Bekir COŞKUN : Bu savaşlar seni almadan gitmez…

İsmet İnönü’yü bitiren Türkiye’yi sokmadığı halde 2. Dünya Savaşı’ydı…
Savaşın getirdiği ekonomik kriz “ekmek karneyle verildi”, “camileri ahır yaptı” gibi suçlamalarla yakasına yapışmıştı…
Ülkeyi savaşa sokmadığı halde İsmet Paşa’yı alıp götürmüştü…
*
Menderes’in hazin sonunu hazırlayan Kore Savaşı’dır…
17 Eylül 1950’de İskenderun Limanı’ndan kalkan gemi (AS: gemiler) 5090 askeri Kore’ye götürürken, ABD’nin uydusu olmaya ilk adım atılıyordu aslında… 721 şehit, 2147 yaralı ve sakat, 234 esir, 180 kayıp ile dünyanın ta neresindeki savaşa gidip bugünlerdeki gibi yine
yoksul çocuklarını gurbete gömmek bir yana… Uydusunu keşfeden ABD, artık başının belasıydı memleketin…

Dinciliğin kışkırtılıp meydanlara indirilmesi, cumhuriyetçilerin tasfiyesi, 6-7 Eylül olayları
(AS: 1955), NATO’ya hayır mitingleri, sonunda (AS: CHP için TBMM’de) tahkikat komisyonları, emperyalizme tepki gösteren aydınların infazı…
Derken Menderes’i götürdü o karambol…
*
Ecevit; 1974’de Kıbrıs Harekatı ile artık bir kahramandı…
“Kıbrıs Fatihi” olmuştu… Ama bu savaş oyunlarının sinsi sonuçları; gizli ve açık ambargolar, bozulan ekonomi, onun başbakanlığında uzun margarin ve ampul kuyruklarına dönüşmüştü… Benzin yokluğunda bakanlar yolda kalıp araba ittirdiler…
Yüzde 41.4 gibi Türk solunun yakaladığı en yüksek oy ile bile orada duramadı…
Gitti Ecevit…
*
Özal; Körfez Savaşı’nda “Bir koyup üç alacağız” diyordu…
Türkiye’nin kaybı tam 40 milyar dolar oldu…
Sonunda Çankaya’da tek başına kalırken, partisi ANAP’ın yerinde yeller esiyordu…
*
Bu tür irili ufaklı savaşların kötü bir huyu vardır:
Kazan ya da kaybet, seni alıp götürür…
Darısı başına inşallah…

==========================================

Dostlar,

Erdoğan Nereye Koşuyor?
Quo Vadıs Mr. Erdogan?

F. Nietzsche der ki (Cahil toplumla seçim yapmak…)

  • ”Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Yalnızca seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak,
    okuma – yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır!
    Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın…
    egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..
    .”

*****
Türkiye hızla aklını başına devşirmelidir.
Siyasal ve ekonomik bunalım, kaçınılmaz türevleriyle ülkemizi ve ulusumuzu kuşatmıştır.

Bu yakıcı sorunun başlıca sorumlusu ne yazık ki 12. CB makamını işgal eden RT Erdoğan’dır! Ve eş derecede, bu kişinin ülkemizi yıkıma sürükleyen icraatına destek veren AKP yöneticileri ve seçmenidir. Tayyip bey, AYM’nin Dündar – Gül bireysel başvurusunda hak çiğnemi (ihlali) kararı üzerine gene esip gürlemiş ve Anayasanın pek çok maddesini çiğneme (ihlal) suçu işlemiştir. Dahası, “.. Bu bir casusluk suçudur..” diyerek görülmekte olan dava hakkında da hukuk devletinin en temel ilkelerini çiğnemiştir. Bu söylem, davanın görüldüğü İstanbul
14. Ağır Ceza Mahkemesine telkin ve hatta baskıdır. Yargı bağımsızlığına ağır bir saldırıdır. TCK md. 277 ve 288 karşısında bu eylem de apaçık suçtur.

Anayasa madde 9 : Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

  1. Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
    Madde 11 – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

 

Anayasa md. 138/1 : Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.

Anayasa md. 138/2 : Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Anayasa md. 138/3 : Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Anayasa md. 138/4 : Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Anayasa madde 103 – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya,
hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma
Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

  1. CB Erdoğan, AYM kararı hakkında ettiği sözlerle Anayasanın pek çok maddesini, ettiği yemin dahil çiğnemiş ve Anayasal meşruluğunu büyük ölçüde yitirmiştir. Kendi kişisel saygınlığı bir yana, makamı da yıpratmıştır.

Erdoğan, Cumhuriyete karşı açık ve fiil bir darbe eylemi içindedir ve bu eylem
VATANA İHANET suçu ile örtüşmektedir.

AYM Başkanı’nın 02 Mart 2016 günü yaptığı son derece yerinde açıklamaya ek olarak, gerçekte milletvekili dokunulmazlığı olmayan (Ceza Hukuku uzmanı Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Ulusal Kanal, 02.03.2016) Erdoğan hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yasal işlem başlatmalıdır.

Böylesi bir Cumhurbaşkanını halkın meşru görMEmek hakkı vardır.

Bu hak, RTE’nin kendisine hakaret davaları için yurttaşa kalkan olabilecektir, olmalıdır.

Bir başka çarpıcı husus, Erdoğan’ın kimi kılavuzlarının kargalığıdır.. Bakan düzeyinde birisi kalkıp, “Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağını..” buyurmuştur! Oysa bu koşula bağlanan, söz konusu Mahkemenin “iptal” kararlarıdır.

Gündemde olan ise bireysel başvuru hakkı (AY md. 148) kapsamında “hak ihlali” saptaması istemidir. (Madde 153/1 – Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.)

Ayrıca Erdoğan, yerel mahkemenin (İstanbul 14. Ağır Ceza Mhk.) AYM kararına direnebileceğini de ileri sürerek gene ciddi bir hata yapmış, belki de yanıltılmış ya da bilmem kaçıncı kez kandırılmıştır!? Bu yol Anayasa yargısında yoktur (Yukarıda yazılan md. 153/1).

Bir Cumhurbaşkanının Anayasanın en temel maddelerini bilmemesi veya bilerek çiğnemesi, yeminini ayaklar altına alması… birbirinden ürkünç (vahim) durumlardır.
Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez.

Erdoğan’ın bu davranışları gündem yaratmak için veya Parlamenter sistemin kendince çıkmazlarını göstermek için sergilediği savlarına katılmak güçtür..
Görülen, tipik “Recep Tayyip Erdoğan” davranışıdır..

  • Erdoğan gözünü karartmış ve Cumhuriyete meydan okuyarak,
    fiili darbe yaparak,
    şah mat” deme aşamasına gelmiştir.

Ancak madalyonun öbür yüzünde de VATANA İHANET SUÇU ve Türk Ceza Yasası’nın 277. ve 288. maddelerini ihlal suçu oluşmuştur. Bu maddeleri çiğneme (ihlal) suçundan Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ediyor olsa da yargılanmasına hukuksal engel yoktur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarihsel görevini gecikmeden yerine getirmelidir.
Tersi durumda bu makamda oturan kişi görevini yapmamış  olacak, dolayı olarak suça katılmış olacaktır.. Cumhuriyeti koruma – kollama – kanat germe temel sorumluluğunu da yerine getirmemiş sayılacaktır..

*****

Her nasılsa, her nedense…. ne yapıp edip bu lanetli kısır şeytan döngüsünün (circulus viciosus) bir an önce kırılması gerekmektedir. Muhalefet kendini toplamalı ve ortak hareket ederek TBMM’de denetimini artırmalı, mitinglerle Türkiye’yi ayağa kaldırmalıdır.

Çünkü Anayasa md. 6, Egemenliği kayıtsız koşulsuz millete vermektedir..

Türkiye Cumhuriyeti sokakta bulunmamıştır ve
hiç kimsenin babasının çiftliği değildir.

  • Artık “meşru savunma düzenine geçilmeli” ve ne yazık ki
    AKP – RTE’ye karşı 
    ve tüm olanaklarla Cumuriyete
    kol kanat geçilmelidir..

    KIRMIZI ALARM VAKTİDİR…

    Sevgi ve saygı ile.
    01 Mart 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

    Yazımızın pdf biçimi : ERDOGAN_NEREYE_KOSUYOR_QUO_VADIS_Mr._Erdogan

Demokrat Parti’nin Tarihsel Yanlışları


Demokrat Parti’nin Tarihsel Yanlışları

portresi_genc
Prof. Dr. Ünsal Yavuz
Başkent Üniversitesi ATAMER Md. 
14 Mayıs 1950’de çoğunluk sistemi temel alınarak gizli oy – açık tasnif esasına göre yapılan genel seçimlerde, DP üstünlük sağlamış ve 23 yıllık CHP iktidarı sona ermiştir. Böylece,1923 yılında devleti kurmuş olan CHP, iktidarı Demokrat Parti’ye devretmiş ve Türk demokrasi tarihinde yeni bir dönem başlamıştır.

DP iktidara geçince Celal Bayar cumhurbaşkanı, Adnan Menderes başbakan, Refik Koraltan da TBMM başkanı olmuştur. Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez DP genel başkanlığından istifa etmiş ve parti genel idare kurulu O’nun yerine Adnan Menderesi genel başkanlığa getirmiştir.

DP’nin ilk işi TBMM ‘de 16 Haziran’da oybirliğiyle Arapça Ezan yasağını kaldırmak ve
14 Temmuz’da ise bir genel af yasası çıkararak eskiden işlenmiş bütün suçları bağışlamak olmuştur..

Basına baskı ve devlet kadrolarında tasfiye hazırlıkları
Demokrat Par ti dönemini 1950-1954 ve 1954 sonrası olarak değerlendirmeye almak doğru olacaktır. DP iktidara geldiğinde anti-demokratik öğeleri kaldırmaya söz vermiş ve bu konuda bazı adımlar atmış ise de özellikle basına karşı hoşgörülü davranmayı başaramamış eleştirilmeye tahammül edememiştir. Daha 1951 de resmi ilanlar kararnamesi çıkararak gazeteleri hükümetin takdirine göre ödüllendirmek ya da cezalandırmak olanağını elde etmiştir.
1953 Temmuz’unda yapılan bir Ceza Kanunu değişikliğiyle de bakanların basında küçük düşürülmesine karşı yaptırımların uygulanması, adeta otomatik hale getirilmiştir. 1954 seçimleri öncesinde de Basın Kanunu gözden geçirilerek, ispat hakkı tanınmaksızın basına karşı hükümetin konumu güçlendirilmiştir. 1954 seçimleri sonrasında ise çıkarılan yeni bir yasayla kamu görevlilerinin bağlı oldukları teşkilat emrine alınarak görevden uzaklaştırma olanağı yaratıldığı gibi altı aylık bir süre sonunda eğer yeni bir göreve atanmazlarsa kendiliğinden emekliye ayrılmış sayılmalarıyla yönetime karşı olan kamu görevlisi ve
basın mensuplarının tasfiye edilmesi yolu açılmış oluyordu. Bu yasanın üniversitedeki uygulamalarının ilk kurbanları

Prof.Dr. Bülent Nuri Esen,
Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta ve
Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu
olmuştur.

Ekonomik zorluklar başlıyorBu dönemde Demokrat Parti’yi böyle politikalar uygulamaya zorlayan nedenlerin başında başlayan ekonomik sıkıntılar gelmektedir. Bozulan ekonomik dengeleri borçlanma yoluyla kapatılmasının düşünülmesi ancak bunda başarısız kalınması yönetimi giderek sertleşmeye itmiştir. Fakat DP’nin ilk yıllarındaki ekonomik başarıları endüstriden çok tarım alanında olmuştur. İklimsel koşullar, döviz ve altın stoklarının yeterliliği, ABD ‘nin askeri ve ekonomik yardımları gibi koşullar bir araya gelince 1950-54 döneminde ekonomide olumlu gelişmeler izlenmesine karşın sonraki dönemler için durum çeşitli nedenlerle farklılıklar göstermiştir. Daha sonraki yıllarda artan ekonomik sorunların üstesinden
gelememesi de kamuoyu desteğini ve güvenini yitirmesi, yönetimin hırçınlaşması ve
yapılan yönetsel yanlışlıklarının artmasını birlikte getirmiştir.İç Siyasette boyutlanan partizanlık ve DP gurubuna yansımalarıÖrneğin 1954 seçimlerinde CHP’nin kazandığı Malatya’yı ikiye ayırarak Adıyaman’ı oluşturmuş, CKMP’nin kazandığı Kırşehir’i ilçe yapması DP örgütü içinde rahatsızlıkları artırmış ve partiden uzaklaştırmalar başlamış, kabinede de anlaşmazlıkların çıkması sonucu 1955’te Demokrat Parti dağılma sürecine girmiştir. Önce Fuat Köprülü Dışişleri Bakanlığından ayrılmış, arkasından kanıt hakkının tanınmasını savunan milletvekillerinin istifaları gelmiştir. Eleştirilerin Meclis gurubunda da ortaya çıkması karşısında Menderes kabinede revizyona giderek kimi bakanlarını feda etmek zorunda kalmıştır.

Bu bunalımın temelinde iç politikada tutulan baskıcı yol kadar birbiriyle bağlantılı olan ekonomik sıkıntıların ve dış ilişkilerdeki başarısızlıkların yarattığı tepkilerde bulunmaktadır.
Bu sorunları çözümlemek için gerekli ekonomik desteklerini sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanı ve Başbakanın ABD ve Almanya ziyaretleri istenilen sonucu vermemiştir.

Demokrat Parti İktidarının ilk dönemi olan 1950 – 54 arasında iktidarın dış politika konusunda karşılaştığı ilk mesele “Kore Savaşı” olmuş, 1950 tarihinde Türkiye Birleşmiş Milletler bünyesinde Kore’ye asker göndermiştir. Demokrat Parti döneminde NATO’ya girmek için yapılan politik manevralar hızlandırılmış, sonuçta Türkiye Yunanistan’la birlikte 1952 yılında NATO üyesi olmuştur.Türkiye bu dönemde izlediği dış politikaya bağlı olarak, 1953’te Yunanistan ve Yugoslavya ile birlikte Balkan Paktı’nı 1955’te Irak, İran ve Pakistan’ın katılımıyla Bağdat Paktı’nı kumuştur. Türkiye izlediği bu Batı eksenli politikalarıyla Sovyet tehdidine karşı bir güvence aramış; ekonomik,  siyasal ve askeri olarak da Batı Blok’unun bir üyesi olmaya çalışmıştır. Günümüzde Türkiye’nin dış politika sorunlarından birini oluşturan Kıbrıs Sorunu’nun ilk ortaya çıkışı da Demokrat Parti’nin iktidarı dönemine rastlamaktadır. Kıbrıs sorunu uluslararası ortamda ilk kez Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin katıldığı 1955’te Londra Konferansı’nda tartışılmışsa da konferans bir sonuca ulaşamadan dağılmıştır

1950’lerin ikinci yarısı başlarken Kıbrıs konusunda kamuoyunun sergilediği duyarlılık ve Yunanistan’ın konuyu uluslararası platforma taşıma uğraşı Demokrat Parti’ye kamuoyunda yitirdiği saygınlığı yeniden kazanma ve içeride muhalefet tarafından oluşturulan yoğun baskıdan kurtulma olanağı vermiştir. Bu nedenle bütün dikkatler Kıbrıs’a çevrildi ve adanın bağımsızlığı başlıca ulusal sorunumuza dönüştü. 1955’te Demokrat Parti Kıbrıs konusunda ulusal kamuoyunun duyarlılığını dikkate alan bir politika izlemeye başlayarak; muhalefet partileri karşısında bir üstünlük arayışına girmiş ve kamuoyunun desteğini kazanmaya çalışmıştır.

İç politikada Gelişmeler

1957 genel seçimlerinden sonra, DP’nin sertleşme eğilimi tırmanarak devam etmiştir. Uygulanan çoğunluk sisteminin sonucu Meclis içinde sağladıkları üstünlük onlara muhalefeti engelleyebilecekleri sanısını vermiştir Yeni dönemin başında TBMM iç tüzüğünde
kendi amaçlarına uygun değişiklikleri gerçekleştirerek bir yandan milletvekillerinin
denetim olanaklarını sınırlarken öte yandan dokunulmazlıklarının kaldırılmasını kolaylaştırıp verilecek cezaları artırma yoluyla onları baskı altına almaya yönelmiştir.

Bu arada Silahlı Kuvvetlerin de hedef alınmasından kaçınılmamıştır.
1958 başlarında dokuz subayın darbe yapacakları savı ile tutuklanması ise
ortamıdaha da germekten öte bir sonuç getirmemiştir.

Aynı yıl içinde ekonomik bunalım giderek artmış, piyasada birçok malın bulunamaması, karaborsanın artması, zamların birbirini izlemesi halk arasında hoşnutsuzluğun giderek artmasını birlikte getirirken, kredi bulmak amacıyla yapılan dış gezilere bağlanan umutlar da tükenmiştir.

Bu arada DP iktidarı başarısızlıklarını örtmek, kamuoyunun dikkatlerini dışarıya yöneltmek için son derece riskli ve sorumsuz bir politik seçeneği devreye sokmaktan çekinmemiş dış politikada bloklar arası soğuk savaşı körükleyerek Batı yardımını sağlamak üzere ülkeyi sıcak savaşa sürükleyecek olan Irak’a müdahale girişimini son anda ABD önlemiştir.

Muhalefetin Güç Birliği Oluşturması

İktidarın bu başına buyruk gidişi karşısında 1958 yılı sonuna doğru partiler arası birleşmeler gerçekleşmeye başlamıştır. Ekim ayında Türkiye Köylü Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi’ne, Kasım’da da Hürriyet Partisi CHP’ye katıldı.
1959 Ocak ortalarında toplanan CHP 14. Kurultayı bir ”İlk Hedefler Beyannamesi”’nde
Güç Birliği’nin hedefleri şöyle saptanmıştı:

1) Partizanlığın kaldırılması,
2) İkinci Meclisin kurulması,
3) Seçim güvenliği,
4) Anayasa Mahkemesi,
5) Yüksek Hakimler Kurulu,
6) Memurların mahkemeye başvurma haklarının tanınması,
7) Basın özgürlüğünün Anayasa güvencesine alınması,
8) Üniversite özerkliği,
9) Yüksek İktisat Şurası kurulması,
10) Sosyal Adalet kavramının Anayasaya girmesi.

DP’nin muhalefet partilerinin bu güç birliği oluşumuna karşı yanıtı Vatan Cephesi’ni kurmakla oldu. Yine 1959 Ocak ayı içinde ülke çapında örgütlenmeye başlayan Vatan Cephesi partiye destek verecek taban oluşturmaya çalışarak her gün radyodan yayınladığı partiye katılım listeleriyle bunu teşvik ediyordu.

Muhalefeti sindirme ve susturma girişimleri

Bu yıl içinde İnönü’nün yaptığı yurt gezilerinde Uşak’ta, İzmir’de ve İstanbul Topkapı’da saldırıya uğraması, partisine yapılan baskılarla düzenledikleri mitinglerin engellenmesi toplumda giderek gerilimi artırdığı gibi beraberinde kamplaşmayı getirmiştir. Meydanlardaki gerilimin Meclis oturumlarına yansıması gecikmemiştir.

1959 yılı iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler açısından son derece gergin geçmiştir.
Bu gerginlik 1960’a girildiğinde bir türlü yumuşamak bilmediği gibi daha da sertleşmeye yüz tutmuştur.. Bu dönemde ise iktidar ve muhalefet partileri arasındaki ilişkilerde dış politikalarda genel bir birlikteliğin sürdürülmek istenmesi ve bu yönde çabaların genelde bütün siyasal partilerin desteğini toplaması ile Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler ve bu arada Kıbrıs sorunu iç politika tartışmalarında gündemde yer almamıştı.

7 Nisan’da DP Meclis Grubu bir bildiri yayınlayarak, CHP’nin ülkedeki bütün yıkıcı gurupları çevresinde topladığı, halkı Orduyu iktidara karsı ayaklanmaya kışkırttığını öne sürdü.
Bu bildirinin ardından DP Meclis Grubu TBMM Başkanlığı’na muhalefetin eylemlerinin soruşturulması için bir önerge verdi. Önerge 18 Nisan’da Mecliste büyük bir çoğunlukla
kabul edildi. Yasaya göre bir Tahkikat Komisyonu oluşturulacak ve bu komisyon üç ay boyunca muhalefetin ve basının eylemlerini soruşturacaktı.

DP meclis gurubu Nisan ayı ortalarında, CHP’nin yasa dışı yöntemlerle siyasal mücadele yaptığını, bir kısım basının da onu bu yolda desteklediğini ileri sürerek, 15 kişilik bir soruşturma kurulu oluşturulmasını öngören önerge, TBMM’ce hemen kabul edildi. Meclis görüşmeleri sırasında İnönü iktidarı sert bir dille uyararak

  • ”… Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam. Şimdi arkadaşlar,
    şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal temel bir haktır… ”demiştir.

Fakat o dönemde bu sözler sansür edildi ve basına yansıtılmadı. Çünkü kurulan Tahkikat Komisyonu, hemen her türlü siyasal faaliyetin yanı sıra, kuruluşuna ilişkin Meclis görüşmelerinin yayını dahil kendi çalışmasıyla ilgili haber ve yorumları da yasaklamıştı

Üniversiteye kolluk güçlerini sokma hatası

Muhalefet ve basını soruşturmak için Tahkikat Komisyonu kurulması ülkede geniş yankı yaptı. Komisyon görevine başlar başlamaz, Ankara ve İstanbul’da öğrenciler protesto gösterileri düzenlediler. 26 Nisan’da İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri baskıları protesto ederken,
28 Nisan’da da öğrenciler merkez binada bir toplantı düzenlediler. Güvenlik güçlerinin toplantıya müdahale etmesiyle olay çıktı. Üniversite içinde başlayan çatışma Beyazıt Meydanı’na taştı. Buradaki çatışmada Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz,
aldığı bir kursun yarasıyla yaşamını yitirdi. Olaylar nedeniyle Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi ve gece sokağa çıkma yasağı kondu, ancak öğrencilerin gösterileri durdurulamadı.

30 Nisan’da İstanbul Sultan Ahmet Meydanı’nda düzenlenen protesto gösterileri sırasında Nedim Özpolat adlı bir başka öğrenci yaşamını yitirdi. 28-29 Nisan sonrasında gösteriler
555 K parolasıyla Ankara’ya sıçradı. Hatta kimi göstericiler buradan geçmekte olan Menderes’i tartakladılar. Menderes bir gazetecinin arabasına binerek meydandan güçlükle uzaklaştırıldı.

Ordu içinde de on yıllık DP iktidarına karşı alttan alta başlayan hareket protesto gösterileri sırasında kendini açıkça belli etmeye başlamıştı. Özellikle 29 Nisan’daki gösteriler sırasındaki öğrenci-ordu dayanışması dikkat çekiciydi. Ankara’daki 5 Mayıs gösterilerinden iki gün önce de Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel, Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’e
bir mektup göndermiş ve ülkenin içinde bulunduğu bunalımdan çıkış için bazı önerilerde bulunmuştu.

21 Mayıs’ta bu kez Ankara’daki Harp Okulu öğrencileri, iktidarı protesto için
bir gösteri yürüyüşü düzenlediler. Artık ok yaydan çıkmıştı.

DP dönemi genel olarak değerlendirilirse

• Çoğulculuk yerine çoğunlukta olmayı esas alarak muhalefeti yok sayıp baskı altında tutmak,
• Muhalefetle ilişkileri hemen daima bir kavga havasında yürüterek ortamı germek,
Dış politikada ABD güdümüne girerek bağımsızlığı feda etmek,
Dini sorumsuzca siyaset aracı olarak kullanarak tarikatları hortlatarak
dinci çevrelerin umudu haline gelmek,

Menderes’in “…odunu bile aday göstersem seçtiririm..” diyebilecek ölçüde tek ve vazgeçilemez olduğuna inanması, gücünden emin olması, çevresinin uyarılarına
kulaklarını tıkaması, kendi bildiğini okumakta ve toplumu yok sayarak germekte ısrarı..

Kaçınılmaz son mu?
Tarihte yazılı…
(21 Temmuz 2013 )

NATO’NUN GÖLGESİNDE SEÇİM HAZIRLIKLARI


NATO’NUN GÖLGESİNDE SEÇİM HAZIRLIKLARI

Zeki_Sarihan_portresi

Zeki Sarıhan

 

           

Önümüzde bulunan yerel, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler nedeniyle siyaset şimdiden kızışıyor.

Türbandı, göğüs dekoltesiydi, Ergenekon ve Balyoz yargılamalarıydı, çocuklarımızın okullarda hangi seçmeli dersleri seçmesi gerektiğiydi,
Kürt dilinde eğitim kurumlarının açılmasıydı, ülkemizin güncel sorunları üzerinde bir kavga yürütüyoruz. Doğal olarak siyasette hemen her konu bir çekişme konusudur. 

ABD ise bu kavgaya bakıp kıs kıs gülüyor olmalıdır.

İktidarda olanlar veya iktidara aday olanlar bu kavgayı ABD’nin ve NATO’nun şemsiyesi altında yürütüyor. Televizyonlarda her gün dinlediğimiz, gazetelerde okuduğumuz, meydan nutuklarında dile getirilen onca proje içinde NATO’dan ayrılma projesi yok!

Bu durumda kim kazanırsa kazansın temel yapımız değişmeyecek. Biraz daha laik veya biraz daha muhafazakâr.

Fakat Amerika’ya bağımlılığımız sürecek. 76 milyon nüfusuyla Türkiye, Amerikan çıkarları doğrulusunda Ortadoğu’da bir köprübaşı haline getirilmiş.

NATO’nun emrindeyiz. 

Batılılar bize:

— Yat, kalk, sürün!… komutlarıyla talim yaptırıyorlar. Kime düşman, kime dost olacağımızı bize onlar fısıldıyor. Türk askerinin savaşacağı yerleri, füzesavarların nereye konulması gerektiğini onlar işaret ediyorlar.
Kore Savaşı’ndan başlayarak Amerika’nın ve onun bir saldırı örgütü olan NATO’nun gösterdiği doğrultuda hareket ediyoruz. Yatıyoruz, kalkıyoruz, sürünüyoruz… Ülkemizdeki egemenlikleri tehlikeye girerse derin devletlerini harekete geçiriyorlar, darbeler yaptırıyorlardı, yurtseverleri işkenceden geçiriyorlardı. Şimdi milleti bağımlı halde tutmaya yarayan sermaye, basın gibi başka kurumları var. 

Siyaset yaparken sınırlılıklarımız var.  Siyasal özgürlüklerimiz doğrudan doğruya bir Amerikan örgütü olan NATO ile, gerçekte bir Amerikan projesi olan Avrupa Birliği ile sınırlı. 

                                                           *

Oysa biz, varlığımızı da, bağımsızlığımızı bunlara borçlu değiliz.
Aksine, Kurtuluş Savaşımızı Batı’ya karşı savaşarak kazandık.
İkinci Dünya Savaşından burnumuz kanamadan çıkmayı
bağımsız bir politika gütmeye borçluyuz.

NATO’ya girdiğimizden beri ise ülkemizde siyasi istikrarsızlık alıp başını gitti. Türkiye’yi yönetenler, NATO’ya girme sevdasıyla 741’i ölü olmak üzere iki bin genç Anadolu köylüsünü Kore topraklarında telef etti.

Söyler misiniz Gladio’yu kim kurdu? Son 50 yıldır güzelim ülkemizde
kitle katliamları yapan, aydınlarımıza kıyan, ülkeyi bir kan gölüne çeviren NATO’daki bu Gladio değil mi?

  • Amerika, NATO Türkiye’nin hangi derdine derman oldu?

Bağımsız bir dış politikaya kavuşmadan, Türkiye’yi yeniden tam bağımsız bir ülke yapmadan millî özgürlüğümüzü ve onurumuzu nasıl kazanacağız? NATO’dan çıkmadan, Amerika sisteminin dışında kendimize bir yer kazanmadan ulusal bir eğitime sahip olabilecek miyiz? NATO’ya kapılanmasaydık, Amerikan uzmanları gelip eğitimimiz için bize akıldanelik yapabilecek miydi? 

NATO’suz ulusal savunmamızı yapamayacağımızı, silahlı kuvvetlerimizi Amerika’nın emrine vermeden yaşayamayacağımızı söyleyenler, komşularımıza bakarak utanmalıdırlar. Suriye’ye, İran’a, Rusya’ya… Daha ilerilerde Hindistan, Çin’e… Bir süredir ayağa kalkmaya başlayan Latin Amerika ülkelerine…  76 milyonluk Türkiye o kadar çaresiz midir?

Türkiye halkının her zaman içeride efendileri oldu.
Ama uzunca bir süredir, efendilerimizin de efendileri var.

Yeniden onurlu bir halk olabilmemiz için önce bu dış efendilerden kurtulmamız şart.

  • Türkiye NATO’da ve onun istediği kalıplar içinde kaldığı sürece
    rahat huzur görmeyecek.

Biz bu kıskaçtan kurtulmak için enerjimizi bağımsızlık mücadelesine ayırmak zorunda kalacağız.

“Türkiye bağımsız yaşayamaz” demek ya da Amerika’nın ve
NATO’nun şemsiyesi altında bağımsız olabileceğimizi savunmak,
Türk tarihini anlayamamanın, milletin gücünü kavrayamamamın
ve kendine güvensizliğin ifadesidir.

Seçimler gelip geçecek. Kentlerimize yeni parklar, yeni alt ve üstgeçitler yapılacak. Bazı mahkûmlar salıverilecek, yeni siyasi davalar açılacak…

Amerikalı yetkililer, Avrupa Birliği temsilcileri Esenboğa Havaalanı’nda karşılanmaya devam edilecek. Muhafazakâr veya laik, başı kapalı veya açık. Daha çok imam hatipli veya daha çok kolejli bir Türkiye.
Ama NATO’cu, Amerikancı…

Yazık Türkiye halkına!

“NATO’ya hayır!” diyemeyen siyasetçilere yazık!

NATO’nun ve Amerika’nın gölgesinde birbirimizle dalaşmak,
sonuç vermeyecek bir kavgadır. Büyük uluslar, büyük önderler
buna razı olamazlar.

Biz her şeyden önce nasıl büyük olunabileceğini 1919’daki gibi
yeniden keşfetmek zorundayız. (12.10.2013)

KURTLAR SOFRASI.. / Dinner Table of Wolves


Dostlar
;

26 Haziran 2012’de sitemize koyduğumuz “KURTLAR SOFRASI” adlı
85 sayfalık kapsamlı çalışmayı bir kez daha gündeminize getirmek istiyoruz.

Bu emekli çalışma, Küresel Elit‘in içyüzünü, anatomisini (yapısını),
fizyolojisini (işleyişini) sergilemekte.

Bu dosyadaki temel bilgileri edinmeden Dünya’yı ve Türkiye’yi anlamanın
çok zor olacağını düşünüyoruz.

Hoşgörünüzle, daha çok ve / veya 1 kez daha gözden geçirilmesi dileğiyle

KURTLAR_SOFRASI_03.10.02

İ ç i n d e k i l e r ……

           İlkel’den İNSAN’a Varış                                                                                          

Taş Devri Yaşamı                                                                                                   

            Mezolitik Dönemi yaşamı

Yeleşik Düzen Neolitik Çağ

            Elle Yapılan Tarım Dönemi

            Neolitiğin Üç Kurumu: Din-Aile-Devlet

            Makineleşme Dönemi

            Sanayi Devrimi

            Makineli Tarım

            Tarımın Ticarileşmesi

            Genetik, Yeni Bir Sömürü Alanıdır                                                                        7

            Sömürge Peşine Düşüş

            Küreselleşme (Köleleştirme, Uluslararası Sömürü)

            Küreselleşme Adı Altında Kurulmak İstenen: “Tek Dünya Devleti”

            Sömürücü ABD Değil, ABD’ye de Hakim Olan ELİT

ABD’nin Merkez Bankası Yoktur

ABD’nin, Merkez Bankası Görevini Gören Federal Rezerv

Paraya ve Petrole Sahip Elit Kimdir?

Siyon Liderleri Protokolleri (Planlarını anlattıkları kitap)

Elit’in Uluslararası Örgütleri: CFR, IMF, DB, DTÖ, BM, Bilderberg,
Trilateral, AB Elit’in Uluslararası Şirketleri

Elit’in Korkusu Ulus-Devletlerdir

Kazanan Hep Elit’tir                                                                                                8

Yazı, Dil, Tarih ve Uygarlıklarıyla; Evrensel Uygarlıkların Kökenini
Oluşturan Ön Türkler /ON OKLAR

Tüm Ülkelerin İlgi Odağı Türkiye

Atatürk Bu Ülkeyi Bağımsızlıktan Ödün verilsin, Köleleştirilsin Diye Kurmadı

Elit’in Parayla Para Kazanması

Zenginler Daha Zengin, Fakirler Daha Fakir Oldular

Tarihte Bir Gezi                                                                                                       9

AYRI Adlar Altında Tanınan Örgütler, Aynı Yere, Elit’e Bağlıdır.

Getirileri Aynı Havuza Akar

Elit, Dünya Eliti’dir

ABD Yazılı Yerleri Elit Olarak Anlamak Gerek

İşte Kurtlar Sofrası

Siyon Tarikatı (1090)

Tapınak Tarikatı (Tampliye Şövalyeleri, 1118)                                                     10

Vatikan                                                                                                                     11

OPUS-DEI

Malta Şövalyeleri                                                                                                    12

Dömenikenler Tarikatı

Fransiskan Tarikatı

Cizvitler Tarikatı

Masonluk (1723)                                                                                                      13

Operatif Masonluk

Spekülatif Masonluk

Masonluğa Giriş Töreni                                                                                         14

Türkiye’de Masonluk

İlluminati (1776)                                                                                                      15

Bohemian Klübü (1830)                                                                                          16

Kurukafa ve Kemikler Tarikatı (1833)

B’nai Brith (1843)

Yuvarlak Masa Örgütü (1877)                                                                                17

Wilson İlkeleri (1912)                                                                                              18

Federal Rezerv (ABD’nin Elit’e ait Merkez Bankası, 1913)         

1 Doların Şifresi: Her Yol Elit’e Çıkyor                                                                  19

Dış İlişkiler Konseyi (CFR, 1921)                                                                          21

Birleşmiş Milletler (1945)                                                                                       22

Uluslararası Para Fonu (IMF, 1945)                                                                     23

Filipinle Hükümetinin İsyanı

Niyet Mektupları (Diyet Mektupları)                                                                       24

Ülkeler Nasıl Köleleştiriliyor?

Nasıl Kurtulacağız?

Özel Çekme Hakları (SDR)                                                                                    

Dünya Bankası (DB, 1945)                                                                                     25

GATT (Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması, 1947)

Truman Doktrini (1947)                                                                                          26

Marshall Planı (1948)

Batı Avrupa Birliği (BAB, 1948)

NATO (Kuzey Atlantik Anlaşması, 1949)                                                              27

NATO ve Götürüleri

Bilderberg (1954)                                                                                                    28

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET, 1957) sonra AT, sonra Avrupa Birliği          29

Eisenhower Doktrini (1957)                                                                                   30

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD, 1960)

Trilateral Komisyon (Üçlü Komisyon, 1973)

Çok Taraflı Garanti Yatırım Kuruluşu (MİGA, 1985)                                            31

Yıldız savaşları (SDI: Stratejik Savunma Girişimi)

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK, 1990)                                        32

Avrupa Birliği (AB, 1992)

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA, 1992)                               33

GATT, sonra Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ/WTO, 1994)

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS, 1994) 

Avrupa Enerji Şart (1985)                                                                                       34

Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI)

Uluslararası Şirketler                                                                                              35

1919-2002 Arası Türkiye ve Türkiye’ye Dayatılan Anlaşmaların İçyüzü            36

Bir İncelemede “Özünü” Kavramak Önemlidir

İç ve Dış Politikayı Etkileyen Ögeler

Tarih ON OKLAR’da / Türkler’de Başlar

Evrensel Uygarlıkların Kökeni On Oklar / Türkler

Atatürk, Türk Ulusunun Kimliğini, Kökenini Bulması İçin Çok Çalışmıştır

Eksik ve Yanlış Resmi Tarih Değişmelidir

Türkler Dünya Tarihindeki Yerini Almalıdır

Türkiye’nin 1919-1923 Dönemi                                                                              37

Satılmış, Paylaşılmış, Yıkık Bir Ülke

“Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm”

Yeni Bir Toplum, Yeni Devlet ve Sürekli Devrimler

1919-1923 Arası Önemli Olaylar

İngiltere’nin Kürt Politikası

Chester Projesi (1923)                                                                                            38

Türkiye’nin 1923-1939 Dönemi ve Önemli Olaylar                                              39

Montrö Sözleşmesi (1936)                                                                                    

Sadabat Paktı (1937)

Hatay’ın Alınışı (1938)

Türkiye’nin 1939-1945 Dönemi                                                                              40

Atatürk’ün Yolundan Sapış Dönemi                                                                     40

Atatürk’ün Öngörüsü                                                                                            

2. Dünya Savaşı (1939-1945)

Yalta ve Postdam Konferansı (1945)

Ticari İmtiyaz Anlaşması (1939)                                                                            41

Üçlü İttifak (1939)

Türkiye’nin 1945-1960 Dönemi

Atatürk’ün Yolundan Sapış ve Hovardalık Sürüyor

İrticanın Kuramcısı ABD (1945)                                                                             42

Milletler Cemiyeti Görevini Birleşmiş Milletler’e Devrediyor (1945)                 

Bretton Woods Örgütleri: IMF, DB, GATT, DTÖ vb)

Yardım ve Yardım Anlaşmalarının Aslı, Ağır Şartlı Dayatmalardır

Türkiye-ABD Karşılıklı Yardım Anlaşması (23 Şubat 1945)                                43

10 Milyar Dolarlık Kredi Anlaşması (27 Şubat 1946)

Türkiye ABD Arasındaki Ek Anlaşma (6 Aralık 1947)                                          44

Truman Doktrini (12 Mart 1947)

Amerika, Askeri Yardımları Niçin Yapıyormuş?

Askeri Yardım Anlaşması (12 Temmuz 1947)

Marshall Planı (2 Nisan 1948)                                                                                45

Max Thornburg Raporu ve İstekleri (1947)

Marshall Planının Olumsuz Etkileri

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO, 4 Nisan 1949)                                     46

Türkiye’nin NATO’ya Alınma Nedeni

Yardımların Veriliş Nedenleri

Türkiye-ABD Eğitim Komisyonu Anlaşması (27 Aralık 1949)                             47

Albay Haydar Tunçkanat’ın Söyledikleri

Türkiye-İsrail Ticaret ve Ödemeler Anlaşması (4 Temmuz 1950)                      48

Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu (18 Ocak 1954)

Petrol Yasası (7 Mart 1954)                                                                                   49

Ortaklık Güvenlik Anlaşması (10 Mart 1954)                                                        50

NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi (SOFA, 20 Mart 1954)

Askeri Kolaylıklar Anlaşması (23 Haziran 1954)

Vergi Muafiyetleri Anlaşması (24 Haziran 1954)

Bağdat Paktı (24 Şubat 1955)                                                                                51

Elit Rockefeller’in ABD Başkanı Eisenhower’a Mektubu (1956)

Türkiye-ABD Tarım Ürünleri Anlaşması (12 Kasım 1956)                                   52

Londra Deklarasyonu (28 Temmuz 1958)                                                            

Türkiye-ABD İstimlak ve Müsadere Garantisi Yasası (Ocak 1959)

Türkiye-ABD Güvenlik İşbirliği Anlaşması (5 Mart 1959)                                       53

Jüpiterlerin Türkiye’ye Yerleştirilmesi (25 Ekim 1959)

Türkiye’nin 1960- 1980 Dönemi                                                                            

U2 Olayı (1 Mayıs 1960)                                                                                          54

ABD’nin, Zırai Maddeler Ticaretinin Geliştirilmesi Hakkında, 161 milyon dolarlık
İkili Anlaşma ile İlgili Olarak Notası (21 Şubat 1963)

Türkiye-AET Ankara Anlaşması (12 Eylül 1963)                                                 

Türkiye ABD Kredi Anlaşması (31 Mayıs 1968)                                                   55

Ege Sorunu

Kıbrıs Sorunu                                                                                                         

Türkiye’nin 1980 ve Sonrası Dönemi                                                                    56

Türkiye Ekonomisini Etkileyen 4 Kriz                                                                  

Özelleştirme                                                                                                            57

ABD Türkiye’ye Neden Yakınlık Gösterdi?                                                          58

Kürt Sorunu ve ABD

“ABD, Türkiye’de Toprak Bütünlüğünü Desteklemiyor, Aksine Köstekliyor  

Çevik Kuvvet (Birleşik Devletler Merkezi Komutanlık)                                        59

Mutabakat Muhtırası (29 Kasım 1982)                                                                59

Limni Sorunu

Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA, 18 Aralık 1985)

Ortadoğu’da Su Sorunu                                                                                        60

Boğazlar Sorunu

Körfez Savaşı                                                                                                         

Körfez Savaşı Sonrası

Körfez Savaşında Türkiye’nin Kayıpları                                                               61

Avrupa Birliği ve Türkiye (AB, 7 Şubat 1992)

Oyalamanın Serüveni                                                                                             62

Türkiye AET’ye 1959’da üye olmak üzere başvurdu

Ankara Anlaşması (12 Eylül 1963)                                                                        63

Lüksemburg Zirvesi (Mart 1976)                                                                           64

Avrupa Tek Senedi (1 Temmuz 1987)                                                                 65

Dublin Zirvesi (28 Nisan 1990) 

Matutes Paketi (6 Haziran 1990)

Maastricht Anlaşması (7 Şubat 1992), (AET –AT) Avrupa Birliği oldu

Lizbon Zirvesi (25-27 Haziran 1992), Edinburg Zirvesi (11-12 Aralık 1992)

Kopenhag Kriterleri (22 Haziran 1993)

Gümrük Birliği (6 Mart 1994’te imza. 13 Aralık 1995’te yürürlüğe girdi             66

Madrit Zirvesi (16 Aralık 1995)

Amsterdam Zirvesi (16-17 Haziran), Lüksemburg Z. (12-13 Aralık 1997)        67

Cardiff Z. (15-16 Haziran), Viyana Z. (11-12 Aralık 1998)

Köln Zirvesi (3-4 Haziran 1999)

İlerleme Raporu (13 Ekim 1999)

Helsinki Zirvesi (10-11 Aralık 1999) Türkiye “aday” ülke oldu

Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB, 17 Temmuz 2000)

Genişletilmiş Siyasi Diyalog (4 Aralık 2000)                                                       68

Nice Zirvesi (8-10 Aralık 2000)

Ulusal Program

Leaken Zirvesi (14-15 Aralık 2001) …                                                                 69

AB; Kıbrıs, Ermeni Soy. İddiaları, Azınlıklar- Bölücülük, Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban O, IMF programları konularında, Türkiye’den Ne İstiyor?

Kıbrıs, Ermeni Soykırımı İddiaları, Azınlık Sorunu-Bölücülük                           70

Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunun Yeniden Faaliyete Geçirilmesi, IMF Programlarının Uygulanması, Sonuç                                                           71         

AB Yolunda Neler Yapılacak? Adım Adım 2004                                                72

2000’de, 2001’de, 2002’de Yapılacaklar                                                            73

2003’te, 2004’te Yapılacaklar                                                                              74

Bu İşte Bir Terslik var Avrupa Birliği’ne Hayır

Türkler Aynı Zamanda Avrupalıdırlar                                                                  75

Araştırmacı Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan

Büyük Araştırmacı Yüceler Yücesi ATATÜRK Atatürk’ün Bir Şiiri

Gümrük Birliği (13 Aralık 1995)                                                                            

Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK, AB Ordusu)                              

AB İlişkilerinde Anayasa İhlali ve Yetki Aşımı                                                   76

Türkiye-İsrail Serbest Bölge Anlaşması (14 Mart 1996)                                  77

Türkiye-AB Tarım Anlaşması (9 Ocak 1998)                                                       

Güneydoğu Avrupa (Balkan) İstikrar Anlaşması (30 Temmuz 1999)

Uluslararası Tahkim                                                                                              

Türkiye-ABD Tic. ve Yat. İlişki. Geliştirilmesi Anlaşması (7 Aralık 1999)          78

Nitelikli Sanayi Bölgesi                                                                                          79

Çare ve Çözüm                                                                                                     79-80
Dipnotlar ve Kaynakça (158 adet)                                                                        81-85         

**********************

Dosya şöyle başlamakta                              :

  • İlkel’den İNSAN’a varış; insanın Kendin’den Kendine’dir,
    bir hayli emek, sabır, akıl, bilim, vicdan ve gönül ister.

Taş Devri (Paleolitik Çağ) dediğimiz dönemde, mağaralarda birarada yaşayan, ilkel-eşitlikçi-durağan bir birlikleri olan, ilkel sürü diyebileceğimiz insanlar; daha çok kadınların uğraştığı Toplayıcılık, erkeklerin uğraştığı Avcılık ve Balıkçılık yaparak; Asalak ekonomileri, ortak çalışma, ortak paylaşma ve işbirliği ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Ateşi bulmuşlar, taştan aletler yapmışlardır. Korku ve umuda dayalı, düzensiz, raslantısal, sınıflandırıcı, düşçü, taklitçi ve sihirsel kültüre bağlı bir yaşamları vardır. Sonraları Devşiricilik denilen, yabani tahıl toplayıcılığı ile Ambarlama ve Biriktirme yöntemlerini kullandıkları, dinsel düşünüşün yavaş yavaş başladığı, bir tarıma ve üretime geçiş dönemi yaşamışlardır (-12.000, Mezolitik). Daha sonra da insanlar, coğrafi olayların, iklim koşullarının zorlaması ve nüfus artışı nedeniyle, sığınaklarını, mağaralarını bırakmışlar, ekolojik olarak zengin topraklara, vadilere ve daha çok su kenarlarına yerleşmişlerdir. Avcı ve toplayıcı topluluklar, biriktirdikleri malları taşıyamayacakları için yerleşik düzene geçmişler, korunmak için hendekler, surlar yapmışlar, bitkileri ve hayvanları evcilleştirmeye başlamışlardır. Balta, kazma, kürek, çapa, saban, döven, orak, pulluk ve tırpanla yani elle yapılan “tarım”la üretime geçmiş ve toplumsal yaşamı başlatmışlardır (-10.000, Neolitik Çağ). Tekerlekli taşıma araçları, yelkenliler yapmışlar, yünleri eğirip, kumaş dokumuşlar, sazdan hasır ve sepetler örmüşler, kolyeler yapmışlar, topraktan kaplar yapıp seramiklemişler ve yemeklerini pişirmeye başlamışlardır. Toplayıcılık ve avcılıktan tarım ve hayvancılığa geçiş, zamanla yiyecek depolamayı da (artı ürün) olanaklı kılmıştır. Biriktirilen yiyecek fazlası; artık tarımla uğraşmayan, araç gereç yapımıyla uğraşan, bir kısım uzman zenaatçıların da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tarımsal ürün fazlalığı, ekonomideki ve teknolojideki gelişmelerin temel kaynaklarından biridir. Ekim, dikim, hasat, zenaatçılık, uzmanlaşma derken, köyler kurulmuş, tarım ürünlerinin pazarlanması, değiş tokuş edilmesi ile ticaret diyebileceğimiz alış-veriş başlamıştır. Köylerin zenginleşmesi ve gelişmesi ile kentler kurulmuş ve daha sonra Devletler ortaya çıkmıştır.

Neolitik Çağın geliştirdiği üç kurum;

Din (Korku, umut, yalvarma, yakarma, tapma, tapınma, başeğmeye ödül, başkaldırmaya ceza, ruh, öte dünya, tanrı, melek, şeytan, cin vb),

Aile ve

Devlet’tir.

Artı ürün, toprak ve verimli yerleri ele geçirerek hüküm sürme uğruna, çekişmeler, kavgalar çoğalmış, istilalar başlamıştır. Ekonomik, siyasi çıkar çatışmalarıyla
sınıf kavgaları ve ülkeler arasında sömürü ilişkileri hızlanmıştır.

Makineleşme: 1840-1850 yılları…

Ve dosya şöyle bağlanmakta                   :

Özetle                   :

Yeni bir kurtuluş savaşı gerek…

Çare; Yüceler Yücesi Atatürk’ün yolunu; Akıl, bilim, vicdan ve gönül eşliğinde gereğini yaparak daha ileriye taşımak, insan gibi yaşamak, İNSAN olmaktır…

Bu ulusu tanımayanlar, tanıyamayanlar!!! 

  • BİZ SÖMÜRGE OLMAYIZ, 
  • BİZ KÖLELEŞMEYİZ … 
  • TAM BAĞIMSIZLIK, ÖZGÜRLÜK BİZİM KARAKTERİMİZDİR …

 Aydınlık günler dileğiyle “Günaydın İnsanlık”..

******************

Bu kapsamlı dosyanın üretilmesinde ve paylaşımında paha biçilmez emekleri olan tüm DOST lara, sözcüklere sığmayan gönülden şükranla..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net