Ekonomideki İllüzyonlar

KENDİME YAZILAR…

Ekonomideki İllüzyonlar

İllüzyon ya da yanılsama, gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Çölde, güneşin kumdaki yansımalarını su birikintisi sanmaya yol açan serap gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamaya örnektir. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içinde aynı renk kadifeyle kaplı cebi ya da bölmeyi renk aynılığından dolayı kimse fark etmez. Bu gibi yanılsamaya yol açan oyunları yapanlara illüzyonist deniyor.

Özellikle parasının iç değer kaybının (enflasyon) ve dış değer kaybının yüksek olduğu ekonomilerde karşılaşılan birçok olay, ortaya çıkardığı farklı görünümler nedeniyle yanılsamalara yol açar. İnsanların gayrimenkulleri ikinci elden satışa çıkardıkları zaman karşılaştıkları yanılsamalar buna örnek oluşturur. Diyelim ki bir kişi 2010 yılı 7 Temmuz günü 1 milyon liraya satın aldığı bir konutu 2020 yılının 7 Temmuz günü 2,5 milyon liraya satmış olsun. İlk bakışta bu işlemden 1,5 milyon lira kazanmış görünür. Bu, tipik bir yanılsamadır. 7 Temmuz 2010’da USD/TL kuru 1,55 idi. Yani o tarihte 1 milyon lira ile dolar satın almış olsaydı 645 bin doları olacaktı. Bugün USD/TL kuru 6,86 olduğuna göre 645 bin doların karşılığı 4,4 milyon lira ediyor. Bu durumda bu kişi döviz almak yerine gayrimenkul alarak 1,9 milyon lira kaybetmiş olmaktadır ( söz konusu tarihlere ait satış kurları için kaynak: TCMB.) Bu on yılda 1,9 milyon liradan az kira geliri elde etmişse (ki o kadar kira geliri elde etmesine olanak yok) yine de zararda olacaktır.

Ekonomi biliminde illüzyon sözcüğü ilk kez İtalyan iktisatçı Amilcare Puviani tarafından 1897 tarihli “Teoria della illusione nelle entrate publiche” ve 1903 tarihli “Teoria della illusione finenziaria” adlı kitaplarda mali illüzyon biçiminde kullanılmıştır. Puviani’ye göre eğer kamu gelirleri ve özellikle vergilerin miktarı halk tarafından tam olarak bilinmezse, halk, kamu kesiminin olduğundan düşük maliyetle çalıştığını zanneder ve kamu harcamalarının artırılmasına itiraz etmez. O nedenle de hükümetler topladıkları vergiyi daha düşük göstermek için bir bölümünü gizlemeye yönelebilirler.

Türkiye’de mali illüzyon, vergi gelirlerinin düşük gösterilmesinden çok kamu harcamalarının düşük gösterilmesine yönelik bir yaklaşım olarak çıkıyor karşımıza. 1980’lerde kamu harcamalarının hızla artması sonucu bazı kalemlerin bütçe dışı fonlara devredilmesi yoluyla harcama artışlarının kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılması yoluna gidilmişti. Bugün de benzeri uygulamalar Varlık Fonu ve kamu bankaları eliyle yürütülüyor. Böylece kamu kesiminin gerçek harcama miktarı saklanmış oluyor.

Merkez Bankası da ilginç illüzyonlara başvuruyor. Enflasyon hedeflemesi yöntemi uygulayan Merkez Bankası, hiçbir zaman tutturamamış olsa da her yıl %5’lik enflasyon hedefi koymaya devam ediyor. Aslında uyguladığı para politikasıyla enflasyonu etkileyebilecekmiş gibi bir illüzyon yaratıyor ve bunun anlaşılmaması için faizi indirmeye devam ediyor. Merkez Bankası, önceleri kuru denetleyebilmek için rezervlerden döviz satışı yaparak bir başka illüzyon daha yaratırdı, son dönemlerde bu görevi kamu bankalarına devretti.

Şimdilik ekonomideki illüzyonlar ikna edici görünüyor. Bakalım insanlar kutunun içindeki bölmeyi ne zaman fark edecek? (9 Temmuz 2020)

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

KENDİME YAZILAR

Dr. Mahfi Eğilmez

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

Merkez Bankası’nın Zorunlu Karşılıklar Kararı

Merkez Bankası, bankaların açtığı kredilerin ekonominin toparlanmasına yetmediği görüşünden hareketle mevduata uyguladığı zorunlu karşılıkların[i] oranlarını ve bu karşılıklar için ödediği faizin oranını [ii] bankaların kredi artışlarını dikkate alacak biçimde farklılaştırdı.

Aşağıdaki tablo bu yeni düzenleme sonrasında kredi artış oranına göre farklılaşan zorunlu karşılık oranlarını ve bu karşılıklara uygulanacak faiz oranlarını gösteriyor (zorunlu karşılıklar mevduatın cinsine ve vadesine göre farklılıklar göstermekle birlikte burada, konuyu basitleştirmek amacıyla, Türkiye’de tasarrufların en çok yoğunlaştığı 3 aya dek vadeli mevduat örnek olarak alınmıştır.)

TL Zorunlu Karşılık Oranları %
Kredilerini %10 – 20 aralığında artıran bankalar için 2
Öbürleri için 7
TL Zorunlu Karşılık Faiz Oranları %
Kredilerini %10 – 20 aralığında artıran bankalar için 15
Öbürleri için 5

Bu yeni düzenleme ile piyasaya yaklaşık 5,4 milyar TL ve 2,9 milyar ABD doları karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği tahmin ediliyor.

Bu düzenlemenin açıklanmasının ardından kurlarda yükseliş başladı. Normal olarak piyasaya ek döviz verildiğinde kurlarda düşüş olması gerekir. Piyasaya 2,9 milyar dolar karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği açıklandığı halde kurlarda niçin artış yaşandı? Bu soruyu yanıtlayabilmek için düzenlemenin yarattığı sorunlara bir göz atalım: (1) Firmaların kredi borçlarını ödeme konusunda sıkıntı çektiği bir ortamda bankaların kredi artışına zorlanması doğru bir yaklaşım değil. Her bankanın kendine özel durumu ve buna uygun bir sermaye yeterlilik rasyosu (AS: oranı) var. Zorlamayla artırılan kredilerin geri dönmemesi durumunda sermaye yeterlilik rasyolarının zorlanmasıyla bu bankalar zor duruma düşebilir. Gerçekte çoğu da bugün rahat bir konumda değiller. Bankaların zor duruma düşmesi ekonomiyi iyice içinden çıkılmaz bir noktaya taşıyabilir. (2) Bu düzenleme rekabet kurallarına aykırı görünüyor. Çünkü kamu bankaları hükümetten aldıkları talimatla kredilerini artırıyor, faizlerini düşürüyorlar. Sonuçta bu bankaların sahibi kamu kesimi olduğu için artan kredilerden sorun çıkması durumunda sermaye artırımı gereksinimlerini Hazine, topladığı vergi vb. karşılıksız fonlarla karşılayabilir. Oysa özel kesim bankaları için böyle bir olanak yok. Dolayısıyla onların kredilerini aynı kolaylıkla artırıp bu indirimlerden yararlanmaları o ölçüde kolay değil.

Döviz Kurları Niçin Yükseldi?

İktisatçılara, finansçılara, piyasa analistlerine, bankacılara özetle ekonomiyle ilgisi olan herkese vatandaştan son dönemlerde en çok yönelen soru: “Kurlar niçin yükseliyor?” Hemen arkasından 2. soru geliyor: “Bu yükseliş devam eder mi?” Eğer ilk iki soruyu yanıtlamışsanız 3. soru da geliyor: “Yıl sonunda kur ne olur?”

Son iki günde kurlarda yaşanan yükseliş (ya da TL’nin dış değerindeki kayıplar) Türkiye’ye özgü değil. Özellikle Arjantin’in kredi notunun Fitch ve S&P tarafından çöp düzeyine indirilmesi sonrasında gelişme yolundaki ekonomilerin paralarının dış değerlerinde düşüşler oldu.

Aşağıdaki tablo kırılgan beşli ülkelerinin paralarının Dolara karşı değer kayıp / kazançlarını ve parasal durumlarını etkileyen başlıca göstergeleri gösteriyor (Kaynak: https://www.bloomberg.com/markets/currencies)

       1 USD Karşılığı Ülke Paraları Dolara Karşı Değişim (%)
2017 2018 20.08.2019 2018/2017 2019/2018
Brezilya (Real) 3,3125 3,8812 4,0746 -14,65 -4,75
Endonezya (Rupiah) 13.550 14.390 14.267,5 -5,84 0,86
Hindistan (Rupee) 63,8725 69,7675 71,6588 -8,45 -2,64
G. Afrika (Rand) 12,3828 14,3467 15,3604 -13,69 -6,60
Türkiye (TL) 3,7872 5,2894 5,7239 -28,40 -7,59
Türkiye (TL) Hariç Ortalama -10,66 -3,28
Enflasyon MB Faizi CDS
Brezilya 3,22 6,00 138
Endonezya 3,32 5,75 93
Hindistan 3,15 5,40 74
G. Afrika 4,50 6,50 191
Türkiye 16,65 19,75 406
Türkiye Hariç Ortalama 3,55 5,91 124

Türkiye bu tablolara göre en riskli ekonomi görünümünde kalmaya devam ediyor. Enflasyonu, Merkez Bankası faizi ve risk derecesini gösteren CDS primi en yüksek ekonomi konumunda. Böyle olunca parasının değer kaybında da en önde gidiyor. Türkiye’ye en yakın ekonomi Güney Afrika, onu Brezilya izliyor. Brezilya, birçok sıkıntıya karşın son zamanlarda özellikle komşu Arjantin’deki olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen ülke konumunda bulunuyor.

Türkiye, risk sorununu çözemiyor. Tam tersine risklerini artırıyor. Örneğin ABD ile ilişkileri olumlu yönde gelişmeye başlarken bu kez başka bazı olumsuz gelişmeler ortaya çıkıyor. Ekonomide atılan birçok adım, mesela Merkez Bankası’nın sorunları arkadan dolaşarak çözme çabaları riskleri artırıyor. Riskler artınca da ister istemez kurlar yükseliyor. Sonuçta ortaya konulan birçok çaba da boşa gitmiş oluyor. Ve Türkiye sürekli ve inatla bunları yapıyor, yapısal reformları yapmamak için çeşitli yan yollara girip oralarda tıkanıyor. İşin kötüsü bu yeni bir eğilim de değil. Son 50 yılda Türkiye hep bunu tekrarladı.

Geldiğimiz noktada Türkiye, dünyanın en riskli ekonomilerinden birisi konumunda bulunuyor.

Aşağıdaki tablo dünyanın risk haritasını gösteriyor (Kaynak: http://www.worldgovernmentbonds.com/sovereign-cds/)

Açık yeşiller CDS primi 100’ün altında olan düşük riskli ülkeleri, sarılar 100 ile 300 arasında CDS’e sahip orta riskli ülkeleri, kırmızılar CDS primi 300’den fazla yani yüksek riskli ülkeleri gösteriyor.

Kırmızı ile işaretlenmiş yüksek riskli ülkeler Arjantin, Venezuela, Pakistan, Ukrayna ve Türkiye. Ne yazık ki yıllardır yapısal sorunları çözmek yerine hep kestirme yollardan gidip mucize yaratmaya çalışarak kaybedilen zamanların faturası bu. Bunun son örneği zorunlu karşılıkları rekabeti bozacak biçimde kullanmak.

Türkiye’nin artık bu tür kestirmeden giderek sağlamaya çalıştığı geçici çözümleri bir kenara bırakıp gerçek ve kalıcı çözümlere girmesi şarttır. Yapılması gereken şeyler en başta hukukun üstünlüğü, yargı reformu, demokrasi, erkler ayrımı ile başlayıp ekonomik düzenlemelerle devam ettirilmesi gereken yapısal reformlar. Türkiye bundan kaçtığı son 60 yıl süresince belirli aralıklara başladığı noktaya dönmüş olmasına karşın hala kestirme yollar aramaya ve geçici çözümler denemeye devam ediyor.

Hataları tekrar ederek doğruyu bulmak ne yazık ki mümkün değil.

[i] Zorunlu karşılıklar: Merkez Bankasının, kabul ettikleri mevduat karşılığında bankaların kendisine yatırılmasını zorunlu kıldığı miktarlardır. Zorunlu karşılık oranının yüzde 10 olduğunu ve bir kişinin bir bankaya 10.000 TL mevduat yatırdığını düşünelim. Bu durumda söz konusu banka bu mevduatın yüzde 10’u olan 1.000 TL’yi ayırıp zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası’na yollayacak ve kalan 9.000 TL’lik bölümünü kredi olarak kullandırabilecektir.

[ii]Merkez Bankası zorunlu karşılıklar için bankalara faiz öder. Bu oran genellikle piyasa faizinden düşüktür. Bu oranın yüzde 5 olduğunu varsayalım. Bu durumda Merkez Bankası söz konusu bankaya yıllık (1.000 x 0,05 =) 50 TL faiz ödeyecektir.

YEDEK AKÇE, MERKEZ BANKASI, HAZİNE

YEDEK AKÇE, MERKEZ BANKASI, HAZİNE

KENDİME YAZILAR…

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
30.06.2019

Tartışmayı bir çerçeveye oturtabilmek için belirtmemiz gereken iki konu var:
(1) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) çok ortaklı bir anonim şirkettir.
Hazine, % 55 payla TCMB’nin en büyük pay sahibidir.
Geri kalan %45 pay çok sayıda kurum ve kişiye aittir.
(2) TCMB, yasasındaki özel hükümler ve düzenlemeler dışında, öbür anonim şirketler gibi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir.

Genel Yasal Yedek akçe (ya da ihtiyat akçesi); doğabilecek risklere karşı şirketi korumak ve acil durumlarda kullanılmak üzere şirketlerin yıllık net kârından belirli oranda ayrılan ve ortaklara dağıtılmayıp şirket bünyesinde bir çeşit yedek sermaye olarak tutulan paradır.

Genel kanuni yedek akçe Türk Ticaret Kanunu’nun 519’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre şirketlerin yıllık kârlarının % 5’ini, sermayelerinin %20’sine ulaşıncaya dek genel kanuni yedek akçe olarak ayırması gerekir. Bu %20’lik sınıra ulaşıldıktan sonra da belirli koşulların oluşması durumunda yedek akçe ayrılmaya devam edilir. Yedek akçe yalnızca şirket zararlarının kapatılması, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir. Aynı maddede “özel yasalara bağlı olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır” hükmü de yer almaktadır. Bu son hükümden hareketle TCMB Kanununa özel hükümler konmuştur. TCMB, kanununun 60’ıncı maddesine göre yıllık net kârının %20’sini genel kanuni yedek akçe olarak ayırmak zorundadır.

Yeni düzenlemeyle TCMB Kanunu’nun 60’ıncı maddesinde değişiklik yapılıyor ve bankanın son yıl kârından ayrılan yedek akçe (ihtiyat akçesi) dışında, o yıla kadar birikmiş olan yedek akçelerin her yıl kâra katılarak dağıtılabilmesi hükme bağlanıyor. Ayrıca bankanın her yıl ayırdığı kanuni yedek akçe oranı da %10’a düşürülerek dağıtılabilir kâr miktarı, dolayısıyla kârdan Hazineye verilecek miktar artırılıyor.

Hazine, bu yıl bütçenin seçimler nedeniyle düştüğü durumu toparlayabilmek için önce TCMB’nin kâr dağıtımı için genel kurulun yapılacağı Nisan aynı beklemeden kâr payını Ocak ayında avans olarak alabileceği bir düzenlemeyi yasalaştırdı. Bu yolla Nisan ayında alacağı 33 milyar TL tutarındaki kâr payını Ocak ayında tahsil ederek daha az borçlanmayı ve faiz artışını frenlemeyi hedefledi. Ne var ki bu düzenleme ikinci seçimin yarattığı kamu harcamalarının ortaya çıkardığı ek bozulmaları durdurmaya yetmedi. Bu kez gündeme Merkez Bankası’nın birikmiş yedek akçeleri geldi ve bu yeni düzenleme hazırlandı.

Aslında Merkez Bankası’ndan Hazineye para verilmesi için bu denli dolambaçlı yasalara, değişikliklere gerek yok. Merkez Bankası Kanun’una “Merkez Bankası ihtiyaç halinde Hazine’ye istediği parayı verir” diye bir hüküm konsa bu işlem daha kolay olurdu. Çünkü ikisi de para basmayla sonuçlanacağı için farklı adlar konulsa da sonuçları itibarıyla aynı kapıya çıkıyor.

Günümüzde Merkez Bankası’nın anonim şirket statüsünde de olsa yedek akçe ayırmasına gerek yok. Para basma yetkisi olan bir kurumun yedek akçe ayırması çok da anlamlı görünmüyor. Ama daha anlamsızı kısa vadeli avans uygulamasını kaldırmış bir ülkenin, ondan çok daha kötü bir uygulamayla Merkez Bankasından Hazineye para aktarması.

Oysa Merkez Bankası’nın ayırdığı yedek akçelerle döviz ve/veya altın alıp bunları rezervlerine eklemesi şeklinde bir değişiklik yapılsaydı kaybedilmiş itibar geri kazanılabilirdi.

‘Hocalar’ ekonomi için uyardı : 2015 zor geçecek!


‘Hocalar’ ekonomi için uyardı: 

2015 zor geçecek!

23 Aralık 2014, YURT Gazetesi

İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği‘nin yaptırdığı,

“Hocaların Gözüyle 2015 Yılında Türkiye Ekonomisi Araştırması”,
ekonomide Türkiye’yi bekleyen riskler konusunda uyarı niteliği taşıyor.
Durumun iyi olduğunun belirtildiği raporda 2015 yılının “zor” geçeceği öngörülüyor…

İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği’nin yaptırdığı, Hocaların Gözüyle 2015 Yılında Türkiye Ekonomisi Araştırması, ekonomide Türkiye’yi bekleyen riskler konusunda
uyarı niteliği taşıyor. Şimdiki durumun iyi olduğunun belirtildiği raporda,
2015 yılının “zor” geçeceği öngörülüyor…

İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından geleneksel olarak yaptırılan araştırmanın sonuçlarına göre, küresel risklere karşın Türkiye ekonomisinin verili durumu iyi, ancak 2015 zorlu geçecek.

‘Hocalar’ ekonomi için uyardı: 2015 zor geçecek

İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından yapılan ‘Hocaların Gözüyle 2015 Yılında Türkiye Ekonomisi Araştırması’ ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.
2-16 Aralık 2014 arasında on line anket yöntemi ile gerçekleştirilen ve 191 ekonomi hocasının yanıtladığı anketin sonuçları, hocaların dünya ve Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirme ve beklentilerini ortaya koyuyor.

AVRUPA’DA UMUT YOK

Anket sonuçlarına ilişkin açıklama yapan İEAD Yönetim Kurulu Başkanı
Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin, hocaların dünya ve Türkiye ekonomisine ilişkin
2014 yılı beklentilerinin büyük ölçüde gerçekleştiğini söyledi. Prof. Bilgin’in verdiği bilgilere göre, ekonomi hocaları 2015 yılında dünya ve Avrupa ekonomisinden
umutlu değiller.

  • “2015 yılında dünya ekonomisinden umutlu musunuz?”

sorusuna, ankete katılanların %64’ü “hayır” demiş. Hocaların Avrupa konusunda
daha da karamsar oldukları görülüyor. Gerçekten de hocaların %74’ü, 2015 yılında Avrupa’daki ekonomik krizde belirgin bir iyileşme beklemiyor.

FED FAİZLERİ ARTIRIR

Dünya ve Avrupa ekonomisine ilişkin olumsuz beklentiye karşın, hocaların
ABD ekonomisine ilişkin beklentileri ise olumlu. Hocaların %70’i 2015’te
ABD ekonomisinde belirgin bir canlanma bekliyor. Ayrıca %79’u FED’in 2015’te faizleri artıracağını öngörüyor. Ancak %60’tan çoğu, FED’in faizleri yılın 2. yarısında artıracağını bekliyor. Öte yandan, hocaların gelişmekte olan ekonomilere ilişkin beklentileri ise
genel olarak (% 55) olumsuz.

2015 “ZORLU” GEÇECEK

Ankete katılan hocalar, Türkiye’nin verili ekonomik durumunu ‘normal’ veya ‘iyi’ olarak değerlendiriyor. Türkiye’nin ekonomik durumunu ‘normal’ veya ‘iyi’ olarak değerlendirenlerin oranı %67. ‘Kötü’ olarak değerlendirenlerin oranında ise önceki yıla göre bir artış söz konusu. 2015 yılı büyüme hızının %2 ve üzerinde olacağını kestiren hocaların oranı %92. Ancak %81’i %2-4 aralığında bir büyüme oranı öngörüyor.
%3 ve üzerinde bir büyüme hızı bekleyenlerin oranı ise %51. Dolayısıyla ağırlıklı olarak beklenen büyüme oranının %3-4 dolayında olduğu söylenebilir. Buna karşın hocaların %57’si 2015 yılının ‘zorlu’ geçeceğini düşünüyor.

İŞSİZLİK: EN ÖNEMLİ SORUN

Büyüme hızındaki yavaşlamaya bağlı olarak işsizlik ve durgunluk önemli sorunlar olarak öne çıksa da, hocalara göre (%34) en önemli sorun işsizlik. Ayrıca %27’si seçimler ve politik istikrarı risk unsuru olarak görüyor. Bu çerçevede, ankete katılanların yarısı (yüzde 54) 2015 yılındaki seçimlerin ekonomik istikrarı olumsuz etkileyebileceğini düşünüyor. Seçimler ekonomik istikrarı etkilemez diyenlerin oranı yüzde 36, olumlu etkiler diyenlerin oranı ise yüzde 10.

MERKEZ, YİNE “GEÇER NOT” ALDI

Merkez Bankası, hocalardan yine ‘geçer not’ aldı. Merkez Bankası’nın dış ve iç riskler karşısında izlediği politikaları, hocaların %43’ü ‘iyi’, %40’ı da ‘normal’ değerlendiriyor. ‘Kötü’ olarak değerlendirenlerin oranı ise yalnızca %10. Enflasyonla mücadelede ise Merkez’i başarısız bulan hocalar, 2015’te de TÜFE’de hedefin tutmayacağı görüşünde. Hocaların %58’i TÜFE’yi 57-9 aralığında bekliyor. “%10 ve üzerinde olur” diyenlerin oranı ise %25. %7’nin altında bekleyenlerin oranı yalnızca %17.

KUR – FAİZ NE OLUR?

Hocaların % 87’si Dolar kurunun 2.25’in üzerinde olacağını öngörmekle birlikte,
ağırlıklı beklentinin (% 63) 2.25-2.5 TL aralığı olduğu görülüyor. Euro kurunda ise hocaların %52’si 2.5-3.00 TL aralığını öngörüyor. Euro kurunu 3.00-3.5 TL aralığında kestirenlerin oranı da oldukça yüksek (%43).

Faizler konusunda ise belirsizliğin egemen olduğu anlaşılıyor. Hocaların %59’u,
2015’te faizlerin aynı düzeyde kalacağını ya da düşeceğini öngörürken, %41’i faizlerin artacağını düşünüyor. En çok kazandıracak yatırım aracı olarak ise döviz (%41) ve
hisse senedi (%33) ön plana çıkıyor. Bu oranlar, hocaların sepet önerdiği şeklinde değerlendirilebilir.

Dolar neden artıyor?


Dolar neden artıyor?


Dostlar
,

Yetkin ekonomist Sn. Mutafa Pamukoğlu’nun yazısı önemli.. (aşağıda)

ABD Doları adı başını gidiyor.. Eylül başında 2,15 TL iken artık 2,30 TL.
1 ay içinde 15 kuruş, 0,15 / 2,15 =  %7 değer kazandı. Ulusal gelirimiz (GSMH)
o oranda azaldı, dış borçlar % 7 büyüdü, dışsatımımız (ihracat) %7 ucuzladı, dışalımımız (ithalat) %7 pahalandı.. Doğalgaz ve elektirik %9 zamlandı, SGK da pek çok önemli ilaçta yurttaşın katkı payını artırarak ilaç maliyet artışını vatandaşa yükledi..

GSS’nin (Genel Sağlık Sigortası) içi iyice boşaldı, haydi iflas etti demesek de fiyaskoya dönüştü!

Dışsatım % 80’lere varan ölçüde dışalıma bağımlı olduğundan, yani ihracat yapabilmek için el mahkum ithal girdi çok yüksek oranda olduğundan, dışsatımcının işi daha da zor..
Bu dönemlerde ihracat ürünlerinizin değeri düşüp yabancı için alımı ucuzladığından
(TL karşısında güçlenen Dolar nedeniyle) ihracatınız nominal olarak artabilir de!
Ancak ülkenin alınterini, hammadesini… ucuza dışarıya peş keş çekmiş olursunuz. Dahası, pahalandığı için ithalatınız düşebilir ve dış ticaret açığı ile cari açığınız da düşebilir.. Ancak bunlar aldatıcıdır.. Çünkü sürdürülebilirliği yoktur bu tablonun. Enflasyon yükselecektir kaçınılmaz olarak (2 rakamlı enflasyona hazırlıyorlar ülkeyi pikolojik olarak) , büyüme hızı düşecektir (ha bire revize edip aşağı çekiyorlar..) , istihdam azalıp işsizlik artabilecektir ve en ürküncü durgunluk içinde enflasyon (Stagflasyon) yaşanabilecektir. Hatta cari açığınız açıklanamaz biçimde büyüyebilecektir.

Ntekim IMF geçtiğimiz günlerde yayımladığı Türkiye raporunda 11 madde açıklarken ülkemizi cari açığı en yüksek birkaç ülke içinde saymıştır! (Bu raporu sitemizde yayımladık : IMF’den 11 maddelik Türkiye raporu (http://ahmetsaltik.net/2014/10/03/imfden-11-maddelik-turkiye-raporu/..)

Fakat 12. CB – Yarıbaşkan RTE 1 Ekim 2014 günü TBMM açış konuşmasında
gene ortalığı güllük gülistanlık gösterdi! Sokaktaki yurttaş bu kuramsal gevezeliklerden
hadi diyelim ki çok birşey anlamıyor, anlamaz.. Yaşamın iğneden ipliğe pahalandığını, cebindeki paranın alım gücünün eridiğini, geçimin daha da zorlaştığını algılamaz mı?

Sorun burada ve bizler uzuuun uzun bayram (!) tatilleri ile oyalanıp devekuşu gibi davranıyoruz.. Gündem saptırıp sorunları öteliyoruz. Tezkere ve IŞİD benzeri
gündem başlıkları daha ne denli oyalayıcı olabilir? 1,5 + milyon göçmene harcanan
5 milyar Dolara yakın para (daha da harcanacak!) kimin sırtına yüklenecektir??

ABD Başkan Yardımcısı Biden
Türkiye’yi suçlamayı sürdürüyor ve
Türkiye’nin silahlandırdığı IŞİD ile savaşa zorluyor!

  • Onbinlerce ton silahı Türkiye IŞİD’e yolladı.. diye..

Bu nedenle 1,5 milyon sığınmacı (mülteci), Suriye – Irak pazarının elden çıkması, Tezkerenin askeri maliyetleri ve Batı’nın mülteci (sığınmacı) yükünü omuzlamaya yanaşmaması.. Ve RTE’nin “hata yaptığını” ABD Başkan Yrd. Biden’e itiraf etmesi..
Deliğe süpürülmemek için insanımızın sırtından ucuz (!) bir manevra daha..

Yazık günah değil mi Suriye – Irak’ta öldürülen yüz binlerce insana, ırzına geçilen kadınlara, masum çocuk ve yaşlılara ve ülkemiz ekonomisine binen çooook ağır yüke.. Tüm bunlar “Tek adam – RTE yönetimi” nin ağır – altından kalkılamaz faturaları ve hala ülkenin tepesinde afra – tafrasından geçilmiyor!?..

Ne bahtsız  – talihsiz ülke bu Türkiye..
Yığınlar uykuda, çaresiz ve muhalefet yok gibi..
Bu atipik – kural dışı tablo sürdürülemeyeceğine göre, Türkiye neye gebe acaba??
Bu arada devekuşu boğulmasın!?

Sevgi ve saygıyla.
05.10.2014, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

========================================

Dolar neden artıyor?

Mustafa_Pamukoglu

 

MUSTAFA PAMUKOĞLU
AYDINLIK, 3.10.14

 

Doların Eylül başında (2014) 2.15 TL iken 2.29 TL’ye gelmesi, Merkez Bankası’nın döviz satım ihalelerinde günlük alımı 40 milyon Dolara çıkarmasına karşın yükselişin durmaması ve devam edeceği hususundaki beklentiler, dikkatleri FED’e ve
küresel gelişmelere tekrar çevirdi.

FED YOLUN SONUNDA

2007 krizinde FED piyasalara fon desteğini kesmek üzere iki şey yaptı.

1- Faiz oranlarını sıfıra çekti.
2- Piyasadan devlet tahvilini ve ipoteğe dayalı tahvilleri satın alarak yatırımcıları
özel sektör tahvillerini ve hisse senetlerini almaya yöneltti.
3- Piyasadan tahvil alımlarını Ekim ayında sonlandıracak ve tahvil alım programı bitecek.

FAİZ ARTIRIMI KAPIDA

FED, ABD ekonomisinin durumu düzelinceye dek faiz artırımı yapmama kararı almıştı.
Şu anda ABD ekonomisinde FED’in dikkate aldığı göstergelerde belirgin iyileşme var.

1- Aylık istihdam artışı 200 bin ortalamayı aştı.
2- İşsizlik maaş başvuruları aylık 400 binin altına düştü. FED işsizlik oranının % 6.5’un altına düşmesini bekliyordu. Bu gerçekleşmiş durumda.
3- ABD büyümesi % 2-3 aralığına ulaştı.
4- Enflasyon oranının %2’lerde olmasını istiyordu. Enflasyon, resesyon tehlikesini yaratan %1’in üstüne çıktı. Korkular ortadan kalktı.
Bu göstergeler artık faiz artırımına gitmeyi olanaklı kılıyor.
2014 sonu veya 2015 yılı ilk yarısında FED faiz artırımına gidecek.

FED FAİZİ BİZİ YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR

FED faizleri sıfır olarak tuttukça, Amerika’dan sıfır maliyetle kredi bulan yatırımcı,
soluğu Türkiye gibi yükselen piyasalarda aldı. Bu yüksek bir geliri ifade ediyordu.
Bir de politik riskler bu kadar değildi. Türkiye hem güvenilir hem de kazançlı pazardı.
Ama devran değişti. Faiz artırımından sonra yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelirken
artık şunları hesaplayacak ve eskisi gibi kolay gelmeyecek:

1- Kazancım azaldı. Türkiye’nin politik ve ülke riski ciddi biçimde artmış durumda.
Değer mi, değmez mi?
2- Türkiye cari açıkta Hindistan, Brezilya, Endenezya ve Meksika ile birlikte dünyanın en tehlikeli sınırında.

Yani ekonomimizin kırılganlığı her kesim tarafından dillendiriliyor.
Bu da FED faiz artırımından sonra en çok dikkat edilecek husus olacak.

PARANIN PATRONU RAHATLIYOR

Dünya para musluğunu açan ve kapatan FED rahatladıkça ve Dolar lehine kararlar aldıkça ve alacağını bildirdikçe Dolar değer kazanacak.
Avrupa’daki gelişmeler ters yönde olsa bile, Doların Avro karşısındaki değer artışı sürecek.

ÇEVREDE TEHLİKE İŞARETLERİ VAR

IŞİD ve Güney’imizdeki olaylar bizi tahmin edemeyeceğimiz yerlere sürüklüyor.

Savaşa girme korkusu insanları dövize yöneltmiş durumda.
Piyasalar, FED faiz artırımı ve savaş risklerinin çok az bir bölümünü fiyatladı.
Büyük bölüm duruyor. Bu nedenle Dolardaki artış devam edecek, diye bekleniyor.
Bütün bu gelişmeler, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci tarafından tehlikeli
bulunmazsa da ekonomimiz açısından kaygılanmaya yetiyor ve artıyor bile…