Rifat Serdaroğlu : SUÇ İTİRAFI

SUÇ İTİRAFI..

Rifat Serdaroglu

portresi_gulen

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarını, sinirlenmeden, ifade bozukluklarına aldırmadan, küfür ve hakaretleri duymazdan gelerek izler ve dinlerseniz hemen hemen tamamında “suç itirafları” bulabilirsiniz. Açıklamaya çalışalım;

Erdoğan, Polis yetkilerine Saray’da yaptığı konuşmasında şu itiraflarda bulundu :

– “Emniyet teşkilatımızda bu dönemde fiziksel ve zihinsel bir yeniden yapılanma sürecine girdik. Bu süreçle birlikte şu yapının veya şu şahsın değil, ülkenin ve milletin emrinde olan, adeta yerli ve milli yeni bir polis teşkilatı inşa ediliyor…”

  • Erdoğan’ın dediğine göre, 2002- 17/25 Aralık 2013 arasında Polis Teşkilatımız, Cemaatin ve Fethullah Gülen’in emrinde idi.
  • 2002 – 17/25 Aralık 2013 arasında Polis Teşkilatı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk Milletinin emrinde değildi.
  • 2002- 17/25 Aralık 2013 arasında Polis Teşkilatımız “Yerli ve Milli” değildi.

AKP 2002 yılında “Tek Başına” iktidar oldu.
14 senedir, Yasama-Yürütme-Yargı ellerinde. Kendileri söylüyor ve ısrar ediyorlar! (AKP MV Galip Ensarioğlu-Prof. Burhan Kuzu)
AKP’de tek hâkim, tek güç Erdoğan’dır.
Erdoğan’ın istemediği bir kanun, bir atama yapılamaz. İstedikleri “Emirdir.”

Fetö’cü Polis Müdürleri, gerek Türk Ordusuna gerekse Erdoğan muhaliflerine yapacakları her kumpastan önce, Erdoğan’dan “OLUR” almışlardır.
Ayrıca operasyonun her anında kendisine bilgi vermişler ve tıkandıkları anda ondan destek almışlardır…

Bu yazılanların gerçek olmadığını iddia edecek bir kişi, tek kişi var mı?
Bu gerçekten yola çıkarak, şunu söylemek mümkündür;
Erdoğan, 2002 yılından sonra Cemaat ve Hocaefendisi ile yaptığı anlaşma ile Türk Polis Teşkilatının en önemli birimlerine Cemaatçilerin yerleşmelerine onay vererek suç işlemiştir. Erdoğan’ın sözleri “Suç İtirafıdır…”

Erdoğan’ın ve Aile bireylerinin sahip çıktıkları ve destekledikleri ENSAR VAKFI’nın yasadışı evleri ve kurslarında, 2002- 2016 yılları arasında yaşları 9-14 olan erkek çocuklara, bazı öğretmen geçinen kişiler tarafından tecavüz edildiği ortaya çıktı!
Toplum çok ciddi tepki verdi. Doğal olarak muhalefet liderleri de eleştirdiler.
Bu korkunç olayın sorumlusu olan Bakan Ramazanoğlu, kaçak kursları- kaçak evleri ve Ensar Vakfını suçlayıp, tecavüze uğrayan çocuklarımızı koruyacağına şunları söyledi;

“Münferit bir olayı genelleştirip, HAYIRLI HİZMETLER” yapan
Ensar Vakfını suçlamak insafsızlıktır.”

Karaman Valisi, İl Milli Eğitim Müdürü, Emniyet Müdürü, İl Jandarma Komutanı gibi yöneticiler, olaydan yeni haberleri olduğunu, Karaman’da mevcut Ensar Evlerini hiç duymadıklarını söylediler!
Karaman İlinin merkez nüfusu 240 bin dolayındadır. Bu küçük ildeki yüzlerce evden haberi olmayan bu yöneticiler, sırtlarını kime dayıyor kimden güç alıyorlar?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını sabırla dinleyince, kimden destek aldıklarını anlamış olduk! Erdoğan da, aynen Bakanı gibi tecavüzcüyü ve çocuklarımızı koruyamayan Ensar Vakfını suçlayacağına, muhalefet liderlerinin bir sözü yerine olayı saptırmaktaki hünerini kullandı…

Değerli Okurlar;
Yıllardır yazıp söylüyoruz!

  • Ensar Vakfı’nın kaçak evleri ve kaçak kurslarında yaşanan korkunç olayların misliyle fazlası, sayıları binlerce olan köylerimizde, AKP nin göz yummasıyla faaliyet gösteren kaçak kurslarda yaşanmaktadır.

Üç-beş oy uğruna küçücük çocuklarımız ruhen-aklen-fiziken tecavüze uğramakta ve IŞİD gibi terör örgütlerine militan olarak yetiştirilmektedirler… Bu olayların siyasi sorumlusu, T.C Devletini ve AKP’yi tek başına yöneten Erdoğan ve yakın çevresidir. Tarihe ve Sayın Savcılarımıza not düşmek için bunları yazdım. Böyle biline…

Gerçi şehit cenazesi geçerken, lokantada oturmaktan utanmayan aşağılık insanların bulunduğu bir toplumun umurunda olur mu, işte orasını da ben bilemem…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
11 Nisan 2016

Bekir COŞKUN : Bu savaşlar seni almadan gitmez…

İsmet İnönü’yü bitiren Türkiye’yi sokmadığı halde 2. Dünya Savaşı’ydı…
Savaşın getirdiği ekonomik kriz “ekmek karneyle verildi”, “camileri ahır yaptı” gibi suçlamalarla yakasına yapışmıştı…
Ülkeyi savaşa sokmadığı halde İsmet Paşa’yı alıp götürmüştü…
*
Menderes’in hazin sonunu hazırlayan Kore Savaşı’dır…
17 Eylül 1950’de İskenderun Limanı’ndan kalkan gemi (AS: gemiler) 5090 askeri Kore’ye götürürken, ABD’nin uydusu olmaya ilk adım atılıyordu aslında… 721 şehit, 2147 yaralı ve sakat, 234 esir, 180 kayıp ile dünyanın ta neresindeki savaşa gidip bugünlerdeki gibi yine
yoksul çocuklarını gurbete gömmek bir yana… Uydusunu keşfeden ABD, artık başının belasıydı memleketin…

Dinciliğin kışkırtılıp meydanlara indirilmesi, cumhuriyetçilerin tasfiyesi, 6-7 Eylül olayları
(AS: 1955), NATO’ya hayır mitingleri, sonunda (AS: CHP için TBMM’de) tahkikat komisyonları, emperyalizme tepki gösteren aydınların infazı…
Derken Menderes’i götürdü o karambol…
*
Ecevit; 1974’de Kıbrıs Harekatı ile artık bir kahramandı…
“Kıbrıs Fatihi” olmuştu… Ama bu savaş oyunlarının sinsi sonuçları; gizli ve açık ambargolar, bozulan ekonomi, onun başbakanlığında uzun margarin ve ampul kuyruklarına dönüşmüştü… Benzin yokluğunda bakanlar yolda kalıp araba ittirdiler…
Yüzde 41.4 gibi Türk solunun yakaladığı en yüksek oy ile bile orada duramadı…
Gitti Ecevit…
*
Özal; Körfez Savaşı’nda “Bir koyup üç alacağız” diyordu…
Türkiye’nin kaybı tam 40 milyar dolar oldu…
Sonunda Çankaya’da tek başına kalırken, partisi ANAP’ın yerinde yeller esiyordu…
*
Bu tür irili ufaklı savaşların kötü bir huyu vardır:
Kazan ya da kaybet, seni alıp götürür…
Darısı başına inşallah…

==========================================

Dostlar,

Erdoğan Nereye Koşuyor?
Quo Vadıs Mr. Erdogan?

F. Nietzsche der ki (Cahil toplumla seçim yapmak…)

  • ”Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Yalnızca seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak,
    okuma – yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır!
    Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın…
    egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..
    .”

*****
Türkiye hızla aklını başına devşirmelidir.
Siyasal ve ekonomik bunalım, kaçınılmaz türevleriyle ülkemizi ve ulusumuzu kuşatmıştır.

Bu yakıcı sorunun başlıca sorumlusu ne yazık ki 12. CB makamını işgal eden RT Erdoğan’dır! Ve eş derecede, bu kişinin ülkemizi yıkıma sürükleyen icraatına destek veren AKP yöneticileri ve seçmenidir. Tayyip bey, AYM’nin Dündar – Gül bireysel başvurusunda hak çiğnemi (ihlali) kararı üzerine gene esip gürlemiş ve Anayasanın pek çok maddesini çiğneme (ihlal) suçu işlemiştir. Dahası, “.. Bu bir casusluk suçudur..” diyerek görülmekte olan dava hakkında da hukuk devletinin en temel ilkelerini çiğnemiştir. Bu söylem, davanın görüldüğü İstanbul
14. Ağır Ceza Mahkemesine telkin ve hatta baskıdır. Yargı bağımsızlığına ağır bir saldırıdır. TCK md. 277 ve 288 karşısında bu eylem de apaçık suçtur.

Anayasa madde 9 : Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

  1. Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
    Madde 11 – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

 

Anayasa md. 138/1 : Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.

Anayasa md. 138/2 : Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Anayasa md. 138/3 : Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Anayasa md. 138/4 : Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Anayasa madde 103 – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya,
hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma
Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

  1. CB Erdoğan, AYM kararı hakkında ettiği sözlerle Anayasanın pek çok maddesini, ettiği yemin dahil çiğnemiş ve Anayasal meşruluğunu büyük ölçüde yitirmiştir. Kendi kişisel saygınlığı bir yana, makamı da yıpratmıştır.

Erdoğan, Cumhuriyete karşı açık ve fiil bir darbe eylemi içindedir ve bu eylem
VATANA İHANET suçu ile örtüşmektedir.

AYM Başkanı’nın 02 Mart 2016 günü yaptığı son derece yerinde açıklamaya ek olarak, gerçekte milletvekili dokunulmazlığı olmayan (Ceza Hukuku uzmanı Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Ulusal Kanal, 02.03.2016) Erdoğan hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yasal işlem başlatmalıdır.

Böylesi bir Cumhurbaşkanını halkın meşru görMEmek hakkı vardır.

Bu hak, RTE’nin kendisine hakaret davaları için yurttaşa kalkan olabilecektir, olmalıdır.

Bir başka çarpıcı husus, Erdoğan’ın kimi kılavuzlarının kargalığıdır.. Bakan düzeyinde birisi kalkıp, “Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağını..” buyurmuştur! Oysa bu koşula bağlanan, söz konusu Mahkemenin “iptal” kararlarıdır.

Gündemde olan ise bireysel başvuru hakkı (AY md. 148) kapsamında “hak ihlali” saptaması istemidir. (Madde 153/1 – Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.)

Ayrıca Erdoğan, yerel mahkemenin (İstanbul 14. Ağır Ceza Mhk.) AYM kararına direnebileceğini de ileri sürerek gene ciddi bir hata yapmış, belki de yanıltılmış ya da bilmem kaçıncı kez kandırılmıştır!? Bu yol Anayasa yargısında yoktur (Yukarıda yazılan md. 153/1).

Bir Cumhurbaşkanının Anayasanın en temel maddelerini bilmemesi veya bilerek çiğnemesi, yeminini ayaklar altına alması… birbirinden ürkünç (vahim) durumlardır.
Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez.

Erdoğan’ın bu davranışları gündem yaratmak için veya Parlamenter sistemin kendince çıkmazlarını göstermek için sergilediği savlarına katılmak güçtür..
Görülen, tipik “Recep Tayyip Erdoğan” davranışıdır..

  • Erdoğan gözünü karartmış ve Cumhuriyete meydan okuyarak,
    fiili darbe yaparak,
    şah mat” deme aşamasına gelmiştir.

Ancak madalyonun öbür yüzünde de VATANA İHANET SUÇU ve Türk Ceza Yasası’nın 277. ve 288. maddelerini ihlal suçu oluşmuştur. Bu maddeleri çiğneme (ihlal) suçundan Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ediyor olsa da yargılanmasına hukuksal engel yoktur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarihsel görevini gecikmeden yerine getirmelidir.
Tersi durumda bu makamda oturan kişi görevini yapmamış  olacak, dolayı olarak suça katılmış olacaktır.. Cumhuriyeti koruma – kollama – kanat germe temel sorumluluğunu da yerine getirmemiş sayılacaktır..

*****

Her nasılsa, her nedense…. ne yapıp edip bu lanetli kısır şeytan döngüsünün (circulus viciosus) bir an önce kırılması gerekmektedir. Muhalefet kendini toplamalı ve ortak hareket ederek TBMM’de denetimini artırmalı, mitinglerle Türkiye’yi ayağa kaldırmalıdır.

Çünkü Anayasa md. 6, Egemenliği kayıtsız koşulsuz millete vermektedir..

Türkiye Cumhuriyeti sokakta bulunmamıştır ve
hiç kimsenin babasının çiftliği değildir.

  • Artık “meşru savunma düzenine geçilmeli” ve ne yazık ki
    AKP – RTE’ye karşı 
    ve tüm olanaklarla Cumuriyete
    kol kanat geçilmelidir..

    KIRMIZI ALARM VAKTİDİR…

    Sevgi ve saygı ile.
    01 Mart 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

    Yazımızın pdf biçimi : ERDOGAN_NEREYE_KOSUYOR_QUO_VADIS_Mr._Erdogan

NİHAİ SONU DEĞİŞMEZ!


Nihai sonu değişmez

portresi_papyonlu

 

 

 

 

Türker ERTÜRK
AYDINLIK, 14.02.2015
http://www.aydinlikgazete.com/nihai-sonu-degismez-makale,58588.html

Birinci Paylaşım Savaşı (1914-1918) öncesinde dünyada bağımsız sayılabilecek 20 devlet vardı. Halen 21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşarken yaklaşık 200 devlet var. Emperyalizmin yeni güç merkezi Finans-Kapital buUlus devletler sonuna doğru 2 bin devlete ulaşmayı planlıyor.
Halen Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgenin yaşadığı sıkıntıların bir bölümü bu planın yansımalarıdır.

Emperyalizm, hegemonyaya direnecek güç istemiyor. Ulus devletler, hele bizim gibi iriceleri en büyük düşman. Bu devletlerin etnik, dinsel ve mezhepsel fay hatları üzerinden kaşınması, bölünüp ve parçalanması planlanmış. Bugün için emperyalizmin başat enstrümanı konumunda bulunan Batı bile sonunda bu plandan nasibini alacak.

Emperyalizm bir yandan ulus devletleri bölüp parçalarken öbür yandan küresel tek düzeni sağlayabilmek, kolayca yönetebilmek ve sömürebilmek için bu küçük parçaları gevşek yapıda federasyonlar şeklinde birbirine bağlamak istiyor.

DÜZENBAZLIK

İslam dünyasında planlanan şu; Sünni-Şii ekseninde devamlı düşmanlık ve çatışma ortamı yaratmak ve Sünni dünyanın bir bölün Evren’in 25 yıl daha ötelediği gizli bir vasiyetinin olduğu, içinde hilafetle ilgili konularımünü her an dağıtılabilir gevşek yapıda bir hilafet altında toplamak. Bunun için düşünülen ülke tarihsel geçmişi nedeniyle Türkiye. Emperyalizmin hilafet makamına bugün için düşündüğü isim Fetullah Gülen. Yarın şartlar ne gösterir bilinmez.
Murat Bardakçı’nın “Hilafet esasında kaldırılmadı geçici olarak donduruldu” şeklinde yazıları ve konuşmaları, Aytunç Altındal’ın “Atatürk’ün ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasını istediği ama Kenan bulunduğu” safsatası, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Atatürk’ün hilafeti övdüğü ve istediği algısını yaratabilmek için kitabında “Nutuk” üzerinden yaptığı düzenbazlık aynı planın parçalarıdır.

Sinan Meydan’ın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yaptığı bu düzenbazlığı Halk TV’de canlı yayında ortaya çıkarırken ekranın karartılması da aynı planın parçasıdır.

DELİĞE SÜPÜRÜN

Evet, Taksim Gezi olayları ile başlayan halk hareketlerini kullanarak, çığırından çıkararak ve manipüle ederek Gülen’in dönüşünü sağlayabilecek ortamı yaratmak istediler ama olmadı. İran İslam Devrimi öncesinde Şah’a karşı ayaklanan ve Tahran sokaklarına hakim olan halk hareketi de Humeyni dönsün ve başa geçsin isteğinde değildi. Ama şartlar ona yol açtı!

ABD’nin AKP zihniyeti ile sorunu yoktu. Ama Erdoğan ile devam etmek istemiyordu. Erdoğan’ı cerrahi bir operasyonla devirmek için ikinci girişim F Tipi Örgüt unsurlarınca 17 Aralık 2013’te başlatıldı. “Yolsuzluk ve Rüşvet” operasyonun adıydı. Ama hırsızlık ve yolsuzluk yeni şeyler değildi ki! Zaten beraberce yaptılar. O güne kadar neredeydiler? Esas neden patronları ABD’nin “Erdoğan’ı deliğe süpürün” emriydi!

Cumhurbaşkanı Erdoğan deliğe süpürülmek istendiğini biliyor. Haziran genel seçimleri onun için hayat memat meselesi. Bu nedenle anayasa, yasalar ve tarafsızlık umurunda bile değil. Yeni halk hareketini engellemek için her şeyi yapacak. “İç güvenlik paketi”ne çok ihtiyacı var.

BİR TAŞLA İKİ KUŞ

Erdoğan’ın ABD’ye direniyor olması onun antiemperyalist çizgiye geldiğini gösterir mi?
Tabii ki, hayır. Erdoğan’ın ABD’ye direniyor olması onun hâlâ ABD tarafından kullanılmasına engel mi? Kesinlikle hayır.

Saddam da emperyalizmin uşağıydı, çok kullanıldı, ABD onu deliğe süpürmek isteyince direndi, direnirken bile “çıkmamış canda umut vardır” yaklaşımı içinde ABD’ye taviz vermeye devam etti ama nihai sonunu engelleyemedi. Evet, Erdoğan da direniyor, kurtulmak için de ülkemizin çıkarlarından taviz vermeye devam ediyor.

ABD, Erdoğan’ı devirmekten vazgeçmedi! Öyle ya da böyle! Seçenekleri arasında seçim, halk hareketi, askeri darbe ve suikast bile var. Son seçenek olursa suçu ulusalcıların üzerine yıkar, bir taşla iki kuş vururlar!

Saygılar sunarım.

 

Alman dergisi Bild : The New Dictator..

Almanya’nın en büyük haftalık gazetesi BILD‘in kapağı..

Dictator_The_New_Bild

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://sozcu.com.tr/2013/dunya/bildden-yeni-diktator-kapakli-gonderme-2-313440/

Almanya’nın 3.5 milyon tirajlı haftalık gazetesi BILD’in internet sitesi güncel gelişmeleri veriyor. BILD, internet sitesinde Türkiye’de yaşananları çok geniş duyurmuştu (12.6.13). Önce “Taksim muharebesi” başlığını kullanan BILD, altbaşlıkta

  • “Gaz, şiddet, plastik mermi. Erdoğan olayları tırmandırıyor.
    Sözde, eylemcilerle görüşecek.”  diye yazmıştı.

Batı cephesinde değişen bir şey yok..

Başbakan Erdoğan, politik çizgisini sertleştirerek ve tırmandırarak sürdürüyor..

ODTÜ dayatması,
– Dersaneler şantajı,
– Bir yönetmelik değişikliği ile Yüksek yargı organlarının içtihatlarını, Anayasa Mahkemesinin herkesi (Yasama – Yürütme ve Yargı) bağlayan kesin kararını,
AİHM’nin kesinleşmiş (temyizden geçmiş) yargı kararlarını, Anayasanın laiklikle ilgili
açık kurallarını ve Devrim Yasalarını hiçe sayarak kamuya türban giydirme,
TBMM’ye türbanı sokma eylemi,
– Gençlerin aynı evi paylaşmalarına kafayı takma.. ve yaşam alanlarını kadın – erkek ayırma dayatması..
– Sanat – kültür yaşamına dönük yıkım planı TÜSAK yasa tasarısı..
– Ülkeyi ve halkı bölecek pervasız girişimler.. Barzani ile Diyarbakır’da görüşme,
Türkiye topraklarının, kutsal Misak-ı Milli (Ulusal And) sınırlarının bir bölümü için “Kürdistan” sözcüğünü kullanma..
– Mısır’da yenen tokat (Türk Büyükelçisinin kovulması!)..
– Suriye’de apaçık iç savaş kışkırtıcılığı..
– Başbakan RT Erdoğan’ın oğlu Bilal’in dudak uçuklatan hızla büyüyen gemi filosu
(6. gemi-cik alındı!
– Başbakan’ın oğlunun demokrasi karşıtı – hilafet isteyen pankartla yürüyüşe katılması..
– Başbakan’ın eşi Emine hanımın uluslararası toplantılarda diplomasi kurallarını
yok sayarak konuşmalar yapması..
– Kimi yargıçların MİT tarafından ajan gibi kullanılması ve HSYK’nın soruşturmaya
izin vermemesi..
Melih Gökçek‘in Ankara’ya 5. kez (1994- 2014 arası 20 yıl yetmedi!) dayatılması..
– Ekonominin yükselen cari açık – borç -bütçe açığı sorunu şeytan üçgeni
ve serbest piyasaya müdahale ile taksit sayısının sınırlandırılması..
Anayasayı yenileme zorlaması da fiyaskoyla sonuçlandı..
Genel af ile PKK teröristlerini ve terörist başını salıverme “yoklaması”
ve sonra kıvırtması.. gibi..

*********

Liste uzayıp gidiyor ve RT Erdoğan bir sarmala dolanmış, kendini kurtaramıyor.
Kurtarma olanağı – olasılığı da kalmadı..

O denli çok ve ağır suç işlediler ki, altından kalkılası değil..

30 Mart 2014 yerel seçimleri ölüm – kalım sorunu durumunda AKP ve RTE için..
Gözler kararmış, nefesler tutulmuş, gerilim zirvede..

“Kaset savaşları” da başlıyor bu arada..,

Vee, RT Erdoğan’ı da her diktatörde olduğu gibi kendi hazin sonuna sürüklüyor..
Geniş bir suç ortağı partili ve bürokrat takımıyla birlikte..
Örümcek ağları örüldü; geri dönüş yok..

Çok söyledik.. Suya yazıyoruz belki de ama gene de uyaralım :

RT Erdoğan, örneğin sağlığını (sağlıksızlığını!) ileri sürerek yumuşak bir geri çekilme planı uygulayabilirdi.. “3 dönem yönettik ülkeyi.. yeter” diyebilirdi..

Kör hırs ve işlenen ağır – ölçüsüz suçlar engel oldu..

Çare yok, bu bedel ödenecek..
Tarih ders almayanları kötekleyerek, -yöntemlerinde ufak tefek değişiklikler olsa da-
özünde “tekerrür edecek”..
(Bu son sözümüz, tarihin ondan ders çıkarmasını bilenler için
yinelemesinin olanaklı olmadığı anlamına da gelmektedir..)

Üzerinde çok düşünülmesi ve elden gelen her şeyin yapılması gereken kritik nokta ise, Türkiye’nin bu diktatörlük ikliminde yerel seçimlere gidiyor olması..

  • Canalıcı önem taşıyan SEÇİM GÜVENLİĞİ sorunsalı!

Sevgi ve saygı ile.
28.11.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

KÜRTÇE Ezan AKP’lileri Neden Mest Etti?


KÜRTÇE Ezan AKP’lileri Neden Mest Etti?

KURTCE_EZAN

R.T. Erdoğan, geçtiğimiz ay Dr. Reşit Galip hakkında gerçek dışı söylemelerde bulunurken, Ezan’ı Türkçe’ye çeviren Devrim kahramanının bu eylemi için

“TÜRKÇE EZAN ZULMÜ” söylemi kullanmıştı!
(Dr. Reşit Galip Hakkında Başbakanın Gerçekdışı Yakıştırmaları)

Başbakan Erdoğan nereye gidiyor ve kime hizmet ediyor??
Daha da önemlisi ne yaptığının gerçekten ayırdında mı?
Doğu-Güneydoğu’da ağzından bal akıyor neredeyse.. (inanana!)..
Batı’da ise ölçüsüz bir kin ve nefret söylemi!?
Bu bir kişilik yarılması mı? (de doublement de la personalite?)
Eğer öyle ise vahim değil mi?
Dissosiyatif sendrom değilse ne??
Kim / kimler kritik bu soruyu yanıtlayacak tıbbi raporu düzenleyecek??

Türk Tabipleri Birliği mi?
Türk Psikiyatri Derneği mi?

Kim, kim , kim ve ne zaman??

Sevgi ve saygı ile.
18 Kasım 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net