Hukuk bu olamaz

Hukuk bu olamaz

Av. Erol Ertuğrul ile ilgili görsel sonucu

Av. Erol Ertuğrul
Cumhuriyet, 12.9.19

Eğer terör örgütüne destek vermek suçu devrede ise önce Habur’da çadır mahkemeleri kurarak örgüt üyelerini aklayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Ben Ankara Hukuk Fakültesi çıkışlıyım. Bizim fakültenin girişinde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bu kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir yerde duymadım “sözü yazılıdır. Prof. Dr. İlhan Arsel bizim anayasa hukuku hocamızdı. Medeni hukuk dersinde Ord. Prof. Dr. Hıfzi Veldet Veli Dedeoğlu’nun kitabını okurduk. Sevgili Bahriye Üçok’un eşi Prof. Dr. Coşkun Üçok siyasi tarih dersimizin hocasıydı. Roma hukuku dersimize Prof. Dr. Kudret Ayiter gelirdi. Biz hukuk bilgimizi bugün tümü yaşamlarını yitirmiş bu değerli hocalarımızdan almıştık.
Hukuk ile yasanın farkını biliyoruz. Her yasa hukuka uygun olmayabilir. Asıl olan hukuktur ve yasaların öncelikle hukuka uygun olması gerekir. Olağanüstü dönemlerde geçerli olan KHK’ler ise kesinlikle hukuk dışıdır. Bir kişinin akşam düşünüp, sabah çıkardığı KHK’ler uygar, çağdaş ve hukuk devleti olduğunu savlayan bir ülkede geçerli olamaz. Ne acı ki güzel yurdumuz bir süredir KHK’lerle yönetiliyor. Öyle ki TBMM’nin çıkarması gereken türden yasalar bile Bay Erdoğan’ın imzası ile KHK olarak çıkarılıyor.

  • Yaşamsal önemdeki birçok konuda TBMM devre dışı bırakılarak KHK çıkarılıyor.

Hukuk çiğneniyor, hukuk devletinin yalnızca adı var. Gazeteciler hapiste. Yönetime karşı olanlar ya hapiste, ya da yargılanıyorlar. Cumhuriyet gazetesinin kimi yazarları cezaevindeler. Sözcü gazetesinin kimi yazarları yargılanıyorlar. Atılı suç FETÖ örgütüne üye olmamakla birlikte, örgüte yardım ve yataklık etmek. Bu yazarların tümünün ortak yanları aydınlanmacı olmak. AKP yönetimi aydınlanmacı olan ve AKP’ye karşı olan kişi ve yazarları böyle cezalandırmaya çalışıyor.

Yargı eliyle rmerkezden gelenler, Habur’da çadır mahkemeleri kurarak örgüt üyelerini aklayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Terör örgütü Güneydoğu illerimizde hendekler kazıp bombalar yerleştirirken onlara ilişmeyin talimatı verenler yargılanıp cezalandırılmalıdır.

HDP’nin aldatmacası
Diyarbakır’da HDP binası önünde örgüte zorla katılmaları sağlanan çocukların annelerinin çığlıkları da bu yaşananların sonucudur. Bu duruma AKP’nin yanlış politikaları sonucunda gelinmiştir. HDP’nin dağa çıkacak gençleri örgütlediği ve Kandil’e gönderdiği, teslim olan örgüt üyelerinin anlatımlarından anlaşılmaktadır. Şimdi bu noktada HDP örgütünün bu sorunun çözümü için bir komisyon toplansın, durumu görüşüp çözüm üretsin açıklaması da tam bir aldatmacadır. Ne görüşülecektir o komisyonda, örgütün düşünceleri mi anlatılıp yayılacaktır. Gerçek suçlular ortada iken nasıl olur da İstanbul CHP İl Başkanı böyle bir nedenle cezalandırılabilir.
Günümüzde en önemli suçlardan birisi de cumhurbaşkanına hakaret. Bu suç ancak anayasanın belirttiği gibi ettiği tarafsızlık andına uygun davranan, vatandaşları kucaklayan gerçek bir cumhurbaşkanı’na hakaret için geçerli olmalıdır. Ancak Bay Erdoğan AKP genel başkanıdır. Öyle olunca yalnızca AKP’lilerin cumhurbaşkanıdır. Yeni öğretim yılının açılışında bay Erdoğan “Eğitim alt yapısını yeniden inşa ettik” diyor. Onun inşa ettiği altyapı aydınlanmaya ters bir imamlaştırma altyapısıdır. Ve bu yapı ülkemizi ileriye değil geriye götürecektir. Nitekim bundan bir süre önce Emine Erdoğan yaptığı bir konuşmada “Bizim yönümüz Mekke – Medine olmalıdır.” demişti. Bu yön ulusumuzu ileriye değil geriye götürür. Bu ulus bunlara katlanmaz.

Ayhan Şıhmantepe’den Güzide Filiz Tuzcu’ya yanıt..

Konuk yazar : Ayhan Şıhmantepe
Konu : Güzide Filiz Tuzcu’nun makalesine yanıt..

Karar site okuyucularımızın..

Dr. Ahmet SALTIK
10.04.2019

*****
Sayın Hocam,
Öncelikle size saygılarımı sunarım. Ben 59 yaşındayım. İstanbul’da emekli oldum ve bazı rastlantılar sonucu, birkaç yıldır Bolu’nun bir dağ ve orman köyünde yaşıyorum.
Sizi birkaç kez Ulusal Kanal’da (Ulusal Kanal “Ulusal Kanal” iken) ilgiyle izlemiştim. Umarım yanılmıyorum, çünkü o zaman adınızı bilmiyordum. Sonrasında sitenizi buldum ve sürekli izlemeye çalışıyorum.
Ulusal Kanal bir dönem benim için, doğruların ve gerçeklerin kaynaklarından biriydi. Kanalın çizgisinin neredeyse 180 derece değiştiğini düşündüğüm için, yaklaşık iki yıldır gittikçe daha az izledim ve artık hiç izlemiyorum; Aydınlık Gazetesine şöyle bir bakıyorum. Kaynak Yayınlarını ve Bilim ve Ütopya Dergisini şimdilik ayrı tutuyorum.  Bu dergiyi neredeyse ilk çıkmaya başladığı yıldan beri okuyorum.
Sitenizde Güzide Filiz Tuzcu Hanımın yazısını okuduktan sonra size yazma gereği duydum. Elbette herkes görüşlerini, deneyimlerini, kısaca birikimlerini özgürce başkalarına anlatabilmelidir. Bence gerekli koşul içeriğinin somut kanıtlara dayanması; denenebilir, sınanabilir, gözlemlenebilir olmasıdır. Soyut kavramlar olan din ve tanrı konusu işin içine girdiğinde, her şey karışır ve aklı karıştırır.
* Laikliğin, temel hak ve özgürlüklerin olmadığı bir ülkede yaşadığımız için istediklerimi tam olarak yazamıyorum.
Dinlerin insanlığa çok büyük zararları olmuş ve olmaktadır. Usu egemen kılarak, bilim ve teknolojide ileri gitmiş çoğu ülkede, din artık geride kalmış korkutucu bir masal, kötü bir gelenek… olarak neredeyse bütünüyle etkisiz bir konuma gelmiştir. Kiliseler müze, sergi salonu, kütüphane, konser salonuna vb. dönüştürülmektedir. Londra’da belediye otobüslerindeki “muhtemelen tanrı yok…” diyen ilanları bilirsiniz. Ülkemizde böyle bir durum olabilir mi?
Kuran (elbette Tevrat, İncil) önyargısız, her türlü koşullandırılmalardan olabildiğince uzak aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür olarak okunduğunda, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar  insan uydurması olduğu açıktır. Ben, bir tanesi beni yanıltabilir diye, en az on ayrı kişinin (kurumun) çevirisini aynı anda ve pek çok kez okudum.
Güzide Hanımın İslam ve Osmanlı konusundaki değerlendirmeleri gerçeği yansıtabilir ama Allah ve onun iletisi olduğu söylenen Kuran hakkındaki saptamalarına katılmak olası değil.
Bu ikisinin (Allah ve Kuran) mutlak gerçek olarak onaylanması ve sonrasında bir değerlendirme yapılması bence son derece yanıltıcı, yanlış ve zararlıdır. Herkesin ez az iki kez Kuran’ı okumasını isterdim; elbette İncil ve Tevrat‘ı da. İnancın sonrasında gelmesi gerekir. Adı üzerinde inanç; gerçekliği bilin(e)meden onaylanan demek. Bilgi ve inanç birbirinin karşıtıdır. Din ve tanrı konusundaki her şey soyut, yani görünemez, bilinemez, kanıtlanamaz, kısaca doğrulanamaz durumdadır. Benim gördüklerime, öğrendiklerime göre, bu konuda inancı olan insanların yok denecek kadar azı Kuran’ı okumuştur. Tüm bilinenler neredeyse yüz yıllardır kulaktan kulağa aktarılanlardır.
Ülkemizin bugün neden bu durumda olduğu sanırım çok açıktır.
Ülkemiz, yayılmacı ve sömürgeci dış güçler ve onların içerideki işbirlikçileri tarafından “din ve tanrı” kullanılarak yarı tutsak konuma getirilmiştir. 31 Mart bir umut oluşturmuştur.
– Umarım ayrımsama, aydınlanma sürer ve ülkemiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu değerlerine döner
———–——————————————————————–
———–———————————————————
Bu benden:
Binlerce örnek sayabilirim; sanırım bir tanesi yeterli olabilir; Tarih 17 Ağustos 1999 büyük Marmara depremi.
Ölü sayısı tam olarak söylenmedi. 18.000 veya çok daha fazla. Ne kadar insan yaralı ve kayboldu tam olarak bilinmiyor. Ya kurtulup sakat kalanlar kaç kişi?
İnsanlar canlarını, mallarını, yakınlarını, bazıları her şeyini kaybetti. Kimisi yıkıntılar altında, dayanılmaz acılar çekerek öldüler.
İnsanları uyumak zorunda olan canlılar olarak yaratan kim? Sen.
En derin uykularındayken, en acımasız bir biçimde öldüren kim? Yine sen.
Bir tanrıya yakışır mı yaptığın?
Bunu gerçekten sen mi yaptın?  Yoksa sen gerçekte yok musun?
Eğer böyle bir tanrı varsa, ben ona karşı çıkarım.
———–———————————————————————
———–————————————————–
Ömer Hayyam’dan:
Seni aramaktan dünyanın başı dertte;
Zengine de göründüğün yok, fakire de;
Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,
Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.
Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
Senden, benden başka düşünen yok, arama!
Vazgeç ötelerden, yorma kendini;
O var sandığın şey yok mu; o yok, arama!
Aşık Veysel’den
Kimden korktun da gizlendin,
Çok arandın, çok izlendin,
Göster yüzün çok nazlandın,
Yüzün mahrem ferde senin.
————————————————-————————————–
Bunlar elbette bir tanrının olamayacağının kesin kanıtı değil, peki, ya Güzide Hanımın Allah’ı ve Kuran’ı mutlak doğru olarak onaylaması ve anlatması?
Mustafa Kemal Atatürk, Turan Dursun, Prof. Dr. İlhan Arsel, Arif Tekin, Muazzez İlmiye Çığ, Ömer Hayyam ve Jean Meslier’in selamı, aydınlığı umarım bundan sonra sürekli üzerimize olur.
Saygılarımla. 09.04.2019

KAYNAK Yayınlarından duyuru ve çağrı

KAYNAK Yayınlarından duyuru ve çağrı var…

Kulak verelim ve bu AYDINLANMACI Yayınevine destek verelim…

Prof. Dr. İlhan Arsel‘in 5 Kitabı ŞERİAT VE AYDINLANMA Kitabında Birleşti

Şeriat ve Aydınlanma
Stok Kodu : 9786051820194
Boyut : 17 x 24 cm
Sayfa Sayısı : 368
Basım Tarihi : Mayıs 2016
Kapak Türü : Karton
Kağıt Türü : 3. Hamur
34,00 TL 25,50 TL

Aydınlanma tarihimizin en önemli araştırmacı ve yazarlarından Prof. Dr. İlhan Arsel‘in eserlerini yayımlama gururunu taşıyan yayınevimiz, bu çabasını bilimsel bir titizlikle sürdürmeye devam ediyor.

Değerli yazarımızın Şeriat ve Kölelik, Şeriat ve Eşitsizlik, Müslümanlık Sınavı, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük ve Şeriatçıyla Mücadelenin El Kitabı adlı eserlerini Şeriat ve Aydınlanma adıyla tek kitapta toplamış bulunuyoruz.

Atatürk Devrimi’nin ışığıyla yetişen bir neslin üyesi olarak, aldığı ışığı geleceğe taşıyan, değerli biliminsanımız ve aydınlanma mücadelemizin mihenk taşlarından Prof. Dr. İlhan Arsel’in yapıtlarının yeni baskılarıyla okurlarımızla buluşmanın kıvancını yaşıyoruz.

PROF. DR. İLHAN ARSEL‘in öbür  yapıtları

Şeriat'tan Kıssa'lar
Şeriat’tan Kıssa’lar
Kaynak Yayınları
42,00 TL 31,50 TL
Arap Milliyetçiliği ve Türkler
Arap Milliyetçiliği ve Türkler
Kaynak Yayınları
45,00 TL 33,75 TL
Tevrat ve İncil’in Eleştirisi
Tevrat ve İncil’in Eleştirisi
Kaynak Yayınları
20,00 TL 15,00 TL
Kur'an'ın Eleştirisi 3
Kur’an’ın Eleştirisi 3
Kaynak Yayınları
32,00 TL 24,00 TL
Kur'an'ın Eleştirisi 2
Kur’an’ın Eleştirisi 2
Kaynak Yayınları
25,00 TL 18,75 TL
Kur'an'ın Eleştirisi 1
Kur’an’ın Eleştirisi 1
Kaynak Yayınları
28,00 TL 21,00 TL
Biz Profesörler
Biz Profesörler
Kaynak Yayınları
14,00 TL 10,50 TL
Şeriat Devletinden Laik Cumhuriyete
Şeriat Devletinden Laik Cumhuriyete
Kaynak Yayınları
38,00 TL 28,50 TL
Din Adamları
Din Adamları
Kaynak Yayınları
22,00 TL 16,50 TL
Şeriat ve Kadın
Şeriat ve Kadın
Kaynak Yayınları
40,00 TL 30,00 TL

Sevgi ve saygı ile.
25 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TURAN DURSUN’un 24. Ölüm Yıldönümü


TURAN DURSUN’un 24. Ölüm Yıldönümü

04 EYLÜL 1990’da İSTANBUL^da UĞRADIĞI SİLAHLI SALDIRI SONUCU
ÖLDÜRÜLEN TURAN DURSUN ANISINA..

portresi
TABULAR YIKILMALIDIR!

  • “İnsan özgür olduğu sürece insandır.
    Bu özgürlüğün alınması eğer bir düşünce
    ve sanat yüzünden olursa hiçbir biçimde onaylanamaz. Geleceğin dünyası böyle durumların yaşanmayacağı dünya olacaktır.”
  • “Zaman gelecek bu ‘bilgi’ ve ‘hikmet’ leri halka sunan din adamlarının sundukları yerler, okudukları kitaplar, kılıkları, sunuş biçimleri değişecek, laik Cumhuriyet okullarından,
    İmam-Hatip okullarından, Yüksek İslam Enstitülerinden, İlahiyattan, büyük bir kesimiyle de Kuran kurslarından çıkışlı oldukları görülecek. Ne ki biçimler değişse bile, özün, insana, topluma, evrene bakışlarının değişmediğine tanık olunacak. Yüzlerce, binlerce yıl ötelerden getirilen yırtıldıkça yamanan, dar geldikçe genişletilen giysiler, Tanrı’nın yeni terzileri eliyle biçimlendirilip ve yamanıp Müslüman cemaate yeniden giydirilecek. Politikacılarla el ele verilerek.”
    Turan Dursun,
    KULLETEYN

    *****************

    Sıradan bir gündü.
    Namaz hazırlığı. Abdest gerekti. ” Temizlik “. Ama başka türlüsü.
    Temel amaç ” günahlardan arınmak “.

    Üşüşmüşlerdi dörtgen “Kulleteyn” in çevresine. “Taharet” ve “Abdest” için.
    Kimi yatakta, kollar sıvalı. Kimi Kulleteyn’in çevresinde bir yer bulma çabasında, dolaşmakta. Kimi yerini bulmuş olmanın rahatlığı içinde kıçını açıp çökmüş;
    kimi çömelmiş. Bacaklar arasındakiler salkım saçak. Hava da sıcak mı sıcak. ” Vay babooo!!! ”

    Kıçlarını açanlar “taharet” çiler kesiminde. Biraz sonra, bir Kulleteyn’e, bir bacak arasına gidip gelen eller, başlattığı şapur şupurları tam bir cümbüşe dönüştürecekti. Hem de ne cümbüş. İşte başlamıştı bile…

    Bacaklardakilerin tümü, çoğu çuldan çaputtan, yamalı ya da yırtıkları sallanan şalvarımsı şeyler, tek tük de olsa kimi şanslılarda bulunan akı gitmiş donlar..
    ne varsa sıyrılmıştı aşağıya. Cömertçe sıyrılmıştı. “Mallar meydanda” ydı hep. Bacaklar arasında ki “takımlar”genellikle kara, kıllı kokusu çevresine yayılır biçimde terli. “Üçlü takım” lar, çalışırken, oturup kalkarken, sıcakta ve çileli yaşamda sıkıştırıldıkları bacakların arasından, bir süre için de olsa kurtulup özgürlüğüne kavuşmuş olmanın keyfiyle sarkmış; bulabildiği havayı soluyordu. Özgürlük ne güzel şeydi. Yıkanma, serinleme. “Ohhh…” Takımlar yıkanıyordu da yıkanıyordu. Ovula ovula, şapur şupur. Kirler değilse bile terler gidiyordu. Kulleteyn’in suyunun kirli, “fırtıklı” (sümüklü) oluşuna aldıran yoktu. Hiç de olmamıştı zaten. Olsaydı çok yadırganırdı. Her namaz öncesinin doyulmaz keyfi yaşanıyordu. “Taharet” büyük mutluluk. Şapur şupurlar konuşmalara, derinden gelen “oh” lara, mırıldanmalara, “dua” lara, bağrışmalara karışıyordu. Bir kendine gelme, bir yenilenme oluyordu her “taharet” te. Kulleteyn’in ayrılmazları durumundaki kadın, çoluk çocukla birlikte paylaşılan bu durum,
    yaşamın can damarlarındandı.

    Dilsiz bir meddahtır sabah

    firardır gülhatmi

    firkat
    şeddeli bir eski Türkçe
    yanlış bir karanfil
    ol evvel bahar
    dilsiz bir meddahtır sabah
    şadırvanlar sabun kokar
    bulvarlar ferah

    -müzekkeresiz aranır şehir-
    – giderayak çıkar vur emri-

    katli vacip fetvalarıyla büyüdü dilin
    utançtı sonrası… sonrası… külli haram külli yasak
    koştun ölüm ilanlarına yıldızlara basarak
    dehrin cefası haki urbalar gözlerinde
    gözlerinde darp izleri ellerin çıplak
    verdin ellerini ellerimize çoğaldı ellerimiz
    ellerimiz ne çok el ne çok el

    gül mü
    bilinmez suyu veren ateşe
    nerden gelir bu yangın sesleri
    ölenler anarlar mı bir daha
    ölümü

    Mustafa Köz
    İçimizden biri, 4.9.14

    =============================

    Dostlar,

    Bir şey eklemeye gerek var mı??

    Turan Dursun’u kalleşçe vurdular 24 yıl önce..

    Aydın bir din bilgini idi..

    En çok da onu vuranlara ya da azmettricilerine yararı olacaktı, olmaktaydı.

    “Din”  adına insanlığın içine sürüklendiği zavallı ve derin sefaleti bizlere sergiliyordu. Din bezirganları dayanamadılar..
    Halkı alçakça sömürü araçları ellerinden gidebilirdi..

    Zinhar katli vacipti..

    Ve kiralık katiller, sözde İslam mücahitleri, Allah’ın verdiği canı, inançlarını yiyerek onlar aldılar..

    Turan Dursun’un bedeni artık yok .. Ama görkemli yapıtları ortada..

    Özellikle gençler okumalı. 8 ciltlik Kuran yorumunu da (tefsirini).

    Karanlık cinayeti işleyenleri lanetliyoruz bir kez daha..

    Cinayeti tümüyle aydınlatmayan Devlet sorumlularını şiddetle kınıyoruz.
    Bu tutumlarıyla yeni cinayetlerin nedeni olmuşlardır ve olacaklardır.
    Suça ortaktırlar!

    Rahmetli Turan Dursun başına gelebilecekleri biliyordu..
    İrtica karşıtı yayınları yüzünden Türkiye’de can güvenliği kalmadığı için ABD’ye gitmek zorunda kalan Prof. Dr. İlhan Arsel ile mektuplaşmalarında öldürülme kaygısını dile getiriyordu. Ancak yurt dışına gidemedi, T.C.Devleti de yurttaşına can güvenliği sağlayamadı.

Yazıklar olsun bin kez..

Son söz : HER ŞEYE KARŞIN AYDINLANMA ENGELLENEMEYECEKTİR.

AKIL KÖR İNANÇTAN,
BİLİM DE DİN BAĞNAZLIĞINDAN er ya da geç ÖZGÜRLEŞECEKTİR..

Sevgi ve saygıyla.
5.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

*****************

  • Karanlık beyinli ilkel yaratıklar tarafından kalleşçe katledilişinin
    24. yıldönümünde, İmam – Müftü – Din Bilgini – Yazar – Düşünür ve
    Aydın bir kişiliği;
    Değerli Turan Dursun’u saygıyla anıyor,
    O’nu aramızdan alanları lanetliyorum.

    Prof. Dr. D. Ali ERCAN..

 

Diyanet’in fetvalarını hazırlayan kafa


Dostlar
,

Rahmetli Prof. Dr. İlhan Arsel, Hukuk profesörüydü.. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uzun yıllar öğretim üyeliği yaptı ve Anayasa Hukuku dersleri verdi. AYDINLANMA bağlamında çok değerli kitaplar yazdı (Listesi aşağıda.. 7.2.2010’da, 89 yaşında ABD’de yaşamını yitirdi.).

  • Aydınlanmadan murat aklın inançtan bilimin de dinden özgürleşmesi idi.

Yobazlar Prof. Arsel hocanın yazdıklarına yanıt veremediler ama O’nu bu ülkede yaşayamayaz duruma getirdiler. Hoca, yaşamını can güvenliği nedeniyle ABD’de sürdürmek zorunda kaldı. 7 Şubat 2010 pazar günü, Florida‘da yaşamını yitirdi.

Prof. Arsel, “DİYANET HURAFE ÜRETİYOR” diyordu.

DİB‘da (Diyanet İşleri Başkanlığı) değişen bir şey yok.. Tersine daha da militan bir anlayış egemen. Devasa boyutlara varan kadroları, 8 bakanlığın ödeneğine denk
ve TÜBİTAK‘ın birkaç katı bütçesi, muazzam varlıkları yöneten vakıflarıyla DİB Türkiye’de adeta bir sektör.. Son başkan da (Prof. Ali Görmez) “sahaya inmekten” (?!) söz etmekte ne demekse..

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Karslı’nın makalesi de aynı yolda.. Karslı’nın, Diyanet’in yayın organında yayımlanan “Tesettür Emri ve Kadın” başlıklı yasısı aşağıda..

Hala, Nur 31‘in anlamını çarpıtarak Kuran’ın kadının örtünmesini buyurduğunu söylemeyi sürdürüyorlar..

Bizim bu makalede anlatılan öykü ile ilgili çok ama çok yalın bir sorumuz var :

  • Tanrı’nın huzurundan kovulan Şeytan her nasılsa Cennet’te kalmaya devam etmektedir ve Adem Baba ile Havva Ana’yı Cennet’te suç işlemek için ayartabilmektedir öyle mi? Cennet, suç işlenebilen bir yerdir; Şeytan tarafından ayartılarak suç işleyen ise ilk peygamberdir öyle mi?

İslam dinine bu vb. akıl ve mantık dışı hurafeleri üreten ve yayanlardan başka düşmana gerek var mı?

Bu yüzden değil midir ki; Dünya nüfusunun ancak % 16 kadarı (6 kişiden 1’i) Müslümandır ve bu oran Ateistlerin oranına hemen hemen denktir. Hıristiyanlar ise Müslümanların 2 katı oranındadır.. Son din İslamiyet, İsa’nın dininin yandaşlarını ikna edememiş ve aşamamıştır. İslam dünyasında hızlı nüfus artışına karşın Müslümanların oranı Dünya nüfusunda giderek düşmektedir..

Bu gidiş nedendir? İnsanları dinden – imandan çıkaran, İslamiyetten uzaklaştıranlar hoca kılıklı birileri midir? Bu eylemin karşılığı nedir? Gerçek Müslümanlar hiç bu ciddi sorunlar üzerinde düşünmezler mi??

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 28.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

İşte Diyanet’in fetvalarını hazırlayan kafa

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Karslı’dan inciler…
Diyanet'in_hurafeleri

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dinel konularda en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Karslı,
Kuran’ın kadınlara örtünmeyi emrettiğini belirterek “Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir” dedi. Kadınların bedensel çekiciliklerini toplumsal yaşama karşı değil, eşlerine karşı sergilemeleri gerektiğini de ifade eden Karslı, Adem ve Havva’ya değinirken, “Cennette şeytan, insanın elbiselerini soymakta ve mahrem yerlerini açığa vurmayı başarmaktadır. Kıyamete kadar şeytan insanı bu konuda rahat bırakmayacak ve beden mahremiyetine hürmetsizlik göstermesi için elinden geleni ardına koymayacaktır” diye ekledi.

Karslı’nın, Diyanet’in yayın organında yayımlanan “Tesettür Emri ve Kadın” başlıklı makalesinde yer alan yorumlarından bazıları şöyle:

* Şeytan, huzuru ilahiden kovulduktan sonra ilk girişimini Adem babamız ve Havva anamıza karşı yaptı. Bu sırada onlar cennette bulunuyorlardı. Vesvese ile üzerlerine vardı. Amacı, yasak ağaçtan onlara yedirmek, elbiselerini soyup edep yerlerini kendilerine göstermekti. Onları ayartmak için elinden geleni ihmal de etmedi. Neticede amacına ulaştı. (Araf7/20-22)

* Görüldüğü gibi daha ilk karşılaşmada, cennette şeytan, insanın elbiselerini soymakta ve mahrem yerlerini açığa vurmayı başarmaktadır. İlk yaratılış sahnesinde Rabbimiz bir başkasını değil de bu konuyu bizlere hatırlatmıştır. Elbette ki bu, ilahi bir hikmet sebebiyledir. O da, herhalde şudur: Kıyamete kadar şeytan insanı bu konuda rahat bırakmayacak ve beden mahremiyetine hürmetsizlik göstermesi için elinden geleni ardına koymayacaktır.

* Aydınlanma süreci insanın dini değerlerden kopması, kendi kendisini kutsaması sonucunu doğurdu. Her alanda özgürlük, insana verilendeğerin bir yansıması olarak görüldü. Dolayısıyla örtünme, kadının örgütlüğünün önünde bir engel kabul edildi. Geleneksel uygulamalarıterk ettiği ölçüde insanın özgürleşeceği düşünüldü. Belki de insanlıktarihinde ilk defa müstehcenlik bu denli sosyal bir görünüm kazandı vedünyanın hâkim kültürü haline geldi. Bütün bunlar, kadının bedeniüzerinden yapıldı. Onun kişiliği değil, dişiliği öne çıkarıldı.

İslami değerler sistemi, iffetli fert, iffetli toplumu hedefler. Bu sebeple beden mahremiyetini korumaya büyük önem verir. Kadının da erkeğin de kendini sergilemesini ve teşhir etmesini onaylamaz. Cinsel sapmalara giden yolları kapatır. Cinsler arası ilişkilerde birtakım kurallar koyar. Mesela bakışların haramdan korunması ve tesettüre riayet edilmesi bunlardan bazılarıdır.

* Kuran, Nur suresi 31. ayette kadınlara kendi doğal güzelliklerini ve takılarını namahremlere göstermemeleri uyarısını yapar. Çünkü her iki cins birbirine karşı birer cazibe merkezidir. Bu, fıtratın bir gereğidir. Bu anlamda erkeğin nazarında kadının konumu ayette ziynet/süs olarak nitelendirilir. Ancak Kuran, bunun açığa vurulmamasını, aksine yine ziynet olarak isimlendirilen elbiseye büründürülmesini emreder. Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir.

* İlahi uyarılar, kadının doğasının bastırılması anlamında yorumlanmamalıdır. Aksine Kuran, burada bir yönlendirme yapmakta ve onun bedensel çekiciliğini ortaya koyma arzusunu toplumsal hayatta değil, eşine karşı sergilemesini hedeflemektedir. (Cumhuriyet, 27 Ağustos 2013)

*******************************************
Prof. İlhan Arsel’in yayınlanmış kitapları    : 

  1. Şeriatçıyla Mücadelenin El Kitabı (2008, Kaynak Yayınları)
  2. Şeriat’ın Getirdiği Hoşgörüsüzlük (2008, Kaynak Yayınları)
  3. Kuran’daki Tanrı: Muhammedin Tanrı anlayışı (2007, Kaynak Yayınları)
  4. Şeriat ve Eşitsizlik ( 2006, Kaynak Yayınları)
  5. Cahilliye ( 2005, Kaynak Yayınları)
  6. Şeriat İnsan ve Akıl ( 2005, Kaynak Yayınları)
  7. Diyanet’e Cevap ( 1996, Kaynak Yayınları)
  8. Turan Dursun‘a Mektuplar (1996, Kaynak Yayınları)
  9. Müslümanlık Sınavı (2002, Kaynak Yayınları)
  10. İslam’a Göre Diğer Dinler (2002, Kaynak Yayınları)
  11. Muhammed’e Göre Muhammed (2000, Kaynak Yayınları)
  12. Kur’an’ın Eleştirisi 1-2-3 (1999, Kaynak Yayınları)
  13. Kur’an’daki Kitaplılar (1999, Kaynak Yayınları)
  14. Tevrat ve Incil’in Eleştirisi (1999, Kaynak Yayınları)
  15. Şeriat ve Kölelik (1999, Kaynak Yayınları)
  16. Şeriat’tan Kıssalar I (1996, Kaynak Yayınları)
  17. Şeriat’tan Kıssalar II (1997, Kaynak Yayınları)
  18. Aydın ve Aydın (1997, Kaynak Yayınları)
  19. Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları (1996, Kaynak Yayınları)
  20. Şeriat ve Kadın (1987, Kaynak Yayınları İstanbul, 1. baskı)
  21. Arap Milliyetçiliği ve Türkler (1973 1. Basım, Ankara Üniversitesi
    Hukuk Fakültesi yayını)
  22. Biz Profesörler (1997, Kaynak Yayınları)
  23. Şeriat Devletinden Laik Cumhuriyet’e (1975 ,1. Bs. Ankara Üniversitesi
    Hukuk Fakültesi yayını)
  24. Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına
    (1975, AÜ İlahiyat Fakültesi Yayınları)