Etiket arşivi: TÜSİAD

2022’ye girerken siyasal bilanço

Alev CoşkunAlev Coşkun

Cumhuriyet
, 02 Ocak 2022

 

Çok fırtınalı bir yıl olan 2021 yılını geride bıraktık ve 2022’ye girdik. 2021 yılı Türk toplumsal ve siyasal yaşamında özellikle ekonomi alanında büyük yaralar açmıştır. Bu 2021 yılının kısa bilançosu şöyledir:

Etkinliğini yitiren cumhurbaşkanlığı sistemi

Demokrasilerde genel seçimler ne kadar önemliyse halkın temel hak ve özgürlüklerinin de anayasal güvence altına alınması o derece önemlidir.

Kuşkusuz diğer önemli bir unsur (AS: öge), siyasal iktidarın elinde toplanan gücün anayasal kurallar çerçevesinde sınırlandırılmasıdır. Bu da güçler ayrılığı ilkesinin kabul edilmesi ve işlemesi ile olanaklıdır.

2018 yılında Türkiye, dünyada bir benzeri olmayan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçti.

Son üç yıldır uygulanan bu sistem, tam bir tek adam yönetimine dönüşmüş ve 2021 yılında tamamen (AS: tümüyle) etkinliğini yitirmiştir. Tüm muhalefet partileri dünyanın hiçbir yerinde olmayan bu sisteme karşı çıktılar. İlk yapılacak seçimde cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tarihin derinliklerine terk edilecektir.

Millet İttifakı’nın yükselişi

CHP ve İYİ Parti’nin başını çektiği Deva, Gelecek, Saadet Partisi’nin de içinde yer aldığı ve HDP’nin de genellikle desteklediği Millet İttifakı, 2021 yılında gücünü artırarak ilerlemesini sürdürüyor.

İyi Parti Genel Başkanı Akşener’in halka inmesi, hemen ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun aynı biçimde esnaf ve halk kitleleriyle iletişim kurması, Millet İttifakı’nın etkinliğini artırmış ve Millet İttifakı yükselişe geçmiştir.

Laiklik ve tarikatlar

Çok kısa koalisyon hükümetleri bir yana bırakılırsa 1950-2021 arası 71 yıllık sürede sağcı ve muhafazakâr hükümetler ülkeyi yönettiler. Sırayla Menderes, Demirel, Özal ve Erbakan hükümetleri bu tarihte yer aldı.

Menderes büyük toprak sahibiydi ve toprak sahipleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası güçlenen burjuvazinin partisi olmak istiyordu. Tarikatlardan yardım alsa da AKP gibi “İslami yaşam biçimini yerleştirmek” gibi bir amacı yoktu.

Demirel, 1965’ten 1980’lere iç pazara dönük sermaye birikiminin yürümesini sağlamaya çalışmıştı; laiklikle sert ve kesin bir hesaplaşması olmamıştı.

Kapitalist sistemi benimseyen ve kendisi de tarikat üyesi olan Turgut Özal ise 12 Eylül 1980’i gerçekleştiren, o günün ABD’ye çok yakın komutanlarıyla ve okyanus ötesi güçlerle ilişkilerini yakın tutmak istemişti. Büyük burjuvanın örgütü MESS’in (Madeni Eşya İşverenleri Sendikası) başkanlığından ekonominin başına getirilmişti.

En derin ayrım laikliğe bakış

Erdoğan’ı Menderes, Demirel ve Özal’dan ayıran en önemli kalın çizgi, laiklik ile olan ilişkisidir.

Erdoğan, “kindar ve dindar” bir nesil yetiştirmek istediğini
açıkça ortaya koymaktan çekinmemiştir. 

Bu konuda yüzlerce örnek gösterilebilir ancak Mart 2021’de çıkan TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) ile ilgili bir yönetmelik değişikliği önemlidir. TSK’ye subay yetiştiren harp okulları ve astsubay yetiştiren astsubay yüksekokullarına giriş yönetmeliğinde bir değişiklik yapıldı.

Giriş koşulları arasında sayılan, “kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin, tutum ve davranışlarıyla yasadışı, siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu gibi faaliyetlere karışmamış olması” koşulu yeni yönetmelikte kaldırıldı. Bunun yerine, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı ya da bunlarla irtibatı olmamak” kuralı eklendi.

15 Temmuz FETÖ darbesinden sonra iktidarın yeni arayışlar içine girdiği ve ülkemizde tarikatların her alanda faaliyet içinde oldukları bir ortamın oluştuğu bilinen bir gerçektir. Bu durumda, TSK’ye subay ve astsubay yetiştiren harp okulları ile astsubay yüksekokuluna giriş şartlarında yapılan değişiklik, TSK içinde tarikatların etkinleşmesine olanak sağlayacaktır.

Bu durum özellikle Cumhuriyet gazetesi tarafından ele alınmış, konu üzerinde günlerce sert yayın yapılmıştır. Bu konu ile ilgili en çarpıcı olay Deniz Kuvvetleri’nde Tuğamiral Sarı’nın tarikat evinde cüppeli sarıklı fotoğrafları ortaya çıktı. Bu amirale uzun süre dokunulmadı, zarar görmemesi için beklendi ve sonunda 30 Ağustos 2021’de emekli edildi.

Konu o derece ilerlemişti ki, genelde iktidarla bir çatışma içine girmek istemeyen TÜSİAD, bu konuda açıklama yapmak durumunda kalmıştı. (Ekim 2021)

Cumhuriyet gazetesi bu konuyu uzun süre gündemde tutarak kamuoyuna bilgi verdi. Cumhuriyet gazetesinin çok hassas olduğu bu “laiklik” konusu bilindiği gibi “Türkiye’nin ve demokrasinin temel direğidir. Geleceğin garantisidir, din ve vicdan özgürlüğünün güvencesidir”.

Bu konu, 2021 yılının son günlerinde bir kez daha açıkça ve belgeli olarak ortaya çıktı. Ziraat Bankası’nın danışma komitesi “kur korumalı katılım hesabına icazet belgesi” verdi.

  • Kurumlarda, bankalarda şeriata uygunluk “icazet belgesi” veren komisyonlar oluşturulmuş bulunuyor.

Liyakat-yetenek konusu

Türkiye’de AKP iktidarının yarattığı en önemli yıkımlardan birisi de “liyakat” yani yeteneğe olan darbedir. AKP iktidarı işe alımlarda “liyakat” yerine “partizanlığı” uyguluyor. Yazılı sınavlarda en üst dereceler alan gençler sözlü sınavlarda eleniyor. Şu sorulara bakınız:

  • “Reis” denilince aklına ne geliyor? Erdoğan’ın torunlarının isimleri ne? Allah’a inanıyor musun? 
  • 15 Temmuz darbesini kim yaptı? El Muhyi ne demektir? Yargıtay 2. Daire Başkanı kimdir?
  • Abdülhamit Han kaç yıl tahtta kalmıştır?
  • Yatsı kaç rekâttır? 

Öğretmen atamalarında KPSS’de yüksek puan alan ve dereceye giren adaylar bu gibi sorularla sözlü imtihanlarda eleniyor.

Sedat Peker ve soruları

Suç örgütü liderlerinden Sedat Peker’in yurtdışından yaptığı açıklamalar, Türk kamuoyunda ve siyasal yaşamda sarsıntılar yarattı. Peker’in açıklamalarına iktidar genellikle yanıt vermedi ya da veremedi. İçişleri Bakanı’na yapılan suçlamalar, Peker’in iddiaları o tarihlerde kamuoyunun konuştuğu en önemli konu oldu.

Bakan Soylu, bu iddiaları gündemden düşürmek için Cumhuriyet gazetesine çattı ve hatta bir video yayımladı. Cumhuriyet gazetesi gereken yanıtı verdi.

Bağımsız yargı

  • Bağımsız yargı, hukuk devletinin ve çağdaş demokrasinin vazgeçilmez en önemli kurumudur.

Türkiye, 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Bu kabul edilemez bir durumdur. Bağımsız yargının, hak ve özgürlüklerin tam olarak sağlanması gerekir ve yargı kararlarının AİHM kararlarıyla uyumlu olması önkoşuldur.

İktidar, tarikatçı cüppeli amirale kol kanat gerip onu korurken, “Montrö’yü deldirtmeyin” diye uyaran emekli amirallere dava açtı, onları itibarsızlaştırmak istedi.

FETÖ kumpasıyla yıllarca Silivri tutukevinde kalan 80 yaşını geçmiş saygın ve onurlu generaller hapse atıldılar. Osman Kavala, her kezinde açılan yeni davalarla cezaevinde tutulmakta.

– DEVAM EDECEK –
=====================================
Dostlar,

Yazının ardılı (devamı, süreği) 03 Ocak 2022 günü Cumhuriyet‘te yayınlandı.

Onu da web sitemizde paylaştık :

2022’ye girerken siyasal bilanço – 2

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 04 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu 2. Bşk.

www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik    

1 Mart tezkeresi ve Türk-Amerikan ilişkileri

1 Mart tezkeresi ve Türk-Amerikan ilişkileri

01 Mart 2021, Cumhuriyet

En iyi Bahçeli bilir: Ecevit’in koalisyon hükümeti, ABD’nin Irak saldırısına destek vermediği için yıkılmıştı.

Sıcak para operasyonu ile tetiklenen ekonomik krizle devirememişlerdi. TÜSİAD’ın uygulamaya koyduğu “sağlık sorunları üzerinden” Ecevit’i Cem-Derviş’le değiştirme planı işe yaramamıştı. Hatta Özkan-Cem ikilisinin DSP’yi bölerek yeni parti kurması da o koalisyonu yıkamamıştı.

Ta ki Bahçeli son darbeyi vurup kendi yardımcılarının bile bilgisi olmadan, 7 Temmuz 2002’de gelen bir telefon üzerine erken seçim ilan edinceye kadar!

ABD, ECEVİT HÜKÜMETİNE NEDEN KARŞIYDI?

Ecevit hükümeti, tüm hatalarına ve zaaflarına rağmen, Türkiye’nin ABD’den bağımsızlaşmasını savunan 28 Şubat ikliminin iktidarıydı. Türkiye’nin bölge merkezli dış politika uygulamasının, Rusya ve İran’la işbirliği yapması gerektiğinin savunulduğu bir siyasal iklimdi.

ABD ise Ortadoğu’ya yerleşme hesapları yapıyordu. Irak işgaliyle başlayarak bölge ülkelerinin haritalarını yeniden çizmeyi, rejimlerini değiştirmeyi planlıyordu. Dahası bu işler için kendisine bir de Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanı arıyordu.

Ankara ise tersine ABD’nin planlarına karşı “stratejik özerklik” ilanı anlamına gelen işler yapıyordu: Rusya Genelkurmay Başkanı Kvaşnin Türkiye’ye geliyor, Türk Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu Çin’e gidiyordu. Sonra Türk Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu Rusya’ya, Cumhurbaşkanı Sezer İran’a gidiyordu.

Özetle Türkiye, ABD’nin Irak üzerinden bölgeye müdahalesini, ikili işbirliği modelleri geliştirerek engellemeye çalışıyordu.

Ecevit-Kıvrıkoğlu ikilisi, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz’in 14 Temmuz 2002’de getirdiği, “Irak’a saldırı için Türkiye’nin Irak sınırına ABD askeri yığma” planını reddediyordu.

AMERİKAN TEZKERESİNİ REDDEDEN TBMM

İşte o plan için Ecevit koalisyonu yıkıldı ve yerine görülmedik bir medya desteğiyle sandıktan AKP çıkarıldı: ABD, nihayet kendisine Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanı bulmuştu!

Ancak yine de o günler bugünkü gibi değildi. AKP çoğunlukta olsa da TBMM vardı, TBMM’nin onayı lazımdı. “ABD’nin Türkiye’nin Irak sınırına ABD askeri yığma” planı, Abdullah Gül’ün başbakanlığındaki birinci AKP hükümeti tarafından 1 Mart tezkeresi şeklinde Meclis’e getirildi.

İki partili TBMM’de CHP tezkereye karşıydı. Türkiye’nin sosyalist partileri, sendikaları, demokratik kitle örgütleri Türk topraklarına 89 bin ABD askerinin gelmesini sağlayan ve o askerlere üsleri, hava ve deniz limanlarını veren tezkereye karşı alanlarda her gün eylem yapıyordu.

İşte o siyasal iklimde AKP’nin “milliyetçi” milletvekilleri de CHP ile birlikte onurlu ret oyu verdi ve 1 Mart tezkeresi geçmedi.

ERDOĞAN-GÜL’ÜN ANLAŞMALARI

Bunun üzerine yasal bir düzenlemeyle Erdoğan’ın önü açıldı ve ikinci AKP hükümeti kuruldu.

Erdoğan BOP eşbaşkanı olarak, TBMM’nin etrafından dolanacak hükümet anlaşmalarıyla ABD’ye 1 Mart tezkeresindeki talepleri parça parça sağlayacaktı!

Hemen Washington’la “dokuz üs” anlaşmasını yaptı, ABD askerlerine hava sahasını açtı, hava alanı ile limanlar tahsis etti. Dışişleri Bakanı Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile “iki sayfalık 9 maddelik bir plan” üzerinde anlaştı.

Şimdi unutuldu ama,

  • Erdoğan ABD medyasında, Irak’ı işgal eden ABD askerilerinin sağlığına duacı olduğunu belirttiği bir mektup bile yazdı!

PROBLEMİN KAYNAĞI ÇÖZÜM BULAMAZ

Tüm bunları yalnızca 1 Mart 2003 Tezkeresinin yıldönümü olduğu için anımsatmadık; problemin kaynağının probleme çözüm olamayacağını belirtmek için anımsattık.

ABD’nin “turuncu sandığından” çıkarak iktidar olanlar, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne eşbaşkanı olanlar, Türk-Amerikan ilişkilerindeki derin sorunları Türkiye yararına çözemezler.

Kendi iktidarının devamını esas alarak pazarlığa ve tavize açık konumlanırlar:

  • S-400’ü salgın bahanesiyle çalıştırmayıp
  • Halkbank ve Rıza Sarraf konularında ABD’ye karşı pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışırlar.Karadeniz’de Rusya’ya karşı ABD ve Ukrayna’yla işbirliği yaparlar. ABD ve AB’ye “beyaz sayfa” çağrısı yaparlar.

Çalışma yaşamı savaş alanı gibi

Çalışma yaşamı savaş alanı gibi!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı rapor tabloyu ortaya koydu:

CHP’nin raporuna göre AKP döneminde en az 21 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 

Mahmut Lıcalı

Cumhuriyet, 07.12.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
[Haber görseli]

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı “Çalışma Yaşamında ve İşçilere Yönelik Hak İhlalleri” adlı rapor AKP’nin iktidarda olduğu son 16 yılda, kadın ve çocukların da arasında bulunduğu 21 bin işçinin, işyerlerinde yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. 2018’in ilk 11 ayında iş kazalarında yaşamını yitiren işçi sayısı 1800 oldu.

10 Aralık İnsan Hakları Günü öncesinde hazırladığı raporu değerlendiren Ağbaba,

  • “AKP iktidarının son 16 yılına baktığımızda yaşamın her alanında hak ihlallerinin yoğun olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Hak ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan birisi de çalışma yaşamı ve işçi haklarının ihlalidir.” görüşünü dile getirdi.

11 ayda 1800 kayıp

Raporda özetle şu saptamalar yer aldı:

Ölüme terk edildiler: AKP iktidarı boyunca en az 21 bin işçi işyerlerinde çalışırken ölüme terk edildi. Soma, Tuzla Tersaneleri, Davutpaşa, Ostim, Kozlu, Karadon, Ermenek, Esenyurt, Torunlar, Şirvan ve Şırnak’ta yaşanan iş cinayetleri AKP iktidarı döneminde öne çıkan iş cinayetleridir.

  • Yalnızca 2018 yılının ilk 11 ayında en az 1800 işçi, işyerlerinde çalışırken yaşamını yitirdi.

İşçi intiharları arttı: Çalışma yaşamındaki baskılar ve ekonomik kriz sonucunda son 5 yılda işçi intiharları % 300 oranında arttı. İşyerlerindeki çalışma koşullarına bağlı olarak son 5 yılda 300’den çok işçi, intihar ederek yaşamına son verdi.

15 grev yasaklandı: 190 binden çok işçinin grevi ertelenme adı altında yasaklandı. AKP iktidarı döneminde toplamda 15 grev yasaklandı. Yasaklanan grevlerin 7’si 21 Temmuz 2016 yılında ilan edilen OHAL rejiminde meydana geldi.

Özelde % 5 sendikalı

-100 işçinin 12’si sendikalı: AKP iktidara gelmeden önce % 50’lere varan sendikalaşma oranı Temmuz 2018 verilerine göre %12.76 dolayına geriledi. Her 100 işçiden yalnızca 12’sinin sendika üyeliği bulunuyor.

  • Özel sektörde çalışan işçilerin % 95’i sendikalı değil!

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) raporlarına göre,

  • Türkiye sendikal hak ve özgürlükler noktasında dünyanın en kötü 10 ülkesi arasına girdi.

-Güvencesizlik arttı: Esnek istihdam ve ucuz işgücünü alabildiğince çalışma yaşamına dayatıldı. OHAL dönemi fırsata dönüştürülerek işçi ve emekçi karşıtı birçok düzenleme yasalaştı.
===================================
Dostlar,

16 YILLIK AKP İKTİDARINDA
21 BİN EMEKÇİ KURBAN VERİLDİ!

Bunlarla da kalmadı! Rapora göre şu paragraf da eklenebilir yazımıza :

TAŞERONA İŞÇİSİNE KADRO ALDATMACISI

AKP’nin “21. yüzyılın kölelik rejimi olan taşeron çalıştırmayı” yaygınlaştırdığı saptaması yapılan raporda (https://www.evrensel.net/haber/367849/chp-calisma-yasami-raporu-16-yilda-en-az-21-bin-is-cinayeti, 08.12.18)

  • AKP’nin kadro vaadinin aldatmacaya döndüğü ve işçilerin yüz üstü bırakıldığı ifade edildi.

696 No’lu KHK ile 400 binden çok işçinin kadroya değil belediyelere bağlı şirketlerde işçiliğe geçirildiği aktarılan raporda, 500 binden çok işçiye ise kadro hakkı tanınmadığı aktarıldı.

Ayrıca, kadroya geçen işçilerin daha önceden var olan toplu iş sözleşmesi ve öbür haklardan yararlanamadığı da belirtildi.

12 Eylül 1908 döneminde başlatılan emek örgütlenmesinin eritilmesi operasyonu sürüyor.. En az 3 işçiden 1’i sendikalı iken, günümüzde bu oranın da 1/3’üne inildi.. Her 100 işçiden yalnızca 5’i toplu iş sözleşmesi yetkisi olan sendika üyesi..

12 Eylül 2010’da yapılan 26 maddelik blok oylamada Anayasa değişiklikleri halkoyuna sunuldu ve onaylandı. Bu değişikliklerden biri de 1’den çok sendikaya üyeliği yasaklayan hüküm idi.. “Özgürlük” gibi sunuldu.. “Yetmez ama evet” çi liboşlar halkı kandırdı.. İşçi 1’den çok sendikaya üye olarak nasıl daha özgür olabilirdi ki?? Elbette tersi oldu.. emek örgütleri daha da dağıtıldı.

Yaşasın emeğin örgütlenme hakkı !
Türkiye’de, 2018 sonunda yaklaşık 15 milyon işçiden yalnızca %5’inin üyesi olduğu sendika eliyle toplu sözleşme yapabilme hakkına sahip.. Bu oran ise kamu işçilerinin örgütlülüğü ile sağlanabiliyor. Özel sektörde durum daha da kötü..

İşveren sendikaları kaya gibi, monoblok; TİSK!
Emekçi ise parça parça.. TÜRK-İŞ, DİSK, AKP yanlısı HAK-İŞ… işçi örgütlenmeleri.
Memurlara ise sendikacılık oynatılmakta.. “grev” ve toplu sözleşme hakkı olmayan, salt “toplu görüşme” hakkı tanınan 3 milyonu aşkın kitle, her yıl Hükümet ile toplu görüşmede anlaşamamakta, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kesin son kararı vermektedir (Anayasa md. 53/4).

Sonuçta çalışanlar ulusal gelirin en az yarısını üretmekte ancak bu pastanın en çok 1/4’ünü alabilmektedir. Bunun çıplak adı,

  • Türkiye’de KORKUNÇ BİR EMEK SÖMÜRÜSÜ – YOKSULLAŞTIRMA söz konusudur.

31 Mart 2019 seçimlerine dek bile ötelenmesi – ertelenmesi çoook ama çok güç, ağır bir ekonomik bunalım ülkemizi kuşatmış durumda..

AKP ise en tepelerden başlayarak acı gerçeği görmezden gelmeyi sürdürmekte..
Bu tablo her şeyden daha elim ve vahim!

TÜSİAD bile, artık saklanamayacak acı gerçekleri yeni ve eski başkanları ağzıyla çok net ve ısrarla, yineleyerek dile getirmekte..

İktidar  neyi beklemekte??

Halkın “AÇIZ – İŞSİZİZ – BORÇLUYUZ – HACİZDEYİZ…” diye sokaklara dökülmesi mi beklenmekte??
– Fransa’da başlayıp hızla yayılan, halkın SARI YELEKLİ insanca yaşam istemlerini
AKP nasıl okuyor?
Bunun polis – jandarma – paramiliter iktidar güçleri… zoruyla bastırılabileceği mi hesaplanmakta?
Yeni bir OHAL mi var ufukta ve hesapta??
OHAL altında seçimleri belirsiz geleceğe erteleme mi var?
Ne var, ne var AKP’nin “kutsallaştırılan” ‘kodlu‘ 2023 hedeflerinde??

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Naci Beştepe : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 29 Kasım 2017

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 29 Kasım 2017

Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri öğretmenliğin saygınlığını zedeleyenlere…

VAİZ
Vaiz maaşı öğretmen maaşını geçmiş.
Yönetimin akıl ve bilime bakışı rakamlarda netleşmiş …

KEDİ
AKP Gen. Bşk. Erdoğan, “beton, beton, beton” diyerek şehirlerdeki çarpık yapılaşmadan şikayete devam etti. İstanbul’daki 121 gökdelenin 117’sinin kendi döneminde dikildiği açıklandı.
Gökdelen kedisi…

MEHDİ
Başdanışman Yalçın Topçu ile AKP MV. Metin Gündoğdu’nun görüştüğü Azerbaycanlı sahte mehdi “Erdoğan ancak benim sayemde dünya lideri olur” dedi.
Hurafecilerin lideri mi yani?…

SEÇENEK
Sosyal medyada yaygın bir soru; ABD, “Reza mı, Feto mu?” dese RTE kimi seçer?
Soru mu, yanıt mı bu?…

KAÇAKÇI
Kılıçdaroğlu, RTE’nin yakınlarının yurt dışına para kaçırdığına dair belgeleri açıkladı.
Her zaman olduğu gibi yandaşlar yalanladı.
Bunda ne yanlış var ki; koskoca dünya lideri, dünyanın her yerinde parası olur

HIRSIZ
Sudi prensler mal varlığını iade etsin diye ayaklarından asılarak işkence ediliyormuş.
Her hırsızın yaptığı yanında kar kalmıyor…

HARBİYE
Mezuniyet töreninde RTE Harbiye marşı söyledi. TSK’ya sahip çıktı.
4 Temmuz’da kafasına çuval geçirilen Ordu’nun kulakları çınlasın…

FAZLA
RTE, Harbiye mezunlarının bir yılda dört yıllık eğitimden fazlasını aldığını söyledi.
Bundan böyle tüm üniversiteler bir yıla indirile!..

YALANLAMA
Cumhurbaşkanlığından,  telefon görüşmesinde Trump’ın YPG’ye silah verilmeyeceğini söylediği açıklandı. Pentagon sözcüsü, “SDG (PYD)’yle ilişkimiz sürecek” diyerek yalanladı. Silah sevki devam etti. Kim, kimi kandırıyor?..

SIVIŞMA
Çevre Bakanı Özhaseki, Belediye Başkanlığı döneminde Feto’yu ziyaret ettiğini inkar etti.
Övünme dönemi bitti, şimdi sıvışma dönemi…

KUMPAS
Son kumpas mağduru Yzb. (şimdiye albaydı) Murat EREN de berat etti.
Kumpasçılar ve onlara “paralel” deyip sıyrılanlar berat edebilecek mi?…

REKABET
Rekabet Kurumu yöneticileri, 20. kuruluş yılını aileleriyle dört gün İstanbul’da kutlamış.
Rekabet et edebilirsen…

KURUL
TÜSİAD, arada bir hükümeti eleştirdiği için Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) yönetiminden çıktı/çıkarıldı.
Eleştiri haa!..

CENNETLİK
Cüppeli, kendisine cennetin müjdelendiğini söylemiş.
Jet ski yaptığı kızları da götürür herhalde…

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

=================================
Zekanıza, yüreğinize ve kaleminize sağlık değerli dostumuz Naci Beştepe Paşamız..

Sevgi ve saygı ile. 29 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?

Hekimlerin Meslek Örgütlerine
Niçin Saldırmaktalar?

portresi

Prof. Dr. Vedat Bulut
ATO Yönetim Kurulu Başkanı

 

(Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Rant için!

Diyerek kısa bir yanıtla geçiştirilebilirdi bu soru. Ancak gerçek yanıt bundan çok daha öte ve oldukça derinlerde yatmaktadır. Bu yazıyla sizlere bir irdeleme sunacak ve yakıcı gündemin niçin bu aşamaya geldiğini aktarmaya çalışacağım.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve bağlı Tabip Odaları 6023 sayılı yasaya göre düzenlenmiş ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış bir meslek örgütlenmesidir. (AS: Anayasa md. 135)

“Türk Tabipleri Birliği Kanunu” kimi zaman TBMM’de, kimi zaman Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Bakanlar Kurulunda değişikliklere uğramıştır. Bu Yasanın genel çerçevesini belirleyen 1. maddesi “…tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur” lafzıyla çatı örgütü olan TTB ve Tabip Odalarını tanımlamıştır. 2011 yılında Bakanlar Kurulu, “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” tanımlamasından rahatsız olmuştur ki, bir KHK ile (AS: 2.11.2011; 663 sayılı KHK) TTB’nin bu işlevini silmeye kalkmıştır. 2013 yılında Anayasa Mahkemesi 2013/30 K. sayılı kararı ile bu değişikliği iptal etmiştir (AS: 14.022013). İlginçtir Başbakanlık e-mevzuat hizmeti sunduğu Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinde bunu halen güncellememiştir. (AS : http://www.mevzuat.gov.tr/ Metin1.Aspx?MevzuatKod=1.3.6023&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=&Tur=1&Tertip= 3 &No=6023 adresinden çağrılan 6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinden cımbızlanarak çıkarılan “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” ibaresi, Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen değişikliği iptal kararına karşın yerine işlenerek eski durumuna getirilmemiştir.. Şubat 2013, Ekim 2016..!?) Türkiye Cumhuriyeti’nin bir adamın iki dudağı arasına sığmayacağını bilmeyenlerin Anayasa Mahkemesi ve hukuk tanımazlığı bize yabancı bir husus değildir. Özü itibarı ile TTB ve Tabip Odalarının ve elbette Ankara Tabip Odası’nın mesleğimizin kamu ve kişi yararına uygulanması görevi sürmektedir. Tabip Odalarına yapılan saldırıların kalkanı da bu ve buna benzer diğer yasal hükümler ve yetkilerimizdir.

Bu tarihsel süreçte 12 Eylül Darbecilerinin de hedefi haline gelmiş olan TTB ve Tabip Odaları, 1980’lerin zor koşullarında bile mücadelesini yılmadan örmüş, hukuksuz yargı ve baskılara direnmiştir. Türkiye’de “İdam Cezası” nın kaldırılmasındaki rolü tartışılmazdır. TTB o dönemin yasalarında, bu cezanın gerçekleştirilmesi sürecinde, hekimin de idam sehpası yanında hazır bulunması gerektiği için, hekimlerin idam sehpaları önünde görevlendirilemeyeceği ilkesiyle, yaşam için, sağlık için görev yapan meslektaşlarından cellatlara asistanlık yapmaya kalkacak olanları evrensel hekimlik ölçüleri içinde TTB Disiplin Yönetmeliği’ne uygun bir şekilde soruşturup cezalandıracaklarını bildirmişlerdir. Dönemin TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek ve MK Üyeleri bu girişimleri nedeni ile yargılanmışlar ve beraat etmişlerdir. Onların bu çabaları sonucunda 1984 yılından bu yana ‘’Ölüm Cezası’’ uygulanamaz olmuş, o dönemde TBMM’de onay bekleyen kesinleşmiş ölüm cezası kararları tozlu raflarda kalmıştır. Sonunda AB uyum paketleri içinde yer alan ek protokollerle “Ölüm cezasının kaldırılması” yasalar ölçüsünde 2000’li yıllarda gerçekleşti. O yıllar siyasal ve kapitalist çıkarları için AB rüzgarını arkalarına alarak, “Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz, statükoyu ve askeri vesayeti kaldıracağız..” söylemlerini gerçekleştirenler artık yok gibiler ya da yok hükmündeler. Yeni statüko ve vesayetin sahipleri artık on yılda, yılda, bir ay içinde düşüncelerini değiştirmiyorlar. Saatler içinde bile kendileriyle çelişen açıklamalarıyla basında ve kamuoyunda boy gösteriyorlar.

“Kandırıldık” diyenler aslında kitleleri kandırıyorlar.

Artık dillerinde “demokrasi” lafı iğreti durmaktadır. Adaletten sözedenler adaletten uzaklaşmış, kalkınmadan sözedenler ekonomik bunalımın eşiğine gelmişlerdir. Üretime dayanmayan ve sermayenin emirleri doğrultusunda sıcak para ile dönen bir ekonomi, demokrasi çerçevesine uymamaktadır. Tıpkı 24 Ocak 1980 kararlarına demokrasi elbisesi dar geldiği için 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirilmiş, demokrasimiz üniformaya layık görülmüştür. 15 Temmuz  2016 FETÖ/PDY ve işbirlikçileri çetesinin gerçekleştirdiği demokrasi karşıtı darbe başarılı olsaydı, meslek örgütleri hedef olacaktı, ülkenin ilerici aydınları yine çileler çekecekti, emek değersizleştirilip ve sendikalar kapatılıp insanımız hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılacaktı, FETÖ/PDY hedefindeki kitlelerin imhası sağlanacaktı.

Ne yaman sorudur yanıt bekleyen şu soru: Peki şimdi farklı gelişmeler mi var?

Türkiye darbeden beslenen yeni bir postmodern cihad darbesi ile karşı karşıyadır.

Gözden kaçan ayrıntı tam da darbe günü TBMM’de kabul edilen 6728 sayılı “YATIRIM ORTAMININ İYİLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” başlıklı yasamanın yapılmasıdır. Ve tabii ki bu da torba yasalardan biriydi. Aslında ne tesadüftür ki, bu kanun ta o gün TBMM’de onandı ve bu kaotik (AS: karmaşık) süreçte gözlerden ırak kaldı. Bu yasanın tümü uzmanlar tarafından kuşkusuz iyice incelenecektir. Bu yasada evraklar hükmünden dijital verilere geçenler, katı fazdan buhar fazına hazırlamaktaydılar kapitalistlerin şirketlerini… Gerçi bu ülke evrak yangınlarıyla da ünlüdür, ancak bu kez hızla buharlaşmaya gereksinimleri vardı. Seçim sisteminden (SEÇSİS) yargılama sistemine (UYAP) toplum dijitalleşmiş uygarlığın eşiğine gelmişti, ama servetler ne olacaktı? Hani şu halkın boğazından, geçmişinden ve geleceğinden, toprağın altından üstünden çalınan, hortumlanan servetler??

Şu sözü edilen yasada damga vergilerinden ve gereksiz kayıtlamalardan çıkarılan savunma, güvenlik veya istihbarat alanlarında satış ve bakım/onarımlar ne anlama gelirdi? “Yap-İşlet Modeli çerçevesinde yapılacak yatırım projelerini üstlenen tam mükellef firmaların yapacakları hizmet ve faaliyetler”e vergi bağışıklığı getirmenin acaba “Sağlık Kampüsleri” ile ilgisi olabilir miydi? Hani şu üzerinden geçmediğimiz köprüye vergilerimizden/hazineden aktardığımız mali kaynak gibi, yatmadığımız hastanelere %75 (AS % 70) doluluk oranı sözleşmeleri ile yine mali kaynak aktaracağımız gerçeği gibi… Ne yaman servet transferidir emekçilerden alınan ve oligark sermaye çevrelerine aktarılan

Bu yasa serveti olanları koruyan, emekçileri sömürecek olan bir yasadır. Ve herkesin bilmesi gereken bu yasayı komisyonlar için hazırlayan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) denen bir kuruluştur. Yatırımlarla ilgili görev ve sorumluluğu bulunan Bakanlar ile TOBB, TİM, TÜSİAD, YASED, MÜSİAD ve DEİK gibi sermayenin temsilcileri olan bu Kurulda tek bir emekçi örgütü yoktur. Yani İşçi ve Memur sendikaları, Meslek Örgütleri, Emeklilerin STK’ları gibi emekçilerin görüşlerine gereksinim yoktur bu Kurulda. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’ye mi soracaklar? “Yatırım Ortamını İyileştirecek” olanlar sermayenin sahipleridir, üretim araçlarını ellerinde tutanlardır. Görüldüğü gibi öyle sermayenin mavisi yeşili de yoktur, TÜSİAD ve MÜSİAD kucak kucağa ortamı iyileştirmektedirler emekçiler için…

İşte bu nedenle darbe fırsatçılığı içindeler ve meslek örgütlerine saldırmaktadırlar. TTB’ye TMMOB’a saldırmalarının nedeni budur. Düşünenler ve perde arkasını görenler susturulmalı ve hatta yok edilmelidir. Yoksa idam mı edilmelidir? Ya idama yine karşı çıkarsa bu TTB? Derin endişedir kimilerinde…

Bu saldırılardan sonunda Ankara Tabip Odası da etkilenmiştir. Hekimlik değerlerini her şeyin üzerinde tutan ve daha 30 Eylül akşamına dek hastaları için koşuşturan Dr. Benan Koyuncu, nöbete gittiği akşam Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörlüğü tarafından açığa alınmıştır. Gerekçesi, kerameti oldukça büyük olan ve cadı avının sihirbaz çubuğuna dönüşen 667 sayılı KHK’dir. Dr. Benan Koyuncu Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi olması nedeni ile hedef seçilmiştir. Buradan hareketle ve ilişkilendirmelerle Ankara Tabip Odası susturulmak istenmektedir.

Yine tesadüf olmayan diğer gelişme, yandaş basın ve güya sol maske takmış çakma örgütlenmelerin eş zamanlı olarak TTB, İstanbul Tabip Odası ve Ankara Tabip Odası’nı hedef alan yayın ve söylemleridir. Bu tür söylemlerde yer alan haksız suçlama ve iftiralara karşı hukuksal haklarımızı koruyacağız ve faillerin cezalandırılmalarını sağlayacağız. Bizler jurnalci entelijansiya söylemlerini ustalıkla belirler ve gereğini yaparız. Bu tür faillerin siciline, emek düşmanlığı ve kapitalizme hizmeti işleyeceğiz.

Yeniden başa dönecek olursak “Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?” sorusunun yanıtı aslında yine basittir :

Rant için!

(http://www.hekimpostasi.org.tr/2016/10/10/hekimlerin-meslek-orgutlerine-nicin-saldirmaktalar/)
=================================
Dostlar,

Sevgili arkadaşımız ve meslektaşımız Prof. Dr. Vedat Bulut’u, Ankara Tabip Odası Başkanı sıfatı ve sorumluluğuyla kaleme aldığı bu makale için kutlamak istiyoruz. Nitekim telefon ederek bu görevimizi yaptık ve söz konusu makalesini web sitemize koymak için iznini aldık.

KHK no 663 : SAĞLIK BAKANLIĞI ve BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT ve GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (2.11.2011, RG 28103-mük. 60 asıl, 12 geçici md.; 6/4/2011 tarih ve 6223 s. Yetki Yasası’na dayalı)

MADDE 58 ..
Madde 1-(Değişik: 07.06.1985 – 3224 sayılı yasa md. 48) :
Türkiye sınırları içinde meslek ve sanatını yürütmeye yetkili olup sanatını serbest olarak yapan veya meslek diplomasından yararlanarak resmi veya özel görev yapan tabiplerin katıldığı Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleksel deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, (Değişik : RG : 02.11.2011 – 28103, mükerrer); 663 sayılı KHK md. 58) tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştiril-mesini sağlamak ve meslek üyelerinin hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş (6023 sayılı TTB kuruluş yasası md.1) «kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu» dur.

TTB yasasından çıkarılan üstü çizili bölüm; sorumlu Sağlık Bakanı ise Bakan Recep Akdağ!

Birkaç sorumuz var                  :

İlki; kendisi de bir hekim olan, geçmişte muayenehane çalıştırdığından Erzurum Tabip Odası üyesi olan, sonraki yıllarda Türk Tabipleri Birliği yönetimine adaylığını koyan (Erzurum’dan adaşı Prof. Dr. Recep Akdur ile ortak liste çıkararak) Sağlık Bakanı Akdağ, meslek örgütünün son derece olağan – temel işlev ve yetkisinden neden rahatsızlık duyar? 

İkincisi; Sağlık Bakanlığı’nın örgütlenmesi, görev ve yetkileri yeniden örgütlenerek küresel sermayenin isteklerine göre silbaştan tasarlanırken yasa taslağı TBMM’de kapsamlı  olarak neden görüşülmemiş ve yetki yasası kötüye kullanılarak Bakanlar Kurulunca bir Kanun Hükmünde Kararname olarak çıkarılmıştır? 2 Kasım 2011 günü TBMM açıkken ve birkaç km uzakta iken, ülkede olağandışı durum yokken, söz konusu yasal düzenleme için hiçbir ivedilik yokken! O gece çıkarılan 35 adet KHK ile Türk Kamu Yönetimi DNA’sına dek değiştirilerek küresel emperyalizme uyuma sağlanırken milliyetçi – mukaddesatçı AKP hükümeti ve onun Menzil tarikatından olduğu söylenen Sağlık Bakanı ne tür bir işlev – misyon üstlenmiştir??

Bu 35 KHK ile, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği, kökü dışarıda Kamu Yönetimi Reformu yasasının gerekleri parça parça ve TBMM dışlanarak, Batı dayatmasıyla yerine getirilmiştir.

Bu siyasal iktidar ve bu anlayış mı millidir??
Zaten kendileri söylemediler mi “Biz Erbakan’ın Milli Görüş gömleğini çıkardık..” diye??

Üçüncüsü;

Adı

KHK no 663 : SAĞLIK BAKANLIĞI ve BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT ve GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (2.11.2011, RG 28103-mük. 60 asıl, 12 geçici md.; 6/4/2011 tarih ve 6223 s. Yetki Yasası’na dayalı)

olan bir metinde kamuoyuna, TBMM’ye ve hukuka karşı hile ile, başlıkta geçmeyen bir başka konuda, bir başka yasada köktenci bir cımbızlama değişikliği – çıkarma yapmak yasama ve siyaset etiğine sığar mı??

Dördüncüsü; Bu değişiklik, 14.2.13/30 sayılı kararla Anayasa Mahkemesince iptal edildiği halde, 2011 yılında Bakanlar Kurulu, “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” görevlendirmesinden çok rahatsız olmuştur ki, bu KHK ile (AS: 2.11.2011; 663 sayılı KHK) TTB’nin bu temel işlevini silmeye kalkmıştır. 2013 yılında Anayasa Mahkemesi 2013/30 K. sayılı kararı ile bu değişikliği iptal etmiş iken, çoook ilginçtir ki Başbakanlıkça e-mevzuat hizmeti sunulan Mevzuat Bilgi Sisteminde bu iptal kararı halen işlenmemiştir. http://www.mevzuat.gov.tr/Metin1.Aspx?MevzuatKod=1.3.6023&MevzuatIliski=0
&sourceXmlSearch=&Tur=1&Tertip=3&No=6023 
adresinden çağrılan 6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinden cımbızlanarak çıkarılan ibare, Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen değişikliği iptal kararına karşın yerine işlenerek eski durumuna getirilmemiştir.. Şubat 2013, Ekim 2016..!? 3,5 yıldır.. Bu davranış, ilgili Genel Müdürlüğün Anayasa Mahkemesi iptal kararını tanımaması anlamına mı gelmektedir? Başbakanlığa bağlı Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Resmî Gazetede Anayasa Mahkemesi kararları derhal yayımlandığına göre, neden gerekli güncelleme mevzuat.gov.tr‘de yapılmamaktadır?? Bu davranış en azından görev savsaklaması (ihmali) değil midir??

Anayasa md. 153/3 : Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar….

Anayasa md. 153/5 : Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.

Sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını ve gerekli düzeltmenin hemen web sitesinde işlenmesini diliyoruz..

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com