VATAN TOPRAKLARINDA BİZANS BAYRAĞI DALGALANIRKEN AYASOFYA’DA CUMA NAMAZI KILMAK

VATAN TOPRAKLARINDA BİZANS BAYRAĞI DALGALANIRKEN
AYASOFYA’DA CUMA NAMAZI KILMAK

*Ayasofya’nın tapusuna ve egemenlik haklarına sahip çıkan Erdoğan ve AKP Hükümeti, Adalar (Ege) Denizi’nde işgal edilen 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığının tapusuna ve egemenlik haklarına sahip çıkmıyor.

*İşgal edilen adalarda Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde kiliseler inşa edildi. Vatan toprakları çan sesleri ile inim inim inliyor. Adalarda bir tek cami yok, ezan sesi hiç yok.

ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETLERİ BİZANS’I İHYA EDİYOR !…

*Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesi ve desteği ile ABD, İngiltere, Finlandiya, Yeni Zelanda, Girit ve Rodos’tan getirilen papazlar Fener Rum Patrikhanesi’nin Sen Sinod Meclisi’ne yerleştirildi. Lozan’a aykırı olarak papazlara Türk vatandaşlığı verildi. Anılan papazlardan ikisi Rum cemaatin olmadığı İznik ve Bursa’ya metropolit olarak atandı.

*Bursa Metropoliti Elpidophoros, Bizans dönemi Bursa haritası ile Yunanca ve İngilizce broşürler bastırdı. 2016’da da İzmir Metropolitliği açıldı. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himaye ve desteği ile Bizans kurumları yeniden açıldı.

*Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde 2012 yılında Heybeliada Ruhban Okulu açıldı. Okulda Lozan Antlaşması’na aykırı olarak ERASMUS öğrencilerine eğitim veriliyor.

*Güney Kıbrıs’ta Tuzla Camisi’ne asılan Bizans bayrağına CB Yardımcısı Fuat Oktay, CB Sözcüsü İbrahim Kalın ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik sert tepki verdi.

*Ancak işgal edilen adalarımızda 2004’den beri tam 16 yıldır dalgalanan Bizans bayraklarına hiç kimse tepki vermiyor.

*Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesiyle birlikte tarihe gömülen Bizans bayrakları, Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde yeniden Türk topraklarında dalgalanmaya başladı. İşgal edilen Türk adalarında Bizans bayrakları dalgalanırken 24 Temmuz 2020’de Ayasofya’da Cuma namazı kılınacak.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla, 24 Temmuz 2020

Ümit YALIM
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 16 Ocak 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 16 Ocak 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

GÜVENCE
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, K. Irak’ta Erdoğan’ın PYD/YPG konusunda taahhütte bulunduğunu açıkladı. ”O da bunu anlıyor” dedi.
Biz neye güvenelim?..

BORÇ
Süper ligde borcu olamayan dört takım var. İkisi, Başakşehir ve Kasımpaşa.
Padişahım çok yaşa…

KORKUTMA
Aczimendi Müslüm Gündüz, Siyasi iktidar Allah Razı olsun, muktedir davranıyor, ciddi davranıyor. O da bir kişi zaten, onun korkusundan bir şeyler oluyor.” diyor.
AKP muhaliflerinden biri söylese savcılar görev başındaydı

FAŞİST
RTE, “Bir bira içseydi” diyen Yılmaz Özdil’i ve “Mozart dinlemesi iyi olur” diyen Rutkay Aziz’i kendisini bu konularda zorlayan faşistler olarak ilan etti.
Müslüm ne demişti?..

TBMM
Mecliste vekiller sürekli kavga ediyor.
İşlevsizilikten…

OPERASYON
Gün geçmiyor ki TSK’dan birileri FETÖ’den tutuklanmasın.
6 yıl geçti tutuklaya tutuklaya bitirilemedi.
TSK bitince rahatlarlar…

SEÇİM
İBB Bşk. adayı Binali Bey, “Seçim siyasi faaliyet değil” dedi.
Adam senelerin siyasetçisi ve TBMM Başkanı.  Anayasayı ondan iyi kaç kişi bilir?  Anayasa 2. Kısım 4. Bölüm md. 67. Seçme ve seçilme için “siyasi hak” diyor.
Düzeltin şu Anayasadaki yanlışı…

HESAP
Binali Yıldırım Meclisteki internet hesabından İBB propagandası yapmaya başladı.
Siyasi ve tarafsız  makamdan siyaset dışı taraflı makam için çalışıyor…

YSK
Binali Bey, “ istifa ile ilgili yasal sorun varsa karar merci YSK’dır” dedi.
Sonuç garanti…

MIZIKÇI
Binali Bey, “Herkes istifa etsin ben de edeyim” diyor. Yasa herkesin istifasını istemiyor ki.
İlkokul çağında, yenileceğimizi anlayınca böyle mızıkçılık yapardık…

KAVAKÇI
RTE, Merve’nin 20 yaşındaki kızı Mariam’ı Cumhurbaşkanlığı danışmanı yapmış.
Kavakçı ailesi cumhurbaşkanlığından sebeplenir halde.
Uzun uzun kavaklar, dökülüyor kaynaklar…

ENFLASYON
MKE, mermi fiyatlarında %8.5 indirim yaparak et fiyatların dolayısıyla enflasyonun düşeceğini değerlendirmiş.
Cinayet enflasyonuna katkı…

ZEYTİN
HTŞ terör grubu İdlib’de TSK’nın 13 kontrol noktasından 12’sinin bulunduğu bölgeyi ele geçirdi.
Zeytin’in dalı yetmedi…

LİNÇ
MÜ İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Mustafa Öztürk’e yönelik linç kampanyası sürüyor.
Tarikat-cemaat dokunana böyle, dokunmayan siyasette önde…

PARA
Ah şu para yok mu, şu kapitalizm yok mu neler yaptırır;

  1. Gözüne kestirdiği her yere saray yaptırır,
  2. Çevre tanımaz hale getirir saray için ormanlara kıydırır,
  3. Sedirde oturan adamı altın varaklı koltuktan aşağısına oturtamaz,
  4. Eş, dost, yandaş, yalaka sebeplensin diye memleketin-milletin varlıklarını çar-çur ettirir,
  5. Saymakla bitmez, gözü doymaz hale getirir…

HİLE
RTE, seçim için bazı yörelere kaydırma yapılmasından şikayetçi oldu.
Dikkat! “Düzeltme yapıldı” gerekçesiyle bazı yörelerde seçmen artışına hazırlıklı olun…

KAZA
Gebze-Florya arasında deneme sürüşü yapan trenler çarpıştı.
Büyük kaza öncesi deneme…

LOZAN
Fener Rum Patrikhanesi, Ukrayna kilisesini Rusya’dan ayırarak kendine bağladı.
AKP iktidarı Lozan’da koca bir delik daha açtı…

TOPUKLU
Ankara Sincan Akşemsettin İlkokulu Müdürü kadın öğretmenlere “günah olduğu” gerekçesiyle topuklu ayakkabıyı yasakladı.
AKP’nin Cumhurbaşkanı RTE derhal müdahale eder, çünkü yaşam biçimine müdahaleye kesinlikle karşıdır!..

FABRİKA
RTE, Adapazarı As. Fab. nın özelleştirilmediğini, 25 yıllığına devredildiğini açıkladı.
Önceki özelleştirmelerde de benzer laflar edildi.
Gaz alma. Madem elinden almıyorsun, yatırımı doğrudan MSB’ye yapsana.

İLAHİYATÇI
Yeni Akit’in hedef gösterdiği, Atatürkçü ilahiyatçı öğretmen Mustafa Cemil Kılıç görevden alındı.
Yobazlık zirve döneminde, MEB emirlerinde…

UYUM
Damat Bakan Albayrak, bütçe açığının yılbaşındaki 72.1 milyar hedefi ile uyumlu olarak 72.6 milyar TL olduğunu açıkladı.
Bu ne uyum azizim, pes!…

==========================================
Dostlar,

Dün (15.1.19) sitemizin manşetinde Sakarya tank palet fabrikasının AKP yandaşlarına peş keş çekilmesi için aşağıdakileri yazmıştık :

Erdoğan, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın Ethem Sancak & Katar ortaklığı BMC’ye bedelsiz devri için “özelleştirme de değildir” derken, Resmi Gazete’de yayımlanan fabrikanın ihale usulü özelleştirme kapsamına alınması kararını imzaladığını unuttu. Erdoğan, ihale için teklif alınmadan “Dev güçlü bir firmadır” diyerek BMC’yi işaret etti. Altında Erdoğan’ın imzası bulunan Resmi Gazetenin 481” no’lu kararda “… Milli savunma sanayinde ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanmasının sağlanması ile fabrikanın işletme verimliliğinin artırılması ve yeni iş/üretim imkanları oluşturmaya yönelik yatırımların özel sektör tarafından yapılması amacıyla; Özelleştirme kapsam ve programına alınmasına,

  • Özelleştirme uygulamasının, işletme hakkının verilmesi yöntemiyle gerçekleşmesi ve…”

İşte “TEK ADAM” yetkisi bunun için alındı.. Peş keş, gene ve ihalesiz olarak yandaşa, milyarlarca dolarlık ve gözünün içine baka baka, aptal – salak… yerine kona kona, halkı aldatmak için.. ve TBMM’de bile tek bir soru sorulamamak üzere dokunulamaz! Bu talan böyle sürdürülemez, Türkiye artık doğranıyor, AKP’liler suça ortak! (Cumhuriyet, manşet, 14.1.19)

****

Ülkemizde dinci AKP döneminde artık tuz kokuyor..
Ne ahlak, ne din, ne vicdan, ne Allah korkusu…
Hepsi vız geliyor…

Pekiiii; eyyyy AKP’li olan – olmayan mütedeyyin Müslümanlar; bu kokuşmanın sonu nereye varır?

Bir tek İlahiyat hocası, bir tek tarikat mollası, bir tek namuslu – vicdanlı Diyanet yetkilisi kalmadı mı bu ülkede? Yer yarıldı da topu yerin dibine mi girdiler??

Aydın Din Bilgisi öğretmeni Cemil KILIÇ‘ın açığa alınması apaçık bir dinci – faşist baskı değil mi?!

Yobaz, İslam gerçeklerinin konuşulmasını engelleyerek sömürüsünü sürdürme telaşında.

Ne mümkün! AKP = RTE‘nin rengi giderek kirli yeşil.. 2023 öncesi son durak neresi acaba?!

Sevgi  ve saygı ile. 16 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul’da Yeni Bizans


İstanbul’da Yeni Bizans

portresi

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Türkiye bir ayı aşkın bir süredir ayağa kalkmış bir manzara göstermektedir.
27 Mayıs 2013 günü Taksim parkında başlayan protesto hareketleri,
ülkeyi yeni bir 27 Mayıs’a doğru götürüyor gibi bir sürece ülkeyi teslim etmiştir.İstanbul’un tam ortasında yer alan Taksim meydanında “Gezi” diye adlandırılan parkın kaldırılmak istenmesi, meydana yeni bir düzenleme yapılması doğrultusunda Büyükşehir Belediyesinin yeni bir projeyi uygulama alanına getirmek istemesi üzerine doğan tepkiler birbiri ardı sıra gündeme gelince, uzun süredir birikmiş olan çeşitli protesto konuları büyük bir patlama göstererek ülke gündemini işgal etmeğe başlamıştır.
Geçen yıl söz konusu meydanın tam ortasında yer alan Atatürk Kültür Merkezi‘nin yıkılmak istenmesi üzerine başlamış olan protesto hareketlerinin, bu kez Gezi Parkının ortadan kaldırılmak istenmesi üzerine daha da gelişerek devam ettiği ve birçok grubun işin içine girmesiyle beraber tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir durum yarattığı anlaşılmıştır.
Önceleri bu kültür alanı ile ilgili İstanbul aydınlarının oluşturduğu grupların ve ilgili bazı derneklerin gösteriler yapması ile “Taksim Olayları” başlamış ama bir süre sonra
işin içine çeşitli marjinal grupların katılmaları üzerine işin rengi değişmiş ve birçok dernek ve siyasal partinin de burada yer almasıyla beraber iş bütünüyle toplumsal bir kalkışma hareketinin başlangıcına dönüşmüştür.
Taksim’deki gezi alanındaki protesto gösterilerinin, küresel medyada yer bulması ve daha sonraki aşamada tıpkı Mısır’daki Tahrir Meydanındaki gösterilerde olduğu gibi, sürekli olarak çeşitli haber kanallarında ısrarla yayınlanması üzerine, konu iyice kamuoyuna mal olmuş ve zaman içinde kitleselleşmiştir. Özellikle, Mısır’da bir yıl önce Tahrir Meydanında o ülkenin hükümetine karşı başlayan protesto gösterileri sonucunda ülkenin otuz yıllık diktatörünün istifa ederek görevi bırakmak zorunda kalması üzerine, bu durumdan esinlenen bazı siyasal çevreler ve Taksim olaylarından Mısır’daki
Tahrir Meydanı gösterilerine benzer bir hükümet karşıtı eylem süreci başlatmak isteyen muhalif kesimler, elbirliği yaparak Taksim’deki protesto gösterilerini büyük şehirlerin meydanları üzerinden bütün Türkiye’ye taşımağa doğru bir yöneliş göstermişlerdir.Eylemlerin, sanki önceden hazırlanmış gibi peş peşe gündeme gelmesi,Türk kamuoyunda haklı bir kuşku yaratmış ve ortalık toz dumana çevrilince de,
birçok kentte kamu düzeni bozulduğu için insanlar günlük işlerine gidemez hale gelmişler, çarşı ve pazar yerleri eylemlerle dolu olunca esnaf satış yapamaz bir duruma gelmiş, bu nedenle de iflaslar ortaya çıkmıştır.Ankara ve İstanbul gibi büyük kentlerin her köşesinde tekelci şirketlerin satış yerlerinin yer aldığı alışveriş merkezleri Türk ekonomisini tam anlamıyla bir küresel pazara dönüştürürken, geleneksel çarşıların ortasında yer alan esnaf kesimi sahipsizliğe itilmiştir. İşte böylesine bir sürecin yaşanması nedeniyle çarşı esnafı bir araya gelerek Taksim olayları içinde protestocu grupların başında yer almış ve bu çevreci hareketin zaman içinde, ekonomik kavga yüzünden siyasallaşmasına yardımcı olmuştur.
Bir avuç zengin azınlığın dışarı ile ve yabancı sermaye ile işbirliği yaparak,
Türk ekonomisini alışveriş merkezleri üzerinden sömürge ekonomisine dönüştürme girişimlerine karşı çarşı esnafı geleneksel Türk ekonomisinin temsilcisi ve sahibi olarak öne çıkarak bütün dünyaya meydan okumuştur.

Özal döneminde başlatılmış olan küresel ekonomiye Türk ekonomisini
teslim etme
girişimlerine karşı Türk esnafı karşı çıkarak, Taksim meydanı üzerinden bu gidişe tam anlamıyla karşı çıkmıştır. AVM’lerde dolar ya euro üzerinden kira ödeyen, dükkân sahipleri bu merkezler üzerinden Türk ekonomisinin dünya ekonomisi ile bütünleşmesine aracı olmakta ve böylece Türkiye’deki ulusal ekonominin
küresel ekonomiye dönüşmesi
ne katkı sağlamaktadırlar.
Bir anlamda sömürge merkezleri olarak açılan alışveriş merkezlerine karşı yeniden ulusal ekonomiye dönüşü sağlayacak çarşı esnafına sahip çıkılması konusu, esnaf eylemleri ile Taksim meydanında Türk ve dünya kamuoyuna bir kez daha duyurulmuştur.Yabancı sermayenin yerli işbirlikçileri olarak Türkiye’deki sermaye çevreleri ve zengin kesimler, dış destekler ile sahip oldukları zenginliklerini korumak ve
Taksim olayları sırasında esnafların katılımı ile gündeme gelen küresel emperyalizm karşıtlığının önüne geçmek üzere Taksim gezi parkına temsilcilerini göndermişler ve daha sonra da çocuklarını devreye sokarak alanda egemen olan gençlik kesimini
kendi istedikleri doğrultuda yönlendirebilmenin arayışı içine girmişlerdir.İş adamı derneği yöneticileri ellerinde pankartlarla yürüyüşlere katılarak kendilerini çapulcu ilan etmişler ve böylece faşist yüzlerini gizleyerek çapulculuğun sevimli yüzünü yakalayarak halk kitleleri üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkinlik kurmağa çaba göstermişlerdir. Gezi parkında nöbet tutan aç çocukları doyuran, onları korumak için çadırlar getiren, eylemcilerin cebine para koyan
  • zengin iş adamları,
    Taksim olaylarının kendi gayrimüslim çizgileri doğrultusunda yeni bir
    Bizans arayışına doğru yönlendirilmesinde açıktan çaba göstermişlerdir. 

Taksim’deki olaylar sırasında milliyetçi ve ulusalcı kesimler önceleri alandan
uzak durmağa çalışmışlardır. Milliyetçiler sonuna kadar, hiçbir mili sesin çıkmadığı
bu alandaki gelişmeleri uzaktan izlemişlerdir. Ne var ki, işi hükümet karşıtlığı çizgisinde ele alan kesimler ise bazı ulusalcı örgüt ve çevreleri taksim protesto gösterilerine katarak hükümet karşıtı eylemlerde bunları da değerlendirmek istemişlerdir.

Hükümetin İslamcı kimliği öne çıktıkça İstanbul’un gayrimüslim kesimleri
aktif eylemci ulusalcı grupları devreye sokarak hükümet karşıtı bir doğrultuda
gezi parkı eylemlerinin yönlenmesi için çaba göstermişlerdir.

Yeni Bizans yapılanması peşinde koşan zengin sınıflar ve küresel sermayenin
yerli işbirlikçileri, bu amaçları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti milli devletini
geride bırakabilme doğrultusunda Taksim olaylarını ülkeyi bir siyasal girdaba sürüklemek için kullanmak istemişlerdir.

Cep telefonları üzerinden sosyal medya kanallarının kullanılması da gene gayrimüslim Batı blokunun yeni bir oyunu olarak devreye girmiş, küresel sermayenin dünya imparatorluğu doğrultusunda sosyal medyanın yeni bir kamusal alan olarak kullanılmak istendiği belli olmuştur. Son bir yıl içinde Türkiye’nin Akdeniz komşusu olan İtalya’da yaşanan olayların bir benzerinin Taksim protestolarından ortaya çıkarılmağa çalışıldığı görülmüştür.

Üç dönem seçim kazanarak Türkiye’yi yönetmekte olan ılımlı İslamcı iktidarın
küresel bir programa angaje olmasını, ülkenin İslami bir çizgiye sürüklenmesi nedeniyle görmezden gelen yeni Bizans arayışı içindeki İstanbul zenginleri,
Türkiye’yi Bizans döneminde olduğu gibi yeniden gayrimüslim bir yapılanmaya sürükleyecek İtalya’daki Beş Yıldız Partisi gibi, gayriciddi bir partinin
Taksim meydanından çıkartılabilmesi için yoğun çaba sarf etmişler ama,
İstanbul’daki marjinal, neoliberal küçük sol particiklerin boyutunu bir türlü aşamamışlardır.

İktidar partisinin küreselci politikaları doğrultusunda Türkiye’yi bir yerlere sürüklemek isteyen zengin çevreler, Taksim olayları ile bu kez Türkiye’nin muhalefetini de küreselleştirmeğe çalışmışlar ve bazı neoliberal oluşumları geleceğe dönük bir biçimde yeni bir siyasal hareket olarak örgütlerken, Soros’un çocukları
hep ön planda olmuştur.

Bir türlü yıkamadıkları Türk ulusunun mili devlet yapılanmasını devre dışı bırakabilme doğrultusunda her yolu denemişler ama istedikleri gibi bir sonuç alamayınca bu kez Taksim parkındaki olayların bütün yurt düzeyinde bir kaos ve karışıklık hareketi biçimde gelişebilmesi için bazı oyunlara girişmişlerdir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi büyük Atatürk’ün ifade ettiği üzere;
  • Türk devletinin başına gelen bütün kötülüklerin kaynağı olduğu ilan edilen
    Fener Rum Patrikhanesi‘nin, Türkiye sınırları içerisinde bütün Kiliseleri
    yeniden onartarak, Bizans döneminden kalma gayrimüslim vakıflarının, okullarının ve gayrimenkullerinin yeniden ele geçirilerek, Türklerin Anadolu ve Trakya topraklarından Orta Asya’ya geri gönderilmesi planları
    Yeni Bizans Projesi doğrultusunda uygulama alanına getirilmektedir.
  • Musevilerin büyük İsrail Projesi ile yarışan Yeni Bizans projesinin
    yeniden İstanbul ya da Konstantinopolis merkezli olarak devreye sokulmağa çalışılması, bu doğrultudaki Yeni Bizans atılımlarını hızlandırmış olarak göstermektedir.

Taksim meydanı yeniden yapılandırılırken, İstanbul’un bir Türk ve İslam kenti olduğu unutulmamalıdır.

Atatürk Kültür Merkezi korunurken Türkiye Cumhuriyeti döneminde olduğumuz
her zaman anımsanmalıdır.Bu çerçevede, Taksim olaylarından İstanbul’un ortasında yeni bir Bizans yapılanması ortaya çıkarmağa çalışmanın ne derece gerçek dışı bir girişim olduğu görülebilmektedir.
Taksim olayları bu açıdan öğretici olmuş, toplum içinde her kesimi sarsarak
günümüz koşullarının gerçekçi değerlendirilebilmesine fırsat hazırlamıştır. Unutulmaması gereken tarihsel gerçek şudur:
  • İstanbul Bizanslaşırsa, Anadolu yeniden Selçukluya geri döner.
Dünya kamuoyu merkezi alanda kalıcı bir barışın sağlanabilmesi açısından,
bu gerçeği iyi değerlendirmek durumundadır.
  • Türk ulusu ve Ankara’daki Türk devleti, İstanbul’da yeni bir Bizans yapılanmasını kabul edemez, eğer etmek zorunda kalırsa kendisi yok olur.
Türk ulusu Kuvayı Milliye’den gelen bilinci ile hareket ederek
böyle bir duruma izin vermeyecektir.
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Patrikhane : Devlet içinde devlet ! / Patriarchate is a kind of state in state!

«Hilafetle beraber Türkiye’de mevcut olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, patrikhaneleri ve Musevi hahamhanelerinin ortadan kaldırılması lazımdır. Hilafet ve bu muhtelif patrikhaneler asırlardan beri ruhani yetkilerinin sınırları dışında çok büyük ayrıcalıklar aldılar. Halkın anlayışına dayanarak bahşedilen hukuk dışı ayrıcalıklar ile cumhuriyet idaresinin uygulanması mümkün değildir.»
Sadi SOMUNCUOĞLU
sadisomuncuoglu@yahoo.com

Patrikhane: Devlet içinde devlet
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=23385, 14.7.12

Bir televizyon programında, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu, ekümenlik, Ortodoksluk ve siyaset, Lozan, Batı Trakya Müslüman-Türk azınlığı mütekabiliyet (karşılıklılık) gibi önemli konular tartışıldı. Ama üzülerek ifade edelim ki, beklenen yarar sağlanamadı. Propaganda ve inkarcılık patırtısı altında, bilim adamlarının tarihi gerçeklere dayalı analizleri kaynadı.

Meselelerin özünü teşkil eden Lozan’daki Ortodoks Rum azınlığı ile Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının statüsünü açıkça ortaya koymadan değerlendirme yapmak mümkün değildir.
Bu durumu dikkate alarak, Lozan tutanaklarına özetle bakalım:

1) Patrikhane, sıradan bir kilise konumunda olacaktır.

2) Ortodoks Rumların, sadece ruhani hizmeti ve kilise işleriyle uğraşacaktır.

3) Siyasi ve idari işlerle uğraşmayacaktır.

4) Yurt içinde ve dışındaki kiliselerle ilişki kurmayacaktır. (Ekümenik olmayacak).

5) Osmanlı döneminde verilen imtiyazlar kaldırılmış, Türk iç hukukuna bağlı olma şartı getirilmiştir.

6) Patrik, Türk Hükümetince uygun görülecek adaylar arasından seçilecektir.

7) Uluslararası niteliği olmayacak, bir Türk kurumu olarak faaliyet gösterecektir.
Bu sözlü mutabakat; İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı, Romanya temsilcilerinin görüş ve teklifleri ve Türk heyetinin uygun görmesiyle sağlanmıştır.

Lozan Antlaşması’nın mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesine göre (45. m.) bu hukuk, Yunanistan tarafından ülkesindeki Müslüman azınlığa da tanınmıştır.
Antlaşmada, Patrikhane adı geçmemesine rağmen, ekalliyetlerin korunmasına dair 35-45’inci maddeler çerçevesinde dini kurumlar kapsamı içinde görülebilir.

Bir önemli husus ise; Müslüman Türk azınlığın haklarını koruyan, bu gün unutulmuş gibi olan, 1913 Atina Antlaşmasının varlığıdır. Lozan’ın ortadan kaldırmadığı, Yunanistan’daki Müslüman cemaatlere tüzel kişilik hakkı tanıyan bu Antlaşma, uluslar arasında yapılmış en ayrıntılı ve geniş olanıdır.

Bugüne gelirsek…

Müslüman-Türk azınlığı açısından; Lozan’da tanınan hakların bir bir eritildiğini, insani açıdan haklarının çiğnendiğini söyleyebiliriz.

Mesela: 150 bin nüfusu olan Müslümanların müftüsünü ve vakıf mütevelli heyetlerini Yunan hükümetleri seçiyor. 1923’de %83 olan tapulu gayrimenkul, bugün %22’ye düşmüştür. 240 bin Müslüman Türk vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Türküm demek suçtur. Türk okulları sistemli olarak kapatılmaktadır. 9 yıl olan zorunlu eğitim, azınlık için 6 yıldır. Gümülcine, asfalt yolu, 2000 yılında görmüştür. Kişi başına milli gelir genelde 10 bin dolarken, Batı Trakya’da 500 dolardır. Türkiye’den giden devlet adamları, seçilmiş müftüyle resmen görüşemez.

İstanbul’daki Rum azınlığı açısından; Lozan’ın fersah fersah aşıldığını, eşitlik kurallarının alt üst edildiğini, adeta Osmanlıya dönüldüğünü söyleyebiliriz.
Mesela: Patrik kendisine bağlı tüm metropolitleri, iki yılda bir Fener’de toplayıp kararlar almakta. Yunan kilisesine yaptırım uygulamaktadır. Dünya Kilisler Konseyi üyesi olmuştur. Cenevre’de Ortodoksluk Merkezi açmıştır. Selanik’teki, Pateristik Araştırmalar Kurumu ve Girit’teki Ortodoks Akademisini kendisine bağlamış, Uzakdoğu’daki cemaatlerin koordinasyonunu sağlayabilmek için Hong Kong’da metropolitlik açmıştır. Moskova ve Gürcü kiliselerine yetki vermiştir. Türkiye’nin “Patrikhanenin tüzel kişiliği olmadığı ve bir Türk Kurumu olduğu için” açılamaz dediği Brüksel Temsilciliğini Patrikhane, Yunan Kilisesiyle ortaklaşa açmıştır. Yunan kilisesinin, Fener’den izin almadan Selanik kilisesine atama yapması üzerine çıkan tartışmada, Yunan Mega televizyonunda konuşan Bartholomeos; “Biz Yunanlılar kendi bindiğimiz dalı kesmemeliyiz” demiştir. (Nur Batur, Hürriyet, 19.10.2003.)

Devletimizin hukuk sistemi ve laiklik ilkesi, yetkililerin gözleri önünde Fener Rum Patriği Bartholomeos tarafından çiğnenmiştir. Dünyanın dört bir yanından İstanbul’a gelen Ortodoks patrikler, Kudüs Patriği 1. İrineos’u yargılayarak görevden almıştır. (24 Mayıs 2005. Gazeteler.)

Patrikhanenin Lozan statüsü ile bugünkü kıyaslanınca, fiilen ekümen, tüzel kişilik ve devlet içinde devlet olduğu, inkar edilebilir mi? Sıranın, egemenliğimizi tehdit eden bu hukuksuzluğun resmen tanınmasına geldiği görülmüyor mu?