Ekonomide Durum Tespiti

Ekonomide Durum Tespiti

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
http://www.mahfiegilmez.com/2019/09/ekonomide-durum-tespiti.html? 16.09.2019

Durum tespiti; içinde bulunulan durumun niteliğini, koşullarını, kullanılabilecek araçları tespit ederek neler yapılması gerektiği belirlemeye çalışmak demektir. Aşağıda ekonomiyi özetleyen grafikleri sunuyorum.

Değerlendirme Tablosu

Gösterge Mevcut Görünüm Yapılması Gerekenler
Sanayi Üretimi Ekside, kararsız Riskleri azaltıp, yatırım iştahını artırmak gerekir.
Perakende Satışlar Ekside, toparlanamıyor Beklentileri düzeltmek gerekir.
İşsizlik Oranı Arındırılmış işsizliğin inişe geçmesi olumlu. Ama henüz sorun çözüm yolunda görünmüyor. Ekonomiyi canlandırmak gerekir.
Bütçe Dengesi Bozuluyor Kamu harcamalarını düşürmek gerekir.
Enflasyon Düşüşte, baz etkisine göre yön belirleyecek Faizi indirirken gösterilen cesareti yükseltmek için de göstermek gerekir.
USD/TL Kuru İnişli çıkışlı bir trend izliyor Riskleri düşürmek gerekir.
Cari Denge Fazla verecek Üretimi canlandırmak için fırsat.
Petrol Fiyatları Çıkışa geçmesi cari dengeyi etkileyecek İçeride yapılabilecek bir şey yok.

Grafikler için kaynaklar: TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB siteleri ve Bloomberg HT sitesi.

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

KENDİME YAZILAR

Dr. Mahfi Eğilmez

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

Merkez Bankası’nın Zorunlu Karşılıklar Kararı

Merkez Bankası, bankaların açtığı kredilerin ekonominin toparlanmasına yetmediği görüşünden hareketle mevduata uyguladığı zorunlu karşılıkların[i] oranlarını ve bu karşılıklar için ödediği faizin oranını [ii] bankaların kredi artışlarını dikkate alacak biçimde farklılaştırdı.

Aşağıdaki tablo bu yeni düzenleme sonrasında kredi artış oranına göre farklılaşan zorunlu karşılık oranlarını ve bu karşılıklara uygulanacak faiz oranlarını gösteriyor (zorunlu karşılıklar mevduatın cinsine ve vadesine göre farklılıklar göstermekle birlikte burada, konuyu basitleştirmek amacıyla, Türkiye’de tasarrufların en çok yoğunlaştığı 3 aya dek vadeli mevduat örnek olarak alınmıştır.)

TL Zorunlu Karşılık Oranları %
Kredilerini %10 – 20 aralığında artıran bankalar için 2
Öbürleri için 7
TL Zorunlu Karşılık Faiz Oranları %
Kredilerini %10 – 20 aralığında artıran bankalar için 15
Öbürleri için 5

Bu yeni düzenleme ile piyasaya yaklaşık 5,4 milyar TL ve 2,9 milyar ABD doları karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği tahmin ediliyor.

Bu düzenlemenin açıklanmasının ardından kurlarda yükseliş başladı. Normal olarak piyasaya ek döviz verildiğinde kurlarda düşüş olması gerekir. Piyasaya 2,9 milyar dolar karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği açıklandığı halde kurlarda niçin artış yaşandı? Bu soruyu yanıtlayabilmek için düzenlemenin yarattığı sorunlara bir göz atalım: (1) Firmaların kredi borçlarını ödeme konusunda sıkıntı çektiği bir ortamda bankaların kredi artışına zorlanması doğru bir yaklaşım değil. Her bankanın kendine özel durumu ve buna uygun bir sermaye yeterlilik rasyosu (AS: oranı) var. Zorlamayla artırılan kredilerin geri dönmemesi durumunda sermaye yeterlilik rasyolarının zorlanmasıyla bu bankalar zor duruma düşebilir. Gerçekte çoğu da bugün rahat bir konumda değiller. Bankaların zor duruma düşmesi ekonomiyi iyice içinden çıkılmaz bir noktaya taşıyabilir. (2) Bu düzenleme rekabet kurallarına aykırı görünüyor. Çünkü kamu bankaları hükümetten aldıkları talimatla kredilerini artırıyor, faizlerini düşürüyorlar. Sonuçta bu bankaların sahibi kamu kesimi olduğu için artan kredilerden sorun çıkması durumunda sermaye artırımı gereksinimlerini Hazine, topladığı vergi vb. karşılıksız fonlarla karşılayabilir. Oysa özel kesim bankaları için böyle bir olanak yok. Dolayısıyla onların kredilerini aynı kolaylıkla artırıp bu indirimlerden yararlanmaları o ölçüde kolay değil.

Döviz Kurları Niçin Yükseldi?

İktisatçılara, finansçılara, piyasa analistlerine, bankacılara özetle ekonomiyle ilgisi olan herkese vatandaştan son dönemlerde en çok yönelen soru: “Kurlar niçin yükseliyor?” Hemen arkasından 2. soru geliyor: “Bu yükseliş devam eder mi?” Eğer ilk iki soruyu yanıtlamışsanız 3. soru da geliyor: “Yıl sonunda kur ne olur?”

Son iki günde kurlarda yaşanan yükseliş (ya da TL’nin dış değerindeki kayıplar) Türkiye’ye özgü değil. Özellikle Arjantin’in kredi notunun Fitch ve S&P tarafından çöp düzeyine indirilmesi sonrasında gelişme yolundaki ekonomilerin paralarının dış değerlerinde düşüşler oldu.

Aşağıdaki tablo kırılgan beşli ülkelerinin paralarının Dolara karşı değer kayıp / kazançlarını ve parasal durumlarını etkileyen başlıca göstergeleri gösteriyor (Kaynak: https://www.bloomberg.com/markets/currencies)

       1 USD Karşılığı Ülke Paraları Dolara Karşı Değişim (%)
2017 2018 20.08.2019 2018/2017 2019/2018
Brezilya (Real) 3,3125 3,8812 4,0746 -14,65 -4,75
Endonezya (Rupiah) 13.550 14.390 14.267,5 -5,84 0,86
Hindistan (Rupee) 63,8725 69,7675 71,6588 -8,45 -2,64
G. Afrika (Rand) 12,3828 14,3467 15,3604 -13,69 -6,60
Türkiye (TL) 3,7872 5,2894 5,7239 -28,40 -7,59
Türkiye (TL) Hariç Ortalama -10,66 -3,28
Enflasyon MB Faizi CDS
Brezilya 3,22 6,00 138
Endonezya 3,32 5,75 93
Hindistan 3,15 5,40 74
G. Afrika 4,50 6,50 191
Türkiye 16,65 19,75 406
Türkiye Hariç Ortalama 3,55 5,91 124

Türkiye bu tablolara göre en riskli ekonomi görünümünde kalmaya devam ediyor. Enflasyonu, Merkez Bankası faizi ve risk derecesini gösteren CDS primi en yüksek ekonomi konumunda. Böyle olunca parasının değer kaybında da en önde gidiyor. Türkiye’ye en yakın ekonomi Güney Afrika, onu Brezilya izliyor. Brezilya, birçok sıkıntıya karşın son zamanlarda özellikle komşu Arjantin’deki olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen ülke konumunda bulunuyor.

Türkiye, risk sorununu çözemiyor. Tam tersine risklerini artırıyor. Örneğin ABD ile ilişkileri olumlu yönde gelişmeye başlarken bu kez başka bazı olumsuz gelişmeler ortaya çıkıyor. Ekonomide atılan birçok adım, mesela Merkez Bankası’nın sorunları arkadan dolaşarak çözme çabaları riskleri artırıyor. Riskler artınca da ister istemez kurlar yükseliyor. Sonuçta ortaya konulan birçok çaba da boşa gitmiş oluyor. Ve Türkiye sürekli ve inatla bunları yapıyor, yapısal reformları yapmamak için çeşitli yan yollara girip oralarda tıkanıyor. İşin kötüsü bu yeni bir eğilim de değil. Son 50 yılda Türkiye hep bunu tekrarladı.

Geldiğimiz noktada Türkiye, dünyanın en riskli ekonomilerinden birisi konumunda bulunuyor.

Aşağıdaki tablo dünyanın risk haritasını gösteriyor (Kaynak: http://www.worldgovernmentbonds.com/sovereign-cds/)

Açık yeşiller CDS primi 100’ün altında olan düşük riskli ülkeleri, sarılar 100 ile 300 arasında CDS’e sahip orta riskli ülkeleri, kırmızılar CDS primi 300’den fazla yani yüksek riskli ülkeleri gösteriyor.

Kırmızı ile işaretlenmiş yüksek riskli ülkeler Arjantin, Venezuela, Pakistan, Ukrayna ve Türkiye. Ne yazık ki yıllardır yapısal sorunları çözmek yerine hep kestirme yollardan gidip mucize yaratmaya çalışarak kaybedilen zamanların faturası bu. Bunun son örneği zorunlu karşılıkları rekabeti bozacak biçimde kullanmak.

Türkiye’nin artık bu tür kestirmeden giderek sağlamaya çalıştığı geçici çözümleri bir kenara bırakıp gerçek ve kalıcı çözümlere girmesi şarttır. Yapılması gereken şeyler en başta hukukun üstünlüğü, yargı reformu, demokrasi, erkler ayrımı ile başlayıp ekonomik düzenlemelerle devam ettirilmesi gereken yapısal reformlar. Türkiye bundan kaçtığı son 60 yıl süresince belirli aralıklara başladığı noktaya dönmüş olmasına karşın hala kestirme yollar aramaya ve geçici çözümler denemeye devam ediyor.

Hataları tekrar ederek doğruyu bulmak ne yazık ki mümkün değil.

[i] Zorunlu karşılıklar: Merkez Bankasının, kabul ettikleri mevduat karşılığında bankaların kendisine yatırılmasını zorunlu kıldığı miktarlardır. Zorunlu karşılık oranının yüzde 10 olduğunu ve bir kişinin bir bankaya 10.000 TL mevduat yatırdığını düşünelim. Bu durumda söz konusu banka bu mevduatın yüzde 10’u olan 1.000 TL’yi ayırıp zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası’na yollayacak ve kalan 9.000 TL’lik bölümünü kredi olarak kullandırabilecektir.

[ii]Merkez Bankası zorunlu karşılıklar için bankalara faiz öder. Bu oran genellikle piyasa faizinden düşüktür. Bu oranın yüzde 5 olduğunu varsayalım. Bu durumda Merkez Bankası söz konusu bankaya yıllık (1.000 x 0,05 =) 50 TL faiz ödeyecektir.

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

KENDİME YAZILAR

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
23.7.19, http://www.mahfiegilmez.com

Şimdiye dek bana sorulan “Merkez Bankası faizi ne denli indirir ya da ne denli artırır?” biçimindeki sorulara hiç yanıt vermedim. Çünkü yanıtını bilmiyorum. Bunun yanıtını bilmem için ya Merkez Bankası’nda bu kararı alan kişilerden birisi veya hükümette en üst düzeyde yetkili karar alıcı konumunda birisi ya da falcı olmam gerekir. Ben hiçbiri değilim. Bu durumda benim yanıtlayabileceğim soru: “Merkez Bankası faizi ne denli indirir ya da ne denli artırır?” sorusu değil “Merkez Bankası faizi ne denli indirmeli ya da ne denli artırmalı?” sorusudur. Bu, benim ekonomide ve piyasada izlediğim, gördüğüm, analiz ettiğim verilere ve bilgilere göre olması gerektiğini düşündüğüm oranı söylemem demektir. Bence iktisatçının yanıtlaması gereken soru budur.

Buna karşılık kurumların iktisatçıları, kurumlarının yatırım fonlarını, tasarruflarını yönetenlere veya o konuda karar alanlara yardımcı olmak için Merkez Bankası’nın ne yapması gerektiğinden çok ne yapacağı ile ilgilenirler ve o konuda kestirim (tahmin) yaparlar. Bulundukları konum bakımından (itibarıyla) haklıdırlar da.

Bu girişten sonra gelelim Merkez Bankası’nın Perşembe günü ne yapması gerektiğine : Öncelikle bu konunun dayanağını oluşturan verileri ele alalım. Bugün Merkez Bankası kararına dayanak oluşturacak veriler aşağıdaki tabloda gösterilmiş bulunuyor (Tablodaki veriler TÜİK ve TCMB sitelerinden alınmış resmi verilerdir. Son sütundaki veriler TCMB’nin Beklenti Anketine verilen yanıtlardaki kestirimlerdir.)

23 Temmuz 2019 Yılsonu Kestirimi
TCMB Politika Faizi (%) 24,00
2 Yıllık Gösterge Faiz (%) 17,68
Enflasyon (TÜFE) (%) 15,72 14,84
Enflasyon (Yİ – ÜFE) (%) 25,04
(TÜFE + Yİ-ÜFE) / 2 20,38
USD / TL Kuru 5,69 6,1448

Bu verilere baktığımızda Merkez Bankası faizinin gerek enflasyona (TÜFE) gerekse gösterge faize göre oldukça yüksek kaldığını görüyoruz. Enflasyon (TÜFE) TCMB Beklenti Anketindeki kestiriminin gerçekleşmesi durumunda, yıl sonunda %15’in biraz altında olacak gibi görülüyor (benim kestirimim biraz daha düşük olabileceği yolundadır.) Buna karşılık üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE) hala TÜFE’nin 10 puan üzerinde bulunuyor. Yine TCMB Beklenti Anketinde Dolar kurunun yıl sonuna dek 6,15 TL dolayına yükseleceği kestiriliyor (bu kestrimin ardında, kestirimi yapan kişilerin faiz indirimi beklentileri var mı yok mu ya da varsa ne ölçüde bir indirim öngörerek bu kestirimi yapmışlar, bunları bilmiyoruz.)

Eldeki verilerden ve bildiklerimizden hareketle Merkez Bankası’nın karşısındaki seçenekleri (alternatifleri) sıralayalım:

(1)   Merkez Bankası faizin neden, enflasyonun sonuç olduğu kanısını taşıyorsa faizi enflasyon düzeyine (%16) indirebilir (8 puan) hatta çok daha fazla indirerek enflasyonu düşürmeye yönelebilir. Burada Merkez Bankası’nı sınırlayan tek şey, yabancı yatırımcıların hızlı düşen faiz nedeniyle paralarını Türkiye’ye getirmek yerine başka ülkelere götürmeleri sonucunda TL’nin değer yitirmesi olabilir. Bu durumda Merkez Bankası’nın bunu dikkate alarak faizi, enflasyonun biraz üzerinde (örn. %18 gibi) bir orana indirmesi makul olabilir ki bu 6 puanlık bir indirim anlamına gelir.

(2)   Merkez Bankası enflasyonun neden faizin sonuç olduğu kanısını taşıyorsa o zaman faizi 3 – 4 puan indirerek bir yandan reel faiz makasını daraltırken bir yandan da enflasyonu daha çok düşürmek için faizin baskı yaratmasından yararlanmayı sürdürebilir. Böyle bir hamlede USD/TL kurunda yukarı yönlü bir hareket olabilir ama bu hareket olasılıkla kalıcı olmaz.

(3)   Merkez Bankası, enflasyonun neden, faizin sonuç olduğu ve henüz enflasyonda kalıcı düşüşler için gerekli ortamın ortaya çıkmadığı, maliye politikasının para politikasını yeterince desteklemediği kanısını taşıyorsa, o zaman faizde 1 2 puanlık bir indirimle yetinebilir.

Enflasyonun neden, faizin sonuç olduğu görüşünden yola çıktığımda enflasyon ve gösterge faiz oranlarındaki gerilemeyi ve USD/TL kurunda oluşabilecek dalgalanmayı dikkate alarak bendeniz Merkez Bankası’nın bu aşamada 3 – 4 puanlık faiz indirimi yapmasının uygun olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte eğer faiz indirimiyle yetineceksek, bunun geçici iyileşmelerden öteye bir katkı veremeyeceğini, enflasyonun düşüşünde faiz indiriminin değil baz etkisinin rol oynayacağını, başta hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı olmak üzere yapısal reformları devreye sokmadığımız sürece geçici iyileşmeleri kalıcı duruma dönüştüremeyeceğimizi anlamamız gerekiyor.

YEDEK AKÇE, MERKEZ BANKASI, HAZİNE

YEDEK AKÇE, MERKEZ BANKASI, HAZİNE

KENDİME YAZILAR…

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
30.06.2019

Tartışmayı bir çerçeveye oturtabilmek için belirtmemiz gereken iki konu var:
(1) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) çok ortaklı bir anonim şirkettir.
Hazine, % 55 payla TCMB’nin en büyük pay sahibidir.
Geri kalan %45 pay çok sayıda kurum ve kişiye aittir.
(2) TCMB, yasasındaki özel hükümler ve düzenlemeler dışında, öbür anonim şirketler gibi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir.

Genel Yasal Yedek akçe (ya da ihtiyat akçesi); doğabilecek risklere karşı şirketi korumak ve acil durumlarda kullanılmak üzere şirketlerin yıllık net kârından belirli oranda ayrılan ve ortaklara dağıtılmayıp şirket bünyesinde bir çeşit yedek sermaye olarak tutulan paradır.

Genel kanuni yedek akçe Türk Ticaret Kanunu’nun 519’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre şirketlerin yıllık kârlarının % 5’ini, sermayelerinin %20’sine ulaşıncaya dek genel kanuni yedek akçe olarak ayırması gerekir. Bu %20’lik sınıra ulaşıldıktan sonra da belirli koşulların oluşması durumunda yedek akçe ayrılmaya devam edilir. Yedek akçe yalnızca şirket zararlarının kapatılması, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir. Aynı maddede “özel yasalara bağlı olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır” hükmü de yer almaktadır. Bu son hükümden hareketle TCMB Kanununa özel hükümler konmuştur. TCMB, kanununun 60’ıncı maddesine göre yıllık net kârının %20’sini genel kanuni yedek akçe olarak ayırmak zorundadır.

Yeni düzenlemeyle TCMB Kanunu’nun 60’ıncı maddesinde değişiklik yapılıyor ve bankanın son yıl kârından ayrılan yedek akçe (ihtiyat akçesi) dışında, o yıla kadar birikmiş olan yedek akçelerin her yıl kâra katılarak dağıtılabilmesi hükme bağlanıyor. Ayrıca bankanın her yıl ayırdığı kanuni yedek akçe oranı da %10’a düşürülerek dağıtılabilir kâr miktarı, dolayısıyla kârdan Hazineye verilecek miktar artırılıyor.

Hazine, bu yıl bütçenin seçimler nedeniyle düştüğü durumu toparlayabilmek için önce TCMB’nin kâr dağıtımı için genel kurulun yapılacağı Nisan aynı beklemeden kâr payını Ocak ayında avans olarak alabileceği bir düzenlemeyi yasalaştırdı. Bu yolla Nisan ayında alacağı 33 milyar TL tutarındaki kâr payını Ocak ayında tahsil ederek daha az borçlanmayı ve faiz artışını frenlemeyi hedefledi. Ne var ki bu düzenleme ikinci seçimin yarattığı kamu harcamalarının ortaya çıkardığı ek bozulmaları durdurmaya yetmedi. Bu kez gündeme Merkez Bankası’nın birikmiş yedek akçeleri geldi ve bu yeni düzenleme hazırlandı.

Aslında Merkez Bankası’ndan Hazineye para verilmesi için bu denli dolambaçlı yasalara, değişikliklere gerek yok. Merkez Bankası Kanun’una “Merkez Bankası ihtiyaç halinde Hazine’ye istediği parayı verir” diye bir hüküm konsa bu işlem daha kolay olurdu. Çünkü ikisi de para basmayla sonuçlanacağı için farklı adlar konulsa da sonuçları itibarıyla aynı kapıya çıkıyor.

Günümüzde Merkez Bankası’nın anonim şirket statüsünde de olsa yedek akçe ayırmasına gerek yok. Para basma yetkisi olan bir kurumun yedek akçe ayırması çok da anlamlı görünmüyor. Ama daha anlamsızı kısa vadeli avans uygulamasını kaldırmış bir ülkenin, ondan çok daha kötü bir uygulamayla Merkez Bankasından Hazineye para aktarması.

Oysa Merkez Bankası’nın ayırdığı yedek akçelerle döviz ve/veya altın alıp bunları rezervlerine eklemesi şeklinde bir değişiklik yapılsaydı kaybedilmiş itibar geri kazanılabilirdi.

Dolar TL Kurunun Yükselişi ve Düşüşü

Dolar TL Kurunun Yükselişi ve Düşüşü

Dr. Mahfi Eğilmez
http://www.mahfiegilmez.com/ 12.5.19

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Son birkaç haftada, özellikle İstanbul seçimleriyle ilgili olarak yaşanan kriz sonrasında, USD/TL kuru önce hızlı bir yükseliş yaşadı ve gün içinde 6,25’e dek yükseldi, sonra hızlı bir düşüşle haftayı 5,98 ile kapattı.

Hızlı yükselmenin nedenleri belli, onlar üzerinde çok duruldu: Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının giderek kaybolması, TBMM’nin yalnızca süs olarak kalması, ekonomide doğru adımların atılamamasına ek olarak son dönemde yaşanan İstanbul seçimleri krizi kuru hızla yukarılara taşıdı. Birçok kişi eskiden işin siyasal yönüyle ilgilenmeyip ekonomik yönüyle ilgilenirken şimdilerde önce hukuk demeye başladı.

USD/TL kuru bu kaygılarla Perşembe günü zirve yapmışken Cuma günü düşmeye başladı. Bunda iki etki var:

(1) Merkez Bankası’nın faizi artırması. Görünüşe bakılırsa Merkez Bankası’nın bankaları fonlamakta kullandığı temel araç olan haftalık repo ihalesi faizi (politika faizi) %24. Ve buna hiç dokunulmadı. Dünya, hala Merkez Bankası faizi olarak bu oranı geçerli sanıyor.

Buna karşılık Merkez Bankası, haftalık repo ihalesi yöntemiyle borç vermeyi (süresi belli olmayan) bir süre için uygulamadan kaldırdığını açıkladı. Bunun anlamı bankaları faiz oranı %25,5 olan gecelik faiz oranıyla fonlayacağı idi. Yani Merkez Bankası faizi gerçekte 1,5 puan artırmış oldu. Bu artışın USD/TL kuru üzerinde baskı yaratması normaldir. Ama bu baskı 6,20’lerde oluşmuş bir kuru 5,98’e düşürmeye yetecek bir etki yaratmaz.

(2) Önceleri Türk bankalarının 1 milyar $ satarak TL’nin değer kazanmasının sağlandığı haberi her tarafta çıktı. Sonra hafta biterken Reuters, BBC Türkçe ve Bloomberg, bu satışların bu hafta içinde 4,5 milyar Doları bulduğunu yazdılar. İşte kuru asıl düşüren hamle budur. Şimdi bu hamleleri irdeleyelim.

Merkez Bankası, kurda artış başladığında niçin toplanıp faizi artırma kararı almadı da bu şekilde örtülü faiz artırmaya gitti? Bunun ilk nedeni faiz artırımına gitse yani %24’lük faizi mesela % 25,5’e yükseltse, dünya listelerinde faizi %24 yerine %25,5 olarak gözükecekti. Oysa bu hamleyle faizi artırdı ama dünya listelerinde faizi hala %24 olarak gözükmeye devam ediyor (bakınız: http://www.cbrates.com/). Bu, son yıllarda ekonomide çok kez tanık olduğumuz örtülü uygulamalardan birisi. Merkez Bankası bunu daha önce de birkaç kez yaptı. Dünya listesinde nasıl görünürse görünsün, faizin arttığını bankalar da piyasalar da bildiği için, bu karar kur üzerinde baskı yarattı.

Asıl etkinin, çeşitli yabancı ve yerli medya organlarında yer alan son bir haftada kamu bankalarının yaptığı 4,5 milyar dolarlık satıştan geldiği anlaşılıyor. Dünya piyasaları, saat farklarının yarattığı durum nedeniyle 24 saat açık. Bizde piyasalar kapandığında Asya piyasaları açılıyor. Ne var ki bu piyasalarda her isteyen işlem yapamıyor. Bu piyasalarda işlem yapabilmek için orada forex hesabı bulunması gerekiyor. Bankaların doğal olarak forex hesapları var. Kamu bankaları aldıkları talimat gereğince bu piyasalarda Dolar satıp TL talep edince TL değer kazanmaya başlıyor (talep artışı, talep yasası gereği fiyatı yükseltir.) Böylece 4,5 milyar Dolar satıp da TL talep edilince TL değer kazandı yani kur hızla düştü.

Cuma günü bunlara eklenen bir başka gelişme daha oldu. O da S-400’lerin alımından vazgeçildiği iddiasıydı. Sonradan yalanlanmış olsa da, bu iddia da gün boyunca TL’nin güçlenmesinde etkili oldu.

  • İstanbul seçimlerinde yaşanan krizin yükselttiği USD/TL kurunu düşürmenin bedeli Merkez Bankası’nın faizi artırması ve kamu bankalarının 4,5 milyar $ satması oldu.

Herhangi bir ekonomik karar alınıp uygulanırken İktisatçının ilk sorması gereken soru şudur:

  • Maliyeti ne?

Bu soruyu göz ardı ederseniz yapamayacağınız iş yoktur.

Ama bu soruyu göz ardı etmenin faturası ileride önünüze konur.
=======================================================
Evet dostlar,

AKP = RTE’nin Türkiye’ye Kaldırılamaz ve Sürdürülemez Maliyeti

AKP = RTE‘nin ülkemize maliyeti her geçen gün daha da ağırlaşıyor..
Artık kaldırılamaz ve dayanılmaz bir kerteye erişti.

3 Kasım 2002 seçimiyle iktidar olduklarında 1 Dolar = 1,6 TL idi.. Günümüzde 6 TL’yi aşmış durumda ve elde – avuçta ne varsa savrularak ancak 6 TL’nin altında tutulmaya çalışılıyor. İstanbul’da 23 Haziran’da –hukuk paspas yapılarak– yenilenecek seçime dek seferberlik hatta -Anayasadan hukuksal olarak kaldırılmış olsa da- ekonomide sıkıyönetim var..

1 Doların 45 kuruş aşağıya çekilebilmesi, kamu bankalarının 4,5 milyar Dolar satmaları ile ancak sağlanabildi! 1 kuruş daha “ucuz” Dolar için Ulusal rezervlerden feda edilen 100 milyon Dolar!

Oysa 2019’da ödenecek borç faizleri ve anaparası için 200 milyar Dolar dolayında sıcak para girdisine gereksinim var.. Toplam ülke borcu yarım trilyon Dolara dayanmış durumda.

Damat Bakan bey yaylana yaylana birşeyler söylerken, inanın biz hiçbir şey anlayamıyoruz sözlerinden.. Soyut, kopuk, bağlantısız, temelsiz, irrasyonel şeyler.. Somur – berrak – açık ve anlaşılır hiçbir söz, plan, program yok!

Damat Bakan ne söylese yanılıyor, bu büyük başarı(!)

Erdoğan Ekonomideki yangını siyasal polemiklerle örtme telaşında. Taksim meydanı 1 Mayıs’ta işçilere ve Yeryüzü Sofrası kurmak isteyen anti – kapitalist müslümanlara yasak ama AKP’ye açık. İstanbul seçimlerinde CHP’yi PKK – dağ – terörizm ile yan yana koymaya çabalıyor.. Başkaca nevale kalmadı.

Ancak Merkez Bankasında da, birkaç kamu bankasında da Dolar satışlarına mecal kalmadı..

Vatandaşta tencereyi kaynatacak takat kalmadı..

Döviz çoooooooooooooooooook pahalı, ithalat zorunlu düşüyor, içeride mal – hizmet üretimi düşüyor; yaşam sürekli pahalılaşıyor ama AKP = Erdoğan dış ticaret açığının ve cari açığın azaldığını anlatıyor TOBB konuşmasında! Resesyona girmiş bir ekonomide başka ne olabilir ki?
Üstelik enflasyon içinde durgunluk = Resesyon! Acaba kimlerin bu masalları yutacağını sanıyor? İşin korkuncu, eğer kendisi inanıyorsa, yandı gülüm keten helva!

TBMM uzun tatilde, süs! 600 vekile m,lyarlar ödüyoruz??..
Oysa CBK ile ülke yönetilmeye çalışılıyor!? AYM tatilde, önüne getirilen CBK’lerini görüşmüyor!
YSK, 7 asıl üye le toplanıp karar alacak iken, sıradan bir dernekte bile yapılmayan hatayı (!) yapıyor ve 4 yedeği ile toplanıp İstanbul seçimini iptal ediyor 4/7 oy ile. Oysa 7 kişi toplansa belki de 3/4 iptali reddedecekti!? Bu bir kurgu mudur, nasıl açıklanabilir??

Vergi gelirleri düşüyor, çarşı – pazarda sebze – meyve fiyatları artık 2 rakamlı.. 10 TL altında ne kaldı? Ay sonunda 12,5 milyar TL bayram ikramiyesi verilecek 12,5 milyon emekliye.. Sonra? 2019’un tümü için öngörülen bütçe açığı neredeyse ilk 4 ayda verildi!

Erdoğan önüne geleni tehdit ediyor.. Spor kulüpleri, sanatçılar, TÜSİAD.. Ağzını açan “haddini aşmış oluyor” Erdoğan’a göre.. Bu artık AÇIK FAŞİZM aşamasıdır, başka birşey değil!

AKP = RTE‘nin örtülü ödeneği devasa hızla şişiyor.. Hiçbir denetim, sorgu yok, yok!
(Bkz. Örtülü Ödenekte 16 Yıl, Çiğdem Toker, SÖZCÜ, 10.5.19)

Yarım yüzyıllık iktisat hocası Prof. Esfendar Korkmaz SÖZCÜ‘de yazdı 2 gün önce :
(İflas riskimiz arttı – Esfender KORKMAZ, 10.5.19)

  • İFLAS RİSKİMİZ ARTTI!
    *******
    Geçen yıl 30 Temmuz’da web sitemizde yazmış ve sormuştuk :

AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR?

Aradan 8,5 yıl geçti ve İktisat hocası Prof. Korkmaz benzer saptamayı yapıyor..
Ama bu kez soru yok; açık – net uyarı ve felaket haberi var!
***
Merhum Kadir Mısıroğlu, “Şeriat gelsin de Türkiye batarsa batsın..” buyurmuştu.
(Kendisiyle KTV’de programımız için tıklayın : https://www.youtube.com/watch?v=Z_dNl4oEXY4)
AKP = RTE aynı yolun yolcusu mu?!

Türkiye’nin bu cendereden bir an önce kurtulması gerek, bir an önce!

Sevgi ve saygı ile. 12 Mayıs 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com