Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?

Hekimlerin Meslek Örgütlerine
Niçin Saldırmaktalar?

portresi

Prof. Dr. Vedat Bulut
ATO Yönetim Kurulu Başkanı

 

(Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Rant için!

Diyerek kısa bir yanıtla geçiştirilebilirdi bu soru. Ancak gerçek yanıt bundan çok daha öte ve oldukça derinlerde yatmaktadır. Bu yazıyla sizlere bir irdeleme sunacak ve yakıcı gündemin niçin bu aşamaya geldiğini aktarmaya çalışacağım.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve bağlı Tabip Odaları 6023 sayılı yasaya göre düzenlenmiş ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış bir meslek örgütlenmesidir. (AS: Anayasa md. 135)

“Türk Tabipleri Birliği Kanunu” kimi zaman TBMM’de, kimi zaman Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Bakanlar Kurulunda değişikliklere uğramıştır. Bu Yasanın genel çerçevesini belirleyen 1. maddesi “…tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur” lafzıyla çatı örgütü olan TTB ve Tabip Odalarını tanımlamıştır. 2011 yılında Bakanlar Kurulu, “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” tanımlamasından rahatsız olmuştur ki, bir KHK ile (AS: 2.11.2011; 663 sayılı KHK) TTB’nin bu işlevini silmeye kalkmıştır. 2013 yılında Anayasa Mahkemesi 2013/30 K. sayılı kararı ile bu değişikliği iptal etmiştir (AS: 14.022013). İlginçtir Başbakanlık e-mevzuat hizmeti sunduğu Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinde bunu halen güncellememiştir. (AS : http://www.mevzuat.gov.tr/ Metin1.Aspx?MevzuatKod=1.3.6023&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=&Tur=1&Tertip= 3 &No=6023 adresinden çağrılan 6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinden cımbızlanarak çıkarılan “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” ibaresi, Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen değişikliği iptal kararına karşın yerine işlenerek eski durumuna getirilmemiştir.. Şubat 2013, Ekim 2016..!?) Türkiye Cumhuriyeti’nin bir adamın iki dudağı arasına sığmayacağını bilmeyenlerin Anayasa Mahkemesi ve hukuk tanımazlığı bize yabancı bir husus değildir. Özü itibarı ile TTB ve Tabip Odalarının ve elbette Ankara Tabip Odası’nın mesleğimizin kamu ve kişi yararına uygulanması görevi sürmektedir. Tabip Odalarına yapılan saldırıların kalkanı da bu ve buna benzer diğer yasal hükümler ve yetkilerimizdir.

Bu tarihsel süreçte 12 Eylül Darbecilerinin de hedefi haline gelmiş olan TTB ve Tabip Odaları, 1980’lerin zor koşullarında bile mücadelesini yılmadan örmüş, hukuksuz yargı ve baskılara direnmiştir. Türkiye’de “İdam Cezası” nın kaldırılmasındaki rolü tartışılmazdır. TTB o dönemin yasalarında, bu cezanın gerçekleştirilmesi sürecinde, hekimin de idam sehpası yanında hazır bulunması gerektiği için, hekimlerin idam sehpaları önünde görevlendirilemeyeceği ilkesiyle, yaşam için, sağlık için görev yapan meslektaşlarından cellatlara asistanlık yapmaya kalkacak olanları evrensel hekimlik ölçüleri içinde TTB Disiplin Yönetmeliği’ne uygun bir şekilde soruşturup cezalandıracaklarını bildirmişlerdir. Dönemin TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek ve MK Üyeleri bu girişimleri nedeni ile yargılanmışlar ve beraat etmişlerdir. Onların bu çabaları sonucunda 1984 yılından bu yana ‘’Ölüm Cezası’’ uygulanamaz olmuş, o dönemde TBMM’de onay bekleyen kesinleşmiş ölüm cezası kararları tozlu raflarda kalmıştır. Sonunda AB uyum paketleri içinde yer alan ek protokollerle “Ölüm cezasının kaldırılması” yasalar ölçüsünde 2000’li yıllarda gerçekleşti. O yıllar siyasal ve kapitalist çıkarları için AB rüzgarını arkalarına alarak, “Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz, statükoyu ve askeri vesayeti kaldıracağız..” söylemlerini gerçekleştirenler artık yok gibiler ya da yok hükmündeler. Yeni statüko ve vesayetin sahipleri artık on yılda, yılda, bir ay içinde düşüncelerini değiştirmiyorlar. Saatler içinde bile kendileriyle çelişen açıklamalarıyla basında ve kamuoyunda boy gösteriyorlar.

“Kandırıldık” diyenler aslında kitleleri kandırıyorlar.

Artık dillerinde “demokrasi” lafı iğreti durmaktadır. Adaletten sözedenler adaletten uzaklaşmış, kalkınmadan sözedenler ekonomik bunalımın eşiğine gelmişlerdir. Üretime dayanmayan ve sermayenin emirleri doğrultusunda sıcak para ile dönen bir ekonomi, demokrasi çerçevesine uymamaktadır. Tıpkı 24 Ocak 1980 kararlarına demokrasi elbisesi dar geldiği için 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirilmiş, demokrasimiz üniformaya layık görülmüştür. 15 Temmuz  2016 FETÖ/PDY ve işbirlikçileri çetesinin gerçekleştirdiği demokrasi karşıtı darbe başarılı olsaydı, meslek örgütleri hedef olacaktı, ülkenin ilerici aydınları yine çileler çekecekti, emek değersizleştirilip ve sendikalar kapatılıp insanımız hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılacaktı, FETÖ/PDY hedefindeki kitlelerin imhası sağlanacaktı.

Ne yaman sorudur yanıt bekleyen şu soru: Peki şimdi farklı gelişmeler mi var?

Türkiye darbeden beslenen yeni bir postmodern cihad darbesi ile karşı karşıyadır.

Gözden kaçan ayrıntı tam da darbe günü TBMM’de kabul edilen 6728 sayılı “YATIRIM ORTAMININ İYİLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” başlıklı yasamanın yapılmasıdır. Ve tabii ki bu da torba yasalardan biriydi. Aslında ne tesadüftür ki, bu kanun ta o gün TBMM’de onandı ve bu kaotik (AS: karmaşık) süreçte gözlerden ırak kaldı. Bu yasanın tümü uzmanlar tarafından kuşkusuz iyice incelenecektir. Bu yasada evraklar hükmünden dijital verilere geçenler, katı fazdan buhar fazına hazırlamaktaydılar kapitalistlerin şirketlerini… Gerçi bu ülke evrak yangınlarıyla da ünlüdür, ancak bu kez hızla buharlaşmaya gereksinimleri vardı. Seçim sisteminden (SEÇSİS) yargılama sistemine (UYAP) toplum dijitalleşmiş uygarlığın eşiğine gelmişti, ama servetler ne olacaktı? Hani şu halkın boğazından, geçmişinden ve geleceğinden, toprağın altından üstünden çalınan, hortumlanan servetler??

Şu sözü edilen yasada damga vergilerinden ve gereksiz kayıtlamalardan çıkarılan savunma, güvenlik veya istihbarat alanlarında satış ve bakım/onarımlar ne anlama gelirdi? “Yap-İşlet Modeli çerçevesinde yapılacak yatırım projelerini üstlenen tam mükellef firmaların yapacakları hizmet ve faaliyetler”e vergi bağışıklığı getirmenin acaba “Sağlık Kampüsleri” ile ilgisi olabilir miydi? Hani şu üzerinden geçmediğimiz köprüye vergilerimizden/hazineden aktardığımız mali kaynak gibi, yatmadığımız hastanelere %75 (AS % 70) doluluk oranı sözleşmeleri ile yine mali kaynak aktaracağımız gerçeği gibi… Ne yaman servet transferidir emekçilerden alınan ve oligark sermaye çevrelerine aktarılan

Bu yasa serveti olanları koruyan, emekçileri sömürecek olan bir yasadır. Ve herkesin bilmesi gereken bu yasayı komisyonlar için hazırlayan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) denen bir kuruluştur. Yatırımlarla ilgili görev ve sorumluluğu bulunan Bakanlar ile TOBB, TİM, TÜSİAD, YASED, MÜSİAD ve DEİK gibi sermayenin temsilcileri olan bu Kurulda tek bir emekçi örgütü yoktur. Yani İşçi ve Memur sendikaları, Meslek Örgütleri, Emeklilerin STK’ları gibi emekçilerin görüşlerine gereksinim yoktur bu Kurulda. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’ye mi soracaklar? “Yatırım Ortamını İyileştirecek” olanlar sermayenin sahipleridir, üretim araçlarını ellerinde tutanlardır. Görüldüğü gibi öyle sermayenin mavisi yeşili de yoktur, TÜSİAD ve MÜSİAD kucak kucağa ortamı iyileştirmektedirler emekçiler için…

İşte bu nedenle darbe fırsatçılığı içindeler ve meslek örgütlerine saldırmaktadırlar. TTB’ye TMMOB’a saldırmalarının nedeni budur. Düşünenler ve perde arkasını görenler susturulmalı ve hatta yok edilmelidir. Yoksa idam mı edilmelidir? Ya idama yine karşı çıkarsa bu TTB? Derin endişedir kimilerinde…

Bu saldırılardan sonunda Ankara Tabip Odası da etkilenmiştir. Hekimlik değerlerini her şeyin üzerinde tutan ve daha 30 Eylül akşamına dek hastaları için koşuşturan Dr. Benan Koyuncu, nöbete gittiği akşam Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörlüğü tarafından açığa alınmıştır. Gerekçesi, kerameti oldukça büyük olan ve cadı avının sihirbaz çubuğuna dönüşen 667 sayılı KHK’dir. Dr. Benan Koyuncu Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi olması nedeni ile hedef seçilmiştir. Buradan hareketle ve ilişkilendirmelerle Ankara Tabip Odası susturulmak istenmektedir.

Yine tesadüf olmayan diğer gelişme, yandaş basın ve güya sol maske takmış çakma örgütlenmelerin eş zamanlı olarak TTB, İstanbul Tabip Odası ve Ankara Tabip Odası’nı hedef alan yayın ve söylemleridir. Bu tür söylemlerde yer alan haksız suçlama ve iftiralara karşı hukuksal haklarımızı koruyacağız ve faillerin cezalandırılmalarını sağlayacağız. Bizler jurnalci entelijansiya söylemlerini ustalıkla belirler ve gereğini yaparız. Bu tür faillerin siciline, emek düşmanlığı ve kapitalizme hizmeti işleyeceğiz.

Yeniden başa dönecek olursak “Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?” sorusunun yanıtı aslında yine basittir :

Rant için!

(http://www.hekimpostasi.org.tr/2016/10/10/hekimlerin-meslek-orgutlerine-nicin-saldirmaktalar/)
=================================
Dostlar,

Sevgili arkadaşımız ve meslektaşımız Prof. Dr. Vedat Bulut’u, Ankara Tabip Odası Başkanı sıfatı ve sorumluluğuyla kaleme aldığı bu makale için kutlamak istiyoruz. Nitekim telefon ederek bu görevimizi yaptık ve söz konusu makalesini web sitemize koymak için iznini aldık.

KHK no 663 : SAĞLIK BAKANLIĞI ve BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT ve GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (2.11.2011, RG 28103-mük. 60 asıl, 12 geçici md.; 6/4/2011 tarih ve 6223 s. Yetki Yasası’na dayalı)

MADDE 58 ..
Madde 1-(Değişik: 07.06.1985 – 3224 sayılı yasa md. 48) :
Türkiye sınırları içinde meslek ve sanatını yürütmeye yetkili olup sanatını serbest olarak yapan veya meslek diplomasından yararlanarak resmi veya özel görev yapan tabiplerin katıldığı Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleksel deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, (Değişik : RG : 02.11.2011 – 28103, mükerrer); 663 sayılı KHK md. 58) tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştiril-mesini sağlamak ve meslek üyelerinin hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş (6023 sayılı TTB kuruluş yasası md.1) «kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu» dur.

TTB yasasından çıkarılan üstü çizili bölüm; sorumlu Sağlık Bakanı ise Bakan Recep Akdağ!

Birkaç sorumuz var                  :

İlki; kendisi de bir hekim olan, geçmişte muayenehane çalıştırdığından Erzurum Tabip Odası üyesi olan, sonraki yıllarda Türk Tabipleri Birliği yönetimine adaylığını koyan (Erzurum’dan adaşı Prof. Dr. Recep Akdur ile ortak liste çıkararak) Sağlık Bakanı Akdağ, meslek örgütünün son derece olağan – temel işlev ve yetkisinden neden rahatsızlık duyar? 

İkincisi; Sağlık Bakanlığı’nın örgütlenmesi, görev ve yetkileri yeniden örgütlenerek küresel sermayenin isteklerine göre silbaştan tasarlanırken yasa taslağı TBMM’de kapsamlı  olarak neden görüşülmemiş ve yetki yasası kötüye kullanılarak Bakanlar Kurulunca bir Kanun Hükmünde Kararname olarak çıkarılmıştır? 2 Kasım 2011 günü TBMM açıkken ve birkaç km uzakta iken, ülkede olağandışı durum yokken, söz konusu yasal düzenleme için hiçbir ivedilik yokken! O gece çıkarılan 35 adet KHK ile Türk Kamu Yönetimi DNA’sına dek değiştirilerek küresel emperyalizme uyuma sağlanırken milliyetçi – mukaddesatçı AKP hükümeti ve onun Menzil tarikatından olduğu söylenen Sağlık Bakanı ne tür bir işlev – misyon üstlenmiştir??

Bu 35 KHK ile, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği, kökü dışarıda Kamu Yönetimi Reformu yasasının gerekleri parça parça ve TBMM dışlanarak, Batı dayatmasıyla yerine getirilmiştir.

Bu siyasal iktidar ve bu anlayış mı millidir??
Zaten kendileri söylemediler mi “Biz Erbakan’ın Milli Görüş gömleğini çıkardık..” diye??

Üçüncüsü;

Adı

KHK no 663 : SAĞLIK BAKANLIĞI ve BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT ve GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (2.11.2011, RG 28103-mük. 60 asıl, 12 geçici md.; 6/4/2011 tarih ve 6223 s. Yetki Yasası’na dayalı)

olan bir metinde kamuoyuna, TBMM’ye ve hukuka karşı hile ile, başlıkta geçmeyen bir başka konuda, bir başka yasada köktenci bir cımbızlama değişikliği – çıkarma yapmak yasama ve siyaset etiğine sığar mı??

Dördüncüsü; Bu değişiklik, 14.2.13/30 sayılı kararla Anayasa Mahkemesince iptal edildiği halde, 2011 yılında Bakanlar Kurulu, “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” görevlendirmesinden çok rahatsız olmuştur ki, bu KHK ile (AS: 2.11.2011; 663 sayılı KHK) TTB’nin bu temel işlevini silmeye kalkmıştır. 2013 yılında Anayasa Mahkemesi 2013/30 K. sayılı kararı ile bu değişikliği iptal etmiş iken, çoook ilginçtir ki Başbakanlıkça e-mevzuat hizmeti sunulan Mevzuat Bilgi Sisteminde bu iptal kararı halen işlenmemiştir. http://www.mevzuat.gov.tr/Metin1.Aspx?MevzuatKod=1.3.6023&MevzuatIliski=0
&sourceXmlSearch=&Tur=1&Tertip=3&No=6023 
adresinden çağrılan 6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinden cımbızlanarak çıkarılan ibare, Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen değişikliği iptal kararına karşın yerine işlenerek eski durumuna getirilmemiştir.. Şubat 2013, Ekim 2016..!? 3,5 yıldır.. Bu davranış, ilgili Genel Müdürlüğün Anayasa Mahkemesi iptal kararını tanımaması anlamına mı gelmektedir? Başbakanlığa bağlı Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Resmî Gazetede Anayasa Mahkemesi kararları derhal yayımlandığına göre, neden gerekli güncelleme mevzuat.gov.tr‘de yapılmamaktadır?? Bu davranış en azından görev savsaklaması (ihmali) değil midir??

Anayasa md. 153/3 : Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar….

Anayasa md. 153/5 : Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.

Sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını ve gerekli düzeltmenin hemen web sitesinde işlenmesini diliyoruz..

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Rifat Serdaroglu : ALIN SİZE İSTİKRAR

Rifat Serdaroglu : ALIN SİZE İSTİKRAR

Türk İşadamları, alanlarında çok başarılı kişilerdir.
Özellikle yurtdışındaki rakipleri ile yarışıp, kendilerini kabul ettirmişler ve tüm dünyada başarılı işlere imza atmışlar ve yatırımlar yapmışlardır.
Bugün toplam istihdam içinde Kamu’nun payı %13, Türk Özel Sektörünün payı ise %87’dir. Adları ister TÜSİAD, ister MÜSİAD, ister TUSKON, ister GİAD olsun
bu başarı tüm Türk Özel Sektörünündür…

Türk Özel Sektörünün başarılı olmasındaki en önemli etken
“Demokratik ortamın devamlılığıdır.”

Hukuk Devleti, Uluslararası Hukuk kurallarının geçerli olması, Devletin herkese
eşit davranması, şeffaflık ve dürüstlük, demokratik ortamın olmazsa olmazlarıdır.

Eğer demokratik bir ülkede, işadamları bu gerçekleri görmezden gelir,
demokratik ortama sahip çıkmayıp “İSTİKRAR” dedikleri geçici gerekçenin
ardına sığınırlarsa, en yakın zamanda hem istikrarı hem de tüm kazanımlarını yitirirler…

Dönemin Başbakanı, televizyon canlı yayınında TÜSİAD yöneticilerine açıkça hakaret etti!
Dönemin Başbakanı, birkaç ay önce başarılı işadamları dediği TUSKON üyelerini,
şimdi paralelci- vatan haini etti!
Dönemin Başbakanı, kendisine biat etmeyen MUSİAD üyelerini de teker-teker
piyasadan sildirdi!

İran’da Humeyni ile başlayan “İslam Devleti” uygulamalarında,
bir Molla

“Şu kişinin malının-mülkünün-parasının elinden alınması uygundur..”

diye bir fetva verdiğinde, hoop o mallar ve yılların emeği Molla’nın cebine akar ve
kimse itiraz edemezdi! İtiraz etmeye yeltenenin kellesi alınırdı!

Modern Türkiye’nin AKP iktidarında, İran’lı Molla’nın yaptığı,
1 İktidar Savcısı – 1 İktidar Sulh Ceza Yargıcı ile yapılır hale geldi.
Yatıyorsunuz, şirketleriniz-fabrikalarınız var, sabah kalkınca bir bakıyorsunuz
tüm varlığınız kayyım denen iktidarın adamlarının eline geçmiş!

Dün devletin malı olan bir televizyon, kimsenin haberi olmadan, ihale açılmadan
bugün elin Arabının oluvermiş.
Ne mal güvenliği, ne can güvenliği ne de özgürlük kalmış…

Acaba değerli işadamlarının ve onların örgütlerinin istedikleri istikrar bu mu?
Türk işadamları akıllı da, Türkiye’de yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılar aptal mı?
Türkiye’de Hukuk Devleti ilkesinin dama atıldığını görmüyorlar mı?

Yalnızca haber yaptıkları için, gazetecilerin zindana atıldıklarını görmüyorlar mı?

AKP İktidarının, kendisine biat etmeyen kişilerin mallarına hukuksuz olarak
el koyduğunu yabancı yatırımcılar bilmiyorlar mı?

Şimdi bana söyler misiniz?
Yabancı yatırımcı böyle bir ülkeye niçin gelsin? Parasını burada neden tutsun?

Yıllardır AKP’ye oy vermenin gerekçesi olarak gösterilen istikrar ne âlemde?
Türkiye’de şu an istikrar var mı?

Kentler, kasabalar birer savaş alanı haline dönmedi mi?
Kentler, mahalleler birer bomba-silah deposu haline getirilmedi mi?
Vatan evlâtları her gün şehit olmuyor mu?
İnsanlar günlerce evlerinde aç-susuz bırakılmıyor mu?
Türk Devleti sınırlarına hâkim mi?
Türk Devleti sokaklarına hâkim mi?
Ekonomik durgunluk had safhaya varmadı mı?
Rusya-İran-Suriye-Irak-Mısır-Libya-Tunus ile ilişkilerimizin koptuğu bilinmiyor mu?
Bu komşu devletlerle iş yapan işadamlarımız, AKP İktidarı sayesinde batmadılar mı?

Bu mu istikrar? Bu mu AKP’ye oy vermenin gerekçesi? Ha bu mu?
Eğer buysa, buyrun alın size nur topu gibi istikrar…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
10 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu

*****

Teşekkürler Sayın Serdaroğlu..
Yürekli ve çıplak Türkiye fotoğrafları..
Tarihe not düşmeler..

Dileriz Ulusumuz acı gerçekleri çoook gecikmeden algılasın..
Sonuna dek deneme – yanlmaya kalırsa işimiz yaş..
Dibe vurup çommayı beklerken boynunu kırıp kalmak da var..

Sevgi ve saygı ile.
10 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Tayyip’i böyle tehdit ettiler!

Tayyip’i böyle tehdit ettiler!

Tayyip’i böyle tehdit ettiler!

Sebahattin ÖNKİBAR

Önceki akşam Gazıosmanpaşa’da eski bir bakanın bürosunda karşılaştığım
AKP’li merkez sağ kökenli bir milletvekili ile aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Yüce Divan komisyonuna yapılan baskı TBMM’nin hür iradesine darbe değil mi?

-Teorik olarak öyle.!

-Peki “Yolsuzluk yapan kardeşimiz de olsa, kolu kesilir.” diyen Davutoğlu’nun çiğnenmesi?

-”Hoş olmadı ancak AK Parti seçmeni ve kamuoyu bunları çok önemsemez zira
Tayyip bey AK Partinin hala her şeyi.”

-Üyelerini Abdullah Gül’ün atadığı mahkemeye güvenmiyoruz açıklaması olacak şey midir?

-”Teorik olarak izahı zor ama unutmayın Tayyib Bey’in büyük bir şansı var.”

-Nedir o ?

-”Birincisi liderliği yani algı yaratmada ustalığı .. İkincisi karşısında zerre  inandırıcılığı ve itibarı olmayan bir muhalefetin varlığı. Sayın Kılıçdaroğlu ile Sayın Bahçeli hem AK Parti  hem de Tayyip Bey’e çıkan büyük bir piyangodur. Bu şartlarda bile AK Parti %50’lere ise bunun sorumlusu, ‘olmayan‘ muhalefettir.”

-Tayyib Bey’in 4 bakanı  ısrarla sahiplenmesi  neden?

-”Yakından biliyorum iki tanesi Sayın Erdoğan’la görüşmesinde örtülü olarak
tehdit etmişler. Bildiklerimizi anlatırız.. falan demişler.”

-Tayyip Bey bu tehdide susmuş mu?

-Bana anlatılana göre ağır hakaretlerle makamından kovmuş ama yine de sahiplenmek  zorunda kalmış çünkü Sayın Erdoğan Yüce Divan olayını kendini tasfiye projesi olarak görüyor.

-AKP Meclis gurubu tavrı ne olur?

-”Oylama gizli olduğu için özellikle üç dönemlikler arasından bir tepki olacak
ancak sınırlı olur.”

-Bu teslimiyet değil mi?

-”Siyaset güce eğilir ve ondan biçimlenir. Şu gün için AK Parti dışında bir iktidar alternatifi yok. Ayrıca AK Parti gurubu da Tayyiph Bey’in kuşatıldığını görüyor ve O’nu sahiplenmeyi görev biliyor.”

Diyalog bu, yorum sizin!

TAYYİP VE FETHULLAH ÖLÜRSE BUNLAR OLUR?

Tayyip Erdoğan’a emrihak vaki olur  yani ölürse, Abdullah Gül nerede kalmıştık der
ve siyasi mirası sahiplenmeye kalkışır. 

-Fethullah vefat ederse Cemaat anında paramparça olur ve başlangıtça en az üç,
sonrasında
7-8 parçaya ayrılır.

-Tayyip ölürse Bilal Erdoğan ya yurdu terk eder ya da hakkında onlarca dava açılır.

Fethullah vefat ederse yeğenleri ile cemaat abileri arasında miras kavgası başlar.

Tayyip ölürse AKP inişe geçer,Yüce Divanlar ardı ardına kurulur.

-Fethullah vefat  ederse bürokrasideki haşhaşileri başka radikal İslamcı guruplara savrulur.

-Tayyip ölürse itiraflar tezahür eder ve gizli olan pek çok şey adım adım afişe olur.

-Fethullah ölürse CIA ile Mossad yeni bir önder isim aramaya kalkar.

NOT: Biz ikisine de uzun ömürler diliyoruz..

ERDOĞAN, DEMİREL’E NİYE GİTTİ?

Tayyip Erdoğan’ın Demirel ziyaretine kardeşi Hacı Ali’nin vefatına başsağlığı denmesi   ambalajdır zira aynı Erdoğan Nazmiye Demirel vefat ettiğinde böyle bir ziyareti yapmamıştı.

Hadise başsağlığı adı altında ortak fotoğraf verme hesabının ürünüdür.

Evet, Tayyip Erdoğan artık Demirel’le bile beraber görünme ihtiyacı içinde
zira tümden kuşatıldığının farkındadır.

ABD ve AB ile ipler kopma noktasına gelmiş,
İsrail ise F Tipi örgüt aracılığı ile hücumdadır.

Keza TÜSİAD gibi içerdeki egemenler de karşısındadır.

İşte böyle bir süreçte kimi çevreler tarafından hala sembol görülen Demirel’le resim vermeyi uygun bulmuş ki, böyle bir resim TSK tarafından iyi karşılanacağı hesaplanmış.

KİLİSEYE EVET CEM EVİ’NE HAYIR

İstanbul’da 90 küsur Kilise var.
Peki Hıristıyan Cemaat toplamı ne kadar mı?
Ancak bir Kiliseyi dolduracak kadar!
Realite bu iken Davutoğlu ferman yayınladı:

-”Türkiye olarak İstanbul Yeşilköy’de yeni bir Kilise inşasına omuz vereceğiz..
Arsası bizden”

Pardon ama, o kilisede martılar mı ibaret edecek, hani cemaat nerede?

Buna karşılık Türkiye’de on küsur milyon Alevi‘nin ibadet ihtiyacına set olunuyor.
Kilise yapımına destek, Cem Evi’ne köstek AKP’nin temel politikası bu.

Anadulu’yu Türkleştirip vatan yapan Aleviler, hala öz yurdunda garip ve paryadır!
(AYDINLIK, 7.1.15)

12. CB – Yarıbaşkan RTE’nin 1 Ekim 2014 TBMM Konuşması; Türkiye Gündemi ve Tezkere Sorunu


12. CB – Yarıbaşkan RTE’nin 1 Ekim 2014 TBMM Konuşması;
Türkiye Gündemi ve Tezkere Sorunu..


Dostlar
,

Türkiye gündemi yoğun ve ağır..

TBMM’nin açılışı bu gün idi ve 12. CB – Yarbaşkan RTE ala ile – vala ile teşrif ettiler,
1 saati aşkın konuştular ve ve Başkan edasıyla adeta tavır koydular..

Bir yandan Türkiye’nin “vesayetten” kurtulması gerektiğin belirttiler,
bir yandan da Hükümeti vesayeti altına aldılar.

Türkiye hangi vesayetten kurtulacak, o belli değil?
Ordu mu, basın mı, bürokrasi mi, TÜSİAD mı?? Hangisi, hangisi??

Bu “düşsel vesayet tasarımı” işe yarıyor.. Ülkede sivil darbe için sosyal – politik psikolojik iklim hazırlıyor. Millet de olup biteni fark etmiyor öyle mi?
Kendi söylemleri ile çelişiyor.. Kendince Cumhur’u – Halkı küçümseyenler aldanıyor.. Onlar Cumhur’u yüceltenler.. Birileri ise (??) baskılıyor.. Bunlar görünmez vasiler olmalı..

Konuşmada ana tema 2015 genel seçimlerinin ardından

YENİ ANAYASA ve YENİ TÜRKİYE..

Adım adım başkanlık rejimine sürekleniş.

Gerçek vasi, KüreselleşTİRme süreçleri = Yeni emperyalizm dayatmaları ile
küresel sermayeye göbek bağıyla bağlı yerli sermayedir;
YEŞİL SERMAYEDİR..

Bizzat RTE söylemişti Başbakan iken;

“Sermaye ciddi biçimde el değiştiriyor..” diye..

Onların uzantısı-aracı vakıflar – şirketler – medya taslakları – tarikat ve cemaatlardır.
AKP’nin dinci despot saltanatı saklamak ve giderek daha da pekiştirmek –
tüm toplum alanlarında egemen kılmak içindir bu “vesayet ve darbe edebiyatı sömürüsü..”

****

“Tezkere” sancısı sarmıştır AKP’yi.. 2003’ün 1 Mart’ında reddedilen tezkere ile
ülke sıcak işgalden kurtulmuştu.
65+ bin ABD askeri, ağır silahlarıyla Güneydoğu’ya yerleşecekti!
Bereket engellendi! AKP’ye faturası ağır oldu.. AKP de içeriye yansıttı;
Ergenekon, Balyoz vb.. Bu sendromla – eziklikle (!?) geldiler bugünlere..
Şimdi 2 yeni tezkere birleştiriliyor :

– Yurtdışına TSK’yı yollamak,
– Yurtdışından yabancı askerleri (30 bin dolayında!) ülkeye kabul etmek..

Ayrı ayrı oylansa 2. yi reddetmek kolay.. Gene Yüce Meclis’in istencini (iradesini) vesayete almak gündemde.. Referandumlarda olduğu gibi.. 26 madde birden oylanmıştı 12 Eylül 2010 Anayasa halkoylamasında..

Bu durumda 312 AKP’li vekil ne yerine konuyor??

UYARALIM                                         :

Kuzey Irak’ta konumlanan sayıca çok sınırlı ÇEKİÇ GÜÇ, Türkiye’nin PKK ile savaşını engellemiş, ek olarak da PKK’yı sürekli olarak her yönden desteklemiştir. İstihbarat işlevi üstlenmiş, işleyeni (faili) bilinmeyen (!?) cinayet ve sabotajlara
alet olmuştur. Dönemin komutanları, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş
başta, Çekiç Güç’ün bu marifetlerine (!) tanık olduklarını TV’lerde açıklamışlardır.
4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de 11 askerimizin başına çuval geçirmeye dek vardırmışlardır iğrenç psikolojik savaşlarını.

  • Tezkere, ASLA YABANCI ASKERLERİ ÜLKEMİZE SOKMAMALIDIR!
  • Bu BİR ÖRTÜK-AÇIK İŞGAL demektir! Kesinkes reddedilmelidir..

TSK’yı yurtdışına gönderme konusunu ise ayrı bir yazımızda ele alacağız..
Burada AY md. 92’ye kesinlikle uyulmalı, BM kararı olmalıdır ki, yoktur!

2 Ekim 2014, tarihsel önemde kritik bir gündür..
Yüce Parlamento, Gazi Meclisimiz kendine yaraşan duruşu sergilemelidir.
Tersine kararın telafisi olmayabilir, geri dönüşü olanaksız olabilir..
Aman dikkat…

Ülkenin yazgısını – barışını – bağımsızlığını ateşe atmayalım..

RTE – AKP, ABD’den özür dileme / deliğe süpürülmeme adına, utangaçlıkla,
adeta 1 Mart 2003’ü affettirme psikozu içindeler. Yıllarca böyle yönlendirildiler.
Bu yanlış ve yersizdir.. Zaten yeterince kıvrak olabiliyorsunuz ABD’ye gidince..
Aylarca “IŞİD unsurları” dediniz, her türlü desteği gözü kara cesaretle verdiniz;
son ABD ziyaretinde iyi saatte olsunlar sizi birkaç saatte formatlayarak
“eli kanlı terör örgütü” dedirttiler, dediniz maşallah!..

Buncası şimdilik size de ABD’ye de yeter de artar da.

Ülkeyi siyasal hırslarınız adına kanlı hesaplarınıza SAKIN ALET ETMEYİN;

  • Tezkere ile yabancı askerleri ülkemize sokmayın!

Sakın ha sakın!

Sevgi ve saygı ile.
01 Ekim 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Bülent ESİNOĞLU : Ülkemiz bir yol ayırımında!


Ülkemiz bir yol ayırımında!

Dostlar,

Değerli arkadaşımız Sn. Bülent ESİNOĞLU çok acı ve çarpıcı saptamalar ve
köktenci çözüm önerileri içeren bir makalesini paylaştı :

Ülkemiz bir yol ayırımında!

Dikkatle okumak ve artık “gereğini yapmak”…

Umutsuzluğa asla yer vermeden..

Dünya Devrimler tarihi biz çok öğretici dersler vermekte ve
güven sağlayan deneyimler kazandırmakta..

Türkiye’miz, bu karabasanı da Cumhuriyetin devrimci birikimi ile mutlaka aşacak.

Sorumluları da yargı önünde mutlaka hesap verecekler..

Sıkı durmanın zamanıdır..

Teşekkürler Esinoğlu..

Sevgi ve saygı ile.
19 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

portresi


Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu@gmail.com, 19.9.14

 

Koca Osmanlı İmparatorluğu, küçük yöneticilerin eline kalınca, yönetimler kendilerini yenileyemeyince, Osmanlı gericileşti ve kendini savunamaz konuma geldi.

Yani bir yol ayırımındaydı. Kurtuluş Savaşı‘nın yapılması zorunlu hale geldi. Devrimler zorunlu oldu.

Yol ayırımlarında, büyük devletlerin lokması haline gelmemek için,
ittifaklar zorunlu hale gelir.

Tek başına halledemeyeceğiniz konularda, kimi düşüncelerinizden özveride bulunup, size yakın güçlerle ittifak yapmak durumundasınızdır.

Mustafa Kemal de bunu yaptı.

İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı Sovyetler Birliği’nden destek aldı.

Ancak Atatürk’ün vefatından sonra, bu birliktelik sürdürülmedi. Eski mandacıların çocukları ortaya çıktı. Yönetimleri ele aldı. Tekrar Batının, dolayısıyla
Amerika’nın emrine girildi.

Küçük Amerika süreci Türk halkını çürüttü.
Ülkeyi savunan değerler yıkıldı. Vatansız Müslümanlar türedi.

Ülke yoluna devam edemez hale geldi.

Böyle durumlarda halkımızın önüne, bir seçim yapma zorunluluğu çıkar.

Bu yol ayırımı, öncelikle iktidar konumunda olanlar için zorunluk taşır.
Önderlik olmazsa, zaten halk, başındaki belalarla uğraşmaktan,
ülkeyi savunacak bilince ulaşamaz.

Olayları ve olayların yorumunu, iktidardaki çıkar sahiplerinin gözü ile izler.

Önderler bir şeyler yapabilirse yaparlar.

Şimdiye dek ittifak halinde olduğumuz Batı bloku, bizim çıkarlarımızı hiçe saydı. Dolayısıyla, bu blokla ittifak halinde olmanın bir anlamı kalmadı.
(İttifak demek de ne denli olanaklı, bilemiyorum ama…)

Sistem bizim aleyhimize işledi.

Şimdi Batı, Osmanlının son zamanında olduğu gibi, daha çok şey istiyor.

Yani gene ülkemizi biraz daha küçültmek istiyor.

Açılım, toprak vermenin Batılılar tarafından, halkı ikna etmek için icat edilmiş adıdır.

Zaten PKK’ya doğrudan silah vermeleri de, bunu açıkça göstermektedir.

Aynı Bulgarlara, Yunanlara silah verdiği gibi şimdi de, PKK’ya, Peşmergelere
silah veriyor Batı. Kürt milliyetçiliğini yükseltirken, bizim milli değerlerimiz üzerinde, içerdeki işbirlikçilerini kullanarak savaş yapıyor.

İşbirlikçilerin bugüne dek kullandıkları “bölünmüş Türkiye Batı’nın
işine yaramaz” 
iddiasının da sonuna gelmiş olduk.

TÜSİAD hala diyor ki; “Dünyaya Amerika’nın optiğinden bakmalıyız.”

  • IŞİD, ABD’nin AKP’yi de kullanarak,
    milli devletleri istikrarsızlaştırmak için kurduğu bir operasyon aracıdır.

IŞİD bahane edilerek, Batı yeniden Irak ve Suriye’ye yerleşecek. Zaman zaman IŞİD’ı veya IŞİD’a yeni bir isim bularak, bölge ülkelerini tehdit etmeye devam edecektir.

Zaten bu o denli açıktır ki, Şam’ın güneyinde konuşlanmış El Nusra cephesine, Suriye ordusu tarafından bir harekât oldu mu, İsrail Suriye ordusunu vuruyor.

Öte yandan İngiltere, ABD ve Fransa Suriye’deki muhaliflere (aslında teröristlere) yardım yapacaklarını açıkça ifade ediyorlar.

  • Evet, Türkiye bir yol ayırımındadır!

Önce Ulusal bir iktidar kurarak yönetimimizi modernize edeceğiz,
sonra da ulusal çıkarlarımızı ABD’ye karşı korumak için halkımızı hazırlayacağız.

Mevcut iktidar Batıdan hakkaniyetli bir davranış bekliyor.
Mezhepçilikle işleri yürüteceğini sanıyor.

Osmanlı yıkılırken de, Osmanlı aydını, İngiltere ve Fransa’dan gelecek Hakkaniyetli bir Barış bekleyişindeydi.

Aynı noktaya geri geldik…