ABD, NATO ve Türkiye

Erzincan Haberleri, Erzincan Haberleri, Erzincan Haber, Erzurum Haberleri,  Erzurum HaberTunçer KILINÇ
Em. ORGENERAL
ESKİ MİLLİ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERİ

Cumhuriyet, 07 Temmuz 2021

ABD yönetimindeki NATO’nun varlığını koruyabilmesi için daima büyük hacimli bir tehdide ihtiyaç vardır. Tespit edilen tehditle başa çıkabilmesi için üye ülkelerin bir arada tutulması ve dayanışmanın sağlanması çok önemlidir. İtalya’da eğitim veren NATO Savunma Koleji’nin başlıca işlevi de üye ülkelerden seçilmiş sivil ve asker bürokratların tehdit konusunda motivasyonlarını sağlamak ve dayanışmaya yönelik propaganda yapmaktır.

Bu kolejde eğitim almış bir subay olarak bu değerlendirmeyi kurs sonunda, 1978’de verdiğim raporda belirtmiştim. O tarihte somut tehdit, Varşova Paktı’ydı.

DÜŞMANCA TAVIR

Varşova Paktı ve SSCB’nin dağılmasından sonra NATO’nun devam edebilmesi için kökten dinci terör, tehdit olarak tespit edildi. 1990’dan günümüze NATO bu tehditle oyalandı. ABD emperyalizmi, bu dönemde Büyük Ortadoğu Projesi’yle (BOP) Ortadoğu’daki enerji kaynaklarına el attı. Bu amaçla NATO güçlerini de kullandı. Sırasıyla

  • Afganistan, Libya, Irak ve Suriye parçalandı.

Günümüzde Çin ve Rusya, NATO’nun Haziran 2021’deki zirvesinde tehdit mevkiine oturtuldu. Oysa ABD’yle ekonomik rekabet dışında, bu ülkelerin ne Batı Avrupa ülkelerine ne ABD’ye karşı düşmanca bir eylemi söz konusudur.

  • Ana maksat, ABD savunma sanayisini güçlendirmek,
  • üye ülkelerden oluşan pazarı yeni ülkelerle genişletmektir.

ABD, her dönemde NATO birlikteliğini manivela olarak kullanarak üye devletleri, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda sömürmektedir.

Bir yandan silah ve teçhizat standardizasyonu ile pazarını korur bir yandan üye ülkelerin silahlı kuvvetlerini de kullanarak dünyadaki enerji kaynaklarına hâkim olmaya çalışır. Nitekim bir dönem hem Çin’in ihtiyaç duyduğu petrol yollarını tutmak hem İran’ı kontrol altında bulundurmak için NATO yapısıyla Afganistan’a girmiştir. Bu amaçla Uzakdoğu’da Çin’i, Karadeniz ve Kafkasya’da Rusya’yı çevrelemek suretiyle ve bu ülkelere karşı düşmanca davranışlarla dünya barışını tehlikeye atarak zorla hasım yaratmıştır. Şimdi de “tehdit var” diye, NATO’nun diğer üyelerini baskı altına almaya çalışmaktadır.

  • NATO ülkelerinin güvenliğini bahane ederek kendi çıkarlarını hayata geçirmenin zeminini hazırlamaktadır.

NATO’DA KALARAK BAĞIMSIZ OLAMAYIZ

  • Günümüzde NATO artık bir savunma örgütü değildir.

1990’dan beri, ABD’nin dünyayı hegemonyası altına alması için bir araçtır.

  • NATO ülkeleri arasında da asla dostluktan bahsedilemez.
  • Özellikle ABD, Türkiye’nin hiçbir zaman dostu olmamıştır.

Her zaman kendi çıkarını gözetmiştir. Ne var ki bizim aymaz liberallerimiz, aramızda bunca sorun varken yeniden beyaz sayfa açmak peşindedirler. 1980 darbesinden, FETÖ’nün darbe girişiminden, ABD Başkanı’nın geçen nisan ayında sözde soykırım iddialarını tanımasından,

  • önce Irak’ın sonra Suriye’nin kuzeyinde Kürt oluşumuna verdiği aktif destekten ders almamışlardır.

Düşmanla yeni bir beyaz sayfa, muharebedeki beyaz flamayla aynı anlamdadır

Bu şartlarda Türkiye yol ayrımındayken ABD’den destek almak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afganistan bataklığında göreve talip olmuş, ülkemizi büyük riske atmıştır.

Bu girişim, Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk devlet olan, tarihi dostluk bağlarımız bulunan Afganistan’ın ülkemize duyduğu sevgi ve saygıyı etkileyebilir.

Türkiye NATO’da daha fazla kalarak ABD vesayeti altında tam bağımsızlıktan bahsedemez

2023 seçimlerinde iktidara gelecek olan yönetim, bu hususları dikkate almak zorundadır. Muradımız, bir vesayetten kurtulup başka bir vesayet altına girmek değildir. Bu gerçekler karşısında ABD ve diğer NATO ülkeleriyle masaya oturmamız, açık yüreklilikle düşüncelerimizi belirtmemiz, NATO üyeliğimizin ancak bu çerçevede sürebileceğini anlatmamız gerekir. Sonuç alınmazsa coğrafyamızın bize bahşettiği jeostratejik özellikten yararlanarak ulusal çıkarlarımızı, onurumuzu, bağımsız olarak korumak, nihai hedefimiz olmalıdır.
=================================
Dostlar,

Sn. Em. Org. Kılınç gerçekte “çooook da kısa tutmuş!”

Ülkemizdeki gladyo – kontrgerilla operasyonları, iç çatışma çıkarma girişimleri, aydın cinayetleri, T.C. Devletinin aydınlatmaktan alıkonduğu cinayetler…

Bunları da yazmak, tarihe bir kez daha not düşmek gerek.

Yine de ABD – NATO kurgusunun iğren yüzünü sergilediği için Sn. Kılınç’a teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 09 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

DEMOKRASİLER VE OTORİTER REJİMLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Bir ülkeyi yönetenler ne denli uzun ömürlü olurlarsa olsunlar ya da iktidarda ne denli uzun kalırlarsa kalsınlar; bireysel-tekil insan yaşamı çok kısa ve kısıtlı; halbuki toplum ve devlet yaşamı, insan ömrüne göre çok daha uzundur. Devlet ve toplum yaşamı genelde de süreklilik gösterir.

Siyasi iktidarlarca devlet ve toplum yaşamı için doğru ve etkin iç ve dış politikalar üretmek, ayrıca sürekli olarak ortak toplumsal iyiler ve ortak çıkarlar peşinde olmak büyük önem taşır.

Bu nedenle yönetici konumunda olanların yönettikleri devleti kendilerinin özel tutku, çıkar ve isteklerine göre değil; gerek iç ve gerekse dış politikada toplumun bütününün ortak çıkar ve gereksinmelerine göre yönetmeleri, anayasa ve hukuk dışına çıkmamaları kaçınılmaz olur.

Genelde otoriter ve totaliter yöneticilerle yönetilen ülkelerdeki yöneticilerin bireysel tutkuları, özel çıkarları ve dar kadro anlayışları gerek iç ve gerek dış politikada toplum ve devletin ortak uzun vadeli ihtiyaç (AS: erimli gereksinim) ve çıkarlarını ikinci plana (AS: düzleme, sıraya) iter. Hak, hukuk, adalet ve liyakat ilkeleri çok dikkate alınmaz. Yönetenler toplumsal kaynakları çok daha özgürce hatta keyfi olarak kullanılabilir ve topluma hesap vermekten kaçınma yolunu tutarlar.

Buna karşın ulus egemenliğine dayalı gerçek demokrasilerle yönetilen ülkelerde ise toplumdaki hak, hukuk, adalet ve liyakat ilkelerine özenle dikkat edilir. Kaynağını anayasadan almayan hiç bir yetki ve güç kullanılamaz. (AS: Anayasa md. 6 : “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”) Harcanan kamu kaynaklarının tutarları, harcama yerleri ve elde edilen sonuçlar hakkında topluma düzenli aralıklarla hesap verilir. Eğer bir devlette yönetici konumunda olanlar şeffaf (AS: saydam) bir harcama modeli sergilemezlerse toplum ödediği vergilerin nerelere harcandığını bilemez.

Demokratik ve çağdaş bir bir devletin 4 temel ayağı vardır. Öbür devletlere karşı “tam bağımsızlık“; hanedan ya da aile yönetimine karşı “ulusal (milli) irade” ; teokrasiye, ruhban (din adamları) sınıfına karşı “laiklik“; halkın kabul ettiği anayasal düzene ve hukukun üstünlüğüne bağlılık açısından da “ulusal egemenlik” gerekir. Eğer ulusal irade, yani siyasal iktidarın serbest, özgür, dürüst ve güvenli seçimlerle belirlenmesi ulusal egemenlikle, yani hukukun üstünlüğün dayalı anayasal bir düzenle birlikte yürümezse gerçek bir demokratik devlet kurmak mümkün (AS: olanaklı) olmaz.

Atatürk diyor ki :

  • “Mill irade ve milli egemenlik mutlaka bir arada bulunmalıdır. Çünkü eğer milli egemenlik yoksa milli irade bir hiçtir.”

Yani halkın oyu ile iktidar olmak yetmez. Devleti halkın iradesinden doğan anayasaya ve hukuk devletinin ilkelerine ve halkın ortak çıkar ve gereksinimlerine göre yönetmek gerekir.

Türkiye’yi yönetenlerin icraatlarını, tutum ve davranışlarını biraz da bu açılardan değerlendirmek gerekir.

19 MAYIS ve ATATATÜRK

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
18.05.2020

Değerli dostlar,

Yarın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı. Mustafa Kemal Atatürk‘ün toplumunu, devletini ve vatanını emperyalist düşmanlar ve onların yerli işbirlikçilerinden kurtarabilmek için Samsun’a ayak bastığı günün 102. yıldönümü.

19 Mayıs 1919; Mustafa Kemal Atatürk‘ün ülkesini, vatanını ve namusunu emperyalist düşmanlardan kurtararak “Tam Bağımsızlık” yolunu açmak, milletini saltanat ve hanedanlık yönetiminden kurtarmak, devlet yönetiminde “Ulusal Egemenlik” ya da “Milli Hakimiyet” ilkesini topluma benimsetmek, teokrasi (AS: dinci yönetim) ve Halifelik yolunu kapatarak halkı ümmet ve kul kültürüne dayalı devlet yapısından demokratik ve laik bir Cumhuriyet esasına dayalı yurttaşlık bilincine ve “Ulus Devlet” yapısına taşımanın şafak vaktidir.

Modern Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan çağdaş Cumhuriyetimizin kuruluşu Atamızın Samsun’a ayak basması ile başlamış, bin bir yokluk, yoksulluk, zorluk ve kösteklemelere karşın yine de hedefine ulaşmıştır.

Vatanımızın kurtarıcısı, devletimizin kurucusu ve devrimlerimizin büyük mimarı, Ulu Önder M.K. Atatürk‘ e minnet duygusu ile yazdığım bir şiirimi sizlerle paylaşmak istedim. Bu duygularla,

  • 19 MAYIS ATATÜRK’ü ANMA GENÇLİK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

=====================

BATMAYAN GÜNEŞ KEMAL ATATÜRK

Akıldır, bilimdir, dosdoğru yoldur,
Batmayan güneştır Kemal Atatatürk.
Yaşamsaldır, tutunacak tek daldır,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Vatanın birliği, temel taşıdır,
Vatandaşın ekmeğidir aşıdır,
Milletinin hiç eğilmez başıdır
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Türkiye’nin aklı, fikri, gözüdür,
Cehaleti yok etmenin sözüdür,
Ulusal bilincin uygar yüzüdür,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Çalışmaktır, üretmektir, verimdir,
Çağdaş toplum için çağdaş yorumdur,
Çağdaşlık yoludur, büyük devrimdir,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Ulusun gönlünde solmayan güldür,
Özgür düşünceyi söyleten dildir,
Çağdaş eğitimi getiren eldir,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk
XXX
Ulusal bilincin büyük mimarı,
Çağdaş bir devletin doğru imarı,
Bütün liderlerin seçkin serdarı,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Laik dindarlıktır, özgür vicdandır,
Halkına sunduğu özgür vatandır,
Fikriyle, zikriyle özgür insandır,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Cehaleti yıkan bilim yoludur,
Uygarlığın somutlaşan dilidir,
Ulusun gücüdür “Anadolu” dur,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Hak, hukuktur, sivil anayasadır,
Özgürlüktür, korsanlara tasadır,
O’nu sevmeyenin aklı kısadır,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX
Halil Çivi der ki bilimden kaçma,
Cahilin kurduğu tuzağa düşme,
Mustafa Kemal’in yolundan şaşma,
Batmayan güneştir Kemal Atatürk.
XXX

 

 

Prof. Dr. Halil Çivi
02 Aralık 2020 / Çiğli/ İZMİR

Ekonomik krizin bedeli millî egemenlik

Ekonomik krizin bedeli millî egemenlik

Cahit Armağan Dilek

Cahit Armağan Dilek
cahitdilek@yahoo.com
YENİÇAĞ, 25 Ağustos 2018

Trump’ın bir twiti ve simgesel iki yaptırım kararı sonrası döviz rekor seviyelere ulaştı. Erdoğan yönetimi ABD’yi Türkiye’ye ekonomik savaş açmakla suçladı. Eğer Türk ekonomisi gerçekten sağlam olsaydı bir twitle dövizde bu dalgalanmalar yaşanır mıydı?

Bu süreçte alınan tedbirlerin hiçbirinin ABD’nin ekonomik savaşıyla ilgili olmadığı ortada. Son kararlar 2 yıldır çok açık şekilde geliyorum diyen ekonomik krize karşı yapması gerekenlerin çok küçük bir kısmı.

Türkiye bir ekonomik kriz yaşıyor.

  • İktidar ise geçmiş 16 yıldaki hatalarının üstünü örtme adına bahanesini papaza, suçu ABD’ye yüklemeye, bedelini de millete kesiyor.

Ekonomik krizin ne demek olduğu, görünen ve görünmeyen bedelinin ne olduğunu anlatan en yakın ve ciddi örnek yanı başımızdaki Yunanistan’da yaşandı. Hazıra dağ dayanmaz! Üretmeden tüketen, borç batağı ve ekonomik krize giren Yunanistan’ın 8 yıllık kurtarma paketi programı 20 Ağustos 2018’de sona erdi.

Krizle ilgili bazı raporlarda rakamlar daha yüksek verilse de Yunan Başbakanı Çipras görünen bedeli “Millî gelirimizin % 25’ini kaybettik, her 10 kişiden 3’ü, her 10 gençten 6’sı işsiz kaldı. 65 milyar Avro’luk kemer sıkma önlemi uygulandı.” diye anlattı.

Krizle birlikte ülkede beyin göçü, inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. 8 yılda 400 bin iyi eğitimli genç ülkeyi terk etti. 2008’de kamu borcunun millî gelire oranı % 109.4 iken, 2018’de %191.3’e yükseldi. AB-IMF’den oluşan kreditörlerce 289 milyar Avro kredi desteği sağlanan Yunanistan, karşılığında ülkenin büyük kamu işletmelerini özelleştirirken, kamuda büyük kesintilere gitti.

Alman hükümetinin Haziran’da paylaştığı rakamlara göre Berlin elinde bulundurduğu Yunan tahvillerinden kriz boyunca 2.9 milyar Avro kazanmış. Krizin kazananı yardım (!) eden kreditörler.

Bunlar krizin görünen bedeli. Görünmeyen bedelini yine Çipras açıkladı.

Çipras “Ülkemiz, normal bir Avrupa ülkesi gibi daha fazla zorbalık ve halkımızın fedakarlıkları olmadan kendi kaderini ve geleceğini tayin etme hakkını yeniden kazanmıştır.” dedi. “Gerçekten kazandı mı” onu ileride göreceğiz ancak paket bitmesine rağmen rakamlar kazancın henüz kağıt üzerinde olduğuna işaret ediyor.

Sonuçta kurtarma paketlerine, dış kredilere mecbur kaldığınızda yabancıların ekonomik boyunduruğuna giriyorsunuz ve kendi geleceğinizi kendiniz belirleyemiyorsunuz, parayı verenler belirliyor. Kısaca millî egemenliğinizi ve geleceğinizi kaybediyorsunuz.

Çipras “mali krize ve kurtarma paketlerine neden ve kimlerin sebebiyle mecbur kaldıklarının unutulmayacağını” da belirtiyor. Görüldüğü üzere Çipras, ekonomik krizin suçunu dış güçlere atmamış, Yunanistan’ı yönetenlerin hataları olduğunu belirtmiş. Bu da Türkiye’yi yönetenlere ders olsun diyeceğim ama en ufak bir işaret yok.

Çipras, 2015 başında Başbakan olduğunda yabancı kreditörlerin dayattığı paketleri referanduma sunarak gerçekleri halkla paylaşmış. Perde arkasında gizli-özel mutabakatlara girişmemiş. Bu da alınacak önemli derslerdendir. Kriz sürecinde yaklaşık %30 fakirleşen Yunanistan’ın rakamları Türkiye’nin rakamlarıyla mukayese edilirse, onların 8 yılda geldiği durumu bizim aylar içinde yaşadığımız görülür.

Kala kala Yunanistan’dan ders almaya mı kaldık deyişinizi duyar gibiyim. Eğer Atatürk’ün gösterdiği yoldan onun ilkelerinden uzaklaşmasaydık, yüz yıl önce verilen reçeteyi hayata geçirseydik bugün olduğu gibi yabancı ellerden, Katar Riyali, Rus Rublesi, Çin Yuanı, İran Tümeninden medet ummayacaktık.

Atatürk,

  • “Bugünkü savaşlarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünlüğü ise ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca o devletin bütün hayati kuruluşlarında bağımsızlık felce uğramıştır.”

    derken tam da Çipras’ın yeni tecrübe ettiği ve farkına vardıkları şeyi 100 yıl önce ifade etmişti aslında.

Atatürk,

  • “Ülkenin yönetimindeki başarı, ekonomisindeki kazancın derecesiyle orantılı olur.”

    diyerek başarı ölçütünü de ortaya koyuyor ve Türkiye’de şimdi iktidarda olanların Türkiye’yi yönetmede başarısız olduklarını ta 100 yıl öncesinden söylüyordu.

Gördünüz, ülkeyi yönetemeyip ekonomik krize getirmenin görünen ve görünmeyen bedeli millete ve devlete çok ağır. Üşenmesin, Türkiye’yi yönetenler dahil herkes Çipras’ın açıklamalarını bir daha okusun. İktidar ders alsın, işe hatalarını kabul etmekle başlasın.

Çünkü millî egemenliğin yabancı boyunduruğuna girmesinden, geleceğin kaybedilmesinden bahsediyoruz. Bu hatanın ülkeyi yönetenlere vebali çok ağır olmalı ve ülkeyi yönetemeyenler hatalarında ısrar edip millete devlete bedeli ağırlaştırmamalı. 

TARİKAT ŞEYHİNİN ÇOCUĞUNUN “ÇÜK-Ü ŞERİFİ” TÖRENLE ZİYARETE AÇILDI!

TARİKAT ŞEYHİNİN ÇOCUĞUNUN
“ÇÜK-Ü ŞERİFİ”
TÖRENLE ZİYARETE AÇILDI!

Konuk yazar :
Güzide Filiz TUZCU

(AS: Bizim “hazin” katkımız yazının altındadır..)

Perşembenin gelişi  – Çarşambadan bellidir:  Bugünlere gelineceği de 1940’lı yıllardan (ABD ile yapılan gizli ikili antlaşmalardan) beri belliydi…

(Kahin, ya da dahi  olmaya hiç gerek yok! Bizlere “tarih” diye dayatılan ezberleri bir kenara atmak,  objektif tarih kaynaklarını okumak ve tarih bilinci kazanmak, 1940’lardan bu yana izlenen iç ve dış siyaseti doğru anlamak için yeterlidir.)

1938 sonrasında Büyük Atatürk’ün “Tek mürşit – tek yol gösterici – tek rehber bilimdir”
zihniyeti ve olmazsa  olmaz olan tam bağımsızlık devlet ilkesi terk edilmiş 
ve onların yerine Batı kaynaklı bir plan sistematik olarak ikame edilerek, adım adım Osmanlı zihniyeti ve onun öngördüğü bilim ve akıl dışı orta çağ karanlığı yeniden hortlatılmıştır…

Bilimsel düşünceye, okumaya, öğrenmeye ve derin bir tarih bilgisine sahip olan Büyük Atatürk, Osmanlının Türkleri, sözde İslâm Dini adına “nasıl Arap diline ve geleneğine mahkûm ettiğini,
hurafelere, tekkelere, tarikatlara, sahte hocalara, şeyhlere, şıhlara ve karanlığa boğduğunu, böylece Türk Milletini cahil, yoksul ve biçare bıraktığını
” gayet iyi biliyordu:

Bunun içindir ki O dahi – O ileri görüşlü İnsan,  Osmanlı hanedanının yüzyıllarca bizzat beslediği, “insanı, insanlık akıl, vicdan, haysiyet ve onurundan çıkaran, böylece insanları, insanlıktan çıkartarak –  sürüleştiren ve iliklerine kadar sömüren” bu  karanlık kurumları toptan yasaklamıştı. Ne de iyi yapmıştı…

O böyle yaparak,  “Kuran’ın Tebliğ Ettiği Gerçek İslam‘ı Ön Plana çıkarmış ve bir daha Türk Milletini hiç kimse din maskesiyle sömürümesin diye” Türk Milletini dinen bilinçlendirmek istemişti. Ancak O’nun bu son derece isabetli – faydalı – medeni hedefi 1938 sonrasında maalesef fiilen engellenmiştir.

Son yıllarda bir Osmanlı hayranlığı ve modasıdır gidiyor… Bir başka deyişle,  birileri “Türklüğe ve Kuran’ın Tebliğ Etmiş Olduğu Gerçek İslâm’a” şiddetle karşılar ve bunlar, bir avuç devşirmenin saltanat sürdürdüğü, milletin ise hurafelere, cehalete ve yoksulluğa mahkûm edildiği karanlık ve çarpık düzene büyük özlem duyuyorlar!

Topluma yol göstermesi – toplumun yolunu aydınlatması gereken ve cesurca gerçekleri ifade etmesi gereken pek çok sözde aydın da (gazeteci, yazar – çizer, sanatçı, bilim insanı vs… de) ya bu Osmanlı zihniyetine alkış tutuyor ya da ölü gibi sessiz kalıyor!

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana (ya da anlamak istemeyene)  davul zurna az.

=================================================
Dostlar,

Konuk yazar sayın Güzide Filiz Tuzcu’nun gönderdiği ileti yukarıda..

Dünden beri yeni bir gündem oyuncağı ile oyalanmamız istenmekte : İstiklal Marşı bestesi..
Sözde “Seçim ittifakı” yasası 26 madde olarak 1 gecede kavga – dövüş yüce meclisten geçirildi. Gerçekte demokrasiye muazzzam bir öldürücü darbe daha vuruldu.
Ama halkın dilinden almak gerek bu kritik sorunu – konuyu..
Bırakın asıl derdinizi, ben ne uygun görüyorsam onu konuşun..  haddinizi de sakın aşmayın bu arada..
21. yy. şafağında Türkiye’de demokrasinin içine sürüklendiği sefaletin fotoğrafıdır yukarıdaki sahne.. Ve devr-i AKP’de yaşanmaktadır. 15+ yılda yaratılan yıkım böylesine derindir.

Seferberlik gerekir bu yüz kızartan bataktan çıkış için. Acaba siyasal iktidar kendine düşen utancı yüklenir ve azıcık da olsa bir toplumsal rehabilitasyon düşünür mü?

İstiklal Marşının bestesi ile, evde torunun mehter marşı ile yürüyüşü ile (!?) toplumu bir kez daha tuzaklamadan??

Diyanet İşleri Başkanlığı süs müdür onca muazzam milyarlarca TL bütçesi, 150 bini aşan çalışanı, devasa örgütü, vakıfları ile??

Din bu mudur??

Sevgi ve saygı ile. 15 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com