Kanal İstanbul, Mavi Vatan’ın Karşıtıdır

Kanal İstanbul, Mavi Vatan’ın Karşıtıdır

Cem Gürdeniz kimdir? (Cem Gürdeniz kaç yaşında ve nerelidir?) - Magazin  Haberleri | NTVCem GÜRDENİZ
EMEKLİ TÜMAMİRAL
Cumhuriyet, 04 Nisan 2021

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Mavi Vatan savaşı, Türk Boğazları’nın tam egemenliğini geri almak içindi. Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz liderliği, öngörüsü ve dönemin seçkin devlet kadroları tarafından şekillendirilen süreç sonunda, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle 20 Temmuz 1936’da İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın tam egemenliği geri alındı. Türk Boğazları’nın askersizleştirilmiş statüsü ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu’na son verildi.

20 Temmuz 1936 tarihli Akşam gazetesinin manşeti şöyleydi: Dün geceden itibaren Akdeniz kapımızı emniyete aldık.”

Aslında emniyete alınan sadece Akdeniz kapısı değildi. Sadece Boğazlar bölgesinin tam egemenliği geri alınmamıştı. Karadeniz kapısı da emniyete alınmıştı. Zira yeni sözleşme, gemi tiplerine, tonajlarına, kalma sürelerine getirdiği pek çok kısıtlamayla Lozan Antlaşması’na ek Boğazlar Sözleşmesi’ne nazaran, Karadeniz’de dünyada eşi benzeri olmayan bir deniz güvenlik rejimi yaratıyordu.

Bu yönüyle dünya tarihinde ilkti. Dünya okyanuslarının % yarımından bile küçük Karadeniz’de, deniz ortamında aşırı silahlanma ve dışarıdan müdahaleleri önleyecek bir rejim kuruluyordu. 29 Ekim 1914’te Alman emrivakisiyle Türklerin Birinci Dünya Savaşı’na girmesine neden olan kışkırtma örneklerine set çekiliyordu.

Bugün Karadeniz’de istikrar ve dengeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Zira Karadeniz, Avrasya güçleri ile Atlantik güçleri arasında fay hattına dönüşmüştür. Bu fay hattının kırılmasının yaratacağı deprem, en ağır Türkiye’de hissedilecektir.

Bu nedenle Kırım, Donbas, Osetya, Abhazya, Transdinyester gibi sorun alanları varken, çok yönlü kışkırtmalara açık olan bu ortamda Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tartışmaya açması, çok tehlikeli ve düşündürücüdür. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, kuzey jeopolitik eksende Cumhuriyet ve Mavi Vatan için büyük güvencedir, beka aracıdır.

KARADENİZ’DE İSTİKRARIN ÖNEMİ

Mavi Vatan’ın üç sacayağı eşit önemdedir. Üçü birbirini tamamlar. İlki, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle bütünlük arz eden Boğazlar bölgesidir. İkincisi, her üç deniz alanındaki deniz yetki alanlarımızdır. Üçüncüsü de KKTC’dir.

Boğazlar, yüzyıllardır Anadolu coğrafyasına küresel jeopolitikte en büyük değeri veren unsurdur. Bu değeri savunmak için Osmanlı İmparatorluğu, Romanov Rusyası’yla 10’dan çok savaş yapmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’na girişimizi tetikleyen olaylar zinciri, Boğazlar’da ve Karadeniz’de sahneye konulmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nda gerek Mihver gerek Müttefik Devletlerin Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak istemelerinin, bu konuda büyük baskı yapmalarının asıl nedeni Boğazlar’dır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, Türkiye’nin Atlantik kampında, yani kenar kuşakta kalmasına neden olan notalar süreci, yine Boğazlar meselesiyle başlamıştır. Ancak Cumhuriyet, bir daha bu tuzaklara, Kanal İstanbul konusu gündeme gelinceye dek düşmemiştir.

  • Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki hassasiyetle Montrö rejimini sürdürmek zorundadır.
  • Bu bir seçenek değildir, beka sorunudur.
  • Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ortadan kalkması, Karadeniz’de büyük karmaşa yaratır.

Bugünün küresel konjonktüründe, silahlı çatışma seviyesine çıkabilecek tırmanma koşulları doğurur. Değil kendi içimizde Montrö Boğazlar Sözleşmesi karşıtı söylemler, uluslararası ilişkilerimizde sözleşmeyi zora sokabilecek gelişmelere, emrivakilere karşı da dengeli politikalar sürdürülmelidir.

  • Montrö’yü tartışmak, ortadan kaldırmak emperyalizme hizmet etmektir.
  • Montrö’nün ortadan kalkmasının yaratacağı sonuçlar, KKTC’den, Mavi Vatan’dan vazgeçmekle veya güneyimizde kukla Kürt devletinin kurulmasına izin vermekle eşdeğerdir.

JEOPOLİTİK İNTİHAR

Kanal İstanbul, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni en azından tartışmaya açacak fırsatlar sunmuştur. Tarihimizin en büyük yerli ve uluslararası rant projesi olan Kanal İstanbul’a, içinde bulunduğumuz jeopolitik, ekonomik, finansal, toplumsal konjonktüre rağmen ısrarla, inatla devam edilmesi her yönüyle risklidir, tehlikelidir. Ulusal çıkarlarımıza aykırıdır.

Yüksek bürokrasinin iddia ettiği gibi İstanbul Boğazı’nda artan tanker ve tehlikeli yük trafiğine güvenli seçenek sunmaz. Tersine, Süveyş Kanalı’nda yaşandığı gibi çok daha büyük tehlikeler yaratır. Unutulmamalıdır ki Süveyş’te petrol tanker trafiği SUMED boru hattı nedeniyle son derece azdır. Kanal İstanbul’un yapılma gerekçesi ise petrol taşımacılığıdır. Nedense iktidarın aklına SUMED benzeri Samsun-Ceyhan boru hattı projesi gelmemiştir. Çünkü bu projenin rantı yoktur.

Kanal İstanbul’un gerekçe örneklerinden olan 1979’daki Romen Independenta kazası da gerçekçi değildir. Zira bu gemi, çektiği su ve yaratacağı squat (çökme) etkisiyle, kanal hazır olsa da kanalı kullanamazdı. Ayrıca Ever Given konteynır gemisinde yaşandığı üzere, dar bir kanalın ne şekilde olursa olsun, ister kaza ister kasten meydana gelen olaylar sonucunda kapanması, büyük ekolojik ve ekonomik zararlara neden olabilecek süreci tetikler. Süveyş’te dip kumdu.

O nedenle gemi, yumuşak bir şekilde karaya oturdu. Kanal İstanbul’da beton. Burada geminin parçalanması olasılıklara dahildir. Diğer yandan Kanal İstanbul gibi dar, beton bir kanalda oluşacak makine ve dümen arızaları ile seyir tehlikelerine müdahale etmek, İstanbul Boğazı’na nazaran çok daha zor ve seçenekleri az bir süreçtir.

2020’de İstanbul Boğazı’nda onlarca makine ve dümen arızası yaşanmış, ancak manevra alanı genişliği ve Boğazlar Tüzüğü ile uygulanan etkin önlemler sayesinde kazaya dönüşmemişlerdir.

Kanal İstanbul’da yaşanacak her makine ve dümen arızası, ciddi kaza ile sonuçlanacak şartları oluşturacaktır. Zira alan dar ve akıntılıdır, manevra için seçeneksizdir.

MONTRÖ’YÜ TARTIŞMAK TÜRKİYE’YE KAYBETTİRİR

İşin lojistik ve ekonomik yönü de muğlaktır. Yüksek bürokrasinin Bakan düzeyinde iddia ettiği gibi kanal Orta Koridor’a büyük katkı sağlamayacaktır. Zira Orta Koridor, tren yoludur. Gemi ulaştırması tren yoluyla kıyaslanamaz. Ever Given üzerinde 18 bin 500 konteynır vardı. Orta Koridor’u kullanacak tren katarında azami 100 kadar konteynır olacaktır.

  • Kanal İstanbul’un tarihimizde örneği görülmemiş boyutlarda belirli devletlere, yerel zümrelere rant geliri getirisi dışında, hiçbir gerçekçi, akla yakın gerekçesi yoktur.

Böylesine akıl ve bilim dışı bir projeyle, iç politika kaygılarıyla Türkiye’nin jeopolitik geleceğini, bekasını ilgilendiren vazgeçilemez çıkarlarımızın olduğu Karadeniz, Türk Boğazları ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi tehlikeye atılıyor. Girit, Dedeağaç, Güney Kıbrıs, Akdeniz, Romanya ve Bulgaristan’da her geçen gün emperyalist çevreleme artarken kendi elimizle yeni bir cephe açıyoruz.

  1. yüzyılda Türk jeopolitiğinin ağırlık merkezi Mavi Vatan’dır. Mavi Vatan, tek kutuplu dünya düzeninden çok kutuplu düzene, Atlantik çağından Asya çağına geçiş döneminin yaşandığı bugünkü küresel süreçte; Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Boğazlar üzerinde Türkiye’nin jeopolitik kontrolünü güçlendiren doktrinin adıdır. Deniz yetki alanlarımızda jeopolitik hâkimiyeti savunur. Kanal İstanbul gibi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne zarar verecek girişimlere karşıdır.

    Kanal İstanbul, Mavi Vatan’ın karşısındadır.

    Kanal İstanbul ve Mavi Vatan aynı cephede değildir.

126 emekli Büyükelçimizin KAMUOYUNA DUYURUSU

126 emekli Büyükelçimizin
KAMUOYUNA DUYURUSU

Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacaktır. Türkiye’nin, Lozan Antlaşması’ ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ise Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar.

Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur.

  • Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir.

Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir. Ancak, Sözleşme’nin imzasının ardından, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir.

Rusya Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

  • Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz. (30 Ocak 2020)

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI EMEKLİ MİSYON ŞEFLERİ

MONTREUX DUYURUSU’NA KATILAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI EMEKLİ MİSYON ŞEFLERİ

1. BE Ömer ERSUN
2. BE. Süha UMAR
3. Başkonsolos Engin ANSAY
4. BE Yalım ERALP
5. BE Ergün PELİT
6. BE Önder ÖZAR
7. BE Oya TUZCUOĞLU
8. BE Selçuk İNCESU
9. BE Yusuf BULUÇ
10. BE Umur APAYDIN
11. BE Tuluy TANÇ
12. BE Çınar ALDEMİR
13. BE Halil AKINCI
14. BE Aydan KARAHAN
15. BE Ali YAKITAL
16. BE Varol ÖZKOÇAK
17. BE Duray POLAT
18. BE Sina BAYDUR
19. BE Erhan ÖĞÜT
20. BE Pulat TACAR
21. BE Ümit PAMİR
22. BE Murat BİLHAN
23. BE Barlas ÖZENER
24. BE Mengü BÜYÜKDAVRAS
25. BE Ahmet BANGUOĞLU
26. BE Murat SUNGAR
27. BE Dicle KOPUZ
28. BE Sevinç DALYANOĞLU
29. BE Ömür ORHUN
30. BE Osman KORUTÜRK
31. BE Sencar ÖZSOY
32. BE Oktay AKSOY
33. BE Engin TÜRKER
34. BE Mustafa AKŞİN
35. BE Mehmet GÖRKAY
36. Başkonsolos Betin YİĞİT
37. BE Senbir TÜMAY
38. BE Nuri YILDIRIM
39. BE Feryal ÇOTUR
40. BE Numan HAZAR
41. BE Rıza TÜRMEN
42. BE Ali Hikmet ALP
43. BE Sumru NOYAN
44. BE Süha NOYAN
45. BE Mümin ALANAT
46. BE Turan MORALI
47. BE Ali Nazım BELGER
48. BE Celalettin KART
49. BE Ali ARSIN
50. BE Selahattin ALPAR
51. BE Ateş BALKAN
52. BE Faruk LOĞOĞLU
53. BE Oğuz ÖZGE
54. BE Teoman SÜRENKÖK
55. BE Sönmez KÖKSAL
56. BE A. Ferit ÜLKER
57. BE Nazmi AKIMAN
58. BE Kurtuluş TAŞKENT
59. BE Ertuğrul KUMCUOĞLU
60. BE Namık TAN
61. BE Tahsin BURCUOĞLU
62. BE Uğur ARINER
63. BE İzzet ZİNCİR
64. BE Nurettin KARAKÖYLÜ
65. BE Orhan AKA
66. BE Volkan VURAL
67. Başkonsolos Beyza ÜNTUNA
68. BE Tugay ULUÇEVİK
69. BE Fatih CEYLAN
70. Başkonsolos Erol ETÇİOĞLU
71. BE Akın ALPTUNA
72. BE Altan GÜVEN
73. BE Filiz DİNÇMEN
74. BE Üstün DİNÇMEN
75. BE Selim KARAOSMANOĞLU
76. BE Uluç ÖZÜLKER
77. BE Ömer ALTUĞ
78. BE Mehmet Ali İRTEMÇELİK
79. BE Ahmet ARDA
80. Başkonsolos Alev SELAMOĞLU
81. BE Kaya TÜRKMEN
82. BE Doğan AKDUR
83. BE Kadir Hidayet ERİŞ
84. BE Osman ULUKAN
85. BE Koray TAYGAY
86. BE Taner BAYTOK
87. BE Güner ÖZTEK
88. BE Şule SOYSAL
89. BE Veka İNAL
90. BE Naci SARIBAŞ
91. BE Temel İSKİT
92. BE Bilge CANKOREL
93. BE Adnan BAŞAĞA
94. BE Gün GÜR
95. BE Onur ÖYMEN
96. BE Ferhat ATAMAN
97. BE Şükrü ELEKDAĞ
98. BE Ercüment Ahmet ENÇ
99. BE Naci AKINCI
100. BE Kemal GÜR
101. BE Ünal MARAŞLI
102. Başkonsolos Ayşe Esen ÖĞÜT
103. Başkonsolos Gönül DALYANOĞLU
104. BE Vefahan OCAK
105. BE Ünal ÜNSAL
106. BE Bahattin GÜRSÖZ
107. Direktör (BM) Üner KIRDAR
108. BE Tomur BAYER
109. BE Erdoğan AYTUN
110. BE Erdinç ERDÜN
111. BE Nazım DUMLU
112. BE Uğur ERGUN
113. BE Haluk ILICAK
114. BE A. Hakan OKÇAL
115. BE Erdoğan İŞCAN
116. BE Erhan YİĞİTBAŞIOĞLU
117. BE Önder ALAYBEYİ
118. BE İlhan YİĞİTBAŞIOĞLU
119. BE Kenan TEPEDELEN
120. BE Mithat RENDE
121. BE Burhan ANT
122. BE Erkan GEZER
123. BE Hüseyin PAZARCI
124. BE Şakir FAKILI
125. BE Hüseyin ÇELEM
126. BE Özdem SANBERK

ATATÜRK DUMLUPINAR’DA NEDEN AKDENİZ’İ HEDEF GÖSTERDİ ?

ATATÜRK DUMLUPINAR’DA NEDEN AKDENİZ’İ HEDEF GÖSTERDİ ?

Lütfü Kırayoğlu
(Elk. Müh. – İTÜ)

“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Mustafa Kemal Atatürk’ün bu tarihi emrinin sonuçlarını görmek istemeyenler, bu emir cümlesi üzerinden yapay tartışmalar yaratarak büyük ve kutsal zaferi küçümseme çabasına girişiyorlar.

Öncelikle bilgisizlikten kaynaklanan bir tarih hatasını düzeltelim. Yazılarında “tarihçi” sıfatını kullananlar da dahil, pek çok yazar bu ünlü emrin tarihini yanlış kullanıyor. Bazıları Büyük Taarruzun başladığı 26 Ağustos 1922 tarihini işaret ederken, bazıları da 30 Ağustos 1922 tarihini işaret ediyor. Bu ünlü emir 1 Eylül 1922 günü Mustafa Kemal Paşa tarafından bozguna uğrayan işgalcileri kovalamak üzere Dumlupınar Karargahı’nda verilmiştir. Kütahya ilinin bu şirin ilçesinin meydanına ünlü heykeltıraş Yavuz Görey tarafından yapılan anıttaki kabartma ile de süvarilerin hücumu ölümsüzleştirilmiştir.

Büyük komutanın bu kesin komutu çevresinde estirilen bir başka fırtına ise “Mustafa Kemal Paşa, ordulara Akdeniz hedefi göstermiş, ordular bu emre uymayarak Akdeniz yerine Ege’ye gitmişler” şeklindeki alaycı değerlendirmelerdir. Bu değerlendirmeyi yapanlar arasında birtakım solculara da ne yazık ki rastlanmaktadır. Bu kişilerin; ne tarih, ne coğrafya, ne askerlik bilgileri vardır, ne de yaşadıkları toprakla ilgili en küçük arazi bilgileri vardır. Hatta bunların ilkokul seviyesinde tarih, coğrafya bilgileri olduğu bile uşkuludur.

Anadolu topraklarına 15 Mayıs 1919 günü İzmir rıhtımından çıkan Yunan birlikleri, İzmir limanını bir ikmal kapısı olarak kullanmışlar ve Büyük Zafer’den sonra yine aynı limandan Akdeniz’e dökülmüşlerdir. Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan bütün değerlendirmelerde İzmir limanı bir Akdeniz limanıdır ve Atatürk’ün kendi elinden çıkan Nutuk adlı eserinde de İzmir Akdeniz limanı olarak geçmektedir. Her şeyden önce kaba bir araştırma ile yüzyıllar boyunca Osmanlıların “Ege denizi” kavramını hiç kullanmadıklarını görürüz. Bu iç deniz çoğunlukla Bahr-i Sefid (Beyaz Deniz-Akdeniz) olarak tanımlanmış, çok ayrıntı verilmek istendiğinde de Adalar denizi, Fransızlar tarafından Meydan Larousse’da da belirtildiği gibi Archipelago (takımadalar denizi) olarak tanımlanmış, Lozan Antlaşmasında da Akdeniz olarak kayıtlara geçmiştir. Şimdilerde yaygın olarak Mediterranean Sea olarak haritalarda görülmektedir. Ege denizi kavramı 1930’lu yıllardan sonra Türkçe atlaslara girmeye başlamıştır. Bu konuda Emekli Tümgeneral Cevat Ülkekul’un değerli bir araştırması bulunmaktadır.

Atatürk Nutuk’ta Büyük Zafer’i anlattığı bölümde;

  • … ordularımız İzmir rıhtımında, ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı.” dedikten sonra devamında “Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ile ondan sonra düşman ordusunu büsbütün yok eden ya da tutsak eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken savaşlarımızı açıklamak ve nitelemek için söz söylemeyi gerekli görmem” demektedir.

İşgalcileri kovalayan kuvvetlerimizin bir bölümü İzmir’e ulaşırken, bir bölümü de onları Bandırma ve Mudanya’da denize dökmüştür. O dönemlerde yetişenler arasında Ege Denizi kavramı yoktur.

Bazı “solcularımıza” Ataürk’ü ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızı yeniden öğreten büyük ozan Nazım Hikmet de Kuvay-ı Milliye Destanı adlı çarpıcı yapıtında İzmir rıhtımını Akdeniz olarak tanımladığı dizelerinde şöyle demektedir:

“…
Sonra, 9 Eylül’de İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer
Yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,
Ümitten ağlıya ağlıya,
Güney’den Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i”

Görüldüğü gibi yaklaşık aynı dönemlerde Osmanlı kültürü ile yetişen Nazım Hikmet de İzmir Limanı’ndan görülen denizi bizim yeni Osmanlıcıların aksine Akdeniz olarak kabul etmektedir.

1922 yılında, Mustafa Kemal Paşa gibi bir askerin bugünkü harita bilgimizle Akdeniz olarak bilinen Anadolu’nun Güney sahillerini ordulara ilk hedef olarak göstermesinin hiçbir değeri ve anlamı da yoktur. Mondros Antlaşması hükümlerine göre bugün bilinen adıyla Akdeniz sahillerini Muğla’dan Antalya Körfezi’ne kadar işgal eden İtalyanlar, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının başarılı diplomatik girişimleri sonucu savaş dışı bırakılmış, Türk Ordusu’nun Güneye yani bugün bildiğimiz adıyla Akdeniz’e gitmesine gerek de kalmamıştır. Üstelik en küçük arazi bilgisine sahip bir asker bile, Anadolu’nun güney sahillerinde denize paralel olarak uzanan ve Afyon yöresinden sonra en az 5 sıra oluşturan dağlar silsilesini aşmanın güçlüğünü bilir. Türk Ordusu, Başkomutanı’nın büyük emrini aldıktan sonra denize dik olarak ulaşan dağların aralarından İzmir yönünde girdiği her yeri yakıp yıkan işgalcileri kovalayarak bu büyük buyruğu (emri) aldıktan yalnızca dokuz gün sonra İzmir’de Akdeniz’e ulaşmıştır.

Bugünün teknolojisiyle, ithal malı rahat ayakkabılarıyla, sırtında herhangi bir yükü olmadan Dumlupınar’dan İzmir Rıhtımı’na dokuz günde ulaşabilecek babayiğit sporcu var mı? Elde silah, sırtta çanta, ayağında doğru dürüst ayakkabısı, postalı olmadan, tuzaklanmış arazide savaşarak, yakılmış arazinin içinden yaralarına aldırmadan, yanıbaşında vurulan silah arkadaşının düşüp ölümünü görmezden gelip, belki de birazdan kendisinin de düşüp şehit olacağını bilerek, komutanının verdiği emre uygun, uçarcasına Akdeniz’e doğru koşan kahraman Mehmetçiklerimizin büyük zaferini küçümseyip alay ederek ünlü olamazsınız.

Tarih sizi değil, bize bu güzel toprakları armağan eden Mustafa Kemal Paşa ile silah ve dava  arkadaşlarını yazacak, sizler unutulacaksınız!

Ulusal bağımsızlığımızı kazandığımız bu büyük zaferi bizlere ve tarihe armağan eden Mustafa Kemal Atatürk, silah – dava arkadaşları ve şehitlerimizi bir kez daha minnet ve saygıyla anıyoruz.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 29 Temmuz 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 29 Temmuz 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

SORU

 AKP’li gazeteci Süleyman Özışık, “Diyoruz ki ‘Bu gençlik nereye gidiyor?’ Gençlik de diyor ki, ‘Sen neredesin ki ben sana geleyim? Hırsızlık sende, yolsuzluk sende, namussuzluk sende. Biz bu gençlere ne veriyoruz?” 

Sorusu sorunumuz…

VATAN

Vatan Partisi’nden son iki yılda 9,275 üye resmen istifa etmiş. Kalan üye 20,900.

Anlaşılır…

FETÖ

FETÖ’den tutuklanıp itirafçı olan üç vali yardımcısı ve iki kaymakam göreve iade edildi.

“FETÖ ile mücadelemiz bitmez” diyorlar ya, bitmez…

İSTİFA

Pişman olan FETÖ’cülerin affedilmesini isteyen TTK Başkanı Ensarcı A. Yaramış istifa etti/rildi. (Cumhurbaşkanı isterse ederim demişti)

İtirafçı ol yine gel…

DAVET

24 Temmuz’da Ayasofya’da kılınan toplu gösteri namazı için DİB Erbaş, “Bütün Müslümanlar davetlidir. İsim, isim davet olmaz” demişti.

İsim isim 500 kişiye davetiye çıkardı.

Alnı secdeye değiyor, sözüne güvenilir!…

YASAK

Türkiye sosyal medyaya sansür uygulamada dünya birincisi oldu.

Bu şampiyonluk onuru da AKP’nin!…

LANET

Ali Erbaş Ayasofya’daki Cuma hutbesinde “vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar! Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar” diyerek Atatürk’e göndermede bulundu.

Lanet kadir kıymet bilmeyenlere olsun!…

İNANÇ

Erbaş tepkiler üzerine yaptığı açıklamada, “…bizim millet olarak vakıf mallarını koruma konusunda çok titiz olmamız gerekir. Bunu sağlamanın tek yolu kanunlarla korkutarak olmamalı. Farklı yollarla vicdanlar harekete geçirilmeli ve inanç ilkeleri de devreye sokulmalı” dedi.

Yasa kenarda dursun din öne geçsin.

Oluuuur, sen önden buyur!…

ZAFER

AKP MKYK üyesi ve Aydın Milletvekili Metin Yavuz, Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla ilgili “Bu kalabalık, 86 yıldır mukaddesata susamış kahraman Türk Milletinin vuslat anıydı. Mabedimizi müzeye çeviren vesayetçi zihniyetle 86 yıllık hesaplaşmamızda kazandığımız zaferden dolayı şükredişimizdir” dedi.

Alttan alırlar samanı, üstten çıkarırlar dumanı, zaman sallama zamanı…

CORONA

Lozan Antlaşmasının yıldönümünü kutlamaları salgın nedeniyle tüm illerde yasaklandı.

Ayasofya’ya 350 bin kişinin katılması övünç nedeni yapıldı.

Virüs işbirlikçileri…

YAŞ

YAŞ toplantısı 45 dakika sürmüş.

Sarayda pişen aş için o kadar zaman harcamaya değer mi?…

DİSİPLİN

MHP Ordu milletvekili Cemal Enginyurt, “Fındık üreticisinin hakkını savunmak vatanı savunmaktır” diye feryat etti. Bunun üzerine MHP yönetimi milletvekilini kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk etti.

Halkın hakkını arama/ma disiplini…

İŞKEMBE

Yalova Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Gökhan Genel,

“Sözde ülkenin fiziki bağımsızlığını düzenleyen; gizli maddeleriyle Müslüman Türk milletinin koca bir tarihi, dini ve kültürel müktesabatının ölüm fermanı olan #Lozan antlaşmasının ilk gediğini açtık”

Neymiş gizli madde? Bilim insanı işkembeden atmaz, belgeyle konuşur…

YOL

Yol yapmakla övünen AKP iktidarının 15 yılda yaptığı 11 km’lik Amasya çevre yolunun kilometresi 125 milyon TL’ye mal oldu.

Yollarını böyle buluyorlar…

BÖLÜCÜ

Hilafet yanlıları ile bölücü terör örgütünün yayın organı aynı başlıkla (Şimdi değilse ne zaman? Sen değilsen kim?) çıktı.

Amaç bir yol farklı…

FOTO

Yenikapı’da Hulusi Akar Cüppeli ile poz vermişti. Ayasofya’da da Gnkur. Bşk. Yaşar Güler,
Nur Cemaati liderlerinden Hüsnü Bayramoğlu ile poz verdi.

Yaşar Paşa, Gnkur.Bşk. oldun, bakan da olursun ama…

UYUM

Gnkur. Bşk. ve Kuvvet Komutanları Ayasofya’daki namaza resmi kıyafetle katıldılar. Atatürk’e lanet okuyan Erbaş’ın ardında saf tuttular.

İmama uydular…

BAHÇELİ

Bahçeli, DİB Erbaş’ı destekleyerek onu tenkit edenleri ağır bir dille eleştirdi.

Görevi…

TARTIŞMA

CB Sözcüsü Kalın, Meis yakınlarındaki gaz-petrol aramalarımızı durdurma kararı ile ilgili RTE’nin, “Yunanistan bizim önemli bir komşumuz. Yunanistan ile biz bütün bu konuları konuşmaya hazırız. Herkes kendi kıta sahanlığında çalışmalara devam etsin, tartışmalı bölgelerde de ortak çalışmalar yapılsın.” dediğini aktardı.

100 yıl daha çalışılsa/tartışılsa sonuç çıkmaz.

Yunan laftan anlamaz…

SORUN

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, “Baskı veya tehdit olmadan Türkiye ile diyaloğa hazırız. Türkiye ile tek sorunumuz, kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarının belirlenmesidir.”

Kıbrıs, işgal edilen adalar, silahlandırılan adalar, göçmenlerin geri atılması (deport), FIR hattı, hava sahası, karasuları, güvenlik koridoru, arama-kurtarma yetki sahası sorunlarını Japonya ile yaşıyoruz herhalde.

Severim seni Nikos!…

TAVUK

AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, “Kadın ve erkeği eşitliğe zorlayanlar en büyük kötülüğü yapanlardır, tavuğa horozluk yaptıramazsın.” dedi.

Eşitlik konusunda insanla hayvanı kıyaslayan, milyonlarca kadının kendisinden daha işlevsel beyin taşıdığını anlayamaz…

HARF

Bilal Erdoğan, Harf Devrimi‘ne karşıtlık sergilemiş.

Efendim babacım, hangi harfler babacım…

VATAN TOPRAKLARINDA BİZANS BAYRAĞI DALGALANIRKEN AYASOFYA’DA CUMA NAMAZI KILMAK

VATAN TOPRAKLARINDA BİZANS BAYRAĞI DALGALANIRKEN
AYASOFYA’DA CUMA NAMAZI KILMAK

*Ayasofya’nın tapusuna ve egemenlik haklarına sahip çıkan Erdoğan ve AKP Hükümeti, Adalar (Ege) Denizi’nde işgal edilen 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığının tapusuna ve egemenlik haklarına sahip çıkmıyor.

*İşgal edilen adalarda Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde kiliseler inşa edildi. Vatan toprakları çan sesleri ile inim inim inliyor. Adalarda bir tek cami yok, ezan sesi hiç yok.

ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETLERİ BİZANS’I İHYA EDİYOR !…

*Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesi ve desteği ile ABD, İngiltere, Finlandiya, Yeni Zelanda, Girit ve Rodos’tan getirilen papazlar Fener Rum Patrikhanesi’nin Sen Sinod Meclisi’ne yerleştirildi. Lozan’a aykırı olarak papazlara Türk vatandaşlığı verildi. Anılan papazlardan ikisi Rum cemaatin olmadığı İznik ve Bursa’ya metropolit olarak atandı.

*Bursa Metropoliti Elpidophoros, Bizans dönemi Bursa haritası ile Yunanca ve İngilizce broşürler bastırdı. 2016’da da İzmir Metropolitliği açıldı. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himaye ve desteği ile Bizans kurumları yeniden açıldı.

*Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde 2012 yılında Heybeliada Ruhban Okulu açıldı. Okulda Lozan Antlaşması’na aykırı olarak ERASMUS öğrencilerine eğitim veriliyor.

*Güney Kıbrıs’ta Tuzla Camisi’ne asılan Bizans bayrağına CB Yardımcısı Fuat Oktay, CB Sözcüsü İbrahim Kalın ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik sert tepki verdi.

*Ancak işgal edilen adalarımızda 2004’den beri tam 16 yıldır dalgalanan Bizans bayraklarına hiç kimse tepki vermiyor.

*Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesiyle birlikte tarihe gömülen Bizans bayrakları, Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde yeniden Türk topraklarında dalgalanmaya başladı. İşgal edilen Türk adalarında Bizans bayrakları dalgalanırken 24 Temmuz 2020’de Ayasofya’da Cuma namazı kılınacak.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla, 24 Temmuz 2020

Ümit YALIM
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri