DÜŞÜNMEYE FIRSAT VERİLMEYENLER

DÜŞÜNMEYE FIRSAT VERİLMEYENLER

Av. Nurullah AYDIN
2 Nisan 2018-ANKARA

Teknoloji ile yazılı görsel ve sosyal medya, küresel güçlerin ve otoriter yapılanmaların en önemli silahı haline gelmiş durumda. İnsanların düşünmesine fırsat verilmiyor. Sürekli tekrarlanan yanıltıcı bilgiler kafa karışıklığın neyin doğru neyin yanlış olduğuna zemin kazandırmıyor. Bilimsel eseri olmayan profesörler üniversitelerde artarken, tecrübesiz birikimsiz kişiler bürokrasinin tepe noktalarında yetkilendirilirken, parti militanları yargı kontrolünü alırken, tetikçi medya beyinleri yıkamaya devam ediyor.

Batı emperyalizmi günümüz insanını, ilk çağların köleleri haline sokmuştur. Bakın; bu gerçeği herkes dile getirmeye çalışır. Ancak alternatif oluşturma da zorluk yaşarlar. Kimileri  birey-sel, kimileri parti grubu olarak hareket ederler. Bazı kişiler ve partiler ise duyarlı görünüp duyarsızlıklarını çıkarları için devam ettirirler. Bilgi Çağında bilgisizlik ve çaresizlik nedeniyle işbirlikçilik moda olmuştur. Aydın mı yoksa kimliksizleşen aydınlar mı var sorusu soruluyor.

Liderlik için kriterlerin başında, küresel sermaye ve örtülü derin dünya örgütlerin icazeti gelmektedir. Aydın-Münevver-Entelektüel kim? Türk Aydını mı Türkiyeli aydın mı? Aydınların gaflet ve hıyaneti, aydınlardaki ideolojik körlükten ileri gelmektedir.  Bilim adamı ve sorumluluğunu yitirmiş akademisyenler, devşirilen aydınlar ve embesil medya mensupları, Türkiye’yi sonu kaosa giden yolları döşemektedirler. Dönek Aydınlar ve Diplomalı cahiller kafa karıştırmaktadır. Kimliksizlere dikkat  etmek gerekir.

Beynin biyolojik ve sosyolojik ritmi bozulmuş, siyasi irade felç edilmiş ve biyolojik saldırı hazırlığı yapılarak Psikolojik Savaş her alanda her şekilde kural tanımaksızın uygulanmaktadır. İnsan ve toplum üzerinde zihin operasyonları ile kitlesel zihin çökertme silahı kullanılmaktadır.  Kontrollü Gerilim Stratejisi, kitlelerin düşünme sorgulama melekelerini alt üst etmiştir.

Dinleme merakı insanları sarmalamıştır. Dikkat! Casus yanıbaşınızdadır. İstihbarat sistemlerinin şifreleri elinde olan küresel güç dünyayı dinliyor. Terörün yeni silahı internettir ve siber savaş her alanda sürdürülmektedir. Tele kulak ve medya-siyaset içiçe olmuştur. Özel Hayatın Gizliliğinin İhlali artmıştır bu nedenle derin kulaklara dikkat edilmelidir. 11 lazer güdümlü telekulak aracı ile telekulak her yerdedir. Korku ülkesi algısı, kitlelerde oluşmuştur. Bilgi toplumu ve çağın gerçekleri ortada iken insanlar teknoloji bağımlısıdır. Tehlikeleri algılamaktan uzaktır.

Siber güvenlik ortadan kalmış, bilgisayar yoluyla da takip sürmekte, mailler okunmaktadır. Hakim-savcıları, generalleri, siyasetçisi, gazetecisi dinlenen bir ülke. Beyin avcıları işbaşındadır Yabancılar uzman, gazeteci, danışman, iş adamı akademisyen kimlikleriyle Türkiye’yi mesken tutmuşlardır. Provokasyonlarını kamu görevlisi kimlikleriyle örtülü bir şekilde rahatlıkla yapar hale gelmiştir.

Türkiye ve Ortadoğu; casuslar savaşı arenasıdır. Bölge kaosa sokulmuştur. ABD’nin kaostan kozmosa stratejisi işlemektedir. Bölge ülke lider ve kadroları, figüranlığı kabul etmiş rollerini oynamaktadırlar. Dikkat edin: Bilgi kirliliği yaratan sosyal ajanlar peşinizde olabilir. Gazeteci, İstihbaratçılık ve lobicilik gözde meslek haline gelmiştir. Muhbirlik, gizli tanıklık nemalanma ve takdir edilme kimliğine dönüşmüştür. Gazete sayfalarında yer alan ve TV ekranlarında yer alan ucube tipler ücretli asalak işbirlikçilerdir. Ajan gazeteciler, ajan siyasetçilerle kolkoladır. Gizli Tanıklık nedeniyle gizemli soruşturmaya maruz kalma endişesi, duyarlı herkeste panik meydana getirmiştir.

Propaganda, reklam ve siyaset; güç, servet ve şöhret aracıdır. Asimetrik psikolojik savaş yürütülürken Kontrollü Gerilim Stratejisi uygulanmaktadır. Propaganda neden ve kime karşı yapılır? Halkın bilinçlenmesini önlemek sürüleşmesini sağlamak için yapılır. Kim, neden, niçin, kime düşmanlık içindedir? Global gelecek için stratejik algılama artmalıdır.

Günün Sözü. Sen seni seven ve güvenen insanlarla birlikte hareket et.
========================================

Teşekkürler değerli konuk yazarımız Sn. Av. Nurullah Aydın..
Sanal ortam iletişimleri ve araçları için toplumda yaygın bir ürkeklik hatta korku zaten egemen. Bu bakımdan, insanları iyice soğutup uzaklaştırmadan çözümler de üretmeli. Önerileri bekleriz.

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

MİLLİ VE YERLİ BEKA – DİRİLİŞ VE ÇIKIŞ

MİLLİ VE YERLİ BEKA – DİRİLİŞ VE ÇIKIŞ

Av. Nurullah AYDIN
1 Mart 2018-ANKARA

Türk Milleti’ne kin ve nefret kusan ihanet yapılanmaya ve sinsi hain işbirlikçi güce karşı mevcut partilerle, lider ve kadrolarla sonuç  alma olanağının kalmadığı ortaya çıkmıştır. Aydınlar, siyasetçiler, gazeteciler, gaflet ve dalalet içindedir. 

Millet adına, ülke adına, herkes için konuşmaları gerekir. Konuşmuyorlar, halkın içinde görülmüyorlar. Cesaretsiz, pısırık, mıymıntı tiplere dönüştüler..

Kimileri; konuşarak, kimileri yazarak, herkes çalışıyor. Ancak; kimliksiz, kişiliksiz yalancılar, riyakarlar, işbirlikçiler, dönekler, liboşlar, daha etkin olmaya devam ediyorlar.

Çağdaşı; kimliksiz kişiliksiz yaşamakta.
Milliyetçisi; sloganlara takılı kalmış okuma, öğrenme, anlatma sıkıntısında.
Solcusu; yüzyıl öncesinin kavram tartışmasında, toplum değerlerine yabancı
Liberali; küresel sermayenin sözcülüğünde, sömürü peşinde.
Zengini; zevk ve safa içinde servetine servet katmakla meşgul.
Fakiri; çaresiz, yardım alma peşinde.
Döneği; nemalanma peşinde.
İşbirlikçisi; efendilerinin emirlerini yerine getirmede hata yapmama çabasında.
Dincisi; din istismarcılığı yaparak dünya zevki ile meşgul.
Milletvekili, bürokratı; oh yan gel de yat cümlesini tekrarlamakla meşgul.
Rejim baronları, ideoloji baronları, çağdaş baronlar, din baronları, cemaat baronları dünyalıklarla meşgul.
Askeri; düşman kim, nerede arayışı ile şaşkınlık içinde.
Toplum, yetmiş fırkaya bölünmüş ama çekişme ve tepişme devam ediyor.
Bozuk düzen; insanların şaşkınlıkla izler hale geldiği acı gerçekler düzeni’dir.
Bozuk düzenin çanak yalayıcıları, Bozuk düzenin haram rantlarına talip olanlar,
Bozuk düzenin kirli nemalarından yararlananlar, Bozuk düzenin haram kemiklerini yalayanlar,
Bozuk düzenin ganimetlerinden nasiplenenler, Bozuk düzen çok kötü diyenler,
Bozuk düzen yıkılsın, yerine iyisi gelsin diyenler,
Bunların çoğunun şimdi sesleri solukları çıkmıyor.
Bozuk düzenin zehirli nimetleri onları semirtti.
Haram yiyiciler, devletin milletin, saçı bitmedik yetimlerin haklarını yemeye devam ediyor.
Yağma, talan, vurgun gece gündüz devam ediyor.
Otuz yıl önce içmeye ayranı olmayanlar bugün yedi yıldızlı hayat sürüyorlar.
Kokuşmaya, yolsuzluklara, haksızlıklara, haram yollarla zengin olmaya karşı muhalefet etmeyenler; aksine yalakalık, yağcılık, pohpoh, dalkavukluk yapanlar nitelikli ve dürüst vatandaş değildir, gerçek aydın değildir.

Sözümüz söz, kararımız karardır.
Türkiye Devleti’ni; milletin kanıyla, irfanıyla kurduk Dolayısıyla biz nigahbanız, bekçiyiz, sahibiz. Kimsenin endişesi olmasın. Bizim azımız çoktur. Önemli olan muktedir olmaktır. Biz her zaman muktedirdik, Türkiye insanı her zaman muktedirdir. Bu memleketi vatan bilen, bu milleti kendi milleti bilen herkes için konuşacağız. Herkesin hakkı, eşitliği için biz kendimizde söz hakkı buluruz.
Göz olup göreceğiz. Kulak olup dinleyeceğiz.
Dil olup anlatacağız. Kalem olup yazacağız. Ayak olup gideceğiz. 

Biz neyi anlatacağız? Garip-gurebaya, fakir-fukaraya, cahil-cühelaya, işbirlikçileri, dönekleri, liboşları, istismarcıları, kimliksizleri yani gerçekleri anlatacağız.
Biraz daha yüksek sesle, belki biraz daha çok, gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.
Bizler; herkesin umutla beklediği o SES’iz. Bundan sonraki süreçte gereğini yapacağız.
Sözümüz yine söz. Biz Türk Milleti’nin SESİYİZ.
Bu ses, vatan sathında yankılanacaktır. 

Günün Sözü: Bilen, planlayan, sakin olan kazanır.
=========================================
Dostlar,Yürekli ve kararlı yazar, yurtsever hukuk adamı Sayın Av. Nurullah Aydın dostumuzun yazısını coşku ile paylaşarak yayınlıyoruz…

Evvvet, biz = AYDINLANMACILAR kazanacağız!

Sevgi ve saygı ile. 01 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

Av. Nurullah AYDIN
2 Ocak 2018, ANKARA 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yöneten-yönetilen ilişkileri, egemen sınıfın sömürü sistemi, soyluluk-kölelik, iktidarın keyfiliği; insanlık tarihinin acı gerçeklerdir. Aynı zamanda birikimli tecrübe yığınıdır. Sonuçta; yasalar önünde ayrıcalıklı kişi sınıf zümre olmadığı, herkesin eşit olduğu sistem inşası gerçekleştirmek istenmiştir. Bu hukuk devleti, anayasal devlet, demokrasi kavramları ve uygulamaları ile açıklanabilmiştir. 

Hukuk ve demokrasi iç içedir. Hukukun bulunmadığı yerde demokrasi yoktur. Anayasa ve  yasalar hukuk için vardır ve gereklidir. 

Hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulanmadığı devlet yönetiminde keyfilik bulunduğu bilinen bir gerçektir. Hukukun üstünlüğü; kişilerin can, mal güvenliği ile temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. 

Devletin tüm çalışmalarında bu ilkeye uygun davranışta bulunması gerekir. Her devlet kurumu ve yetkilisi Anayasanın ve yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Hukuk her şeyin üstündedir ve keyfiliğe yer yoktur. Bu açıdan Anayasa’nın 2. maddesindeki tanımlama çok önemlidir. 

Anayasa’da devlet organları Yasama, Yürütme, Yargı olmak üzere üç temel erk şeklinde düzenlenmiştir. Anayasanın başlangıcında da kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. 

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.. 

Kişiler, kurumlar ve idarenin her türlü yargı kararına uymak zorunda olduğu bilinmelidir 

Anayasa’nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, sosyal ve laik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Temel unsur hukuk devletidir. Demokratik, laik, sosyal nitelikleri ise bunun üzerine inşa edilmiştir. 

Yargı; bir ülkede yaşayan herkese lazım. Yargının bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin varlığından söz edilemez. Bu konuda kurum ve kişiler kendilerine düşen özeni göstermeli, sağduyulu davranmalıdır. Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. 

Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri belirlenmiştir. Hukukun üstünlüğünü sağlayan devlet, sosyal devlettir. Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlar. Devletin temel niteliklerinden biri, sosyal hukuk devleti ilkesidir. 

Sosyal hukuk devleti; temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde sağlayan ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak kollayan, milli gelirin adil bir biçimde dağıtılmasını sağlayan devlettir. 

Sosyal hayatı hukuk kuralları düzenler. Hukuk da gelişen sosyal hayata göre şekillenir. Yasaların ilk ve temel amacı, bireylerin mutlak haklarını korumak ve düzenlemektir. Çünkü insanların refah ve huzurunun temeli hukuktur. 

Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. Çünkü bağımsız yargı, yeri ve zamanı geldiğinde yasama ve yürütme organları için de denetleyeceği, sınırlandırıcı işlevde bulunur. 

Yargı tam bağımsız değil ise vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin kargaşaya, hükmetmeye tabi olacağı ve kuralsızlıkların kural haline gelmesi doğaldır. Yargı bağımsızlığına tutuculukla yaklaşan siyasiler, bunun yoksunluğunun ve eksikliğinin aslında kendilerine zarar verdiğini zaman içinde görür. 

Temel görüş; devletin hukukun üstünlüğünü esas alması durumunda, yurttaşlarının haklarını güvenceye aldığı, özgürlüğünü sağladığı hususudur. Demokratik olduğunu öngören her rejimin, hukuku temel almasında zorunluluk vardır. 

Toplumda ve devlette sorumluluk taşıyan herkes, açıklamalarının ve uygulamalarının ne gibi etki yaratacağını ve getireceği sonuçları önceden düşünmek zorundadır. 

Günün Sözü : Haksızlık yaptınsa telafi etmeye bak, yoksa haksızlığa maruz kaldığında sızlanma.
================================
Dostlar,

Sayın Av. Nurullah Aydın çok kıdemli ve birikimli, yurtsever  bir hukuk adamıdır.
Bu sitede çok sayıda yazısına yer verilmiştir.

Yukarıya aldığımız makalesi, son derece özlü bir içeriktir temel kavramlara değgin.

Türkiye’nin birikimi, sabır ve olgunlukla siyasal iktidara anımsatmalarda bulunmakta, uyarılar yapmaktadır. Demokrasinin erdemi de çok seslilikte (plüralizm) ve birbirinin görüşlerine değer vererek saygı içinde yararlanmak ve genelin yararı (ortak iyi) için ortak aklı kullanmaktır.
Bu arada çoğunluğun azınlıkta kalanları asla ezmemesi, asgari ortakların çoğunluk baskısına (majorite) dayalı değil, çoğulcu (plüralist) yaklaşımla üretilmesi temeldir.

Siyasal iktidarın, hiçbir biçimde savunulamayacak “ben seçim kazandım, dilediğimi yaparım” anlayışı son derece sakıncalı hatta tehlikelidir toplumsal barış için. Demokrasinin evrensel değerleri bellidir ve bunları yeniden tanımlamadan önce varolanları uygulamak ve demokratik iklimi kurup yaşatmak vazgeçilmezdir. Ancak bundan sonra verili kuralları tartışmaya açmak düşünülebilir. Bunun da gerekçesi ancak demokratik standartları, temel insan hak ve özgürlüklerini daha da ileri taşımak olabilir.

İHEB -İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi-, insanlığın tarih boyunca sağladığı bu birikiminin kristalleşmiş metnidir ve 10 Aralık 1948’e tarihlenen görkemli bir uzlaşıdır, yaşatılmalıdır.

Hepsi için de

1. Temel bilimsel bilgi,
2. Hoşgörü ve
3. İnsan sevgisi ontolojik sacayağını oluşturmaktadır.

Sevgi ve saygı ile. 03 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KÜRESEL ODAKLAR VE TÜRKİYE

KÜRESEL ODAKLAR VE TÜRKİYE

Nurullah AYDIN

Siyasi görüşe, dini görüşe, etnik kimliğe, unvana, makama, paraya, akla, mantığa, bilgiye göre olayları değerlendirir, kişiler hakkında kanaat sahibi oluruz. Yine görünen veya görünmeyen işleyişine göre de bakışımız değişken olabilir. 

Türkiye’de en çok sorulan soru; Türkiye’yi kim ya da kimlerin yönettiği sorusudur.

Her şey Cumhuriyetin kurucusu M. K. Atatürk‘e karşı darbe yapan İngiliz-Fransa ve ABD destekli İnönü’nün (AS : Bu çok insafsız bir suçlama ve katılmamız olanaksız), 1939’da ABD ile imzaladığı eğitim anlaşmasıyla başlamıştı. 2. Dünya Savaşı sonrası askeri anlaşmalarla devam etti. Menderes-Bayar ikilisi küçük Amerika sloganıyla Türkiye’yi ABD’nin 52 inci eyaleti yapma sürecine sokulmuştu. Sonrası, NATO’ya girişle, asker-sivil istihbarat bütünleşmesi ile süreç devam etmişti.

Bağımsızlık çabaları, ABD destekli darbelerle kesilmişti. 

Ancak bağımsızlıkçı askerilerin artması üzerine bu kez sivil destekli darbe süreci işletilmeye başlandı. Devşirilen İslamcı kimlikli, liberal kimlikli, demokrat kimlikli dönme elemanlar; eğitildiler, bilinçlendirildiler, görevlendirildiler, iş başına getirildiler. 

Kazan kazan anlayışıyla sıfır dış politika görünümlü stratejik derinlik, Türkiye’yi bölgesinde komşularıyla sorunlu kıldı, güvenilmez kıldı. 

Kime kardeş kime dost dedilerse, kısa süre sonra düşman oldular. Hıristiyan batı ile birlikte İslam ülkelerindeki katliamlara ortak oldular. Türkiye’de ve bölgede yaşanan süreç, genel anlamda budur. 

Batılılar; Büyük Türk Milleti’ni ayrıştırarak küçültmek ve Türk Devleti’ni eyaletleştirmek için yüzlerce proje hazırladılar, uygulamaya koydular. Ne yazık ki bazılarını para, servet ve şöhret sarhoşu yaparak elde ettiler. 

Çağdaşcıyı, batıcıyı, materyalisti yaya bırakan, işbirlikçi entel, dönek, liboş, sosyal demokrat, milliyetçi, muhafazakar, dincilerle projelerini uygulamaya koydular. 

Yaşanan şok uygulamalar karşısında “Nereye gidiyoruz?” diye soranlar artıyor.

İşgal sırasında yaşanan durum gibi onlarca general subay tutuklanmaya devam ederken,
eski Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları terörist ve terör örgütü yöneticisi olmaktan tutuklandı. 

ABD büyükelçisinin Washington’a yolladığı Wikileaks belgelerinde; ‘ABD ile Türkiye’deki politik irade çok büyük uyum içinde. Irak ve Orta Doğu konusunda her türlü işbirliği yapmaya hazır. Ancak ABD’nin çıkarlarına aykırı davranan generaller var.’ ABD, çıkarlarına ters düşen generallerin isimlerini tek tek sayıyor. 

Wikileaks belgelerinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki generaller üçe ayrılıyor. Birincisi ABD ile ilişkileri iyi götürmek isteyen Atlantikçiler. İkincisi ABD ve AB ile ilişkilere şüpheli bakan Milliyetçiler. Bir de üçüncüsü İran ve Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesini arzu eden Avrasyacılar. ABD Büyükelçisi diyor ki; Avrasyacı generallerle, milliyetçi generaller ABD çıkarlarına ters düşüyor.” 

Wikileaks belgelerinde, ABD Büyükelçisinin “ABD karşıtı generallere karşı güçlü bir medya kurulması gereğinden” söz ediliyor. Dolayısıyla bu siyasi bir süreç bunun dış ilişkiler boyutu var. Yani burada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’ye pek sıcak bakmayan orgeneralleri hedef tahtasına mı oturtuluyor?  

NSA, CIA VE FBI;  Ankara, İstanbul, Konya, Diyarbakır, Adana’da karargah kurmuş durumda. ABD yetkilileri; Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya üçgeninde merkez üs olarak Türkiye’yi karargah haline getirdiler.  

Ama unutulmamalıdır ki; Türk Milleti tarih boyunca varlığını ve bekasını korumaya azmetmiş evlatları ile tuzaklara karşı hep duyarlı oldu. Yine de duyarlıdır.  

Günün Sözü: Hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün sıkıntılı uzun olması değil,
iyi olması önemlidir. (29.6.17)

Eğitim-Öğretim yılı Mesajı

Eğitim-Öğretim yılı Mesajı

portresi

Nurullah AYDIN

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Eğitim; gerçeklerin öğretilmesi amacıyla aklın eğitilerek düşünme anlama ve sorgulama yeteneğini geliştirmektir.

Akılcı aydınlanmacı bilimsel fikir ve düşünceleri özümsemiş,
İnsan haklarına ve hukuka saygılı,

Cumhuriyetin ve demokrasinin değerlerine içtenlikle bağlı,

Milli ve kültürel değerlerle evrensel ahlaki değerleri kişiliğinin bir parçası haline getirmiş,

Vatan, millet, bayrak ve meslek sevgisiyle, ülkesine ve milletine hizmet aşkıyla dolu,

Bilimsel, fiziksel ve ruhsal anlamda donanmış gençler yetiştirmektir.

Karanlık çağdışı dogmaların, küresel akımların pasif takipçileri olarak değil, vatan topraklarının hamuruyla yoğurulmuş, yüksek ideallere sahip, yenilikçiliğin peşinde koşan, yalnızca tüketen değil, araştıran, üreten ve yeni buluşlar geliştiren gençler yetiştirilmelidir.

Değerli Öğretmenler;
Yüksek sorumluluk duygusuyla yürüttüğünüz özverili çalışmalarınızı, bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da aynı azim, irade, özveri ve kararlılıkla sürdüreceğinize olan inancım tamdır.

Yeni eğitim ve öğretim yılı tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize velilerimize hayırlı olsun. Başarı ve esenlikler dilerim.

===================================

Dostlar,

Sayın Nurullah Aydın‘ın dileklerini paylaşmamak olanaklı mı??
Ama öylesine çok ve ağır sorunlar var ki…
Siyasal iktidar, “kör kör gözüm parmağına“, adeta yangına körükle gidiyor..
Şeriat fırınından yeni çıkarılan sıcak ve tehlikeli dayatma, 7 yaşındaki çocuklara Arapça!
Günümüzün bilim-teknoloji, kültür-sanat ve diplomasi dili asla Arapça değildir ve uzun tarihsel zamanlarda olacak gibi değildir..
AKP İktidarının anlaşılmaz Arap hayranlığı, aslında Arap emperyalizminin vahşi assimilasyonunun ürünüdür.. ve çoook hazindir..
Kendi öz Türk kültürünü unutup – unutturmak isteyen emperyal oyunların ayrımında olmamak veya alet olmak!??..
Üstelik insan haklarına aykırı biçimde kitlelere siyasal iktidar gücüyle dayatmak… 
Bu bir insanlık suçudur…
Eğitimi ve yaşamı daha da dincileştirme girişimleri artık tahammül sınırlarını çoook aşmıştır.- 4+4+4,
– olağanüstü çoğaltılan İHL’ler ve İlahiyat Fakülteleri – Yüksekokulları,
– kapıda tutulan haremlik – selamlık eğitim,
– Ramazanda bitmeyen ve genişleyen baskılar,
– Hukuka aykırı zorunlu din dersleri (Anayasada yer alsa da!)
– Alevilerin AİHM kararlarına karşın inatla tanınmayan hakları…
– Diyanetin her yere burnunu sokması ve öne çıkarılması
– ……
Bu ilkel eğitim sistemi, özel güvenlik görevlisi Abdullah Çakıroğlu gibi “insansılar” yetiştirmekte ve halk otobüsünde şortlu hemşire Ayşegül Terzi’ye uçan tekme savurabilmektedir.
Türk milli eğitim sistemi, Cumhuriyetin başlangıcındaki Hasan Ali Yücel çizgisine dönmelidir.  
Bu kapsamlı – katı – sürgit ve giderek ağırlaşan dayatmaları, aklı başında hiçbir siyasal kadro sürdüremez, sürdürmemelidir..

Cumhuriyetin öğretmenlerine kritik düzeyde görev ve sorumluluklar düşüyor..
Örgütlü çabalara elbette..
Öğretmen sendikalarına..
Ailelere.. 18 milyonu aşan çocuğa – gence Cumhuriyetin temel değerlerini her şeye karşın kazandırmak tarihsel bir ulusal yükümlülüktür..

Sevgi ve saygı ile.
21 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com