DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

Av. Nurullah AYDIN
2 Ocak 2018, ANKARA 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yöneten-yönetilen ilişkileri, egemen sınıfın sömürü sistemi, soyluluk-kölelik, iktidarın keyfiliği; insanlık tarihinin acı gerçeklerdir. Aynı zamanda birikimli tecrübe yığınıdır. Sonuçta; yasalar önünde ayrıcalıklı kişi sınıf zümre olmadığı, herkesin eşit olduğu sistem inşası gerçekleştirmek istenmiştir. Bu hukuk devleti, anayasal devlet, demokrasi kavramları ve uygulamaları ile açıklanabilmiştir. 

Hukuk ve demokrasi iç içedir. Hukukun bulunmadığı yerde demokrasi yoktur. Anayasa ve  yasalar hukuk için vardır ve gereklidir. 

Hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulanmadığı devlet yönetiminde keyfilik bulunduğu bilinen bir gerçektir. Hukukun üstünlüğü; kişilerin can, mal güvenliği ile temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. 

Devletin tüm çalışmalarında bu ilkeye uygun davranışta bulunması gerekir. Her devlet kurumu ve yetkilisi Anayasanın ve yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Hukuk her şeyin üstündedir ve keyfiliğe yer yoktur. Bu açıdan Anayasa’nın 2. maddesindeki tanımlama çok önemlidir. 

Anayasa’da devlet organları Yasama, Yürütme, Yargı olmak üzere üç temel erk şeklinde düzenlenmiştir. Anayasanın başlangıcında da kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. 

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.. 

Kişiler, kurumlar ve idarenin her türlü yargı kararına uymak zorunda olduğu bilinmelidir 

Anayasa’nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, sosyal ve laik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Temel unsur hukuk devletidir. Demokratik, laik, sosyal nitelikleri ise bunun üzerine inşa edilmiştir. 

Yargı; bir ülkede yaşayan herkese lazım. Yargının bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin varlığından söz edilemez. Bu konuda kurum ve kişiler kendilerine düşen özeni göstermeli, sağduyulu davranmalıdır. Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. 

Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri belirlenmiştir. Hukukun üstünlüğünü sağlayan devlet, sosyal devlettir. Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlar. Devletin temel niteliklerinden biri, sosyal hukuk devleti ilkesidir. 

Sosyal hukuk devleti; temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde sağlayan ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak kollayan, milli gelirin adil bir biçimde dağıtılmasını sağlayan devlettir. 

Sosyal hayatı hukuk kuralları düzenler. Hukuk da gelişen sosyal hayata göre şekillenir. Yasaların ilk ve temel amacı, bireylerin mutlak haklarını korumak ve düzenlemektir. Çünkü insanların refah ve huzurunun temeli hukuktur. 

Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. Çünkü bağımsız yargı, yeri ve zamanı geldiğinde yasama ve yürütme organları için de denetleyeceği, sınırlandırıcı işlevde bulunur. 

Yargı tam bağımsız değil ise vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin kargaşaya, hükmetmeye tabi olacağı ve kuralsızlıkların kural haline gelmesi doğaldır. Yargı bağımsızlığına tutuculukla yaklaşan siyasiler, bunun yoksunluğunun ve eksikliğinin aslında kendilerine zarar verdiğini zaman içinde görür. 

Temel görüş; devletin hukukun üstünlüğünü esas alması durumunda, yurttaşlarının haklarını güvenceye aldığı, özgürlüğünü sağladığı hususudur. Demokratik olduğunu öngören her rejimin, hukuku temel almasında zorunluluk vardır. 

Toplumda ve devlette sorumluluk taşıyan herkes, açıklamalarının ve uygulamalarının ne gibi etki yaratacağını ve getireceği sonuçları önceden düşünmek zorundadır. 

Günün Sözü : Haksızlık yaptınsa telafi etmeye bak, yoksa haksızlığa maruz kaldığında sızlanma.
================================
Dostlar,

Sayın Av. Nurullah Aydın çok kıdemli ve birikimli, yurtsever  bir hukuk adamıdır.
Bu sitede çok sayıda yazısına yer verilmiştir.

Yukarıya aldığımız makalesi, son derece özlü bir içeriktir temel kavramlara değgin.

Türkiye’nin birikimi, sabır ve olgunlukla siyasal iktidara anımsatmalarda bulunmakta, uyarılar yapmaktadır. Demokrasinin erdemi de çok seslilikte (plüralizm) ve birbirinin görüşlerine değer vererek saygı içinde yararlanmak ve genelin yararı (ortak iyi) için ortak aklı kullanmaktır.
Bu arada çoğunluğun azınlıkta kalanları asla ezmemesi, asgari ortakların çoğunluk baskısına (majorite) dayalı değil, çoğulcu (plüralist) yaklaşımla üretilmesi temeldir.

Siyasal iktidarın, hiçbir biçimde savunulamayacak “ben seçim kazandım, dilediğimi yaparım” anlayışı son derece sakıncalı hatta tehlikelidir toplumsal barış için. Demokrasinin evrensel değerleri bellidir ve bunları yeniden tanımlamadan önce varolanları uygulamak ve demokratik iklimi kurup yaşatmak vazgeçilmezdir. Ancak bundan sonra verili kuralları tartışmaya açmak düşünülebilir. Bunun da gerekçesi ancak demokratik standartları, temel insan hak ve özgürlüklerini daha da ileri taşımak olabilir.

İHEB -İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi-, insanlığın tarih boyunca sağladığı bu birikiminin kristalleşmiş metnidir ve 10 Aralık 1948’e tarihlenen görkemli bir uzlaşıdır, yaşatılmalıdır.

Hepsi için de

1. Temel bilimsel bilgi,
2. Hoşgörü ve
3. İnsan sevgisi ontolojik sacayağını oluşturmaktadır.

Sevgi ve saygı ile. 03 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KÜRESEL ODAKLAR VE TÜRKİYE

KÜRESEL ODAKLAR VE TÜRKİYE

Nurullah AYDIN

Siyasi görüşe, dini görüşe, etnik kimliğe, unvana, makama, paraya, akla, mantığa, bilgiye göre olayları değerlendirir, kişiler hakkında kanaat sahibi oluruz. Yine görünen veya görünmeyen işleyişine göre de bakışımız değişken olabilir. 

Türkiye’de en çok sorulan soru; Türkiye’yi kim ya da kimlerin yönettiği sorusudur.

Her şey Cumhuriyetin kurucusu M. K. Atatürk‘e karşı darbe yapan İngiliz-Fransa ve ABD destekli İnönü’nün (AS : Bu çok insafsız bir suçlama ve katılmamız olanaksız), 1939’da ABD ile imzaladığı eğitim anlaşmasıyla başlamıştı. 2. Dünya Savaşı sonrası askeri anlaşmalarla devam etti. Menderes-Bayar ikilisi küçük Amerika sloganıyla Türkiye’yi ABD’nin 52 inci eyaleti yapma sürecine sokulmuştu. Sonrası, NATO’ya girişle, asker-sivil istihbarat bütünleşmesi ile süreç devam etmişti.

Bağımsızlık çabaları, ABD destekli darbelerle kesilmişti. 

Ancak bağımsızlıkçı askerilerin artması üzerine bu kez sivil destekli darbe süreci işletilmeye başlandı. Devşirilen İslamcı kimlikli, liberal kimlikli, demokrat kimlikli dönme elemanlar; eğitildiler, bilinçlendirildiler, görevlendirildiler, iş başına getirildiler. 

Kazan kazan anlayışıyla sıfır dış politika görünümlü stratejik derinlik, Türkiye’yi bölgesinde komşularıyla sorunlu kıldı, güvenilmez kıldı. 

Kime kardeş kime dost dedilerse, kısa süre sonra düşman oldular. Hıristiyan batı ile birlikte İslam ülkelerindeki katliamlara ortak oldular. Türkiye’de ve bölgede yaşanan süreç, genel anlamda budur. 

Batılılar; Büyük Türk Milleti’ni ayrıştırarak küçültmek ve Türk Devleti’ni eyaletleştirmek için yüzlerce proje hazırladılar, uygulamaya koydular. Ne yazık ki bazılarını para, servet ve şöhret sarhoşu yaparak elde ettiler. 

Çağdaşcıyı, batıcıyı, materyalisti yaya bırakan, işbirlikçi entel, dönek, liboş, sosyal demokrat, milliyetçi, muhafazakar, dincilerle projelerini uygulamaya koydular. 

Yaşanan şok uygulamalar karşısında “Nereye gidiyoruz?” diye soranlar artıyor.

İşgal sırasında yaşanan durum gibi onlarca general subay tutuklanmaya devam ederken,
eski Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları terörist ve terör örgütü yöneticisi olmaktan tutuklandı. 

ABD büyükelçisinin Washington’a yolladığı Wikileaks belgelerinde; ‘ABD ile Türkiye’deki politik irade çok büyük uyum içinde. Irak ve Orta Doğu konusunda her türlü işbirliği yapmaya hazır. Ancak ABD’nin çıkarlarına aykırı davranan generaller var.’ ABD, çıkarlarına ters düşen generallerin isimlerini tek tek sayıyor. 

Wikileaks belgelerinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki generaller üçe ayrılıyor. Birincisi ABD ile ilişkileri iyi götürmek isteyen Atlantikçiler. İkincisi ABD ve AB ile ilişkilere şüpheli bakan Milliyetçiler. Bir de üçüncüsü İran ve Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesini arzu eden Avrasyacılar. ABD Büyükelçisi diyor ki; Avrasyacı generallerle, milliyetçi generaller ABD çıkarlarına ters düşüyor.” 

Wikileaks belgelerinde, ABD Büyükelçisinin “ABD karşıtı generallere karşı güçlü bir medya kurulması gereğinden” söz ediliyor. Dolayısıyla bu siyasi bir süreç bunun dış ilişkiler boyutu var. Yani burada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’ye pek sıcak bakmayan orgeneralleri hedef tahtasına mı oturtuluyor?  

NSA, CIA VE FBI;  Ankara, İstanbul, Konya, Diyarbakır, Adana’da karargah kurmuş durumda. ABD yetkilileri; Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya üçgeninde merkez üs olarak Türkiye’yi karargah haline getirdiler.  

Ama unutulmamalıdır ki; Türk Milleti tarih boyunca varlığını ve bekasını korumaya azmetmiş evlatları ile tuzaklara karşı hep duyarlı oldu. Yine de duyarlıdır.  

Günün Sözü: Hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün sıkıntılı uzun olması değil,
iyi olması önemlidir. (29.6.17)

Eğitim-Öğretim yılı Mesajı

Eğitim-Öğretim yılı Mesajı

portresi

Nurullah AYDIN

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Eğitim; gerçeklerin öğretilmesi amacıyla aklın eğitilerek düşünme anlama ve sorgulama yeteneğini geliştirmektir.

Akılcı aydınlanmacı bilimsel fikir ve düşünceleri özümsemiş,
İnsan haklarına ve hukuka saygılı,

Cumhuriyetin ve demokrasinin değerlerine içtenlikle bağlı,

Milli ve kültürel değerlerle evrensel ahlaki değerleri kişiliğinin bir parçası haline getirmiş,

Vatan, millet, bayrak ve meslek sevgisiyle, ülkesine ve milletine hizmet aşkıyla dolu,

Bilimsel, fiziksel ve ruhsal anlamda donanmış gençler yetiştirmektir.

Karanlık çağdışı dogmaların, küresel akımların pasif takipçileri olarak değil, vatan topraklarının hamuruyla yoğurulmuş, yüksek ideallere sahip, yenilikçiliğin peşinde koşan, yalnızca tüketen değil, araştıran, üreten ve yeni buluşlar geliştiren gençler yetiştirilmelidir.

Değerli Öğretmenler;
Yüksek sorumluluk duygusuyla yürüttüğünüz özverili çalışmalarınızı, bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da aynı azim, irade, özveri ve kararlılıkla sürdüreceğinize olan inancım tamdır.

Yeni eğitim ve öğretim yılı tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize velilerimize hayırlı olsun. Başarı ve esenlikler dilerim.

===================================

Dostlar,

Sayın Nurullah Aydın‘ın dileklerini paylaşmamak olanaklı mı??
Ama öylesine çok ve ağır sorunlar var ki…
Siyasal iktidar, “kör kör gözüm parmağına“, adeta yangına körükle gidiyor..
Şeriat fırınından yeni çıkarılan sıcak ve tehlikeli dayatma, 7 yaşındaki çocuklara Arapça!
Günümüzün bilim-teknoloji, kültür-sanat ve diplomasi dili asla Arapça değildir ve uzun tarihsel zamanlarda olacak gibi değildir..
AKP İktidarının anlaşılmaz Arap hayranlığı, aslında Arap emperyalizminin vahşi assimilasyonunun ürünüdür.. ve çoook hazindir..
Kendi öz Türk kültürünü unutup – unutturmak isteyen emperyal oyunların ayrımında olmamak veya alet olmak!??..
Üstelik insan haklarına aykırı biçimde kitlelere siyasal iktidar gücüyle dayatmak… 
Bu bir insanlık suçudur…
Eğitimi ve yaşamı daha da dincileştirme girişimleri artık tahammül sınırlarını çoook aşmıştır.- 4+4+4,
– olağanüstü çoğaltılan İHL’ler ve İlahiyat Fakülteleri – Yüksekokulları,
– kapıda tutulan haremlik – selamlık eğitim,
– Ramazanda bitmeyen ve genişleyen baskılar,
– Hukuka aykırı zorunlu din dersleri (Anayasada yer alsa da!)
– Alevilerin AİHM kararlarına karşın inatla tanınmayan hakları…
– Diyanetin her yere burnunu sokması ve öne çıkarılması
– ……
Bu ilkel eğitim sistemi, özel güvenlik görevlisi Abdullah Çakıroğlu gibi “insansılar” yetiştirmekte ve halk otobüsünde şortlu hemşire Ayşegül Terzi’ye uçan tekme savurabilmektedir.
Türk milli eğitim sistemi, Cumhuriyetin başlangıcındaki Hasan Ali Yücel çizgisine dönmelidir.  
Bu kapsamlı – katı – sürgit ve giderek ağırlaşan dayatmaları, aklı başında hiçbir siyasal kadro sürdüremez, sürdürmemelidir..

Cumhuriyetin öğretmenlerine kritik düzeyde görev ve sorumluluklar düşüyor..
Örgütlü çabalara elbette..
Öğretmen sendikalarına..
Ailelere.. 18 milyonu aşan çocuğa – gence Cumhuriyetin temel değerlerini her şeye karşın kazandırmak tarihsel bir ulusal yükümlülüktür..

Sevgi ve saygı ile.
21 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Kahraman Gaziler Günü Mesajı

Kahraman Gaziler Günü Mesajı

portresi

 

Nurullah AYDIN

Yüce Türk Milleti’nin varlık ve bekası için kararlılıkla mücadele eden Kahramanlarımızın Gaziler günü kutlu olsun.

Bu gün; Yüce Türk Milleti’nin M.Ö. 209’da Oğuz Kağan’la başlayan zincirin son halkası olan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’e TBMM tarafından üstün komutanlık dehası, cesaret ve kahramanlığın kadirşinas milletçe takdir edilişinin nişanesi olarak Gazilik unvanı ve Mareşal rütbesi verildiği günün yıl dönümüdür.

Kutsal vatan görevinizi hakkıyla yerine getiren sizler; 2200 yıllık Türk Milletinin tarihinin şerefli tanığı şanlı üniformanızı kanlarınızla taçlandırıp gazi unvanı alarak vatanın, milletin, bayrağın ve istiklalin ne denli paha biçilmez değerler olduğunu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahraman mensuplarının bu ulvi değerleri yaşatmak uğruna neleri göze alabileceğini gösterdiniz.

Ey Yüce Türk askeri! Taşıdığın bu yüce ruh var oldukça, bölünmez bütünlüğümüze ve milli birliğimize kast edenlerin kirli emelleri asla gerçekleşmeyecektir.

Gaflet dalalet ve hıyanet içinde olan zihinleri kirli hainlerin her türlü ihanetinin yaşatıldığı bugünlerde de dik duruşunuz, yeni kuşaklara örnek olacaktır.

Her şehidin intikamı alınacaktır. Her gazinin bedeli ödetilecektir.
Sevgili kahraman gazilerimiz, Müsterih olun. Sizlerle Türk Milleti gurur duyuyor.

Sizlerle dava arkadaşlarınızla birlikte gurur duyuyorum.

============================================

Dostlar,

Gazilerimizin, özellikle şehitlerimizin haklarını ödememiz olanaksız..

Onların geride kalanlarına vargücümüzle sahip çıkmalıyız.

Dahası; bunun ölçüsünde önemlisi uğruna canlarını, bedenlerinin parçalarını – geleceklerini – umutlarını… veren bu yüce insanların asıl ereği olan ülkenin ve milletin bütünlüğü, vatanın bağımsızlığının üzerine titremektir..

gazilerimiz ile ilgili görsel sonucu

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ELEKTRONİK İSTİHBARAT

ELEKTRONİK İSTİHBARAT

portresi

Nurullah AYDIN
7 Mayıs 2016-ANKARA 

İstihbarat örgütleri; dünya pazarlarında rekabet eden uluslararası şirketler, organize suç örgütleri hatta sıradan vatandaşlar bile bugün teknolojik yöntemlerle bireylerin ya da kurumların iletişimine müdahale edebilmektedirler. Gelişen teknoloji; bireylerin adam adama markaj yöntemiyle izlenmesi metodu yerine teknik takip ya da elektronik harp denilen metotları öne çıkarmıştır. 

Elektronik takip, İşitsel takip, (taşınabilir minyatür vericiler, telefon dinleme aygıtları, gizli mikrofonlar ve kaset kaydediciler).

Görüntülü takip (fotoğraf makineleri, kapalı devre ve kablolu televizyon, gece görüş araçları veya uydular) ve

Algılayıcılarla takipte ise, manyetik algılayıcılar, sismik algılayıcılar, gerilim algılayıcıları, kızılötesi algılayıcılar ve elektro manyetik algılayıcılar kullanılmaktadır. 

Silahlarımıza hedef saptırılabilir.

Atış kontrol sistemlerimizin modernizasyonunun asla İsrail’e yaptırılmamalıdır.

Atış kontrol sistemlerimizin modernizasyonunun zulüm ile anılan ülkelere yaptırmak büyük yanlıştır. Motor yurtdışından zaten temin ediliyor. Montajı burada yapılacaktır. Yani büyük bir sorun olmaz. Bu sistemler programlanabilir. Yani bizim bilgimiz dışında yazılımlar ve programlar yüklenirse bir savaş durumunda verilen sinyaller ile hedeften sapması sağlanabilir. Öte yandan sinyaller aracılığıyla hareketleri modernizasyon yapan ülke tarafından kontrol edilebilir. Hedefler vurulmaz, komuta kontrol sistemleri bir yerlere kod gönderebilir. O bir yerlerde terör ile anılan İsrail olunca tehlikenin boyutu iyice artmış olur. 

Savunma sanayimiz bunun üstesinden gelir

Atış kontrol sistemi elektronik optik esaslı olup tankların en önemli ve teknolojik yeridir. Bu daha önce tank modernizasyonu kapsamında İsrail’e yaptırılmıştı. Oysa Türkiye’de bu teknoloji mevcuttur. Savunma firmalarımız bu işin üstesinden gelecek durumdadır..

Türkiye’nin bu elektronik araç ve gereçler açısından 1951 yılında NATO’ya girmesi ile (AS: 1952 olacak) birlikte ABD askeri ağına fiilen girdi. Türkiye göbekten İsrail, ABD ve İngiltere’ye bağlanmıştır. 

Komple bir paket olarak başta tank modernizasyonu olmak üzere araçlarımızın bakım onarımları emperyalist ülkelere yaptırılmamalıdır. 

Şifreler ellerinde

NATO doğrultusunda yapılan askeri anlaşmalar ile teknik donanım haberleşme ve tüm iletişim faaliyetlerinin ortak NATO şifreleme sistemine göre şekillenmiştir.

Ağırlıklı olarak hava ve deniz araçlarındaki yazılımlar ABD firmalarınca dizayn edilmiştir. Türk yazılım firmaları bu konuda yer almamıştır. 1990’dan sonra ise İsrail teknoloji transferi ile özellikle hava kuvvetlerinde elektronik mekanizma İsrail teknolojisine dayanmış kara birliklerinde ise tank modernizasyonu İsraillilere verildiği için tank atışlarındaki mekanik yapı şifreleme kodu yine İsrail’in eline geçmiştir.. 

İnsansız uçak anlaşması da belli ülkelerle yapılmıştır.

2005 yılında ise insansız uçak anlaşmasının da İsrail ile yapıldı. İsrail ve ABD insansız uçak olayını Lübnan, Filistin, Irak ve Afganistan’da uygulamaktadır. Yalnızca iddia edildiği gibi bir coğrafi alan fotoğraflaması için değil, silah ile donatılarak yerdeki hedefleri de yok etmektedir. Irakta birçok kişi bu yolla katledilmiştir.. 

MİT’in araç gereçleri de ülkemiz için risk oluşturan gizli servisler tarafından sağlanıyor. 

MİT’in tüm istihbarat araç gereçleri tümüyle İsrail-MOSSAD, ABD-CIA, İngiltere-MI6 ağına göre dizayn edilmiştir (AS: tasarlanmıştır). Dolayısıyla TSK’nın, Emniyet Teşkilatının ve MİT’in ABD, İngiltere ve İsrail elektronik ağı içinde olduğu bir durumda bunlardan ayrı bir şekilde hareket kabiliyetimiz yoktur. İşte Türkiye’nin elini kolunu bağlayan budur. Türkiye hareket edememektedir.

  • Askeri casus uyduları ile Türk güvenlik güçlerinin hareket alanı belirlenebilmekte koordinatları tespit edilebilmekte ve PKK’ya rahatlıkla yansıtılabilmektedir. 

Güvenlik güçlerinin büyük yitiklerinin nedeni budur. Ulusal yazılım için ASELSAN artık devreye sokulmalıdır. 

Dış güdümlü elektronik sistemlerin denetim dışı bırakılacak, uydu müdahalesini bertaraf edecek (AS: dışlayacak) yeni elektronik sistemleri geliştirilerek silahlı gücümüz millileştirilmelidir.. 

Günün Sözü: Olan biteni doğru kaynaktan öğren ki yanılmayasın.

==============================================================

Dostlar,

Sayın Nurullah Aydın’ın uyarıları son derece yerinde..
AKP hükümeti gereğini yapar mı, yaptırır mı ki??
Genelkurmay yeterince ağırlığını koyabilir mi??
Ulusal güvenliğimiz ve şehit – gazi olan vatan evlatlarının vebali, bu zorunlu ulusal politikaları uygulamayan – uygulatmayanların olacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
09 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com