Etiket arşivi: Milli Anayasa Forumu

Alevi – Bektaşilerin milli duruşu


Alevi – Bektaşilerin milli duruşu

Hacı Bektaş-ı Velî Anadolu’nun merkezinde bir milli odak oluşturmuş ve asimilasyona direnmiştir. O’nun ve onu izleyenlerin sayesinde Türklük tarihten silinmemiş ve
varlığını bugüne değin sürdürmüştür.

Portresi

 

Av. Şakir Keçeli
AYDINLIK, 30.4.15

 


Türk kavminin beş bin yıllık bir geçmişi vardır
.

Fakat Ziya Gökalp’in de söylediği gibi, “Meşrutiyetten evvel Türk Milleti yoktur.”
(Bkz: Türkçülüğün Esasları, Kitaplar 1, Yapı Kredi Bankası yay., s. 213)
Soruna tarih bilimi açısından baktığımızda merhum Gökalp haklıdır.
Çünkü bir kavim demokratik devrimini veya burjuva demokratik devrimini gerçekleştirememişse, millet olamamıştır.

Örneğin, İslâm Hukuku ile, yani şeriatla yönetilen toplumlar, ulus ve ulusallığı şiddetle reddederler. Çünkü Kur’an millet sözcüğünü ümmet anlamında kullanmıştır. Bu nedenle şeriat, her türlü nasyonaliteyi (kavmiyetçiliği) “cahiliye” adeti olarak kabul eder ve kafirlikle suçlar.

Keza milletin olmazsa olmazı olan vatan kavramı da İslâm’ın şeriatçı yorumu tarafından
kabul edilmemiştir…

Bize vatan kavramını öğretenler, İttihat ve Terakki’nin öncüleri olan Genç Osmanlılar,
yani Namık Kemal ve arkadaşlarıdır.

TÜRK KAVMİ VE HACI BEKTAŞ-I VELİ

Anadolu Selçuklu Sarayı’nın dili Farsça ve mahkemelerinin dili ise Arapça idi.
Osmanlı Şeyhülislâmı Zenbilli Ali’de devletin resmi dilinin Arapça olmasını önermiştir.
Bu durum, sürekli olarak Anadolu’da yaşayan halkın tepkisine neden olmuştur.
Örneğin, Baba İlyas’ın oğlu Âşık Paşa bu tepkiyi şöyle dile getirmektedir:

Türk diline kimesne bakmaz idi
Türklere her ğiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yolu ol ulu menzilleri….
(Garibnâme, Ardıç Yayınları, Ankara, 1998)

Baba İlyas’ın 1. halifesi Nûre Sofî’nin oğlu Karamanoğlu Mehmet Bey Konya’yı işgal edince, “Bundan sonra sarayda, dergahta, bargahta ve pazarda Türkçeden başka dil konuşulmayacaktır.” sözlerini içeren fermanını yayımlamıştır.

  • Hacı Bektaş-ı Velî Anadolu’nun merkezinde bir milli odak oluşturmuş ve asimilasyona
    şiddetle direnmiştir. O’nun ve O’nu izleyenlerin sayesinde Türklük tarihten silinmemiş ve varlığını bugüne değin sürdürmüştür. 

Hacı Bektaş-ı Velî tıpkı, “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir.” diyen Atatürk gibi, ırka ve kavme dayanan bir millicilik yapmamıştır.
O kendisine inananlara şu buyruğu vermektedir:

İkinci yol hakikattır budur hem
Ki hiçbir millete bakmayasun kem
Kamusun bir nazarda gözleyesin
Yolunu gözleyerek izleyesün

Ona göre Hakikat Kapısı’nın 1. makamı, “72 millete bir gözle bakmak” tır.

Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi / Bektaşiler, iki yüz haneli bir obadan bir imparatorluk çıkartılmasında da çok çok önemli roller üstlenmişlerdir. Anadolu ve Balkanlarda yaşayan
Alevi Bektaşiler 13. yüzyıldaki işlevlerini çağlar boyunca sürdürmüşlerdir.

Osmanlı toplumuna vatan kavramını aşılayanların öncüsü olan
Namık Kemal, Ziya Paşa ve Mithat Paşa Bektaşidir.

Türkçeye hizmet eden Muallim Naci ve Şemşeddin Sami de Bektaşidir.

Namık Kemal’in şu şiiri yargımızın gerçek olduğunu göstermektedir:

Fâriğ-i havf ü reca’yım rind-i Haydermeşrebim
Cân fedâ-yı Râh-ı Cânânım, Hüseynî mezhebim

Yani
Hz. Alî ahlâkı ve inancı ile yoğrulmuşum
Tanrı yoluna canımı vermeye hazırım
(Çünkü) Hz. Hüseyin’in Yolu (Mezhebi) benim mezhebimdir..

Ziya Paşa’ya gelince O, Sivas’ta Mor Ali Baba Bektaşî Dergahı’nda nasip almış ve
Bektaşiliğe girmiştir.

CUMHURİYET DÜŞMANLARINA YARDIM MI EDELİM!?

İttihat ve Terakki’nin kurucularından Talat Paşa, Niyazi Bey, İbrahim Temo, Bursalı Tahir, Ahmet Rıza vb. Bektaşîdir.

Esasen İttihat ve Terakki’nin öncüleri ve motor gücü Balkan Türkleridir.
Balkan Türklerinin çok büyük çoğunluğu da Bektaşi / Alevidir. 

Alevi / Bektaşiler Kurtuluş Savaşımıza tam kadro ile destek olmuşlardır.
Cumhuriyet Devrimlerinin mimarı 2. Meclis seçimlerinde de, önemli roller üstlenmiş
ve Atatürk’ün karşıtlarının Meclis’e girmelerine engel olmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti Alevi/ Bektaşilerin kanları ve kemikleri üzerine kurulmuştur… 

Şimdi bizden geçmişimize ihanet etmemiz istenmektedir.
Şimdi bize, “Kurduğunuz Cumhuriyeti yıkacağız, gelin bize yardım edin..” denilmektedir.

Ey Alevîler / Bektaşiler, ne diyorsunuz?
Baba İlyas’ı, Hacı Bektaş’ı, Ahî Evren’i, Şeyh Bedreddin’i, Kalender Çelebi’yi,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü mezarında rahatsız edelim mi?

===================================

Dostlar,

Hacı Bektaş-ı Veli öğretisinden bir ileti – çağrı aşağıda..
Hacibektasi_Veli

 

 

 

 

 

 

Dostumuz Av. Şakir Keçeli, bu çağrıdan etkilenerek, Alevi – Bektaşi bir aileden gelmemekle birlikte, sonradan can-ı gönülden benimseyerek “Yol’a girmiştir.”

Bu bağlamada, yukarıdaki yazısı son derece önemlidir.

Foto_Hz._Ali_ve_ATATURK_ileKendileriyle 22 Aralık 2004’te, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Hacıbektaş’a gelişinin (23 Aralık 1919) 85. yılı anması için Hacıbektaş Belediyesince düzenlenen panelde birlikte olmuştuk.
Biz, ADD Genel Başkan Yardmcısı olarak,

“KüreselleşTİRme ve AB Karasevdası Türkiye’yi Nereye Sürüklüyor?” başlıklı bir sunum yapmıştık.

Yazar-Bektaşi Babası Av. Şakir Keçeli’nin yönettiği bir başka Forum’da da, ADD Bilim Danışma Kurulu Yazmanı olarak konuşmacı olmuştuk (22 Nisan 2012, Milli Anayasa Forumu, Ankara)

Değerli dostumuz Şakir Keçeli’nin yazısının
son bölümünü yineleyelim :

*****

  • Türkiye Cumhuriyeti Alevi / Bektaşilerin kanları ve kemikleri üzerine kurulmuştur… 

  • Şimdi bizden geçmişimize ihanet etmemiz istenmektedir. Şimdi bize,
    “Kurduğunuz Cumhuriyeti yıkacağız, gelin bize yardım edin..” denilmektedir.

  • Ey Alevîler / Bektaşiler, ne diyorsunuz?
    Baba İlyas’ı, Hacı Bektaş’ı, Ahî Evren’i, Şeyh Bedreddin’i, Kalender Çelebi’yi,
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü mezarında rahatsız edelim mi?

    *****

Yanıtımız elbette var gücümüzle “HAYIR” olacaktır…

Oylarımız elbette PKK uzantısı bölücü partiye gitmeyecektir..
Onunla doğrudan – dolaylı işbirliğine gireceklere, bunu ilan edenlere de..
Sözde kayıkçı kavgası verenlere de..

Yüce ATATÜRK’ün Evrenselleşen kalkınma stratejisi “6 Ok” u
can-ı gönülden savunan ve programına alan tek parti VATAN PARTİSİ..

Öyle değil mi??

Sevgi ve saygı ile.
3 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

MİLLİ MERKEZ GÖREV BÖLÜŞÜMÜ..

Dostlar,

MİLLÎ MERKEZ ANAYASA FORUMU
MM Genel Sekreteri
Haluk Dural’dan gelen ileti aşağıda..

Görev bölüşümü litesi ile e-ileti adresleri isse ekli pdf dosyasında..

Milli_MERKEZ_Yonetim_KURULU,_6.5.13

Milli Merkez‘de görev alan özverili arkadaşlarımıza kolaylıklar diliyoruz.

1,5 yıl önce İstanbul’da gerçekleşen ilk 2 kuruluş toplantısına (22.10.2011 ve 24.12.2011) ve Ankara’da bir paneline konuşmacı olarak katıldığımız (Keçiören, 22.4.12) Milli Anayasa Forumu, yepyeni bir kimlikle yoluna devam edecek.

Biz de destek vereceğiz elbette.
Kuruluş sırasında ilk toplantının ardından verdiğimiz yazılı görüşü de ekte pdf olarak sunuyoruz.. Tarihe notlarımızı düşümüş olalım..

Milli_Anayasa_Forumu_Kurulusu_Icin_Gorusumuz

Kolay gelsin hepimize..

AYDINLANMA kazanacak!

Yüce Atatürk‘ün ışığı ülkemizden ve insanlığın üstünden hiç eksik olmayacak..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 9.5.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

Değerli Dostlarımız,

23 Nisan tarihinde Ankara’da yapılan Millî Merkez Kurultayı ile görevlendirilen
Milli Merkez (MM) Yönetim Kurulu kendi arasında görev bölüşümü yaparak, öncelikle;

– MM Yürütme Kurulu,
– MM Ankara Temsilciliği
– MM İzmir Temsilciliği
– MM Genel Sekreterliiği

ile ilgili görev dağılımını tamamlamıştır. Merkezimizin bağlantı ve geçici adres bilgileri aşağıdadır.

Bilgilerinize sunarız.

Saygılarımızla, 6.5.13

Haluk Dural
MM Genel Sekreteri
MİLLÎ MERKEZ ANAYASA FORUMU

İstiklâl Cad. Mısır Apt. No: 311, K: 3, D: 9,
Beyoğlu – İSTANBUL
Tel. : 0212 – 292 9810, Faks : 0212 – 292 9811
E-posta : anayasaforumu@gmail.com
www.millianayasaforumu.org

PKK’nın terör örgütü listesinden çıkarılması ve Önümüzdeki Yakıcı Gündem : Gerçek Anlamda Birleşmek!


PKK’nın terör örgütü listesinden çıkarılması..
Ve Önümüzdeki Yakıcı Gündem : Gerçek Anlamda Birleşmek! 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Bilim – Danışma Kurulu
www.ahmetsaltik.net, 29.4.13, Ankara

İtiraf edelim, doğrusu bu denli, el çabukluğu beklemiyorduk.
Zamanlama mükemmel..

AB ve ABD “hürmetle selamlayarak” (!?) APO – BDP – KCK – PKK 4’lüsünün
sözde “silah bırakma” eylemini (gerçekte silah bırakılmadığını ise KCK başkanı
Murat Karayılan
 açık seçik söyledi Kandil’deki basın toplantısında ve sitemizde
bu açıklamaya yorumlayarak yer verdik; http://ahmetsaltik.net/karayilan-acikladi-akp-cozume-ne-verdi/, 26.4.13 ve http://ahmetsaltik.net/onur-oymen-karayilanin-mulakati-ve-muhtemel-senaryolar/, 22.4.13) adeta kutsadılar PKK’nin göstermelik manevrasını
ve terör örgütü listesinden çıkardılar!

Avrupa Konseyi Parlemanterler Meclisi, 25.4.13 günü yaptığı oylamada bu kararı verdi; 1984’ten beri kendilerinin maşalığını yapan bölücü terör örgütünü aklayıp pakladılar ve Türkiye ile neredeyse “devlet statüsünde” görüşme masasına taraf olarak oturttular. Şimdilik “terörü PKK eliyle bölücü amaçla kullanma” misyonuna
ara verildi. Çünkü AKP hükümeti bunu görüşmelerle yapmaya “ikna edilmiş” durumda..

  • Emperyalist politik koro, kabul edelim, siyasal stratejik satrancı
    çok ustalıkla oynamakta.

PKK terör örgütü listesinden çıkarılınca, Devletimizle görüşme masasında,
de facto kazandığı, kazandırıldığı “görüşme ehliyeti”ni  devletler hukuku bakımından da biçimsel olarak kazanmış olacak ve bu bağlamdaki itirazlar iyice boğulacak..

Gelişmeler çook sevimsiz hatta bunaltıcı ve de ACİL!
Oysa önümüzde 4 ayrı yol var!?!

Türkiye’de de yurtsever ulusalcı kesimlerin bir an – bir an önce çok sıkı bir birliktelik ile
bu emperyal kuşatmaya kurmay akıl ile karşı durması gerek..
Ama gene 3 – 4 parçalıyız..

1. Milli Merkez (Başlıca – ağırlıklı olarak İP öncülüğünde, içindeyiz)

2. Vatan – Emek – Cumhuriyet Birlikteliği (ADD öncülüğünde, içindeyiz..)

3. Ulusal Seferberlik İçin Yurtseverler..
(Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL öncülüğünde, partisiz, BCP ile ilgisi yok, içindeyiz..)

4. Bir de Sadi Somuncuoğlu öncülüğünde, aralarında bizim de olduğumuz
300 dolayında aydının halkımıza 3 maddelik bir çağrısı oldu.
Bu metne imza verenler 30 bini aştı..

23 Nisan 2013 günü Ankara’da yapılan Milli Merkez Kurultayı‘nda en çok seslendirilen slogan, kararlı bir tonla, BİRLEŞE BİRLEŞE KAZANACAĞIZ.. idi.

Sayın Prof. Dr. Mümtaz Soysal da o kurultayda söz almıştı ve tam nasıl ve neden birleşilmesi gerektiğini açıklamaya geçecekti ki (daha sonra konuşmamızda
bize söyledikleri..), tatsız bir gerginlik yaşandı salonda ve Mümtaz Hoca konuşmasını
ne yazık ki tamamlayamadı.

Biz, Milli Anayasa Forumu  kuruluşunda İstanbul’daki 2 toplantıya ADD adına görevlendirilerek katıldık.. (Ekim 2011 ve sonrası). 22 Nisan 2012’de Ankara – Keçiören’deki panelde konuşmacı da olduk.

28 Nisan 2012’de Milli Anayasa Forumu yine Ankara’da önemli bir toplantı yaptı.
1,5 yıla yakın sürede ciddi bir başarım (performans) sergilendi.
150’yi aşkın panel düzenlendi ve “yeni anayasa tuzağı” süreci halka anlatıldı..

Bu arada ADD Genel Merkezi de Vatan – Emek – Cumhuriyet Birlikteliği öncülüğnü üstlendi. 29 Ekim 2012, 10 Kasım 2012, 13 Aralık 2012 ile 24 Mart 2013 ve 8 Nisan 2013 kitlesel eylemlerinde başarılı öncü işlev üstlendi.

Sayın Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın, Milli Anayasa Forumu kuruluşunda adı kurucular arasında yer aldı. Daha sonra Mümtaz hoca biraz acele edildiği kaygısını dillendirdi.
Bir eşgüdüm kurulu ile yola devam edilmesi gerekliliğini vurguladı.
Nitekim geldiğimiz yerde 3-4 öbek görünüyor ve her öbek kendisini öne çıkarıyor
ya da çıkarmak istiyor.

Geleneksel hastalıklarımızdan bir türlü kurtulamadık.

Şimdi bir kez daha düşünelim istiyoruz.. En kritik zamanlarda bile Türkiye’de gene
birkaç yol haritası belirdi.. ATATÜRK’te BİRLEŞTİK.. diyoruz ama yine parça bölüküz..

Oysa Yüce Atatürk diyor ki;

*  “Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için,
bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir.
Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.”

Tez elden, bu kümelerin eylemlerinin ortaklaştırılması gerekiyor.

Sorun ciddi, hatta kritik ve de acildir..  
Bu guruplardan
temsilciler bir an önce bir araya gelmeli ve
tüm ulusal güçler mutlaka birleşmelidir!

Geç olmadan..

Biz umutluyuz.. Bu girişimleri Kurtuluş Savaşımızın Yerel Kongre İktidarları oluşumuna – dönemine benzetiyoruz. Elbette Erzurum ve ardından Sivas Kongresi de vakit geçmeden toplanacaktır.

  • İzmir Karşıyaka adliyesinde tüm Atatürk fotoğrafları ve büstleri
    pervasızca, büyük vefasızlıkla hatta hiç utanıp sıkılmadan indirilmişken..

Yakıcı koşullar kişisel ve / veya kollektif önderini doğuracaktır!
Bu yargımız, tarihsel determinizmin mutlak hükmü gereğidir.

Sevgi ve saygı ile.
29.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Uğur Dündar : Yürekli Bir “Akil” Aranıyor!


Dostlar,

Değerli gazeteci – yazar Uğur Dündar, geçtiğimiz hafta SÖZCÜ gazetesinde çok uyarıcı bir makele yazdı. Çok keskin öngörüler içeriyordu. Biraz bekleyelim.. dedik
size sunmadan önce. Örn. PKK’nın terör örgütü listesinden çıkarılacağı öngörüsü..
Doğrusu bu denli, çabuk beklemiyorduk. Dündar’ın yazısından 1 hafta geçmeden,
AB ve ABD “hürmetle selamlayarak” (!?) APO – BDP – KCK – PKK 4’lüsünün
“silah bırakma” eylemini (gerçekte silah bırakılmadığını ise KCK başkanı
Murat Karayılan
açık seçik söyledi Kandil’deki basın toplantısında ve sitemizde
bu açıklamaya yer verdik; http://ahmetsaltik.net/karayilan-acikladi-akp-cozume-ne-verdi/, 26.4.13 ve http://ahmetsaltik.net/onur-oymen-karayilanin-mulakati-ve-muhtemel-senaryolar/, 22.4.13) adeta kutsadılar ve terör örgütü listesinden çıkardılar.

Emperyalist politik koro, kabul edelim çok usta oynamakta. PKK terör örgütü listesinden çıkarılınca, Devletimizle görüşme masasında, de facto kazandığı, kazandırıldığı “görüşme ehliyeti”ni  devletler hukuku bakımından da biçimsel olarak kazanmış olacak ve bu bağlamdaki itirazlar iyice boğulacak..

Gelişmeler çook sevimsiz hatta bunaltıcı.

Sayın Dündar’ın ağzından yel alsaydı.. diyerek geciktirdiğimiz yazısını paylaşalım ve düşünelim istiyoruz..

Türkiye’de gene birkaç yol haritası belirdi ne yazık ki..

Oysa Yüce Atatürk de diyor ki;

*  “Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için,
bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir.
Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.”

Bu yakıcı sorunu ayrı bir yazı konusu yapacağız.

Teşekkürler Sayın Dündar;
– Yurtsever yazılarınız ve çizginiz için
– yüksek isabetli, öngörülü bu ve öbür yazılarınız için
– Ve bugünlerde açacağınız yurtsever – ulusalcı olacağından emin bulunduğumuz
TV kanalınız için..

Başarılar diliyoruz gönülden..

Sevgi ve saygı ile.
29.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
===========================

Uğur DÜNDAR

portresi

Yürekli Bir “Akil” Aranıyor!..

Dün bi­ri­si çık­mış “a­kil in­san­la­rın baş­ka­nı kim?” di­ye so­ru­yor. Böy­le so­ru olur mu?
Kim ola­cak? Baş­kan Oba­ma de­ğil her­hal­de! On­la­rı kim se­çi­yor­sa baş­kan da odur. Ya­ni Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­la çö­züm sü­re­ci­nin (içe­ri­de­ki) eş baş­ka­nı Ab­dul­lah Öca­lan!.. Baş­kan­lar bel­li de, ma­sa­da han­gi ka­rar­la­rın alın­dı­ğı he­nüz res­men açık­lan­mış de­ğil. Va­tan­daş akil­le­re so­ru­yor, on­lar da va­tan­da­şa!..

Her­kes İm­ra­lı­’y­la va­rı­lan mu­ta­ba­ka­tın içe­ri­ği­ni, bir bi­le­nin top­lu­ma an­lat­ma­sı­nı bek­li­yor. Baş­ba­kan Er­do­ğan ise ne­le­rin olup bit­ti­ği­ni dü­rüst­çe açık­la­ma­sı ge­re­kir­ken, so­ru so­ran, sü­re­ci sor­gu­la­yan ga­ze­te­ci­le­re ha­ka­ret edi­yor, he­def gös­te­ri­yor. “Mü­za­ke­re fa­lan yok, bun­la­rı ya­zan kö­şe ya­zar­la­rı ça­pul­cu­dur! Siz bu ça­pul­cu­la­ra bak­ma­yın, bi­ze ina­nın!”
di­yor. Ama ile­ri de­mok­rat (!) Baş­ba­ka­n’­ın ha­ka­ret­le­ri­nin mü­rek­ke­bi ku­ru­ma­dan, Ah­met Tür­k’­ten ya­lan­la­ma ge­li­yor. Kürt si­ya­se­ti­nin ön­de ge­len­le­rin­den Türk, “Kürt­le­rin
so­kak­ta ka­zan­dı­ğı­nı, ma­sa­da da ka­za­na­cak­la­rı­nı!” söy­lü­yor. Böy­le­ce AK­P’­nin PKK ile ma­sa­ya otur­du­ğu­nu, mü­za­ke­re­le­rin sür­dü­ğü­nü bir kez da­ha ilan edi­yor.

* * *
Pe­ki Ah­met Tür­k’­ün “ka­za­na­ca­ğı­z” de­di­ği ma­sa­da ne­ler gö­rü­şü­lü­yor?
Bu so­ru­nun ce­va­bı­nı da yi­ne PKK’­ya ya­kın Kürt çev­re­le­ri ve­ri­yor.

* * *
On­la­ra gö­re, Öca­la­n’­ın çağ­rı­sıy­la PKK’­nın baş­lat­tı­ğı ateş­ke­se dev­let uy­mak
zo­run­da
. Uy­ma­dı­ğı tak­dir­de si­ya­set­le mü­za­ke­re dö­ne­mi nok­ta­la­na­cak! Ya­ni tek­rar te­rör baş­la­ya­cak! AKP hü­kü­me­ti, Öca­la­n’­ın da­ha öz­gür ha­re­ket et­me­si için uy­gun
ko­şul­lar ya­ra­ta­cak. AKP ge­nel mu­ta­ba­kat met­ni­ne bağ­lı ka­lır ve söz ver­di­ği adım­la­rı
za­ma­nın­da atar­sa, PKK, Ku­zey Irak içine çekilmeye baş­la­ya­cak!.. An­cak bu çı­kış,
ay­nı za­man­da ye­ni bir Kürt-Türk it­ti­fa­kı­nın te­me­li­ni oluş­tu­ra­cak. Böy­le­ce
Bü­yük
Kür­dis­ta­n’­ın par­ça­la­rı
ara­sın­da­ki iliş­ki­ler öz­gür­le­şe­cek. Bir an­lam­da Kür­dis­ta­n’­la bir­lik­te ‘mi­sak-i mil­li­’ gün­cel­le­şe­cek. (Ku­zey Irak, Su­ri­ye­’nin Ku­ze­yi ve Tür­ki­ye­’de­ki özerk Kür­dis­tan ara­sın­da kon­fe­de­ra­tif bir ya­pı oluş­tu­ru­la­cak. Bu ya­pı­ya zen­gin pet­rol ya­tak­la­rı­na sa­hip Ker­kük ve Mu­sul da da­hil edi­le­cek. Ker­kük Ku­zey Ira­k’­ın baş­ken­ti, Bar­za­ni de baş­ka­nı ola­cak!) Bu ara­da ye­ni Ana­ya­sa ile bir­lik­te ye­ni se­çim ya­sa­sı,
ba­ra­jın dü­şü­rül­me­si, kö­ye dö­nüş için ça­lış­ma­lar baş­la­tı­la­cak. PKK ve KCK da­hil
ol­mak üze­re Kürt ha­re­ke­ti­nin bü­tün ak­tör ve yö­ne­ti­ci­le­ri­nin öz­gür si­ya­set
yap­ma­la­rı­nın önün­de­ki en­gel­ler bir bir kal­dı­rı­la­cak.

* * *

Pe­ki PKK si­lah­la­ra ve­da ede­cek mi? Ha­yır et­me­ye­cek! Kürt­le­rin ve Kür­dis­ta­n’­ın var­lık ve öz­gür­lü­ğü gü­ven­ce al­tı­na alın­ma­dan si­lah­lar bı­ra­kıl­ma­ya­cak. Kürt­ler bu
gü­ven­ce sağlanıncaya kadar öz sa­vun­ma güç­le­ri­ni (si­lah­la­rı) mu­ha­fa­za ede­cek­ler. Çift ta­raf­lı ve ka­lı­cı bir ateş­kes­ten en faz­la PKK / BDP ya­rar sağ­la­ya­cak. Kür­dis­tan Ulu­sal Kon­gre­si kı­sa bir dö­nem­de PKK’­nin res­mi ve eşit ka­tı­lı­mıy­la top­la­na­bi­le­cek. Yakın bir ge­le­cek­te PKK, ABD ve Av­ru­pa­’nın te­rör ör­güt­le­ri lis­te­sin­den çı­ka­rı­la­cak!
(A. Saltık’ın notu : Çıkarıldı!) Son aşa­ma­da 14 yıl­dır İm­ra­lı­’da tu­tu­lan Ab­dul­lah Öca­lan öz­gür­lü­ğü­ne ka­vu­şa­cak! Tür­ki­ye­’nin üni­ter dev­let ya­pı­sın­dan vaz­ge­çip,
ye­ni ida­ri şek­li­ni (eya­let sis­te­mi, şu ve­ya bu isim­le
özerk Kür­dis­tan)
ka­bul­len­me­siy­le, ba­rış sü­re­ci­nin önem­li bö­lü­mü ta­mam­lan­mış ola­cak!..

* * *
Se­nar­yo bu­dur!
Bu­nu açık­la­ya­bi­le­cek yü­rek­te bir “a­ki­l”, he­nüz ana­sı­nın kar­nın­dan doğ­ma­mış­tır! (
SÖZCÜ, 21.04.2013)

MİLLİ MERKEZ AYAĞA KALKIYOR!


MİLLİ MERKEZ AYAĞA KALKIYOR!

Mustafa MUTLU
Vatan Gazetesi, 20.4.13

İki yıl önceki genel seçimlerden hemen sonra Meclis çatısı altında bir
Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulmuştu. Kimi sivil toplum kuruluşları da
bunun üzerine aynı günlerde Milli Anayasa Forumu altında
toplantılar düzenlemeye başladılar.

Bunun için kimi milletvekilleri, TBMM dışındaki kimi siyasal partilerin temsilcileri, uzmanlar, akademisyenler, meslek odaları, sendikalar, dernekler ve vakıflar gibi demokratik kitle örgütleri ile kimi gazeteciler bir araya geldi.

İlk toplantı 22 Ekim 2011’de İstanbul’da yapıldı. Bunu 75 bin kişinin katıldığı
151 toplantı daha izledi. Toplantıların 50’si illerde, 92’si ilçelerde, 10’u da mahalle
ve köylerde gerçekleştirildi.

Atatürk’te birleşmek!

Forum, Türkiye çapında düzenlediği etkinliklerle, “bölücü Anayasa girişimi”ne karşı önemli bir kamuoyu oluşturmayı başardı. 28 Nisan 2012’de Ankara’da
“Atatürk’te Birleştik” sloganıyla ve 3 bin kişinin katıldığı bir toplantıyla “resmi bir kimliğe” bürünmeye başladı.

O toplantının sonunda oy birliğiyle yayınlanan bildiride,

  • “Günümüz Anayasası’na göre seçilmiş olan bu Meclis’in, tümüyle yeni bir Anayasa yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur. İktidarın tek amacı, 1982 Anayasası’nı bahane ederek, ‘bölünme anayasası’nı topluma dayatmaktır.’ denildi.

Başkanlığını deneyimli siyasetçi ve hukukçu Hüsamettin Cindoruk’un üstlendiği
Milli Anayasa Forumu, bu 23 Nisan’da ise yeni bir kimliğe bürünecek. O gün saat 14.00’te Ankara’daki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan
Milli Merkez Kurultayı’nda yapılanmanın statüsü de belirlenecek.

Milli Anayasa Forumu Başkanı Hüsamettin Cindoruk,

  • “Bu anayasayı ihlal etmeye, bu anayasayı değiştirmeye güçleri yetmeyecek.” diyor ve ilerleyen yaşına karşın tüm Türkiye’yi adım adım dolaşıyor.

Milli Merkez yapılanmasına CHP’den ve MHP’den kimi milletvekilleriyle genel merkez ve örgüt yöneticileri, İşçi Partisi, DSP, DP, Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Eğitim-İş Sendikası gibi pek çok demokratik kitle örgütü destek veriyor.

Bu Kurultay’da, Milli Anayasa Forumu’nun 152 toplantısını kapsayan faaliyet raporu sunulacak. Ayrıca Merkez Yürütme Kurulu seçilecek…

Seyirci kalmamak…

Mevcut partilerde bir araya gelemeyen muhalefeti toparlamak amacıyla yola çıkan
Milli Merkez’in “partilerüstü bir halk hareketi” olarak mı kalacağı ya da yola siyasal parti olarak mı devam edeceği bu toplantıda belli olacak…

Açıkça yazmakta yarar var:

Bu hareket başarılı olur ya da olmaz…

Ama en azından bunca insan taşın altına elini koyuyor ve olup bitene seyirci kalmıyor!

İktidar korkusundan herkesin saklanacak delik aradığı bir dönemde tek başına bu bile az şey mi?

Öncüler!

Milli Merkez’in Düzenleme Kurulu’nda yer alan adlar ise şöyle:

  • Hüsamettin Cindoruk, Yekta Güngör Özden, Mümtaz Soysal, Ali Topuz, Ufuk Söylemez, Kemal Anadol, Şahin Mengü, Necla Arat, Kemal Alemdaroğlu, Ferit İlsever, Zekeriya Beyaz, Ümit Ülgen, Haluk Dural, Fevzi Durgun, Sönmez Targan, Ataol Behramoğlu, Göksan Soner, Türker Ertürk, İlker Yücel, Erdoğan Özer…

E. AMIRAL TÜRKER ERTÜRK : ELİNE, BELİNE, DİLİNE


E. Amiral Türker Ertürk

portresi_gulumseyen

ELİNE, BELİNE, DİLİNE..

Geçtiğimiz Pazar Milli Anayasa Forumu’na konuşmacı olarak katılmak için Balıkesir’in Edremit ilçesinin Çamcı köyündeydik. 250 hanesi ve 700 nüfusu olan Çamcı, bir Alevi Tahtacı köyü.

Tahtacıların ataları, Moğol baskısı nedeniyle yurtları olan Horasan’dan 11. yüzyılda Anadolu’ya göç etmişler. Bunlar genellikle Akdeniz’de Toroslarda, Ege’de Kazdağları ve dolayına yerleşmiş olup ormancılık ve ağaç işleri ile uğraşan Oğuz Boyuna mensup Türkmenlerdir.

Tahtacı olarak adlandırılmaları 7. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi öncesinde gemilerin yapımı için Kaz Dağları’ndaki köylerden
bu Türkmenleri getirtmesi ve kullanması ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Osmanlı Donanması’nın ağaç ve kereste ihtiyacını hep onlar sağlamıştır. Özellikle 7 Ekim 1571’de bizim İnebahtı Batılıların Lepanto dediği, 30 bin denizcimizi ve 300’e yakın gemimizi (Kadırga, Kalite ve Kırlangıç tipi tekneler) yitirdiğimiz savaştan sonra
Osmanlı Donanması’nın tekrar yapımı için çok aktif rol oynamışlardır.

Şeyh Edebali

Bölgede 9 Tahtacı köyü var. Çamcı, doğası, insanı ve onun konukseverliği ile çok güzel bir köyümüz. Tiyatrosu bile var! Üniversite mezunu ve aydın bir insan olan Çamcı Muhtarı İsmail Öztürmen, Oğuzların Üçok kolundan geldiklerini ve aynı koldan gelen Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman (Otman) Beyin kayınbabası Şeyh Edebali ile
kan bağlarının olduğunu anlattı.

Ne yazık ki Çamcı ve çevresinde yoksulluk egemen. Zeytincilikle geçinmeye çalışan bölge, AKP’nin gayri milli tarım politikaları nedeniyle bitirilmiş durumda. Artık zeytin
ve onun yağı para etmiyor. Siz İstanbul ve Ankara gibi yerlerde bilmiyorum zeytinyağını kaça alıyorsunuz? Burada tam tamına 5 TL. Kimi yerlerde zeytini toplamıyorlar çünkü giderini bile kurtarmıyor.

Böyle olmasına karşın, bölge insanı ülkemizin sorunlarına çok duyarlıydı!
Forumun açık havada planlanmasına ve 2 saat öncesinde yağmur başlamasına ve gittikçe şiddetlenmesine karşılık yaklaşık 1250 – 1500 arasında insan gelmişti
bizi dinlemeye.

Herkes Milli bakış açısına sahipti

Altınoluk, Küçükkuyu, Zeytinli, Akçay, Burhaniye, Ayvalık, Güre, Bandırma, Balıkesir ve Çanakkale’den CHP’li, İP’li, DSP’li, MHP’li insanlarımız bu kötü hava koşullarında akın etmişlerdi Çamcı’ya. Burası Alevi köyüydü ama toplananların çoğunluğu Sünni’ydi. Ama kimsenin mezhepsel derdi ve yaklaşımı yoktu, herkes
Milli bakış açısına sahipti ve emperyalist işgale ve onların işbirlikçilerine karşı direnmeye ve savaşmaya yeminliydi.

Emin olun bu namüsait koşullarda yani ıslanarak ve üşüyerek, hiç kimseye en popüler bir sanatçımızın konserini bile izletemezdiniz. Sanırım bunun bir nedeni var!
Ortam, devletin sınırsız olanakları ile düzenlenen yediğinizin önünüzde yemediğinizin arkanızda olduğu 7 bölgede yapılan işbirlikçi ikna salon toplantılarına
hiç benzemiyordu.

Biz de dilimizin döndüğünce ve birikimimizin yettiğince emperyalist projeyi,
işbirlikçi AKP iktidarını ve niçin “yeni anayasa” peşinde olduklarını anlatmaya çalıştık.

Dervişin zikri ne ise fikri de odur

Erdoğan, CHP Genel Başkanı’nı eleştiren bir konuşmasında Hacı Bektaş Veli’ye
gönderme (atıf) yaparak; 

  • “Ellerine hakim olamadılar çaldılar,
    bellerine hakim olamadılar kaset ortada,
    dillerine hakim olamadılar cüruf saçıyorlar..” diyor.

Erdoğan, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini ve felsefesini hiç anlamamış.

Ülkemizin ve bölgemizin insanlarına ve tüm Müslümanlara düşman olan emperyalist projeyi anlayamadığı ve onun eşbaşkanı olduğunu göğsünü gere gere anlattığı gibi.

1209’da Horasan Nişabur’da doğan Hacı Bektaş Veli’nin “Eline, beline ve diline hakim ol” özdeyişindeki “el, bel ve dil” Erdoğan’nın anladığı el, bel ve dil değildir.

Hele beli cinsellik olarak algılamak neyin nesidir?
Dervişin zikri ne ise fikri o mudur?

Felsefi içeriğinde insan sevgisi, hoşgörü, paylaşım ve eşitlik olan

Hacı Bektaş Veli’nin sözlerindeki “El” ülkedir, yurttur, vatandır.

Aynen Türkeli, Rumeli ve yabancı eller dediğimiz gibi.

Bel” soydur, soptur, millettir.

Dil” ise konuştuğumuz dil Türkçedir.

Gelecek ay 736. yılını kutlayacağız. 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey

  • “Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dilde söz söylemesin!” diyor.

Birleşmek gerek canlar!

Bu sözün söylenmesinin nedeni Anadolu’da Selçukluların hüküm sürdüğü o zaman sanat dili Farsça, devlet dili Arapça ama halkın dili Türkçedir.

Karamanoğlu Mehmet Bey, bu çelişkiyi ortadan kaldırabilmek bu özlü buyruğu vermiştir.

Gerçekte bu topraklarda halkın dilini devlet bürokrasisine ve sanata egemen kılan ve
bu üçlü çelişkiyi ortadan kaldıran Mustafa Kemal Atatürk ve önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’dir.

11 yıldır iktidarda bulunan Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarları “Eline” (Ülkesine), “Beline” (Milletine) ve “Diline” (Türkçemize) sahip çıkmış mıdır?

Elimizi vicdanımıza koyarak verebileceğimiz tek yanıt,
değil korumak düşmanlık etmişler ve etmeye devam etmektedirler.

“Birleşmek gerek canlar!” bunların arkasındaki emperyalizm güçlüdür.

Gün kavga değil, birlik günüdür.

Zaman bizi zenginleştiren farklılıklarımızı değil ortak paydalarımızı konuşma ve
yüceltme zamanıdır.

Saygılar sunarım.
16.4.13

Milli Anayasa Forumu ANKARA BULUŞMASI.. 24 Mart 2013


Dostlar
,

Vatanımıza, Cumhuriyetimize ve Emeğimize sahip çıkıyoruz..

Milli Anayasa Forumu ANKARA BULUŞMASI..

24 Mart 2013, Yeni Mahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi..

24mart2013-1

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 24.3.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

E. Amiral Türker ERTÜRK : VİRÜS..

E. Amiral Türker ERTÜRK

portresi_gulumseyen

VİRÜS..

Geçtiğimiz Pazartesi günü Bilkent Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Topluluğu’nun
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü nedeniyle düzenlediği panele konuşmacı olarak davetliydim.

Panelde bana tanınan süre içinde yabancıların Gelibolu bizim Çanakkale Savaşları olarak adlandırdığımız bu kanlı mücadeleyi, nedenlerini, bölgeye ve dünyaya etkilerini neden-sonuç ilişkileri içinde anlatmaya çalıştım.

Öğrencilerden etkilendim

Gerek beni panele davet eden ve Bilkent yerleşkesi içinde bulunduğum sürede bana mihmandarlık yapan, gerekse panele dinleyici olarak katılan öğrencilerden gerçekten etkilendim ve pozitif elektrik yükü aldım. Hepsinin gözlerinin ışıldadığını, öğrenme duygusu içinde olduklarını ve ruhlarında bilim ateşinin yandığını gözlemledim.
Bu öğrencilerle aileleri ve hocaları ne denli öğünse azdır.

Panel sırasında dikkatimi çeken hususlardan birisi de bizi dinlemeye gelenler arasında türbanlı kız öğrencilerin bulunmamasıydı. Çok garibime gitti! Çünkü panel başlamadan önce yerleşke içinde bana mihmandarlık yaban öğrenci ile dolaşmış ve türbanlı kız öğrenciler görmüştüm.

Beklentim onların da panele katılacağı yönündeydi. Daha bir hafta önce Kartal Uğur Mumcu Mahallesi’nde düzenlenen Milli Anayasa Forumu sırasında bizi dinlemeye gelen türbanlı kadınlarımızı görmüş ve sevinmiştim.

Türbanlı öğrenci yoktu

Panel bitikten sonra bizi dinlemeye gelen bir küme (gurup) öğrenci ile konuşurken,
onlara “Salonda niçin türbanlı öğrenci yoktu?“ diye sordum. Yanıt olarak “Türbanlı arkadaşlarımız bu tür milli günlere katılmazlar.“ dediler.
Bu yanıtı duyunca şaşkınlığım bir kat daha arttı.

Hatta öğrencilerden biri “Geçenlerde okulda Atatürk’ün Nutuk kitabını dağıtıyorduk, kitabı bir türbanlı öğrenciye uzattığımda ‘Ben komünist miyim ki Nutuk’u okuyacağım?‘ diyerek kitabı almadığını.. anlattı.

Aman Allah’ım, bu nasıl bir yanıt, bu ne biçim düşmanlık! Böyle bir hainliğe ve bilgi fukaralığına dünyanın hiçbir yerinde gerçekten rastlayamazsınız. Siz saf ve temiz zihinleri virüsle kirletiyor ve toplumsal ortak aklın düzgün çalışmasını engelliyorsunuz.
Bunun toplumsal barışa bir katkısı olabilir mi?

Hukuk ve Siyaset Bilimi

Başka bir öğrenci türbanlı öğrencilerin en çok hukuk ve siyaset bilimi dallarında kümeleştiklerini, mühendislik bölümlerine pek itibar etmediklerini anlattı.
Sizce bunun nedeni ne olabilir?

Bunların bilgi ile bilimle işleri yok, akılları fikirleri devleti ele geçirmek.
Altın nesil bu işte! Evlere girip Delil Üretim Merkezleri’nde ürettikleri evrakları koymak, bilgisayarlara dijital terör unsuru belge atmak! Daha sonra da Ergenekon ve Balyoz türü operasyonları vizyona koymak. Amaç çok açık, karşı devrime yönelik olarak darbe yapmak! Bir buluş, bir patent veya bir sanat eseri ürettiklerini ve ortaya koyduklarını gören duyan var mı? En iyi bildikleri yalan, dolan, karalama ve iftira!

AKP ve Cemaat

  • Ülkemizde birbirine düşman iki tip insan yetişiyor.

Birincisi eleştirel aklın egemen olduğu, bilim egemen kafalı ve ulusal değerlerine bağlı,

İkincisi ise ulusal değerlerine düşman olan ve ortaçağ karanlığından medet uman
insan tipi.

  • Bu gidiş kanlı kapışmaya ve iç savaşa gidiştir. 

Batı’da eğitim ve öğretim sistemleri böyle bir bölünmeye ve kamplaşmaya
asla izin vermez.

Bu kötü gidişin baş sorumlusu

Emperyalizm ve onun işbirlikçileri olan AKP
ve misyoner okulları / dershaneleri ile Cemaattir.

Saygılar sunarım.
22.3.13
İLK KURŞUN

Şahin MENGÜ : Açılımda Büyük Tuzak

Dostlar,

Sayın Av. Şahin Mengü, çok kıdemli (40+ yıl) bir hukukçudur. Bir önceki dönemde
CHP Manisa milletvekili idi. TED mezunudur ve çok iyi İngilizce bilir. Son derece cesur ve sözünü esirgemeyen bir aydındır. Milli Anayasa Forumu toplantılarına çok katkı vermiştir AYDINLIK‘taki yazıları ile de ülkemize karşı “aydın” sorumluluğunu yerine getirmeye çabalamaktadır.

Açılımda Büyük Tuzak” başlığıyla aşağıya aldığımız yazısı tarihsel önemdedir.

Özellikle AKP hükümetine olmak üzere, TBMM’ye son derece ciddi bir uyarı demetidir.

Açıkça bir uluslararası hukuk dersi gibidir. Sayın Mengü, bu yazı ve içeriği için,
kritik uyarıları yapmak için donanım olarak yetkindir hatta profesyoneldir.

Türkiye’nin bu yazıyı dikkatle, satır satır okuyarak altını çizmesi ve
adımlarını buna göre atması zorunludur.

Yazı, nelerin yapılMAması gerektiğini de doğallıkla içermektedir.

Bu sabah (22.3.13) kendilerini telefonla arayarak kutladık ve bir kez daha, bu yazı çoook açık olmakla birlikte, bir de, ülkemizin elini kolunu bağlamamak üzere, dönülmez çıkmaza sokmamak üzere NELERİN YAPILMAMASI GEREKTİĞİNİ de yazmalarını rica ettik.

Önümüzdeki günlerde, sağolsunlar, Sayın Mengü, bu yazıları ile bağlantılı olarak,
bir kez daha, sağır sultanlar da duysunlar ve YÜCE DİVANLIK SUÇ işlemesinler, güzelim-caaaanım Türkiye’mizi açmaza düşürmesinler diye, NELER YAPILMAMALI’yı yazacaklar..

Kendisine, bu çok değerli katkıları için tarih önünde şükran borçluyuz.

Aman, sağduyu… ULUSAL ÇIKARLARIMIZI en öne koyarak..

Sevgi ve saygı ile.
22.3.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==============================================

Av. Şahin MENGÜ

sahin mengu

Açılımda Büyük Tuzak

İmralı tutanaklarından hatırlayacaksınız;

Abdullah Öcalan’ın “ne ev hapsi, ne af,  buradan hep beraber özgürce çıkacağız..” dediğini ve ayrıca da, PKK terör örgütünün Türkiye dışına çıkışı içinde,
“Meclis kararı” istediğini öğrenmiştik.

Uluslararası hukuk bilgisi isteyen bu söylem, Abdullah Öcalan’ın kendi fikri olamaz.
Bunun, O’nu yönlendirenlerin fikri olması gerekir.

İktidarın bugüne dek sergilediği hukuk dışı ve Yüce Divanlık suç oluşturan tutum ve davranışları, PKK’ya dolaylı tanıma sağlayarak onu zaten uluslararası hukukun süjesi haline getirmişti.

Yani, Devletin, kendisi ile müzakere ediyor olması; örgütün elindeki görevlilerini örgüt bayrakları altında, törenle, imzalanan protokolle teslim alması; örgüt militanlarının Habur skandalında olduğu gibi “üniformalarıyla” mahkeme karşısına çıkmalarına ve ülkeye girmelerine izin vermesi ile PKK; Türkiye Cumhuriyeti tarafından fiilen tanımıştır.

Tanıma: Bir uluslararası hukuk kişisinin (Türkiye Cumhuriyeti) kendi dışında oluşan,
belli bir olayı, bir durumu, bir belgeyi ya da bir iddiayı (PKK’nın söylem ve faaliyetleri) kendisi (Türkiye Cumhuriyeti) bakımından yasal kabul ettiğini ve hukuksal ilişkilerini
bu yolla kabul edilen veriler üzerine kuracağını bildiren bir hukuksal işlemdir.
Tanıma bir antlaşma ile yapılabileceği gibi tek-taraflı bir işlemle de (PKK terör örgütü ile görüşmeye başlamak, PKK’nın elinde bulundurduğu Türk vatandaşlarını tutanak ile
teslim almak, PKK’nın yurt dışına çıkışı için Meclis kararı çıkartmak ya da yasal düzenleme yapmak) yapılabilmektedir.

Terör örgütlerinin uluslararası alanda ulaşmak istedikleri temel amaçlardan birisi de  “savaşan taraf” statüsünü kazanarak, uluslararası insani hukukun süjesi haline gelmek olduğu bilinen bir gerçektir.

İşte gerek İktidarı yönlendirenler gerekse  Abdullah Öcalan’a akıl verenlerin
yapmak istedikleri, PKK’ya ve dolayısıyla onun şehir örgütlenmesi olan KCK’ya “ayaklanan / savaşan statüsü” kazandırmaya çalışarak onu uluslararası hukukun
bir süjesi haline getirmektir.

Abdullah Öcalan’ın istediği Meclis desteği bunu elde etmek için gereken ama aslında
şart da olmayan son adımdır. Abdullah Öcalan’ın istediği ve Adalet Bakanının da
“PKK’nın çekilmesi için yasal düzenlemelere ihtiyaç olabilir..” açıklaması ve buna yönelik yasal düzenlemelerin yapılması, PKK terör örgütünün fiilen tanınması yanında,
yasal bir düzenlemeyle “Ayaklanan / savaşan statüsü” Türkiye tarafından hukuken de  tanınması olacaktır.

PKK’nın bu statüye kavuşması ile artık onun elebaşısı, bebek katili Abdullah Öcalan
ve öbür PKK tutukluları “Savaş tutsağı” işlemi göreceklerdir. Savaş tutsaklarının, çatışmanın fiilen sona ermesi beklenmeden de kimi koşullarda serbest bırakılması olanaklıdır.

Dikkat edilirse PKK ve siyasal uzantısı BDP, kaçırılan kamu görevlileri ve öbür vatandaşlarımızdan ve Türkiye Cumhuriyeti cezaevlerinde bulunan yandaşlarından “tutsaklar” diye bahis etmektedirler. Dağdaki ve şehirdeki teröristlerden de “Gerilla” diye söz ederek kendilerine fiilen “ayaklanan / savaşan statüsü” vermeğe çalışmaktadır.

Bu statünün hukuksal kaynağı, 1949 yılında Cenevre’de imzalanan ve Türkiye’nin de
taraf olduğu 3 anlaşmanın ortak maddesi olan 3. maddesinden kaynaklanmaktadır.

Bu madde, sözleşmelere taraf devletlerden birisinin toprakları üzerinde yaşanan uluslararası nitelikte olmayan silahlı ihtilaflarda tarafların bağlı olacağı hükümleri düzenliyor.

Cenevre Sözleşmeleri‘nin ortak 3. maddesi hükümlerinin” dahili bir silahlı çatışmaya uygulanabilmesi için kimi koşulların varlığı gerekiyor. Nedir bu koşullar?

Hükümete karşı savaşan örgütlü bir silahlı güç var mı?
Var. PKK terör örgütü.

Bu gücün, eylemlerinin sorumluluğunu alacak bir otoritesi var mı?
Var. Başta terörist başı olmak üzere, emir komuta kademeleri var.

Belli bir bölgede mi hareket ediyor?
Genellikle öyle.

Sözleşme hükümlerini uygulama araç ve olanaklarına sahip mi?
Sahip denebilir! Elindeki rehineleri törenle ve protokol imzalayarak
Devlete teslim edebiliyor.

Yasal hükümet, karşısındaki silahlı güce karşı silahlı kuvvetlerini kullanıyor mu?
Evet!

Bu silahlı ihtilaf uzun süredir devam ediyor mu?
Evet. 30 yıldır.

Bu çatışmalar başka devletleri içine almamış ve genel olarak devletin sınırları içinde kalmış durumda mı?
Evet, yalnızca Türkiye toprakları içinde.

Başkaldıran taraf (PKK), Devlet niteliğini gösteren bir örgüte sahip olduğunu
iddia ediyor mu?
Ediyor, KCK bunun için var.

Bu sivil otorite (KCK), belli bir bölgedeki nüfus üzerinde fiili bir yetki kullanıyor mu?
KCK’nın bu konuda çok mesafe aldığı muhakkak

Devlet, karşısındaki gücü “savaşan” olarak tanımış mı ?
Şu an için fiili bir tanımanın var olduğu kesin. Zira Devlet, karşısındaki güç ile müzakere ediyor. Örgütün elindeki görevlilerini örgüt bayrakları altında, törenle, imzalanan protokolle teslim alıyor. Örgüt militanlarının Habur skandalında olduğu gibi “üniformalarıyla” mahkeme karşısına çıkmalarına ve ülkeye girmelerine izin veriyor.
Böylece, o üniformaları da tanıyor.

  • İktidarın belki bilerek, belki bilmeden sergilediği bu tür davranışları nedeni ile
    PKK fiilen uluslararası hukukun sujesi haline gelmiş durumdadır.
Ayrıca Adalet Bakanı da PKK terör örgütünün yurt dışına çıkışı ile ilgili yasal düzenleme yapılacağını söyledi. Bu yapıldığı anda “hukuksal tanıma” da gerçekleşmiş olacaktır.

Şimdi bunun uluslararası hukuktaki adının konulması aşaması kalmıştır.
O aşama da geçilince, konu artık Türkiye’nin “terörle mücadelesi” konusu olmaktan çıkacak, uluslararası toplumun konusu haline gelecektir.

Artık PKK ayaklanan veya savaşan taraf haline geldikten sonra, Abdullah Öcalan’a uygulanacak statü de buna uygun olacaktır. Örneğin “PKK terör örgütü bütün ögeleriyle Türkiye’yi terk edecek..” dediğiniz zaman, acaba Abdullah Öcalan da
bu unsurların en başındaki kişi olarak kabul edilecek ve O da mı hudut dışı edilecektir?
Edilirse, “İmralı Tutanaklarında” ortaya çıktığı gibi,

  • “Ne ev hapsi, ne af, buradan yürüyerek çıkacağız, hepimiz özgür olacağız..”
sözü bu statü değişikliğini mi yandaşlarına  müjdeliyordu?

Son İmralı heyetinin okuduğu Öcalan mektubunda Meclis’i göreve çağırması da
bu nedenle miydi?

Sızan haberlere göre, PKK militanları önce sınır dışına gönderilip Birleşmiş Milletler  denetimindeki bir kampa yerleştirilecekmiş. Böyle bir durumda Türkiye, olayın Birleşmiş Milletler’in ilgi alanına girdiğini kabul etmiş olacaktır. Katil başı da bunun için
TBMM kararında ısrar etmektedir

O zaman Başbakan “ne ev hapsi, ne de af çıkarttım” diye yemin etse başı ağrımayacaktır.

Abdullah Öcalan ve hempalarına “statü” yü Türkiye Cumhuriyeti Devleti vermeyecek, uluslararası hukuk verecek.

O zaman da bölücülerin “Öcalan’a af – Kürtlere statü” slagonun yaşama geçtiğini, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan, söylediği biçimde yürüyerek çıktığını ve bölünmeye giden yolun açıldığını göreceğiz. (21 Mart 2013)

Av. Şahin Mengü
http://sahinmengu.blogspot.com/2013/03/acilimda-buyuk-tuzak.htmlhttp://sahinmengu.blogspot.com/2013/03/acilimda-buyuk-tuzak.html

Türker Ertürk: BİJİ BRATİ BİJİ CUMHURİYET

 


E. Amiral Türker Ertürk

portresi_gulumseyen

BİJİ BRATİ BİJİ CUMHURİYET

Geçtiğimiz Cumartesi günü Kartal Uğur Mumcu Mahallesinde bulunan Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde düzenlenen Milli Anayasa Forumu’na Prof.Dr. Necla Arat,
Av. Celal Ülgen ve Dr. Serhan Bolluk
 ile beraber konuşmacı olarak katıldık.

Salon ağzına dek dolu, salonu dolduran insanlarımız da heyecan ve duygu yüklüydü. Çoğu yerde karşılaştığım gibi, çoğunluk kadınlarımızdan yanaydı. Bunun iki büyük nedeni vardı. Birincisi kadınlarımız biliyorlardı ki, rejim değişikliği ve getirilmek istenen “bilgi çağı görünümlü ortaçağ karanlığı” en çok onları etkileyecek ve köleleştirecekti.
İkinci neden ise iliklerine dek faşizmin egemen olduğu, muhalif seslerin fişlendiği,
işten atıldığı ve zindanlara tıkıldığı bir ortamda ailelerin ekonomik sorumluluklarını
daha çok yüklenen erkeklerimiz, bu tür faaliyetlere katılım için daha mütereddit oluyorlardı. Bilmeliler ki, korkunun ecele faydası yoktur.

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir istatistik çalışması yapmışlar. Çatışmalarda kendi ordusu lehine yeterince katkıyı yapmadan çok kısa süre içinde yaşamını yitirenlerin profilini incelemişler. En dikkat çekici bulunan saptama ise, savaşta yaşamını çok kısa süre içinde yitirenlerin çoğunun evli olduğuymuş. Yapılan değerlendirmede “Beni bekleyenler var, evliyim ve çocuklarım var, çok dikkatli davranmalıyım, yaşamımı riske edecek girişimlerden kaçınmalıyım.“ yaklaşımı içinde olan davranış biçimlerinin daha çok hata yaptırdığı sonucuna varılmış

Sizi bilmem ama bu değerlendirmeye ben yürekten katılıyorum. Sporcu bir geçmişe sahip bir insan olarak deneyimim bana göstermiştir ki, sportif karşılaşmalarda en çok sakatlananlar sakatlanma korkusu içinde yaşayanlardır. Gözünü budaktan sakınmayanların, tekmeye kafa uzatanların daha az sakatladığını gördüm.

AKP Müslüman’dan yana değil!

Milli Anayasa Forumu’nun yapıldığı salonda gözümden kaçmayan başka bir konu,
arka sıralarda bulunan başörtülü ve türbanlı kadınlarımızdı. Bu gerçekten çok hoşuma gitti. Bu kardeşlerimiz bizi dinlemeli ve kararını ondan sonra vermeliydi. Çünkü bilmeliler ki, AKP iktidarı Müslümandan yana değildir. Yalnızca Müslümanlığı kullanarak saltanat, han ve hamam peşindedirler. Bizim ve onların banka hesap dökümlerini,
mal varlıklarını ve son 10 yıllık değişimi inceleyin, takdir sizindir.

Forum’da tüm konuşmacılar yeni anayasanın emperyalist bir proje olduğunun altını çizdi. Bunu anlamak için gerçekten önbilici (kâhin) olmaya ve üstün niteliklere sahip olmaya gerek yok. Yalnızca satılmamış, çıkarlarını emperyalistlerin çıkarları ile örtüştürmemiş onurlu bir insan olun yeter.

Bakınız, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi’nde verdiği konferansta 

  • “Ulus devletle hesaplaşma vakti geldi, suni çizilmiş sınırlarla,
    ayrıştırılmış ulus devlet tecrübelerinin üzerinden geçen acılı yıllardan sonra, bütün bir bölge bir iç restorasyon arayışı içinde.“
     
    demiş.

Bu sözlerin ifade ettiği plan Davutoğlu’na ait değildir. Bu plan ABD’ye ait olup,
Soğuk Savaş’ın bitiminden başlayarak her düzlemde (platformda) ifade edilmiş ve gerçekleşmesi için mücadele verilmektedir. Davutoğlu, “Stratejik derinlik“ adlı kitabında ABD’nin bu planına uygun olarak kendisi ve temsil ettiği “Siyasal İslam” için görev talep etmiştir.

Davutoğlu‘nun bu kitabında, “Türkiye küresel yeni düzenin çevresinde alt bölgesel düzenleyici olabilir.“ ifadesi bu tetikçiliğin ve emperyalist plan kapsamında
görev yapılacağının entelektüel olarak anlatılmasıdır.

Bu nedenle Davutoğlu’nun bu sözlerine şaşırmamak gerek. Görevini yapıyor ve emperyalist desteğin sürmesine gerek duyulduğunu okyanus ötesine rapor ediyor.

Forum’da bizim yaptığımız konuşmalardan sonra dinleyici olarak katılanlardan isteyenler de söz alıp durum değerlendirmesi yaptılar ve katkılarını ortaya koydular. Bunlardan kimisi kendi adına kimisi de temsil ettikleri kurum veya dernek adına konuştu. Hepsi çok iyiydi ve gerçekten çok yararlandım.

Tunceli’li Gündoğan

Konuşmalardan bir tanesini genç bir kadınımız yaptı. Av. Nihal Gündoğan, Atatürk önderliğinde yapılan Türk Devrimlerini özümsemiş birisi olarak Cumhuriyetimizin kazanımlarının ne olduğunun dersini verdi bizlere. Tunceli’li Gündoğan sözlerini
“Biji brati – biji Cumhuriyet”
 (Yaşasın kardeşlik – yaşasın Cumhuriyet) diye bitirdi. Kendisini kutluyorum.

Çalışmalarım sırasında bana en çok destek verenlerin başında gelen, aynı zamanda arkadaşım ve dostum olan insan; Bingöl’lü ve ana dili Kürtçedir. Ama iliklerine dek, Türk Ulusal kimliğine ve Atatürk’e bağlıdır.

  • Çünkü bizim Türklüğümüz bir ırkın adı değildir.
  • Bizim Türklüğümüzün içinde Kürtlük, Araplık, Çerkezlik, Arnavutluk, Boşnaklık, Tatarlık, Türkmenlik daha bir sürü alt kimlik vardır.
  • BizimTürklüğümüz bulunduğumuz coğrafyada birlikte barış içinde yaşamanın ve emperyalizme yem olmamanın adıdır.

Türk kimliğine düşman olan Anadolu insanına düşmandır.
Bu kimliğe düşman olan emperyalizmin işbirlikçisidir, satılmıştır ve taşerondur.

Bu Meclis, %10 barajlı olarak 4 yıl için yasama yetkisi almış ve üyeleri Anayasa’ya sadakat göstereceklerine ilişkin yemin etmişlerdir.

Bu Meclis, Anayasa’nın değişmez maddelerde vücut bulan kurucu ideolojiyi
oybirliği olsa bile değiştiremez.

Değiştirmeye kalkmak savaş nedenidir.

Meclis meşruiyetini yitirir ve halka direnme hakkı doğar.
Ben yaptım oldu yaklaşımı ile bir yere varılamaz, bu böyle biline.

Ne Mutlu Türküm Diyene