Özdeyişlerim (Aforizmalar)

KENDİME YAZILAR

Özdeyişlerim (Aforizmalar)

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
07 Nisan 2021

“Bir kez yalan söylemeye başlarsanız sonuna dek yalan söylemek zorunda kalırsınız.”
“Sorunu yanlış tanımladığımız sürece çözümü bulamayız.”
“İnsanlar gördüklerine değil de duyduklarına inanmaya başlamışsa doğruları anlatmak giderek zorlaşır.”
“Yaptığınız hataları kabul edip düzeltmek yerine kendinizi haklı göstermeye çabalarsanız yaşamınız bir hatalar zincirine dönüşür.”
“Riskleri düşürmek istiyorsanız, hatalarınızı kabul edip düzeltmeye başlayın.”
“En büyük risk hatayı kabul etmemekle oluşur.”
“Kimse dinlemese de gerçekleri konuşmaya devam etmek gerek. Gerçekleri konuşmazsak bir süre sonra gerçeğin ne olduğu unutulur.”
“Hata yaptığımızı kabul etmenin zayıflık değil erdem olduğunu görebildiğimiz andan başlayarak doğruyu bulmaya yaklaşabiliriz.”
“Gerçekler teorimize uymuyorsa teorimizi değiştirmemiz gerekir. Teorimizi değiştirecek yerde gerçekleri değiştirmeye çalışırsak yalnızca kendimizi kandırmış oluruz.”
“Türkiye, son kırk yılda risklerini düşürmeye değil faizi düşürmeye odaklandığı için enflasyon sorununu çözemedi.”
“Faizi düşürmenin yolu riskleri düşürmekten geçer. Riskleri düşürebilirseniz kur düşer, kur düşünce enflasyon düşer, enflasyon düşünce faiz düşer. Mesele bu kadar basittir. Yapılması gereken tek şey konuya bilim penceresinden bakarak neden-sonuç ilişkisini doğru kurabilmektir.”
“Bir ülkede sürekli irrasyonel kararlar alınıyorsa irrasyonellik istikrar kazanmış olur ve insanlar kendilerini bu duruma uyarlamaya çalışırlar. Buna irrasyonelliği rasyonalize etme eylemi diyebiliriz.”
“Türkiye, istikrarsızlığı istikrarlı hale getiren, irrasyonelliği rasyonelleştiren bir yapı içinde görünüyor.”
“Faiz artırmayla sorunlar çözülebilseydi Türkiye dünyanın en sorunsuz ülkesi olurdu. Faiz artırımı geçici çözümdür. Yalnızca asıl adımları atabilmek için zaman kazandırır.”
“Bugüne dek açıklanan her reform paketi reform umudunun biraz daha azalmasına yol açtı.”
Yapısal reformların yapılmamasından daha kötüsü, yapılıyormuş havası yaratılmasıdır.”
“Bir insan büyürken bilgisini, kültürünü, görgüsünü artırırsa nitelikli insan olur. Artıramazsa salt büyümüş olur. Ekonomi de böyledir. Büyürken demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, düşünce özgürlüğünü geliştirebilirse büyümeyle birlikte kalkınır, geliştiremezse yalnızca büyümüş olur.”
“Risk almak başka şeydir, risk yaratmak başka şey. Risk alırsanız kazanabilirsiniz ama risk yaratırsanız kaybedeceğiniz kesindir.”
Sıcak para faizin yükseldiği, kurun düştüğü ortamları sever. Kur yükseldiğinde faiz değişmiyorsa sıcak para kaçar. Faizi sürekli artıramayacağımıza göre sıcak parayı sürekli tutmanın yolu yoktur. Asıl olan doğrudan yatırımı çekebilmektir. Onun da yolu risk yaratmamaktır.”
“Bizde yapısal reformların ilk adımı, kamu yönetiminde ‘söz gümüşse sükût (susmak) altındır’ atasözüne uygun davranılmasını sağlamak olmalı.”
“Bir toplum, geçmişte çekilen acıları hatırlamaz, yapılan hataları değerlendirmezse aynı acıları çekmeye mahkûmdur. Tarihini doğru okumayan kuşaklar, gün gelir o tarihi başkalarından dinlemek zorunda kalırlar.”
“Bir okur: Peki siz niye siyasete girmiyorsunuz da benden istiyorsunuz diye sorarsanız Mahfi bey, ben sizin kadar tecrübeli değilim. Ben: Siz yeteri kadar tecrübeli olmadığınız için girmiyorsunuz siyasete, bense yeteri kadar tecrübeli olduğum için.”
“Enflasyon yükselirken bankalar mevduat faizlerini indiriyorsa ortada bir tuhaflık var demektir.”
Öğrenciler geleceğimizdir. Onların önerilerini dinlemeliyiz. 1968’de biz öğrenciydik. Başka ülkelerdeki öğrenciler gibi taleplerimiz vardı. Herkes öğrencilerini dinledi, çözümler getirdi, ileri gitti. Bizde kimse kimseyi dinlemedi ve kaybettik. Aynı hatayı tekrarlamayalım.”
“Kapitalizmin reset’i yani fabrika ayarlarına dönüşü bugünden çok daha kötüye dönüş anlamına gelir. Kapitalizmin fabrika ayarlarının nasıl olduğunu anlamak için Charles Dickens romanlarını (mesela Zor Zamanlar) okumak yeterli.”
“Geçmiş, geleceğin aynasıdır derler. O nedenle büyük sıfırlama adı altında masum görünen bu yaklaşımdan kuşku duymakta haksız değiliz.”
“Türkiye ekonomisinde sorunların temelinde risklerin yüksekliği yatıyor. Bir sorunu çözmenin yolu nedeni bulup onu ortadan kaldırmaktan geçer. Biz tersini yapıp sonuçtan gitmeye çabalıyoruz.”
“Riskleri ortadan kaldıramadığınız ya da en azından azaltamadığınız bir ortamda çözümler hep geçici olmaya mahkûmdur.”
“Bugünkü ekonomik sıkıntıların çoğu, gerçekte ekonomik olmayan nedenlerin yarattığı risk artışından kaynaklanıyor. O nedenle çözüm de oralardan başlamak zorunda.”
“İnşaata dayalı büyüme modeli uygulayan ekonomilerde faiz, neden gibi görünür.”
“2000’lere gelirken, seçimi yitirenlerin koltuktan kalkmasının erdem haline geleceği bir dünyayı hiçbirimiz düşünmemiştik sanırım.”
“Dünya, her alanda ve her yerde ciddi bir nitelik düşüşü yaşıyor. Meritokrasi hızla mediokrasiye, demokrasi hızla ahbap çavuş demokrasisine dönüşüyor. Kurtuluş gibi sunulan küreselleşme tam anlamıyla bir karabasana dönüştü.”

  • “Devlet, Varlık Fonu olsa da olmasa da her durumda hastalarına bakmalıdır. Devlet olmak böyle bir şeydir. Devlet, şirket değildir, kâr amacı gütmez, vatandaşını korur, hastasına bakar, toplum yararını gözetir.”

“Ekonominin temel uğraşı konuları bazı arkadaşların sandığı gibi dolar, borsa, türev işlemler gibi sorunlar değildir. Ekonomi, asıl olarak; tüketim, üretim, yatırım, tasarruf, değerin kaynağı, gelirin paylaşımı, paranın reel dünyayı etkileme biçimi gibi sorunlarla uğraşır.”
“Bir sorunun çözümü için her şeyden önce ortada bir sorun olduğunu kabul etmek gerekir.”
“Bir dönem yüksek faiz düşük kur vardı. Sonra düşük faiz yüksek kur dönemi geldi. Şimdi yüksek faiz yüksek kur var. Bütün bu dönemlerde riskler hep yüksekti. Riskleri düşüremediğimiz sürece faiz ve kurla oynayarak bir yere varamayız.”
“Ne oldu da kur yükseldi? Düşerken ne olduysa şimdi tersi olduğu için yükseldi. Faiz artırıldığı halde niçin böyle oldu? Faiz artışı tek başına kur sorununu çözmez. Asıl olan riskleri düşürmektir. Risk yaratmaya devam edersek kur da yükselmeye devam eder.”
“Benim yapısal reform yaklaşımımla IMF‘nin yapısal uyumlandırma yaklaşımının çakıştığı alan yalnızca ekonomideki bazı kısımlardır. Siyasal ve sosyal reformlar IMF programlarında hiçbir zaman yer almaz. Oysa onlar olmadan yapısal reform olmaz.”
Magna Carta‘dan beri (1215) demokrasinin olmazsa olmaz (sine qua non) koşulu; hükümetin halktan topladığı vergileri nerelere harcadığının hesabını kuruş kuruş vermesidir. Bu hesabın verilmediği yerde demokrasi yok demektir.”
Keynes: “Bir ülkede sermayenin gelişimi kumarhane faaliyetlerinin yan ürünü haline gelmişse, orada işler hastalıklı bir hal almıştır” der. Bugünün dünyasında büyük ölçüde kumarhane faaliyetine dönmüş finansal sistemi görse ne derdi acaba?”
“Her hipotez, altındaki varsayımlar ve çevrelendiği koşullarla ele alınıp değerlendirilmelidir. Aksi takdirde hipotez olmaktan çıkar, slogan haline dönüşür.”
“Kur yükselmesin diye döviz rezervlerini kullanıp kura müdahale ederseniz rezervler düşer, rezervler düşünce riskler artar, riskler artınca kur yükselir ve tekrar aynı noktaya gelirsiniz. Buna kısır döngü deniyor.”
“Önemli olan bizim dolara bakmamamız değil doların bize bakmaması.”
“TCMB’nin faiz konusunda ne karar vereceği sorusuna verdiğim yanıt hiç değişmez. Bu kez de aynı yanıtı vermiştim: TCMB’nin faiz kararını tahmin edemem, çünkü neye göre karar verdiğini bilmiyorum.”
“Uzman olmadığın konuda konuşma” diyen kişiye bakıyorsun, o konuda onun yaşı kadar okumuşluğun var. Gülsen mi ağlasan mı bilemiyorsun. Sonra bir bakıyorsun aynı kişi hiç anlamadığı ekonomi ve finans konularında uyduruk teoriler geliştirmekte sınır tanımıyor.”
Osmanlıyı bilim yolundan ayrılması, aydınlanmaya sırt çevirmesi batırdı. Bilimden ayrılanı kurt kapar.”
“Yaşam değişir, insanlar da değişir. Eğer yaşam değiştiği halde insanlar değişmiyorsa orada gelişme sağlanamaz. Türkiye, bugüne kadar değişime gösterdiği dirençle inanılmayacak kadar zaman yitirdi.”

  • “Analiz yapmayı, soru sormayı, sorgulamayı öğretemediğimiz bir kuşağa hangi bilgiyi verirsek verelim, sonuç almak mümkün değil.
  • Eğitimde öbür ayrıntıları ayıklayarak yalnızca bilim, felsefe, mantık ve analiz yapmaya yönelik bir anlayış benimsemeliyiz.”

TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ NOKTANIN GERİSİNDE YATAN NEDENLER

TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ NOKTANIN GERİSİNDE YATAN NEDENLER

Celal Topkan
XX nci Dönem CHP Adıyaman Milletvekili

Toplum ve siyaset bilimi: Kurumlar, kuruluşlar, siyasal partiler, devletler yanlışlar yapabilirler. Başarısız olabilirler. Yapılması gereken,

Yanlışlarla yüzleşmektir. “Gözlem ve deney” yapılarak, “neden – sonuç” ilişkisi kurularak yapılan yanlışların sorgulanmaktır.
Bir daha aynı yanlışları yapılmamanın yollarını aramaktır.
Yapılanma ve işleyişte, yenilenme ve değişime gitmektir diyor.
Aksi halde yanlışlar yapılması ve başarısızlık devam eder diyor.

Tarihsel süreç içinde, yanlışı ve başarısızlığı ile yüzleşen, gözlem ve deney” yaparak “neden -sonuç” ilişkisi kurarak yanlışlarını ve başarısızlığını sorgulayan,

Yapılanma ve işleyişinde, aklın ve bilimin öngörüsünde yenilenme ve değişime giden, kurumlar, kuruluşlar, devletler, başarılı olmuşlardır.

Buna karşın, gözlem ve deney” yaparak “neden – sonuç” ilişkisi kurarak yanlışlarını sorgulamayan, yapılanma ve işleyişinde yenilenme ve değişime gitmeyen, kurumlar, kuruluşlar, siyasal partiler, devletler sürekli başarısız olmuşlardır.

Siyasal Tarih, bunun sayısız örnekleri ile doludur.
***
Atatürk’ün, kurgulayıp planladığı, 20. Yüzyılın en büyük yenilik, değişim ve dönüşüm tasarımı (projesi) olan halk egemenliğine dayanan laik – demokratik – sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün yönetiminde, 29 Ekim 1923 tarihinde, aklın ve bilimin öngörüsüyle kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk, ömrünü halkına adadı. Dil, din, ırk, renk, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmadan, halkını yüceltmek için her şeyi yaptı.

Atatürk’ün yönetiminde devrimleri yapıldı..

  • Devrimlerle, insanı merkez alan, insana önem ve değer veren, insanın yüceltilmesini hedefleyen, toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel değişim ve dönüşümler yaşama geçirildi.

1938 yılına gelindiğinde Türkiye Cumhuriyeti, dünyada aklın ve bilimin öngörüsünde yönetilen, medeni, çağdaş ve uygar devletleri arasında, onurlu ve saygın yerini aldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin aklın – bilimin öngörüsünde planlayan, kuran ve örgütleyen Atatürk, kendisinden sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek olanlara aklı ve bilimi tinsel kalıt (manevi miras) olarak bıraktı. Türkiye Cumhuriyeti’ni, aklın ve bilimin öngörüsünde yönetmelerini istedi.

Doğulusu ile Batılısı ile dünyanın önde gelen tarihçileri, toplum bilimcileri, siyaset ve sosyal bilimcileri, üniversitelerin araştırma kuruluşları, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün liderliğini örnek gösterdiler. Atatürk’ün kurgulayıp planladığı, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin örnek alınacak ve örnek gösterilecek sistem ve model olduğunu ilan ettiler.

Nitekim, emperyalist ülkelerin işgali, baskısı ve sömürüsü altında yaşayan ülkeler, Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşında ortaya koyduğu liderliği, yaptıklarını ve başarılarını örnek aldılar. Onlar da, emperyalist işgal güçlerine karşı bağımsızlık savaşı başlattılar. Ülkelerini bağımsızlığa kavuşturdular. Ülkelerinde benzer değişim ve dönüşümler yaptılar.

Atatürk’ten sonra, 1938-2002 arasında, Türkiye Cumhuriyeti, O’nun miras bıraktığı, bilimsel akılcılık ekseninde yönetilmedi. Türkiye Cumhuriyeti, üzerine oturduğu coğrafyasının kendisine sunduğu, tarihsel ve kültürel zenginliklere, yeraltı ve yer üstü varlığına, genç ve dinamik insan gücü potansiyeline karşın gelişemedi, kalkınamadı ve varsıllaşamadı (zenginleşemedi). Toplumsal erinç (huzur) ve barışa kavuşamadı.

Fakat, 1938-2002 arasında yapılan seçimlerde İktidara gelen, Devleti yöneten partiler ve muhalefet partileri, yanlışlarıyla yüzleşmediler. Gözlem ve deney” yaparak “neden – sonuç” ilişkisi kurarak yanlışlarını sorgulamadılar. Yapılanma ve işleyişlerinde yenilenme ve değişime gitmediler. Öte yandan toplumdan da bu yönde bir istem (talep) gelmedi.

Siyasetin bu yapılanma ve işleyişinin ülkeye ve halka bedeli çok ağır oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni din kurallarına göre yeniden yapılandıracağını söyleyerek siyaset yapan Milli Görüş öğretisi ile yetişenlerin kurdukları AKP, Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin kötü yönetilmesini ve başarısızlığını, iktidar fırsatına dönüştürdü.

3 Kasım 2002 seçimlerinde Yoksulluğa, Yolsuzluğa ve Yasaklara son sözü verdi. Bu seçimlerde AKP, tek başına iktidara geldi.

  • Türkiye Cumhuriyeti 18+ yıldır AKP tarafından yönetiliyor.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın söyledikleriyle yaptıkları aynı olmadı.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın yönetiminde:

Atatürk’ü yok etme, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruluş ilkelerinden ve felsefesinden koparma, çalışması başlatıldı. Türkiye Cumhuriyeti, büyük oranda din kurallarına göre yapılandırıldı.

Türkiye zenginleşemedi. Halkın aş ve sorunu çözülmedi. Ekonomi çöktü. Yüz binlerce çalışan işini yitirdi. Üniversite bitiren gençler iş bulamıyorlar; bu kesimde işsizlik çok yüksek ve 1/4!

Toplum ayrıştırıldı ve bölündü. Ülkede barış ve huzur, iyice bozuldu. Türkiye komşu ülkeler başta olmak üzere dünya ile kavga etmeye başladı. Türkiye’nin dünyada, dostu olan ülke neredeyse kalmadı.

Bu çarpık – çelişkili – tutarsız, anti-demokratik ve çağdışı, dinci = din sömürüsü temelli….
ilkel politika demeti artık sürdürülebilir değil.

  • 21. yy’ın şafağında Türkiye tıkanmış, AKP = RTE de kendisini bütünüyle tüketmiştir..
  • Bedel çok ağırdır ana onarım / restorasyon mutlaka ve hızla başarılacaktır.

Biyoistatistik Çözümleme (Analiz) Sonuçlarının Yorumu / Interpretation of Bioistatistical Analysis Results

biyoistatistik_analiz_sonuclarinin_yorumu