İSLÂM’DA “DOĞRULUK”

İSLÂM’DA “DOĞRULUK”

Konuk yazar : Güzide Filiz TUZCU

Sevgili Vatansever Dostlar,

Tarihten günümüze, Büyük Atatürk’ün ifadesiyle “Türk Milletinin başına gelen her felâket, hep din maskesiyle – din kisvesi altında gelmiştir…”  Söz konusu bu vahim durum, 600 küsur yıllık devasa bir zaman dilimini kapsayan Osmanlı İmparatorluğu devrinde de böyle olmuştur; 1938 sonrası dönemde de maalesef yine böyle olmuştur!

       Modern – çağdaş olmayı “dinsizlik zanneden” ve Büyük Atatürk‘ün düşünce ve hedeflerini hiç anlamadan,  koyu birer Atatürkçü geçinenler dahi, Türk Milletinin önemli bir kültürel değeri olan dini önemsememiş, hatta “laikliği dahi dinsizlik gibi ve Büyük Atatürk’ü de dinsiz gibi” gösterme gafletine ve büyük hatasına düşmüştür!

       Bir milletin sorunlarını analiz ederek, doğru teşhis koymak ve doğru çözümler bulmak  için bazı disiplinlerden eşzamanlı olarak yararlanmak gerekmektedir; örneğin siyaset ilmi, tarih ilmi, dinler tarihi, iktisat, psikoloji, sosyoloji, coğrafya vs… Bir başka deyişle olaylara ve sorunlara bir bütünlük içinde bakmak gerekir.

          1923 yılında T.C. Devletini kuran Büyük Atatürk’ün “Vatanımızın ve Milletimizin yararını, sağlıklı gelişimini ve güvenli geleceğini teminat altına alan Tam Bağımsız Milli Politikaları”, iktidara gelen siyasilerce ne yazık ki terk edilmiş olduğundan, “bilimsel düşünme ve çözüm üretme yöntemi, gerçek tarihimiz ve milletin yüzlerce yıllık köklü manevi – kültürel değerleri” maalesef korkunç bir yıkıma uğramıştır…

         1938’den günümüze en çok istismara uğrayan, bu bağlamda özünü – anlamını ve misyonunu tümüyle yitirerek, millete en çok zararı veren- adeta insanların beyinlerini uyuşturarak, onları insanlıktan çıkaran ise, aynı Osmanlıda olduğu gibi yine “din sömürüsü” hususu olmuştur! 1938 sonrası “iktidara talip olan siyasi partilerin ekseriyeti”, dini siyasetleri  için araç olarak kullanmaktan, sahte hocalara, şeyhlere, tarikatlara, kerameti kendinden menkûl sarıklılara ödünler vermekten ve salt oy alma kaygısıyla halkı din adına kandırmaktan  hiç çekinmemişlerdir!

         Siyasiler, salt iktidar ve koltuk hırsları için bunu yaparken, içinde yaşadıkları milleti aydınlatmakla  görevli – hatta bunun için maaş alan pek çok sözde aydın – bilim insanı vs… da maalesef ki görevini yerine getirmemiştir. Bu yüzde İslâm Dini tebliğ edileli neredeyse 1400 yıl olmasına rağmen – Büyük Atatürk’ün “Türk Milletini Kuran’ı Türkçe olarak, anlayarak okutma, milleti dinen bilinçlendirme çabalarına ve hedefine rağmen” – Türk Milletinin ekseriyeti 21. yüzyılda dahi Kuran Esaslarını ve Yüce Allah’ın buyruklarını maalesef bilmediğinden, dinde salt şekilciliğe – gösterişe – kılık ve kıyafete önem vererek, medyatik sözde hocalara – sarıklılara, “insan onuru ve aklıyla  asla bağdaşmayan”  saçma – sapan sorular sorabilmektedirler… Bu ürkünç durumun suçluları kimdir?

          Burada bir kez daha İslâm’ın “özünü” anımsatmayı görev sayıyor ve bu bilgilerin vatansever herkesçe paylaşılmasını diliyorum… Bir kez İslâm Dini akıllı bireylere hitap etmek-tedir (aklını çalıştıran, düşünen, sorgulayan, gerçeği araştıran ve gerçeği bulduğunda da bunu cesaretle dile getiren…). Onun için bu dinin özünde aklı çalıştırmak, doğruyu, güzeli ve faydalı olanı araştırıp bulmak ve yaşama uygulamak, insan yaşamını, hatta tüm canlıların yaşamını güzelleştirmek vardır; bunun için de bilimin temel alınmasını öğütler.  Zaten Kuran’da Yüce Allah, “Beni ve Yarattığım âlemi – gördüğünüz düzeni, koyduğum doğa yasalarını, kullarım içinde  en iyi âlimler (yani bilim insanları) anlar” derken, işte bu yaşamsal hususa vurgu yapmıştır.

Zaten BİLİM de, her hususta “mutlak gerçeği araştırıp, bulmak ve gün ışığın çıkartarak – insanlık hizmetine sunmaktır.”  Aslında her şey insanların,  doğayla tam bir bütünlük içinde, tüm canlıların yaşam haklarına saygı duyarak, huzurlu, barışçı ve mutlu bir yaşam sürebilmeleri içindir; bilimi esas almak da ancak bu son amaç için olmalıdır. Yoksa bilim, yüksek eğitim kurumlarına yerleşen, milletinden kopuk – millete yararı olmayan bir azınlığın, kendi dar âleminde saltanat sürmesi, milletin anlamadığı – yararlanama-dığı sözde akademik yazılar  – taraflı kitaplar yazması için değildir!     

       Ben bu yazımda Kuran’da “DOĞRULUĞU” ele alarak, İslâm’da doğruluğun  ne kadar hayati bir öneme haiz olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu bağlamda şayet  Müslüman olduğunu iddia eden bir insan “YALAN” konuşuyorsa, kanaatimce o kişi Müslüman kabul edilmemelidir. Müslüman olabilmek öyle kolay iş değildir!

(Üniversite eğitimimde, “psikiyatri ve tıp ilmi” adlı dersimizin  psikiyatri hocası “yalan konuşmanın, aslında bir kişilik bozukluğu olduğunu ve bu tür kimselere, en yakınımız bile olsalar, asla güvenilemeyeceğini” vurgulamıştı… Bu arada, gelişmiş medeni hukuk devletlerinde “yalancı olarak tanınan, sözünde durmayan, bugün söylediğini yarın inkâr eden bir kişinin” sosyal yaşamda, siyasal ve ekonomik yaşamda ve devlet katında zerre değeri yoktur. Hele o kişi bir de “devletin kara listesine alınmışsa“, yaşarken adeta ölü hükmündedir!)

        Dürüstlüğe – doğru sözlülüğe – mertliğe – güvenirliğe bizim Kadim Türk Atalarımız da büyük değer vermişler ve “yalan, tüm kötülüklerin başıdır”diyerek, bizleri uyarmışlardır.

 – Aslında Yüce Allah’a içtenlikle iman eden ve sadece Allah’a kulluk yapan dosdoğru – dürüst bir insan, ki bir Müslüman Kuran’a göre böyle olmalıdır; dünyadaki tüm kulluklardan, korkulardan ve baskılardan da kurtulmuş demektir. Bir başka deyişle “dosdoğru olan – dürüst olan insan” yaratıcısı Yüce Allah’tan başka hiç kimseden korkup, çekinmez, kendini özgür hisseder, bunun için her yerde, her zaman ve herkese karşı sadece gerçekleri cesaretle konuşur, “yalana, nabza göre şerbet vermeye, yağcılık yapmaya vs…” asla tenezzül etmez. Ayrıca dürüstlük, sağlam ve onurlu bir karakterin de en belirgin göstergesidir; böyle bir insan, iki yüzlülük yapmaz, kimseyi kandırmaya çalışmaz, yapamayacağı şeylerin sözünü vermez, hiç kimsenin hakkına – hukukuna tecavüz etmez ve titizlikle “kul hakkı” gözetir…   Ki  “kul hakkı  (başta insanlar olmak üzere, tüm canlıları kapsar)“,  İslâm’ın en önem verdiği konuların başında gelir; şöyle ki Kuran’ göre hiç affı olmayan iki büyük günah vardır;
1.) Allah’a ortak koşmak, şirk – riya – iki yüzlülük
2.) Kul hakkı ihlâli. 

    Bu bağlamda Kuran’a göre dürüst insan, Allah katında çok değerli bir insandır, hatta Müslüman olsa da,  olmasa da değerlidir.

  • Yüce Allah, DÜRÜST İNSANLARI, şehitlerle aynı mertebede tutmuştur.  

HADİD SÛRESİ – ÂYET 19: “Çok doğru olanlar ve şehitler, onların mükafatları ve nurları vardır.” 

AHZÂB SÛRESİ – ÂYET – 70: “Ey inananlar, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.”

YUNUS SÛRESİ – ÂYET 89:  “Doğru olun, bilmezlerin – cahillerin sözüne uymayın.”

TEVBE SÛRESİ – ÂYET 119: “Ey inananlar, Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”

NİSA SÛRESİ  – ÂYET 9: “İnsanlar Allah’tan korksun ve doğru söz söylesinler.”

SAF SÛRESİ – ÂYETLER 2 & 3; “Ey inananlar, niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında en sevilmeyen şeydir.”

MAİDE SÛRESİ – ÂYET 1: “Ey inananlar, verdiğiniz sözleri yerin getirin.” 

AHKÂF SÛRESİ – ÂYET 13: “Rabbimiz Allah’tır deyip, doğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir.

HÛD SÛRESİ – ÂYET 112: “Emrolduğun gibi doğru ol,  seninle beraber tövbe edenler de doğru olsunlar.”

      O halde bundan böyle, “ben Müslümanım – ben Allah Yolundayım vs…” diyenleri, onların bu dil ucuyla söyledikleri sözleriyle değil,  ya da başlarına doladıkları türbanla – sarıkla, sakalla- cüppeyle görünüşe değil,  ya da göstermelik namazla, oruçla, hacla değil,  yalnızca ve yalnızca DÜRÜST OLUP – OLMADIKLARINI test ederek değerlendir-
melerini milletimize ısrarla ve ısrarla öğütleyelim. Kanımca, milletimizi dinen bilinçlen- dirmek ve dini siyasetlerine alet edenlerin maskelerini düşürmek, biz gerçek Atatürkçü Vatanseverlerin en öncelikli ve hayati görevidir.

Canımızdan Kıymetli – Güzel Vatanımız Türkiye’mizde, tüm gelişmiş çağdaş hukuk devletlerinde olduğu gibi,  “DÜRÜSTLÜĞÜN” en baş değer olması için elbirliği ile çalışalım…

Saygılar – Sevgiler… (27.05.2018)
==================================================
Dostlar,

Değerli konuk yazarımız Güzide Filiz Tuzcu hanımefendiye, bizim “insan olmanın baş koşulu” olarak nitelediğimiz “Dürüstlük” erdemi – değeri hakkındaki kapsamlı yazısı için teşekkür ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRK MİLLETİ, HER ŞEYDEN ÖNCE KÖKLÜ “MİLLİ KİMLİĞİNİ” ÖĞRENMELİDİR

TÜRK MİLLETİ, HER ŞEYDEN ÖNCE KÖKLÜ “MİLLİ KİMLİĞİNİ” ÖĞRENMELİDİR

Konuk yazar :
Güzide Filiz TUZCU

Türk Milleti yaşamını “tam bağımsız, özgür ve sağlıklı olarak devam ettirebilmek, güvenli ve huzurlu yarınlara ulaşabilmek” için,  her şeyden önce ONA unutturulan  “HAFIZASINI“,  mutlaka ama mutlaka geri kazanmak zorundadır.

O halde bir Millet, yaşamı için olmazsa olmaz olan   “Hafızasını” nasıl kazanabilir?
Elbette ki “TARİH  İLMİNİN  REHBERLİĞİYLE” HAFIZASINI GERİ KAZANABİLİR.
Şimdi burada “HAFIZAMIZI TAZELEMEK – YA DA YENİDEN KAZANMAK” üzere tarih ilminin ışığıyla günümüze bir projeksiyon yapacağız;

– Büyük Atatürk’ün en büyük istek ve hedeflerinin başında ne geliyordu? Türk Milletine kasıtlı olarak unutturulan, hatta çalınan “Milli Hafızasını “, yani binlerce yıllık köklü milli kimliğini –  tüm dünya dillerine kaynaklık eden GÖK-TÜRK ASENA RUNİK ALFABESİNİ,

TÜRK dili – kültürü  ve tarihini  yeniden hatırlatmak.

Evet bir Millet, aynı bir insan gibi, “geçmişini, ailesini, soyunu, kim olduğunu – nerden geldiğini – köklerini- atalarını akrabalarını”, kısacası kim olduğunu – soyunu bilmek zorundadır; bilmediği takdirde dünya milletleri içinde  önemini, saygınlığını, gücünü tamamen yitirir ve  güdülmeye hazır kalabalık bir insan  güruhuna – bir sürüye dönüşür…  Büyük Atatürk’ün ifadesiyle ancak “başka milletlere av olur”.

Onun içindir ki Büyük Atatürk Türk Milletine ,  “kadim  – şerefli milli kimliğini” tanıtmak üzere, onun binlerce yıllık (16 bin yılın üstünde) muazzam antik tarihini  öğretmek, hatta bir daha unutmamak üzere hafızasını kazımak  istemiştir.

O, bunu yapabilmek için her şeyden önce yüzlerce yıl  zengin ve güçlü emperyalist batılıların tekelinde ve tasallutunda kalmış olan “GERÇEK ANTİK TARİHİN” üzerine örtülen karanlık perdenin  kaldırmasını, antik tarihin Türk Tarihçilerce kapsamlı olarak araştırılmasını, arkeolojik kazılar yapılmasını ve “ANTİK TÜRK TARİHİNİN” bilimsel kanıtlarla gün ışığına çıkarılmışını zorunlu görmüştür. Böylece O, Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu, Dil – Tarih – Coğrafya Fakültesini kurmuş, Tarih Konferansları düzenlemiş, antik tarih araştırmalarını ve  arkeolojik kazıları bizzat teşvik etmiş, hatta binlerce işleri arasından zaman ayırarak,  bazı kazılara da bizzat katılmıştır.

Çağımızı fersah fersah aşan – ileri düzeyde bir dehaya – öngörüye ve  bilimsel düşünce yapısına sahip olan, ayrıca öğrenmeye, okumaya ve bilhassa “TARİH İLMİNE”  büyük önem veren Büyük Atatürk, bir bilim insanı titizliğiyle yapmış olduğu araştırmalarına ve antik tarih ile ilgili okuduğu yüzlerce kitaba dayanarak, Türklerin tarihiyle ilgili son derece önemli ip uçları ve bilgiler yakalamış ve bunlara dayanarak  “Türk Tarih Tezini” gündeme getirmiştir.

O Büyük İnsan, aklıyla – ahlâkıyla – örnek insanlığıyla,  bilgeliğiyle, bilimsel düşünme yeteneğiyle, bilgisi ve sağlam karakteriyle tüm dünya  milletlerini kendisine hayran bırakmıştı, hayran bırakmaya ve saygı görmeye de devam ediyor… (çeşitli ülkelerde Onun ölümsüzlüğüne  – Ona ne kadar saygı duyulduğuna  ve büyüklüğüne  bizzat şahit oldum…)

O halde  Büyük Atatürk, “Türk Tarih Tezini” gündeme getirirken,  elbette  ne söylediğinin bilincindeydi,  O Büyük İnsan –  O Bilge Tarihçi,  “ayakları yere basmayan – boş işlerle – masallarla” uğraşacak biri değildi! Oysaki bazı sözde bilim insanları, Türk Tarih Tezini  kuvvetle destekleyen binlerce bilimsel kanıtı, arkeolojik bulguları ve kaynak eserleri ” görmezlikten gelerek, ya da bunlardan haberi  dahi olmadan ahkam keserek, hiç utanmadan – sıkılmadan  “Türk Tarih Teziyle” dalga geçip, alay etmektedirler! Ey Türk Milleti, seni, tarihi köklerinden koparan, senin beslediğin – maaşını verdiğin “Türk ve Türklük karşıtı” bu sözde aydınları iyi tanı…

Bu sözde bilim insanlarını şiddetle kınıyor ve soruyorum neye dayanarak – hangi bilimsel kanıta dayanarak “Türk Tarih Tezini”  reddediyor ve  onunla ilgili  bilim dışı – tamamen siyasi  yorumlar yaparak, gülünç duruma düşüyorsunuz? Yabancı ülkelerdeki  tarafsız tarihçiler, “batılıların egemenliğe altına girmiş, bu sözde Türk ve sözde bilim insanlarına” gayet haklı olarak burun kıvırıp, alay ediyorlar… Çünkü gerçek bir bilim insanı, bir tezi körü körüne reddedemez;  hele ki milletinin ve vatanının tamamen lehine olan böylesine  hayati bir tezi!

Okumuş – aydın – bilgili – bilinçli tüm  batılılar, ya da doğulular, “Türk Tarih Tezinin” doğru olduğunu, Türklerin en eski milletlerin başında geldiklerini, Türk Alfabesinin tüm batı dillerine kaynaklık ettiğini, Avrupa’ya ilk medeniyet götüren antik çağ Etrüsklerin (İtalyanca) (ki Etrüskler kendilerini  “Gök-Türk Asena”  olarak adlandırmışlardır) Türk olduklarını, keza Sümerlilerin ve Hititlilerin de Türklerin Ataları olduklarını ve de Antik Tarihin, emperyalist batılılarca  Grekler ve İtalyanlar lehine kurgulandığını ve değiştirildiğini gayet iyi biliyorlar. Gerçek Antik Türk Tarihini bir bilmeyen Türk Milleti! Çünkü Türkleri aydınlatmakla görevli olan ve  bunun için maaş alan – üniversitelerde, ya da bazı sözde Atatürkçü Cemiyet ve Derneklerde   saltanat süren – pek çok bilim insanı görevini yapmamaktadır!

Türk Milletine önemle  hatırlatmak isterim ki  “Türk Tarih Tezinden” çok büyük rahatsızlık duyanlar, onu önemsizmiş gibi, masal gibi, efsane gibi göstermek isteyenler, ezeli Türk karşıtlığı güden emperyalist batılıların sözcülüğünü yapmakta olup, “fanatik Türk karşıtı  batılıların bilim dışı – siyasi iddialarını”  tekrar etmekten başka hiç bir şey yapmıyorlar! Bunlar, Türk Tarih Tezi aleyhine bilimsel kanıt göstermiyorlar, antik tarihle ilgili sorulan sorulara cevap veremiyorlar,  ne de trajikomik duruma düşüyorlar…

Emperyalist batılılar, tarihi siyasi ve iktisadı çıkarlarına tamamen ters düştüğü için “Türk Tarih Tezini – yani Antik Türk Tarihini”  reddediyorlar (bunu bir bakıma anlayabiliriz!  ): Peki bazı sözde Türk bilim insanları bilimsel kanıtlara dayanan bir anti-tez öne süremeden, yani Türk Tarih Tezi aleyhine bilimsel hiç bir kanıt göstermeden,  Antik Türk Tarihini körü körüne niye  reddediyorlar? Niye? Niye? Niye? Niye? Niye? Aslında cevabı hepimiz biliyoruz…

Örneğin Ermeni kökenli Fransız tarihçi Etienne Copeaux da “Türk Tarih Tezini  komik bulduğunu, Türklerin,  Türk Tarih Tezindeki en gülünç iddiaları  terk ederek,   “Türk – İslâm Sentezini” benimsemeleriyle, geçmişteki hatalarını (yani gülünçlüklerini) bir nebze olsun telâfi ettiklerini ” buyurmuş!  (Kaynak:  Etienne Copeaux, Tarih Ders Kitaplarında TÜRK TARİH TEZİNDEN TÜRK İSLÂM SENTEZİNE, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006, s. 367)

 Hayret! E. Copeaux’un  Türkiye’deki   bazı sözde bilim insanlarıyla birebir  aynı dili konuşması ne ilginç! Acaba bu bir tesadüf mü? Naçizane kanaatime göre Türk Milleti mutlaka ama mutlaka “Antik Türk Tarihinden“, yani kadim geçmişinden, antik çağlarda muazzam medeniyetler ortaya koyan Antik Türk Atalarından haberdar edilmelidir ve bunu yapacak olanlarda Gerçek Atatürkçü, Gerçek Vatansever,  Gerçek Bilim İnsanı meslektaşlarım  “TÜRK TARİHÇİLER” olacaktır.

Bu bağlamda Türk Eğitim Sistemimiz yeniden “MİLLİ” olmalı; “Eğitimde Birlik-Bütünlük  Esas Alınmalı” (Tevhidi Tedrisat Kanunu tekrar yürürlüğe sokulmalı) Büyük Atatürk’ün öngördüğü “Tarih Dersleri ve Tarih Kitapları” Türk çocukları ve gençleriyle yeniden buluşturulmalı; Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Halk Odaları yeniden açılmalıdır. Türk milleti bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir; tüm medeni – çağdaş milletlerin aydınlarının yaptıkları gibi…

Kuran’da bile Yüce Allah diyor ki “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?  Bilen gözü gören gibidir, bilmeyen kör gibidir“. Kuran “bilimi,  gerçeği ve bilim yolunda ilerleyen dürüst – namuslu – doğru insanları” hayatımıza rehber edinmemizi öğütlemektedir…

Benzer şekilde başta İsaac Newton, Albert Einstein gibi dâhiler olmak üzere, batılı pek çok bilim insanı da  “din ile bilimi uzlaştırmış ve onları birbirlerine hizmet eder konuma getirmişlerdir.” Türk bilim insanlarına duyurulur… Türklerin köklü dini inancı olan İslam’ı dışlayarak, zaten hiçbir yere varamayız; ancak milleti cahil – sahte  sözde hocaların eline terk ederiz ki, 1938’den beri yapıldığı gibi…

  • KISACASI TÜRK MİLLETİ, ASLINA – GÜZEL ÖZÜNE – KADİM DEĞERLERİNE – KÜLTÜRÜNE VE İNANCI OLAN İSLÂM’I TEBLİĞ EDEN YEGANE KAYNAĞA – KURAN’A  YENİDEN KAVUŞTURULMALIDIR. TEK KURTULUŞ YOLUMUZ BUDUR.

=============================================
Değerli site okurlarımız,

Konuk yazarların bu sitede yayınlanan yazıları kendi görüşlerini yansıtmaktadır.
Sayın Güzide Filiz Tuzcu, bir tarihçi olarak sitemizde yazılarıyla sıklıkla konuk oluyor.
Kendisine teşekkür doluyuz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TARİKAT ŞEYHİNİN ÇOCUĞUNUN “ÇÜK-Ü ŞERİFİ” TÖRENLE ZİYARETE AÇILDI!

TARİKAT ŞEYHİNİN ÇOCUĞUNUN
“ÇÜK-Ü ŞERİFİ”
TÖRENLE ZİYARETE AÇILDI!

Konuk yazar :
Güzide Filiz TUZCU

(AS: Bizim “hazin” katkımız yazının altındadır..)

Perşembenin gelişi  – Çarşambadan bellidir:  Bugünlere gelineceği de 1940’lı yıllardan (ABD ile yapılan gizli ikili antlaşmalardan) beri belliydi…

(Kahin, ya da dahi  olmaya hiç gerek yok! Bizlere “tarih” diye dayatılan ezberleri bir kenara atmak,  objektif tarih kaynaklarını okumak ve tarih bilinci kazanmak, 1940’lardan bu yana izlenen iç ve dış siyaseti doğru anlamak için yeterlidir.)

1938 sonrasında Büyük Atatürk’ün “Tek mürşit – tek yol gösterici – tek rehber bilimdir”
zihniyeti ve olmazsa  olmaz olan tam bağımsızlık devlet ilkesi terk edilmiş 
ve onların yerine Batı kaynaklı bir plan sistematik olarak ikame edilerek, adım adım Osmanlı zihniyeti ve onun öngördüğü bilim ve akıl dışı orta çağ karanlığı yeniden hortlatılmıştır…

Bilimsel düşünceye, okumaya, öğrenmeye ve derin bir tarih bilgisine sahip olan Büyük Atatürk, Osmanlının Türkleri, sözde İslâm Dini adına “nasıl Arap diline ve geleneğine mahkûm ettiğini,
hurafelere, tekkelere, tarikatlara, sahte hocalara, şeyhlere, şıhlara ve karanlığa boğduğunu, böylece Türk Milletini cahil, yoksul ve biçare bıraktığını
” gayet iyi biliyordu:

Bunun içindir ki O dahi – O ileri görüşlü İnsan,  Osmanlı hanedanının yüzyıllarca bizzat beslediği, “insanı, insanlık akıl, vicdan, haysiyet ve onurundan çıkaran, böylece insanları, insanlıktan çıkartarak –  sürüleştiren ve iliklerine kadar sömüren” bu  karanlık kurumları toptan yasaklamıştı. Ne de iyi yapmıştı…

O böyle yaparak,  “Kuran’ın Tebliğ Ettiği Gerçek İslam‘ı Ön Plana çıkarmış ve bir daha Türk Milletini hiç kimse din maskesiyle sömürümesin diye” Türk Milletini dinen bilinçlendirmek istemişti. Ancak O’nun bu son derece isabetli – faydalı – medeni hedefi 1938 sonrasında maalesef fiilen engellenmiştir.

Son yıllarda bir Osmanlı hayranlığı ve modasıdır gidiyor… Bir başka deyişle,  birileri “Türklüğe ve Kuran’ın Tebliğ Etmiş Olduğu Gerçek İslâm’a” şiddetle karşılar ve bunlar, bir avuç devşirmenin saltanat sürdürdüğü, milletin ise hurafelere, cehalete ve yoksulluğa mahkûm edildiği karanlık ve çarpık düzene büyük özlem duyuyorlar!

Topluma yol göstermesi – toplumun yolunu aydınlatması gereken ve cesurca gerçekleri ifade etmesi gereken pek çok sözde aydın da (gazeteci, yazar – çizer, sanatçı, bilim insanı vs… de) ya bu Osmanlı zihniyetine alkış tutuyor ya da ölü gibi sessiz kalıyor!

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana (ya da anlamak istemeyene)  davul zurna az.

=================================================
Dostlar,

Konuk yazar sayın Güzide Filiz Tuzcu’nun gönderdiği ileti yukarıda..

Dünden beri yeni bir gündem oyuncağı ile oyalanmamız istenmekte : İstiklal Marşı bestesi..
Sözde “Seçim ittifakı” yasası 26 madde olarak 1 gecede kavga – dövüş yüce meclisten geçirildi. Gerçekte demokrasiye muazzzam bir öldürücü darbe daha vuruldu.
Ama halkın dilinden almak gerek bu kritik sorunu – konuyu..
Bırakın asıl derdinizi, ben ne uygun görüyorsam onu konuşun..  haddinizi de sakın aşmayın bu arada..
21. yy. şafağında Türkiye’de demokrasinin içine sürüklendiği sefaletin fotoğrafıdır yukarıdaki sahne.. Ve devr-i AKP’de yaşanmaktadır. 15+ yılda yaratılan yıkım böylesine derindir.

Seferberlik gerekir bu yüz kızartan bataktan çıkış için. Acaba siyasal iktidar kendine düşen utancı yüklenir ve azıcık da olsa bir toplumsal rehabilitasyon düşünür mü?

İstiklal Marşının bestesi ile, evde torunun mehter marşı ile yürüyüşü ile (!?) toplumu bir kez daha tuzaklamadan??

Diyanet İşleri Başkanlığı süs müdür onca muazzam milyarlarca TL bütçesi, 150 bini aşan çalışanı, devasa örgütü, vakıfları ile??

Din bu mudur??

Sevgi ve saygı ile. 15 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLAMAYIZ

BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLAMAYIZ

Güzide Filiz TUZCU

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

CESUR – DÜRÜST BİR BİLİM ADAMI, GERÇEK BİR TÜRK AYDINI, VATANSEVER  VE KEMALİST BİR DAHİ – OKTAY SİNANOĞLU‘NUN “HEDEF TÜRKİYE” ADLI KİTABINDAN;(Kendisini en derin saygı ve minnet duygularımızla, rahmetle anıyoruz.)

Batı denilince, Rusya’dan bütün Avrupa’sına ve bütün Amerika’sına kadar şunu gördüm: en üst seviyedeki kişiden, sokaktaki alelâde insana kadar, hatta hoşgörü lafını edenlerin dahi kafasında tek bir şey var; “Endülüs’ü sildik, Türkiye halâ ayakta duruyor” saplantısı vardır. Bu saplantı onların adeta dinidir. 

(Hocamız gayet haklıdır, ben de Batı da aynı tavrı çok kez gözlemlemiştim… Çünkü Hıristiyan, ya da Yahudi Batılılar, kendileri ve dinleri için  “en büyük düşman olarak İslam’ı ve İslâm’ın biricik koruyucusu ve temsilci olarak da Türkleri” görüyorlar; bu tarihten günümüze hiç değişmeden süregelen bir gayrimüslim Batılı düşüncesi ve tavrıdır. İki kelimeden son derece rahatsız olurlar, hatta yüzlerinin şekli değişir, bunlardan biri İSLÂM, diğeri de TÜRK kelimesidir.)

Batılılar önce Balkanları dağıttılar ve çalışmalarını sürdürdüler: Onların asıl amacı Doğu Avrupa ve Anadolu topraklarında “Müslüman Türk” sözünü bırakmamaktı.  Öbür tüm Müslüman ülkeleri  zaten sömürgeleri yapmışlardı. Batılılar Araplardan da tedirgin olmazlar, çünkü İslâm koruyuculuğunu hep Türkler yapmıştır…

Batı, Türk Milletinin gücünü ve kapasitesini çok iyi biliyor,  ama biz bilmiyoruz! Yıllarca üzerimize haçlı seferleri düzenlediler, ancak Müslüman Türkleri yenemediler. Sonra çok etkili bir formül buldular; Türkler bir araya gelip güçlü olmamalıydılar. Şöyle düşündüler “Türkleri içten bozarsak, Türklük ve Müslümanlık şuurunu/bilincini bırakmazsak ve nihayet Türkleri içten böler ve birbirlerine düşürürsek,  milli kimliklerini, hatta feleklerini bile şaşırtırız ve işte o zaman Türklerden rahatça kurtuluruz.”

İşte bu plan Türkiye’de yürümektedir…

Sovyetler Birliği dağılınca, Türkiye’ye “Türk Dünyasıyla” sıkı ilişikler kurma olanağı doğmuştur; Batı ise bundan dolayı son derece rahatsız olmuş ve müthiş telaşa kapılmıştır…

Emperyalist Batılıların işgal etme – ele geçime yolları   :

  1. Eski yer  adlarını, yabancı adlarla değiştirmek (Örneğin Behramkale’ye Assos demek!)
  2. Eğitimi, ülkenin kendi ana dili yerine “yabancı dille” yaptırmak, ülkenin ulusal dilini ve kültürünü hızla yok etmek,
  3. Uyum içinde yaşayan azınlıkları kışkırtmak, bu azınlıkları ülkede kilit mevkilere getirmek ve onlar aracılığıyla, “ulusal kimliği ve birliği” yok etmek,
  4. Topraklara el koymak, tek tip ürün yetiştirtmek, tarımı ve hayvancılığı yok etmek, milleti kendi topraklarında köle gibi çalıştırarak, aç bırakmak,
  5. Büyük araziler içinde askeri üsler kurmak, ülkede iç karışıklıklar çıkartmak, ülkeye zararlı örgütleri desteklemek, o ülkenin – komşuları ile arasını açmak, düşmanlık yaratmak ve komşularına saldırılar düzenlemek,
  6. O ülkenin,  tarihi ve kültürel bağları olduğu başka ülkelerle iyi ilişkiler kurmasını engellemek,
  7. Ülkenin halkını fakirleştirerek, elindeki toprakları ve gayrimenkulleri yok pahasına yabancılara sattırmak; hatta yabancı emlâkçı şirketleri  kullanarak (Realty World, Remax vs…gibi) yerli millete alış verişte alacağı yüzde payını bile bırakmamak,
  8. Yabancıları getirip, ülkenin topraklarına yerleştirmek ve sonunda ülkenin kendi insanlarını azınlık durumuna düşürmek. (Balkanlarda Türklerin çoğunluk iken azınlığa düşürülmeleri gibi… Ayrıca son yıllarda yaklaşık dört milyon ya da beş milyon (net rakamlar verilmiyor!)  Suriyelinin getirtilerek Türk topraklarına yerleştirilmesi gibi!  Oysaki dünyanın en zengin ülkelerinin başında gelen ve Türkiye topraklarından neredeyse on misli geniş topraklara ve çok az nüfusa sahip olan Kanada, çok zorunlu durumlarda bile ancak birkaç bin ile  ifade edilebilen sığınmacı veya göçmen almıştır. Onların da nitelikli ve eğitimli olmalarına hep dikkat etmiştir.)
  9. Ülkenin kendi tarihini, kültürel mirasını, abidelerini yıkmak veya bakımsız bırakarak yıkılmaya mahkûm etmek; öbür yanda kendi kültürüne yakın  gördüğü kalıntıları (kiliseleri – manastırları) ön plana çıkarmak.”

    OKTAY SİNANOĞLU, HEDEF TÜRKİYE, OTOPSİ YAYINLARI, İSTANBUL,
    2002, syf. 131 – 137, 149 – 150.
    =====================================
    Dostlar,

    Sitemizde daha önce de birkaç önemli yazısını yayınladığımız Tarih uzmanı değerli Güzide Filiz TUZCU bu kez yukarıdaki irdelemeyi yapıyor ve gerçekten bir değer olan merhum Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu‘ndan önemli alıntılar yapıyor.
    Emperyalizmin türlü türlü oyunları bitmez.
    Ayrıca 3. Binyıl (Millenium) içinde yeryüzünde 1000 (bin!) devletçiğe – karakol ya da istasyon devletine ya da Antik Yunan’ıın site devletlerine erişme hedefleri doğrudan bu emperyalistlerce açıklandı. 20. yy başlarında (1900’lü yıllar) yeryüzünde 20 dolayında bağımsız devlet vardı. 100 yıl içinde bu sayı 10’a katlandı. 2000-2100 arasında ise 200 bağımsız devletten bin dolayında devletçik çıkarma hedefi güdüyorlar.

    “Böl – parçala ve yönet” büyülü bir yol göstericidir. Türk Ulusu da artık aklını kullansın ve bu kadim siyaset oyununa gelmesin! AKP = RTE de üstüne düşen ilk işlerden biri olarak Ulusu birleştiren politikalar izlemek zorundadır.

Sevgi ve saygı ile. 21 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Atatürk’ün esgeri’ne sahip çıkmayan milletin hazin hikayesi! 

Atatürk’ün esgeri’ne sahip çıkmayan milletin hazin hikayesi! 

Güzide Filiz TUZCU

SEVGİLİ ATATÜRKÇÜ, CUMHURİYETÇİ, VATANSEVER DOSTLAR,

BİZLER NE KADAR İYİ NİYETLİ VE SAMİMİ OLURSAK OLALIM, SADECE “BİZ ATATÜRKÇÜYÜZ, BİZ ONUN YOLUNDAYIZ, BİZ MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ” DEMEKLE KURTULUŞ MÜMKÜN DEĞİL!

GERÇEK TARİHİMİZİ BİLMEK VE ONA GÖRE HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ. (BİZLER, ZATEN TARİHİMİZİ, KAİDM MİLLİ KİMLİĞİMİZİ, DİNİMİZİN TEK KAYNAĞI KURAN’IN UYARI VE MESAJLARINI ÇOK ÇOK GEÇ ÖĞRENMİŞ, HATTA HALÂ ÖĞRENEMEMİŞ BİR MİLLETİZ!)

1938 SONRASI SÜREÇLE İKTİDARA GELENLER,  BÜYÜK ATATÜRK’ÜN ÖNGÖRDÜĞÜ “TARAFSIZ, FAYDALI VE MİLLİ TARİH ANLAYIŞINDAN” TAMAMEN SAPARAK,  TÜRK MİLLETİNE KISIR, DONUK VE FAYDASIZ BİR TARİH DAYATMIŞLARDIR;

SÖZDE BU TARİH,  “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÖPRÜ KURMA İŞLEVİNİ YERİNE GETİRMEYEN; ÇAĞIMIZIN KİŞİ VE OLAYLARINI AYDINLATMAYAN, NEDEN – NİÇİN – NASIL GİBİ HAYATİ SORULARI CEVAPLANDIRAMAYAN”   BATININ VE ONLARIN YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİNİN, “TÜRK MİLLETİNİN HAFIZASINI SİLMEK ÜZERE”
DÜZENLENDİKLERİ , TÜMÜYLE İŞLEVSİZ, ANLAMSIZ VE BOŞ BİR TARİHTİR!

GERÇEK TÜRK TARİHİNİ BİLMEDEN; TARİHTEKİ TÜRK DÜŞMANLARINI VE ONLARIN İKİ YÜZLÜ – SİNSİ POLİTİKALARINA – ENTRİKALARINA VAKIF OLMADAN;

  • KADİM TÜRK ATALARIMIZI TANIMADAN,
  • İSLÂM DİNİNİ KURAN’DAN ÖĞRENMEDEN VE DE

EN ÖNEMLİSİ  BÜYÜK ATATÜRK’ÜN İLKELERİNİ, GERÇEK DÜŞÜNCELERİNİ, HEDEFLERİNİ VE MİLLETİNE YAPTIĞI HAYATİ UYARILARI BİLMEDEN VE BUNLARA GÖRE PLANLAR YAPIP, HAREKET ETMEDEN” BİZLER,  ATATÜRK’ÜN YOLUNDA GİTTİĞİMİZİ  İDDİA EDEMEYİZ!

NİTEKİM YIL 1938 – YIL 2017, TAM 79 YIL GEÇMİŞ, TÜRKİYE’NİN DURUMU APAÇIK ORTADIR. BÜYÜK ATATÜRK‘ÜN HER TÜRLÜ YOKLUKLAR VE ZORLUKLAR İÇİNDE SIFIRDAN BAŞLAYIP, 15 YIL İÇİNDE BAŞARDIKLARI DA ORTADIR. HALÂ ONUN MİRASI YENİLMEKTEDİR…

AYRICA SÖZ KONUSU “GERÇEK TARİHİ BİLGİLERE” SAHİP OLMADAN, GEÇMİŞİMİZLE – GÜNÜMÜZÜ KIYASLAYAMAYIZ, NEREDEN NEREYE GETİRİLDİK BİLEMEYİZ, KISACASI HİÇ BİR SİYASİ OLUŞUMU, PARTİYİ, PARTİ BAŞKANINI, GERÇEK POLİTİKASINI,  SİYASETÇİLERİN ÜLKEYE NE ZARARLAR VERDİKLERİNİ ANLAYAMAYIZ!  “TARİH BİR MİLLETİN HAFIZASIDIR“. TARİH TARİH TARİH TARİH TARİH TARİH TARİH …

TARİHTE BÜYÜK ATATÜRK, SADECE TÜRK MİLLETİ İÇİN DEĞİL, TÜM MAZLUM VE BARIŞÇI ULUSLARA DA UMUT IŞIĞI OLMUŞ VE BÖYLECE TÜRKİYE’NİN BULUNDUĞU COĞRAFYA’DA, TÜM KOMŞULARINA VE İYİ NİYETLİ, BARIŞ YANLISI  DEVLET LİDERLERİNE DE BİR GÜVENCE  VE DAYANAK OLMUŞTUR.

BÜYÜK ATATÜRK SADECE MİLLETİNİN DEĞİL, TÜM KOMŞULARININ VE MAZLUM MİLLETLERİN DE, “EMPERYALİST DEVLETLERİN BASKI VE SÖMÜRÜSÜNDEN KURTULARAK”,  HUZUR VE BARIŞ İÇİNDE, ÖZGÜRCE YAŞAMALARINI ARZU ETMİŞTİR.

ANCAK ONUN ARAMIZDAN AYRILMASIYLA HEM VATANIMIZDA, HEM DE KOMŞULARIMIZDA HER ŞEY AMA HER ŞEY ALTÜST OLMUŞTUR;
ÇÜNKÜ “BÜYÜK ATATÜRK‘E, ONUN MİLLİ POLİTİKALARI VE HEDEFLERİNE VE HER AÇIDAN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZE“, BAĞLI KALACAKLARINA DAİR YEMİNLER EDEREK TBMM’NE GİRENLER, BU YEMİNLERİNİ TUTMAMIŞLARDIR; DİLLERİYLE “BİZ ATATÜRKÇÜYÜZ, BİZ ONUN İZİNDEYİZ” DİYEREK, YILLARCA TÜRK MİLLETİNİN GÖZÜNÜ BOYAMIŞLAR, MİLLETİN DEĞERLİ ZAMANINI, HUZURUNU, YAŞAM SEVİNCİNİ – MUTLULUĞUNU, UMUTLARINI VE GELECEĞİNİ ÇALMIŞLARDIR…

BU BAĞLAMDA TÜM KOMŞULARIMIZIN VE DÜNYANIN SAYGI VE GÜVENLE BAKTIĞI T.C. DEVLETİ – YANİ ATATÜRK’ÜN KURDUĞU TÜRK DEVLETİ –  1938 SONRASINDA TAM BAĞIMSIZ SAĞLAM DURUŞUNU, GÜCÜNÜ,  DÜNYADA KENDİSİNE DUYULAN GÜVEN, SEVGİ VE SAYGINLIĞINI MAALESEF YİTİRMİŞTİR.

ONUN İÇİNDİR “GERÇEK ATATÜRKÇÜ – DEĞERLİ TÜRK DEVLET ADAMI SAYIN EBULFEZ ELÇİ BEYİN” MÜCADELESİ  ÇOK DİKKATLE OKUNMALI, ONUN SÖZLERİ  VE BAŞINA GELEN FELÂKETLER AKILLARDAN ÇIKARILMAMALDIR. TARİHİNİ BİLMEYEN, BÖYLECE TARİHİNDEN DERS ÇIKARMAYAN MİLLETLER, TEKRAR VE TEKRAR AYNI UÇURUMLARA YUVARLANMAYA VE TELÂFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN BELÂ VE FELÂKETLERE MARUZ KALMAYA MAHKUMDURLAR.
=====================================

Sn.Yılmaz ÖZDİL’in 6 ay önce “Azerbaycan ve Ebülfeyz ELÇİBEY”i konu alan yazısını “Atatürkçü düşünce”nin büyük kaybı; çağımızın büyük Atatürkçüsü ve Atatürk sevgisinin simgesi Elçibey’e sevgi özlem ve saygılarımı sunarak paylaşıyoruz.

Bildergebnis für atatürk'ün esgeri elçibey yılmaz özdil   Bildergebnis für atatürk'ün esgeri elçibey yılmaz özdil 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ataturkun-esgerine-sahip-cikmayan-milletin-hazin-hikayesi-157633h.htm

Atatürk’ün esgeri’ne sahip çıkmayan milletin hazin hikayesi!.http://www.yenicaggazetesi.com.tr/s/i/1x1.gif
SÖZCÜ, 23.02.2017

Atatürk'ün esgeri'ne sahip çıkmayan milletin hazin hikayesi!

Yılmaz Özdil, bugünkü (23.2.17) köşe yazısında Azerbaycan Türkleri’nin efsanevi lideri Ebülfeyz Elçibey’den övgü ile bahsederken; onun vefatından ardından gelen isimleri ve yönetim anlayışlarını eleştirdi.

Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, bugünkü köşesinde “Men Atatürk’ün esgeriyem” diyen Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı Ebülfeyz Elçibey’den övgüyle bahsetti. Elçibey’in vefatının ardından bugüne kadar yönetimde bulunanları ise sert bir dille eleştirdi.
İşte Özdil’in  
“Al sana Türk tipi başkanlık” yazısı: 

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/al-sana-turk-tipi-baskanlik-1695201/

Al sana Türk tipi başkanlık..

SÖZCÜ, 23 Şubat 2017

Azerbaycan cumhurbaşkanı Aliyev, eşi Mihriban’ı birinci cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atadı. Kocasına bi şey olursa, Azerbaycan’ı Mihriban yönetecek.
*
Memleket babasının malıydı. Tapusunu eşinin üstüne yaptı. Yönetim tek elde toplanmıştı.
Artık “tek evde” toplanmış oldu!
Çünkü… Ebulfez Elçibey.
Azerbaycan’ın elbet bir gün bağımsız olacağına, halk egemenliğine dayalı demokratik bir cumhuriyet olacağına inanıyordu.
Rol modeli Mustafa Kemal’di.
“Men Atatürk’ün esgeriyem” diyordu.
Tutuklandı. 1.5 yıl hapis cezası verdiler.
KGB zindanlarında, taş ocaklarındaki ağır şartlarda hayatta kaldı.
“Çok işkence gördüm, çok çektirdiler, hiçbirine yanmam da, Atatürk rozeti vardı yakamda, onu aldılar elimden, ona yanarım” diyordu.
Çıkar çıkmaz, bağımsızlık mücadelesine kaldığı yerden devam etti. Azerbaycan Halk Cephesi’ni kurdu. Bir yandan özgürlük, bir yandan Ermenistan’a bırakılan Türk topraklarını geri almak için boğuştu. Sovyetler dağılınca, Azerbaycan cumhurbaşkanı oldu.
İlk resmi seyahatini Türkiye’ye yaptı, Anıtkabir’e gitti, şeref defterine “ey böyük Türk’ün böyük komutanı, seni ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum” diye yazdı ve aynen şöyle imzaladı, “senin esgerin, Ebulfez Elçibey.”
Anıtkabir’den sonra TBMM’ye gitti, kürsüye çıktı, milletvekillerimize hitaben aynen şunları söyledi: “Biz bu mücadeleye başlarken, bana sordular, ne yapacaksınız, onlara dedim ki, yolumuz Mustafa Kemal’in yoludur, demokrasi devleti kuracağız!”
Böylesine yurtsever… Böylesine demokrasi aşığıydı.
Sözde değil, özde Atatürkçüydü.
Atatürk devrimlerini Azerbaycan’da gerçekleştirmeye başladı, Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçti, devletin resmi dilini Türkçe yaptı, milli para bastı, Ruble’den Manat’a geçti, Rus ordusunu Azerbaycan topraklarından çıkardı, petrol ve doğalgazda “milli menfaatler” çerçevesinde anlaşmalar imzalamaya başladı. E haliyle… Düğmeye basıldı.
Elçibey’den acilen kurtulmak gerekiyordu.
İşbirlikçi subaylarla ayaklanma başlatıldı. Memleket kaosa sürüklendi.
Elçibey telefona sarıldı, Ankara’dan yardım istedi. Ancak… Büyük hayal kırıklığına uğradı.
Çünkü, Ankara kılını bile kıpırdatmıyordu, ne silah veriyordu, ne para veriyordu, ne de diplomatik destek veriyordu. Tuhaf bi durumdu.
*
Elçibey henüz bilmiyordu ama… ABD’nin kucağında oturan Ankara siyasetçileri, maalesef, bağımsız Azerbaycan’ı satmıştı! Elçibey’e bizzat Ankara tarafından akıl verildi, “Haydar Aliyev’i göreve davet et, meclis başkanı yap, Rusları yakından tanıyor, çok tecrübelidir, ayaklanmayı bastırsa bastırsa o bastırır” denildi.
Haydar Aliyev, KGB generaliydi, Sovyetler Birliği’nde 20 sene milletvekilliği yapmıştı, Gorbaçov tarafından görevden alınmıştı, Nahçıvan’da Yeni Azerbaycan Partisi’nin başkanıydı.
*
Elçibey çaresizdi, adeta eli mahkumdu, Aliyev meclis başkanı oldu.
“Kumpas” tamamdı…
Aliyev koltuğa oturur oturmaz, ayaklanmayı başlatan subaylarla el sıkıştı, yangına körükle gitti, ülke iç savaşın eşiğine getirildi.
Azerbaycan halkı tarihi bir hata yaptı… Elçibey’in yanında durmak yerine, korkuya boyun eğdi, baskıya, şiddete teslim oldu. Atatürk’ün esgeri yapayalnızdı. Çekilmek zorunda kaldı.
Darbe kumpasıyla, memleket tek adam’a bırakılmıştı.
*
Haydar Aliyev cumhurbaşkanı oldu, darbeci albayı da başbakan yaptı. Bismillah ilk iş… Elçibey döneminde imzası atılan milli petrol-doğalgaz anlaşmalarını iptal etti, Azerbaycan kaynaklarını Amerikan, İngiliz, Rus petrol şirketlerine kapış kapış paylaştırdı. Elçibey tamamen tasfiye edildi, henüz 61 yaşındayken GATA’da şak diye rahmetli oldu. Cenaze törenine bir milyon kişi katıldı ama, iş işten geçmişti. Azerbaycan artık Azerbaycan halkının değildi.

Bundan sonra yapılacak olan seçimler elbette formaliteden ibaretti. Azerbaycan halkı ne oy verirse versin, Haydar Aliyev yüzde 80, yüzde 90 gibi oranlarla kazandı. 11 sene tek başına yönetti. Oğlunu önce milletvekili, sonra başbakan yaptı. Öldüğünde de, memleketi oğluna bıraktı. Oğlu 14 senedir tek başına yönetiyor. Eşi Mihriban’ı önce milletvekili yaptı, dün itibariyle de, birinci başkan yardımcısı yaptı. Muhtemelen Mihriban da, memleketi ya kızına bırakır, ya torununa.
*
Tam referandum arefesinde, Allah’ın lütfudur, ibrettir bu.
“Atatürk’ün esgeri”ne sahip çıkmayan milletin hazin akıbeti, “Mustafa Kemal’in Askerleri”ne kulak vermeyenlere, ibret olmalıdır.
Birey olarak kalın kardeşim… Babasının malı olmayın.
=======================================

Dostlar,

Değerli tarihçi – araştırmacı – yazar Sn. Güzide Filiz TUZCU hanımefendiye teşekkür ederek
bu önemli yazıyı paylaşıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 23 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com