YEDEK AKÇE, MERKEZ BANKASI, HAZİNE

YEDEK AKÇE, MERKEZ BANKASI, HAZİNE

KENDİME YAZILAR…

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
30.06.2019

Tartışmayı bir çerçeveye oturtabilmek için belirtmemiz gereken iki konu var:
(1) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) çok ortaklı bir anonim şirkettir.
Hazine, % 55 payla TCMB’nin en büyük pay sahibidir.
Geri kalan %45 pay çok sayıda kurum ve kişiye aittir.
(2) TCMB, yasasındaki özel hükümler ve düzenlemeler dışında, öbür anonim şirketler gibi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir.

Genel Yasal Yedek akçe (ya da ihtiyat akçesi); doğabilecek risklere karşı şirketi korumak ve acil durumlarda kullanılmak üzere şirketlerin yıllık net kârından belirli oranda ayrılan ve ortaklara dağıtılmayıp şirket bünyesinde bir çeşit yedek sermaye olarak tutulan paradır.

Genel kanuni yedek akçe Türk Ticaret Kanunu’nun 519’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre şirketlerin yıllık kârlarının % 5’ini, sermayelerinin %20’sine ulaşıncaya dek genel kanuni yedek akçe olarak ayırması gerekir. Bu %20’lik sınıra ulaşıldıktan sonra da belirli koşulların oluşması durumunda yedek akçe ayrılmaya devam edilir. Yedek akçe yalnızca şirket zararlarının kapatılması, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir. Aynı maddede “özel yasalara bağlı olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır” hükmü de yer almaktadır. Bu son hükümden hareketle TCMB Kanununa özel hükümler konmuştur. TCMB, kanununun 60’ıncı maddesine göre yıllık net kârının %20’sini genel kanuni yedek akçe olarak ayırmak zorundadır.

Yeni düzenlemeyle TCMB Kanunu’nun 60’ıncı maddesinde değişiklik yapılıyor ve bankanın son yıl kârından ayrılan yedek akçe (ihtiyat akçesi) dışında, o yıla kadar birikmiş olan yedek akçelerin her yıl kâra katılarak dağıtılabilmesi hükme bağlanıyor. Ayrıca bankanın her yıl ayırdığı kanuni yedek akçe oranı da %10’a düşürülerek dağıtılabilir kâr miktarı, dolayısıyla kârdan Hazineye verilecek miktar artırılıyor.

Hazine, bu yıl bütçenin seçimler nedeniyle düştüğü durumu toparlayabilmek için önce TCMB’nin kâr dağıtımı için genel kurulun yapılacağı Nisan aynı beklemeden kâr payını Ocak ayında avans olarak alabileceği bir düzenlemeyi yasalaştırdı. Bu yolla Nisan ayında alacağı 33 milyar TL tutarındaki kâr payını Ocak ayında tahsil ederek daha az borçlanmayı ve faiz artışını frenlemeyi hedefledi. Ne var ki bu düzenleme ikinci seçimin yarattığı kamu harcamalarının ortaya çıkardığı ek bozulmaları durdurmaya yetmedi. Bu kez gündeme Merkez Bankası’nın birikmiş yedek akçeleri geldi ve bu yeni düzenleme hazırlandı.

Aslında Merkez Bankası’ndan Hazineye para verilmesi için bu denli dolambaçlı yasalara, değişikliklere gerek yok. Merkez Bankası Kanun’una “Merkez Bankası ihtiyaç halinde Hazine’ye istediği parayı verir” diye bir hüküm konsa bu işlem daha kolay olurdu. Çünkü ikisi de para basmayla sonuçlanacağı için farklı adlar konulsa da sonuçları itibarıyla aynı kapıya çıkıyor.

Günümüzde Merkez Bankası’nın anonim şirket statüsünde de olsa yedek akçe ayırmasına gerek yok. Para basma yetkisi olan bir kurumun yedek akçe ayırması çok da anlamlı görünmüyor. Ama daha anlamsızı kısa vadeli avans uygulamasını kaldırmış bir ülkenin, ondan çok daha kötü bir uygulamayla Merkez Bankasından Hazineye para aktarması.

Oysa Merkez Bankası’nın ayırdığı yedek akçelerle döviz ve/veya altın alıp bunları rezervlerine eklemesi şeklinde bir değişiklik yapılsaydı kaybedilmiş itibar geri kazanılabilirdi.

Dolar TL Kurunun Yükselişi ve Düşüşü

Dolar TL Kurunun Yükselişi ve Düşüşü

Dr. Mahfi Eğilmez
http://www.mahfiegilmez.com/ 12.5.19

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Son birkaç haftada, özellikle İstanbul seçimleriyle ilgili olarak yaşanan kriz sonrasında, USD/TL kuru önce hızlı bir yükseliş yaşadı ve gün içinde 6,25’e dek yükseldi, sonra hızlı bir düşüşle haftayı 5,98 ile kapattı.

Hızlı yükselmenin nedenleri belli, onlar üzerinde çok duruldu: Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının giderek kaybolması, TBMM’nin yalnızca süs olarak kalması, ekonomide doğru adımların atılamamasına ek olarak son dönemde yaşanan İstanbul seçimleri krizi kuru hızla yukarılara taşıdı. Birçok kişi eskiden işin siyasal yönüyle ilgilenmeyip ekonomik yönüyle ilgilenirken şimdilerde önce hukuk demeye başladı.

USD/TL kuru bu kaygılarla Perşembe günü zirve yapmışken Cuma günü düşmeye başladı. Bunda iki etki var:

(1) Merkez Bankası’nın faizi artırması. Görünüşe bakılırsa Merkez Bankası’nın bankaları fonlamakta kullandığı temel araç olan haftalık repo ihalesi faizi (politika faizi) %24. Ve buna hiç dokunulmadı. Dünya, hala Merkez Bankası faizi olarak bu oranı geçerli sanıyor.

Buna karşılık Merkez Bankası, haftalık repo ihalesi yöntemiyle borç vermeyi (süresi belli olmayan) bir süre için uygulamadan kaldırdığını açıkladı. Bunun anlamı bankaları faiz oranı %25,5 olan gecelik faiz oranıyla fonlayacağı idi. Yani Merkez Bankası faizi gerçekte 1,5 puan artırmış oldu. Bu artışın USD/TL kuru üzerinde baskı yaratması normaldir. Ama bu baskı 6,20’lerde oluşmuş bir kuru 5,98’e düşürmeye yetecek bir etki yaratmaz.

(2) Önceleri Türk bankalarının 1 milyar $ satarak TL’nin değer kazanmasının sağlandığı haberi her tarafta çıktı. Sonra hafta biterken Reuters, BBC Türkçe ve Bloomberg, bu satışların bu hafta içinde 4,5 milyar Doları bulduğunu yazdılar. İşte kuru asıl düşüren hamle budur. Şimdi bu hamleleri irdeleyelim.

Merkez Bankası, kurda artış başladığında niçin toplanıp faizi artırma kararı almadı da bu şekilde örtülü faiz artırmaya gitti? Bunun ilk nedeni faiz artırımına gitse yani %24’lük faizi mesela % 25,5’e yükseltse, dünya listelerinde faizi %24 yerine %25,5 olarak gözükecekti. Oysa bu hamleyle faizi artırdı ama dünya listelerinde faizi hala %24 olarak gözükmeye devam ediyor (bakınız: http://www.cbrates.com/). Bu, son yıllarda ekonomide çok kez tanık olduğumuz örtülü uygulamalardan birisi. Merkez Bankası bunu daha önce de birkaç kez yaptı. Dünya listesinde nasıl görünürse görünsün, faizin arttığını bankalar da piyasalar da bildiği için, bu karar kur üzerinde baskı yarattı.

Asıl etkinin, çeşitli yabancı ve yerli medya organlarında yer alan son bir haftada kamu bankalarının yaptığı 4,5 milyar dolarlık satıştan geldiği anlaşılıyor. Dünya piyasaları, saat farklarının yarattığı durum nedeniyle 24 saat açık. Bizde piyasalar kapandığında Asya piyasaları açılıyor. Ne var ki bu piyasalarda her isteyen işlem yapamıyor. Bu piyasalarda işlem yapabilmek için orada forex hesabı bulunması gerekiyor. Bankaların doğal olarak forex hesapları var. Kamu bankaları aldıkları talimat gereğince bu piyasalarda Dolar satıp TL talep edince TL değer kazanmaya başlıyor (talep artışı, talep yasası gereği fiyatı yükseltir.) Böylece 4,5 milyar Dolar satıp da TL talep edilince TL değer kazandı yani kur hızla düştü.

Cuma günü bunlara eklenen bir başka gelişme daha oldu. O da S-400’lerin alımından vazgeçildiği iddiasıydı. Sonradan yalanlanmış olsa da, bu iddia da gün boyunca TL’nin güçlenmesinde etkili oldu.

  • İstanbul seçimlerinde yaşanan krizin yükselttiği USD/TL kurunu düşürmenin bedeli Merkez Bankası’nın faizi artırması ve kamu bankalarının 4,5 milyar $ satması oldu.

Herhangi bir ekonomik karar alınıp uygulanırken İktisatçının ilk sorması gereken soru şudur:

  • Maliyeti ne?

Bu soruyu göz ardı ederseniz yapamayacağınız iş yoktur.

Ama bu soruyu göz ardı etmenin faturası ileride önünüze konur.
=======================================================
Evet dostlar,

AKP = RTE’nin Türkiye’ye Kaldırılamaz ve Sürdürülemez Maliyeti

AKP = RTE‘nin ülkemize maliyeti her geçen gün daha da ağırlaşıyor..
Artık kaldırılamaz ve dayanılmaz bir kerteye erişti.

3 Kasım 2002 seçimiyle iktidar olduklarında 1 Dolar = 1,6 TL idi.. Günümüzde 6 TL’yi aşmış durumda ve elde – avuçta ne varsa savrularak ancak 6 TL’nin altında tutulmaya çalışılıyor. İstanbul’da 23 Haziran’da –hukuk paspas yapılarak– yenilenecek seçime dek seferberlik hatta -Anayasadan hukuksal olarak kaldırılmış olsa da- ekonomide sıkıyönetim var..

1 Doların 45 kuruş aşağıya çekilebilmesi, kamu bankalarının 4,5 milyar Dolar satmaları ile ancak sağlanabildi! 1 kuruş daha “ucuz” Dolar için Ulusal rezervlerden feda edilen 100 milyon Dolar!

Oysa 2019’da ödenecek borç faizleri ve anaparası için 200 milyar Dolar dolayında sıcak para girdisine gereksinim var.. Toplam ülke borcu yarım trilyon Dolara dayanmış durumda.

Damat Bakan bey yaylana yaylana birşeyler söylerken, inanın biz hiçbir şey anlayamıyoruz sözlerinden.. Soyut, kopuk, bağlantısız, temelsiz, irrasyonel şeyler.. Somur – berrak – açık ve anlaşılır hiçbir söz, plan, program yok!

Damat Bakan ne söylese yanılıyor, bu büyük başarı(!)

Erdoğan Ekonomideki yangını siyasal polemiklerle örtme telaşında. Taksim meydanı 1 Mayıs’ta işçilere ve Yeryüzü Sofrası kurmak isteyen anti – kapitalist müslümanlara yasak ama AKP’ye açık. İstanbul seçimlerinde CHP’yi PKK – dağ – terörizm ile yan yana koymaya çabalıyor.. Başkaca nevale kalmadı.

Ancak Merkez Bankasında da, birkaç kamu bankasında da Dolar satışlarına mecal kalmadı..

Vatandaşta tencereyi kaynatacak takat kalmadı..

Döviz çoooooooooooooooooook pahalı, ithalat zorunlu düşüyor, içeride mal – hizmet üretimi düşüyor; yaşam sürekli pahalılaşıyor ama AKP = Erdoğan dış ticaret açığının ve cari açığın azaldığını anlatıyor TOBB konuşmasında! Resesyona girmiş bir ekonomide başka ne olabilir ki?
Üstelik enflasyon içinde durgunluk = Resesyon! Acaba kimlerin bu masalları yutacağını sanıyor? İşin korkuncu, eğer kendisi inanıyorsa, yandı gülüm keten helva!

TBMM uzun tatilde, süs! 600 vekile m,lyarlar ödüyoruz??..
Oysa CBK ile ülke yönetilmeye çalışılıyor!? AYM tatilde, önüne getirilen CBK’lerini görüşmüyor!
YSK, 7 asıl üye le toplanıp karar alacak iken, sıradan bir dernekte bile yapılmayan hatayı (!) yapıyor ve 4 yedeği ile toplanıp İstanbul seçimini iptal ediyor 4/7 oy ile. Oysa 7 kişi toplansa belki de 3/4 iptali reddedecekti!? Bu bir kurgu mudur, nasıl açıklanabilir??

Vergi gelirleri düşüyor, çarşı – pazarda sebze – meyve fiyatları artık 2 rakamlı.. 10 TL altında ne kaldı? Ay sonunda 12,5 milyar TL bayram ikramiyesi verilecek 12,5 milyon emekliye.. Sonra? 2019’un tümü için öngörülen bütçe açığı neredeyse ilk 4 ayda verildi!

Erdoğan önüne geleni tehdit ediyor.. Spor kulüpleri, sanatçılar, TÜSİAD.. Ağzını açan “haddini aşmış oluyor” Erdoğan’a göre.. Bu artık AÇIK FAŞİZM aşamasıdır, başka birşey değil!

AKP = RTE‘nin örtülü ödeneği devasa hızla şişiyor.. Hiçbir denetim, sorgu yok, yok!
(Bkz. Örtülü Ödenekte 16 Yıl, Çiğdem Toker, SÖZCÜ, 10.5.19)

Yarım yüzyıllık iktisat hocası Prof. Esfendar Korkmaz SÖZCÜ‘de yazdı 2 gün önce :
(İflas riskimiz arttı – Esfender KORKMAZ, 10.5.19)

  • İFLAS RİSKİMİZ ARTTI!
    *******
    Geçen yıl 30 Temmuz’da web sitemizde yazmış ve sormuştuk :

AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR?

Aradan 8,5 yıl geçti ve İktisat hocası Prof. Korkmaz benzer saptamayı yapıyor..
Ama bu kez soru yok; açık – net uyarı ve felaket haberi var!
***
Merhum Kadir Mısıroğlu, “Şeriat gelsin de Türkiye batarsa batsın..” buyurmuştu.
(Kendisiyle KTV’de programımız için tıklayın : https://www.youtube.com/watch?v=Z_dNl4oEXY4)
AKP = RTE aynı yolun yolcusu mu?!

Türkiye’nin bu cendereden bir an önce kurtulması gerek, bir an önce!

Sevgi ve saygı ile. 12 Mayıs 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Dolar Dünya Parası Olarak Kalmaya Devam Edebilir mi?

KENDİME YAZILAR

Dolar Dünya Parası Olarak Kalmaya Devam Edebilir mi?

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
07.09.2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Dolar nasıl dünya parası oldu başlıklı yazımda bunun başlıca üç nedeni olduğunu vurgulamıştım:
(1) Doların en uzun süreyle altın karşılığı basılan para olması.
(2) Petrol ve altın gibi çok önemli iki malın Dolarla fiyatlandırılıyor olması.
(3) ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi olmasının da etkisiyle dünya ticaretinde ve dünya finans siteminde en yüksek paya sahip olması.

1971 yazından bu yana Doların, tıpkı diğer kâğıt paralar gibi hiçbir karşılığı bulunmuyor. Doların 1971’e kadar altın karşılığı basılmış olmasının yarattığı itibari etki de artık eskisi kadar güçlü değil. Bunun nedenlerinden birisi de küresel krizde ABD Merkez Bankası Fed’in dünyayı Dolara boğmuş olması. (AS: 2008 bunalımında ABD karşılıksız olarak 6 Tr $ para bastı şirketlerini kurtardı! küresel gelirin 1/10’u!) ve Bu şekilde piyasaya sürülen Dolarlar, ABD’de pek piyasaya çıkmadı, daha çok bankaların kasalarında kaldı ama dünyaya dağılan bölümü özellikle gelişmekte olan ekonomilerde ciddi enflasyonist etki yarattı. Doların bu şekilde kullanılması, ABD içinde olmasa bile dışında, Dolar konusundaki tartışmaları artırdı.

Bu itibar kaybına karşın petrol ve altın, Dolarla değerlendirilmeye devam ediyor. ABD’nin, bunu devam ettirebilmek için Körfezde dolaylı egemenliğini sürdürmesi gerekiyor. Amerikan yönetimlerinin bu bölgede sürekli düşmanlar yaratması, onlarla çatışmaya girmesi, müttefikleri yanında tutmaya çabalaması, Ortadoğuya yönelik Yeşil Kuşak ve Büyük Ortadoğu Projesi gibi projeler geliştirmesinin altında bu yatıyor. Bölgede yarın öbür gün ABD’nin etkisinden uzaklaşacak gelişmeler yaşanırsa işler değişebilir.

Dolar, dünya parası düzeyine çıkarken ABD dünyanın en güçlü ekonomisiydi ve dünya ticaretinde ve finans sisteminde bir numaralı ekonomiydi. Bugün o konumda mı? Bunu inceleyelim :

ABD Çin Japonya Almanya
GSYH 1 2 3 4
GSYH, SAGP 2 1 3 5
İhracat 2 1 4 3
Uluslararası Rezervler 4 1 2 11

Tablo bize ABD’nin hala dünyada önemli bir yere sahip olduğunu, buna karşılık özellikle Çin’den gelen bir meydan okumayla gücünün eski düzeyinde olmadığını gösteriyor. Öte yandan artık Doların karşısında giderek güçlenen bir Euro var. Henüz o kadar güçlü olmasa da Yuan da aynı yolda ilerliyor.

Belçikalı iktisatçı Robert Triffin, 1960 yılında ortaya koyduğu hipotezinde, cari açık veren ABD’nin, bu açığı kapatmak için Dolar basacağını ve insanların, ABD hazine kasalarındaki altının bu kadar Doların karşılığını vermeye yetmeyeceğini düşüneceğini, bunun da Dolara duyulan güveni düşüreceğini öne sürmüştü. Cari açığı kapatmak üzere Dolar basmakla Dolara güven sağlamak arasında oluşan bu çelişki Triffin Çelişkisi adıyla anılıyor. Triffin bu değerlendirmeyi yaptığında Dolar hala altın karşılığında basılıyordu. 1971’de Doların altın karşılığı kalkınca işler biraz değişti. FED, küresel krizle birlikte uyguladığı parasal genişleme (QE) politikası sonucunda, piyasalara milyarlarca Dolar dağıttı. Bu dönemde bir yandan ABD cari açığı düşerken (2006 yılında GSYH’nın % 6’sından 2015 yılında GSYH’nın %2,5’ine düştü) bir yandan da Dolar, rezerv para olarak itibarını artırdı (6 önemli paraya karşı oluşturulmuş bulunan Dolar Endeksi 2006’da 90 iken bugünlerde 95 düzeyinde bulunuyor). Bir başka ifadeyle Doların bollaşması hem ABD cari açığını düşürdü hem de Doların itibarını yükseltti. Özetle Triffin Çelişkisi değil, tam tersine pozitif bir ilişki ortaya çıktı. Buna karşılık bunun sonsuza dek böyle gideceğini söylemek elbette mümkün değil.

Bütün bunlar bize Doların, geçmişe göre itibar kaybına uğrasa bile, bugünden yarına dünya parası pozisyonunu kolay kolay kaybetmeyeceğini gösteriyor. Doların dünyadaki yerini yitirmesinin ne kadar sürede olacağını ABD belirleyecek. ABD’nin özellikle Trump sonrasında başlayan ciddi itibar kaybı ekonomisine de itibar kaybettiriyor. ABD, kendi önderliğinde gelişen uluslararası serbest ticaret sistemini kendisi terk etmeye ve yeni korumacılık denilen ithal ikameci politikalara dönmeye uğraşıyor. Böylece kapitalizmin liderliğini de yavaş yavaş yitiriyor. ABD ekonomide, uluslararası ilişkilerde ve dünya liderliğinde ne kadar hızlı gerilerse Dolar da o kadar hızlı zemin kaybedecek. Trump’ın bu gerilemeye 2 yıllık katkısı, Bretton Woods sisteminin çöküşünden bu yana yapılmış en büyük katkı gibi görünüyor.

================================

Dostlar,

Mülkiyeli dostumuz Sn. Dr. Eğilmez’e bu nitelikli irdelemesi için teşekkür ederiz…
Metin içinde not düştük, gözden kaçmasın dileriz :

  • 2007-8 ekonomik bunalımında ABD karşılıksız olarak 6 Tr $ para bastı, şirketlerini ve bankalarını kurtardı! Bu rakam o dönem küresel gelirin 1/10’u düzeyinde! 

    Senyoraj hakkı ABD için muazzam bir olanak ve silah.. Ancak doğasındaki adaletsizlik yetmezmişçesine, ABD tarafından orantısız biçimde kötüye kullanılarak dünya ekonomisinden istikrarsızlıklara, enflasyona, yoksullaştırmaya yol açıyor. Bu tutum, Doların küresel finansman aracı olarak egemenliğini hem sorgulatıp zayıflatıyor hem de saltanatını kısaltıyor  Nitekim Avro / Euro tipik bir meydan okuma ve ABD buna engel olamadı.. İngiltere ve Pound / Sterling ayrı bir antite..Yuan yükselişte ve çılgın – çılgınlaşan “Trump ekolü“ hem uzun ömürlü gözükmüyor hem de yeterince etkili (effektif)..  Birkaç yıl içinde “Trump parantezi“ nin kapanması sonrası ABD’nin gerilemesi, öbür koşullar sabit kalırsa (ceteris paribus) hızlanarak sürecek gibi görünüyor..

Nitekim Türkiye ve bölgesel Avrasya ülkeleri, başkaları da “kliring“ (takas) yöntemini ya da yerel paralarla dış ticaret oylumunu (hacmını) büyütmeye çabalıyor.

Unutulmasın; Irak lideri Saddam, petrolünü Dolar dışında paralarla satma kararını açıkladıktan hemen sonra, birdenbire “diktatör, şeytan…“ ilan edilmiş ve çok kanlı bir iç savaş – işgal operasyonu ile birkaç ay içinde indirilerek idam edilmişti.

Ancak bunlar “Dolar imparatorluğunun eceli“ ne çare değil; biraz daha geciktirici, hepsi o denli..

1871’lerde Amerikan halkından başta altın olmak üzere değerli metaller – mücevherler FED’e emanet istenerek karşılığında “Bank note“ denilen kağıt senetler verilmişti. Dolar, karşılığında ne denli altın – gümüş… varsa o denli basılarak değeri korunacak ve ülkede enflasyon olmayacaktı..

Yaklaşık 100 (yüz) yıl sonra gelinen yer, temel sözleşmenin tek yanı olarak FED tarafından yürürlükten kaldırılmasıdır (feshidir). Acaba Amerikan halkı bu bağlamda ne düşünmekte?

Aklımıza “Elitlerin Yükselişi ve Çöküşü“ kuramının yazarı Vilfredo Pareto (19. yy) ve O’nun 20. yy. sonunda yineleyicisi – anımsatıcısı olarak “Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri“ kitabı ile Paul Kennedy geliyor.. 2 yazar – 2 tez arasında da nedense 100 yıl dolayında bir döngüsellik (periyodisite) var, salt rastlantı olsa gerek (!).

   vilfredo pareto the rise and fall of the elites ile ilgili görsel sonucu

Bir de, İngiltere “Ağalığı“ ABD’ye devredeli, 1945’ten bu yana yüz yıla yaklaşıyoruz galiba..

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkiye IMF’Ye Borç Verdi mi?

KENDİME YAZILAR

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

Türkiye, IMF’Ye Borç Verdi mi?

IMF, Parayı Nereden Buluyor?

IMF, bir yandan kendi giderlerini karşılamak bir yandan da üye ülkelere destek vermek için kullandığı kaynakları başlıca iki şekilde sağlıyor: Kota sistemi ve Borçlanma. Borçlanma da iki şekilde yapılıyor: Çok taraflı borçlanma, iki taraflı borçlanma.

Kota Sistemi

IMF’ye üye olan her ülke, ekonomik gücüyle orantılı olarak bir formüle göre hesaplanan ve adına kota denilen bir katılım payını ödemekle yükümlü. Kota, anonim şirketlerdeki sermaye payına benziyor. Kota, üye ülkenin IMF Guvernörler Kurulundaki (anonim şirketlerdeki pay sahipleri genel kuruluna benzer) oy oranını, IMF İcra Direktörleri Kurulundaki (anonim şirketlerdeki yönetim kuruluna benzer) temsil şeklini, SDR (IMF’nin rezerv parası) kullanım limitini ve IMF desteğine ihtiyacı olduğunda alabileceği desteğin miktarını belirlemekte ölçü olarak alınıyor. Üye ülkeler kotalarının dörtte birini USD, Euro, Yuan, Yen, Sterlin gibi rezerv paralardan birisi ya da SDR ile dörtte üçünü ise kendi paralarıyla ödemek durumundalar. Kotalar her 5 yılda bir revize edilerek artırılıyor ve ülkeler artan kısmı aynı kurallar içinde ödüyorlar. IMF kotalarının toplamı bugün itibariyle 671 milyar USD tutarındadır. Türkiye’nin kotası 6.572 milyon USD’dir.

Altın Varlığının Satışı

IMF’nin sahip olduğu altın varlığı, üye ülke kotalarının dörtte birinin altınla ödenmesi zorunluluğundan gelen birikimle sağlanmış bulunuyor. IMF, küresel krizin yarattığı kaynak sıkıntısını aşabilmek için altın varlığının 403 metrik tonluk kısmını 2009 – 2010 yıllarını kapsayan dönemde parça parça satarak paraya çevirdi. IMF, halen, bugünkü değeri yaklaşık 115 milyar USD eden 2.814 metrik ton altına sahip bulunuyor.

Borçlanma

IMF’nin işlemleri için kotalar yetmediğinden IMF borçlanmaya da gidiyor. Bu borçlanmalar çok taraflı ve iki taraflı antlaşmalarla yapılıyor. Çok taraflı borçlanmalar başlıca iki düzenleme çerçevesinde yürütülüyor: Genel Borçlanma Antlaşması (GAB) ve Yeni Borçlanma Antlaşması (NAB.) Bu antlaşmalarda IMF, üyesi olan ülkelerden borç alıyor. Bunlara ek olarak IMF, küresel kriz sonrasında yine üyesi olan ve GAB Antlaşmasına taraf olan bazı ülkelerden iki taraflı antlaşmalarla da borç almaya başlamış bulunuyor.

IMF’nin GAB çerçevesinde üye ülkelerden aldığı borçların ülke bazında dökümü ek 1’de sunulmaktadır.

Küresel krizle birlikte ekonomiler sıkıntıya düşüp IMF’nin kapısını çalınca IMF kaynak sıkıntısına düştü ve GAB’ın yanında yeni bir borçlanma antlaşması yapma kararı aldı. Bu karar çerçevesinde başta G20 ülkeleri olmak üzere çeşitli ülkelere başvurdu. Türkiye de başvurulan ülkelerden birisiydi ve yetkililer Türkiye’nin bu çerçevede IMF’ye 5 milyar USD tutarında borç verebileceğini belirttiler. Sonraki gelişmelerde IMF, bu yeni borçlanma antlaşmasını (NAB) hazırladı ve çeşitli ülkelerden borç aldı.

IMF’nin NAB çerçevesinde üye ülkelerden aldığı borçların ülke bazında dökümü ek 2’de sunulmaktadır.

Türkiye IMF’ye Borç Verdi mi?

Yazıya ekli olarak sunduğum IMF’nin borç antlaşmalarına (GAB ve NAB) baktığımızda her iki antlaşma listesinde de Türkiye’nin yer almadığını görüyoruz. Küresel kriz sonrasında GAB Antlaşmasındaki taahhütlerin krizin yarattığı sıkıntıları aşmaya yetmeyeceğini gören IMF, NAB Antlaşması hazırlığına girmiş ve çeşitli ülkelere o arada Türkiye’ye de başvurmuş, Türkiye, IMF’ye borç vereceğini taahhüt etmiş ancak IMF NAB Antlaşmasına Türkiye’yi katmamış ve dolayısıyla Türkiye’den borç almamıştır.

Ek 1 ve Ek 2’de yer alan IMF’nin GAB ve NAB Borç Antlaşmalarının incelenmesinden de görüleceği gibi Türkiye, IMF’ye borç veren ülkeler arasında yer almamaktadır.
(Posted: 28 Nov 2017 08:07 PM PST)

Ek 1: GAB Çerçevesinde katılımcı ülkeler ve borç verme taahhütleri (Kaynak: IMF)

Ek 2: NAB Çerçevesinde katılımcı ülkeler ve borç verme taahhütleri (Kaynak: IMF)

============================================

Teşekkürler Sayın Dr. Mahfi Eğilmez..

Erdoğan’ın gerçeklerle uyuşmayan bir açıklaması daha “açıklığa kavuştu”…

Erdoğan: IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, biz verince vazgeçtiler

Giriş Tarihi: 18.11.2017  17:17 Güncelleme Tarihi: 18.11.2017  17:33
https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/11/18/erdogan-imf-bizden-5-milyar-dolar-borc-istedi-biz-verince-vazgectiler
Erdoğan: IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, biz verince vazgeçtiler

Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Para Fonu’nun (IMFTürkiye‘den
5 milyar dolar istediğini, kendisinin de ‘Verin’ dediğini ve bunun ardından IMF’in Türkiye’nin bu parayı verebileceğini gördükten sonra borç istemekten vazgeçtiğini söyledi.
****

Muhatap RTE olunca ancak “böyle” bir açıklamada bulunabiliyoruz.
Bir yalan daha kanıtlandı..” diyemiyoruz örneğin.
Hemen Cumhurbaşkanına hakaret davası Demokles’in kılcı gibi ensede tutuluyor.
Ama kendileri AKP Genel Başkanlığı yaparak herkesi boyarken, aşağılarken… de gerek gördüğünde hep aynı kalkanı kullanıyor. Geçelim hukukta silahların denkliğini, ülkemiz 1. sınıf bir demokrasi olduğu için geliyor tüm bunlar başımıza!..

Örn. süregenleştirilen (kronikleştirilen) OHAL nedeniyle giderek Dünyada benzersiz oluyoruz..

Oynatmaya az kaldı!?…

Sevgi ve saygı ile. 29 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Merkez Bankası Para ve Kur Politikasında Ne Kadar Başarılı?

KENDİME YAZILAR

Merkez Bankası Para ve Kur Politikasında
Ne Kadar Başarılı?

Portresi

 

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
09 Aralık 2015, Ankara

 

Merkez Bankası, 2016 yılına ilişkin uygulayacağı para ve kur politikasının esaslarını açıkladı.  Bunu değerlendirmeden önce 2015 yılına ilişkin olarak açıkladığı para ve kur politikası çerçevesindeki öngörülerinin ne kadar tuttuğuna bakalım.

Hedef / Tahmin / Varsayım 2015 Para ve Kur Politikasındaki Öngörü / Hedef 2015 Yılı Sonucu / Durumu
Enflasyon hedefi % 5 % 8,5 (Tahmin)
Kur etkileri Azalacak Arttı
Gıda fiyatları Düşecek / normale dönecek Düşmedi / normale dönmedi
Enflasyon / Dış şok ilişkisi Enflasyondaki önemli düşüş dış şoklara karşı denge sağlayacak Enflasyon düşmedi,
dış şoklara karşı
denge sağlanamadı

Görüleceği gibi Merkez Bankası’nın 2015 yılına ilişkin olarak açıkladığı para ve kur politikasının varsayımları da hedefleri de tahminleri de tutmamış bulunuyor. Üstelik 2015 için hedef belirlenirken petrolün varil fiyatı 2015 yılı için 110 USD olarak tahmin edildiği halde
bu fiyat tahminin yarısının altında kaldığı halde hedef tutmamıştır. Sonuçta Merkez Bankası’nın uyguladığı enflasyon hedeflemesine dayalı para ve kur politikasının başarısının ölçüleceği konu; uyguladığı para ve kur politikası aracılığıyla yılbaşında hedeflediği enflasyon oranına yılsonunda ne kadar yaklaştığı meselesidir. Son 5 yılda Merkez Bankası’nın uyguladığı para ve kur politikasıyla hedeflediği oranlara ne kadar yaklaşabildiğini
aşağıdaki grafik ortaya koyuyor.

Grafikten net bir biçimde görüldüğü gibi Merkez Bankası, enflasyon hedefi olarak
ortaya koyduğu hedeflerden uzak kalmıştır. Bu uzak kalış giderek daha da artmaktadır.
Bir Merkez Bankası açısından en önemli konulardan birisi itibar meselesidir. Merkez Bankası yaptıklarıyla olduğu kadar açıklamalarıyla ve beklenti yönetimiyle de piyasaları yönlendirir. Bir Merkez Bankasının piyasalara sözünü dinletebilmesi, beklentilere yön verebilmesi geçmişte oluşturduğu itibarla doğru orantılıdır.

Ne yazık ki TCMB ısrarla tutmayacak enflasyon hedefleri açıklamaya devam ederek itibar kaybına uğramış bulunuyor.

Enflasyon hedefinin düşük belirlenmesinde siyasal iktidarın, ücret artışlarını vb. düşük tutmak amacıyla yaptığı yönlendirmenin etkisi olduğunu kabul etsek bile,
bu durum Merkez Bankas’ının itibar kaybını azaltmaz, hatta aksine artırabilir.

Şimdi de 2016 yılı için açıklanan Para ve Kur Politikası Programında açıklanan tahminlere ve varsayımlara bakalım.

Hedef / Tahmin / Varsayım TCMB 2016 Para ve
Kur Politikasındaki
Öngörü / Hedef
Benim Tahminlerim
Enflasyon hedefi % 5 (Tahmin % 6,5) % 10
Kur etkileri İlk yarıda aynı kalacak sonra azalacak Artacak
Gıda fiyatları Düşecek / normale dönecek Fazla değişmeyecek
Enflasyon / Dış şok ilişkisi Enflasyondaki önemli düşüş dış şoklara karşı
denge sağlayacak
Enflasyondaki artış dış şokları daha etkili hale getirecek

Ortadaki sütun Merkez Bankası’nın 2016’ya ilişkin hedef ve tahminlerini,
son sütun da benim 2016 yılına ilişkin para ve kur gelişimlerine ilişkin tahminlerimi gösteriyor. Benim tahminlerimin Merkez Bankası’nın tahminlerinden tümüyle farklı olmasında biraz da Merkez Bankası’nın kaybettiği itibarın etkisi var.

*****

Dostlar,

Kıdemli ve birikmli ekonomist Sayın Dr. Mahfi Eğilmez, ülkemiz ekonomisi,
özellikle para – maliye – kur politikaları bağlamında oldukça nitelikli (isabetli!)
irdelemeler yapmakta.

O’nun yazdıklarını dikkate almakta yarar var..

Sayın Eğilmez’in 2016 beklenetileri ne yazık ki hiç iyimser değil.
Üstelik TCMB öngörüleri ile örtüşmüyor..
Bu önemli kurumun yönetsel özerkliğini sağlamak zorundayız.
Bilindiği gibi Türkiye Merkez Bankası’nı ancak Cumhuriyet’in 7. yılında, 1930’da kurabilmişti! Lozan’da Türkiye’nin önüne acımasız koşullar dayatan emperyalist Düvel-i Muazzama,
gümrük rejimine ilişkin olarak da katı kurallar dayatmıştı 1929-30’a dek..
1929 Büyük Dünya Ekonmik Bunalımı gelip çattığında henüz 6 yaşında olan Cumhuriyet’imizin Merkez Bankası bile yoktu..
Bu bakımdan, TCMB’nın saygınlığını korumak siyasal iktidarların başat sorumluluklarındandır. Ne var ki, Bay RTE, bu yılın başında Ocak sonlarında TCMB’na olabilecek en ağır biçimde ve bağıra çağıra çatmış ve “.. siz kimin hizmetindesiniz??” bağlamında suçlama yöneltmişti.  Faiz indirimi istiyordu Erdoğan İslami değer yargılarının güdümünde. Reel politiğin acımasız kuralları umurunda değildi. Ne yazık ki,
Dolar 2,23 TL’den, günümüzde 2.90 TL’ye fırladı. “Acaba bu da bir kurgu muydu?”
diye sorararsak yanlış ya da haksız mıdır?? Konuyu sitemizde epey işlemiştik..
(DOLAR 3 TL’ye KOŞUYOR.. Ya AKP – RTE ve SÜRÜKLEDİKLERİ TÜRKİYE ??
http://ahmetsaltik.net/2015/08/18/dolar-3-tlye-kosuyor-ya-akp-rte-ve-surukledikleri-turkiye/)

Hükümetler, TCMB kadrolarına güvenmeli, onların öneri ve politikalarını kendileri için
güvence görmelidir. Oysa Bay RTE yönetiminde AKP, tüm kurumlardan mutlak biat istemekte.
Bu politika son derce yanlıştır ve modern – çağdaş demokrasilerde yeri yoktur.
AKP – RTE 13+ yıldır tek başına iktidarlarında ülkenin çivisini çıkarmış,
hemen hemen tüm kurumsal yapı ve gelenekleri tarumar etmişlerdir..

Sonuç ortadadaır.. Türkiye yön duygusunu yitirmiş, tehlikeli biçimde savrulmaktadır..
Bu gidiş sürdürülemez bir rotadır.
AKP – RTE, dış politka alanında sözde “şahin” politiklarla içeride hamaset tabanlı kamuoyu yönlendirmesi peşindedir. Ancak nafiledir.. İnsanlar somut ve ağır bedeller ödemektedirler ve pusulaları yaşayarak gördükleridir. Rusya’ya meyve – sebze dışsatımının ve turistlerin bıçak gibi düşmesinin milyarlarca Dolarlık ağır faturası hamasi söylemlerle telafi edilebilir mi??

Sevgi ve saygı ile.
11 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com