İHANET ÇETESİ VE İLLÜZYONU

İHANET ÇETESİ ve İLLÜZYONU

Av. Nurullah AYDIN
9 Ekim 2017-ANKARA

İnce ince işlenen, karanlık loş odalarda eğitilen bir örgüt. Yıllardır dehlizlerde Arap çöllerinin sapık inanç, anlayış ve yaşayışını benimsemiş dindar- kindar yetiştirilen nefret dolu Türk düşmanı, çağdaş insani değerler düşmanı çete, ülke yönetimini sincice ele geçirdi. Devleti ele geçirirken, devlet kurumlarını gelenekleri altüst ettikleri gibi, Türk milletinin ortak değerlerin de parçaladılar.

Sirk cambazları, palyaçolar; her gün yeni kimlikle pişkinlikle sırıtarak, aldatmaya aldatılmaya devam ediyorlar. Başta komşular olmak üzere dünyaya Türkiye’yi utanç verici kişilik ve uygulamalarıyla rezil etmeye devam ediyorlar.

Görüşlerini biraz kazıdığımız ve mantıksal sonuçlarına doğru taşıdığınız taktirde görülecektir ki; muhafazakârlar, İslamcılar ve liberaller üretim ve emek alanlarını ortak bir tutumla yok sayarlar. Sadece piyasayı kutsar ve öne çıkarırlar. Ekonomi-siyaset ilişkisini koparır ve birey çıkarlarından ayrı bir toplumsal çıkar ve kamusal hayat bulunmadığını ileri sürerler. Görüşlerinin ve siyasal etkinliklerinin esası budur. Gerisi palavradır.

Bu iddialara karşı sol liberallerden ve liberalizmin etkisi altındaki çevrelerden, örneğin Kürt hareketinden son 20 yıldır esaslı bir itiraz gelmedi. Sanki kapitalizm yokmuş gibi davranıldı. Toplum adeta maddî ve tarihsel temellerinden bağımsız, kültürel bir olgu gibi ele alındı. Bu arada gerçekte kendileri gerçek birer “büyük anlatı” olan liberalizme, demokrasiye ve dinlere yönelik bütün radikal eleştiri de geri çekildi.

Sonuç olarak muhafazakârlar, liberaller, dinciler ve postmodernist felsefenin ağır etkisi altındaki çevreler arasında gerici bir tarihsel blok oluştu. Bu gerici bloka sol liberaller de katkıda bulundu. Sol liberaller, ideolojik olarak bu blokun tahkim edilmesinde esas rolü üstlendi. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü bir ideolojik-politik oluşuma değil, küresel bir eğilime işaret ediyordu.

Bu gerici tarihsel blok Türkiye’de bütün iktidarı almak, siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda rejimi ve toplumu dönüştürmek için 2007 yılının ikinci yarısından başlayarak harekete geçti. Bu bağlamda gerçekleştirilen Ergenekon operasyonu Türkiye’de rejimin ABD’nin ve işbirlikçilerinin ılımlı İslam projesi doğrultusunda dönüştürülmesinin en önemli etabını oluşturdu. Bir gericileştirme hamlesiydi ve devam etmektedir.

Ergenekon operasyonunun bu niteliği ve hedefleri başlangıçta sol tarafından yeterince görülemedi. Üzerinde çalışılmış bir siyasal komplo olan Ergenekon operasyonunun felsefî, ideolojik, tarihsel ve siyasal derinliği de yeterince anlaşılamadı. Hatta, derin devlet ya da kontrgerillanın tasfiye edileceğine dair bir umut bile yarattı. Böylece toplumsal muhalefetin bir kesimi bu komplo aracılığıyla liberal-muhafazakâr ittifakın ve iktidarın peşine takılarak yedeklendi.

Tezleri şöyleydi: O, gerçek iktidar değildir; hükümet olmuş, ama iktidar olamamıştır. Gerçek iktidar derin devleti de kapsayacak şekilde asker-sivil bürokratik elittir. Dolayısıyla siyasal mücadele esas olarak devletle sivil toplum ya da merkezle çevre arasında cereyan etmektedir. Dolayısıyla bu bir demokrasi mücadelesidir ve gerçek demokratikleşme de bu çatışmanın içinden gelişecektir. Bu anlayışa göre iktidar, asker-sivil bürokratik elitin iktidar alanını sınırlandırmaya, sivil toplumun ve demokrasinin alanını ise genişletmeye çalışmaktadır.

Devletin sınıfsal karakterini belirsizleştiren vesayet rejimi kavramsallaştırması da tam bu dönemde yaygınlık kazandı. Hiçbir sınıfsal ve tarihsel bağlama oturmayan bu bilim dışı kavramsallaştırma, gerçekte beşinci sınıf Amerikan sosyologlarından alınmıştı. Durumun böyle olmasına karşın bu kavram sosyalistlerin terminolojisine bile girdi. Öyle ki; çatı partisi kurma girişimini sürdüren Kongre Hareketi’nin Program Çerçeve Metni dahi siyasal çatışma alanını ve bu çatışmanın taraflarını bu kavram üzerinden açıkladı.

Ortada trajikomik bir durum, ideolojik bakımdan ise tam bir baştan çıkma hali vardır. Türkiye’deki son politik pratiğine bazı çevrelerce muhafazakâr devrim bile diyebildi. Böylece toplumsal muhalefeti soyut bir vesayet düzenine karşı mücadeleye çağırırken, gerçekte somut bir iktidarı ve yeni devlet düzenini desteklediler.

Oysa yeni yapılanma; küresel aktörlerin belirlediği programa uygun yürütülüyor.
İstenen; Avrupa’nın yüzyıllık hayali, ABD’nin ise 60 yıllık özlemidir.

Şimdiki süreç ise; kimliksizleştirilmiş halk yığınlarının oluşturduğu Anadolu coğrafyası ve 600 yıllık İslam uygarlığının yaşandığı Endülüs/İspanya’da yapılarının tekrarını gerçekleştirmek. Yani Arapların/Müslümanların Endülüs/İspanya devletinin yıkılarak bölgenin Hıristiyan olması için yapılan gibi Anadolu’da aynı strateji  uygulanmaktadır.

Türkiye Müslümanları; Arap masallarını, hikayelerini, hurafelerini dinlemekten bölge, dünya ve İslam ve Türk tarihi okumuyorlar. Yani tarih okuma özürlüsü olmaları nedeniyle tarih tekerrür ediyor. Ama onlar için kapitalizm, liberalizm, sosyalizm, muhafazakarlık önemli değil önemli olan yaşadıkları dönemin saltanatı.

  • Yüce Türk Milleti yiğit evlatlarıyla; tarihte olduğu gibi yeniden bu ihanet sarmalını parçalayacaktır.

Günün Sözü: Tarih ve vicdanlı insanlar; gaflet, dalalet ve ihaneti affetmez.
=======================================

Teşekkürler değerli Av. Nurullah AYDIN..

“İHANET ÇETESİ VE İLLÜZYONU” başlıklı yazınız önemli belirlemeler içermekte.

  • “Yüce Türk Milleti yiğit evlatlarıyla; tarihte olduğu gibi yeniden bu ihanet sarmalını parçalayacaktır.”

saptamanız da heyecan verici. Ancak bunun nasıl olacağını da somutlamak uygun olur. Lütfen devam eder misiniz bu bu eksende yazmaya?
Nasıl??

Sevgi ve saygı ile. 10 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ergenekon Davası ve Türk Ordusu

Dostlar,

21. Yüzyıl Enstitüsü Müdürü Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ, Enstitü web sitesinde geçen hafta, 6.8.13 günü oldukça kapsamlı bir makale gündeme aldı (pdf olarak 24 sayfa). Makale daha önce, 21. Yüzyıl Dergisi yıl 2 sayı 7 Ekim-Kasım-Aralık 2008,
s. 3-27’de
yayınlanmıştı. Güncellenmiş olarak “Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi” sitesinde yer aldı. (http://www.21yyte.org/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2013/08/06/7147/ergenekon-davasi-ve-turk-ordusu, 6.8.13)

Çalışmanın başlığı : Ergenekon Davası ve Türk Ordusu

portresi

Yakın tarihe zorunlu göndermelerle Ergenekon Davası dış dinamikleriyle derinlemesine irdelenmekte ve Türk Ordusu‘nun konum ve işlevi ile ilişkilendirilmektedir.

Bize göre bu makale Sayın Özdağ’ın ustalık dönemi ürünlerindendir ve tam bir bilimsel sorumluluk ve ağırbaşlılık ile kaleme alınmıştır.

Olup bitenleri anlamak Türkiye’nin önünü açmak isteyen herkes özenle okumalıdır.

Makale şöyle başlamakta :

“5 Ağustos 2013’de Ergenekon Davası diye adlandırılan ve derin devlet davası olarak başlayıp, muhalif siyaseti baskı altına almak üzerinden gelişen ve sonuç olarak askeri darbe yargılamasına dönen yargı sürecinin ilk aşaması tamamlandı. Özel yetkili Mahkeme çok ağır cezalar verdi. Böylece kurucusu, bugünkü lideri, sembolü, ideolojisi, ana kitabı belli olmayan, (belki de belli olan ancak henüz dile getirilmeye cesaret edilemeyen) tarihin “ilk gizli terör örgütü” davası sona erdi. Tarihte ilk kez kimse mensup olduğu iddia edilen örgüte sahip çıkmadı, üyesiyim demedi. Şimdi dava Yargıtay’da devam edecek…”

Devamla;

“… Soğuk Savaş Sonrasının Yeni Jeopolitiği ve Bağımsızlaşan Türkiye

    Türk-Amerikan ilişkilerinde 1990’larda yaşanan kriz, kendisini Kuzey Irak ve Irak somutunda ortaya koymuş olmasına rağmen krizin asıl nedeni, Türk-Amerikan ilişkilerinin Soğuk Savaş paradigmasından Soğuk Savaş sonrasına tarafların üzerinde anlaştıkları kurallar çerçevesinde geçememiş olmasıdır.[17] Daha açık bir ifade ile Soğuk Savaşın sona ermesi ile başlayan Irak’ın bölünmesi sürecini Türkiye kendisi ve Ortadoğu barışı için tehdit olarak algılarken, ABD, Irak bölünmesinin arkasındaki ana dinamik olmuştur.

   1990’lı yılların başından itibaren ABD ve Türkiye birbirlerini “tehdit unsuru” ve  “güvenilmez müttefik“ olarak algılamaya başlamışlardır.[18] Ancak, Türk Ordusu’nun ABD’nin bir müttefik olarak güvenilirliği ile ilgili sorgulamaları daha erken tarihlere uzanmaktadır. Küba Krizi sonrasında ABD’nin, Rusya’nın Küba’daki füzelerini çekmesi karşılığında, Türkiye’ye sormaya dahi gerek duymadan Türkiye’den Jupiter füzelerini geri çekmesi, belki de Türk Ordusu’nda ABD ile ittifakın niteliği konusunda ilk şüphelerin uyanmasına neden olan gelişmedir.”

Ve şöyle bağlanmakta :

“… Toplumsal gerçekliği kanunlar değil, toplumsal güçler şekillendirir.
Sağlıklı bir demokrasinin yerleşmesi için toplumsal güçlerin işbirliği şarttır.
Ve demokrasi toplumumuz için acil bir ihtiyaçtır.”[61]

Bu satırların yazılmasından 6 yıl sonra sözde militerleşme süreci olan 28 Şubat (1997) yaşanmıştır. Bugün ise sözde “sivilleşme ve ileri demokratikleşme” adı altında ve 28 Şubat’ın intikamı niteliğini de taşıyan bir başka süreç, dış dinamiklerin TSK’yı yeniden yapılandırması ihtiyacı çerçevesinde yaşanmaktadır. O gün
28 Şubat’ı destekleyenler, bugün Ergenekon operasyonunu desteklemekte.
İntikam süreçlerinin birbirini beslediği bir ülkenin toplumsal barışa ulaşması imkânsızdır. 

   Böyle bir ülkede sadece dönemsel galipler olur.
   Ve çoğu kez dönemsel galipleri iç dinamiklerin kendi güçleri değil,
dış dinamikler belirler.”

Sayın Prof. Özdağ‘ın bu çok değerli ve sıkıkla kaynak gösterilmesi gerekecek irdelemesi 61 kaynakçaya dayanmakta.

Tüm metni pdf olarak okumak ve arşivlemek için ilk paragrafta ya da aşağıda verilen erişkeyi (linki) lütfen tıklayınız..

Ergenekon_Davası_ve_Turk_Ordusu_6.8.13

Sevgi ve saygı ile.
14.8.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İSTANBUL BAROSUNDAN TARİHSEL ÇIKIŞ / A Historical Legal Resistance by İstanbul Bar

Istanbul_Barosu’nun_supheli_olarak_cagriya_basin_aciklamasi_24.5.12

ÖRTÜLÜ FAŞİZMDEN AÇIK İSLAMİ FAŞİZME : NAM-I DİĞER “ILIMLI İSLAM” REJİMİNE Mİ ??

ortulu_fasizmden_acik_islami_fasizme_24.09.08

Orgeneral Çetin Doğan’dan mektup var..

Orgeneral_cetin_dogan’dan_mektup