ILO’yu niçin kurdular?

ILO’yu niçin kurdular?

Yıldırım Koç

Yıldırım Koç
Aydınlık Gazetesi, 07.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

1919 yılında kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sendikal hak ve özgürlükler ve temel işçi hakları konusunda çok önemli düzenlemeler getiriyor. Devletlerin üye olduğu, işverenlerin de önemli ölçüde etkileyebildiği bu örgüt, nasıl oldu da, yaptırım gücünün olmamasına karşın, böylesine hak ve özgürlükleri tanıdı?

Bu soruya yanıt verebilmek için önce 1919 yılına, ardından da soğuk savaşın en sert biçimde yaşandığı 1948-1953 dönemine gideceğiz.

1919’DA NELER OLDU?

Bolşevikler 1917 yılı Kasım ayında Rusya’da iktidara geldi. Beklentileri ve umutları, Rus Devrimi’nin Avrupa devrimlerinin öncüsü ve tetikleyicisi olmasıydı. Özellikle Almanya’da bir devrimin gerçekleşmesini dört gözle bekliyorlardı. Gerçekten de Almanya’da ve Macaristan’da işçi ayaklanmaları oldu, sovyetler kuruldu. Başka ülkelerde de yaygın işçi eylemleri ortaya çıktı. Ancak Avrupa’nın sosyalistleri Bolşevikler’den farklıydı. Bolşevikler Çarlığın baskısına karşı onyıllardır zor koşullarda mücadele ediyorlardı. Avrupa’nın emperyalist ülkelerinin sosyalistleri ise emperyalist sömürünün sağladığı demokratik ortamda legal mücadele içindeydiler. Avrupa’daki girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine Bolşevikler, 1919 yılı Mart ayı başlarında Komünist Enternasyonal’i (Üçüncü Enternasyonal veya Komintern) kurdular. Bir dünya komünist partisi niteliğindeki Komintern, Avrupa’da devrim örgütleme çabasına girdi.

Komünistlerin amacı, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı çok büyük tahribatla kapitalizme tepki duyma eğilimi güçlenmiş olan işçi sınıflarını örgütlemek, kapitalizmi yıkmaktı.

Emperyalist ülkelerin devletlerinin, sermayedar sınıflarının ve kapitalizmi destekleyen sendikalarının buna tepkisi ise ILO’yu kurmak oldu. Kapitalizmi yıkmaya çalışan Komintern’e karşı, kapitalizmde reformlar yaparak kapitalizmi işçiler açısından daha yaşanılır bir hale getirmeye çalışan Uluslararası Çalışma Örgütü’nü (ILO) kurdular.

Bu nedenle, Komintern’in denetimindeki Sendikalar Kızıl Enternasyonali’nin (Profintern veya RILU) 1921 yılındaki tüzüğünün II/4. maddesi, örgütün hedefleri ve amaçları arasında “programı ve taktikleriyle dünya burjuvazisinin savunma aracı olan (Milletler Cemiyeti’ne bağlı) Uluslararası Çalışma Bürosu’na karşı kararlı bir savaş sürdürmek” de yer alıyordu.

Sovyetler Birliği ILO’ya ancak Nazi tehlikesinin 1933 yılında tırmanması üzerine 1934 yılında üye oldu.

ILO Anayasası, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleriyle Almanya arasında 1919 yılında imzalanan Versay Antlaşması’nın bir bölümü olarak kabul edildi. Ayrıca, Osmanlı ile galip devletler arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması’nın bir bölümü de ILO Anayasasıdır.

1948-1951’DE NELER OLDU?

İkinci Dünya Savaşı’nın kazanılmasında belirleyici güç, Sovyetler Birliği idi. Sovyetler Birliği faşizme karşı savaşta 20 milyondan çok insanını yitirdi. Kızıl Ordu’nun 1942/43 kışında kazandığı Stalingrad direnişinde ve 1943 yazında kazandığı büyük Kursk Savaşı’nda Alman ordularının belkemiği kırıldı. Avrupa’yı ve insanlığı faşizmden kurtaran, Kızıl Ordu oldu. Müttefiklerin Normandiya Çıkartması ancak bu zaferlerden sonradır.

Emperyalizm ise 1946 yılı sonlarında soğuk savaşı başlattı. Emperyalist güçler, Sovyetler Birliği’nde “özgür sendikacılık, toplu pazarlık ve grev hakları” bulunmadığı gerekçesiyle, ILO’yu Sovyetler Birliği’ne karşı kullanmaya çalıştılar. Sovyetler Birliği’nin 1940-1954 döneminde ILO üyesi olmaması, bu çabaları kolaylaştırdı. Bu dönemde kabul edilen 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmeleri, daha sonraki yıllarda içtihatlarla geliştirildi ve bugünkü sendikal hak ve özgürlüklerin temelini oluşturdu.
=====================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Yıldırım Koç‘un sendikalar – emek mücadelesi – işçi hakları – iş hukuku konularında uzmanlığı tartışma dışıdır. Yıllar önce bir toplantıda Mülkiye’den merhum dostumuz Prof. Alpaslan Işıklı hocamız bile, bir soru üzerinde Yıldırım Koç’u işaret ederek kendisi yanıtlamayıp topu değerli Koç’a atmıştı. Biz de zaman zaman kendisine telefonla bu konularda danışıyor ve her kezinde sorun çözen doyurucu yanıtlarını alıyoruz.

Sayın Koç’un ILO hakkında geçen hafta AYDINLIK’ta 3 makalesi yayınlandı. Bu 2. si.. Öbürünü de sitemizde paylaşacağız kendisine teşekkür ederek.

Türkiye Büyük ATATÜRK dönemimde 1932’de, ILO’nun 13. yılında bu örgüte üye oldu ve 1921’de çıkarılan 151 sayılı Amele Birliği yasasından sonra ilk İş Yasasına 1936’da kavuştu ILO’nun da desteği ile (3008 s. yasa, RG 15.06.1936). Kabul etmek gerekir ki ve çok açıktır ki, 1921’de çıkarılan 151 sayılı Amele Birliği yasası olağanüstü bir dönemin ürünüdür ve çok sınırlı bir kapsamdadır. 9 yıl sonra 1930’da kabul edilen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Yasası‘nda “İşçiler Hıfzıssıhhası” bölümü konmuştur; 7, bap, md. 173-180. 6 yıl sonra da yukarıda değinilen 3008 s. İş Kanunu TBMM’de benimsenmiştir. Ardından 1971’de kabul edilen 1475 s. İş Kanunu ve 2003’te benimsenen 4857 s. İş Kanunu.. Son olarak da 30.06.2012 tarihli 6331 s. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (kimi hükümleri 1.7.2020’de yürürlük alacak)..

Gen de ülkemiz işçi sağlığı – iş güvenliği ölçütleri (başlıca İş Kazaları – Meslek Hastalıkları) bakımından dünyada oldukça geri düzeydedir. Yasa yapmakla sorunlar tümden çözülemiyor. Kaldı ki, Türkiye kadim bir üyesi olmakla birlikte ILO’nun işçi sağlığı – iş güvenliğini iyileştirme amaçlı Sözleşmelerinin (Convention) yaklaşık 1/4’ünü içi hukukuna aktarmıştır, onların da uygulanmasında ciddi sorunlar vardır.

  • Türkiye’de emekçiler, küreselleşen sermayeye post-modern KAN VE CAN VERGİSİ (!) ödemeyi sürdürüyorlar!

    ILO’nun fikir babası Robert Owen‘in kulakları çınlasın…
    1944 Filadelfiya Kongresi katılımcılarının da..

    Oysa Lenin çareyi göstermişti :

  • Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!

Emperyaliştleşen günümüz kapitalizmi ise ILO’yu da araçsallaştırarak
Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!
hedefine engel olma çabasında..

Nereye dek heyy Lordum, nereye ve kaç vakte dek??

Sevgi ve saygı ile. 10 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Taşeron işçilerin(in) dramı

Taşeron işçilerin(in) dramı

Engin Ünsal

Dr. Engin Ünsal
Aydınlık Gazetesi, 01.10.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

HÜKÜMETİN TAŞERON İŞÇİLERİ İÇİN BİR PROGRAMI YOK

Geçen genel seçimler öncesinde zamanın Başbakanı Davutoğlu taşeron işçilerinin kadroya alınacağı sözünü çok kesin cümlelerle ifade etmişti. Bırakın taşeron işçilerine kadroyu, Davutoğlu kendi kadrosunu bile koruyamadı. O kadar ki taşeronun işçilerine kadro sözü vermesi onun Başbakanlığı kaybetmesinin önemli bir nedeni bile olabilir. Bugün gelinen noktayı ve AKP’nin tutumunu iki milyon taşeron işçisi umutla beklemektedir. Boşuna beklemesinler ve AKP’yi desteklemeye devam etsinler. Çünkü hükümetin bu işçilere kadro vermek gibi bir niyeti ve girişimi yoktur. Başbakan geçenlerde Türk-İş’i ziyaret etti ve herkes bu ziyaret sırasında “Türk-İş baskı yapacak ve Başbakan bu işçilerin kamuda çalışanlarının kadroya alınacağını söyleyecek” diye umutlandı. Oysa gerçekte ne Türk-İş’in ne de hükümetin taşeron işçileri diye bir sorunu yoktu.

KUZULARIN SESSİZLİĞİ İLE BU SORUN ÇÖZÜLMEZ

Bizim işçilerimiz mütevekkildir, inançlıdır ve Allah’larına çok güvenir, her şeyi ondan beklerler ama bilmezler ki kendine yardım etmeyene Allah da yardım edemez. Taşeron işçileri gerçekten çok zor durumdadırlar. Taşeronlar bu işçilere çoğu zaman asgari ücreti bile çok görmektedir. Çoğunun sigortası yoktur. Sendika, hak getire, taşeronun kapısından bile geçemez. İş Yasası’ndan ve sendikalı olmanın güvencesinden yararlanamayan taşeron işçilerinin işi tam anlamı ile Allah’a kalmıştır çünkü hükümet yetkilileri bu işçiler için kadrodan değil statülerinin belirlenmesinden söz etmektedir ve bunun sadece kamuda çalışanlar için söz konusu olacağı anlaşılmaktadır. Statü değişikliğinin ne olacağı da açıklanmamıştır ama kesinlikle kadro değildir. Ya özel sektörde çalıştırılan taşeron işçileri? Onlardan kimse söz etmemekte ve dağ başlarındaki otlar gibi yapayalnız bırakılmaktadır. Taşeron işçileri şunu bilsinler ki; kuzuların sessizliği ile hiçbir hak elde edemezler çünkü hükümetin öyle bir niyeti yoktur. Yapacakları tek şey demokratik haklarını kullanıp, gerekli izinleri alıp sokaklara dökülmek ve hak mücadelesi vermek, haklarını söke söke almaktır. Vermeyenden haklarını ancak böyle alabileceklerini artık anlamalıdırlar. Ya bu işçiler yasaların uygulandığı, güvenceli istihdam sürecini yaşamalı ya da alt işverenlik kurumu İş Yasası’nın 2. maddesinden tümüyle kaldırılmalıdır.
=====================================
Dostlar,

Dr. Engin Ünsal ağabeyimiz iş güvenliği – hukuku konularında doktora sahibidir. Bu alanlara egemendir. Alçakgönüllük içinde hala çabasını sürdürmektedir bu uğurda. Taşeron işçileri gerçekten de ülkemizin en ağır sömürülen kesimlerindendir. Adlandırmaya (Terminoloji) dikkat; Taşeron işçileri  diyoruz. Taşeron adı verilen alt işverenin (sub-contractor) işçileri. Asıl işverenin işçileri değil. “Taşeron işçiler” de değil.. Çünkü taşeron bir işverendir ve onun da işçileri vardır.

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, “onurlu istihdam” (desent work) çağrısını sürüdürmektedir. Emek sömürüsünü her düzeyde durdurmak gerekir. Gerçekte taşeronluk yabanıl (vahşi) kapitalizminin türevidir. Büyük patronlar rahat ve bol kâr elde etsinler diye tasarlanmıştır, neo-liberalizm çağında iyice cilalanmıştır. İktidara yakın yandaş ya da büyük sermaye kamudan ihaleleri kokuşmuş ilişkilerle almakta, bir kâr payı ayırarak “ertesi gün” bu işi bir taşerona devretmektedir. Oturduğu yerden, spekülatif olarak ve etik dışı biçimde kazanç sağlamaktadır. Bitmedi, işi alan taşeron (ikincil ya da alt işveren), asıl işverene ödediği bedelin içinde kalacak maliyetle çalışmak zorundadır. Bu ise hem taşeron işçisinin emeğini sömürmek hem de yürütülen işin niteliğinden çalma demektir. Böylelikle kamu hizmeti alanlar da ek bir bedel ödemektedir sermayeye; iktidar üzerinden..

Halen sayıları 1 milyona yaklaşan (çoğu sağlık alışanı!) kamu sektörü taşeron emekçilerinin kamu görevine kadrolu – iş güvenceli olarak alınması yetmez. Bir o denli emekçi de özel sektörde daha ağır koşullarda sömürülmektedir. Kalıcı çözüm bu kurumun (taşeron işçiliğinin) kaldırılmasıdır. Emekçinin hak arama grevini OHAL gerekçesi ile sermaye yararına, hukuk dışına çıkarak erteleyen – engelleyen ve bunu da açıkça söyleyen AKP rejimi böylesine bir girişimi emekçi için yapar mı? Bu, emekçinin savaşım (mücadele) azmi ve kararlılığına bağlı.

Özelleştirme ile birlikte kamu üretimden çekilmekte, sendikalı emekçi oranları bu yolla düş(ürül)mektedir. 12 Eylül  döneminde 1/3’ün üstünde olan oran, günümüzde 1/9’lara gerile(til)miştir. Oysa emek örgütlenmesi temel insan hakları içindedir. Üstelik 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile anayasadan “1’den çok sendikaya üye olma” yasağı kaldırılnca, emek örgütlülüğü daha da parçalı duruma düş(ürül)müştür. Halen % 11-12 dolayında olan işçi sendikalılığı oranına karşılık, toplu sözleşme yapabilen emekçi oranı, bu parçalanma yüzünden %5-6 dolayındadır. Tersinden söylemek gerekirse, emeğini pazarlarken toplu sözleşme olanağı, her 100 işçinin 94-95’i için yok-tur!

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net 

İş güvencesi var mı?

İş güvencesi var mı?

Engin Ünsal

Dr. Engin Ünsal
enginunsal35@gmail.com
AYDINLIK, 27 Eylül 2015

Yasaların ve toplu sözleşme düzeninin amacı çalışanlara güvenli bir çalışma ortamı sağlamaktır. Ekonomik yönden güçsüz olan çalışanı güçlü olan işverene karşı korumaktır. Bu güvenin tüm devletlerde sağlanması için Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) adına sözleşme (convention) denilen uyulması zorunlu kurallar belirler ve bu kuralara uyulmasını sağlamaya çalışır. İşte bu kurallardan en önemlisi 158 sayılı İşçinin Feshe Karşı Korunması adını taşıyan ve yaygın adı ile İş Güvencesi Sözleşmesi olarak bilinen Sözleşmede tanımlanmıştır. Buna göre işçinin iş sözleşmesinin sona erdirilmesi için

– işverenin geçerli bir nedene dayanması
,
– bu nedenin somut olarak var olması,
– işçinin savunmasının alınması..

gibi işçiyi koruyucu hususlar öngörülmüştür. ILO üyesi ülkeler ILO Sözleşmelerini kendi iç mevzuatlarında yaşama geçirmek zorundadır, yoksa ILO tarafından kara kitaba (AS: Listeye) alınarak uluslararası alanda zor durumda bırakılabilmektedir.

İŞ YASASININ PERİŞAN DURUMU
ILO tarafından işçileri yeterince koruyamadığı gerekçesi ile çok sık eleştirilen Türkiye, 2003’te kabul edilen 4857 sayılı İş Yasası’nın 18-22. maddelerinde 158 sayılı ILO Sözleşmesinin ilkelerini iç mevzuatına katmak zorunda kalmıştır. Bu zorunluk, işverenlerin güdümündeki hükümet tarafından şahane bir aldatmaca ile sözde yerine getirilmiş ama özde işçilerin iş güvencesi yok edilmiştir. Yapılan kurnazlık ve aldatmaca sendika yöneticilerinin gözleri önünde yapılmış ve işçi çıkarlarını korumakla görevli sendikacıların kalesine müthiş bir gol atılmıştır. Neydi bu yapılan kurnazlık? Yasanın getirdiği güvenceden kimlerin yararlanacağı 18. maddenin 1. fıkrasında iş güvencesinin ancak 30’dan çok işçi çalıştıran işyerlerinde, 6 aylık kıdemi olan ve ancak belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler için var olacağı hükmü getirilmiştir. Bu düzenleme ILO’ya karşı yapılan büyük bir aldatmaca ve dostlar alış-verişte görsün türündendir. Bu oyuna sendikacıların nasıl geldiğini bugün bile anlayabilmiş değilim. Oysa iş güvencesi hükümleri hiçbir ayırım yapılmaksızın tüm çalışanlar için var olması gereken bir kavramdır. ILO Sözleşmesi bizdeki ayırımlara destek olacak hiçbir hükme yer vermemiştir.

18. MADDENİN TERCÜMESİ NEDİR DERSİNİZ?

Yukarıda belirtiğimiz sınırlamaların rakamlarla tercümesini yaparsak ortaya korkunç bir gerçek çıkmaktadır. 4857 sayılı yasanın 18-22. maddelerinde öngörülen düzenleme, ILO’ya ve ülkemiz çalışanlarına karşı sergilenmiş şahane bir aldatmacadır ve bu düzenleme ile ülkemizde çalışan işçilerin önemli bir bölümü için iş güvencesi yok edilmiştir. Nasıl mı? Ülkemizde 30 işçiden az sigortalı işçi çalıştıran işyeri sayısı 1.545.647’dir ve sayı ülkemizdeki toplam işyeri sayısının % 96’sını oluşturmaktadır. Başka bir anlatımla iş güvencesi, ülkemizdeki işyerlerinin ancak %4’ünde çalışan işçiler için vardır. Bu güvence burada çalışan işçilerden 6 aydan çok kıdemi olan ve belirsiz süreli sözleşme ile çalışan işçiler için var olacaktır. Buna Türkçemizde, “ölme eşşeğim ölme..” derler.

YAVAŞ İŞLEYEN ADALET

Yasanın 20. maddesinin 3. fıkrası işçinin feshin geçersiz olduğu iddiası ile mahkemeye yapacağı itirazın seri (AS: hızlı) muhakeme (AS: yargılama) usulüne göre yapılacağını, iki ay içinde sonuçlandırılacağını ve kararın temyizi durumunda Yargıtay’ın bir ay içinde kesin karar vereceğini söylemektedir. Bu hüküm de uygulamada büyük bir yalana dönüşmüştür. Konu ile ilgili avukatların belirtiğine göre davalar beş yıla dek sürmekte ve hak arama büyük bir işkenceye ve haksızlığa dönüşmektedir.

4857 sayılı İş Yasasında ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi yasasında çalışanlar aleyhine o denli çok kural var ki; bu konuda neler yapılabileceğini ve nelerin yapılması gerektiğini bir başka yazıda ele alacağız.

===============================

Dostlar,

Kıdemli sendikacılık uzmanı Dr. Engin ÜNSAL‘a bu yazısı için teşekkür borçluyuz.. Bu arada 1475 sayılı İş Yasası’nın değiştirilerek 4857 sayılı yasanın yerine konuşu 2003’tedir ve AKP ürünüdür. Büyük Atatürk döneminde 1921’de çıkarılan 151 sayılı Amele Birliği Yasası‘nı ilk olarak ele alırsak, 1936’da ILO yardımıyla edinilen (üyeliğin 4. yılında, 3330 sayılı yasa) 2. İş Yasası ve derken 2003’te 4. İş Yasası’na sahip olduk ama çalışma yaşamını bir türlü emeğin haklarını koruyan bir içeriğe kavuşturamadık.. ILO’yu arkadan dolanmayı hüner sayabiliyoruz!?

30.6.2012 tarihli 6331 sayılı İş Güvenliği Yasası da öyle.. Birkaç yıl içinde ne çok değiştirildi!Çünkü ülkemizde gerçek egemen SERMAYE! 

Hele küresel sermaye ile eklemlendikten sonra yerel sermaye daha da güçlendi..
Gerçek vesayet sermayenin.. Askeri vesayet, elitlerin vesayeti kocaman birer yanılsama aracı..
Siyaseti finanse edenler, siyasilere yapılacakları da dikte ediyor..
Türkiye demokrasisiciliğinin özü, ne yazık ki, 21. yy. başında hala bundan ibaret..

Türkiye’de etnik siyasete soyunanlarla onlara akıl hocalığı yapan sözde akillerin dikkatine :

İşçi – emekçi sınıfının sorunları bitti de 1. sırayı sözde “Kürdara azadi” mi aldı efendiler??

Tarih daha büyük aydın ihanet gördü mü, hatta görecek mi Türkiye örneğindeki gibi??

Asıl sorun TAM BAĞIMSIZLIK sorunu efendiler TAM BAĞIMSIZLIK!
Sonra da ekonomik temelli politik demokrasi..
Mustafa Kemal Paşa
boşuna mı hançeresini yırtarcasına haykırıyordu :

– İSTİKLAL-İ TAMME, İSTİKLAL-İ TAMME, İSTİKLAL-İ TAMME….
 
Hukukun üstünlüğü” de çoğu retorik (takiyye) gibi çok hünerli değil mi??
Şimdi “Hangi hukukun üstünlüğü?” diye sorarsak muzırlık mı olacak?

Biz “emeğe saygılı hukukun üstünlüğü” diyoruz, “sermeyenin hukukunun üstünlüğü” yerine!

Kim yapacak? Sermayenin iktidarları mı, hadi canım sen de..
Elbette emeğin iktidarında, önce ulusal temelde.. sonra evrensele uzanarak..

Selam olsun en yüce değer EMEĞE!

Lütfen tıklar mısınız ?

TÜRKİYE ve DÜNYADA İŞÇİ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ..

http://ahmetsaltik.net/2014/05/14/turkiye-ve-dunyada-isci-sagligi-ve-guvenligi/

Sevgi ve saygı ile.
03 Ekim 2015, Ankara
 
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İŞ CİNAYETLERİNE KURBAN VERDİĞİMİZ ONBİNLERCE EMEKÇİ ADINA BİR PULSUZ DİLEKÇE ve REÇETE


22 Haziran 2014 Pazar,

S O M A   M İ T İ N G İ N E  Ç A Ğ R I...

******************

13 Mayıs 2014.. SOMA KURBANLARINI UNUTMAYALIM…

İŞ CİNAYETLERİNE TÜRKİYE’de KURBAN VERDİĞİMİZ
ONBİNLERCE EMEKÇİ ADINA BİR PULSUZ DİLEKÇE ve REÇETE

SOMA_icimiz_komur_karasi_13.5.2014

ÇOK RİSKLİ YERALTI MADEN OCAKLARI BAŞTA OLMAK ÜZERE,
ULUSLARARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ ILO’nun BELİRLEDİĞİ
ENAZ SAĞLIK-GÜVENLİK KOŞULLARINA UYMAYAN İŞYERLERİ
HIZLA BELİRLENEREK, STANDARTLARA UYANA DEK İVEDİLİKLE KAPATILSIN!
BURALARDA ÇALIŞAN EMEKÇİLERİN İŞ GÜVENCESİ MUTLAKA SAĞLANSIN.

TÜRKİYE ARTIK YENİ İŞ CİNAYETLERİNE SAHNE OLMASIN.
BU KAZALAR KADER – FITRAT DEĞİL DÜPEDÜZ EMEKÇİ KATLİAMIDIR.
TOPLU CİNAYETİ SERMAYE ADINA ÖRTMEK İÇİN DİNCİ SÖMÜRÜ YAPMAK KAHREDİCİDİR; BU SİYASETÇİLER LANETLENMELİDİR, LANETLİDİRLER!
BİLİMSEL OLARAK İŞ KAZALARININ %98’i ÖNLENEBİLİR.
KÜRESEL KAPİTALİZM ARTIK EMEKÇİLERDEN “KAN ve CAN VERGİSİ” ALMASIN!
EMEKÇİLER DE YAŞASIN; ÇOCUKLARINI BÜYÜTEBİLSİN ve YAŞLANABİLSİNLER

SAĞLIKLI – GÜVENLİ – ONURLU – SENDİKALI İSTİHDAM İNSAN HAKKIDIR!

ÖZERK BİR TÜRKİYE İŞ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ KURUMU KURULSUN..
ÇALIŞMA ORTAMLARININ ENAZ STANDARTLARI, DENETİMİ, YAPTIRIMLARI..
BU ÖZERK-DEMOKRATİK-KATILIMCI KURUMA BAĞLANSIN.
ABD’de, AB’de, Japonya’da.. pek çok uygar ülkede (NIOSH, OSHA) örnekleri var..

İŞ CİNAYETLERİNİN ADLİ-İDARİ CEZA YAPTIRIMLARI AĞIRLAŞTIRILSIN..
BAŞTA SİYASETÇİLER, TÜM SORUMLULAR MUTLAKA HESAP VERSİN.

TÜRKİYE ve DÜNYA İŞVERENLERİ, ARTIK BU UTANÇ VERİCİ DURUMDAN KURTULSUN; MERKEZE ENÇOK KAZANÇ DEĞİL EMEĞE SAYGI KONSUN.
İNSAN OLMANIN BAŞ KOŞULUNUN EMEKÇİYE SAYGI OLDUĞU UNUTULMASIN!
SAĞLIKLI – GÜVENLİ – ONURLU BİR İSTİHDAM İLE DE SERMAYE KAZANABİLİR VE EMEKÇİLERLE – YAŞAMLA TOPLUMSAL BARIŞ BU UZLAŞMAYA BAĞLIDIR.

KüreselleşTİRme = YENİ EMPERYALİZM
 ARTIK DURDURULSUN;
ÖZELLEŞTİRME – TAŞERONLUK – SENDİKASIZLAŞTIRMA SON BULSUN!
BU AMAÇLA;
DÜNYANIN BÜTÜN EZİLEN – SÖMÜRÜLEN EMEKÇİLERİ BİRLEŞSİN;
D İ R E N İ Ş    K Ü R E S E L L E Ş T İ R İ L S İ N !

İş Cinayetlerine her yıl kurban verdiğimiz 2+ milyon emekçi adına
Tüm Dünyalılara  kısa bir pulsuz dilekçemiz ve de reçetemizdir;
hükümsüz kalmasın, şifa versin  dileriz.

SOMA_da_toplu_mezarlar_15.5.14

Sevgi, saygı ve derin ACI ile.
21 Mayıs 2014, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
İşçi Sağlığı – İş Güvenliği ve Meslek Hastalıkları Kıdemli Öğretim Üyesi
Eski Yeraltı Maden İşletmesi (vd.) İşyeri Hekimi

World Day for Safety and Health at Work – Dünya İş Sağlığı Günü


28 Nisan Dünya İş Sağlığı Günü
28th April, World Day for Safety and Health at Work 

2014-01-11 20.50.57

 

 

 

 

 

 

Dünyanın bütün emekçilerini en derin saygılarımızla selamlıyoruz.

Dostlar,

Türkiye’miz, 1919’da kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü ILO‘ya
1932’de üye olmuştu.

Büyük ATATÜRK döneminde..

1936’da da, 151 sayılı Amele Kanunu‘nu saymazsak ilk İş Yasası’na sahip olmuştuk.

BM’nin İş-İşçi Sağlığı ve Güvenliği, çalışma yaşamı alanlarında bir uzman kuruluşu olan ILO (BM sisteminin bir tür Çalışma Bakanlığı gibi),
her yıl 28 Nisan Dünya İş Sağlığı Günü‘nde bir tema belirleyerek
yıl içinde ele alınmasını sağlıyor..

Bu yılın tematik alanı, 28 Nisan 2015’e dek İŞYERİ KİMYASALLARI..

Gerçekten de önemli bir sorun alanı.
Yaklaşık 80 bin kimyasal, çalışma yaşamında kullanımda.
Her yıl çok sayıda yeni kimyasal da kullanıma giriyor.
Üstelik önemli ölçüde güvenlik testleri yapıl(a)madan;
tam toksikolojik profilleri aydınlatıl(a)madan..

Karsinogenetik, mutajenik, genotoksik, fetotoksik, teratojenik, fertilite (doğurganlık) engelleyici.. potansiyelleri bütünüyle aydınlatılamadan..

Dolayısıyla bu kimyasalları açıkçası deneme – yanılma yöntemiyle tanıyarak öğreniyoruz. Bedeli de elbette öncelikle çalışanlar – emekçiler ödemekte.

Dünya Sağlık Örgütü – DSÖ’ye (WHO) bağlı Fransa – Lyon’daki IARC (International Agency for Research on Cancer) laboratuvarları ve IPCS (International Program on Chemical Safety) olanakları da yeterli değil.. Dünyanın bu bağlamda ek kurumsal kapasite yaratma gereksinimi var..

Söz konusu kimyasalların prospektüslerindeki ya da Malzeme Güvenlik
Bilgi Formlarındaki (MSDS – Material Data Safety Sheet) bilgiler çok eksik.

Bu sorun önümüzde ciddi bir meydan okuma (Challenge) olarak duruyor.
Dileriz gelecek 28 Nisan’a dek (2015) anlamlı çözümler sağlansın..

Dünyanın bütün emekçilerini en derin saygılarımızla selamlıyoruz.

İş kazalarına – iş cinayetlerine kurban gidenlerin acıları yüreğimizi yakıyor.

Meslek hastalığı – iş kazası – işle ilgili hastalıklar nedeniyle engelli kalanların
acıları da yüreğimizde.. Sayılar hala çoook kabarık..

Türkiye, ölümlü (fatal) iş kazalarında Hindistan ve Rusya’nın ardından Dünyada 3.
ve de Avrupa’da 1. sırada..

Kayıtlara girebildiği kadarıyla

– Her yıl 70 bin dolayında iş kazası oluşuyor.
– Her ay 6 bin iş kazası
– Her gün 200 iş kazası
– Her saat 8 iş kazası…
– Her gün 3 ya a 4 iş cinayeti…
– Her gün 6 dolayında emekçinin işgöremez duruma gelmesi..
– Her yıl 25 milyon dolayında iş günü yitiği..

Meslek hastalıklarının ise kökünü kazıdık neredeyse.. (!)
Yılda birkaç yüzü geçmiyor kayda girebilen..
Oysa her yıl onbinlerce yeni meslek hastalığı tanısı beklenir 16+ milyon işçide..
(Artı öbür çalışanlarda..)

Ve de toplam ulusal gelirin %4 – 6.5’i arasında maddi yitik! (ILO uzmanı Takala, 2005).
TSK’ya ayrılan yıllık % 2.3 payın 2 katından çoğu bu alanda etkin önlem almama (proaktif – öngelen politikalar gütmeme) yüzünden yitiriliyor..

Dünya genelinde de rakamlar hiç iç açıcı değil.. Hindistan, Çin ise hızla iyileşiyor.

Büyük endüstriyel kazalarda 10 – 20 – 30 işçimiz telef oluyor ve Başbakan R.T. Erdoğan, 30 işçiyi yutan Zonguldak Karadon faciasında

  • “Bu mesleğin kaderinde ölüm var..” diyebiliyor!?..

Yürek yakan ve % 98’i önlenebilir olan iş kazalarını “yazgı” olarak açıklayarak
çözümün önünü daha baştan kesiyor.

“Prof.” ünvanlı İşletme uzmanı Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, grizu patlaması ile yanarak feci biçimde ölen ve cenazeleri bile bulunamayan 30 işçimiz için
güzel öldüler” (!?!) diyerek hepimizi ve 7 sülalesini utanca boğuyor.

Onlarca işçinin iş cinayetine kurban gittiği olaylarda, adli yargıda davalar ilerlemiyor
ve gerçek sorumlular nedense bir türlü bulunamıyor!?

Türkiye’nin ve Dünyanın kapitalistlerinin
yepyeni bir küresel ahlak kodu sistematiğine gereksinimi var..
Kendiliklerinden edinecekleri de yok!
Türk ve dünya işverenlerinin ciddi matürasyon (olgunlaşma) sorunu sürüyor..
Çook yıllar önce de yazmıştık bu konuyu.
Bu devasa sorun nasıl aşılası ki??
En çok kazanç (kar maksimizasyonu) kapitalizmin tunç yasası olarak kaldıkça..
Anayasa Mahkememiz ve son günlerde atağa kalkan (?!) başkanı Haşim Kılıç,
bir bireysel başvuruda bu yasayı iptal eder mi ki??

*****

Bağlayalım..
Gün gene üstümüze doğdu. Saat 07:07’yi gösteriyor..
Gün boyu mesaimiz için koşturacağız..

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK : “Yaşamak demek çalışmak demektir.”

Dünyanın bütün emekçilerini en derin saygılarımızla selamlıyoruz.

  • Emek en yüce değerdir ve de..
  • Emeğe saygı insan olmanın baş koşuludur..

Sevgi ve saygı ile.
29 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yazıyı pdf olarak okumak için lütfen tıklayınız…

28_Nisan_2014_Dunya_Is_Sagligi_Gunu-World_Day_for_Safety_and_Health_at_Work-28th_April_2014

=================================================

World Day for Safety and Health at Work
An ILO report shows that while chemicals can be useful, necessary steps should be taken to prevent and control potential risks for workers, workplaces, communities and the environment.

Safety and health in the use of chemicals at work

28 April – World Day for Safety and Health at Work

(http://www.ilo.org/global/lang–en/index.htm#a1, 28.4.14)

“Safety and health in the use of chemicals at work“ is the theme for the 2014 World Day for Safety and Health at Work. Marking the day, an ILO report shows that while chemicals can be useful, necessary steps should be taken to prevent and control potential risks for workers, workplaces, communities and the environment.

Why are chemicals important in the workplace and beyond?

pharmaceuticals that cure illnesses, and cleaning products that help establish hygienic living conditions. Chemicals are also critical in many industrial processes for dev
Chemicals are key to healthy living and modern convenience. They range from pesticides that improve the extent and quality of food production, to eloping products important to global standards of living. 

However, governments, employers and workers continue to struggle to address controlling exposure to these chemicals in the workplace, as well as limiting emissions to the environment. 

Background documents

What are the main threats created by chemicals?

Chemicals pose a broad range of potential adverse effects, from health hazards such as cancers and physical hazards like flammability, to environmental hazards such as widespread contamination and toxicity to aquatic life. Many fires, explosions, and other disasters result from inadequate control of chemicals’ physical hazards.

Is progress being made for the sound management of chemicals?

Significant progress has been made concerning the regulation and management of chemicals in the field of occupational safety and health but more needs to be done. Serious incidents continue to happen and there are still negative impacts on both human health and the environment.

 Promotional materials

Workers who are directly exposed to hazardous substances should have the right to work in a safe and healthy environment and be properly informed, trained and protected.

Can we easily evaluate the impact of chemicals on workers’ health?

It is difficult to determine the extent of health effects in the workplace related to chemical exposures. Because of the complexity of assessing mixtures of chemicals, strategies to prevent harmful exposure tend to focus on individual chemical substances. This is further complicated by the fact that these substances can also be found combined with mixtures in most workplaces. They are rarely assessed or tested in the form of a mixture. Standards for individual chemicals routinely address problems with a single chemical.

Still, the reality is that there are so many chemicals to which workers may be exposed that this substance-by-substance approach will never be able to adequately protect them. Most workers are exposed to mixtures, rather than individual chemical substances, therefore the control of mixed exposures is critical for an effective protective programme. Furthermore, efforts to establish the connection between an exposure to chemicals 20 years ago and a case of cancer today have also been hampered by lack of information about the effects of chemical exposures. Record keeping on effects resulting from exposure to chemicals also needs to be improved.

What are the main recommendations included in the report?

The report calls on governments, employers, workers and their organizations to collaborate in the development and implementation of national policies and strategies aimed at the sound management of chemicals at work. These must comprehensively and simultaneously address the health, safety, and environmental aspects related to the production and use of chemicals. The idea is to maintain the benefits achieved through the production and use of chemicals while minimizing workers’ exposure as well as the emission of chemicals into the environment through national and international action.

A coherent global response is necessary to coordinate the continuous scientific and technological progress, the growth in chemicals production and changes in the organization of work. Likewise, new tools need to be developed to provide readily available information about chemical hazards and risk, and associated preventive and protective measures.

What is a chemical?
  • According to the ILO Convention on safety in the use of chemicals at work, 1990 (No. 170), the term “chemical” refers to chemical elements and compounds and their mixtures, whether natural or synthetic, such as those obtained through production processes.
  • Hazardous chemicals are classified according to the type and degree of their inherent health and physical hazards. The hazardous properties of mixtures composed of two or more chemicals are determined by assessments based on the inherent hazards of their component chemicals.

Partners

Further information