CUMHURİYET Gazetesi Davasında Savunmalardan Alıntılar..

CUMHURİYET Gazetesi Davasında Savunmalardan Alıntılar..

11 Eylül 2017, Silivri Cezaevi

21:00- Avukat Fikret İlkiz:  Ahali bir dirhem hakiki havadis, bir satır doğru makaleden mahrum bırakılmıştır. Bütün makaleler amacından saptırılmış gerçekler tevkif edilmiş, yalanlar serbest bırakılmıştır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere; gazete, mecmua, radyo ve televizyonlarda iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta o güzel mesleklerine ihanete başlamışlardır. Şaşırmayan meslek erbabı gazetecilerin işten atılması ise matbuat sahiplerinin çıkarlarıyla siyasetçilerin al gülüm ver gülüm hesaplarına ters düşen yazılarından dolayıdır. Ağır aksak çalışan demokratik-siyasal-sosyal-ekonomik nizam yine bozulmuş; millet fakr-ü zarûret içinde bir kere daha harap ve bitap düşmüştür. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, meslek ahlakını korumak ve mesleğin onurunu kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, kaleminin ucunda, bilgisayarının tuşlarında ve demokrasi inancında mevcuttur. Bizim için Ahmet Şık olayların tanığıdır. Gazetecidir. O nedenle biz onun da ifade ettiği gibi medyada mahkeme kurmayız. Ama her duruşmadan önce bu belgeleri gönderenler hakkında yapılacak ne var bilmiyoruz.

Gazeteciler mahkemelerin değil olayların tanığıdır. Gazeteciler başka gazetecilerin tanığı olmamalıdırlar. Ama bugün oldular.

Ahmet Şık her dönemin sanığıdır, her dönemin tutuklusudur, her dönem tutuklanandır. Gülen’in gerçek yüzünü ortaya çıkardığında tutuklandı.
Ahmet Şık kimi kızdırdı? Kimi öfkelendirdi? Hangi sırları ortaya döktü acaba diye sorabiliriz.

20:40- Avukat Fikret İlkiz: Bu iddianamenin dili yoktur ama dil çok önemlidir. Bir iddianamenin dili yoksa anlaşma olanağı da tartışma olanağı da yoktur. Örgüte üye olmamakla birlikte gazete, manşet ve yazılarıyla örgüt adına suç işlenebilir mi? Üye olmamakla birlikte yardım edilebilir mi? İddianame bunu sorduyor. Bize göre olamaz ama Türkiye’de oluyor. Manşete kim karar verir, sizi kim işe aldı” gibi sorular soruyorsunuz. Doğru bu iddianame bunu sorduruyor.

Hiçbir basın savcısı terör örgütü üzerine iddianame yazamaz, yazmamalıdır.

Basın özgürlüğünü koruyan uluslararası anlaşmalar vardır ve biz de tarafız. Bu ilkeleri yok sayıyorsunuz. Ama biz var sayıyoruz. Bazı uluslararası kararları sevmiyor olabilirsiniz. AİHM’in Ahmet Şık kararı vardır. Şık’ı sevmiyor olabilirsiniz ama böyle bir karar vardır. Devletin yargıladığı kişi aslında devletin demokratik meşruiyetini ve hatta devletin var olup olmadığını yargılarsa, verilecek en iyi yanıt: Venedik Komisyonu 15 Mart 2016’da “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” maddesinin kaldırılmasını tavsiye etmiştir. Terk edilmiş bir ceza hukuku anlayışıyla kaleme alınmış bir iddianame, II. Dünya Savaşı’nın sonunda kalmış bir yargılamadır. Türkiye’nin doğal kaynaklarını ve halkı soyup soğana çevirmek isteyenler kendilerini vatansever ilan etmiştir. Soygunları, yolsuzlukları, olup bitenleri araştıran, yazan gazeteciler varidatlarını korumak isteyenlerce ‘vatan haini’ ilan edilmiştir. Matbuat sahipleri, bu gazetecilere ses çıkarmayıp demokrasiden yana saf tutmayı ticari kârlarının artması için bir vesile saymışlardır. Aslında bunlar efkar-ı umumiyeyi uyutmak için gazeteciler üzerinde tahakküm kurmayı kafalarına koymuşladır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar yazmayı, görmeyi, konuşmayı hatta düşünmeyi yasaklayacak ölçüde ileri gitmiş, bir milleti rezil-i rüsva etmekte hiçbir mahzur görmemiştir. ‘Meslek ahlakının en kıymetli hazine olduğunu’ pek çabuk unutmuşlar; sadece iktidarların iradesine tabi olarak hadisat vicdaniyatından kendilerini pek kolayca mahrum eylemişlerdir. Matbuat sahipleri; matbuatı kendi gücü için kullanmıştır. Bi-netice matbuatın bütün kaleleri cebren ve hile ile zaptedilmiş ve bazı gazeteciler hapiste olabilirler. Bütün yazıişlerine girilmiş; bütün kalemlerine ve bilgisayarlarına el konulmuş; bütün fotoğraf makinaları kontrol altına alınmış…
……………………….
=================================
Teşekkürler Sayın Av. Fikret İlkiz, bu nitelikli savunma için..

Sevgi ve saygı ile. 12 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkiye Barolar Birliği’nden Silivri İletisi


Dostlar
,

TBB’nin (Türkiye Barolar Birliği) aşağıdaki açıklaması apaçık bir hukuk dersi gibi. Hem öğretici hem uyarıcı..

İnsan hakları dersi, Ceza Usul Hukuku Dersi, Anayasa hukuku dersi…

Saygıdeğer Başkan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu da bir Ceza Hukuku uzmanı, Ankara Hukuk Fakültesi’nin önceki dekanlarından.
Bu kritik dönemde Türkiye için bir şans.

  • Türkiye, Anayasası’na göre (md. 2) demokratik bir hukuk devleti. 

Bu bakımdan, herkesin bu temel noktayı gözden kaçırmaması ve
TBB’ni özenle dinlemesi yerinde olacaktır.

TBB’nin açıklamasını son derece yerinde, yararlı buluyor ve destekliyoruz.
Başta Sn. Başkan Prof. Feyzioğlu lmak üzere Yönetim Kurulu’na teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Asos, Çanakkale, 6.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Baro’dan Silivri Mesajı!  

tbb_logosu

 

Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Prof. Dr. 
Metin Feyzioğlu ve
yönetim kurulu üyeleri ile Ankara Barosu yönetim kurulu üyeleri, yarın (5.8.13) görülecek olan Ergenekon Davası karar duruşması öncesi Silivri Cezaevi’ne gitti.

 

Ergenekon Davası’nda yargılanan sanıkların yakınları tarafınan kurulan
nöbet çadırını ziyaret eden Feyzioğlu ve yönetim kurulu üyeleri burada
alkışlarla karşılandı. Silivri Nöbet Çadırı‘nda açıklama yapan Feyzioğlu,

portresi

”Aslında yaşadığımız her gün dünya ve
Türk hukuk tarihinin bir parçası haline geliyor.

  • Biz tarihte görülmüş en büyük hukuksuzluğu
    şu anda yaşıyor ve gözlüyoruz. 

Unutmuyoruz.

Hiçbir hukuksuzluk tarihte karşılıksız kalmamıştır.” dedi.

“KARARIN NASIL OLACAĞINI AŞAĞI YUKARI TAHMİN ETMEK
MÜMKÜN GÖRÜNMEKTEDİR.”

Feyzioğlu,

“Bugünlerin de geçeceğini bilerek bunları yaşıyoruz. Ben herkese bugüne kadar gösterdikleri metanetli, dik ve onurlu duruş için teşekkür ediyorum.
Geldiğimiz gün itibariyle ‘Balyoz’ ve ‘Ergenekon’ adlı davalar sürecinde

– ne kadar büyük haksızlıkların yapıldığı ve
– önceden kurgulanmış bir senaryonun adım adım işletildiği ve
– aslında amaçlananın suçluyu, suçsuzdan, doğruyu, yanlıştan ayırmak değil,
– bir tarafta Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK) tamamen çökertmek,
– öbür yandan da toplumsal muhalefeti susturmak, sindirmek olduğu

yalnızca içerde değil uluslararası camiada da görülmüştür.

Gerçekten bu soruşturmaların başlangıcından beri sergilenen yaklaşım,
darbeyle mücadele olmamış sözü söyleyene, muhalefet eden farklı düşünenle
mücadele şeklinde gelişmiştir. Ve yarın ilan edildiği üzere karar açıklanacaktır.
Bu kararın nasıl olacağını bugünden aşağı yukarı tahmin etmek mümkün görünmektedir”

ifadelerini kullandı.

“MİLLETİN BURAYA GELMESİ ENGELLENMİŞTİR”
Feyzioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:“Etrafımıza baktığımızda bile yurttaşların bölgeye ulaşmasının yasaklanması ve bu yasağın her ne pahasına olursa yaşama geçirilmesine yönelik önlemlerin alınması, mahkemenin vereceği karara ilişkin önemli işarettir. Ve bu karar her ne kadar “Türk milleti adına” veriliyor gibi görünse de, Türk milletinin bundan pek de memnun olmayacağı anlaşılıyor ki milletin buraya gelmesi engellenmiştir.
Yani mahkeme kararını göğsünü gere gere değil, adeta mahcubiyet içinde fısıldayarak vermek istemektedir. Cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş bir olay..
Mahkemenin kararının önceden valilik tarafından ilan edilmesidir.
İleri demokrasi diye diye getirdikleri noktada bizim algıladığımız şudur;
– Mahkeme milletin aleni olması gereken duruşmaya girmesini yasaklamış,
bu yasağı gerekçe gösteren İstanbul Valiliği de
– ‘Yollara çıkmayın nasılsa mahkeme sizi içeri almayacak dolayısıyla yola çıkan herkesi ben alenen suçlu görürüm suçlu görmekle de yetinmem hangi noktaya gelirse gelsin ne pahasına olursa olsun cezasını yerinde veririm güç kullanırım’
diye tehdit etmiştir. Bu önceden istişare edildiği ve adeta bir işbirliği içinde davranıldığı görülen durum zaten yarının bugünden habercisidir.”
“BUGÜNLER GEÇECEKTİR. AYDINLIK YARINLARA
HEP BİRLİKTE ULAŞACAĞIZ”
Feyzioğlu,“Açıkçası ilk günden beri söylediğimiz şudur;
Usül esasın giriş kapısıdır.
Yanlış kapıyı açarsanız yanlış odaya girersiniz.
Yanlış kapıyı ısrarla açmak istiyorsanız zaten yanlış odaya girmek istiyorsunuz demiştik.
O kadar çok yanlış kapılar açıldı ki o kadar çok usulsüzlük yapıldı ki,
yarın doğru odaya girilmesini beklemek hayalcilik gözüküyor.Biz adil yargılanma hakkının savunma hakkının hiçe sayıldığı
ve en sonunda İstanbul Valiliği tarafından* seyahat özgürlüğü,
* düşünceyi açıklama özgürlüğü,
* toplantı ve gösteri yürüyüşleri özgürlüğühiçe sayılarak ‘Silivri’ye gelmeyin’ diye insanların korkutulduğu bu davada hükmün
millet adına sizler tarafından verildiğini biliyoruz. Yarın belki mahkeme millet adına bir hüküm verdiğini iddia edecektir ama bu millet bu davalar hakkında hükmünü çoktan vermiştir.

Bugünler geçecektir.

Size söz veriyorum geçecektir.

Aydınlık yarınlara hep birlikte ulaşacağız a dostlar. Bir gün bile kuşkunuz olmasın.

Sizlere Hadımköy’den de selamlar getirdik. Hadımköy’de Balyoz ve Ergenekon davasından tutuklu olan komutanlarla kucaklaştık. Hepsinin moralleri son derece iyi.
Tutukevinde millete hizmetle görevlerini devam ettiriyorlar. Onurlu, dik duruyorlar
ve özellikle istediler, bu çadıra selamlarımızı iletin dediler. Siz de kabul buyurun
bu selamları.

Bizler içeri geçeceğiz yarından önce dostlarla kucaklaşacağız.

Baro’dan Silivri Mesajı!

Moral vereceğiz.
İhtiyaçları olmadığını biliyoruz ama bizim kucaklaşmaya ihtiyacımız var.” dedi.

Feyzioğlu ve beraberindeki heyetler alkışlarla uğurlandı.
Heyet daha sonra bazı sanıklarla görüşmek üzere Silivri Cezaevi’ne girdi.

(http://sozcu.com.tr/2013/gundem/barodan-silivri-mesaji.html)

==============================================================

İSTANBUL VALİLİĞİNİN 5 AĞUSTOS 2013 TARİHİNDE
SİLİVRİ’DE YAPILACAK DURUŞMAYA İLİŞKİN AÇIKLAMASI ve
13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NİN AÇIKLIK İLKESİNİ İHLAL EDEN KARARI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

  1. Kamuoyunda Ergenekon olarak bilinen ve 5 Ağustos 2013 tarihinde Silivri Cezaevi’nde görülecek olan davanın duruşmasına, “basın mensupları ile milletvekilleri dışında izleyici alınmamasına” İstanbul Özel Görevli 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce karar verildiği öğrenilmiştir. İstanbul Valiliği ise, duruşmanın yapıldığı yere gitmek isteyenlerin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal edeceklerini, buna rağmen gitmek isteyenlere karşı tedbir alınacağını ve bu tedbirlere “adım adım hangi safhaya kadar gerekiyorsa o safhaya kadar devam edileceği”ni bildirmiştir.
  1. Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 182/1. maddelerine göre duruşma herkese açıktır. Duruşmanın açıklığının kısıtlanabilmesi için, kamu güvenliğinin bunu kesin olarak gerekli kılması zorunludur. Bu durumda bile, duruşmanın kapalı yapılmasına ilişkin kararın gerekçesi ve hüküm, mutlaka açık duruşmada açıklanır. Yüksek güvenlikli cezaevi kampüsünün ortasında kurulu bir duruşma salonunda, kamu güvenliğinin tehdit altında olabileceği iddia dahi edilemez. Demek ki duruşmanın açıklığının kısıtlanmasının
    yasal koşulları bulunmamaktadır. Esasen bir davanın şehirden yaklaşık
    100 km uzakta ve cezaevinin içindeki bir salonda görülmesi de, duruşmanın açıklığı ilkesinin devlet eliyle ihlal edildiğinin başlı başına göstergesidir.
    Anılan yargılamada bu aşamaya dek yaşanan hukuksuzluklar silsilesinin ardındaki temel nedenlerden biri de, davanın kamuoyunun erişiminden uzak ve cezaevi koşulları nedeniyle psikolojik baskı yaratan bir ortamda sürdürülmüş olmasıdır.
  1. Öte yandan, CMK’nın “Duruşmanın Düzen ve Disiplini”ne ilişkin 203. ve devamı maddelerine dayanılarak, duruşmanın belirli kişiler dışında kalan izleyicilere yasaklanmasına hiçbir şekilde karar verilemez. Aksine bir uygulama, duruşmanın açıklığı ilkesinin keyfi bir şekilde ihlalidir.
  1. Mahkemenin, anılan hukuka aykırı kararı ve İstanbul Valiliği’nin bu karara atıf yapan açıklaması, Valilik ile Mahkeme’nin mutabakat içinde hareket ettiği algısı yaratmaktadır. Oysa demokrasinin ön şartı; bağımsız ve tarafsız yargı ile kuvvetler ayrılığıdır. Mahkeme kararının, kararı veren mahkeme tarafından değil, Valilikçe kamuoyuna duyurulması, yürütme ve yargı birliğini vurgulayan fevkalade talihsiz bir gelişmedir.
  1. İstanbul Valiliği’nin açıklaması, Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan “Seyahat Özgürlüğü” ile 34. maddesinin “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” hükmüne doğrudan aykırılık teşkil etmektedir. AİHM’nin (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) yerleşik içtihadına göre ise, barışçıl gösterilerin güç kullanılarak engellenmesi ve dağıtılması, Sözleşme’nin ihlalidir. Valilik, elbette duruşmanın güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri almalıdır. Ancak bir hukuk devletinde, yasaklama yoluyla değil, temel hak ve özgürlükleri korumaya
    özen gösteren düzenlemelerle güvenlik sağlanabilir.
  1. Şöyle ki; Valiliğin hukuka aykırı yasaklama kararı ve duruşmanın yapıldığı yere gelmek isteyenlere karşı güç kullanılacağına dair açıklaması, AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 10. maddesinde güvence altına alınan “İfade Özgürlüğü”ne ve bu özgürlüğün yaşama geçirilmesine yönelik olarak Sözleşme’nin 11. maddesinde düzenlenen “Toplantı Özgürlüğü”ne aykırılık oluşturmaktadır.
  1. Sözü edilen Valilik kararına dayanak yapılan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun bütün maddeleri, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ışığında yorumlanmalı, bu Sözleşme’ye aykırı hükümleri ise, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca hiçbir şekilde
    uygulama alanı bulmamalıdır.
  1. Valiliğin, ancak bir polis devletinde görülebilecek açıklaması,
    bu davada yaşananların özetidir. Mahkeme de, aleni açıklaması gereken kararını, adeta bir mahcubiyet içinde ve gizlice açıklamak istemektedir.

Türkiye Barolar Birliği olarak, bütün yaşananlara karşın, yargıya hala güvenmek istiyoruz. Açıkladığımız gerekçelerle, Mahkeme’nin hukuka aykırı kararını gözden geçirmesi ve İstanbul Valiliği’nin hukuka aykırı açıklamasını geri alması için
ilgili makamlara demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları adına
kamuoyu önünde çağrıda bulunmayı bir görev kabul ediyoruz.

Saygılarımızla. 5.8.13

Av. Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU
Türkiye Barolar Birliği Başkanı

http://www.barobirlik.org.tr/Detay19969.tbb, 5.8.13

5 Ağustos’ta Silivri’deyiz!


Güncelleme eki                                :

portresi

Av. Celal Ülgen : 

En şiddetli mahkûmiyet kararları çıkacak!

 

 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi adı üstünde Özel yetkili bir ağır ceza mahkemesi.” Olağan günlerin değil, olağandışı dönemlerin, baskıcı ve özgürlük kısıtlayıcı dönemlerin mahkemesi olarak geçecek tarihe. Bu mahkemelerin

ilk uygulaması savunmanın sesini kısmak ve alabildiğince avukatları konuşturmamak oldu. Çağa, baskıya, şiddete, susturmaya tanıklık etmeyi, karşı çıkmayı, dik durmayı, seçenler hakkında suç duyuruları yapıldı, duruşmalardan kovuldu.

  • Hatta avukatlar mahkeme salonunun tam ortasında mahkeme başkanının talimatıyla eli coplu robokopların saldırısına uğradı.

Tarih elbette bu mahkemeleri layık oldukları yerlerine oturtacaktır.
Bu mahkemelerin Türk ceza yargısına verdiği zarar 10 yılda giderilemez boyutlara ulaştı.

Bu mahkemeler kanuna göre değil kendi alışılmış uygulamalarına göre yargılama faaliyeti icra ettiler.

Büyük projeler, üretilmiş deliller, sahte ihbarcılar, polis ile savcının, polis ile yargıcın kol kola olduğu-birlikte iş kotardığı organizasyonlar birbiri ardına
bu mahkemelerin aklanmasından geçti.

Baskıcı uygulamalar 

Bu mahkemeler şimdiye dek yaptıkları baskıcı uygulamaları taçlandırmak isteyecekler.

Bu açıdan tarihin en şiddetli mahkûmiyet kararları bizi bekliyor.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis, 15 yıl, 20 yıl hapis cezaları havada uçuşacak.

11 yıldır süren bu rejim aslında sivil bir darbenin, sivil bir diktanın rejimi olmuştur.

5 Ağustos (2013), totaliter unsurlar taşıyan bu faşist dönemin dibi olacaktır.
5 Ağustos, üretilmiş ve hukuka aykırı delilleri bir dönem hukukunun temel taşı yapan zihniyetinin yıkılışının başlangıcı olacaktır. (Cumhuriyet, 28.7.13)

***************************************

(AYDINLIK, 28.7.13)

5 Ağustos’ta Silivri’deyiz!

İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon Davası‘nda 5 Ağustos’ta kararını açıklayacak. Karar duruşması öncesinde CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ile gazeteci Tuncay Özkan, Silivri Cezaevi’nde birlikte kaldıkları koğuşta çektirdikleri fotoğrafları Twitter’dan paylaştı.

İşte Balbay ve Özkan tarafından paylaşılan o fotoğraflar:

 @BalbayMustafa: Hücrelerimizin hemen önündeki ortak kitaplık bizi özgürlüğe götüren yer

 @BalbayMustafa: Kitapları seyre durmak başlıca yaşam zenginliğimiz.

@BalbayMustafa Kitaplar aynı zamanda ölçüm yapan uzmanların da
çok yüksek bulduğu akustiği dengeliyor.

@ATuncayOzkan: Bizim avluya şu an için müdahale yok, gaz maskesiz geziyoruz. Teyitli bilgi!

@ATuncayOzkan: Kendilerini ağaç zanneden nanelerimizin başında…

@ATuncayOzkan: Çiçekler direnirler, çiçekler yoldaşlık ederler,
çiçekler güzelleştirirler… yalnızca hapsedilemezler

@ATuncayOzkan Güneşi içenlerin türküsü Silivri hücrelerinde susmaz.

@BalbayMustafa İşte Bizim Gezi Parkı’mız. Kantinde salata malzemesi olarak satılan nane demetlerini havalandırmada plastik legenlere koyup suyla doldurunca insan başka ne ister?

@BalbayMustafa: Hücre koridorunun duvarları bomboşken insanın üzerine yıkılıyormuş hissi verir. Aynı duvarları fotoğraf dergilerinden kesilmiş resimlerle doldurunca seyirlik oluyor. Burası da bizim galerimiz. Galerinin düzenleyicisi hücreden özgürlüğe uğurladığımız sevgili Barış Terkoğlu‘nun.

5 Ağustos’ta Türkiye’nin dört bir yanından Silivri’ye aksak,
hep birlikte haykırsak: “Özgürlük istiyoruz”

Odatv.com

Silivri’den Ortak Mesaj: ‘13 Aralık’ta Bekliyoruz’

Dostlar,

Basın Konseyi, geçtiğimiz günlerde özel izinle, Silivri’de Ergenekon davasından tutuklu gazetecileri ziyaret etti. Orhan Birgit öncülüğünde.. Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer de ziyareti ustaca bir yazıyla köşesinde sundu. Tarihe ciddi bir materyal sundu bu makalesi ile. Örn. ziyaretçi heyete, oğlunu yitiren Prof. Fatih Hilmioğlu‘na başsağlığı dileği sunma izni verilmedi!

Silivri zindanında yanlnız insanlar değil, hukuk değil, insanlık da tutsak anlaşılan..

13 Aralık 2012 sabahı orada olmak bir boyun borcu artık..

Sevgi ve saygı ile.
7.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Silivri’den Ortak Mesaj: ‘13 Aralık’ta Bekliyoruz’

 utku cakirozer
Utku ÇakırözerBasın Konseyi’nin iki haftada bir yaptığı Yüksek Kurul toplantısını önceki gün olağan olmayan bir mekânda, Silivri Cezaevi’nin 2 No’lu açık görüş salonunda gerçekleştirdik. Orhan Birgit başkanlığındaki heyette, Yüksek Kurul üyeleri arasında yer alan Yassıada mahkemelerinde avukatlık yapan eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, meslek büyüklerimiz Doğan Heper, Tufan Türenç, Pınar Türenç, Yalçın Büyükdağlı, Oktay Duran ve Üstün Ünügür ile Koç Üniversitesi’nden Yard. Doç. Murat Önok, Basın Konseyi’nin eski ve yeni genel sekreterleri Oktay Huduti ve Kaan Karcılıoğlu yer aldı.

  • Silivri’nin önü 29 Ekim gibi olmalı

Toplantımızın ‘yarım saat arayla’ değişen ünlü konukları vardı. Meslektaşlarımız Soner Yalçın, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Deniz Yıldırım ve Turhan Özlü sırayla aramıza katıldı. İki infaz görevlisi de sürekli salonda yer aldı. Odatv davasından iki yıldır tutuklu Yalçın’ın ilk sözü şu oldu:

  • “Hepimiz 13 Aralık’ı bekliyoruz. Bu davalar artık bireysel mesele olmaktan çıktı. Artık tüm Türkiye’nin meselesi.”

Ergenekon davasında savcının mütalaasını açıklayacağı tarihte duruşma salonu ve cezaevi yerleşkesine 29 Ekim ve 10 Kasım’ı aratmayacak bir kalabalık bekliyor.

  • CHP’nin etkin rol almasının katılımı artıracağı inancında.

Tutukluluk halinin sürmesine isyan eden Yalçın,

Silah yok, bomba yok. Yazan çizen adamım. TÜBİTAK da dahil kaç raporla tespit edildi ki bilgisayarımdaki dosyalar virüsle gelmiş. Beni içeride tutma ısrarı niye?
141 ve 142’yi mumla arar hale geldik. O zaman neden yattığını bilirdi insan.
Partisi, örgütü vardı. Ben şimdi ‘örgütüm yok’ demeye utanıyorum” diyor.

Cezaevi koşullarını da konuştuk. “İnsani özellikleri hayata geçirecek hiçbir şey yok” dedi ve saydı: “Kütüphaneye gidemiyoruz. Diğer tutuklu ve hükümlülerle haftalık 10 saat ortak yaşam hakkımızdan yararlandırılmıyoruz.”

Toplam 284 sanıklı Ergenekon davasında 65 kişi tutuklu yargılanıyor.

  • Ergenekon davasında tutukluluğu 5 yılı geçenler var.

Milletvekili seçilmesine rağmen 1371 gündür tutuklu olan yazarımız Mustafa Balbay dava sürecinin talimatla hızlandırıldığına inandığını belirterek “Akordeon gibi bir yavaşlatıp bir hızlandırıyorlar. Şubatta MİT müsteşarının sorgulanmasına yönelik hamleden önce hızlanmıştı. O dönem yaşanan tartışmalar sonrasında 20 iddianameyi birbirine bağlayarak yavaşlattılar.

Ergenekon dava dosyası 5 terabayta ulaştı; yani 120 milyon sayfa.

Yıllar sürer derken bir anda bir şeyler oldu ve karar aşamasına geçiliverdi” dedi.
O da Yalçın gibi 13 Aralık’ın önemini vurguladı:

  • “29 Ekim ve 10 Kasım’daki ruh Silivri’yi de etkileyecektir.”

Cezaevi koşulları konusunda, oğlunu kaybeden Prof. Fatih Hilmioğlu’na “cezaevi personelinin yanında 5 dakika başsağlığı dileme” talebinin reddedilmesini örnek göstererek “Güvenliği hesaplamışlar ama insanı hesaplamamışlar” değerlendirmesini yaptı.

Üçüncü olarak aramıza katılan Tuncay Özkan da Yalçın ile Balbay gibi “tecrit” koşullarından şikâyetçi. “Hepimiz tecritle yalnızlaştırıldık. Ergenekonculara aktivite imkânı verilmiyor” dedikten sonra ekledi:

“Zaten örgütün silahlı yöneticisi olmakla, suikastlar düzenlemekle, finansal bağlantıları sağlamakla suçlananların hepsi dışarıda. Ama biz içerideyiz”

Silivri’den Ortak Mesaj: ‘13 Aralık’ta Bekliyoruz’

Danıştay saldırısı davası hükümlüsü Osman Yıldırım’ın Ergenekon davasında hem “sanık”, hem “tanık” hem de ve “gizli tanık” olduğunun ortaya çıktığını anımsatan Özkan, “Burada adalet yok. Varsa bile, bize değil katillerin katilliğini silmek için var” dedi. Soner Yalçın söyleyince fark ettik ilk kez. Her girenin gözleri bozuluyor içeride. Yalçın’ın 3 derece artmış içeride. Eski Aydınlık Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım’ın da artık 2.5 astiğmatı var. Nedeni “Gözlerin sürekli ufka değil, 5 metreyi geçmeyen hücre duvarlarına bakmak zorunda kalması…”

Yıldırım bir yıl önce cezaevindeki üçüncü yılını doldurdu. Önce İrtica ile Mücadele Eylem Planı davası, ardından Andıç davası, şimdi de Ergenekon davasına bağlanmış durumda. Yayımladıkları görüşme kayıtları hakkında dava açmayan Başbakanlık, görüşmelerin Erdoğan’a ait olduğunu da teyit etmiş üstelik. Buna rağmen, o ve 15 aydır tutuklu bulunan son görüştüğümüz isim Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Turhan Özlü,
3. yargı paketinde çıkan “erteleme” imkânından da yararlandırılmadılar.

Özlü’nün “Suçumuz sadece gazetecilik yapmak” sözleri kulağımızda yankılanarak ayrıldık Silivri’den.

  • Cindoruk: Adil Olmayan İnfaz

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Silivri yargılamalarındaki çarpıklıkları;

“Silivri’ye dışarıdan hiçbir şey alınmıyor. AİHM kararları bile”..

diye eleştirirken Cindoruk da, davaların Yassıada yargılamaları ile ortak yönünü şöyle aktardı:

“Yassıada’da da olduğu gibi burada da sizlerin içeride tutulmasını isteyen siyasi iktidardır. Silivri’de yaşanan olay artık uzun tutukluluktan çıkmış. Adil olmayan infaz haline dönüşmüş.” Cindoruk milletvekillerinin bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunmasını da eleştirerek Balbay’a “Milletvekillerinin tarihte lehte örnekler bulunmasına rağmen buradan çıkamaması, bugünkü Meclis ve onun başkanının ayıbıdır. Ben başkan olsam ne yapmış etmiş onları buradan çıkarmıştım” dedi. (Cumhuriyet 05.12.2012)

 

“Anayasa Değişikliği” Hakkında… / Tüm mazlum annelerine armağanımızdır..

ANAYASA_degisikligi_hakkinda_goruslerimiz_14.5.12