tecelli edecektir
er ya da geç…

Sevgi ve saygı ile.
26 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“92. YILINDA CUMHURİYET ve DEMOKRASİ”

Dostlar,

Dün, 28 Ekim 2015 günü Yüksek Ticaretliler Derneği Ankara Şubesi‘nde çok hoş bir konferans dinledik. Dernek Başkanı sevgili dostumuz Davut Özdemir ve ark. nın çabasıyla düzenlenen konferansın konusu Cumhuriyetimizin 92. Yıldönümü idi.

Çağrılı konuşmacı Sayın Hüseyin Önder,

92. YILINDA CUMHURİYET ve DEMOKRASİ” 

başlıklı bir görsel sunu yaptı. 49 yansıdan oluşan sunu, yer yer sokakta insanlarla demokrasi – cumhuriyet konusunda söyleşileri de içeriyordu. “Yurdum insanı” ne yazık ki bu 2 bağlantılı hatta içiçe kavram hakkında “gene” kulaktan dolma, bilgiye dayanmayan “kendince fikir” sahibi idi.

Yansı içerikleri çok oldukça varsıl idi ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın Cumhuriyet’i kurma öyküsü, bu rejime aşkı, çok partili yaşama geçiş çabaları,
çok partili yaşama geçişi teşvik etmesi, kendi kurduğu parti CHP’yi eleştirisi..
Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandırma tasarımı ve yaşanan olağanüstü sorunlar,
güçlükler..

Konuşmacı Sayın Hüseyin Önder çok birikimli ve ATATÜRK Devrimlerini,
yakın Cumhuriyet tarihimizi içselleştirmiş bir aydın olarak içten bir sunu yaptı.
Katılımcıları sürece kattı, sunusu sırasında soru ve katkı aldı ve 2 saati bulan etkileşimli (interaktif) bir aydınlanma süreci yaşandı. Oturumu yöneten Yüksek Ticaretliler Derneği Ankara Şubesi başkanı sayın Davut Özdemir, son bölümde ek soru ve katkıları aldı.
Ardından Derneğin salonlarında kokteyl verildi ve katılımcılar ayaküstü söyleşilerini sürdürdüler..

Sayın Hüseyin Önder‘den sunumunun örneğini rica ettik ve sağolsunlar, kırmadan verdiler.
Web sitemizde yayımlama iznini de.. Kendilerine çok teşekkür ederek bu güzelim sunumu paylaşmak istiyoruz. Lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak izler misiniz??

CUMHURIYET’in_92.Yili_Huseyin_Onder

Sevgi ve saygı ile.
29 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Alev COŞKUN : 27 Mayıs’ın anlamı…


Dostlar,

Sn. Alev COŞKUN katıksız bir Atatürkçüdür. Turizm Bakanlığı yapmıştır
ve Siyaset Bilimi alanında Doktora (PhD) derecesi sahibidir.

Özellikle, Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın Osmanlı’yı teslim alan (ve de SEVR ile bitiren)
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesi ile bir çözüm aramak üzere Şam cephesinden İstanbul’a geldiği ve 16 Mayıs 1919’da Kurtuluş Savaşını başlatma amacıyla Samsun’a çıkmak üzere ayrıldığı güne dek geçen 6 aylık dönemi incelemiş ve kitaplaştırmıştır. Bu dönem Cumhuriyet – Devrim tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır. Coşkun’un kitabı Özenle okunmalıdır.

Alev bey, 80’i bulan yaşı ile 27 Mayıs süreçlerinin, DP’nin karabasan 10 yılının yaşayan
canlı tanığıdır aynı zamanda. Bu bağlamda, aşağıda yazdığı özlü derleme,
27 Mayıs 1960 Devrimi‘ni doğru anlamak bakımından çok değerlidir.
Kendisine ve AYDINLIK Gazetesine teşekkür ederiz.

6_AY_Kitabi

 

 

 

 

 

 

 

Başta “Cemal Aga” olmak üzere 27 Mayıs Devrimi’ni ören tüm emekçi ve
Devrimcilere, demokrasiye aşık TSK’nın genç subaylarına selam olsun..

Sevgin (aziz) anıları önünde hürmetle eğiliyoruz.

  • 27 Mayıs Devrim Şehitlerini saygı ile anıyoruz.

Yassıada Mahkemesinde idama mahkum edilen ve cezaları MBK onayıyla asılarak
infaz edilen dönemin

Başbakanı Adnan Menderes,
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve

Maliye Bakanı Hasan Polatkan

ve aileleri – sevenleri için elbette üzülüyoruz.

Ancak yapıp ettikleri, masum kanı döktükleri ve ülkeye verdikleri ölçüsüz zarar nedeniyle
kişisel olarak onları bağışlayamadığımızı da itiraf etmeliyiz.
Bu infazların siyasal sömürü kaynağı yapılması ise midemizi bulandırıyor.
Bunca siyasal cürümden kahraman(lar) çıkarmak olanaksızdır, boşuna çabalamayın.

Alev bey yer darlığı yüzünden yaz(a)mamış.. Bir büyük DP cürümünü de biz ekleyelim :

Atatürk döneminin borçsuz kalkınma politikası bırakılarak dışarıdan ölçüsüz borçlanma yapıldı ve yatırım yapılmadan hovardaca harcandı. 1958’e gelince memur aylıkları ödenemez oldu ve ABD de politik baskı kurmak için “yardım”ı oyaladı. Menderes ABD’yi Sovyetlere başvurma ile korkutmak istedi.

Ülke iflas ettirilmişti ve adeta moratoryuma zorlandı..
Sonunda IMF’ye teslim oldular ve 1 $ 2,8 TL iken (Atatürk döneminde 0.8- 1 TL arasında tutulmuştu!) % 320’lik muazzam bir devalüasyon ile Temmuz 1958’de 9.2 TL’ye çıkarıldı!
Bu koşulla borç para bulabildiler ve ekonomik bunalımı borçkolik bağımlılıkla
ötelemeye çabaladılar. Ülke korkunç yoksullaştırıldı ve dış güçlerce sömürüldü..

Bu ekonomik başarısızlık DP’nin çöküşünde temel belirleyicilerden oldu.
Ülkeye maliyeti ise tarif edilemez derecede ağır oldu, olmakta..
Tüm bunları görmezden gelerek DP mağdurları hele hele kahramanları yaratmaya çalışmak tarihe hakaret, ülkeye de ihanet olur.

Öbür cürümleri uzun bir liste oluşturmakta, saymasak bile olabilir.
DP’nin Türkiye’yi ekonomik iflasa ve moratoryum ilanına sürüklemesi
tek başına, yetmez mi en ağır biçimde cezalandırımaya??

– 6/7 Eylül 1955 kanlı ve uluslararası fiyasko doğuran olayları kim tezgahladı_
– 1958 Lünbnan iç savaşında Müslümanlarla çarpışan Lübnanşı Hıristiyanlara
silah desteğini kim verdi?
– 1955 BM oyalamsında Cezayir’in Fransa’dan bağımsızlığını kazanması savaşımında destek
olmayıp “çekimser” oyu kim kullandı?
– Basına ağır sansürü ve bembeyaz boş sütunlara çıkmasından kim sorumlu?
– CHP’nin mallarına el koymak ve giderek kapatmak için savcı – yargıç yetkisinde TBMM Soruşturma Komisyonu kurararak demokrasiyi ve hukuku kim katletti??
– İstanbul Üniversitesi’nde gençlere ateş açarak Turan Emeksiz’in ölüminden kim sorumlu?
– İstanbul Üniversitesi’nin saygın rektörü Ord. Prof. Sıddık Sami Onar’ı polis vahşetiyle kim yerlerde sürükledi?
– 200 (iki yüz!) tona yakın Hazine altınını Londra – Zürih bankerlerine borç alabilmek için kim rehin etti?
…….
Daha uzatalım mı??

Bir de 27 Mayıs Devrimcilerinin ülkeye kazandırdıklarına bakalım..
1961 Anayasası başlıbaşına, kurumları ile bir baş yapıttır (şah eser!).
Dünyada örneği – benzeri yok gibidir..
Günümüzde bu Anayasasnın fersah fersah gerisindeyiz..

*****

Hiç duygu sömürüsüne yer yoktur..
Sorumlular en ağır cezaları haketmişlerdir.

Sevgi ve saygıyla
27.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltik@gmail.com

=========================================

27 Mayıs’ın anlamı…

portresi

 

 

 

 

 

Dr. Alev COŞKUN
AYDINLIK, 27 Mayıs 2014

2may

Bugün 27 Mayıs 1960 Devrim Hareketi’nin 54. yıldönümüdür.
27 Mayıs sonrası kurulan Yassıada Mahkemeleri sonrası üç siyasal kişiliğin
idam kararına çarptırılmaları, bu kararların infaz edilmesi, oluşan acıma duygusu nedeniyle 27 Mayıs hareketi nesnel olarak değerlendirilememiştir.

  • 27 Mayıs, tipik modelde bir askeri darbe mi,
    yoksa yeni çığırlar açan bir devrim hareketi midir? 

Bu soru, 1950-60 dönemi nesnel olarak analiz edilmeden, DP’nin icraatlarının
evrensel hukuk ve evrensel demokrasi kuralları çerçevesinde irdelenmeden
doğru yanıtlanamaz. Bu nedenle satır başlarıyla gelişmeleri belirtmeliyiz.

DP’nin devrimlerden verdiği ödünler

Demokrasi ve özgürlük bayrağını eline alarak iktidara gelen Demokrat Parti (DP),
işe önce Atatürk’ün aydınlanma devriminden ödünler vererek başladı.
Din duygularının siyasal alanda önemli bir “istismar” aracı olarak kullanılması,
Arapça ezana dönülmesi, Kuran kurslarının genişletilmesi, din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi…

Çok partili sisteme girişle birlikte haklı-haksız eleştiri oklarının yoğunlaştığı
Köy Enstitüleri DP tarafından 1954’te kapatıldı.

Tüm yurda yayılmış olan ve sayıları beş bini aşan
Halkevleri ve Halk Odaları kapatıldı.
İktidarı kendi eliyle barış içinde devreden CHP’nin bütün malları elinden alındı.

Atatürk’ün Tam Bağımsızlık ilkesi unutuldu, tüm dünyada kurtuluş ve bağımsızlık savaşlarına karşı tutum alındı.

– Süveş Kanalı’nın millileştirilmesi olayında Mısır lideri Nasır’ın yerine İngiltere’nin; – Fas ve Tunus’ta bağımsızlık için ayaklanan devrimci halkların yanında değil, Fransa’nın ve
– Cezayir’de bağımsızlık için savaşan halkın yanında değil, bu hareketi katı bir biçimde bastırmaya çalışan Fransa’nın yanında yer aldı.
– İran’da petrol yataklarını millileştirme kararı alan Başbakan Dr. Musaddık’ın
yanında değil, emperyalist güçlerin yanında yer aldı.

Bu örnekler, dünyada ilk bağımsızlık savaşı veren Atatürk’ün temel çizgisinden sapıldığını, kapitalist ve emperyalist cephenin yanında yer alındığını gösterir.

Başbakan Menderes, aydınlanma devrimlerini “halk tarafından tutulan ve tutulmayan” devrimler olarak ikiye ayırıyor ve DP grubuna, TBMM çatısı altında

  • “Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz!” diyor

ve Atatürk devrimlerinin temel felsefesine karşı olduğunu açıkça belirtiyordu.

Özgürlükçü ve demokrat olduğunu iddia eden DP, kendisine oy vermeyen
Abana ilçesini belde, Kırşehir ilini de ilçe statüsüne indirdi.

Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’daki yüksek yargıçları gerekçe göstermeden görevlerinden alıp emekli etti.

Basın özgürlüğüne darbe indiriliyor, gazeteciler hapse atılıyor, yolsuzlukları yazan gazetelere bu yolsuzlukları ispat etseler bile büyük cezalar veriliyordu.

6-7 Eylül 1955 tarihi DP ve Türkiye için kara gündür.

O gün özellikle İstanbul’da büyük olaylar yaşandı. Azınlık yurttaşlar ölümle karşı karşıya geldiler, mallarını yitirdiler. Rum kökenli yurttaşların evlerine, mallarına saldırıldı.
Bütün dünya’da bu olayları DP’nin düzenlediği kesin kabul görmektedir.
Zaten bu nokta, Yassıada Mahkemesi tarafından da tartışmasız saptanmış bulunmaktadır.

DP, ülkeyi cephelere ayırdı.

“Vatan Cephesi” adını verdiği bir örgüt kurdu. Devlet radyosu (o yıllarda henüz TV yok) her gün Vatan Cephesi’ne girenlerin adlarını listeler halinde veriyordu.
Vatandaşlar, siyasal iktidarın kararıyla, Vatan Cephesi’ne girenler ve girmeyenler olarak ikiye bölünmüştü. Köylerde, beldelerde kasabalarda kahveler birbirinden ayrılmış, vatandaşlar birbirine düşman edilmişti.

Siyasal konuşma yapmak için Kayseri’ye giden muhalefet partisi lideri İnönü
kente sokulmadı.

Uşak İl Kongresi’ne gittiğinde taş atılarak başından yaralandı.
Uşak’tan İzmir’e geçince, kentte olaylar oldu ve muhalefet yapan Demokrat İzmir
adlı gazete DP’li militanların saldırısına uğradı ve matbaa makineleri parçalandı.

Muhalefet lideri İNÖNÜ’nün, İzmir’den İstanbul’a gelişinde Topkapı’da DP militanları tarafından yolu kesildi. Gözü dönmüş militanlar tarafından arabasından indirilerek
linç edilmek istendi.

Tahkikat Komisyonu bardağı taşırdı

Olaylar hızla gelişirken, iktidarın başı, barış ve yatıştırma yerine nefret söylemine
güç veriyordu. Üniversite öğretim üyelerine “kara cüppeliler” diye hitap ediyor, muhalefeti hırçınlık ve ihtilalcilikle suçluyordu. En sonunda 18 Nisan 1960’ta,
Meclis’te kısa adı “Tahkikat Komisyonu” olan bir komisyon kuruldu. Daha sonra
bu Komisyona olağandışı yetkiler veren bir yasa kabul edildi. Bu yetkilere göre, Komisyon gazeteleri kapatabiliyor, matbaa ve makinelerine el koyabiliyor,
siyasal toplantı ve yürüyüşleri yasaklayabiliyor, istediği kişileri tutuklayıp
hapse atabiliyordu. Üstelik bu kararlar kesindi, bu kararlara karşı hiçbir merciye ve makama itiraz edilemiyordu.

Şimdi sormak gerekiyor                             :

Böyle bir Komisyon ve ona verilen böylesi yetkiler demokrasiyle,
hukuk devletiyle bağdaşabilir mi?

Bu Komisyona ait yetki tasarısı Meclis’te konuşulurken söz alan muhalefet lideri
İsmet İnönü’ye 12 celse Meclis’ten çıkarılma cezası verildi.
Milli Mücadelenin Batı Cephesi Komutanı, Atatürk’ün en yakın silah ve çalışma arkadaşı, eski Başbakan, eski Cumhurbaşkanı ve 1950’de yapılan dürüst seçimlerle siyasal iktidarı barış içinde DP’ye devreden İnönü, TBMM’den atılmıştı, cezalandırılmıştı.

Azınlıkların mallarına saldırılmasını düzenleyen, kendisine oy vermeyen bir vilayeti ilçe yapan, vatandaşları Vatan Cephesi ve karşı cephe olarak değerlendirip cepheleştiren ve Meclis’te bir komisyon kurarak, o komisyona yürütme ve yargı gücü veren
bir başka demokratik ülke var mıdır? Bütün bu yapılanlar demokrasi, anayasa ve
hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşabilir mi?
Bu yapılanlar İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile bağdaşabilir mi?

Gençlik başkaldırıyor

Tahkikat Komisyonu’na olağanüstü yetkiler veren yasanın kabul edilmesi,
bardağı taşıran damla olmuştu. 28 Nisan 1960’ta sabahtan başlayarak
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde gençler hareket halindeydiler.

“Hukukun çiğnendiği bir ülkede hukuk okunamaz”
diyorlardı.

Üniversite bahçesinde Atatürk heykeli önünde her fakülteden gençler toplanmıştı.
Bir bildiri okuyup dağılacaklardı. Polis aşırı güç kullandı. Tüm öğrencileri
Beyazıt Meydanı’na püskürttü, Üniversite Rektörü (AS: Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar) polisler tarafından yerlerde sürüklendi, sonunda Malatyalı 22 yaşındaki
Turan Emeksiz polis kurşunuyla öldürüldü.

Birçok genç yaralandı. Olaylar bir gün sonra, 29 Nisan 1960’ta
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne sıçradı.

Muhalefet partileri, üniversite gençliği, aydınlar, basın ve Ordunun geniş bir cephe oluşturmasıyla, 27 Mayıs 1960’ta DP iktidarı yıkıldı.

27 Mayıs; oluşumu açısından, geniş kitleler tarafından desteklenmesi, emir-komuta zincirinin dışında gelişmesi, iktidarı alır almaz demokratik bir anayasa yaparak
genel seçimlere gideceğini ilan etmesi açısından çok değişik niteliklere sahiptir.

  • 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül aynı kefeye konulup değerlendirilemez. 

12 Mart muhafazakâr, tutucudur.
12 Eylül karşıdevrimcidir.
27 Mayıs aydınlanmacı, ilericidir.

27 Mayıs’ın en büyük ürünü hukuk devleti ilkelerine bağlı, ilerici bir Anayasa yaratmasıdır.
Başlı başına bu Anayasa büyük bir devrimdir.
27 Mayıs 1960, gerçek bir toplumsal değişimi ve dönüşümü simgeleyen
bir devrim niteliğindedir.

1961 Anayasası

1961 Anayasası, kıvançta ve tasada birlik; esin kaynağı milli mücadele ruhu olan
Türk milliyetçiliği, yurtta barış dünyada barış ilkesine dayanan barışcılık ilkesi,
her alanda çağdaş uygarlık düzeyine erişme ve onu aşma hedefini amaçlayan
Atatürk Devrimciliği kavramlarını ön plana çıkardı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına dayanan, milli, demokratik, laik ve
sosyal bir hukuk devleti olduğunu tartışmasız kurallaştırdı.

27 Mayıs 1960 Devrimi ve onun yarattığı 1961 Anayasası,
Türk toplumunun 200 yıllık uygarlaşma hareketinin,
çağdaşlaşma ve demokratikleşme mücadelesinin doruklara ulaşmasıdır.

Dr. Mehmet Alev Coşkun
Siyaset Bilimci
Eski Turizm Bakanı

Alevi – Bektaşilerin milli duruşu


Alevi – Bektaşilerin milli duruşu

Hacı Bektaş-ı Velî Anadolu’nun merkezinde bir milli odak oluşturmuş ve asimilasyona direnmiştir. O’nun ve onu izleyenlerin sayesinde Türklük tarihten silinmemiş ve
varlığını bugüne değin sürdürmüştür.

Portresi

 

Av. Şakir Keçeli
AYDINLIK, 30.4.15

 


Türk kavminin beş bin yıllık bir geçmişi vardır
.

Fakat Ziya Gökalp’in de söylediği gibi, “Meşrutiyetten evvel Türk Milleti yoktur.”
(Bkz: Türkçülüğün Esasları, Kitaplar 1, Yapı Kredi Bankası yay., s. 213)
Soruna tarih bilimi açısından baktığımızda merhum Gökalp haklıdır.
Çünkü bir kavim demokratik devrimini veya burjuva demokratik devrimini gerçekleştirememişse, millet olamamıştır.

Örneğin, İslâm Hukuku ile, yani şeriatla yönetilen toplumlar, ulus ve ulusallığı şiddetle reddederler. Çünkü Kur’an millet sözcüğünü ümmet anlamında kullanmıştır. Bu nedenle şeriat, her türlü nasyonaliteyi (kavmiyetçiliği) “cahiliye” adeti olarak kabul eder ve kafirlikle suçlar.

Keza milletin olmazsa olmazı olan vatan kavramı da İslâm’ın şeriatçı yorumu tarafından
kabul edilmemiştir…

Bize vatan kavramını öğretenler, İttihat ve Terakki’nin öncüleri olan Genç Osmanlılar,
yani Namık Kemal ve arkadaşlarıdır.

TÜRK KAVMİ VE HACI BEKTAŞ-I VELİ

Anadolu Selçuklu Sarayı’nın dili Farsça ve mahkemelerinin dili ise Arapça idi.
Osmanlı Şeyhülislâmı Zenbilli Ali’de devletin resmi dilinin Arapça olmasını önermiştir.
Bu durum, sürekli olarak Anadolu’da yaşayan halkın tepkisine neden olmuştur.
Örneğin, Baba İlyas’ın oğlu Âşık Paşa bu tepkiyi şöyle dile getirmektedir:

Türk diline kimesne bakmaz idi
Türklere her ğiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yolu ol ulu menzilleri….
(Garibnâme, Ardıç Yayınları, Ankara, 1998)

Baba İlyas’ın 1. halifesi Nûre Sofî’nin oğlu Karamanoğlu Mehmet Bey Konya’yı işgal edince, “Bundan sonra sarayda, dergahta, bargahta ve pazarda Türkçeden başka dil konuşulmayacaktır.” sözlerini içeren fermanını yayımlamıştır.

  • Hacı Bektaş-ı Velî Anadolu’nun merkezinde bir milli odak oluşturmuş ve asimilasyona
    şiddetle direnmiştir. O’nun ve O’nu izleyenlerin sayesinde Türklük tarihten silinmemiş ve varlığını bugüne değin sürdürmüştür. 

Hacı Bektaş-ı Velî tıpkı, “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir.” diyen Atatürk gibi, ırka ve kavme dayanan bir millicilik yapmamıştır.
O kendisine inananlara şu buyruğu vermektedir:

İkinci yol hakikattır budur hem
Ki hiçbir millete bakmayasun kem
Kamusun bir nazarda gözleyesin
Yolunu gözleyerek izleyesün

Ona göre Hakikat Kapısı’nın 1. makamı, “72 millete bir gözle bakmak” tır.

Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi / Bektaşiler, iki yüz haneli bir obadan bir imparatorluk çıkartılmasında da çok çok önemli roller üstlenmişlerdir. Anadolu ve Balkanlarda yaşayan
Alevi Bektaşiler 13. yüzyıldaki işlevlerini çağlar boyunca sürdürmüşlerdir.

Osmanlı toplumuna vatan kavramını aşılayanların öncüsü olan
Namık Kemal, Ziya Paşa ve Mithat Paşa Bektaşidir.

Türkçeye hizmet eden Muallim Naci ve Şemşeddin Sami de Bektaşidir.

Namık Kemal’in şu şiiri yargımızın gerçek olduğunu göstermektedir:

Fâriğ-i havf ü reca’yım rind-i Haydermeşrebim
Cân fedâ-yı Râh-ı Cânânım, Hüseynî mezhebim

Yani
Hz. Alî ahlâkı ve inancı ile yoğrulmuşum
Tanrı yoluna canımı vermeye hazırım
(Çünkü) Hz. Hüseyin’in Yolu (Mezhebi) benim mezhebimdir..

Ziya Paşa’ya gelince O, Sivas’ta Mor Ali Baba Bektaşî Dergahı’nda nasip almış ve
Bektaşiliğe girmiştir.

CUMHURİYET DÜŞMANLARINA YARDIM MI EDELİM!?

İttihat ve Terakki’nin kurucularından Talat Paşa, Niyazi Bey, İbrahim Temo, Bursalı Tahir, Ahmet Rıza vb. Bektaşîdir.

Esasen İttihat ve Terakki’nin öncüleri ve motor gücü Balkan Türkleridir.
Balkan Türklerinin çok büyük çoğunluğu da Bektaşi / Alevidir. 

Alevi / Bektaşiler Kurtuluş Savaşımıza tam kadro ile destek olmuşlardır.
Cumhuriyet Devrimlerinin mimarı 2. Meclis seçimlerinde de, önemli roller üstlenmiş
ve Atatürk’ün karşıtlarının Meclis’e girmelerine engel olmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti Alevi/ Bektaşilerin kanları ve kemikleri üzerine kurulmuştur… 

Şimdi bizden geçmişimize ihanet etmemiz istenmektedir.
Şimdi bize, “Kurduğunuz Cumhuriyeti yıkacağız, gelin bize yardım edin..” denilmektedir.

Ey Alevîler / Bektaşiler, ne diyorsunuz?
Baba İlyas’ı, Hacı Bektaş’ı, Ahî Evren’i, Şeyh Bedreddin’i, Kalender Çelebi’yi,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü mezarında rahatsız edelim mi?

===================================

Dostlar,

Hacı Bektaş-ı Veli öğretisinden bir ileti – çağrı aşağıda..
Hacibektasi_Veli

 

 

 

 

 

 

Dostumuz Av. Şakir Keçeli, bu çağrıdan etkilenerek, Alevi – Bektaşi bir aileden gelmemekle birlikte, sonradan can-ı gönülden benimseyerek “Yol’a girmiştir.”

Bu bağlamada, yukarıdaki yazısı son derece önemlidir.

Foto_Hz._Ali_ve_ATATURK_ileKendileriyle 22 Aralık 2004’te, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Hacıbektaş’a gelişinin (23 Aralık 1919) 85. yılı anması için Hacıbektaş Belediyesince düzenlenen panelde birlikte olmuştuk.
Biz, ADD Genel Başkan Yardmcısı olarak,

“KüreselleşTİRme ve AB Karasevdası Türkiye’yi Nereye Sürüklüyor?” başlıklı bir sunum yapmıştık.

Yazar-Bektaşi Babası Av. Şakir Keçeli’nin yönettiği bir başka Forum’da da, ADD Bilim Danışma Kurulu Yazmanı olarak konuşmacı olmuştuk (22 Nisan 2012, Milli Anayasa Forumu, Ankara)

Değerli dostumuz Şakir Keçeli’nin yazısının
son bölümünü yineleyelim :

*****

  • Türkiye Cumhuriyeti Alevi / Bektaşilerin kanları ve kemikleri üzerine kurulmuştur… 

  • Şimdi bizden geçmişimize ihanet etmemiz istenmektedir. Şimdi bize,
    “Kurduğunuz Cumhuriyeti yıkacağız, gelin bize yardım edin..” denilmektedir.

  • Ey Alevîler / Bektaşiler, ne diyorsunuz?
    Baba İlyas’ı, Hacı Bektaş’ı, Ahî Evren’i, Şeyh Bedreddin’i, Kalender Çelebi’yi,
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü mezarında rahatsız edelim mi?

    *****

Yanıtımız elbette var gücümüzle “HAYIR” olacaktır…

Oylarımız elbette PKK uzantısı bölücü partiye gitmeyecektir..
Onunla doğrudan – dolaylı işbirliğine gireceklere, bunu ilan edenlere de..
Sözde kayıkçı kavgası verenlere de..

Yüce ATATÜRK’ün Evrenselleşen kalkınma stratejisi “6 Ok” u
can-ı gönülden savunan ve programına alan tek parti VATAN PARTİSİ..

Öyle değil mi??

Sevgi ve saygı ile.
3 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İzmir’in İşgali videosu…


İzmir’in İşgali videosu…


Dostlar
,

İzmir’den arkadaşımız Canerhan Tipi çok değerli bir ileti yollamış..

İZMİR’in 15 Mayıs 1919’da işgal edilişinin videosu..

Ne yazık ki Yunan ordusu Megali İdea (Büyük Yunanistan) sanrısı (hezeyanı) içinde İngiliz emperyalizminin maşası oldu..

Büyük İyonya‘yı ihya edecekti sözde..

Trabzon yöresinde Rum Pontus Devleti dahil..

İbretle izlemeliyiz ve bu büyük oyunu bozan Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere O’nun dava ve silah arkadaşlarıyla kahramanca savaşan, şehit olan binlerce Mehmetçikleriize ölçüsüz şükranlarımızı belirtmeliyiz..

92 yıl önce bu saatlerde Başkumandan Mustafa Kemal Paşa‘nın kahraman orduları yalın ayak, düşmanı önüne katmış Ege’ye sürüyordu.. 30 Ağustos 1922 günü
Büyük zaferin kazanılmasının ardından başlayan süpürme hareketi 9. günündeydi. Fahrettin Altay Paşa’nın sınırlı sayıda süvarileri destanlar yazıyordu..

Yunan ordusu bir yandan kaçarken bir yandan da Anadolu’yu korkunç bir biçimde
tahrip etmekteydi.. Birkaç gün önce sitemizde yazdık bu utanç verici yapılanları..
Yinelemek istemiyoruz..

Lütfen tıklar mısınız izlemek için ??
12 dakika süreli.. İnsanın içini ürperten ve tam bir tarih dersi veren fotolar, açıklamalar..

İzmir’in işgaliTeşekkürler Canerhan Tipi..
Sevgi ve saygıyla.
8.9.2014, AfyonDr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net