Dolarizasyon Yeniden Zirveye Giderken

KENDİME YAZILAR

Dolarizasyon Yeniden Zirveye Giderken

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
26 Eylül 2020

Dolarizasyon (teknik ifadesiyle para ikamesi); bir ekonomideki kişi ve kurumların yerel parayla birlikte döviz kullanmaları ve tasarruflarının bir kısmını döviz hesaplarında tutmaları olgusuna verilen isimdir. Bu olgunun tersine dönmesine yani döviz kullanan veya döviz mevduatında paralarını tutanların dövizlerini bozdurup yerel parayı tercih etmeye başlamalarına da ters dolarizasyon (teknik ifadesiyle ters para ikamesi) adı veriliyor.

Adı dolarizasyon olmakla birlikte bu olgu yerel para yerine ikame edilen diğer bütün yabancı para birimleri için geçerlidir. Bu olgunun en üst derecesi yerel para yerine tümüyle bir yabancı paranın kullanılmasıdır. Buna tam dolarizasyon deniyor. Mesela Ekvator ve Panama’da ABD Doları, KKTC’de de TL, Lihtenştayn’da İsviçre Frangı yerel para olarak kullanıldığı için bu ülkelerde tam dolarizasyon geçerlidir. Bunun yanı sıra konvertibiliteye geçmiş yani sermaye hareketlerini serbest bırakmış yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde yerel paranın yanında yabancı paralar kullanılmaya başlandığında bu duruma yarı dolarizasyon ya da yalnızca dolarizasyon deniyor. Birçok gelişme yolunda ülke ve Türkiye bu durumdadır.

Bir ülkede dolarizasyon oranını ölçmenin en kestirme yolu bankalardaki yabancı para mevduatının toplam mevduat içindeki payını hesaplamaktır (Dolarizasyon Oranı = Yabancı Para Mevduatı / Toplam Mevduat.) Aşağıdaki tablo 2002’den bu yana dolarizasyondaki gelişmeyi gösteriyor (tablo; BDDK, TCMB ve TÜİK verileri kullanılarak tarafımdan hazırlanmıştır.)

2002 2005 2007 2010 2013 2017 2018 2019 22 Eylül 2020
Milyar TL
Mevduat Toplamı 138,0 236,2 338,5 584,1 903,8 1.668,9 2.036,1 2.334,2 3.432,7
TL Mevduat 58,9 150,9 220,7 413,5 566,5 897,8 1.041,9 1.106,9 1.590,4
YP Mevduat 79,1 85,3 117,8 170,6 337,3 771,1 994,2 1.227,3 1.842,3
Yüzde
Mevduat Toplamı 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0
TL Mevduat/Toplam Mevduat 42,7 63,9 65,2 70,8 62,7 53,8 51,2 47,4 46,3
YP Mevduat/Toplam Mevduat 57,3 36,1 34,8 29,2 37,3 46,2 48,8 52,6 53,7
YP Mevduat (USD Cinsinden) 48,8 63,5 100,6 110,9 156,1 196,1 189,0 196,0 242,0
Enflasyon 29,8 7,7 8,4 6,4 7,4 11,9 20,3 11,8 11,8
USD/ TL Kuru 1,50 1,34 1,30 1,50 1,90 3,65 4,81 5,85 7,66

Türkiye, 1990 yılında konvertibiliteye geçtikten sonra yüksek enflasyonla birlikte dolarizasyon olgusunu birlikte yaşadı. İnsanlar ellerine geçen paralardan harcamalarına yetecek kadar olanını TL cinsinden alıkoyup geri kalanını döviz cinsinden tutmaya yöneldiler. Mevduat olarak bankalarda tutulan paralarda da yabancı para mevduatın ağırlığı artış gösterdi ve para ikamesi ortaya çıktı. 2001 krizine gidilirken dolarizasyon zirvedeydi. Tablo bize 2001 krizinin de etkisiyle 2002 yılında dolarizasyon oranının (YP Mevduat / Toplam Mevduat) %57,3 düzeyine yükseldiğini gösteriyor. Sonraki yıllarda ekonomide yaşanan düzelmenin, enflasyon ve faiz oranının düşmesinin, AB ile tam üyelik müzakerelerinin ve komşularla yaşanan yumuşamanın sonucu olarak TL’ye dönüş ve dolayısıyla ters dolarizasyon yaşandı. Ters dolarizasyon eğilimi 2010 yılı sonuna kadar sürdü. Dikkat edilecek olursa 2002 – 2010 arasında USD/TL kuru da pek değişmeden kalmış görünüyor. Dolar kurundaki bu durağanlık büyük ölçüde ters dolarizasyon ve güven artışı sonucu ülkeye döviz girişinin karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya çıktı. Sonrasında ekonomiye güven kaybıyla birlikte yeniden dolarizasyona dönüş başladı. Bu eğilim 2017’den başlayarak TL’nin iç ve dış değerindeki hızlanan değer kaybıyla birlikte artış sergilendi. Bugün geldiğimiz %53,7 oranı 2002’deki % 57,3 oranına çok yaklaşmış görünüyor. 2010 sonrasında TL’nin iç değer kaybını (enflasyon) tablonun sondan ikinci satırından ve dış değer kaybını tablonun son satırından izlemek mümkün.

Bu anlattıklarımızı daha açık gösterebilmek için tablodaki dolarizasyon oranlarını (YP Mevduat/Toplam Mevduat) ve USD/TL kurlarını bir grafikte gösterelim:

Dolarizasyon olgusunun altında birçok neden yatıyor. Bunlar arasında yüksek enflasyon, negatif reel faiz, paranın dış değerinin hızla düşmesi en önemlileri. Bu saydıklarımızı besleyen neden de risk artışıyla ortaya çıkan ekonomiye ve yerel paraya karşı güven kaybı. Eğer 2002 – 2010 arasında başardığımız ters dolarizasyonu yeniden gerçekleştirmek istiyorsak riskleri düşürüp ekonomi ve TL için güven artırıcı önlemlerle işe başlamamız gerecek.

Ekonomideki İllüzyonlar

KENDİME YAZILAR…

Ekonomideki İllüzyonlar

İllüzyon ya da yanılsama, gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Çölde, güneşin kumdaki yansımalarını su birikintisi sanmaya yol açan serap gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamaya örnektir. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içinde aynı renk kadifeyle kaplı cebi ya da bölmeyi renk aynılığından dolayı kimse fark etmez. Bu gibi yanılsamaya yol açan oyunları yapanlara illüzyonist deniyor.

Özellikle parasının iç değer kaybının (enflasyon) ve dış değer kaybının yüksek olduğu ekonomilerde karşılaşılan birçok olay, ortaya çıkardığı farklı görünümler nedeniyle yanılsamalara yol açar. İnsanların gayrimenkulleri ikinci elden satışa çıkardıkları zaman karşılaştıkları yanılsamalar buna örnek oluşturur. Diyelim ki bir kişi 2010 yılı 7 Temmuz günü 1 milyon liraya satın aldığı bir konutu 2020 yılının 7 Temmuz günü 2,5 milyon liraya satmış olsun. İlk bakışta bu işlemden 1,5 milyon lira kazanmış görünür. Bu, tipik bir yanılsamadır. 7 Temmuz 2010’da USD/TL kuru 1,55 idi. Yani o tarihte 1 milyon lira ile dolar satın almış olsaydı 645 bin doları olacaktı. Bugün USD/TL kuru 6,86 olduğuna göre 645 bin doların karşılığı 4,4 milyon lira ediyor. Bu durumda bu kişi döviz almak yerine gayrimenkul alarak 1,9 milyon lira kaybetmiş olmaktadır ( söz konusu tarihlere ait satış kurları için kaynak: TCMB.) Bu on yılda 1,9 milyon liradan az kira geliri elde etmişse (ki o kadar kira geliri elde etmesine olanak yok) yine de zararda olacaktır.

Ekonomi biliminde illüzyon sözcüğü ilk kez İtalyan iktisatçı Amilcare Puviani tarafından 1897 tarihli “Teoria della illusione nelle entrate publiche” ve 1903 tarihli “Teoria della illusione finenziaria” adlı kitaplarda mali illüzyon biçiminde kullanılmıştır. Puviani’ye göre eğer kamu gelirleri ve özellikle vergilerin miktarı halk tarafından tam olarak bilinmezse, halk, kamu kesiminin olduğundan düşük maliyetle çalıştığını zanneder ve kamu harcamalarının artırılmasına itiraz etmez. O nedenle de hükümetler topladıkları vergiyi daha düşük göstermek için bir bölümünü gizlemeye yönelebilirler.

Türkiye’de mali illüzyon, vergi gelirlerinin düşük gösterilmesinden çok kamu harcamalarının düşük gösterilmesine yönelik bir yaklaşım olarak çıkıyor karşımıza. 1980’lerde kamu harcamalarının hızla artması sonucu bazı kalemlerin bütçe dışı fonlara devredilmesi yoluyla harcama artışlarının kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılması yoluna gidilmişti. Bugün de benzeri uygulamalar Varlık Fonu ve kamu bankaları eliyle yürütülüyor. Böylece kamu kesiminin gerçek harcama miktarı saklanmış oluyor.

Merkez Bankası da ilginç illüzyonlara başvuruyor. Enflasyon hedeflemesi yöntemi uygulayan Merkez Bankası, hiçbir zaman tutturamamış olsa da her yıl %5’lik enflasyon hedefi koymaya devam ediyor. Aslında uyguladığı para politikasıyla enflasyonu etkileyebilecekmiş gibi bir illüzyon yaratıyor ve bunun anlaşılmaması için faizi indirmeye devam ediyor. Merkez Bankası, önceleri kuru denetleyebilmek için rezervlerden döviz satışı yaparak bir başka illüzyon daha yaratırdı, son dönemlerde bu görevi kamu bankalarına devretti.

Şimdilik ekonomideki illüzyonlar ikna edici görünüyor. Bakalım insanlar kutunun içindeki bölmeyi ne zaman fark edecek? (9 Temmuz 2020)

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

Covid – 19, Para Basımı ve IMF’nin Yeni İmkânı

KENDİME YAZILAR

Covid – 19,
Para Basımı ve IMF’nin Yeni İmkânı

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye para basıyor mu? Covid – 19 salgını nedeniyle küresel sistemin tümü etki altında bulunuyor. Bu etkiler sağlık alanından başladı, ekonomiye, sosyal ve siyasal yaşama ve kişisel yaşama kadar uzandı. Dünyada birçok ülke salgının bu etkilerini hafifletmek için önlemler aldı. Çin, Kore ve diğer Uzakdoğu ülkeleri en sıkı önlemleri aldılar, ABD ve Avrupa ülkeleri baştan hafife aldıkları salgının etkileri büyüyünce işi ciddileştirdiler. Ekonomide alınan en belirgin önlemler parasal gevşemeyi artırmak yani para basmak ve vergileri düşürmek şeklinde ortaya çıktı. Devletler, bastıkları paralarla işletmelerin ve kişilerin birçok yükünü üstlendi. Bazı ülkelerde devletler şirketlere ve kişilere doğrudan gelir desteği vermeye yöneldi.

Tersi düşünülse de bu sorunun yanıtı olumludur. Merkez Bankasının kamu bankalarına döviz satıp geri alarak yarattığı kârı da ekleyip artırdığı kârını ilk ayda hazineye devretmesiyle aslında Türkiye Covid – 19 salgınından önce para basmaya başlamıştı. Sonrasında piyasaya TL verip, fazlasını dolar satarak çekmek yoluyla buna devam etti. Bu aşamada parasal duruma tablo eşliğiyle bakalım. 10 Nisan 2020 itibarıyla parasal göstergeler şöyledir:

PARASAL GÖSTERGELER 2017 2018 2019 Nisan 2020
Dolaşımdaki Para Milyar TL 119,1 123,4 145,0 171,1
M1 Milyar TL 449,6 512,5 712,8 862,1
M2 Milyar TL 1.624,6 1.941,0 2.457,5 2.726,6
M3 Milyar TL 1.675,8 1.988,0 2.575,2 2.837,1
V = Dolanım Hızı (M2’ye göre) 1,91 1,92 1,74 1,80
M2 / GSYH % 14,5 13,8 16,7 17,7
MB REZERVLERİ Milyar USD 107,6 92,0 106,3 89,5
Brüt Döviz Rezervi 84,1 72,0 81,2 58,2
MB Altın Rezervleri 23,5 20,0 25,1 31,3
Kaynak: TCMB, BDDK

Bu tabloda artışlar yeşille azalışlar sarıyla işaretlenmiş bulunuyor. Tablonun ilk bölümü para arzını gösteriyor. Dolaşımdaki para miktarındaki değişimlere bakarsak 2018 yılında 2017 yılına göre %3,6, 2019 yılında 2018 yılına göre %17,5 ve 2020 yılının ilk üç ayında 2019 yılına göre %18 artış olduğunu görebiliriz. Bu da bize, bu yılın ilk üç ayında geçen yılın tamamı kadar dolaşımdaki para artışı olduğunu gösteriyor. Ki 2018 yılında da dolaşımdaki para miktarı bir önceki yıla göre çok artmıştı.

İlk tablodaki döviz ve altın rezervleri de ilginç bir görünüm sergiliyor. 2020 yılının ilk 3 ayında altın rezervi artarken brüt döviz rezervi ciddi bir düşüş sergilemiş. Merkez Bankasının altın satın aldığını biliyoruz ama bu artış daha çok altın değerinin artışıyla ilgili.

Özetle söylemek gerekirse Türkiye para basıyor!

Bastığı parayı hazineye veriyor, hazine bununla gereken ödemeleri yapıyor, para piyasada kalmasın diye bastığı paranın bir kısmını döviz satarak geri topluyor. Bunu da döviz rezervlerindeki azalıştan görebiliyoruz. Parayı niçin topluyor derseniz onun da nedeni enflasyonu denetlemek ve faiz artışının önüne geçmek. Aksi taktirde faiz artırmak zorunda kalacak.

  • Para basma işini çok daha programlı ve sonucu önceden açıklanmış olarak yapmak gerekir.

Hazine, Merkez Bankasından bu şekilde para almak yerine tahvil vererek belirli süreli avans alabilir (bunun için yasa değişikliği gerekir) ve Covid – 19 salgını bitip de yaşam normale döndüğünde bunu, önceden açıklanmış bir program içinde Merkez Bankasına iade eder. Bu şekilde önceden açıklanacak şeffaf bir program enflasyon üzerinde çok daha az baskı yapar.

IMF’nin Sunduğu Yeni İmkân ve Türkiye

IMF, doğal afetler, yaygın hastalıklar, emtia fiyatlarında şok artışlar gibi durumlarla karşılaşarak ödemeler dengesi sıkıntılarına düşen üye ülkeler için yarattığı Hızlı Finansman Enstrümanını (RFI) Covid – 19 salgınının yarattığı sorunları çözmek için biraz daha genişletmiş bulunuyor. Buna göre Covid – 19 salgınının etkisiyle ödemeler dengesi sıkıntısına giren ülkeler IMF’den daha yüksek miktarda kullanım yapabilecekler. RFI çerçevesinde kullanılabilecek mali yardım 3,8 yıl ile 5 yılda geri ödenecek. Bu imkân, stand by düzenlemesinde olduğu gibi sıkı koşullara tabi bulunmuyor. Bir başka ifadeyle bu destek için başvuran ülkenin bir IMF programına girmesi ya da bazı uygulama koşullarına tabi olması gerekmiyor. Buna karşılık IMF ile işbirliği içinde ödemeler dengesi sorununu çözmeyi taahhüt etmesi gerekiyor.

IMF, 2020 yılı için yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık başvuru olacağını öngörüyor. 9 Nisana kadar 87 ülkenin bu imkândan yararlanmak için başvurduğunu belirtiyor. Başvuru sayısının çokluğu ve eldeki imkânların durumu dikkate alınarak IMF bu imkândan yararlanma limitini ülke kotasının %150’siyle sınırlamış bulunuyor. Örnek olarak Türkiye’yi alırsak Türkiye’nin IMF’deki kotası 4.659 milyar SDR yani 6.346 milyar Dolar. Demek ki Türkiye bu imkânı kullanmak istesre IMF’den yaklaşık 9,5 milyar Dolar kullanabilecek. RFI imkânının faiz oranı yıllık %1,5 dolayında bulunuyor.

Görüldüğü üzere yüksek bir miktar kullanılması mümkün olmasa da düşük faizli, uzun sayılabilecek bir geri ödeme vadesine sahip ve IMF’nin normal imkânlarına göre çok daha kolay kullanılabilir olması bu imkânı çekici kılıyor.

Türkiye’nin bu imkândan yararlanma yolunda açıklanmış bir tercihi bulunmuyor.

IMF Konusunda Not:

IMF konusu gündeme gelince IMF imkânları konusunda yazı yazmamı isteyen okurlar oldu. Oysa böyle bir yazıyı yakın geçmişte yazmıştım. Linki aşağıda veriyorum. Orada IMF ve imkânları hakkında ayrıntılı bilgiyi bulabilirsiniz.

http://www.mahfiegilmez.com/2019/09/imf-ve-turkiye.html

=============================
Dostlar,

Dileyelim Türkiye’de Dolar milyarderleri GÖNÜLLÜ KATKI versinler şu afet ortamında..

Türkiye, Dolar milyarderi sayısı bakımından dünyada önlerde geliyor. Örn. salt İstanbul, 44 Dolar milyarderi sayısı ile dünyada 8. sırada.. Ankara, İzmir… de dikkate alınırsa, yaklaşık 50 Dolar milyarderimiz 100’er milyon Dolar bağışlasalar, 5 milyar Dolar ya da günümüz kuru ile 1 Dolar = 6,5 TL’den 33 milyar TL yapar. Bu tutar, IMF’den yıllık %1,5 faizle alınabilecek en üst tutarın yarısı dolayındadır ama yereldir, borç dış değildir.

Üstelik öyle bir küresel finansal konjonktür içindeyiz ki, ABD ve AB bankalarında 16 trilyon dolara yakın mevduat negatif faizle tutulmakta. Yani bedelsiz kredi gibi.. İşte güçlü ekonomi olmak böyle bir şey. Türkiye’nin çıkardığı devlet borçlanma senetleri ise Dolar temelli olarak tefeci faizi sayılan %7-8’ler dolayında faize karşın alıcı bulamıyor ve Türkiye dış borç bulamıyor neredeyse! Tek başına 18. yılındaki AKP iktidarının ülkemizi sürüklediği yer burası. Üstelik 130 milyar dolar dolayındaki borcu 450 milyar dolara çıkartarak..

2020 merkezi yönetim bütçesi perilan halerde. Ödenecek borç faizi 139 milyar TL ve 1,1 trilyon TL tutarlı bütçenin 1/8’i düzeyinde. Yani bütçedeki her 8 TL’den 1’i kamu borcunun faizi.. Tablo böyle perişan iken, Erdoğan, bu dolar milyarderlerini gönüülü bağışa davet etmedi.. Devlet memurlarından “salma” salarcasına adeta zorunlu kesintiler, rakam ve ünvan belirtilerek kurumlarca genelge yapıldı!
*****
Fatih Altaylı şunları yazdı ;

Bu projelere ödemede bir sorun olmayacakmış. İndirim mindirim yok. Erteleme, öteleme yok. Paralarını takır takır ya da tıkır tıkır alacaklar. İster geçip bizzat ödeyin, isterseniz o yolları,
o köprüleri hiç görmediğiniz halde sizin cebinizden çıksın. O paralar ödenecek. “Şanslı müteahhitler” paralarını alacak. Tekalif-i Milliye yani Milli Yükümlülük mantığı ile yapılan yardımların 1,8 milyar TL olduğu söylenmişti son olarak. Meğer Milli Yükümlüğümüz
bu ödemeleri yapmakmış.” düşüncesini dile getirdi.

Altaylı, “Dişimizi sıkıp biraz daha yardım edebilirsek yani yaklaşık bir 800 milyon TL daha bağış yaparsak, Osmangazi Köprüsü’nün ve İstanbul-İzmir Otoyolu’nun bu yıl kamu tarafından ödenecek 2,6 milyar TL’sini toplamış oluruz mesela. Bir 800 milyoncuk daha toplamamız gerekiyor.

Yetecek mi? Yetmez ama evet. Çünkü bir de Kuzey Marmara Otoyolu’nun açılan kesimi için kamunun yapması gereken yaklaşık bir 600-650 milyon TL daha var. Yani biraz daha Tekalif-i Milliye gerekiyor.

https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/fatih-altayl%c4%b1-yap-i%c5%9flet-devret-projelerinin-paras%c4%b1-haz%c4%b1rm%c4%b1%c5%9f/ar-BB12qZvj?ocid=chromentp 10.4.2020

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 11.04.2020

Ekonomide Durum Tespiti

Ekonomide Durum Tespiti

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
http://www.mahfiegilmez.com/2019/09/ekonomide-durum-tespiti.html? 16.09.2019

Durum tespiti; içinde bulunulan durumun niteliğini, koşullarını, kullanılabilecek araçları tespit ederek neler yapılması gerektiği belirlemeye çalışmak demektir. Aşağıda ekonomiyi özetleyen grafikleri sunuyorum.

Değerlendirme Tablosu

Gösterge Mevcut Görünüm Yapılması Gerekenler
Sanayi Üretimi Ekside, kararsız Riskleri azaltıp, yatırım iştahını artırmak gerekir.
Perakende Satışlar Ekside, toparlanamıyor Beklentileri düzeltmek gerekir.
İşsizlik Oranı Arındırılmış işsizliğin inişe geçmesi olumlu. Ama henüz sorun çözüm yolunda görünmüyor. Ekonomiyi canlandırmak gerekir.
Bütçe Dengesi Bozuluyor Kamu harcamalarını düşürmek gerekir.
Enflasyon Düşüşte, baz etkisine göre yön belirleyecek Faizi indirirken gösterilen cesareti yükseltmek için de göstermek gerekir.
USD/TL Kuru İnişli çıkışlı bir trend izliyor Riskleri düşürmek gerekir.
Cari Denge Fazla verecek Üretimi canlandırmak için fırsat.
Petrol Fiyatları Çıkışa geçmesi cari dengeyi etkileyecek İçeride yapılabilecek bir şey yok.

Grafikler için kaynaklar: TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB siteleri ve Bloomberg HT sitesi.

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

KENDİME YAZILAR

Dr. Mahfi Eğilmez

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

Merkez Bankası’nın Zorunlu Karşılıklar Kararı

Merkez Bankası, bankaların açtığı kredilerin ekonominin toparlanmasına yetmediği görüşünden hareketle mevduata uyguladığı zorunlu karşılıkların[i] oranlarını ve bu karşılıklar için ödediği faizin oranını [ii] bankaların kredi artışlarını dikkate alacak biçimde farklılaştırdı.

Aşağıdaki tablo bu yeni düzenleme sonrasında kredi artış oranına göre farklılaşan zorunlu karşılık oranlarını ve bu karşılıklara uygulanacak faiz oranlarını gösteriyor (zorunlu karşılıklar mevduatın cinsine ve vadesine göre farklılıklar göstermekle birlikte burada, konuyu basitleştirmek amacıyla, Türkiye’de tasarrufların en çok yoğunlaştığı 3 aya dek vadeli mevduat örnek olarak alınmıştır.)

TL Zorunlu Karşılık Oranları %
Kredilerini %10 – 20 aralığında artıran bankalar için 2
Öbürleri için 7
TL Zorunlu Karşılık Faiz Oranları %
Kredilerini %10 – 20 aralığında artıran bankalar için 15
Öbürleri için 5

Bu yeni düzenleme ile piyasaya yaklaşık 5,4 milyar TL ve 2,9 milyar ABD doları karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği tahmin ediliyor.

Bu düzenlemenin açıklanmasının ardından kurlarda yükseliş başladı. Normal olarak piyasaya ek döviz verildiğinde kurlarda düşüş olması gerekir. Piyasaya 2,9 milyar dolar karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği açıklandığı halde kurlarda niçin artış yaşandı? Bu soruyu yanıtlayabilmek için düzenlemenin yarattığı sorunlara bir göz atalım: (1) Firmaların kredi borçlarını ödeme konusunda sıkıntı çektiği bir ortamda bankaların kredi artışına zorlanması doğru bir yaklaşım değil. Her bankanın kendine özel durumu ve buna uygun bir sermaye yeterlilik rasyosu (AS: oranı) var. Zorlamayla artırılan kredilerin geri dönmemesi durumunda sermaye yeterlilik rasyolarının zorlanmasıyla bu bankalar zor duruma düşebilir. Gerçekte çoğu da bugün rahat bir konumda değiller. Bankaların zor duruma düşmesi ekonomiyi iyice içinden çıkılmaz bir noktaya taşıyabilir. (2) Bu düzenleme rekabet kurallarına aykırı görünüyor. Çünkü kamu bankaları hükümetten aldıkları talimatla kredilerini artırıyor, faizlerini düşürüyorlar. Sonuçta bu bankaların sahibi kamu kesimi olduğu için artan kredilerden sorun çıkması durumunda sermaye artırımı gereksinimlerini Hazine, topladığı vergi vb. karşılıksız fonlarla karşılayabilir. Oysa özel kesim bankaları için böyle bir olanak yok. Dolayısıyla onların kredilerini aynı kolaylıkla artırıp bu indirimlerden yararlanmaları o ölçüde kolay değil.

Döviz Kurları Niçin Yükseldi?

İktisatçılara, finansçılara, piyasa analistlerine, bankacılara özetle ekonomiyle ilgisi olan herkese vatandaştan son dönemlerde en çok yönelen soru: “Kurlar niçin yükseliyor?” Hemen arkasından 2. soru geliyor: “Bu yükseliş devam eder mi?” Eğer ilk iki soruyu yanıtlamışsanız 3. soru da geliyor: “Yıl sonunda kur ne olur?”

Son iki günde kurlarda yaşanan yükseliş (ya da TL’nin dış değerindeki kayıplar) Türkiye’ye özgü değil. Özellikle Arjantin’in kredi notunun Fitch ve S&P tarafından çöp düzeyine indirilmesi sonrasında gelişme yolundaki ekonomilerin paralarının dış değerlerinde düşüşler oldu.

Aşağıdaki tablo kırılgan beşli ülkelerinin paralarının Dolara karşı değer kayıp / kazançlarını ve parasal durumlarını etkileyen başlıca göstergeleri gösteriyor (Kaynak: https://www.bloomberg.com/markets/currencies)

       1 USD Karşılığı Ülke Paraları Dolara Karşı Değişim (%)
2017 2018 20.08.2019 2018/2017 2019/2018
Brezilya (Real) 3,3125 3,8812 4,0746 -14,65 -4,75
Endonezya (Rupiah) 13.550 14.390 14.267,5 -5,84 0,86
Hindistan (Rupee) 63,8725 69,7675 71,6588 -8,45 -2,64
G. Afrika (Rand) 12,3828 14,3467 15,3604 -13,69 -6,60
Türkiye (TL) 3,7872 5,2894 5,7239 -28,40 -7,59
Türkiye (TL) Hariç Ortalama -10,66 -3,28
Enflasyon MB Faizi CDS
Brezilya 3,22 6,00 138
Endonezya 3,32 5,75 93
Hindistan 3,15 5,40 74
G. Afrika 4,50 6,50 191
Türkiye 16,65 19,75 406
Türkiye Hariç Ortalama 3,55 5,91 124

Türkiye bu tablolara göre en riskli ekonomi görünümünde kalmaya devam ediyor. Enflasyonu, Merkez Bankası faizi ve risk derecesini gösteren CDS primi en yüksek ekonomi konumunda. Böyle olunca parasının değer kaybında da en önde gidiyor. Türkiye’ye en yakın ekonomi Güney Afrika, onu Brezilya izliyor. Brezilya, birçok sıkıntıya karşın son zamanlarda özellikle komşu Arjantin’deki olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen ülke konumunda bulunuyor.

Türkiye, risk sorununu çözemiyor. Tam tersine risklerini artırıyor. Örneğin ABD ile ilişkileri olumlu yönde gelişmeye başlarken bu kez başka bazı olumsuz gelişmeler ortaya çıkıyor. Ekonomide atılan birçok adım, mesela Merkez Bankası’nın sorunları arkadan dolaşarak çözme çabaları riskleri artırıyor. Riskler artınca da ister istemez kurlar yükseliyor. Sonuçta ortaya konulan birçok çaba da boşa gitmiş oluyor. Ve Türkiye sürekli ve inatla bunları yapıyor, yapısal reformları yapmamak için çeşitli yan yollara girip oralarda tıkanıyor. İşin kötüsü bu yeni bir eğilim de değil. Son 50 yılda Türkiye hep bunu tekrarladı.

Geldiğimiz noktada Türkiye, dünyanın en riskli ekonomilerinden birisi konumunda bulunuyor.

Aşağıdaki tablo dünyanın risk haritasını gösteriyor (Kaynak: http://www.worldgovernmentbonds.com/sovereign-cds/)

Açık yeşiller CDS primi 100’ün altında olan düşük riskli ülkeleri, sarılar 100 ile 300 arasında CDS’e sahip orta riskli ülkeleri, kırmızılar CDS primi 300’den fazla yani yüksek riskli ülkeleri gösteriyor.

Kırmızı ile işaretlenmiş yüksek riskli ülkeler Arjantin, Venezuela, Pakistan, Ukrayna ve Türkiye. Ne yazık ki yıllardır yapısal sorunları çözmek yerine hep kestirme yollardan gidip mucize yaratmaya çalışarak kaybedilen zamanların faturası bu. Bunun son örneği zorunlu karşılıkları rekabeti bozacak biçimde kullanmak.

Türkiye’nin artık bu tür kestirmeden giderek sağlamaya çalıştığı geçici çözümleri bir kenara bırakıp gerçek ve kalıcı çözümlere girmesi şarttır. Yapılması gereken şeyler en başta hukukun üstünlüğü, yargı reformu, demokrasi, erkler ayrımı ile başlayıp ekonomik düzenlemelerle devam ettirilmesi gereken yapısal reformlar. Türkiye bundan kaçtığı son 60 yıl süresince belirli aralıklara başladığı noktaya dönmüş olmasına karşın hala kestirme yollar aramaya ve geçici çözümler denemeye devam ediyor.

Hataları tekrar ederek doğruyu bulmak ne yazık ki mümkün değil.

[i] Zorunlu karşılıklar: Merkez Bankasının, kabul ettikleri mevduat karşılığında bankaların kendisine yatırılmasını zorunlu kıldığı miktarlardır. Zorunlu karşılık oranının yüzde 10 olduğunu ve bir kişinin bir bankaya 10.000 TL mevduat yatırdığını düşünelim. Bu durumda söz konusu banka bu mevduatın yüzde 10’u olan 1.000 TL’yi ayırıp zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası’na yollayacak ve kalan 9.000 TL’lik bölümünü kredi olarak kullandırabilecektir.

[ii]Merkez Bankası zorunlu karşılıklar için bankalara faiz öder. Bu oran genellikle piyasa faizinden düşüktür. Bu oranın yüzde 5 olduğunu varsayalım. Bu durumda Merkez Bankası söz konusu bankaya yıllık (1.000 x 0,05 =) 50 TL faiz ödeyecektir.