Bu kumpas da çökecek!

Bu kumpas da çökecek!

Rahmi Turan
SÖZCÜ, 4 Haziran 2017

Mustafa Balbay, bir kumpas sonucu Silivri zindanlarının çilesini çekmiş bir meslektaşımızdır. Şimdi CHP İzmir Milletvekili… O acı günleri hiçbir zaman unutmadı.Yapılan haksızlıklar geçiyor ama delip de geçiyor. Siz onu bir de yaşayana sorun!

Şimdi, benzeri bir nedenle SÖZCÜ muhabiri Gökmen Ulu, Silivri Cezaevi’nde…
Atatürk ilkelerine bağlı, düzgün, dürüst, yurtsever bir kişi ve gerçek bir gazeteci…
Mustafa Balbay, Silivri’ye gidip Gökmen Ulu’yu ziyaret etti.
Damdan düşenin halini, damdan düşen bilir.
Mustafa Balbay benim seyahat arkadaşımdır. Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu
yıllarda onun daveti üzerine birçok ülkede Balbay’la birlikte ilginç geziler yapmıştık.
Telefonla beni aradı ve dedi ki:

“Gökmen Ulu’ya moral vermek için Silivri Cezaevi’ne gittim. Moralinin çok iyi olduğunu gördüm. Yiğit bir arkadaş. Tek endişesi var

  • Beni burada unutmayın diyor.Gökmen’in duygularını anlıyorum. Bu olayda asıl hedef SÖZCÜ’dür.
    Kripto FETÖ’cüler, kendi FETÖ’cülüklerini gizlemek için SÖZCÜ’ye saldırıyorlar.
    İşin gerçeği bu. Fakat bu kumpas da diğerleri gibi kesinlikle çökecek!”
    =======================================
  • Aynı kanıdayız hatta inançtayız değerli Rahmi Turan ve SÖZCÜ ailesi..“Hiçbir korkuya benzemez halkını satanların korkusu!” 
    Nazım HİKMET

    Sevgi ve saygı ile. 04 Haziran 2017, Datça

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkiye’den kaçan Türkler!

Türkiye’den kaçan Türkler!

Rahmi Turan
SÖZCÜ, 18 Mayıs 2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Güzel Türkiye’mizin her geçen gün “yaşanması zor” bir ülke haline geldiğini görüyoruz.  Devam eden kavgalar… Çekilen acılar…
Verilen kayıplar… Ağlayan analar… Artan geçim sıkıntısı…
Yoksulluk içinde yaşam savaşı veren kitleler…
Hukuk, yasa, adalet, ahlâk, vicdan ve insaf erozyonunun yanı sıra güvenlik endişesine kapılan bir kısım varlıklı insanlar Türkiye’den kaçmaya başladılar!
Sık sık şu mealde haberler geliyor:
“Yunanistan’da ve Yunan adalarında ev satın alan Türkler arttı.”
“Paralı aileler Londra’ya göç ediyor.”
“İspanya’nın Barselona kenti Türklerle doldu.”
“Konut satın alarak Kanada’ya göç eden Türklerin sayısında artış var!”
“Amerika’ya büyük talep var. Florida, Miami gibi kentler Türklerin satın aldığı evlerle dolu.”
Vay canına! Ne oluyoruz? Nedir bu moral çöküntüsü ile kaçış?
* * *
Bu güzelim yurdu kimlere bırakıp da gidiyorsunuz beyler, hanımlar?
Zoru görünce kaçmak var mı böyle? Anlıyorum, bütün bu kişilerin ve ailelerin güvenlik endişeleri var. Korkuya varan bir kaygı yüreklerini sarmış, gelecekten umutlarını kesmişler!
Peki, böyle bir korku, böyle bir panik Türk insanına, vatan sevgisine, yurtseverliğe yakışır mı? Bunların memleket aşkı yok mu? Doğrusu ülkeyi bırakıp kaçanları ya da kaçma planları yapanları duydukça üzülüyor “Milletçe ne hale geldik?” diye kahroluyorum!
* * *
Peki, ne yapmalı? Vatanımızda kalıp, ülkemiz için mücadeleye devam etmeliyiz.
Korkmak yok! Korkanlar bu ülkenin evlâtları değildir!
İzmir’de haftalık yayınlanan ekonomi gazetesi “Gözlem”in yayınladığı bir araştırma sonuçlarına göre 2016 yılında “6 bin Türk milyoner” ülkeden göç etmiş.
Araştırmayı yapan kuruluş “Milyonerler çoğunlukla çocuklarının daha iyi bir eğitim alması için ve kişisel güvenlik arayışları nedeniyle ülkelerini terk ediyor!” diyor.
Demek ki devlet, vatandaşta güvenlik duygusu yaratamıyor.
Devlet bunu yapamıyorsa millet olarak biz yapalım, aramızdaki çekişmeleri bırakıp, milli birlik ve berberliğimizi sağlamak için şapkamızı önümüze koyup düşünelim.
En akılcı yol bu sorunu sandıkta çözmektir. 2019 umut yılı olabilir.

Dağdan gelip bağdakini kovmak!

Üstteki yazıda Türkiye’den kaçan Türkleri eleştirdim. Ülkemizde bir de tersine kaçış olayı var!
Suriyeliler, Afganlar, Iraklılar da Türkiye’ye kaçıyor… Afrika ülkelerinden yığın yığın gelenler de var. Bir göçmen ülkesi haline geldik… Sokakta, caddede, otobüste, metroda bunlara hep rastlıyoruz. Hadi anlayışlı davranıp “Yerlerini yurtlarını kaybeden garip kişilerdir” diye onlara acıyalım… “İnsani duygular yardım etmemizi gerektirir” diye düşünelim.
Tamam da… O sığınmacıların da buna lâyık olmaları, ülkemizin insanlarıyla uyum sağlamaları gerekir, değil mi? Fakat nerdeee?
* * *
“Dağdan gelen, bağdakini kovar” diye ünlü bir sözümüz vardır. Bu söz girdiği ortamı rahatsız edici tavırlar sergileyen insanların davranışlarını ifade eder. Sığınmacılar da başka ülkelerden geldiler, bizi kovacaklar sanki! Gazetelerde Suriyelilerin yedikleri haltları sık sık okuyoruz… Savaştan kaçtılar, başımıza dert oldular. Bunların başta Hatay olmak üzere çeşitli illerde olaylar çıkarttıklarını duyuyoruz. Birkaç gün önce de İstanbul’da gece yarısı bir genç çıkan kavgada bıçaklanarak öldürüldü. Katiller Suriyeli!
Sultangazi’de ucuz kiralık evlerde kalan Suriyeliler, mahallenin kızlarını taciz edince olay çıkmış, kızları korumak isteyen bir Türk genci, sığınmacılar tarafından bıçaklanmış!
Zavallı genç, hastanede can vermiş!
Bunlar, çaresizlikten ülkelerini terk edip, Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldılar, diyelim.
Peki, niye rahat durmazlar? Niye bir sürü pis işe bulaşırlar? Niye gasp, hırsızlık, soygun gibi
suç işlerler? Neden adam öldürürler?

Başbakan dahil, AKP’li tüm yetkililere sesleniyorum                        :
“Oy kaygısıyla sığınmacıları Türkiye vatandaşı yaparsanız, ileride çıkacak daha vahim olayları önleyemezsiniz. Savaş bittikten sonra hepsi memleketlerine geri dönmeli!
Bunların Türk vatandaşı olması, Türkiye için tehlikedir.”
======================================
Dostlar,

Usta (kıdemli, duayen) gazeteci Sn. Rahmi Turan‘ın bu yazısı tarihe not düşer niteliktedir.
Bu önemi yazının bizce altı çizilmesi gereken 2 çok önemli iletisi var :

  1. Vatanımızda kalıp, ülkemiz için mücadeleye devam etmeliyiz.
    Korkmak yok! Korkanlar bu ülkenin evlâtları değildir!
  2. Savaş bittikten sonra hepsi memleketlerine geri dönmeli!
    (Suriye, Irak.. kökenli 3-4 milyon sığınmacı..)

Ülkemizin bu zor –ama bitmek üzere olan– AKP – RTE döneminde caaaaanım Türkiye’yi terk etmek kınanmanın ötesinde lanetlenerek mahkum edilmesi gereken onursuz – sefil bir davranıştır.

  • Vatan, uğrunda ölenlerin saygın – sevgin (aziz) anısıyla – kanı/canıyla Vatan olur!

Hep yazıyoruz.. Türkiye bu lanetli yılları da aşacak.
Siyasal örgüt / Parti öncülüğünde politik savaşım (mücadele) vererek..
Meşru direniş hakkını kullanarak..
Sonra; bu siyasal partilerin YAŞAMSAL ULUSAL KONULARDA ortak davranması..
Önümüzdeki hedef, erken seçim olmazsa, -bu arada erken seçim olasılığına karşı da hazır olunmalı!- Mart 2019 yerel seçimleridir. Bu seçimde AKP dışındaki partiler kurumsal kimliklerini koruyarak seçim işbirliği yaparlarsa hem yerel yönetimlerde temsil oranları artar hem de bu sonucun doğal politik türevi olarak AKP erimeye başlar. 3 Kasım 2019 genel seçimi büyük ölçüde kolaylanmış olur. Aynı strateji ile bu kez AKP karşısında büyük ulusal stratejik seçim işbirliği yapacak siyasal partilerin Vekil sayıları artar ve AKP iktidardan in-di-ri-lir!

Gerçek çoğu kez çook yalındır..
Onun böylesine “yalın” oluşuna çoğu insan inanmak istemez..
Baksanıza çöküş nasıl da gümbür gümbür geliyor!

Trump, 20 bin km uzaktan uçup gelen AKP’li Erdoğan’a 20 dakikacık ayırdı.. O’nu yalnızca 5 dakika dinledi ve 5 dakika hitap etti (10 dakika çeviri).. Demokratik haklarını kullanarak AKP’li Erdoğan’ı protesto eden ABD’deki Türklere tahammül gösteril(e)medi ve yandaşlar + Erdoğan’ın silahlı korumaları bir avuç protestocuya birlikte ağır şiddet uyguladılar.. ABD polisi de bu koruma polislerini copladı! Yazık değil mi bu vatan evlatlarına.. Bunlar Türk polisi değil mi? Neden böyle yanlış yönlendirirsiniz insanları? Bırakın yapsın protestosunu insanlar.. ABD yasaları ve evrensel hukuk demokratik protestoyu bir hak olarak tanıyor. Sınır aşılırsa zaten ABD polisi karışır (müdahale eder)..

Görün ki sorun, ABD’deki Türkiye büyükelçisinin kovulmasını istemeye dek tırmandı. Senatör J. McCain, Türk büyük elçinin “persona non grata” ilan edilerek deporte edilmesini (sınır dışı edilmesini) isteyebildi!

Bu kadro, bu iflas etmiş anlayış, bu bitip tükenmeyen Cumhuriyet kini – nefreti ve mide bulandıran kibir.. Yandaş medyada gerçeği görenler ve yazıları / nafile uyarıları da artıyor.. Fiyaskoyu örtmekte, her şeye karşın allayıp pullamakta epey zorlanıyor, başaramıyorlar. TRT günah keçisi yapılıp operasyona uğruyor.. Uzatmayalım.. sürdürülebilir mi bu öfke kasırgası?
21 Mayıs 2017 operasyonu (Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına getirilmesi) “exodus“u (çöküş) önleyemeyecek, tersine hızlandıracaktır.. Bu sonucu, bu operasyonu yapanların gör(e)memesi olanak dışı.. Eee, o halde??

Çanlar çın çın çın… ötüyor.. “Hayır” dır inşallah..

Sevgi ve saygı ile. 18 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

BU TEĞET YAKACAK..

BU TEĞET YAKACAK..

portresiRahmi TURAN
SÖZCÜ, 04.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktidar yandaşı gazeteler dün “Teğet geçecek” manşetleriyle doluydu.
Dolar, yaydan çıkan ok gibi fırlayıp olanca vahşetiyle gövdemizde saplanmış durumda iken bunun teğeti mi kalmış? Fakat o sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan‘a ait olunca önem kazanıyor tabii…
Başbakan Yıldırım “Bunların hepsi geçecek” diye işi hafife alırken, Erdoğan da yandaş gazetelere manşet olan 9 yıl önceki o sözlerini tekrarladı:

  • “2007-2008’deki olayda da ‘Kriz teğet geçecek’ demiştim.
    Aynı şeyi yine söylüyorum, bu da teğet geçecek!”

Teğet geçmek geometrik bir ifade… Bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada hafifçe değen bir doğru… Yani bu ekonomik kriz hafif geçecek, öyle mi?

9 yıl önceki o krizi düşünüyorum da insanlarımızın nasıl perişan olduğunu hatırlıyorum.

Eğer bu defa da “Teğet” denilerek o durum kastediliyorsa, milletin çekeceği var demektir.
İçinde bulunduğumuz kriz konusunda Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek:

  • “1. Dünya Savaşı’ndan sonra en sıkıntılı, belki de en zorlu dönemden geçiyoruz.”

dedi. Bence en gerçekçi ifade budur. Allah yardımcımız olsun!
==============================
Dostlar,

Doların 3,5 TL’yi de geçen tırmanışı “teğet” meğet değil mızraktır, hançerdir.
Aymazlığın zamanı değildir. Çook ciddi önlemlerin alınması gereklidir.
Lütfen anımsayalım :

2008’in son çeyreğinde kriz geldi. Büyüme hızı % eksi 4.7’ye indi.
2009’da 1. çeyrekte büyüme % – 14.6’ya düştü.
2. çeyrekte üyüme % – 7.6.
3. çeyrekte büyüme % – 2.7
2009 yılı sonunda büyüme % – 4.7’de kaldı, küçüldük ve yoksullaştık.
2008-9’da kriz, Türkiye ekonomisine teğet geçmedi, deldi geçti.
Rakamlar her şeyi açıklıyor..
Nitekim, ateş bacayı sardığından, Tayyip bey panik içindedir :

  • “Tulumbada şu an su yok, tulumbaya su lazım…” 

diyerek perişan hallerimizi kabul ve ilan etmiş bulunuyor..
Ekonomik bunalıma çözüm önerilerini AYDINLIK‘tan Sn. Mustafa Pamukoğlu yazdı (04.12.2016). O makaleyi de paylaşacağız sitemizde.

  • Dövizlerini bozdurmaya, asrın lideri öncü olmalıdır..

Çeşitli yerli -yabancı kaynaklarda yazılıp çizilen muazzam servetinden R.T. Erdoğan hem TL’ye geçmeli hem de her şeyini borçlu olduğu ama 15 yılda tulumbasını kuruttuğu ülkesine “bağış” (!?) yapmalıdır.

Anımsanacağı üzere İsviçre bankalarında büyük servetleri olduğu ileri sürüldüğünde sav sahiplerine “müfteri” diyerek avaz avaz bağırıp azarlamış, haşlamıştı Erdoğan. Oysa bu savı ileri sürenlerin bunu kanıtlaması yerine kendisi, İsviçre bankalarına resmi bir yazı göndererek hesaplarının (kendisi ve 1. derece yakınları) açıklanmasını isteyebilirdi. Deniz Baykal da geçmişte benzer suçlama karşısında bu yolu izlemişti. Çünkü İsviçre Bankalarındaki hesaplar çok gizli. Böyle olduğu için kaçak – haram hesaplar orada tutulabiliyor. Bu sefil anlayış, küçücük ülke İsviçre’ye muazzam servetler kazandırıyor; utanmaz kapitalizmin yüz kızartan kurgusu sürdürülüyor..

Bir de Tayyip beyin çooook övündüğü, döviz revervlerini 120 milyar Doların üstüne çıkardığını ileri sürdüğü T.C. Merkez Bankası neden piyasaya “gereken miktarda” Dolar sürememektedir? Neden hemen tıknefes olmuştur??

Bu ağır bunalımdan çıkışta örgütlü bir halkımız olsaydı, AKP – RTE’den kurtulabilirdik..
Ancak bu olanaktan yoksun olduğumuz için, bizi bekleyen tehlike ağır bir yoksullaştırlma ve koyu bir dinci AKP faşizmi olabilecektir korkarız..

Sevgi ve saygı ile.
04 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Saray’a para dayanmıyor! Ve Çocuk tecavüzleri!

Saray’a para dayanmıyor!
Ve 
Çocuk tecavüzleri!

portresi

Rahmi Turan
SÖZCÜ
, 19.09.2016

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

İster kaçak olsun, ister olmasın, gerçek şu ki, Beştepe Sarayı artık Türkiye’nin siyaset merkezi haline geldi.
En önemli kararlar orada alınıyor. Bu arada Saray’ın masrafları da rekorlar kırıyor!
Yılbaşında 434 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği, yılın ilk yarısında 278 milyon liralık bir artışla 712 milyon 844 bin liraya yükseltildi.
Abdullah Gül‘ün son yılında 199 milyon 500 bin lira olan ödenek, Tayyip Erdoğan geldikten sonra yüzde yüzlük bir artışla 397 milyon lirayı aştı.
Bu da yetmedi, harcamalar önce 434 milyon, sonra 712 milyon lira oldu ama bu da yetmedi!
* * * * *
CHP İstanbul Milletvekili Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Aykut Erdoğdu:

  • “Bütçe devletin mali disiplininin belgesidir. ‘Şu kadar gelir elde edeceğim, şu kaynaklardan sağlayacağım, şuralara harcayacağım’ demektir. Çadır devletine döndüğümüz için söz verilen giderlerin çok daha üstünde harcama yapılıyor. Eminim ki, bu para da yetmeyecek, ilerideki aylarda ek ödenek alınacaktır. Saray’a para dayanmıyor. Kayıtsız, kuralsız harcamanın, lüks, şatafat ve israfın faturasını ise her zamanki gibi halk ödeyecektir.” diyor.Aykut Erdoğdu, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak böyle eleştiriyor ama yapılan harcamalarda hiçbir değişiklik olmuyor.

    *****

Çocuk tecavüzleri!

Atatürk için, birçok yabancı yazar, yüzlerce kitap yazmıştır. Bunlardan biri de 1901 ile 1983 yılları arasında yaşayan Fransız tarihçi, yazar ve askeri uzman Jacques Benoist Mechin’dir.
Mechin’in ülkemizde en çok bilinen eseri “Kurt ve Pars” adlı kitabıdır.
O kitapta Mechin, Atatürk‘ün şu sözlerini yazar:

  • “Ben çocuk bayramı tesis ettim. Neden? Çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için yaptım. Bu tedbirim, milletin geleceğine bir saygı olarak görülmelidir.”

Atatürk, sanki günümüzde yaşanan çirkinlikleri 93 yıl öncesinden, olağanüstü sezgisiyle tahmin ediyor gibiydi…

* * * * *
Gerici bazı yurtlarda küçük erkek çocuklarının başına gelenler ortaya çıktıkça, bunlardan nefret ediyor, tüm sorumluları lânetliyoruz.
On çocuğa tecavüz eden son tecavüzcü, çocuk başına 50 küsur yıldan toplam 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, fakat… Yasalara göre bu sapık en fazla 32 yıl hapis yatacak!
Çocuk tecavüzlerinin hepsi ortaya çıkmıyor maalesef… Kim bilir daha başka ne facialar var? Bu konuda çok zayıf kalınıyor. Yazık!

=====================================

Dostlar,

Tam bir oryantal çelişkiler tablosu değil mi??
Bir yandan ülkede bacak kadar masum çocukların ırzına geçiliyor, sıklıkla aile içi “sapık büyükler” tarafından ve bu iğrenç insanlık suçu “insest” olguları halının altına süpürülüyor;
bir yanda ise Tayyip beyin sarayının giderlerine bu yoksul halk yetişemiyor.. Bunca ölçüsüz ve Bütçe yasasına / namusına aykırı harcama yapanlar ise kendilerince “Müslümanlığı” kimseciklere bırakmıyor!?.. Onların secde gören alınları, herhalde bu günahları işlemelerine
vize veriyor!? Ya da secdeye varan alınlar bu tür eylemlerin maskesi – korunağı mı oluyor?

Vah Türkiyem vaaah vaaahhh..

Bunca kokuş(turul)an bir toplum, zerrece kuşku yok, bedelini en ağır biçimde diyalektik olarak kaçınılmaz biçimde ö-de-ye-cek-tir..

Ya da “ilahi” bakacaksanız, Allah bile bunca pisliğe tahammül edemeyecek ve merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok yerinde deyimiyle bu “kötülük toplumu” nu en şiddetli biçimde mutlaka cezalandıracaktır.. Gerçekte bunca zillet ve sefalet, aslında söz konusu kokuşmanın kaçınılamaz bedeli olarak ödenmiyor mu? Yoksa rastlantı mı??

Halk otobüsünde tutamak demirlerine asılarak bir yobazın şortlu genç hemşire Ayşegül’e uçan tekme savurması ve gerekçeleri, içine sürüklendiğimiz yangının bir başka alameti değil mi??

AKP  – RTE otoriter – totaliter monarşik iktidarı bu hazin çöküşe çare olabilir mi?
Neden olan ve neden olmaya devam eden çözüm üretebilir mi?
İlkokul çocuklarına “Arapça” dayatması, herhalde en saf iyimserleri bile uyarmalıdır!

AKP – RTE’nin artık kendini toplaması için pek zaman kalmadı korkarız..

Ülke göz göre bir iç çatışmaya sürükleniyor!
Görmeyen ve duymayan aymazdır (gafildir)!
Görüp – duyup düzeltmeyen yetkililer, devlet ehli sapkın (dalalet içinde)ve hatta haindir!

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

İktidarın “Kızıl Sultan” hayranlığı!

İktidarın “Kızıl Sultan” hayranlığı!

portresi

Rahmi Turan
SÖZCÜ, 1 Eylül 2016

(AS : Bizim katkımız yazınınn altındadır..)

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait 32 hastane Sağlık Bakanlığı’na devredildi. İstanbul’daki Gülhane Askeri Hastanesi’nin adı “Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi” olarak değiştirildi. Osmanlı İmparatorluğu’nda gericiliğin ve baskının sembolü olan İkinci Abdülhamid’in adının devletin bir hastanesine verilmesi, iktidarın zihniyetini göstermesi bakımından önemlidir.
*  *  *
36 Osmanlı padişahı arasında en zalimlerden biri olan ve hürriyet isteyen herkesi zindanlarda çürüten 2’nci Abdülhamid’in adı tarihe “Kızıl Sultan” olarak geçmiştir. (1842-1918). Ziraat Bankası’nın kurucusu ve önemli bir devlet adamı olan özgürlükçü Mithat Paşa‘yı, o tarihte Osmanlı Devleti’nin bir eyaleti olan Hicaz’ın Taif zindanlarına attırıp orada boğdurtan Abdülhamid’dir. Büyük vatan şairi Namık Kemal’i sürgüne yollayıp zindanlarda çürüten de yine Abdülhamid’dir. 33 yıl iktidarda kalan Abdülhamid’in ülkede kurduğu “Hafiye Teşkilatı” ünlüdür. Sultan Abdülhamid döneminde acımasız bir istibdat rejimi kurmuş, ülkenin ilerici aydınlarına kan kusturmuştur.
*  *  *
Türkiye’nin gerici kadroları Sultan Abdülhamid için “Abdülhamid Han 33 yılda bir karış toprak kaybetmedi” diye O’nu över. Oysa bu yalandır. Abdülhamid, iktidarı döneminde Mısır, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Kıbrıs, Girit, Teselya, Romanya ve doğudaki topraklarımızın önemli bir bölümünü yabancı ülkelere vermiştir. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilânı ile tahttan indirilen İkinci Abdülhamid, en acımasız, en zalim despotlarından biri olarak tarihe geçmiştir.

  • “Sultan Abdülhamid” adı, bu ülkenin insanlarını birleştiremez, tam tersine ayrıştırır.

O’nun adının önemli bir hastaneye verilmesi iktidarın Osmanlı hayranlığının sonucudur ve bu yanlış tutum ne yazık ki, ülkede birliği sağlamaktan çok uzaktır!

AKP’nin asıl mücadelesi ne?

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34’üncü (sondan üçüncü) padişahı olan ve tarihe “Kızıl Sultan” olarak geçen 2. Abdülhamid’in adının önemli bir hastaneye verilmesi üzerine CHP Denizli Milletvekili Kâzım Arslan, AKP iktidarına şöyle seslendi:

  • “Devleti krizden Abdülhamid ile mi çıkaracaksınız?

    Nedir bu hal? Hiç gereği yokken polise türbanla toplumu tekrar ayrıştırmaya kalkanlar, Yenikapı mitingindeki uzlaşının bir illüzyon olduğunu gösteriyor.
    Bugün, uzlaşma adı altında yapılanlar, ülkede laikliği tehdit ediyor.

  • Aslında yapılanlar, Başkanlık Sistemi propagandası öncesinde, bugünkü Parlamenter Sistem’in Cumhuriyet’teki kazanımlarının olağanüstü hal (OHAL) kararlarıyla
    yok edilmesidir.

Sabah uzlaşıyla geri çekilen kararlar, gece geri getiriliyor.
Devlet kriz içinde, siz hâlâ türbanla uğraşıyorsunuz…
Siyasi iktidar FETÖ’cülerle değil, Cumhuriyet’le, Cumhuriyet’imizin kazanımlarıyla uğraşıyor.

İktidarın asıl mücadelesi, yıllarca FETÖ ile ortak yürüttüğü
Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı verilen savaşın,
şimdi AKP öncülüğünde, olağanüstü hal uygulamaları ile sürdürülmesidir.”

*  *  *
Bugün ülkemizde birçok kişi Kâzım Aslan gibi düşünüyor ve iktidarın FETÖ’cülerden çok, Atatürk Cumhuriyeti ile uğraştığını düşünüyor. Uygulamalar bunu işaret ediyor çünkü… Birlik ve beraberliği sağlamak iddiasındaki iktidarın, düşüncelerinde gerçekten samimi ise bu önemli uyarıları dikkate alması gerekiyor.

TEBESSÜM
Zekâyı açan çiroz!

Adam ilk kez İstanbul’a gelmiş, köprülere, camilere bakarak geziyor. Adam, Eminönü’nden geçerken çiroz satan birine rastlayıp soruyor: “Bu nedir? Neye yarar?”
Bıçkın satıcı, dalga geçiyor: “Bundan bir tane ye, zekân açılır!”
“Kaça?”
“Tanesi iki lira!”
Adam iki lirayı bastırıp, “kurutulmuş balık” olan çirozu alarak çiğ çiğ yutuyor. Bakıyor bir şey yok! “Galiba az geldi” diye düşünüyor. Bir tane daha, bir tane daha… On lira verip dördüncü çirozu yuttuktan sonra ayılıyor. Dik dik satıcıya bakıp homurdanıyor:
“Galiba sen beni kazıklıyorsun?”
Bıçkın satıcı kıs kıs gülüyor:
“Demedim mi ben sana zekân açılır diye? Biraz geç oldu ama bak açıldı işte!”

Günün Sözü
Her şey göründüğü gibi değildir.
İyi görünen her zaman iyi, kötü görünen her zaman kötü olmaz!

==============================

Dostlar,

Üstad ve çok kıdemli yazar Sn. Rahmi Turan katıksız bir Atstürkçü – Cumhuriyetçidir. Başyazarı olduğu SÖZCÜ de.. Yukarıda aktardığımız yazısı son derece önemli, dönüm noktası niteliğinde saptamalar içeriyor. Biz de web sitemizde benzer uyarıları hep yapmaktayız.

“TEK SORUMLU SENSİN” başlıklı yazıda şunları not düşmüştük (26.08.2016) :

  • Yoksa asıl hedef bu muydu ?????
    Yollarda beraber yürünen cihat ortaklarının tasfiyesinde mi sıra??
    2023’e giden yolların arifesinde kanlı kadifeden parke taşları mı döşeniyor?? 

AKP’nin içinde çok sayıda aklıbaşında siyasetçi olduğu biliniyor.

  • RTE, Türkiye’yi felakete sürükleyen, taşınamaz bir “fenomen” durumuna gelmiştir.

O’nu oraya taşıdıkları gibi demokratik olarak indirmek de aklıbaşında – sağduyulu, ülkemizin hızla içsavaşa – parçalanmaya sürüklendiğini mutlaka gören görmesi gereken AKP akillerinin öncelikli ve kaçınılmaz görevidir. Kezlerce yazdık, bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha uyarı ve çağrıdır. Yarın çok geç olmadan..

AKP biraz küçülür, bu sağlıklıdır; CHP-MHP ile ulusal koalisyon kurulur ve krizden çıkarız.

Ülke çökerse hepimiz altında kalacağız ama önce Erdoğan ve AKP!

Sevgi ve saygı ile.
04 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com