TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI BÜYÜK ZAFERİNİN TAÇLANMASI “24 TEMMUZ 1923 TARİHLİ LOZAN ANTLAŞMASI BAŞARISI”

TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI BÜYÜK ZAFERİNİN TAÇLANMASI “24 TEMMUZ 1923 TARİHLİ LOZAN ANTLAŞMASI BAŞARISI”

Vatansever Dostlar,

G. Filiz Tuzcu
Tarihçi

Türk Milletinin, dünyanın en güçlü korkunç güçlerine karşı  “tamamen yokluklar içinde verdiği amansız  bir ölüm – kalım mücadelesi” olan MUCİZEVİ KURTULUŞ SAVAŞI ZAFERİMİZİN,   “LOZAN ANTLAŞMASIYLA” TAÇLANDIRILMASININ yıldönümündeyiz;
24 TEMMUZ 1923!

TÜRK TARİHİNE ALTIN HARFLERLE YAZILAN bu mucizevi başarımızın altını elbette önemle çizmemiz  ve  defalarca vurgulamamız  gerekmektedir…

Hatta T.C. Devletinin her vatandaşı, söz konusu bu  “ONURLU – EŞŞİZ  ZAFERİ” adeta zihnine kazımalıdır… Kazımalıdır ki, bir daha o korkunç – karanlık günlere maruz kalmasın…

Dikkat çekmek isteriz ki LOZAN’NIN söz konusu bu hayati önemi maalesef ki Türkiye’de yeterince vurgulanmamaktadır! Bunun nedenini  açıklamak, elbette ki biz sorumluluk sahibi  tarihçilerin görevidir:

1938 sonrası Türkiye’sinde siyasi liderlerce kademe kademe değiştirilen devletin milli iç ve dış politikalarıyla, Büyük Atatürk’ün “Düşünceleri – İlkeleri – Hedefleri ve Milli Devlet Politikaları” tamamen rafa kaldırılmıştır!

Onun o son derece değerli düşünceleri, ilkeleri, hedefleri ve milli politikaları ki, T.C. Devletinin “tam bağımsızlığını, sağlıklı işleyişini, dünyadaki  saygınlığını ve  güvenini koruma altına almaktaydı, ayrıca Türk Devletinin siyasi, iktisadi, askeri, sanayii ve ilmi kalkınmasını sağlayarak, Türk milletini en ileri medeniyet düzeyine yükseltmiş olacaktı…”   

Biz Türkleri kutsal bir baba sevgisiyle, içtenlikle seven, acılarımıza merhem olan, hayatlarımızı  ve onurumuzu kurtaran ve de biz evlâtları için her türlü fedakarlığı yapan, “gençliğini, çok sevdiği askerlik mesleğini, rütbelerini, ömrünü, hatta canını ortaya koyan”  Büyük Önderimiz Atatürk’ün bizlere lâyık gördüğü SÖZ KONUSU BU TAM BAĞIMSIZ – AYDINLIK – GÖRKEMLİ  ve MEDENİ GELECEK; “Biz Atatürkçüyüz, biz Atatürk’ün izindeyiz” diye haykırarak , “Türk Milletine, Atatürk Düşünce ve İlkelerine bağlı kalacaklarına” dair yeminler ederek, Türk Milletinin Vekilleri olmaya hak kazanan ve böylece TBMM’ne girebilen siyasiler ve onlarla “makam, mevki, unvan, maddi menfaat” karşılığı işbirliğine giren yazar, çizer, entel – dantel, bilim insanı vs… gibi sözde aydınlarca ne yazık ki engellenmiş ve geleceğimiz karartılmıştır.  Türkiye’de gelinen karanlık tablo apaçık ortadır…

Tüm Türk düşmanları, aynı tarihte olduğu gibi,   bu durumdan ziyadesiyle faydalanmaktadırlar… (Biz bu filmi daha önce defalarca görmüştük; bazıları  “adalarımız niye işgal ediliyor” diye halâ şaşırmaktadırlar! Biz de onlara şaşırmaktayız!)

Aklını biraz çalıştıran, önyargısız olarak biraz düşünebilen, vatanını samimiyetle seven, biraz da Türkiye’nin siyasi geçmişine vakıf olan, ne demek istediğimizi gayet iyi anlayacaktır.

O halde bizler “TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI ZAFERİNİN GÖREKEMLİ TACI  VE T.C DEVLETİ’NİN TEMEL KURULUŞ BELGESİ” olan  L O Z A N    A N T L A Ş A M A S I N I, büyük bir onurla anımsatıyoruz ve dünya tarihinde eşi ve benzeri bulunmayan bu muhteşem zaferimizi gururla ve sevinçle KUTLUYORUZ…

Şimdi de Büyük Atatürk’ün LOZAN ile ilgili sözlerine yer vermek istiyoruz;

  • Lozan Antlaşması, Türk Milletinin aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir vesikadır. Osmanlı devrine ait tarihte örneği bulunmayan siyasi bir zaferdir.” 

(Kaynak; Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkez, Ankara, 1999, s. 337 – 338.)

Ayrıca Büyük Atatürk 27 Temmuz 1923 tarihinde İzmir’de bulunduğu sırada halkı selâmlayarak şöyle demiştir;

  • “Memlekete ve milletin menfaatine yan bakanların yeri ya denizin dibi, yahut toprakların altıdır.” (A.g.e, s. 338)

Son olarak değerli bir Türk Büyüğümüzün “uyarı” niteliğinde sözlerine yer vermeyi faydalı buluyoruz;

Atatürk, Cumhuriyeti kurduğunda henüz 42 yaşındaydı. 57 yıllık yaşamının son 27 yılını, sınır boylarında, ateş hatlarında, savaş meydanlarında geçirmiştir… Daha sonra  ortaçağ kalıntısı karanlık bir ortamı yırtmak – aydınlatmak üzere, kitaplıklarda, bilim kurumlarında, ya da elinde tebeşir ve önünde kara tahtayla halkın arasında eğitim savaşımıyla geçirmiştir. Birinci savaşı vatan savunması (kurtuluşu) içindi; ikincisi de Türk Ulusunu aydınlığa kavuşturmak için bir kültür savaşıydı …

Türkiye Cumhuriyetini bölmek ve yıkmak isteyenler vardır;  bunlar, türlü yöntemlerle gençlerin kafalarını yıkamaktadırlar; bunlar dış düşmanlardan yardım görmektedirler… Gönlünü, varlığını ve yazgısını bu vatanın yazgısına bağlamış namuslu hiçbir yurttaş böylelerinden yana olmaz.

TÜRK AYDINLARINA DÜŞEN ULUSAL VE KUTSAL GÖREVLER VARDIR. (Genel olarak Türk aydınları üstlerine düşen bu “ulusal ve kutsal görevleri” yerine getirmişler midir? Maalesef ki hayır…)

DAHA ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA BİLE MUSTAFA KEMAL PAŞA’YI HEDEFİNDEN SAPTIRMAYI VE YABANCI BİR İDEOLOJİNİN UYDUSU YAPMAYI TASARLAYANLAR OLMUŞTUR. ATATÜRK, BUNU HEMEN SEZİP, GEREKEN ÖNLEMLERİ ALMIŞTIR. MECLİSTE SARIKLI BİR MİLLETVEKİLİN “PAŞAM, BİZİM HÜKÜMETİMİZ (YANİ REJİMİMİZ) HANGİ DEVLETİNKİNE BENZER” SORUSUNA ATATÜRK’ÜN,  “HOCAM BİZ KİMSEYE BENZEMEYİZ, BİZ BİZE BENZERİZ” BİÇİMDE YANITLAMASI, ONUN TAKLİTÇİLİKTEN NEDENLİ UZAK VE ULUSAL ONURA NE DENLİ BAĞLI BİR LİDER OLDUĞUNU GÖSTERİR.

(Oysaki Osmanlıda Türklere, “aşağılık kompleksi, yabancı dil ve kültür taklitçiliği, devasa boyutlarda Avrupa hayranlığı “  yüzlerce yıl sürekli olarak pompalanmıştır…)

ATATÜRK İDEOLOJİSİNİN TEMELİNDE MİLLİYETÇİLİK VE TAM BAĞIMSZLIK YATAR.

(Atatürk Milliyetçiliği; Vatana ve Millete Sevgi ve Bağlılık duymaktır. Bundan daha doğal ne olabilir? Dünyada her özgür, onurlu, medeni ve  gelişmiş millet, milliyetçidir.  Bilmeyenler, ya da “milliyetçiliğe” olumsuz ve gerçek dışı anlamlar yüklemeye çalışanlar öğrensinler…  O halde samimiyetle “Ben Atatürkçüyüm” diye herkes, “vatanın ve milletin tam bağımsızlığına, güvenliğine, özgürlüğüne, iyiliğine,  iktisadi olarak kalkındırılmasına, diline, dinine ve kültürüne” azami derece önem vermek  ve bu yolda çalışmak zorundadır…)  

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA VE DAHA SONRASINDA YANILGIYA DÜŞSEYDİ, TARİHSEL FIRSATLARI İYİ KULLANMASAYDI, YERYÜZÜNDE BÜGÜN BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ OLMAZDI. BUNU GÖRMEMEK İÇİN YA BİLGİSİZLİK, BİLİNÇSİZLİK VEYA NANKÖRLÜK,  YA DA VATANINA VE ONUN EVLÂTLARINA KARŞI BESLENEN KORKUNÇ KİN VE DÜŞMANLIĞIN YOĞURDUĞU HAYİNLİK İÇİNDE BULUNMAK GEREKİR.” Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu 16 Mart 1981

(KAYNAK; GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, NUTUK – SÖYLEV CİLT 1 – 2,  Basıma Hazırlayan, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cumhuriyet Kitap Kulübü, İstanbul, 2002, s. ÖNSÖZ, 19  – 21.)

LOZAN gibi olağanüstü büyük, şanlı – şerefli bir zafer belgesini ve bu belgeye dayanan
T.C. Devletimizi bizlere armağan eden Büyük Atatürkümüze sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor ve Onun aziz hatırası önünde saygıyla, sevgiyle, en derin minnet ve özlem duygularımızla  eğiliyoruz…

Saygılarımla, 24 Temmuz 2017
===================================
Çooook teşekkürler değerli yazar, Tarihçi Sayın Güzide Filiz Tuzcu hanımefendi..
Cumhuriyete ve onun şanlı tarihine bilim ve bilinçle, yurtseverce sahip çıktığınız için!

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRK DİL KURUMUNUN KURULUŞUNUN (1932) 85’İNCİ YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

TÜRK DİL KURUMUNUN KURULUŞUNUN (1932) 85’İNCİ YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

G. Filiz Tuzcu

Sevgili Vatansever Dostlar,

Aziz Türk Milleti olarak, Kurtarıcısı ve Ebedi Önderi Büyük Atatürk’ü “en derin sevgi, saygı ve minnet duygularımızla”  bir kez daha  anmak için  bugün de “TÜRK DİL KURUMU’MUZUN”  85. kuruluş yıldönümü  vesilemiz olmuştur.

Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki Türk Milleti için güzel, faydalı, verimli ve bilimsel aydınlanma olarak nitelendirilen her ne husus varsa, bunların tümü de Büyük Atatürk tarafından düşünülmüş, planlanmış ve hayata geçirilmiştir… 

Bir insan hayatında, onun  “HAFIZASI”  yaşamının her anında nasıl son derece büyük bir önem taşıyorsa, benzer şekilde bir milletin hayatında da HAFIZASI yani “TARİHİ” aynı derecede hayati bir önem taşımaktadır…

Onun içindir ki söz konusu bu anlamlı “yıldönümünü” anarken de, kısaca tarihten bahsetmemiz kaçınılmazdır:

Objektif Tarihçilerin ve tarihe ilgi duyan duyarlı kişilerin de bildiği üzere “TÜRK KİMLİĞİNİN EN BELİRGİN VE BELİRLEYİCİ  VASFI OLAN TÜRKÇE DİLİMİZ, HATTA TÜRK KÜLTÜR VE TARİHİMİZ” maalesef ki hem Anadolu Selçuklu Devleti, hem de Osmanlı dönemlerde arka plana atılarak, önemsenmemiş, hatta ne yazık ki zamanla aşağılanmaya dahi başlanmıştır…   Her şeyden önce bu tarihi gerçeği Milletçe bilmemiz, bizler için büyük bir önem taşımaktadır.

Oysaki Türklerden binlerce yıl sonra tarih sahnesine çıkan ve birbirinden oldukça farklı toplumlardan birer “millet” oluşturarak,  birer devlet kurabilenler – yani İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İspanyollar, İtalyanlar, Grekler vs… –  bu farklı toplumlar arasında “eğitim yoluyla ortak dil, din,  gelenek ve toprağa bağlılık  bilinci oluşturarak”, millet olma bilinci kazanmışlardır.

Çinlilerle birlikte dünyada bilinen en eski milletlerden biri oldukları bilimsel olarak tescillenen Türkler ise, söz konusu bu binlerce yıllık köklü geçmişlerine ve de pek çok krallık, devlet, imparatorluk kurma gelenek ve kapasitelerine rağmen,  kendi öz değerleri olan “Türk Kimliğini – Türkçe Dilini ve Kültürünü”  korumakta maalesef ki başarılı olamamışlardır! Bunun içindir ki pek çok görkemli Türk Devleti yıkılıp, gitmiş ve tarihe gömülmüştür… (Dikkat çekmek isteriz ki hepsi de içten, yani hanedan üyelerinin keyfince  devletin  en üst makamlarına  kadar getiridikleri yabancı unsurlar eliyle zayıflatılarak, zamanla da çökertilmişlerdir. Bu hayati husus,  Orhun Anıt Taş Yazıtlarında dahi dile getirilmiş ve Türkler dikkatle uyarılmıştır.)

Daha yakın zamanlara gelirsek, Mustafa Kemal Paşa ve Onun liderliğinde canla başla düşmanlara karşı mücadele eden Türk Milli Güçleri ve yediden – yetmişe, erkek, kadın, yaşlı, çocuk topyekûn Aziz Milletimizin olağanüstü gayretleri ve fedakârlıkları  şayet olmamış olsaydı, bugün T.C. Devleti de maalesef ki olmayacaktı; ve Türkler binlerce yıllık kadim vatan topraklarını yitirmiş, çeşitli bölgelere dağılmış, başlarına yabancı efendiler gelmiş olarak, esaret ve zillet altında “sözde yaşayacaklardı! ”  (Böylesine acı ve korkunç durumun çeşitli örnekleri – Uygur Türkleri, Makedonya Türkleri, Kafkas Türkleri, Irak Türkleri, , Suriyeliler, Filistinliler vs… –  bugün gözlerimizin önünde canlı olarak durmaktadırlar…)

 T.C. Vatandaşları Olarak Biz Türk Milleti,  her şeyi hazır ve kolay bulduğumuzdan, geçmişimizi çok çabuk unutup,  tekrar derin bir gaflet içine daldık ve maalesef ki bizleri tarihte mahvetmiş  olan yanlışlara – hatalara tekrar ve tekrar düştük! Geldiğimiz sonuç apaçık ortadır… 

(Bunların başında da “Osmanlıdan kalma hayret verici bir yabancı hayranlığı ve yabancı kelimeleri  Türkçe cümlelerimizin arasına tarzanca sıkıştırmak geliyor!.”  Kanada’da yaklaşık yirmi yıl kaldım, Quebec (Fransızlara ait)  eyaleti dışında, ana dili İngilizce olanlardan ne Kanada’da, ne ABD’de  tek bir Fransızca kelime dahi duymadım;  hatta “mersi” kelimesini bile hiç duymadım! İŞTE HER MİLLET, BÖYLESİNE TİTİZLİKLE VE BÜYÜK BİR AZİMLE “ANA DİLİNE” SAHİP ÇIKMAKTADIR…)

O halde kanaatimizce hepimiz durup iyi düşünmeliyiz ve mutlaka öz eleştiri yaparak, tarihten hiç ders almadığımız ve sürekli aynı hatalara düştüğümüz için kendimizi kınamalıyız… (Meşhur Türk Ata Sözü: “DOST ACI SÖYLER” (ANCAK DOĞRUYU SÖYLER) 

O HALDE VATANSEVER DOSTLAR, MİLLETÇE, “YALANCILARIN, SAHTEKÂRLARIN, İKİ YÜZLÜLERİN, DİNİ  SİYASET VE ÇIKARLARINA ALET EDENLERİN, KENDİ MİLLETİNİ HOR GÖRÜP,- ARAPLARA – YA DA BATILILARA KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANARAK, ONLARA HAYRANLIK DUYANLARIN,   ONLARIN  DİLLERİNİ TAKLİT EDENLERİN,  BATILILARIN SÖZLERİNİ İLÂHİ GERÇEKLERMİŞ GİBİ  KABUL EDİP, TÜRKLERE DE ZORLA DAYATANLARIN, YABANCI KELİMELERLE KONUŞMAYI MARİFET VE ÇAĞDAŞLIK  SAYANLARIN” KARŞISINDA YER ALALIM;

VE  VATANIMIZDA “MENFAAT, MAKAM, UNVAN VE MADDİYAT  PEŞİNDE KOŞMAYAN, CESURCA GERÇEKLERİ DİLE GETİRENLERİ TAKDİR ETME VE REHBER EDİNME ALIŞKANLIĞIMIZI“,  YENİDEN  KAZANALIM.

Bu hiç de zor olmasa gerek; şöyle ki yapacağımız tek şey yeniden  Türk Özümüze dönmektir; yani Kadim Türk Kimliğimize – Türkçemize, Türk  Kültür ve Töremize,  ve de Kuran’ın tebliğ ettiği Gerçek İslam’a dört elle sarıldığımızda, her sorunun üstesinden kolayca gelebileceğimize yürekten inanıyorum, hatta biliyorum. Tıpkı Büyük Atatürk’ün yapmış olduğu ve başarıya ulaşmış olduğu gibi… 

Şimdi “Türk Dil Kurumu ve Türkçe Dili” derken neden bu kadar laf ettik?  diye akıllara bir soru gelebilir! Çünkü Türklerle ilgili tüm hususlar bir BÜTÜNDÜR, ve hepsi birbirleriyle bağlantılıdır… Sadece dili veya dini, ya da Türklerle ilgili herhangi bir konuyu tek başına ele alıp, incelersek, bu son derece yanıltıcı  ve aldatıcı olur.

Büyük Atatürk “TÜRK TARİH KURUMUNU – TÜRK DİL KURUMUNU – DİL, TARİH COĞRAFYA FAKÜLTESİNİ” çok büyük hedeflerle kurarken, bu Milli Kurumların  ortaklaşa çalışarak – ortaklaşa hareket ederek , başta TÜRKÇEMİZ  ve ANTİK TARİHİMİZ olmak üzere  “Tüm Kadim Türk Değerlerini” yeniden gün ışığına çıkarmalarını ve bunları Türk Milletine belletmelerini arzulamış ve hedeflemiştir.  (Çünkü Türk Milleti bu hususta yüzlerce yıl çok çok çok  geç kalmıştır…)

Her kim ki “Ben Atatürkçüyüm” iddiasında bulunuyorsa, ki bu son derece önemli bir iddiadır, bunun da gereğini yerine getirmek zorundadır; ve millet olarak biz bu hususu sorgulamakla mükellefiz.  Çünkü “Ben Atatürkçüyüm” demekle Atatürkçü olunmuyor!   Tıpkı “Ben Müslümanım” demekle Müslüman olunmadığı gibi!   Hatta bu pek çok konu için geçerlidir;  örneğin “Ben Demokratım – Cumhuriyetçiyim” demekle de öyle olunmuyor. AYNASI İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…

1938 – 2017, KOSKOCA 79 YIL GEÇMİŞTİR;  BİRİCİK VATANIMIZ – GÖZBEBEĞİMİZ TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ HAZİN DURUM GÜN GİBİ APAÇIK  ORTADIR; 

GÖRÜLÜYOR Kİ BUNCA YILDIR PEK ÇOK MAKAM, MEVKİ VE UNVAN SAHİBİ KİŞİ “SÖYLEDİĞİ VE VERDİĞİ SÖZLERİN ARKASINDA DURMAMIŞTIR”, SÖZLERİ BAŞKA – DAVRANIŞLARI BAŞKA OLMUŞTUR, YANİ GÖREVLERİNİ  LAYIĞIYLA YAPMAMIŞLARDIR.

HERŞEYDEN ÖNCE BU GERÇEĞİ KABUL ETMELİYİZ VE BUNDAN SONRA KİŞİLERİN,  Kİ BU KİŞİLERİN  “MAKAM, MEVKİ VE UNVANLARI HER NE OLURSA OLSUN  ONLARIN LAFLARINA, MAKAM ODALARININ DUVARLARINDA ASILI BÜYÜK BOY ATATÜRK PORTRELERİNE,  YAKALARINDAKİ ROZETLERİNE, ATATÜRK HEYKELLERİNİN ÖNÜNDEKİ GÖSTERİŞLİ TÖRENLERİNE, SÜSLÜ DEMEÇLERİNE VS… BAKMAYACAĞIZ…

BUNDAN BÖYLE “ATATÜRKÇÜ OLDUKLARINI İDDİA EDEN KİŞİLERİ” TESTE TABİ TUTMAMIZ GEREKMEKTEDİR; ŞÖYLE Kİ; ONLAR ,  GERÇEKTEN “ATATÜRKÜN DÜŞÜNCELERİNİ, İLKELERİNİ – MİLLİ HEDEF VE POLİTİKALARINI  SAMİMİYETLE BENİMSEMİŞLER MİDİR? BUNLARI HAYATA GEÇİRMİŞLER MİDİR?, SAMİMİ ATATÜRKÇÜ OLANLARI DESTEKLİYORLAR MI? “ASIL BU HUSUSLARA AZAMİ ÖLÇÜDE DİKKAT EDECEĞİZ… 

BÜYÜK ATATÜRK’ÜN DEYİŞİYLE, “HER GÖRDÜĞÜMÜZ SARIKLIYI HOCA ZANNEDİP, YA DA HER GÖRDÜĞÜMÜZ MAKAM VE UNVAN SAHİBİ KİŞİYİ BAŞ TACI EDİP“, ONLARIN ARKASINDAN GİTMEMELİYİZ.  ANCAK İŞİNİ DOĞRU YAPAN, DOĞRU KONUŞAN, VATANINA VE MİLLETİNE  KARŞILIKSIZ  HİZMET EDEN KİŞİLER SAYGIYA VE SEVGİYE LÂYIKTIR VE ANCAK ONLARIN ARKASINDAN GİTMELİYİZ.

DÜŞÜNCESİ VE SÖZÜ BİR OLAN, GÖREVİNİ EN DOĞRU ŞEKİLDE YAPAN, BİLİNÇLİ VE SAMİMİ TÜM VATANSEVERLERE

EN İÇTEN SEVGİ VE SAYGILARIMLA.
=================================================
Dostlar,

Büyük ATATÜRK‘ün ülkemiz Türkiye’nin ve tüm halkımız Türk Ulusu’nun Tarihi ve Dil’i Türkçe için ne denli özel özen gösterdiği iyi bilinmektedir. Bu amaçla 2 “Bağımsız” yapı (Cemiyet) kurmuş ve kalıtından (mirasından) bu 2 seçkin Kuruma sürekli  gelir bırakmıştır.

türk dil kurumunun açılması ile ilgili görsel sonucu

12 Eylülcüler Atatürk’ün vasiyetini çiğneyerek bu 2 Kurumu devlet dairesine dönüştürerek işlevsiz bırakmayı başardılr ne acı ki!

Demokrasi aşığı ve de şampiyonu AKP 1982 Anayasası’nda 3 kez çok kapsamlı değişiklik yaptı ama YÖK’e, kapatılan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na… ilişkin sorunu çözücü adım atmadı…

Atatürk’ün kurduğu Dil Tarih Coğrafya Fakültesi hep darbe yedi ve hocaları görevden atıldı..

Böylesine kendi köklerine düşman aymaz toplumların ayakta kalması ne yazık ki olanak dışı..

Sayın yurtsever Tarihçi yazar Güzide Filiz Tuzcu hanımefendiye yazısı için teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN

Konuk yazar Sayın G. Filiz Tuzcu’dan dan ileti              :

Hocam bildiğiniz üzere internet sitenizi ilgiyle izliyorum…
Ege Üniversitesinin Türk Bilim Dergisinde yer alan “ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN başlıklı makaleme yer vermeyişiniz dikkatimi çekti! Lütfen beni yanlış anlamayın, bunun kararı elbette ki sizin inisiyatifinizdedir. Ancak ben bu makalemin ANTİK TÜRK TARİHİNİ gözler önüne sermesi açısından fevkalâde (AS: son derece) önemli olduğu kanısındayım.

Hocam, bildiğiniz üzere Türkler, kendi özgeçmişlerini, tarihlerini, kadim atalarını araştırıp
ortaya koymakta – dünya kamuoyuna duyurmakta, maalesef çok çok geç kalmış bir millet.
(Ve bunun acısını ve zararlarını da fazlasıyla görmektedirler…)

Bu hususun bilincinde olan Büyük Atatürk,  hem bunun için, hem de okuduğu yüzlerce tarih kaynaklarından aldığı önemli bilgi ve  ipuçlarıyla, TÜRK TARİH TEZİni gündeme getirmiş ve  “Antik Türk Tarihinin” tümden bağımsız, özgürce araştırılmasını ve sağlam – bilimsel kanıtlarıyla gün ışığına çıkarılmasını arzulamıştır.

(Ancak yüzlerce yıl ihmal edilen – hatta yok sayılan Antik Türk Tarihi ile ilgili çalışmalar ve çabalar, maalesef ki 1938 sonrası devam ettirilmemiştir! Yani bu önemli çalışmalar, on beş yıl gibi ”1923 – 1938” çok kısa bir zaman dilimiyle sınırlı kalmıştır!)

Onun Antik Türk Tarihi gibi yaşamsal bir konuya bu denli büyük önem vermesi ve ilgi duyması, araştırması, okuması, salt kişisel bir merak, ya da Batılıların öne sürdüklerine karşı bir anti – tez oluşturmak, ya da başka bir nedenle…” değildir.  Büyük Atatürk, 18. yüzyıldan başlayarak Batılı bilim insanlarınca fazlasıyla merak edilen ve ortaya çıkarılmaya başlanan
antik tarih ile ilgili bilgi ve bulgularla ilgilenmiş, bunları izleyip, okumuştur. Çünkü daha dün “millet” olan ve  yaşamlarında ilk kez bir devlet kurabilen kavimler, kendilerini, binlerce yıllık  bu köklü kadim kavimlerle ilişkilendirmeye, öte yandan nesnel akademik çevrelerce
oldukça eski bir millet oldukları genel kabul görmüş Türkleri ise,  köksüz, çadır ehli – göçebe, barbar – medeniyet dışı – basit insanlar olarak tanıtmaya çalışmışlardır…

Oysaki pek çok antik tarih ile ilgili tarihsel kaynağı okuyarak, öğrenen ve bilinçlenen Büyük Atatürk, emperyalist Batılıların savlarının tam da tersinin gerçek olduğunu, Türklerin korkunç bir haksızlığa uğrayarak, asılsız iftiralara maruz kaldıklarını görmüş ve çok üzülmüştür.

Bilindiği üzere “Gök-Türk Orhun Abide ve yazıtları” bile Türkler değil, 19. yüzyılda
Batılı bilim insanları gün ışığına çıkarmış ve tüm alfabelere kaynaklık eden
TÜRK RUNİK HARFLERLE” yazılmış Türk Alfabesini ortaya koymuşlardır.

Sayın Prof. D. Ali Ercan hocamın da belirtmiş olduğu gibi “Evet dil – dilin yazıya dökülmesi – alfabe” elbette bir kavmin / bir milletin “kimliğine”  ışık tutan fevkalâde önemli bir olgudur.

Zaten  yazı, mağara duvarlarında – kayalarda vs… çeşitli nesnelerin betimlemesi olan ilk basit çizgisel resimlerle başlamış olup, hiyerogliflere (AS: resimle yazı) ve sonra da harflere dönüşmüştür. Tüm bu süreçler izlendiğinde Türklerin izleri ve bilinen tüm kadim abecelere (alfabelere) katkıları belirgin kanıtlarla ortaya çıkartılmıştır…

Bilim demek “mutlak gerçekleri” ortaya çıkarmak demektir (AS: Bilimin gerçeği mutlak olmayıp görecelidir ve hep yanlışlamaya açıktır); ben de Antik Türk Tarihini yaklaşık on yıldır araştırıyorum; BÜYÜK  ATATÜRK’ÜN  “TÜRK TARİH TEZİNİ”  destekleyen o denli çok bilimsel kanıt var ki, bunlardan ciltler dolusu kitaplar çıkar… Hatta bir ansiklopedi dizisi bile olur; ancak genelde Türk bilim insanları, Türk Milleti için son derece önemli olan bu hususu ‘ortaya çıkarmaya çalışanlarla‘ uğraşmakla meşgul olduklarından, söz konusu bu antik tarih ile ilgili eserleri araştırmaya ve okumaya pek fırsat bulamıyorlar!

Kanıma göre bunlar kolaya kaçarak, hatta araştıranların emeklerini bile görmezlikten gelerek, Antik Türk Tarihini modaya uyarak toptan reddetme yoluna gidiyorlar!

Büyük Atatürk gibi dünyanın “aklına, ahlâkına ve bilgeliğine” hayran kaldığı, büyük saygı duyduğu; ayakları yere oldukça sağlam basan, öngörülü ve bilgili bir dâhinin “TÜRK TARİH TEZİNİ” ortaya  koyarken elbette ne yaptığının fevkalâde bilincinde olduğu muhakkaktı. HAYATTA EN HAKİKİ YOL GÖSTERİCİ BİLİMDİR diyen o büyük insan, “masal ve efsane” ile uğraşacak bir insan değildi elbette.

Hocam, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim, saygılarımla, 09 Haziran 2017
=====================================
Dostlar ve Sayın Tuzcu,

Biz, değerli tarihçi – yazar Sayın G. Filiz Tuzcu’nun 2 önemli yazısına son 2 günde ardışık olarak yer verdik. Yine çok değerli ve önemli olan ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN” başlıklı çalışmayı ise birkaç gün aradan sonra yayımlamayı tasarladık. Ancak Sayın Tuzcu, her bilimsel araştırıcı gibi doğal ve pek haklı olarak coşkulu (heyecanlı) ve aceleci! Yaşamın da ağırdan alınacak yanı yok öte yandan..

Sayın Tuzcu’nun adı geçen çalışması 33 sayfa.. Tümünü word dosyası olarak sumak bu site yapısı içinde olanaklı ve uygun değil. O nedenle pdf olarak (824 KB) ekleyeceğiz ..

Şöyle başlıyor Tuzcu’nun yayımlanmış makalesi :

‘İngilizce kaynaklardan “Antik Tarih” ile ilgili olarak yapmış olduğumuz kapsamlı araştırmalarımız bizi, Türkleri yakından ilgilendiren son derece önemli bilgi ve bulgulara götürmüştür. Söz konusu araştırma ve bulgulardan elde etmiş olduğumuz sonuçlar, Türkiye’de 1938’den günümüze kadar gelen süreçte, akademik çevrelerin “Antik Türk Tarihine”,  gereken önemi vermediklerini ortaya çıkarmıştır. Objektif antik tarih uzmanlarınca[1], varlıkları ve medeniyetleri tarihin derinliğinde, binlerce yıl öncesine kadar geriye gittiği belirlenen Türkler (on bin yılın üstünde devasa bir zamandan söz edilmektedir…), bu özellikleriyle, dünyada bilinen en eski milletlerin başında gelmektedirler. Türklerin hayranlık uyandıran – muazzam antik tarihlerinin araştırılmayıp, yüzlerce yıl karanlıkta bırakılması ve daha da vahim olanı, bu değerli antik mirasın araştırılmadan, sorgulanmadan, pek çok Türk bilim insanı tarafından ısrarla reddedilmesi, son derece kıymetli olan “Antik Tarih Mirasının” başka milletler tarafından kolayca sahiplenilmesini sağladığı belirlenmiştir.  Bilimsel kanıtlar göstermiştir ki, Türkler tarafından sahip çıkılmayan söz konusu bu değerli tarih mirası, “antik kavimlerle akrabalık ilişkileri ve kültürel bağları bulunmayan” ancak güçlü Batılı devletlerce desteklenen Grek ve İtalyanlarca sahiplenilmiştir.”

********
Devamla;

”Bu bağlamda Türkiye’de “Antik Türk Tarihin”,  ilk kez Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkatini çektiği ve bu konuyu bir bilim adamı hassasiyetiyle ele aldığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Bilindiği üzere araştırmaya, okumaya, öğrenmeye ve bilhassa tarihe büyük merakı olan ve dolayısıyla yüzlerce kitap okuduğu bilinen Mustafa Kemal Atatürk’ün,  doğal olarak 19. yüzyıl başlarından itibaren gün ışığına çıkmaya başlayan pek çok antik tarih eserinden de haberdar olduğu anlaşılmıştır.  Mustafa Kemal Atatürk, bir bilim insanı sorumluluğuyla  “Antik Türk Tarihinin” araştırılmasına önem veren ilk Türk devlet adamı olmuş ve bu bağlamda Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu ve Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesini” kurmuş, yurt içi ve yurt dışı tarihi araştırmaları ve arkeolojik kazıları bizzat teşvik etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “antik tarihi” gün ışığına çıkarma gayretleri, sadece kişisel bir merak, ya da Batılıların öne sürdükleri gibi, mevcut antik tarihe karşı bir anti-tez oluşturmak, ya da bazılarının iddia ettiği gibi “bir ulus ve bu ulusa bir tarih yaratmak” anlamında olmadığı araştırmalarımız neticesinde görülmüştür. Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi araştırmaları, yüzlerce kitap okuyarak edindiği bilgiler, O’na antik Türk tarihi hakkında fevkalâde önemli ipuçları vermiş ve O da, söz konusu bu ipuçları değerlendirerek, yüzyıllarca ihmal edilmiş ve karanlıklarda bırakılmış olan “Antik Türk Tarihinin” araştırılmasını ve gün ışığına çıkartılmasını istemiştir. İngilizce kaynaklardan dört yıldır amatörce sürdürmekte olduğumuz “Antik Türk Tarihi” araştırmalarımız, Türklerin antik tarihlerinin bilinen en eski zamanlara kadar geri gittiğini, dünyaya örnek olmuş – muazzam medeniyetler kurmuş kavimlerle Türklerin akrabalık bağlarının bulunduğunu kanıtlamıştır. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün “İlim en hakiki yol göstericidir” ile “Tarih ilmi, bir milletin varlığını ve köklerini hiçbir zaman inkâr etmez[1]  sözleri, bizim için hayat bulmuştur.” 

Ve kapsamlı ve önemli makale şöyle bağlanıyor :

‘Görüldüğü üzere antik tarihe hangi cepheden bakılırsa bakılsın ve her ne şekilde değerlendirmeler yapılırsa yapılsın, başta alfabe, yazı ve kültür olmak üzere, bilimsel kanıtlar, ilk medeniyetin “Asya Kökenli” olduğuna ve her halükarda bu medeniyet sürecinde de “Türklerin önemli katkıları bulunduğuna” işaret etmektedir… Bu bağlamda antik medeniyetler söz konusu olduğunda, Türklerin, İtalyan ve Greklerden çok daha fazla “miras hakkına sahip oldukları” ortaya çıkmıştır. Bundan dolayıdır ki, pek çok Batılı siyaset ve bilim insanı, “gerçek antik tarihten” fazlasıyla rahatsızlık duymakta ve kendi öne sürdükleri “mevcut taraflı antik tarihin” sorgulanmasına dahi izin vermemektedirler.  Araştırma sonuçlarımız, Türklere karşı önyargılı oldukları tespit edilmiş olan Batılılara ve onların ortaya koydukları antik tarihe dikkatli – temkinli yaklaşılmasını, bu tarihi olduğu gibi kabul etmek yerine, sorgulamak gerekliliğini ortaya koymuştur. O halde antik tarih ile ilgili sapmaları ve yanlışları düzeltmek ve Türklerin en doğal hakkı olan “Antik Tarih Miraslarını” onlara teslim etmek için, “Gerçek Antik Tarihin” mutlaka dünya kamuoyuna duyurulması gerekmektedir. Bunu yapacak olanlar da elbette Türk Tarihçilerdir. Bu hususta Türkler, eğer Batılılardan destek ve onay beklerlerse, o halde sonsuza dek beklemek zorunda kalacaklar ve Batılıların tümüyle mesnetsiz olarak ortaya attıkları “Türkler göçebe, işgalci ve barbar insanlardır, onların dünya medeniyetine hiçbir katkıları olmamıştır” iddialarına maruz kalmaya ve binlerce yıllık ana yurtlarında işgalci gibi  gösterilmeye devam edeceklerdir…”
=======================================

Çok önemsediğimiz ve daha önce 
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi TÜRK BİLİM DERGİSİ yıl 2013 sayı 11’de yayımlandığı yazarı Tuzcu tarafından belirtilen makaleyi
site okurlarımızın ilgi ve bilgisine, sahiplenmesine sunuyoruz. Sayın Tuzcu’ya emeği ve paylaşımı için çoook teşekkür ederek..

Büyük ATATÜRK‘ün tarih – dil araştırmalarını başlıca Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi üzerinden kurumsallaştırma çabalarının önemini bir kez daha anlıyoruz. ‘

  • ‘Tarihi yapan yazana sadık kalmazsa tarihsel gerçekler büsbütün başka bir görünüm alır.”

    uyarısı da Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün..

Makalenin tümünü okumak için lütfen tıklayınız :

ANTIK_TURK_TARIHI_VE_UNLU_TANRICA_TURAN

Sevgi ve saygı ile. 10 Haziran 2017, Datça (05:42)

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com