Finans sermayesi ve AKP: Bir gezinti

Finans sermayesi ve AKP: Bir gezinti


Prof. Dr. Korkut Boratav
http://ilerihaber.org/yazar/finans-sermayesi-ve-akp-bir-gezinti-64452.html, 09.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Finans sermayesi Türkiye’ye, özellikle de AKP’ye nasıl bakıyor? Bir kriz ortamına girerken önemli bir soru… Nesnel göstergelerle, başta sermaye hareketlerini inceleyerek yanıtlayabiliriz. Veya, bunların kaynağındaki yatırım bankalarında, fon yöneten şirketlerde, kurumlarda yönetici, uzman kişilerin görüşlerini, değerlendirmelerini izlemeye çalışırız. Bu malzemenin bir bölümüne Batı basınından ulaşabiliyoruz. Özellikle sermaye çevreleriyle içli-dışlı olan Financial Times, Wall Street Journal gibi gazeteler, Bloomberg gibi siteler, finans haberlerini, sözünü ettiğim şirket, kurum, banka yetkilileriyle görüşerek verirler.

Türkiye’nin yer aldığı bu tür haber ve yorumlarla ilgili hızlı bir tarama yaptım. Bunlara bakarak finans kapitalin Türkiye’ye dönük ruh halini yakalamaya çalıştım. 2013 ortalarından bugüne kadar kritik dönemeçlerde, finans kapitalin temsilcileri Türkiye’ye, AKP’ye hangi gözlüklerle bakmaktadır?

AKP’NİN BUNALIMLI SEKİZ AYI: HAZİRAN VE 2013 SONRASI 

Önce Gezi kalkışması (AS: Haziran 2013); polis şiddetiyle  bastırılması… Aralık’ta da (AS: 17-25 Aralık 2013) ses kayıtlarıyla ortaya çıkan, başlatılan yolsuzluk soruşturmaları; hukuk devleti normlarını çiğneyen bir karşı saldırıyla bunların  da bastırılması… AKP iktidarının sekiz bunalımlı ayı söz konusudur. İki ay boyunca (31 Kasım 2013- 31 Ocak 2014) dolar %12 tırmanmıştır. 17 Şubat’ta The Telegraph’tan Ambrose Evans-Pritchard, finans çevrelerinde ortaya çıkan endişeli ortamı aktarmaktadır: “Türkiye’yi hep istikrarlı gören fon yöneticileri, şimdi sözleşmelerin uygulanıp uygulanmayacağından endişe ediyorlar. S&P’nin ülke puanını negatif gözleme almasında, siyasi gerilimler, kurumsal güvencelerin ve dengelerin aşınması rol oynamıştır.”

Finans kapitalin bu endişesi, artık, zaman zaman karşımıza çıkacaktır: Hukuk devleti normlarının ihlâli, sözleşmelerin ve mülkiyet haklarının  güvencesini de tehdit edecek midir? 

Bir ay sonra, AKP duruma hâkim olmuş; hukuk devleti değilse bile istikrar geri gelmiştir. Kamuoyu anketleri de yerel seçimlerde AKP’yi önde göstermektedir. Financial Times (27 Mart 2014), finans çevrelerinin Türkiye’ye bakışını aktarmaktadır:

Geçen yıl Türkiye’den uzak duran yabancı yatırımcılar geri gelmeye hazırlanıyorlar. YouTube’u susturma haberleri çıktığında Türkiye kâğıtları, borsa yükseldi; zira yatırımcılar Erdoğan’ın seçimlerden yara almadan çıkacağını umuyorlar. Standard Bank’tan Tim Ash’a göre seçimde başarı kazanırsa ‘yatırımcılar burunlarını tıkayarak’ Türkiye havuzuna tekrar dalacaklardır.”

Gazete, UBS ve Global Source Partners’den uzman görüşlerini aktarıyor. Bunlara  göre, “Erdoğan politikaların sürekliliğini gözetecektir. AKP seçimleri devamlı kazanmayı becerecek; Türkiye’yi felaketlerden uzak tutacaktır.”

Hangi felâketler? Aydınlanmacı-demokrat milyonların protestoları mı? Ciddi yolsuzluk dosyaları mı? Önemli olan nedir? “Seçimleri kazanma becerisi ve politikaların sürekliliği”…

2014-2015 SEÇİMLERİ: FİNANS ÇEVRELERİ MUTLU, BAZEN TEDİRGİN 

Mart 2014 yerel seçimlerinden AKP’nin galip çıkması, ay sonunda dolar kurunu iki ay öncesinin %5 altına çekti. Beş ay sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de Erdoğan’ın kazanma beklentisi güçlendi. Yerel seçimlerden bir gün sonra  Société Générale’den bir yatırım danışmanı müşterilerine “Türkiye’ye girin” diyor. Zira, “cumhurbaşkanlığı seçimi de ufuktayken, yerel seçim sonuçları, siyasî belirsizliği ve istikrarsızlığı hafifletmiştir.” (Financial Times, 31 Mart).  

Mart’ta başlayan olumlu konjonktür, Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birleşti; yabancı sermaye girişleri Ocak 2015’e kadar yüksek tempoda süregeldi. 2015’te “Güney”e dönük sermaye hareketlerinde yavaşlama başlar. Türkiye de bu etki altındadır; ama AKP’nin tek parti iktidarına son veren 7 Haziran 2015 seçimleri iç ve dış finans çevreleri için ek bir şok olur. Üç gün içinde dolar %4 pahalılaşır; borsa endeksi %6 düşer.

Ambrose Evans-Pritchard, 7 Haziran 2015 seçimlerini, hemen ertesi gün The Telegraph’ta yorumluyor: “Seçim, Türkiye’nin liberal, laik güçleri ve Kürtler için bir zaferdir. AKP  %41 oyla yine öndedir; ama bölünmüş bir ülkeyi koalisyonla yönetecektir. Erdoğan’ın Müslüman demokrasisi vitrini, pırıltısını çoktan yitirmiştir.”

Hemen arkasından bir yatırım uzmanının değerlendirmesi aktarılıyor: “Yükselen siyaset çirkinleşirse işin içinden çıkamazsınız. [Seçim sonrasında] Türkiye’nin yükselen piyasa ülkeleri içinde en kırılganının Türkiye olduğunu düşünüyoruz.”

Bankere göre siyasetin çirkinleşmesi” olarak görülen 7 Haziran tablosu, kan-revan içinde kazanılan 1 Kasım seçimiyle “düzelecektir.” Yabancı finans çevrelerinin ertesi gün yayımlanan yorumunu Financial Times’tan aktaralım: “Piyasalar siyasette güçlü adamı severler; belirsizlikten ise nefret ederler. İstikrar bozucu üçüncü bir seçim artık devre dışıdır. Uluslararası yatırımcılar da zafer karşısında Erdoğan’ın âlicenap olmasını; ekonomik reforma odaklanmasını yeğliyorlar.”

Türkiye’ye fon girişleri canlanır; seçim arifesi ile sonrası arasında dolar %3,8 oranında ucuzlar.

SEÇİM ZAFERİNDEN 15 TEMMUZ 2016 VE SONRASINA 

Erdoğan’ın “âlicenap ol” tavsiyesini 1 Kasım’dan sonra umursamadığını; büyük Batı medyasında siyasî eleştirilerin sıklaştığını biliyoruz. Ne var ki finans kapital, bu eleştirileri umursamadı. 2016 başında canlanan uluslararası sermaye hareketlerinden 28 milyar dolar, altı ayda Türkiye’ye aktı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında  aksayan sermaye girişleri, Ağustos’ta canlanır. Finans kapital bu aşamada “normale dönüş” algılaması içindedir. Ne var ki OHAL uygulamaları Türkiye ile ABD/AB arasında siyasî gerilimlere yol açtıkça, finans sermayesi bu uygulamaların ekonomiye yansıyan boyutlarına odaklandı. Tedirginlikler arttı. Sıcak para hareketlerinde hızlı bir çıkış, herkesi sürükleyebilir. Sürü hareketleri benzetmesi yaygındır. Finans uzmanlarının Türkiye’ye bakışlarına Bloomberg ve Financial Times’tan  derlenmiş bazı örnekler verelim:

Kötümserler var: “Hızlı çıkışlar başlarsa sermaye hareketlerini sınırlayacak ülkelere ilk aday Türkiye’dir… Ülkenin kurumları zayıflıyor; iktisat politikası ise uzağı görmüyor… Bir ordunun darbe yaptığı yerde durum ciddidir; kalınmaz, çıkmak gerekir…”

İhtiyatlı iyimserler ağır basıyor: “Sağlıklı bir ekonomi, genç, rekabetçi bir işgücü; ama patlamaya hazır bir siyasi hayat… Erdoğan’ın ve AKP’nin halk desteği güçlüdür, iniş-çıkışlar doğaldır; yükselen piyasalar için daha toleransı olmak gerekir… Temel soru şudur: Siyasette değişiklikler, yatırım rejiminde ciddi kaymalara yol açacak mı; yoksa, [askeri müdahale sonrası] Tayland’daki gibi ekonomik süreklilik sağlanacak mı?… Riskler var; ama tamamen çıkış abartılı olur. Düşük faizli bir dünyada yatırımcılar paralarını işletmek zorundadır… Türkiye borçlarının en çekici yönü ABD tahvillerinin altı misli getiri sağlamasıdır. Gelişmiş ülke varlıkları sıfıra yakın getiri verirken yatırımcılar dolarla borçlanıp TL kâğıtlarına geçince sadece Ağustos’ta Türkiye’den % 2,9 getiri sağladılar…” 

(Burada sözü geçen %2,9’luk getirinin 1,9’u, Ağustos’ta doların ucuzlaması ile sağlanmıştır.)

Yukarıda adı geçen Tim Ash de Türkiye için, bir hayli iyimserdir: “Puanı düşürülse bile Türkiye toparlanır. Önemli olan hızlı büyümedir; kamu borcu/milli gelir oranının düşük (%34) olmasıdır; güçlü bir banka sistemidir; devlette ve toplumda iş çevreleri [sermaye] lehine güçlü bir kültürün varlığıdır.” (Financial Times, 10 Ağustos).

23 Eylül’de Moody’s, Türkiye’nin yatırım puanını düşürdü ve gerekçeler içinde Gülen’ci şirketlere dönük uygulamaları, anayasa değişikliği girişimlerini de gösterdi. Bu olgular, yatırım ortamını, kurumsal istikrarı zedelediği için sakıncalı görülmekte; mülkiyet hakları ihlalleri ima edilmektedir.

Kasım başında IMF’nin Türkiye ile ilgili bir ön-raporunda da, “kamunun kurumsal kapasitesinin güvenceye alınması ve yasal sistemin etkinliğinin pekiştirilmesi temel öncelikler” olarak vurgulanıyordu. Finans çevreleri, yine de, kötümserliğe savrulmak istemiyorlar.  Londra’dan kıdemli bir yatırım danışmanının tepkileri tipiktir: “Erdoğan’ın baskıcı olması, hatta zamanla diktatörleşmesi yatırımcıların umurunda değildi. Onlar istikrara önem verirlerdi. Şimdiki durum ise kargaşalı bir geçiş sürecidir. Müşterilerim   itiş-kakıştan; yalpalamalardan hoşlanmıyorlar. Türkiye’ye şunu demek istiyorlar: ‘Ne olmak istiyorsan ol; sonra da bize haber ver [ki gelelim.’].” (Financial Times, 29 Kasım 2016).

Yine Financial Times ve Bloomberg’ten  birkaç örnek aktarayım:

Kritik şey güvendir. Bu karanlık bulutları dağıtacak bir şey bulsak rahatlayacağız… Riskler yatırımcıları ürkütüyor; ama nereye gidebilirler? Diğer büyük yükselen piyasalar: Rusya, Brezilya, İran mı? Oralarda da yaptırımlar, küçülme, siyasî felç var. Yatırımcılar farkında ki Türkiye güç bir dönemden geçiyor; ama piyasanın büyüklüğüne bakın… Yükselen piyasalar içinde, yurttaşlarına sınırsız yabancı para tutma imkânı veren tek ülke Türkiye’dir…”
***
Verdiğim örnekler, finans kapitalin kısa vadeli, “sıcak” akımlarını sürükleyen rantiye katmanı ile ilgilidir. Bu akımlar, 2010-14’te Türkiye’ye giren yabancı sermayenin yarısına yaklaşmaktadır.  AKP iktidarına, adeta tutkulu destek dikkat çekicidir. Uzun vadeli kredileri denetleyen bankaların ve doğrudan (üretken) yatırımlara dönük sermaye gruplarının ölçütleri farklılaşabilir. Ancak, yukarıda değindiğim “mülkiyet hakkını güvenceye alan kurallar” ve “yatırım rejiminde süreklilik” güvenceleri bunlar için de yaşamsal önem taşır.

Hepsini birleştiren bir ortaklığa da işaret edelim:

  • Sözünü ettiğim güvenceler süregeldikçe, finans kapital açısından, siyasi iktidarın niteliği; demokrat veya faşist, laik veya şeriatçı olması önem taşımamaktadır. 

=======================================
Dostlar,

Korkut Boratav” olmak kolay mı??
80 yaşını aşan bir bilge – deha İktisatçının, yurtsever “Mülkiyeli” nin olağanüstü irdelemesi yukarıda. Erdoğan’ın ekonomi danışmanlarının hangisinin kıratı Boratav’ın rüzgarına yetişebilir ki? Jöleli olduğu söylenen salt yükseklisans eğitimliler mi örneğin??

Hani IMF’ye borçlar bitirilmişti hatta Türkiye borç alan olmaktan çıkıp “borç veren” konuma terfi etmişti? Oysa AKP ile borçlar ulusal gelirden daha hızlı büyü(tül)dü! 3’e katlandı ve 600 milyar doları aşarak ulusal gelire yaklaştı.. Kişi başına gelir 10 bin doları bulamıyor ve düşüyor.. Gelir dağılımı iyileşmiyor, eşitsizlik artıyor, işsizlik patlıyor, yoksulluk, cahillik, dinci yobazlık , tecavüzler… ve anayasayı askıya alan baskıcı yönetim….. ülkeyi kavuruyor.. Katar ve S. Arabistan gibi çağdışı rejimlerden akan, “net hata noksan” kalemi diye uyduruk bir yafta ile üstü örtülen serseri ve açgözlü milyar dolarlar artık gelmiyor değil mi??

Hani MB döviz rezervi 130 milyar Dolarlara erişmiş, nerdeyse 100 milyar dolar büyütülmüştü??

Hani Türkiye 2002’ye göre 3 kez zenginleşmişti?

Hani Türkiye 2023’te Dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine girecekti?? %3’ten küçük bir büyüme ile, (%1,35’lik devasa nüfus artış hızını da düşmek gerekecek!) 2016 sonunda G20’den düşmemiz bile beklenebilir!?
*****
Uzatmayalım.. Tayyip bey çıplak gerçeği en acı biçimde itiraf etmek zorunda kaldı :

  • “Tulumbada su kalmadı.. “

Peki nereye gitti bunca varlığı ülkenin?? Ayakkabı kutularında, günboyu boşaltılamayan özel bölmeli evlerde saklanan nakit dolar ve avrolar nereye uçtu? Birkaç haramzadenin kursağında, kaçak hesaplarda İsviçre ve off shore bankalarında mı?? Birkaç yiğit savcı çıkıp MASAK ve MİT’ten bu hesapları istemez mi? TBMM’de yüzyılın bu muazzam soygunu görüşülmeyecek de ne görüşülecek??

Boratav hocanın yazısı yeterince kapsamlı. Biz daha çok uzatmayalım. Ama son tümceye dikkat:

  • Sözünü ettiğim güvenceler süregeldikçe, finans kapital açısından, siyasi iktidarın niteliği; demokrat veya faşist, laik veya şeriatçı olması önem taşımamaktadır. 

Sermayenin dini – imanı – vatanı – vicdanı – insafı… yok..
Tunç yasa kadim mi kadim : Maksimum kâr!

Başkanlık dayatmasını geri çekin.. 
OHAL’i uzatmayın..
Cumhuriyet ile kavganızı derhel kesin, Ulusu birleştirici olun..
Komşularla doğrudan ilişkilerle normalleşin..
Üretim ve tasarruf seferberliği ilan edin..
Aklınızı başınıza alın, aynı hataları yinelemeyin..

Ülke batıyor, SOS’ler kulakları sağır ediyor… kör ve sağır mısınız??

Sevgi ve saygı ile.
10 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

İKTİDARA SORUYORUZ : “2023 HEDEFİ” NEREDE KALDI??


Dostlar
,

CHP eski milletvekillerinden ekonomist Sayın Algan Hacaloğlu, önemli bir derleme yaparak Türkiye Ekonomisinin AKP eliyle ne denli zora sokulduğunu verilerle sergilemiş.
Özene okunması gereken bir makale ve iktidarın yapageldiği gibi yapay gündem oyunlarının peşine takılmak yerine asıl bu sorunların tartışılması gerek. AKP iktidarı da sorunun ne denli ciddi – ağır bir aşamaya sürüklendiğinin ve sürdürülebilirliğinin kalmadığının ayırdında.. O yüzden de karanlıkta (ya da mezarlıkta!) ıslık çalmakta.
Ancak çaresi yok.. Türk insanı ağır ekonomik bunalımı her gün yaşıyor ve bedelini ödüyor. Bir parça gecikse de, sandığa yansıması mutlaka olacak ve 2015 Haziran seçimlerinde etkisi görülecek, AKP iktidarı 13 yıllık sorumsuzluğunun / hovardalığının bedelini mutlaka ödeyecektir. Doğallıkla ülkemiz ve halkımız da.. Çok yazık..

Hiç endişe etmeden masallar uydurdular halka.. 2023’te ilk 10 ekonomi içine girecekti Türkiye.. Dış satımımız (ihracatımız) 500 milyar $’a ulaşacaktı.. Bu hesap bilmez ve halkı aldatmaya dönük politika için biz de bir hesaplama yapmış ve sitemizde yayımlamıştık :

TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?
(http://ahmetsaltik.net/2013/09/19/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/)

Yukarıdaki erişke tıklanarak ulaşılabilecek yazımız oldukça kapsamlı ve somut verilere dayalı matematiksel bir öngörüye dayalı.. Bu yazımızda son soru olarak şunu sormuştuk :

Son soru : Yıllık % 19-20 büyüyen ve bunu 10 yıl boyunca istikrarla sürdüren tek bir ülke dünya iktisat tarihinde var mı? Çin bile % 10’lar dolayında ve azalan marjinal verimlilik / fayda yasası uyarınca bu hızı sürdürmek giderek zorlaşıyor..

Teşekkürler Sn. Hacaloğlu..

Sevgi ve saygıyla.
23.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=========================================================

Bilgilerinize sunarım. Yeni yılda size ve ailenize sağlık, esenlik ve başarılar dilerim. Selam ve saygılarımla. 23.12.14
Algan HACALOĞLU

İKTİDARA SORUYORUZ :
“2023 HEDEFİ” NEREDE KALDI!!!

Algan HACALOĞLU (23 Aralık 2014-İstanbul)

Dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan, 28 Ocak 2011’de yaptığı ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında, “Önümüzdeki 12 yıl içinde, Millî Gelirimizi en az 3 kat artırarak, 2023 yılında ‘2 trilyon Dolar’ seviyesine, ‘kişi başına düşen Milli Gelirimizi’ de ‘25.000 $’ düzeyine ulaştırmayı hedefliyoruz.” demişti…

Yani dönemin Başbakanı, eğer AKP iktidarı devam ederse, nüfusun 2023 sonunda 82 milyon olacağı varsayımı ile, Cumhuriyetimizin 100. yılında kişi başına GSMH’nın 25.000 Dolara tırmanarak, yaklaşık olarak bugünkü Yunanistan veya Slovenya yurttaşlarının gelir düzeyine ulaşılacağını vaat etmişti…

Ancak bu vaadi izleyen son dört yılda işler, ne R.T. Erdoğan’ın dediği, ne de Ali Babacan ve kurmaylarının kurguladığı gibi gitti…

2011’de, uygun dış konjonktürün ve ülkeye giren yabancı paranın da (15,9 milyar $) katkısıyla, %8,8 gibi yüksek bir hızla büyüyen Türkiye ekonomisi, izleyen üç yılda ise ortalama olarak ancak %3,2 hızla (2012’de 2,2; 2013’te 4,0; 2014’te 3,3) büyüyerek, beklentileri boşa çıkarttı.

AKP iktidarı tarafından empoze edilmiş olan ekonomimizin “mevcut kuralsız, yolsuzluklara açık, stratejik planlama vizyonundan ve  sürdürülebilir bir makro stratejiden yoksun yapısı” ile, 2023’te 25 bin dolarlık kişi başı gelir düzeyine ulaşmamız kesinlikle olanaklı değildir. Son 7 yıllık performansa bakarsak, bunun olanaklı olduğunu söylemek ancak aşırı hayalperestlik olur.

2023’te 25.000 Dolarlık Kişi Başına GSYİH hedefine ulaşılabilmesi için, Türkiye’nin kişi başına GSYİH’sını cari fiyatlarla her yıl yaklaşık  1.535 $ artırılması gerekiyor.

Oysa ülkemizin Kişi başına GSYİH değerleri, bir önceki yıla göre,
cari fiyatlarla
;

2003’te 1.067 $,
2004’te
1.205 $,
2005’te
1.258 $,
2006’da
564 $,
2007’de
1.654 $,
2008’de
1.196 $,
2009’da (
)1.980 $, (azalma);
2010’da
1.627 $,
2011’de
365 $,
2012’de
53 $,
2013’te
285 $,
2014’te ise kestirilen olarak
300artış gösterdi.

Yani, AKP iktidarının (2003-14) dönemini kapsayan 12 yıllık iktidarı döneminde Kişi Başına Gayri Safi Yurt İçi Hasılası, cari fiyatlarla her yıl ortalama ancak 640 $ arttı. Görülmektedir ki, AKP’nin ekonomi politikaları altında Türkiye, Cumhuriyetin 100. yıldönümüne dek 2015-2023 döneminde) 9 yıl süresince, geçmiş 12 yıllık performansı göstermesi ve “iç/dış ekonomik konjonktürün” benzeri yapıda gelişmesi durumunda, 2023 sonunda ülkemizin Kişi başına GSYİH değeri ancak 17 bin $ olabilecektir.

AKP iktidarının Orta Vadeli Programı‘nın büyüme konusundaki öngörüleri de (2015’te 4,0; 2016’da 5,0; 2017’de 5,0 oranlarında) dikkate alınırsa, dönemin Başbakanı R.T. Erdoğan ile başta Ali Babacan ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olmak üzere AKP ekonomi kurmaylarının, 2023 hedeflerinin, ‘AKP iktidarı ve politikalarının sürdürülmesi durumunda’ içi boş bir “balondan” öteye hiçbir anlam taşımayacağı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu durumun farkında olan “Ekonominin  Eşgüdümcüsü, Başbakan Yard. Ali Babacan”, geçenlerde TBMM Bütçe görüşmelerinde, durumu geçiştirmek, kamuoyunun  aklını çelmek için, AKP iktidarının göstermelik 2023 hedeflerini rafa kaldırarak, “Yüksek gelirli ekonomi olmaya (cari fiyatlarla) 2 bin dolar kaldı, 2015 yılı 2014’e göre daha iyi bir yıl olacak, inşallah birkaç seneye kadar bu farkı da kapatırız.” demiş. Bu durumun, reel fiyatlarla yurttaşlarımızın refahına gerçek katkısının ne olacağından ise hiç söz etmemiş.

Bilindiği gibi, Dünya Bankası’nın 2012 Dünya Kalkınma Raporu’nda; Kişi Başına Yıllık GSYİH’sı, ‘3.976 ile 12.275 $’ arasında olan ülkeler “Üst Orta Gelirli Ekonomiler”, bunun üzerinde olanlar ise “Yüksek Gelirli  Ekonomiler” olarak tanımlanmıştır.

Halen Türkiye (2014 yılı sonunda yaklaşık 11.100 dolarlık kişi başına GSYİH’sı ile); “Çin, Tayland, Malezya, Sırbistan, Arnavutluk, Romanya, Bulgaristan, Makedonya, Belarus, Rusya, Brezilya, Arjantin, Meksika, Cezayir, İran, Azerbaycan, Güney Afrika” gibi ülkelerle birlikte
‘Üst Orta Gelirli Ekonomiler’ diliminde yer almaktadır…

Ekonominin aksak topal yürüdüğü çok belirginleşince, Ali Babacan durumu,  30 Eylül 2014’de Wall Street Journal’de yayınlanan  “Türkiye Orta Gelir Tuzağından Nasıl Kurtulacak?” başlıklı yazısı ile kurtarmaya çalıştı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de, sonraki açıklamaları ile O’na eşlik etti…

Son dönemde içeride ve dışarıda iktisatçıların üzerinde görüşlerini sıkça duyurdukları ‘Orta Gelir Tuzağı’; “kişi başına GSYİH’nin belirli bir aşamadan öteye artamaması, orada sıkışıp kalması” anlamına geliyor. Günümüzde bunun ölçütü olarak da, ABD’nin yıllık kişi başına GSYİH değerinin % 20′si, yani yaklaşık “10 bin $” alınıyor.

Bu ölçüte göre Türkiye ekonomisi, 2007’den beri “Orta Gelir Tuzağı” kıskacındadır; Kişi başına GSYİH’sı yaklaşık 10 bin $ düzeyinde patinaj yapmaktadır. Türkiye Kişi Başına GSYİH’sının, ABD’nin Kişi Başına GSYİH’sına oranı (2007’de %19,9; 2008’de % 21,9; 2009’da % 18,8; 2010’da % 21,4; 2011’de % 21,4; 2012’de % 21,0; 2013’te ise % 20,4) olmuştur.

Bunun temel nedenine yönelik genel akılcı kanaat ise, Türkiye’nin;
ucuz emek veya “ileri teknoloji” temelinde ihracata odaklanmış ülkelerle rekabet edememesidir. İstikrar içinde uzun süreli, yüzde 7’ler düzeyinde yüksek bir hızla “ileri teknolojiye dayalı kalkınma hamlesini” gerçekleştirememesidir.

“Orta Gelir Tuzağında” uzun yıllar kalan Çin ve Güney Kore, bu durumdan, “yıllık ortalama %7,0’nin üzerindeki” yüksek büyüme hızı gerçekleştirerek çıktılar… Bunu başarırlarken, Çin ‘ucuz emek’ etmeninden güç aldı, Kore ise ‘bilgi çağı teknolojilerine’ yönelerek rekabet yeteneğini artırdı…. 

Türkiye ekonomisi ise AKP iktidarı altında; son 11 yılda, sabit fiyatlarla, ortalama ancak %4,5 hızla büyüdü. Son 6 yılda yıllık ortalama büyüme hızı %3,7 ile, 2014’de ise % 3,3 ile sınırlı kaldı. “AR-GE, teknolojik yapılanma da, eğitimin niteliğinde, bilgi teknolojilerinden yararlanmada ve yenilikçilikte (inovasyonda) ise, sınıfta kaldı… 

“Orta Gelir Tuzağından” çıkış için uluslararası odaklar tarafından genelde önerilen reçete “yapısal reformların” gerçekleştirilmesi olarak özetlenmekte… Doğru, ancak hangi yapısal reformlar…?

Özellikle bu tür odaklar ile yerel ve uluslararası sermaye kesimleri tarafından, “çıkış” için Türkiye’ye dayatılmak istenen, emek piyasasında sözde yapısal reformlarla ‘daha ucuz emek’ koşullarının gerçekleştirilmesidir. Oysa ülkemizde;

· “İşgücüne Katılım Oranı”, Batılı ülkelerde %70’ler düzeyinde iken, ülkemizde %50’yi aşmamakta… “Kadınların işgücüne katılım oranı” ise, gelişmiş ülkelerde %50’nin üzerinde iken, bizde ancak %30 düzeyinde …

· Çalışanların % 35,7’si “kayıtdışı”, herhangi bir sosyal güvenceden yoksun… Bu oran, Avrupa’nın en yüksek düzeyi…

· Ülke ekonomisinde, çalışanların yaklaşık % 40’nın, kayıt içindekilerin ise yarıya yakının asgari ücretten gösterildiği bir çarpık yapı egemen…

· 15-29 yaş diliminde, çalışmayan, iş aramayan, okumayan, stajda ve askerde olmayan insanların oranı %34,6.. Bu ibretlik konumu ile Türkiye, ILO’nun 40 ülkelik listesinde 1. sırada. Türkiye bu “rezerv emek gücünden” yararlanamamakta…

· Gelir dağılımının bozukluğu, ortalama gelir düzeyinin yetersizliği  ve kurumsal eksiklikler nedenleriyle “Ulusal Tasarruf Oranı” %13,0 gibi
çok düşük düzeyde. O nedenle, yatırımlara yeterince iç kaynak ayrılamıyor… Oysa, bu oranın OECD ülkeleri ortalaması
% 26,0

· 2003-12 arasında, önemli bölümü vurgun niteliğinde, toplam 36,2 Milyar Dolarlık  özelleştirme yapıldığı halde, yeni yatırımlarda bir artış sağlanamadı; “toplam sabit sermaye yatırımlarının” GSYİH içindeki payı %20’nin altında seyretti…

· Sürdürülen dış borçla büyüme modelinin şirketler açısından doğal sonucu “döviz açık pozisyonunun” ve kırılganlığın artması oldu…  2002’de 6,5 milyar $ olan reel sektör döviz açık pozisyonu 2013 sonunda 173,2 milyar $’a dek çıktı.

· “Düşük kur – yüksek faiz” sarmalındaki ekonomimizde son 12 yılın lokomotifi olma işlevini kayıtdışı kent rantları üzerinden beslenen
inşaat ve konut sektörleri oluşturdu; tarım ve sanayi sektörlerinde gelişme ve verimlilik artışı sağlanamadı…

· İmalat sanayisi içinde “yüksek teknoloji sektörlerinin” payı % 2-3 düzeyinde. Gelişmiş ekonomilerde ise bu oran, çift haneli.

Ülkelerin birbirleri ile yoğun rekabet koşulları altında yarıştığı küresel ortamda büyüme hedefleri ve stratejilerinin belirlenmesi büyük önem kazanmıştır. Süreç ve sorunlar, siyasal iktidarların kamuoyunun gözünü boyama veya oyalama taktikleri ile göğüslenemez.

Örneğin AB, uygulamaya koyduğu ‘LİZBON II- Avrupa 2020 Büyüme Stratejisi’ çerçevesinde öngördüğü yapılanma ile sorunlarını aşmaya çalışmaktadır. Bu strateji çerçevesinde, AB ülkelerinin “istihdam, verimlilik ve sosyal gelişme/uyumda” yüksek düzeylere ulaşmaları hedef alınmaktadır. Bu kapsamda, 10 yıl içinde; 20-64 yaş diliminin %75’ine istihdam olanağı yaratılması ile her yıl Araştırma ve Geliştirme (R&D) alanına AB GSMH’sının %3,0’ü düzeyinde yatırım yapılması da hedeflenmektedir.

Bu hedeflere yönelik olarak, AB Komisyonu; 26 Kasım 2014’de, önümüzdeki üç yıl (2015-17 dönemi) için toplam 315 milyar € düzeyinde kaynağı, özellikle, “altyapı, araştırma ve geliştirme ile eğitim” alanlarında
yeni yatırımlar için tahsis etti

Bu anlayışla, bizim de öncelikli hedefimiz;

· “Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi ile çağdaş sosyal hukuk devleti normları, Kopenhag Ölçütleri temelinde, “toplumumuzu, devletimizi, Türkiye’yi her alanda yenilemek olmalıdır.

· Ülkemiz ve toplumumuzun güvenlik içinde “refaha, huzura” ulaşmasını, ülkede “erdemli şeffaf siyaset ve yönetimin” her kademede kurala dönüşmesini,  her alanda çağın paylaşmasını, sağlamak olmalıdır…

· Erkler ayrılığının ve yargı bağımsızlığının sağlanması,
makro
istikrarın korunması, ekonomi hukukunun çağdaşlaştırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, finansa erişimin kolaylaştırılması, devlet idaresinin etkinleştirilmesi, bürokratik işlemlerin enaza indirilmesi olmalıdır…

Bu amaçlarla, Cumhuriyetimizin 100. yılına değin;

· Teknolojik yapılanma, yüksek rekabet ve verimlilik ile inovasyona” dayalı etkin bir üretim ortamına, Bilgi Ekonomisine geçilmesine; bu doğrultuda, halen % 1,0 altında olan, “toplam AR-GE harcamalarının GSYiH’ya oranının”, en az %2,0’ye çıkartılmasına,

· Yıllık ortalama “% 7 sürdürülebilir reel hızla” büyüyerek,
Ukusal Gelirimizin, genel refah düzeyimizin, sabit fiyatlarla
on yılda
ikiye
katlanmasına, 

· Sanayimizi, tarımda yeniden yapılanmanın eşliğinde, “sürdürülebilir dengeli büyümenin” lokomotifine dönüştürmeyi; teknolojik düzeyi, verimliliği ve dış rekabet gücü yüksek bir ileri üretim yapısına geçişi, sağlayacak dönüşümün, enerji ve işgücü verimliliğini artıracak atılımların gerçekleştirilmesine,

· “Vergi tabanını genişletip, kaçakları önleyecek, %65 düzeyinde olan dolaylı vergilerin payını AB ülkeleri düzeyine çekecek, ekonomide çok yüksek düzeyde olan kayıt dışılığı azaltacak” adil ve etkin Reformların,
bir an önce devreye sokulmasına,

· Yüksek Öğretimde bilimsel nitelik artışının sağlanmasına, Orta Eğitimde öğretmen niteliğinin ve yaratıcı düşüncenin öne çıkartılmasına,
nitelikli işgücünün eğitilmesine özel önem ve ağırlık verilmesine,

Ekonomi yönetimimiz, siyaset dünyamız ve toplumumuzun bütünüyle odaklanması, yaşamsal öncelik taşımaktadır…

DİLEĞİM: TÜM BU ve ÖBÜR NEDENLERLE AKP İKTİDARI İLK GENEL
SEÇİMLERDE, HALKIN İRADESİ İLE SANDIKTA İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMALI, SN. CUMHURBAŞKANI R.T. ERDOĞAN’IN “YÜRÜTME, YARGI ve YASAMAYA” YÖNELİK, ANAYASANIN ÇİZDİĞİ SINIRLAR ÖTESİNDEKİ MÜDAHALELERİNE SON VERİLMELİDİR.

Algan HACALOĞLU
(23/Aralık/2014- İstanbul)

Dolar meydan okuyor!

Dostlar,

Son günlerde okuduğumuz hemen tüm yerli – yabancı irdelemeler olumsuz..

Ekonominin pike yapmaya girdiği işleniyor. 11 yıla varan irrasyonel, kısa erimli, özelleştirme talanına ve yüksek faiz – düşük kura… dayalı; TOKİ balonuyla uçurulan ve 1 milyonu aşkın konut arzı fazlalığı doğuran hovarda AKP ekonomisi duvara fena dayandı..

Cari açık dikiş tutmuyor.. 2013 ilk 6 ay sonu rakamı 36 milyar Dolar!

cari_acik_buyuyor
Sonbahar ve kış çooook yakıcı geçececek ve 2014 Mart’ta yerel seçimde AKP’nin alabora olabileceğini görebileceğiz..

Bu yüzden AKP savaş iklimi – ortamı hatta düşük – orta yoğunluklu savaş istiyor ekonomik bunalamı yönetebilmek için..

Bunun AKP – RTE için kamikazeden farkı yok..
Hem kendilerini hem de ülkemizi yokoluşa sürüklemek..

 

CHP – MHP – İP seçimlerde akıllıca ve ustalıkla işbirliği yapabilirlerse,
bu olasılık çok daha yüksek..

Muhalefetin şimdiden AKP sonrası en azından ekonomik enkazın nasıl kaldırılacağına ilişkin somut politikalarını halkla paylaşmaya başlaması gerek..

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 30.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

  • Lirayı ‘aslanlar gibi’ savunacağını açıklayan TC Merkrz Bankası Başkanı Erdem Başcı’yı piyasalar ters anladı. Kurlar daha da tırmandı

Dolar meydan okuyor!

Başçı’nın yeni taktiğinin ilk gününde dolar 2.07, Avro 2.74 TL’ye çıktı.
Wall Street Journal, “Türkiye bu yazki bozgundan en çok etkilenen ülkelerden biri ama Merkez Bankası Başkanı fazla rahat” diye ince ince iğneledi.

Fitch, “Kurdaki son yükseliş Türkiye’nin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor” diyerek fon akımlarındaki yavaşlamaya dikkat çekti. Tim Ash’e göre “Türkiye negatif ayrışacak.” Uzmanlara göre kaçış sürecek.

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Erdem Başçı’nın önceki gün yaptığı açıklamalar piyasaların yanı sıra yabancı basında da soğuk duş etkisi yarattı. Türk Lirası’ndaki keskin düşüş pek çok gazeteye haber oldu. Haberlerde özellikle Başçı’nın piyasalarla ilgili kaygılı olmayan tavrı eleştirildi. Uzmanlara göre Türkiye’ye yönelik endişelerde Suriye’deki gelişmelerle Ortadoğu riskinin yeniden ortaya çıkması,
iki günde %5 yükselen petrol fiyatları ve TCMB politikalarının sorgulanması gibi
3 öge öne çıkıyor.

ABD Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımlarını azaltacağı endişeleri de bunlara eklenince, yabancı yatırımcıların beklediği faiz artışlarının gerçekleşmemesinden kaynaklanan çıkışların artması, piyasadaki negatif ayrışmanın sürmesi bekleniyor. İntegral Menkul Değerler Araştırma Müdürü Egemen Candır “Gelişmekte olan ülkelerin hepsi faiz yükseltme eğiliminde. TCMB ise faize müdahale edip iç talepte aşırı daralmaya yol açarak büyümeyi yavaşlatmak istemiyor. Bu ortam, TCMB’ye güveni biraz sarsmış durumda” dedi.

Fitch kırılganlığa işaret etti

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in kıdemli direktörü Paul Rawkins,
kimi gelişmekte olan ülkelerin FED’in parasal genişlemeden çıkışının yol açacağı sermaye hareketlerine karşı daha fazla risk altında olduğunu belirtti. Rawkins,
Kurdaki son yükseliş Türkiye’nin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.” derken, Türkiye ekonomisinin fon akımında herhangi bir yavaşlamaya karşı kırılgan olduğuna dikkat çekti. Yapılan değerlendirmede fon akımındaki zayıflamanın büyümeye olumsuz etkileri olabileceği dile getirildi.

Ash: Türkiye negatif ayrışacak

Standard Bank Gelişen Piyasalar Analisti Tim Ash, son gelişmeler ve TCMB’nin açıklamalarıyla Türkiye’nin öbür gelişmekte olan ülkelerden negatif ayrışacağını söyledi. Ash, Türk Lirası değer yitiriyor. Bunun temel nedenlerinden biri
küresel sorunlar.

  • Türkiye gibi cari açığı yüksek olan ülkelerin
    ciddi finansman ihtiyacı var.

Bir başka nedeni de TCMB Başkanı’ndan gelen yorumlar. Bu biraz sıra dışı bir yorumdu. Birçok ekonomist faiz oranını yükseltme seçeneğini elinde tutması gerektiğine inanıyordu. Faizle ilgili değil de farklı enstrümanlardan bahsetmek piyasada baskı yarattı.” dedi.

Ash şöyle devam etti: Liranın zayıflamaya devam edeceği düşünülüyor, Merkez Bankası faizleri yükseltmek istemiyor ve elde çok az seçenek kaldı.
Bu durum da piyasaları ikna etmediğinden, elde çok fazla seçenek kalmıyor.
Bu durum da lirayı zayıflatıyor.” 

FT: Kaygılar giderilemedi

Financial Times (FT) gazetesi, “Türk Lirası rekor bir düzeye indi” derken TCMB Başkanı Başçı’nın liranın düşüşüne ilişkin kaygıları gideremediğini yazdı. Başçı’nın yıl sonuna dek faizlerin artırılmayacağı, döviz kurları konusunda kaygılı olmadıkları yönündeki ifadelerinin piyasaları rahatlatmadığını vurgulayan gazete, Başçı’nın açıklamalarının ardından liranın dolara karşı keskin biçimde düştüğüne, borsanın da gerilemeye devam ettiğine dikkat çekti.

İngiliz gazetesi, analistlerin Merkez Bankası’nın 20 Ağustos’ta borç verme faizinde yaptığı 50 baz puanlık artışın “hem yetersiz olduğunu, hem de geç geldiği yönündeki değerlendirmelerine de yer verdi.

WSJ: Bu ne rahatlık?!

ABD’li Wall Street Journal, “Rahat Merkez Bankası Başkanı, lira için daha çok rezerv harcamayı planlıyor” başlığıyla verdiği haberine “TCMB Başkanı salı günü, ülkenin büyük hızla düşen para birimi ve kararan ekonomik görünümü ile ilgilemek üzere ağustosta ailesi ile yapacağı tatili ertelediğini söyledi” ifadeleri ile girdikten sonra “Tatilini iptal etmesi belki iyi oldu çünkü yurtdışına seyahat etmek O’na
çok pahalıya mal olurdu”
 esprisini yaptı. WSJ, Başçı’nın sözlerinin üzerine liranın yeniden düştüğüne dikkat çekerek “Türkiye’nin bu yaz, yükselen piyasalardaki bozgundan en çok zarar gören ekonomilerden biri olmasına karşın Başkan, ekonominin görünümü konusunda ne denli rahat’ olduğunu kezlerce vurguladı” diye yazdı.

**************

Durmak yok kaçışa devam

FED’in tahvil alımlarını yavaşlatacağını duyurduğu 22 Mayıs’tan bu yana yüksek cari açığı ve dış borçları yüzünden piyasalardan kaçışın en fazla hissedildiği ülke olan Türkiye, bu unvanını bırakacağa benzemiyor. TCMB Başkanı Başçı’nın açıklamaları doları düşürmek yerine aksine yükselişine zemin hazırlarken buna eklenen Suriye gerginliği de borsadaki kan kaybını hızlandırdı. Uzmanlara göre kurdaki yükseliş açık döviz pozisyonu olan borsa şirketlerinin kârlarını, petroldeki yükseliş ise sanayi şirketi hisselerini baskı altında tutuyor.

Borsada kayıplar dün de %2’yi aştı ve 64 bin 148 puan ile Ağustos 2012’den bu yana en düşük düzeye geriledi. Dolar 2.0733 ile yeni rekorunu kırdı. Döviz sepeti ise 2.42 TL’nin üzerini gördü. Serbest piyasada dolar 2.0580, Avro 2.7440 TL’den günü tamamladı. Gün boyu düşen borsa, akşama doğru banka hisselerine gelen alımlarla toparlandı. Bankacılık endeksi %2.84 yükselirken sanayi endeksi %1.56 düştü. Petrol fiyatlarının yükselmesi nedeniyle THY hisseleri %5.29 çakıldı.
Borsa %0.10 düşüşle kapandı. (Cumhuriyet, 29.8.13)

İktidarın Başını Ne Yiyecek ??

Dostlar,

Geçtiğimiz günlerde Sayın Orhan Bursalı, çok önemli 2 yazı yazdı..
Ülke ekonomisindeki kritik çıkmazlara değindi ve verilere dayanarak sordu, yanıtladı :

  • İktidarın Başını Ne Yiyecek ??

Bu 2 bölümlük yazının dikkatle okunması gerek..
Türkiye’nin yakıcı gündemine karşın gözden kaçmamalı.
Kaldı ki, yakıcı gündemin tam da ortasındaki 2 temel sorun işlenmekte..

Bilginize sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
24.4.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 18.04.2013

portresi

İktidarın Başını Ne Yiyecek ??

Siyaseti tartışıyoruz ama ekonominin içi boş. Bugün iktidarda kalıp kalmamanın en önemli kıstaslarından biri olan ekonominin kimi rakamlarını anımsatacağım..
Salt siyaset üzerine yazarak yakın geleceği anlayamayız..

İktidar;

– ya Türkiye’yi parçalayabilecek bir iç-dış serüvenin kılıcı altında yıkılacak
– ya da çözemediği ekonomik sorunların, bozuk gelir paylaşımının enkazı altında kalacak. 

Kürt meselesinin çözümü konusunda Apo ile tek başına girdiği yolun çıkmazları üzerine çok yazıp duruyoruz.. Bugün gazetelerin manşetlerine taşımadığı çok çarpıcı gerçeklere yer vereceğim…

Enflasyon %60!

Radikal’de Uğur Gürses, gözlerden kaçan iyi bir konuyu yazdı: Cebimizdeki paralar ve enflasyon! 2005’te para reformu yaptılar, 5 TL’nin 10 TL’nin, 50, 100 ve 200 TL’nin çok önemli bir değeri vardı.. Yıllık ortalama %9.8 enflasyon oranıyla, geçen 6 yılda toplam enflasyon %60’a dayandı!

Yani 10 TL 4 TL’ye, 100 TL 40 TL’ye, 200 TL 120 TL’ye düştü. 5 TL de 1 TL’nin altına indi!

Ben de bozdurduğum yüzlük neden hemen kayboluyor, eskiden böyle değildi, diye sorup duruyordum! Tabii böyle olunca, piyasadaki banknot miktarları da hızla arttı.

Burada, toplam banknot hacmi içinde örneğin 100 TL’nin tuttuğu yer, %28.7’den %48.6’ya yükselmiş… Neredeyse enflasyon oranında dolaşımdaki miktarı artmış.
50 TL azalmış, değer düşüklüğü.. 200’lükler hızla artmış.. Gürses diyor ki, 5 yıl sonra ağırlıkla 200’lük kullanabiliriz ve 500’lük banknotlarla tanışabiliriz.. Eh, paradan yeniden sıfır atarlar mı dersiniz!..

***

Ulusal gelir 10 bin $’da çakıldı: Biliyorsunuz, ulusal geliri 10 bin $’a yükselttik diye caka satıyordu Akil İktidar! Adam başına düşen ulusal gelirin 4 yıldır 10 bin $’da çakılıp kaldığını söyleyelim!

RTE’nin ve adamlarının nurlu ufuklar edebiyatını anımsıyorsunuz… Tren gitmiyor,
hepsi en arka vagondan iteleyip duruyorlar treni, ama bir inatçı keçi mi desem yoksa eşek mi, ıııh diyor olduğu yerde kalıyor! N’oldu? Bunu sonraki yazımda yazacağım; treni götüremezler!

Büyüme %2: Büyüyen Türkiye edebiyatı da okyanusun derin sularına çakıldı.
%2 büyüme, Türkiye için diş kovuğuna yetmez. Sanayi, tarım her neyse, ülkenin ihtiyacı olan değer ve iş yaratamıyor. Neden %2? Çünkü ekonomiyi, dışarıdan aldıkları hammadde – yarı mamul, enerji, makine teçhizat, kimya vb. ile çevirebiliyorlar.
Önceki iki yıl büyüme %8-9 olarak gerçekleşmişti!..

Dışarıdan satın alınan ve ekonomiyi çeviren bu malların parasını nereden buluyoruz?
Yine dışarıdan! Ülkeye giren sıcak para vb. ile ithalatı finanse ediyoruz. Ama aslında edemiyorsun, iktisatçıların diliyle cari açık veriyorsun! Peki, ne oldu? Dış ülke ve kurumlar dedi ki, hooop borcunu karşılayamayacak duruma geliyorsun, çökebilirsin, ithalatınla birlikte büyümeni düşür..

Olan bu… Tabii işsizlik de %10’u aştı! Tabii yatırımlar düştü, hem devlet hem özel!
Ama $ milyarderlerinin sayısı 38’den 43’e çıktı!
Ülkemizde 94 bin $ milyoneri var,
bunlar ülkedeki toplam servetin, yani 1.1 trilyon doların %43’üne
(yaklaşık 500 milyar dolara) sahipler!

111. Sırada          :

Prof. Faik Öztrak açıkladı: 150 gelişen ve yükselen ekonomi içinde Türkiye, büyümesi en hızlı yavaşlayan 5. ekonomi oldu. Tüm bu ekonomiler 2012’de %5.1 büyürken Türkiye’nin büyümesi bunun yarısından bile az gerçekleşti. Türkiye 2012’de büyüme sıralamasında da 150 yükselen ve gelişen ekonomi içinde 111. sıraya düştü.

Bir olgu daha: Türkiye’nin 1946- 2002 arası ortalama büyüme rakamı %5.1..
AKP döneminin 10 yıllık ortalama büyüme rakamı bunun altında: %5..
Hem de 10 yıllık istikrarlı bir dönem! Palavrayı bırakalım!

Borç   : İktidarın, ülkenin dışa olan net finansal yükümlülükleri 414 milyar $.
AKP iktidara geldiğinde bu miktar 85 milyar $ idi! Dış borcu ise 179 milyar $ artarak
326 milyar $ oldu (Öztrak). Ekonomiyi neyle çevirdiği ortada! Halkın kredi kartı borçları 90 milyar $ dolayında. Borçluların %20’sinden çoğu, borcunu borç alarak kapatıyor..

****************

İktidarın Başını Ne Yiyecek – 2

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 21.04.2013

Önce perşembe günkü “İktidarın Başını Ne Yiyecek?” yazımda acele ile yaptığım yanlışı düzelteyim: Adam başına düşen milli gelir 10 bin TL değil tabii ki $ olacak… İkincisi, Türkiye’de $ milyoneri ve milyarderi karışıklığı. Doğrusu: 2012’de dolar milyarderi sayısı 38’den 43’e yükseldi.
Wall Street Journal’a göre de, Türkiye’deki $ milyonerlerinin sayısı 94.000…

‘İhracat’taki Fotoğraf            :

Türkiye’nin 10 bin $ ulusal gelirde çakılıp kalmasının ve ihracat arttıkça cari açığın daha çok artmasının nedeni tartışılmıyor. Başbakan ve bakanları bol keseden atıyor…
Geçen gün de Forum İstanbul’un tanıtım toplantısında, koca koca patronlar iktidarın
bu masalını yineleyip durmuşlar!

  • 2023’te dünyanın en büyük 10. ekonomisi ve
    25 bin $ adam başına ulusal gelir!

Kendini tahıl ambarında görmek hoş bir şey! AKP bu amaca yönelik ekonomide hiçbir şey yapmıyor? Bir çözüm üretemediği için duvara dayandı…

Temel sorunu söyleyelim             :

  • Sorun, ihraç ettiğimiz imalat sanayi ürünleri içinde, yüksek teknoloji içerikli ürünlerin oran olarak yerlerde sürünüyor olması:

% 1.9! Evet evet, % 1.9 (2010 yılı; yıllardır böyle)! Araştırmacı B. Ali Eşiyok’un Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergimizin 1358. sayısında (29 Mart 2013) yayımlanan “Türkiye Teknolojinin Neresinde?” başlıklı incelemesindeki, Dünya Bankası veri tabanından derlediği rakam bu!

Peki Güney Kore? % 28.7! Ya Hindistan? % 7.2… Peki Çin? 27.5. Brezilya: 11.2…
Yani önümüzde büyüyebilen gelişmekte olan ülkeler ve büyüyemeyen gelişmekte olan Türkiye var…

Yüksek teknolojinin payının önemi şu             :

Sanayi ürünleriniz ne denli yüksek teknoloji içeriyorsa (kalite!), o denli yüksek fiyat, yüksek getiri… Ayrıca, yüksek teknolojiyi ülkenizde üretirseniz, dışarıdan satın almazsınız, dolayısıyla cari açığınız artmaz, kendi beyin gücünüzü kendiniz kullanırsınız, kaliteli beyniniz ülke içinde büyür,
nitelikli iş alanları açılır…

Yoksullaşarak Büyüme!

Türkiye’nin sanayi malları ihracatının temel özelliği, düşük teknoloji içerikli malların oranının çok yüksek olması… İhracatımız içinde “düşük teknoloji içerikli sektörlerin payı % 30.4” (*)..

Buna düşük – orta teknoloji sektörlerin payı olan % 37.8’i katın, etti % 68.2!..

Ekonominin iyi yapısını gösterecek Orta-İleri Teknoloji sektörlerin payı ise çok düşük: % 8.4… Yüksek teknoloji sektörlerin payı ise % 3.4…

İktisatçılar, ülkenin ihracatının sürekli düşük teknolojili mallara-sektörlere dayanarak artmasına, yoksullaşarak büyüme diyor!

İhtiyacınız olan yüksek teknolojiyi ise büyük paralar ödeyerek dışarıdan alıyorsunuz…
Düşük nitelikli ürünleri de ucuza satıyorsunuz! Sizin satın aldığınız orta-yüksek teknoloji bir kamyon ürüne ödediğiniz dövizi geri kazanmak için, mesela 20 kamyon, bazen 50 kamyon mal satıyorsunuz! “Yoğun emek ve sürekli çok kaynak” isteyen bir ekonomik yapımız var!

Emek Üzerinde Baskı           :

Düşük teknolojili üretim yoğun emek ve bol kaynak istediği için, ücretleri baskılamak zorundasınız. Çünkü dünyada rekabet edebilmeniz için emek ucuz olmalı. İşte bu iktidar da bunu yapıyor. Taşeron sisteminin nedeni budur… Sendikaları yok etmeye çalışmasının nedeni de! (Patronlar yüksek nitelikli mal üzerinden değil, düşük ücretler üzerinden üretimlerini sürdürebilsin ve sermaye biriktirebilsinler…) Türkiye ekonomisi hâlâ önemli ölçüde çok ucuz “ne iş olsa yaparım abi” emeklerle dolu! Enflasyon % 10’larda, ama emeğe önerilen % 4-6… Sürekli ütülen bir çalışan sınıf…

İktidar bu sınıfı ne kadar süre baskılayabilecek??…

Olanaksız     :

İşte iktidarın en büyük çıkmazı bu ekonomik yapı.

İçeride çarkları döndürmek için en önemli ihtiyaçları ithal etmek zorunda, bu ithalatı da yine dış paralarla karşılıyor. Borç artıyor (cari açık), tehlike çanları çalıyor, ekonomik büyümeyi % 2.2’ye düşürmek zorunda kalıyorsunuz…

Eşiyok diyor ki: “Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda teknolojide hızlı gelişmeler sağlamadan uluslararası rekabet gücünde (ihracatta) ve cari açık gibi yapısal sorunların çözümünde kalıcı başarımlar elde etmesi neredeyse olanaksız gözükmekte. Teknoloji düzeyi düşük (Harcıâlem, gıda ve tekstil gibi sektörlere dayalı) bir ihracat profilinin uzun dönemde sürdürülebildiği son derece kuşkuludur.”

Eşiyok nazik davranmış… Kuşkulunun ötesindedir durum… Olanaksıza yakındır…
(Devam edeceğiz…)

(*) A. Eşiyok, (CBT 139, OECD sınıflandırmasına göre ve TÜİK veri tabanı). İhracatın % 32.3’ünü sağlayan düşük teknoloji sektörleri: Gıda ürünleri ve içecek, tütün, tekstil giyim ürünleri, deri ürünleri, ağaç-mantar-hasır örme ürünleri; kâğıt ve ürünleri, basım plak kaset, mobilya sınıfı… Düşük-orta teknolojili sektörler: Kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri, plastik ve kauçuk ürünleri imalatı, metalik olmayan diğer mineral ürünlerin imalatı, ana metal sanayii, makine ve teçhizat dışında; metal eşya sanayisi, deniz taşıtlarının yapımı ve onarımı…

2011 Başında Türkiye ve Geleceğe Bakış / Looking at Turkey and The Future in Early 2011

Corlu_konf_2011_Basinda_Turkiye_ve_Gelecege_Bakis_4.2.11