10 Kasım’ın Düşündürdükleri

10 Kasım’ın Düşündürdükleri:

Konuk yazar :  G. Filiz Tuzcu

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Her 10 Kasım saat 09: 05’te – tüm yurdumuzda sirenler acı acı çaldığında, yüreğim nasıl da burkulur, ruhum acıyla nasıl da ürperir, sanki  o an yerler sarsılır, dağlar üzerime gelir, ufuklarda kapkara bulutlar ve gözlerimde sağanak yağmurları belirir…

Türkün Ölümsüz Kara Sevdasıdır Atatürk  Aşkı,
O Ölümsüz Kara Sevdadır  ki, içinde ne değerli anılar – ne tarih barındırır;

Hiç kimsenin boyunduruğu altına girmemiş, binlerce yıldır onuruyla – özgür yaşamış Yiğit Türk Ruhunu –  Nice Krallıklar, Nice Devletler kurmuş  ve İçinden Ne Büyük  Kahramanlar Çıkarmış  Kutlu Bir Milleti – Dünyaya Göz Kamaştıran Bir Medeniyet Mirası Bırakmış Kadim Türk Atalarımızı, Türk Milletin Namusunu, Şerefini, Özgürlüğünü ve Tam Bağımsızlığını yeniden kurtaran ve Milletini dipsiz karanlık kuyulardan çekip çıkaran, Onları yeniden ışığa kavuşturan O En Son Asil Kahramanı…”

Evet, yıl 2018, O Asil Kahramanımız – O Ölümsüz Kara Sevdamızın bedensel olarak  aramızdan ayrılışının üstünden tam 80 yıl geçmiş; “boynu bükük – öksüz – çığ gibi çoğalan acı ve özlem dolu” tam 80 yıl.

Peki ya şimdi!  

Sevgi – hele ki “Ölümsüz Kara Sevda” büyük emek ister, yürek ister, özveri ister, sevdiğini savunmak, ilkelerini ve düşüncelerini yaşatmak ister, anılarına saygı ister, sevdiğinin ideallerini ve hedeflerini gerçekleştirmek ister;  Onun emanetlerini  can pahasına korumak ister

Kuru kuru sevgi – kuru kuru sevda olmaz! Aradan geçmiş tam 80 yıl, bugün O’nun En Değerli Aziz Emaneti – Vatanımız Türkiye nerede?

Büyük Atatürk’ün “ömrünü fedâ ederek, mucizevi zaferler kazanarak, bin bir emekle – zahmetle kurduğu, her türlü yoksulluklar ve yokluklar içinde kalkındırdığı, o yıldızı pırıl pırıl parlayan, bilimi tek rehber edinmiş,  medeniyet yolunda emin adımlarla ilerleyen, dünyaca saygı gören, üreten, kazanan, milletin gözlerinde kendine güvenin ışığı – yarınlara umutla baktığı,  O Güçlü ve Tam Bağımsız Türkiye” nerde?

İtiraf etmemiz gerekir ki, büyük bir çoğunluğumuz  Büyük Atatürk’e ne yazık ki lâyık olamadık…  80 yıldır sahte Atatürkçülerin peşinden gittik… Cumhuriyet değerleri bir bir yıkılırken seyirci kaldık! (1940’lı yıllarda Sarı Öküz verilirken ses çıkarmadık!) 

 1938’den 2018’e dek Büyük Atatürk’e yaraşır (lâyık) olanlar ve gerçekten O’nun yolunda kararlı –  emin adımlara, yüreklice (cesurca) yürüyenler elbette ki oldu, onların hepsini en derin sevgi, saygı ve  minnet duygularımla – rahmetle anıyorum… Ancak o değerli vatanseverler çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldılar. Eğer Ulusça o kahramanların arkasında dursaydık, onlar o bedelleri ödemek zorunda kalmazlardı! Bu vatan salt onların vatanı mıydı, yoksa hepimizin mi?

İnsan olmanın gereğidir düşünmek… Müslüman olmanın da gereğidir düşünmek. O halde artık zahmet edip de düşünelim diyorum… Zahmet edip, birbirimize sahip çıkalım diyorum… Yoksa Atatürk’ü yalnızca belli günlerde anmak, ağlayıp – sızlamak, televizyonlarda ahkam kesmek, göstermelik törenler yapmak, havanda su dövmekten öteye gidemeyecektir!

O halde Atatürk’ü çok iyi anlamak gerekir; O’nun hür ve tam bağımız asil ruhunu  – ilkelerini ve düşüncelerini yaşam rehberimiz yapmamız gerekir; O’nun hedeflerini hedef edinmemiz gerekir… Bu ruhu taşımayan sahte Atatürkçülerden –  iki yüzlülerden mutlaka ama mutlaka uzak durmamız gerekir.

Evet, sevgi ve sevda emek ister, özveri ister, yürek ister, hele ki sevdiğin Ölümsüz Atatürk ise, hele sevdiğin O’nun Aziz Emaneti Canımız Vatanımız – Türkiye’miz ise, hele sevdiğin O dünyanın en güzel,  en anlamlı  en şanlı – şerefli Bayrağı – Mavi Göklerin Nazlı – Kırmızı Gelinciği Türk Bayrağımız ise,  onların yoluna baş koymak ister.

Sevgisinde, hatta Kara Sevdasında içten olan, bu yola baş koyan tüm Atatürk Sevdalılarına selâm olsun

Ölümsüz Atatürk’ümüzün O, eşsiz güzellikte..

Aziz Ruhu şad olsun…
====================================

Dostlar,

Sitemizin değerli yazarlarından Sayın Güzide Filiz Tuzcu hanımefendiye bu içten dizeleri için teşekkür ederek yazısını yayınlıyoruz.. Yazı içeriğine elbette biz de aynen – fazlasıyla katılıyoruz..

Yüce ATATÜRK’ün emanetleri kutsaldır ve vargücümüzle koruyacak, anlaşılmasını sağlayacak, sevdirecek ve gönüllere yerleştireceğiz..
*****
Atatürk’ün ölümü üzerine İsmet İnönü’nün yayınladığı iletisi

Büyük Türk Milletine,

Bütün ömrünü, hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ihtiram kolları üstünde Ulu Atatürk’ün fani vücudu, istirahat yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin onun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür.

Atatürk, tarihte uğradığımız en zalim ve haksız itham gününde meydana atılmış, Türk milletinin masum ve haklı olduğunu iddia ve ilan etmiştir. İlk önce ehemmiyeti kavranmamış olan gür sesi, asla yıpranmayan bir kuvvetle, nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir.

En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü yalnız Türk milletinin haklarını,insaniyete ezeli hizmetlerini ve tarihe hak ettiği meziyetlerini ispat etmekle geçirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardır.

“Ne mutlu Türk’üm diyene!” dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını en manalı bir surette hulasa etmiş idi.
Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiyetini, en kısa yoldan insanlığın en mütekamil ve en temiz zihniyetleriyle mücehhez modern bir devlet haline getirmek, O’nun başlıca kaygısı olmuştur. Teşkilat-ı Esasiye’mizde ve bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan laik, milliyetçi, halkçı, inkılapçı, devletçi cumhuriyet, bize bütün efsafiyle Atatürk‘ün en kıymetli emanetidir.

Üfulünden beri Atatürk‘ün aziz adı ve hatırası, bütün halkımızın en candan duygularıyla sarılmıştır. Memleketimizin her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın beliğ misalidir. Türk milletinin aziz Atatürk’e gösterdiği sevgi ve saygı, Onun niçin Atatürk gibi bir evlat yetiştirebilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.

Atatürk‘e tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkımıza, kalbimden gelen şükran duygularını ifade etmeyi, ödenmesi lazım bir borç saydım.

Milletlerarasında kardeşçe insanlık hayatı Atatürk‘ün en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümün gördüğü ihtiramı, insanlığın atisi için ümit verici bir müjde olarak selamlarım. Bu sözlerim, yazılarıyla ve toprağımızla şövalye askerleri ve mümtaz şahsiyetleriyle yasımıza iştirak eden büyük milletlere Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir.

Devletimizin banisi ve milletimizin fedakar, sadık hadimi,
İnsanlık idealinin aşık ve mümtaz siması;
Eşsiz kahraman Atatürk
Vatan sana minnettardır.

Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milletiyle beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz. Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran, sönmez meş’ale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.

Reisicumhur İsmet İnönü
*****

Sevgi ve saygı ile. 10 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com


İNAN DENİZ; ASLAN GİBİYİZ!

İNAN DENİZ; ASLAN GİBİYİZ! (*)

portresi

 

 

Dr. Ceyhun BALCI
07.05.2016

 

Ölmüşleri anmak da hak edilmeli! Kendi üzerine sol yaftasını yapıştıran hemen herkes Deniz, Yusuf, Hüseyin dedi başka şey demedi geçtiğimiz günlerde!

Anılmayı sonuna dek hak eden üçlüdür onlar! Ananlar ya da andığını sananlara bakalım!
Kimler yok ki aralarında!
Solculuk adına her şeyi söyleyip “Kahrolsun Emperyalizm!” diyemeyenleri mi ararsın?
Yoksa, “Tam Bağımsız Türkiye!” demeye dili dönmeyenleri mi?

Herkesten daha solcu “kimlik siyasetçileri” geri kalır mı? Her zaman olduğu gibi en öndeler.
Bu gidişle Denizler, Yusuflar, Hüseyinler dayanamayıp yattıkları yerden kalkıp gelecekler!

Elbette, iki elleri onları kötüye kullanan, onları anmaya hakkı olmayan ve zerrece anlamamış cılız kalabalıkların yakasında olacak!

Ve diyecekler ki; “Biz 6. Filoyu boşuna mı denize döktük?”
“Samsun’dan Ankara’ya elimizde Türk bayrağı dilimizde Atatürk’le yok yere mi
taban şişirdik?”

Son sözlerimiz Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i dillerine dolayıp cehaletin kör kuyusuna düşmüşlere olsun! Önce “antiemperyalist”olacaksınız; yetinmeyip “Tam bağımsız Türkiye” diye haykıracaksınız!

Antiemperyalizmin ve Tam Bağımsız Türkiye’nin bu topraklarda kitabını yazmış olan
Mustafa Kemal Atatürk’e dört elle sarılacaksınız!

Bunu yapmadığınızda adınız düzenbaza çıkarsa ortalığı biri birine katmayacaksınız!

(*) Yazının başlığı TGB’li gençlerden ödünç alınmıştır…

TGB-480x640.jpg

**…

Meslektaşımız Dr. Ceyhun BALCI‘ya bu yazısı için teşekkür ederiz…

Eminiz site okurlarımız yazının başlığındaki ince espriyi yakalamışlardır..

DENİZ Gezmiş
Yusuf ASLAN
Hüseyin İNAN

Sevgi ve saygı ile.
07 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI : 19 Mayıs 2014!


ADD_logosu

 

 

 

 

 

 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI : 19 Mayıs 2014!

19 MAYIS “YAS”LA GELDİ. 19 MAYIS, YIKILMIŞ, YABANCILAR TARAFINDAN
FİİLEN İŞGAL EDİLMİŞ BİR ÜLKENİN KURTULUŞU İÇİN İLK ADIMIN ATILDIĞI GÜNDÜR..

DÜNYADA EMPERYALİZME KARŞI KAZANILAN İLK BAĞIMSIZLIK ŞAVAŞININ BAŞLANGICIDIR.

ULUSUN EGEMENLİĞİ İÇİN, AYDINLIK, ÇAĞDAŞ, DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İÇİN YOLA ÇIKILAN GÜNDÜR.

NE VAR Kİ, GEÇEN 95 YILDA; ÖNCE ATATÜRK DEVRİMİNİN İLKELERİ YOZLAŞTIRILARAK İÇİ BOŞALTILMIŞ, SONRA 12 EYLÜL DARBESİ İLE YERİNE; TÜRK-İSLAM SENTEZİ İDEOLOJİ, KÜRESELLEŞMENİN GETİRDİĞİ
İNSAN HAKLARINI YOK EDEN NEO-LİBERAL SİSTEM EKONOMİ, ETNİK-DİNSEL AYRIŞTIRMA VE TERÖR DE SİYASETEN DEVREYE SOKULMUŞTUR.
SONUÇLARI İSE BUGÜN BÜTÜN ÇIPLAKLIĞI İLE ORTADADIR;

KÜRESEL SERMAYE VE ONUN YERLİ UZANTILARININ İKTİDAR YAPTIĞI
BİR SİYASAL PARTİ, KENDİSİNE VERİLEN GÖREVİ YERİNE GETİRMEKTE,
KENDİ “ÖZEL” GÜNDEMİ NOKTASINDA BAZI AYRILIKLARI OLSA DA
BU PROGRAM YÜRÜTMEKTEDİR.

TÜRKİYE, KÖTÜ DE İŞLESE ULUSAL BİLİNÇTE VAR OLAN DEMOKRASİ GELENEĞİNDEN HIZLA UZAKLAŞMAKTA TEK KİŞİNİN KEYFİ, FAŞİZAN YÖNETİMİ ALTINDA BİR YANDAN;

HER TÜRLÜ İNSANLIK DIŞI  RANT VE KAR ODAKLI BİR ÇALIŞMA DÜZENİ İÇİNDE SENDİKASIZLAŞTIRILMIŞ SÖMÜRÜ  DÜZENİ İLE HALK FAKİRLEŞTİRİLEREK SADAKAYA MUHTAÇ EDİLİP SOSYAL DEVLET NİTELİĞİ BİLİNÇLİ OLARAK
YOK EDİLMEKTE, ÖBÜRR YANDAN; LAİK-ÇAĞDAŞ TOPLUM VE HUKUK YAPISI İĞDİŞ EDİLEREK KARANLIĞA, ORTAÇAĞA VE FİİLİ BİR BÖLÜNMEYE DOĞRU,
HER TÜRLÜ İNSAN HAKLARI İHLALLERİYLE VE HIZLA YOL ALMAKTADIR.

BÖYLE BİR DÜZENDE, KURULAN İNSANLIK DIŞI BİR ÇALIŞMA ORTAMINDA MEYDANA GELEN SOMA KATLİAMI KİMSEYİ ŞAŞIRTMAMALIDIR.
BU, SON 10 YILIN BİLANÇOSUDUR. SORUMLUSU BELLİDİR; İKTIDARDIR.

BU İKTİDAR HALKIN DEĞİL, HALKI SÖMÜRENLERİN YANINDADIR.
ONLARLA BİRLİKTE HALKI SÖMÜRMEKTEDİR. BU ÇALIŞMA DÜZENİNİ
SON 10 YILDA BU İKTİDAR KURMUŞTUR.

İNSAN HAKLARINI AYAKLAR ALTINA ALAN BU İKTİDARDIR.
İŞÇİYİ SENDİKASIZLAŞTIRAN, ULUSLARARASI İŞ GÜVENLİĞİ ANTLAŞMASINI SERMAYEYİ KORUMAK İÇİN İMZALAMAYAN, İŞÇİSİNİ ÖLÜME BİLEREK ATAN
BU İKTİDARDIR.

İŞ KAZALARINDA TÜRKİYE BUGÜN AVRUPA’DA BİRİNCİ, DÜNYADA ÜÇÜNCÜ SIRADA YER ALIYORSA BU, İKTİDARIN SERMAYE ODAKLI, RANT ODAKLI,
EMEK KARŞITI POLİTİKALARI NEDENİYLEDİR.

TÜRKİYE BU EMEK DÜŞMANI POLİTİKALARDAN, KÜRESEL SÖMÜRÜ DÜZENİNDEN ÇIKMADAN NE ULUSAL BAĞIMSIZLIĞINI KAZANABİLİR,
NE DE BİRLİK VE BERABERLİĞİNİ YENİDEN KURABİLİR.

BU KOŞULLAR ALTINDA BİR 19 MAYIS KUTLUYOR OLMAMIZ ÜZÜNTÜ VERİCİ.

AMA HALK GEÇ OLSA DA GERÇEĞİ GÖRMÜŞTÜR, MÜCADELEYE
KARAR VERMİŞTİR ARTIK KARARLI BİR ŞEKİLDE  MÜCADELE ETMEKTEDİR.

İKTİDAR İSE HER TÜRLÜ HUKUK DIŞI YOLLA, HUKUKU DOLANARAK
İKTİDARINI SÜRDÜRMEKTEDİR. AMA YOLUN SONUNA GELMİŞTİR.

BUGÜN TÜRKİYE’MİZDE HUKUKEN, SİYASETEN VE AHLAKEN MEŞRU BİR HÜKÜMET YOKTUR. YASAL ZORLAMALAR VE HİLEYE AÇIK BİR SİSTEMLE
ELDE EDİLEN %43 OY HUKUKSUZLUĞU  ÖRTMEZ.

“ULUSUN EGEMENLİĞİNİ” KURMAK İÇİN 95 YIL ÖNCE YOLA ÇIKAN TÜRK MİLLETİ, 95 YIL SONRA EGEMENLİĞİNİ ELİNDEN ALANLARLA MÜCADELE ETMEK İÇİN YENİDEN YOLA ÇIKMIŞTIR VE BU YOL BİR NEHİR GİBİ BAŞARIYA, AYDINLIĞA DOĞRU ENGELLENSE DE ENGELLERİ DE YIKARAK GİDECEKTİR VE MÜCADELEMİZ, YENİDEN ULUSUN EGEMENLİĞİ, YENİDEN ULUSAL EGEMENLİK KAZANILMADAN SONLANMAYACAKTIR.

YAŞASIN YENİDEN “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”
YAŞASIN “ULUSUN EGEMENLİĞİ.”

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
G
ENEL MERKEZİ

HANGİ PARTİYE OY VERECEĞİM?


Dostlar,

Sn. Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen oldukça “sert” bir yazı yazmış..
Öğretmen arkadaşı Sn. Hami Karslı’nın mektubunu da iliştirmiş.

portresi

 

 

 

Bir çekince koyarak paylaşalım:

Sayın Ölçen,

Kritik dengeleri görmüyor olamazsınız..
Zor dönemlerde muhalafete muhalefet nereye hizmet olur ??
Bu eleştiri ile webe alıyorum..

diye yazarak e-iletisine yanıt verdik..

Sevgi ve saygı ile.
12 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

===================================

Öğretmen arkadaşım Sn. Hami Karslı gibi ben de emperyalizmin uşaklığına soyunanlara, Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı ulus devletine ve devrimlerine

sahip çıkmayanlara, ABD’ye hoş görünmeyi amaç alarak Misak-Millî sınırlarımızın kuşattığı coğrafyamızı ve ulusal bütünlüğümüzü korumayı amaç almayan partilere
oy vermeyeceğim. O partilere oy vermek, ülkeye ve Cumhuriyetimize,
Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve ilkelerine ihanet etmektir. 

Hami Karslı gibi öğetmenlere ülkemizin asıl bu günlerde gereksinimi var.
O’nun kararını sizlerle paylaşmayı görev bildim.

Saygılarımla. 10.12.13

Dr. A. Nejat Ölçen

 ========================================

HAMİ KARSLI    

HANGİ PARTİYE OY VERECEĞİM?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölüp parçalayarak, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni yok edip,
bu topraklarda başka devletlerin kurulmasını sağlayarak, sonuçta “Türk-Kürt Federe İslam Devleti” kurma düşü (rüyası, hayali) görenlerin “gemi azıya alıp” us dışı (akıl dışı) davranışlarını gören gönüldaşlarım (dostlarım) 

“Hangi partiye oy vereceğim?”

***

Ben size, oy verilecek bir parti adı söylemeyeceğim. Bunu bulmayı size bırakarak,
benim hangi nitelikte bir partiye oy vermeyeceğimi anlatacağım.

Ama öncelikle ben kimim?

Ben, Atatürk İlke ve Devrimlerini, birlik içinde tek bir ereği olan (üniter) Türkiye Cumhuriyeti Devletini savunan, T.C. yurttaşı olduğum için övünen, kör inançları değil eleştirel aklı
kılavuz (rehber) kabul eden birisiyim.

***

“Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir!” diyen Atatürk’ün bu sözünü algılamayan ve yayılımcılarla (emperyalistlerle) işbirliği içine giren veya bu işbirliğine sıcak bakan hiçbir partiye oy vermeyeceğim. Yani ABD’nin ve AB’nin bir dediğini iki etmeyen,
iç ve dış siyasalarını (politikalarını) onların istekleri doğrultusunda yürüten;
yayılımcıların Ortadoğu’daki çıkarlarının eş başkanlığını yapanlara
oy vermeyeceğim.
 

Devlet yönetimini elinde bulundurmak, devlet gücünü kullanabilmek için (iktidar olabilmek için)
her seçim öncesi ABD’ye 4-5 kişiden oluşan kurullar (heyetler) göndererek,
sanki “devlet gücünü bize verin, biz size daha yararlı oluruz”

dercesine yayılımcılardan yardım umanlara da oy vermeyeceğim.

***

Atatürk’ün 1930 yılında

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir.”

sözünü yadsıyıp yok sayanlara; 

Atatürk’ün 1933 yılı Cumhuriyet Bayramı konuşmasında (10. Yıl Söylevi) açıkça belirterek,

  • “Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.”

demesine karşın, bilim ve aklı yadsıyıp yerine dogmaları (kör inançları) koyanlara oy vermeyeceğim. 

Türk’e, Atatürk’e, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, 1923 devrimine karşı olanlara; bu çağ dışı yaratıklarla içli dışlı olanlara, oy almak için onların sırtlarını sıvazlayanlara, oy vermeyeceğim. 

Din duygusunu, Tanrı ile kendisi arasındaki bir ilişki olmaktan çıkarıp, oy avcılığı ve kişisel ya da kurumsal çıkarları için kullananlara, -bir din adamının deyimiyle- halkı “Allah ile aldatanlara” oy vermeyeceğim. 

Halkı, hem Allah hem de Atatürk’le aldatanlara, halk avcılığında ustalaşmış böylelerini aday göstererek güç sahibi olmak isteyenlere de oy vermeyeceğim.

***

“Tanrı”, Türk, Türklük”, “milliyet, milliyetçilik” kavramlarının içini boşaltarak, yurdunu, ulusunu körü körüne seven (şoven), bağnaz (mutaassıp) yurtseverlere; uluslar arası ilişkilerin çıkara dayalı olduğunu bilmeden ırkçılık yapanlara; öğrenmek için çaba göstermediği, bilmediği öğretilere (doktrinlere) iş olsun diye karşı çıkanlara, kaba kuvvet kullanmayı beceri sayanlara da
oy vermeyeceğim.

***

Bir özlü söz,

  • “Haklıdan değil de güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar.
    Güç merkezi değiştikçe döner, sonunda fırıldak olurlar.” diyor.

Ben bu fırıldakların oy verdikleri partilere de oy vermeyeceğim.

***

Ben yayılımcılığa (emperyalizme), onun işbirlikçisi yerli hayınlara (hainlere) karşı olan; tam bağımsız Türkiye’yi, Türk Ulusu’nu, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni, çağdaşlığı savunan; Atatürk’ün her türlü kalıtına (mirasına) hıyanet (ihanet) etmeyen; bölücülük yapmayan, bölücülere yardım etmeyen; kör inançları değil, eleştirel aklı kullanan bir partiye oy vereceğim.

Peki, böyle bir parti var mı?

Bence var. Biraz araştırın, çaba gösterin, böyle bir parti olduğunu göreceksiniz.

“Oyumuz boşa gider” mi diyorsunuz? Yanılıyorsunuz! 

Unutmayın, öne sürerek savunduğu düşüncede (davasında) haklı olan kişi,
tek başına çoğunluktur.

Yedi düvele ve onların işbirlikçilerine karşı savaş açan Atatürk de,
Samsun’a çıkarken yalnız sayılırdı!

Lozan’ın Geniş Olarak Değerlendirilmesi


Lozan’ın Geniş Olarak Değerlendirilmesi

 

 

Ertuğrul GEZENOĞLU

24 Temmuz bize başlangıçta 3 önemli olayı anımsatıyor;

1. Lozan Antlaşması
2. Sendikal hakların kabulü
3. Basından sansürün kaldırılması

Ama bugün 3 önemli konunun da sıkıntılarının olduğunu tespit etmekteyiz.
Basın sansürünün kaldırılması bugün sözde kalmıştır. Basın bugün hiçbir sivil iktidar döneminde olmadığı kadar baskı altındadır. Bu baskıya direnen yazılı ve görsel
basın da verilen para cezaları ile çökertilmek istenmektedir.

Sendikal haklara gelince, özellikle 1980 sonrası gerek askeri dönemde, gerekse
Özal döneminde adeta yangından mal kaçırırcasına yapılan özelleştirmelerle taşeronlaşma başlamış, son dönemlerde ayyuka çıkan özelleştirme ve taşeronlaşma ile sendikal haklar artık adeta son dönemlerini yaşar hale gelmiştir. Zamanında özelleştirmelere yeterince demokratik tepkiyi göstermeyen sözüm ona sendikalar bugün o günlerin cezasını çekmektedirler.

Lozan Antlaşması hep ülkenin tapu senedi olarak görülmektedir.
Gerçekten emperyalizme hiç unutamayacağı bir şamar indiren M. Kemal ATATÜRK ve O’nu hiç terk etmeyen İsmet İNÖNÜ, Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferini Lozan ile emperyalistlere kabul ettirerek taçlandırmışlardır.

Fakat bugün Lozan’ı destekleyen Kabotaj ve Montrö Antlaşmalarının delinme aşamasına geldiğini görüyoruz. Lozan’ın delinmesi konusunda başka bir tehlike de Suriye ile olan geldiğimiz noktadır. Çünkü bu ülke ile çıkacak olan bir savaş,
Lozan’ı delecektir.

Karadeniz’e yabancı savaş gemilerinin giriş ve çıkışı ile Montrö Antlaşması’nın ihlali halinde Lozan’ın delinmesi riski vardır. ABD bunu zaman zaman zorlamaktadır.
Bunu önleyen deniz subaylarımız bugün bedel ödemektedirler.

Kabotaj ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kara, hava ve denizde ulusal altyapı-yatırım ve ulaşım hakkı demektir. Ama son zamanlardaki otoyolların, limanların, havaalanlarının özelleştirmeleri ve bunların özellikle yabancılara verilmesi aslında kabotaj yasasının amacını yok etmektedir.

Ayrıca bölgesel özerklik talebi ve devamında ülkeden kopmalara neden olabilecek gelişmelere imkan veren İkiz Sözleşmelerin 2003’te Meclis’te onaylanması,
bir anlamda Lozan’ı tartışmalı hale getirebilecektir.

Tahkim Yasası ve Anayasanın 90. md. si de Lozan’da elde ettiğimiz ulusumuzun
kendi yasalarıyla yönetilmesi hakkının kullanılmasında önemli engeldir.
Bizim Anayasamızda olmasa da, uluslararası sözleşmenin geçerli olması,
yabancı yatırımcıyla olan anlaşmazlıkların uluslararası mahkemelerde çözümlenmesi, yasal ve mali yönden adeta birer kapitülasyon olarak değerlendirilebilir.

Yabancıya toprak satışı, maden yasası, petrol yasası gibi yasaların
Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferi sonrası Lozan’da elde ettiğimiz ulusal varlıklarımızın
bırakın özelleştirilmesini; yabancıya ülkenin toprağının ve kaynaklarının hükümranlığının devredilmesi kaygısını taşımamıza neden olmaktadır.

Tarımda ve tohumda olan sıkıntılar, HES’ler ekolojik dengeleri bozmaktadır.
Tohumda dışa bağımlılığın ne akla hizmet olduğunu anlamak mümkün değildir.

  • Vakıflar Yasası’na göre de Lozan’da elde edilen birçok hakkımız tartışmalı hale gelmektedir.
Sonunda Heybeliada Ruhban Okulu‘nun açılması ve
İstanbul’da Ekümenik Patriklik oluşması ihtimali ciddi olarak rahatsızlık yaratmaktadır.

ABD ve NATO’yla yapılan anlaşmalar askeri yönden bağımlı hale getirildiğimiz sıkıntısı yaratmaktadır. Bu düşüncenin önemli oranda gerçeklik payı vardır.

Şimdi tüm bunları dikkate alırsak Lozan’ı ne denli hak ederek ve nasıl kutlayacağız?

Bu durumda Lozan’ı kutlamak mı yoksa yeniden inşa etmek mi gerekiyor ?

Baskı altındaki merkez medyanın bu konuları bizim endişelerimizi taşıyanlarla değil, aksine endişelerimizi artıranlarla, kamuoyu yaratacak kişilerle konuşup tartışması nedeniyle ulusalcılık adeta öcü gibi gösterilmektedir.

  • Oysa ulusalcılık ırkçılık değildir;
    Atatürk milliyetçiliğinin tam bağımsızlık ilkesi ışığında;
    halkçı-toplumcu-sosyal-laik-hukuk devletinde yaşama isteğidir.
Bugün ülkemiz ekonomik anlamda dışa bağımlıdır. Ekonomik bağımlılık her alanda (askeri-siyasi-kültür-sanat-medya-tarım-borsa-banka-sigortacılık vb.) bağımlılığı da getirmektedir. Birçok stratejik KİT’lerin yanında özel şirketler de yabancıların eline geçmektedir. (Tekel-Telekom-Petkim-Kipa-Migros vb.)

Eğitim konusu da çok tartışmalı hale gelmiştir. Eğitimde çağdışı düşünceleri
eyleme dönüştürülmek istenirken, sık sık yapılan değişiklikler öğrencileri adeta deneme tahtasına çevirmektedir. Dolayısıyla çağdaş ve verimli bir eğitim verilmediğinden yetiştirilen kuşakların kafası çok karışık olmakta, geleceğe güvenle bakmamaktadırlar.

Çıkış yolu yok mu ?

Yeter, içimizi kararttın! Diyebilirsiniz. Elbette çıkış yolu var. Atatürkçülerin yapılacak seçimlerde iktidara gelmek için halka bıkmadan, usanmadan gerçekleri anlatması,
halkı direnen medyaya yönlendirmesi gerekmektedir. İktidara gelince de doğru bir programla bahsettiğimiz tüm bu yasaları iptal ederek Tam Bağımsız Türkiye için özveri ile gece-gündüz çalışmaktır. Çaresiz değiliz, üstelik şimdi 90’ların gençleri de yanımızda. Yaş ortalamamız epeyce düştü, yani dinozor değiliz artık.

Bayrak gençlere geçince Atatürk’ün Cumhuriyeti’nin emin ellerde olduğunu düşünmek bizlerin çok çok mutlu ve umutlu olmamızı sağlıyor.

Geçen yazımda da bitirişte yazdığımı yazarak bitiriyorum.

Sağolun, varolun gençler.

YAŞASIN ATATÜRK GENÇLİĞİ!

Saygılarımla…