Hane halkları açlık ve yoksulluk sınırı

Hane halkları açlık ve yoksulluk sınırı

Erinç Yeldan
Cumhuriyet
, 29.5.19

 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)

Türkiye, krizin temel göstergelerine (ve 23 Haziran İstanbul seçimine) odaklanmış iken, Türk-İş’in Mayıs 2019 Açlık ve Yoksulluk Sınırı İstatistikleri yayımlandı. Türk- İş Araştırma Dairesi’nin Mayıs 2019 dönemi bulgularına göre;

• 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda gideri 2.123.93 TL’ye yükseldi.
• Söz konusu gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt) ulaşım, eğitim, sağlık vb. gereksinimler için yapılması zorunlu öbür aylık harcamaların toplam tutarı ise 6.918.33 TL’ye ulaşmış durumda.
Türk-İş Araştırma Dairesi ilk rakamı açlık sınırı, ikincisini ise yoksulluk sınırı olarak niteliyor ve söz konusu istatistikleri otuz iki yıldan bu yana aralıksız olarak kamuoyu ile paylaşıyor.

  • Türk-İş Araştırma Dairesi’nin bulguları Türkiye’de sürmekte olan gelir eşitsizliğini ve buna bağlı olarak yoksulluğun ulaştığı düzeyi belgelemesi açısından çarpıcıdır.

Türk-İş’in bulgularını Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları ile birlikte yorumladığımızda karşımıza yoksulluk tuzağına sıkışmış çarpık bir ekonomik yapı biçiminde dökülüvermektedir.
TÜİK, hane halkları bazında kullanılabilir gelirin dağılımını “Gelir ve Yaşam Koşulları” araştırmasına bağlı olarak 2006’dan bu yana izlemekte. Aşağıdaki tabloda TÜİK’in 2006’daki ilk hesaplamaları ile yayımlamış olduğu en son veri yılı olan 2017 dönemine ait bulgular özetlenmekte.

[Haber görseli]

TÜİK’e göre 2017’de Türkiye’de toplam 23 milyon 96 bin hanehalkı bulunmakta olup, bunların yıllık gelir ortalaması 46.131 liradır. Tablonun satırlarına soldan sağa doğru gidildikçe hane halklarının en yoksul %10’luk kesiminden başlayarak birikimli olarak ortalama gelirleri sergilenmektedir. Örneğin 2017 yılında en yoksul % 10’luk gelire sahip hane halklarının yıllık ortalama geliri 15.584 TL’dir. Bu rakam ayda 1.298.6 TL’lik bir gelir anlamına gelmektedir. Türk-İş’in “dört kişilik hanehalkı” harcama kestirimine görece kaba bir karşılaştırma yapıldığında, söz konusu rakamın açlık sınırının yarısına ancak ulaşabildiği görülecektir!

Bu karşılaştırmayı başka gelir dilimleri üzerine sürdürdüğümüzde, TÜİK’in resmi rakamlarına göre, hane halklarının neredeyse yarısının aylık gelirlerinin Türk-İş tarafından belirlenen açlık sınırına ancak ulaşabildiği; yoksulluk sınırının ise çok çok uzağında kaldığı görülecektir.

Resmi veriler Türkiye’de açlık ve yoksulluk sınırının,
hane halklarının yarısına yakını için ciddi bir tehdit olduğunu belgelemektedir.

2017’nin en güncel verileri, 2006 ile karşılaştırıldığında da, 2006’dan bu yana bu eğilimin kararlılıkla sürmekte olduğu görülmektedir.

Nitekim Türk-İş Araştırma Dairesi uzmanları bu saptamalara dayanarak

  • “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kuruluşunun yüz yıla ulaştığı günümüzde, insan onuruna yaraşır bir yaşamı sürdürebilme olanağı çoğu ücretli çalışan için olanaklı olmadı. İşçinin kendisi ve ailesi için yetecek bir ücreti elde etmesi, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla sağlanamadı.” yorumunu bizlerle paylaşmaktadır. 

Türkiye’nin emekçi hane halklarının 2000’li yıllar boyunca önce istihdamsız büyüme, günümüzde de yüksek enflasyon ve işsizlik kıskacında yaşamakta olduğu açlık ve yoksulluk gerçeği, çalışanların içinde bulunduğu geçim sıkıntısının boyutlarını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Türk-İş Araştırma Dairesi uzmanlarına bu anlamlı çalışma için teşekkürü bir borç bilerek…

=======================================
Dostlar,

Bir “bayram günü” bu uyarıcı yazıyı neden paylaştığım sorulabilir…

Ancak, Emre Kongar hocamızın bu günkü (4.6.19) Cumhuriyet‘te yayınlanan “BAYRAMLARIMIZI DA ÇALDILAR” başlıklı makalesinin okunmasını önereceğim..

Bu “hazin” tablonun başlıca sorumlusu, Kasım 2002’den bu yana 17 yıldır ülkemizi tek başına yöneten, yönettiğini sanan ama bu ağır çıkmaza bizi sürükleyen AKP = RTE iktidarlarıdır.

Artık mızrak çuvala sığ – ma -mak -ta – dır!
Artık bıçak kıtır kıtır kemiği kesmeye baş – la – mış – tır!
Artık dayanma, sabretme olanağı kal – ma – mış -tır!
Artık yurdum insanı, yaşadığı sefaletin bilinçli sorumlusunu gör – me – li – dir!
Artık bu kurgulu ulusal sömürü ve aşağılanma sür – dü – rü – le – mez!
Artık, bayramlarımızı bile çalanlar ülkemizi yönetmeyi sür – dü – re – mez!
……………………………….
…………………………………….
“İlk adım” 23 Haziran 2019’da İstanbul’da hukuk dışı gerekçelerle yinelenecek olan BŞB Başkanlığı seçimidir.
AKP = RTE iktidarı bu seçimde mutlaka yenilmelidir.
Ardından ülkemiz erken seçim iklimine girebilir ve yapılacak ilk erken genel seçimde de bu tarihte örneği görülmemiş karabasandan kurtulma olanağı doğar..
*****
Düşünce özgürlüğü bağlamında “Bed dua” etmek hakkımı kullanmak istiyorum.
Gerekçem şudur : 17 yıldır halkın emeği – alın teri – kanı ve canı…. gasp edilmiştir.

  • Allah belanızı versin ve ulusumuzu bir an önce sizlerden kurtarsın…!

Dr. Ahmet Saltık, MD, MSc, BSc
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE’DE 1 MAYISLAR

TÜRKİYE’DE 1 MAYISLAR

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Geçmişten bu güne Türkiye’de 1 Mayısları incelersek;

*        Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanik’ti ve 1911’de burada tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bugünü kutladılar.

*        1912 yılında İstanbul`da ilk kez 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti.

*        1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak “İşçi Bayramı” ilan edildi.

*        1924`te hükümet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.

*        1925`te çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.

*        1935 yılında 1 Mayıs`a “Bahar ve Çiçek Bayramı” adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.

*        1976 yılında uzun yıllar sonra ilk kez geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim`de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu`nun organizasyonu altında gerçekleşti.

*        1977 yılında İstanbul Taksim Meydanında yaklaşık 500 bin kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, göstericilerin üzerine ateş açıldı ve göstericilerden 34’ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. 1977 yılının 1 Mayıs günü, tarihe 1977 Kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel’e rapor edilince, Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun derhal re’sen emekliye sevk edildi.

*        1978’de yüz binlerce kişi tarafından Taksim Meydanında kutlandı.

*        1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul`da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Buna karşın İstanbul sokaklarında yüz binlere ulaşan rakamlarla korsan 1 Mayıs kutlandı.

*        1981`de Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs`ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.

*        1989`da trafik polisinin açtığı ateş sonucu işçi Mehmet Akif Dalcı yaşamını yitirdi.

*        1996`da Taksim Meydanının yasaklı olduğu gerekçesiyle Kadıköy`de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Eylemin ilk dakikalarında polisin silahsız göstericilere açtığı ateş sonucu 3 kişi yaşamını yitirince, Kadıköy`de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti. Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına dek 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı. Ayrıca telsizinin sesini açık unutan bir sivil polisin göstericiler tarafından oldukça şiddetli bir biçimde dövülmesini Star TV`nin naklen duyurması ve bir başka yerde polislerin eğlenerek seyrettiği bir linç girişimini de naklen yayınlamasıyla belleklere kazındı.

*        2006 yılında en geniş katılımın yaşandığı ilçe Kadıköy oldu. Çeşitli sendikalar ve gruplar saat 12:00 sularında Rıhtım Caddesi`ne yürüdü. Düzenlenen miting sonrası saat 16:00 sularında gruplar tümüyle dağıldı.

*        2007’de 1 Mayıs’ı yeniden Taksim’de kutlayarak aynı zamanda 1977’de olan olayları anmak isteyen kesimleri polis silah, biber gazı, gaz bombası kullanarak durdurmaya çalıştı. 100’den çok kişi yaralandı.Valiliğe göre 580, öbür kaynaklara göre 700’e yakın gözaltı gerçekleşti. İbrahim Sevindik adındaki bir vatandaş yaşamını yitirdi.

*        2008 Nisan’ında, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edildi.

*        2008’de sendikaların hükümetle 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim’e yürüme kararı aldı ve kimi sol görüşlü partiler de bu yürüyüşe katılacaklarını açıkladı. Bunun üzerine, güvenlik güçleri bir gün öncesinden hazırlıklara başladı ve sabah 06:30’dan başlayarak Şişli’de, Osmanbey’de, Pangaltı’da, Nişantaşı’nda, Okmeydanı’nda, Dolapderede ve Kurtuluş’ta olaylar çıktı. Polisin, DİSK, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, ÖDP ve Halkın Kurtuluş Partisi binasında yönelik tutumu ve bir hastanenin acil servisi girişinde gaz bombası atarak birçok kişinin yaralanmasına neden olması çok tartışıldı.[1] Polis; bu olaylar sırasında biber gazı, gaz bombası, basınçlı ve boyalı su kullandı. DİSK binası önündeki olaylarda CHP milletvekili Mehmet Ali Özpolat, sıkılan biber gazı nedeniyle kalp spazmı geçirdi. Okmeydanı’nda Burhan Gül adlı 19 yaşında bir genç, başından plastik mermiyle vurularak yaralandı. Ayrıca Ankara’da Sıhhiye Meydanında yapılan kutlamalarda da olaylar çıktı ve polis, göstericilere gaz bombalarıyla müdahale etti. Ankara’da Sakarya Meydanı’nada yapılan kutlama olaysız sona erdi.

*        2009 Nisan’ında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilen önergeyle, 1981’den sonra 1 Mayıs yeniden resmi bayram olarak kabul edildi.

*        2009 Nisan Taksim’e çıkılmasına izin verilmedi.[2]

*        2010 1 Mayıs, 140 bin kişinin katılımıyla Taksim’de kutlandı. (Resmi rakamlara göre).

*        2011 1 Mayıs hafif olaylarla kutlandı.

*        2012 1 Mayıs polis gözetiminde kutlandı.

*        2013 1 Mayıs’tan 4 ay önce Taksim’i yayalaştırma projesi adı altında 1 Mayısın Taksim’de kutlanılması yasaklandı ve buna karşın kimi kesimler Taksim’de kutlamaya çalıştı, polis izin vermedi ve göstericilere karşı ateşli ve ateşsiz silah kullandı, hastanelere gaz bombası atarak cankurtaranları durdurdu, 1977’den sonra olaylı 1 Mayıs olarak tarihe geçti.

*        2014; Taksim’e izin verilmedi! 19’u polis toplam 90 kişi yaralandı. 266 kişi gözaltına alındı.

*      2015; Taksim’e yine izin verilmedi izin verilmemesi nedeniyle Taksim ve Taksim’e giden yollar polis barikatlarıyla çevrildi. Beşiktaş’tan çıkmak isteyen sendikalara ise polis saat 14.06’da gaz bombası, plastik mermi ve TOMA’larla saldırdı, çok sayıda kişi gözaltına alındı.

*        2016; bunların hepsinin olduğu, bu bedellerin ödendiği Türkiye’de en büyük işçi konfederasyonu TÜRK İŞ, 18 Mart dururken 1 Mayıs’ta şehit ve gazileri anmak için Çanakkale’ye gitmeye karar verdi!!! (*)

*        2017; sendika ve sivil toplum kuruluşlarının 1 Mayıs kutlama alanı Bakırköy Halk Pazarı oldu.

*        2018; 1 Mayıs kutlamalarının adresi, Maltepe’deki miting alanıdır.

*        2019; sendika ve sivil toplum kuruluşlarının bu yılki 1 Mayıs kutlama alanı gene Bakırköy Halk Pazarı oldu.

İşçilerin, emekçilerin, tüm çalışanların birlik, dayanışma ve mücadele günü kutlu olsun.
(*) (kaynak: wikipedia)

Milyonlar aç, milyonlar işsiz!

Milyonlar aç, milyonlar işsiz!

– Asgari ücret açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının ise %30’undan bile az. Enflasyonla birlikte açlık ve yoksulluk hızla genişliyor. Nisan ayı açlık sınırı 2 107 TL, yoksulluk sınırı ise
6 862 TL oldu.

31 Mart 2019 günü yapılan yerel seçimin ardından zamlar art arda geldi ve çalışanların geçim koşulları daha da ağırlaştı. Ekmek, et, tavuk gibi mutfak harcamasında önemli ağırlığı bulunan gıda maddelerindeki fiyat artışı aile bütçesini olumsuz etkiledi.

Geçen aya göre aynı mal ve hizmetleri satın almak için yapılması gereken harcama tutarı önemli ölçüde arttı. Gelirini aynı miktarda artıramayan iktisaden dar ve sabit gelirli kesimlerin satın alma gücü daha da geriledi. Dört kişilik bir ailenin mutfak harcaması (açlık sınırı) net asgari ücreti geçti.

Nisan ayında mutfak enflasyonu aylık %4,6 ve yıllık %25,4 oranında arttı.

Dört kişilik ailenin açlık sınırı 2 107 lira, yoksulluk sınırı ise 6 863 lira oldu.

Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti tutarı da 2 601 lira olarak hesaplandı. Peki Türk-İş’in hesapladığı açlık yoksulluk ve yaşam maliyeti tutarları ne anlama geliyor?

Açlık sınırı: 4 kişilik bir ailenin, sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için bir ayda gıda için yapması gereken enaz harcama tutarını tanımlamaktadır.

Yoksulluk sınırı: Zorunlu gereksinimler için yapılması gereken toplam harcama tutarını ifade etmektedir. Bu tutara aylık giyim, konut, ulaşım ve öbür gereksinimler de katılmaktadır.

ASGARİ ÜCRETİN ALIM GÜCÜ ALMANYA’NIN YARISI

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

  • “Çalışan herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlayan ve gerektiğinde her türlü sosyal koruma yolları ile de desteklenen adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.”

Çalışanların neredeyse yarısı asgari ücretle geçiniyor!

  • Bu oranda Türkiye Avrupa şampiyonu.
  • Asgari ücretin alım gücü Almanya’nın yarısı
  • Türkiye, toplu iş sözleşmeli çalışan oranında Avrupa sonuncusu.
  • Devlet Başkanının maaşının asgari ücrete oranında Türkiye Avrupa şampiyonu, dünya 4.’sü.

Asgari ücretlilerin toplam çalışanlar içindeki payında Avrupa’da en yüksek oran Türkiye’ye ait. Türkiye’de 100 çalışandan 43’ü asgari ücretle geçiniyor. Türkiye’yi 100 çalışandan 19’unun asgari ücretle çalıştığı Slovenya izlyor. Belçika’da ise bin çalışanın yalnızca 4’ü asgari ücretle çalışıyor.

Adaletsizliğin resmi

Adaletsizliğin resmi

BİRGÜN, 17.12.2018 07:19 SİYASET
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman’ın olduğu yerde sömürü ve gelir dağılımı eşitsizliği olmaz.. dese de Türkiye’deki tablo tam tersine işaret ediyor. Türkiye’deki işçiler saat bakımından dünyanın en fazla çalışanıyken gelir adaletsizliğinde de Avrupa’nın en kötüsüyüz
OZAN GÜNDOĞDU

Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Erdoğan geçtiğimiz gün yaptığı konuşmasında, “Müslüman’ın olduğu yerde sömürü, gelir dağılımı çarpıklığı olmaz, adaletsizlik olmaz olmamalıdır.” dedi. Buna karşılık Türkiye hem gelir hem de servet dağılımı konusunda Avrupa’nın en kötü durumundaki ülkesi. Türkiye’deki işçiler ise saat bakımından dünyanın en çok çalışan işçileri. Resmi veriler karanlık tabloyu net biçimde gözler önüne seriyor.

İşçisini en çok çalıştıran ülke Türkiye
OECD raporuna göre Türkiye’de haftada 60 saatten fazla çalışan işçilerin oranı %20,6. Bu oran aynı zamanda OECD ülkeleri içindeki en yüksek oran. Listede ilk sırada bulunan Türkiye’yi takip eden ülkeler, Kolombiya, Kosta Rika, Meksika ve Endonezya. Listede en düşük oranlarla işçi refahı en yüksek olan ülkeler ise Litvanya, Letonya, Estonya ve Hırvatistan.

Gelir dağılımı Avrupa’nın en kötüsü
Sömürü saatle de sınırlı değil. OECD verilerine göre Türkiye gelir dağılımı açısından Avrupa ve Asya’nın en kötü ülkesi. OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı Türkiye’den bozuk ülkeler, Güney Afrika, Kosta Rika, Meksika Brezilya ve Şili. Listede gelir dağılımı en adil ülke ise İzlanda.

Asgari ücretin de altında çalışanlar
Asgari ücret; TÜRK-İŞ’in Kasım ayı raporuna göre 1943 lira olarak belirlenen açlık sınırının dahi altında. Buna karşılık asgari ücretten yapılan kesintiler asgari ücretin %21,6’sını oluşturuyor. Asgari ücretten ayda 426 lira kesinti yapılıyor. Dahası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na göre ücretli çalışan nüfusun %15’i asgari ücretin altında gelir elde ediyor.

Aile başına 120 bin lira düşecekti
TÜİK’in açıkladığı toplam gelir verilerine göre, Türkiye’de yaşayan insanlar Ocak ile eylül ayları arasında toplam 2,4 trilyon lira gelir elde etti. Bu gelir eşit bölüşülseydi, Ocak-Eylül ayları arasında kişi başına düşen tutar 30 bin TL, 4 kişilik ailenin geliri ise 120 bin TL olacaktı.

Servetin %54’ü, %1’in elinde
Türkiye’nin sahip olduğu toplam servet (AS: son yılın ulusal geliri) değeri 1 trilyon dolar. Servet, ülkenin sahip olduğu devredilebilir, piyasa değeri olan varlıkların tümü olarak hesaplanıyor. Ancak nüfusumuzun %72,6’sının serveti (AS: yıllık geliri) 10 bin doların altında. Buna karşılık Türkiye nüfusunun binde 1’i ise dolar milyoneri. Diğer yandan nüfusun %10’unun serveti, ülke servetinin %77’sini oluşturuyor. Nüfusun en zengin %1’i ise ülke servetinin (AS: o yıl ulusal gelirinin) %54’üne sahip konumda. Türkiye geçmiş 10 yıl içinde servet (AS: gelir) dağılımı en hızlı bozulan 3 ülkeden birisi konumunda.

Emeğin aldığı pay azalıyor
2018 yılı sabit gelirli için kabusa döndü. Türkiye’nin toplam gelirini 100 lira kabul ettiğimizde yılbaşında bu gelirin yalnızca 38 lirası ücretlinin cebine giriyor. Geri kalan 62 lira ise; kar, faiz ve rant olarak sermaye sahibinin cebine giriyor. TÜİK verilerine göre yılın 3. çeyreğine gelindiğinde toplam gelirdeki ücretin payı azaldı. 3. çeyrekte ücretlinin aldığı pay 31,6 liraya geriledi.
=====================================
Dostlar,

  • Yetmedi; 950 milyarı geçen 2019 bütçesinde yatırım 65, faiz 117,3 milyar TL!
  • 2018’de bu rakamlar faiz 71,6 (2107’den %26 fazla) ve yatırım 68,8 milyar TL idi.
  • Yaşasın AKP ve ekonomist olduğunu (?) ileri süren partili CB..!

En küçük bir halk / sokak hareketinden ödü patlıyor iktidarın.. O yüzden daha baştan, “kalıııın mı kalın” sopasını açık seçik gösteriyor.. Hatta hakaretler savurarak, aşağılayarak tehdit ediyor.
Demokratik haklarmış, Anayasa‘nın açık buyruğu imiş… Erdoğan’a vız geliyor. nedense!?

B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
Anayasa madde 34 – (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

Erdoğan’ın anamuhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılçdaroğlu ve FOX TV program sunucusu Fatih Portakal için ağzından dökülen sözler son derece tehlikeli, dehşet uyandıran içeriktedir.

Mutlaka bir düzeltme yapılmalı, öfke patlamasına yenilen (!) Erdoğan özür dilemelidir. Eğer Erdoğan “Öfke de bir hitabet sanatıdır.” ilkesini (!) bilinçli sürdürmüyor ise..

Demokratik bir ülkede böylesi bir davranış hayal bile edilmez.
Türkiye “Anayasal” bir devlet olmaktan AKP = Erdoğan tarafından çıkarılmış, göstermelik bir “Anayasalı” devlet konumuna düşürülmüştür.
Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez..
Ülkemizin çok ağırlaşan sorunlarının biricik sorumlusu AKP = Erdoğan‘dır; 16+ yıldır tek başına iktidardır.
Ülkemiz YÖNETİLEMEZ bir bunalıma düşürülmüştür; biricik sorumlusu gene AKP = Erdoğan‘dır.
AKP = Erdoğan ülkemizi açık diktatörlüğe sürüklemekte..
Çıkış gerçekten bumu acaba? Giderek sertleşmekte, açık faşizme kaymakta, baskıda mı?
AKP ve Erdoğan’ın kesin olarak frene basması ve yerel seçim gerilimi altında ülkemizi tehlikeli sulara sürüklememesi gerekiyor. Bunda herkesten çok kendilerinin yararı var.

Sevgi ve saygı ile. 17 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Çalışma yaşamı savaş alanı gibi

Çalışma yaşamı savaş alanı gibi!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı rapor tabloyu ortaya koydu:

CHP’nin raporuna göre AKP döneminde en az 21 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 

Mahmut Lıcalı

Cumhuriyet, 07.12.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
[Haber görseli]

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı “Çalışma Yaşamında ve İşçilere Yönelik Hak İhlalleri” adlı rapor AKP’nin iktidarda olduğu son 16 yılda, kadın ve çocukların da arasında bulunduğu 21 bin işçinin, işyerlerinde yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. 2018’in ilk 11 ayında iş kazalarında yaşamını yitiren işçi sayısı 1800 oldu.

10 Aralık İnsan Hakları Günü öncesinde hazırladığı raporu değerlendiren Ağbaba,

  • “AKP iktidarının son 16 yılına baktığımızda yaşamın her alanında hak ihlallerinin yoğun olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Hak ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan birisi de çalışma yaşamı ve işçi haklarının ihlalidir.” görüşünü dile getirdi.

11 ayda 1800 kayıp

Raporda özetle şu saptamalar yer aldı:

Ölüme terk edildiler: AKP iktidarı boyunca en az 21 bin işçi işyerlerinde çalışırken ölüme terk edildi. Soma, Tuzla Tersaneleri, Davutpaşa, Ostim, Kozlu, Karadon, Ermenek, Esenyurt, Torunlar, Şirvan ve Şırnak’ta yaşanan iş cinayetleri AKP iktidarı döneminde öne çıkan iş cinayetleridir.

  • Yalnızca 2018 yılının ilk 11 ayında en az 1800 işçi, işyerlerinde çalışırken yaşamını yitirdi.

İşçi intiharları arttı: Çalışma yaşamındaki baskılar ve ekonomik kriz sonucunda son 5 yılda işçi intiharları % 300 oranında arttı. İşyerlerindeki çalışma koşullarına bağlı olarak son 5 yılda 300’den çok işçi, intihar ederek yaşamına son verdi.

15 grev yasaklandı: 190 binden çok işçinin grevi ertelenme adı altında yasaklandı. AKP iktidarı döneminde toplamda 15 grev yasaklandı. Yasaklanan grevlerin 7’si 21 Temmuz 2016 yılında ilan edilen OHAL rejiminde meydana geldi.

Özelde % 5 sendikalı

-100 işçinin 12’si sendikalı: AKP iktidara gelmeden önce % 50’lere varan sendikalaşma oranı Temmuz 2018 verilerine göre %12.76 dolayına geriledi. Her 100 işçiden yalnızca 12’sinin sendika üyeliği bulunuyor.

  • Özel sektörde çalışan işçilerin % 95’i sendikalı değil!

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) raporlarına göre,

  • Türkiye sendikal hak ve özgürlükler noktasında dünyanın en kötü 10 ülkesi arasına girdi.

-Güvencesizlik arttı: Esnek istihdam ve ucuz işgücünü alabildiğince çalışma yaşamına dayatıldı. OHAL dönemi fırsata dönüştürülerek işçi ve emekçi karşıtı birçok düzenleme yasalaştı.
===================================
Dostlar,

16 YILLIK AKP İKTİDARINDA
21 BİN EMEKÇİ KURBAN VERİLDİ!

Bunlarla da kalmadı! Rapora göre şu paragraf da eklenebilir yazımıza :

TAŞERONA İŞÇİSİNE KADRO ALDATMACISI

AKP’nin “21. yüzyılın kölelik rejimi olan taşeron çalıştırmayı” yaygınlaştırdığı saptaması yapılan raporda (https://www.evrensel.net/haber/367849/chp-calisma-yasami-raporu-16-yilda-en-az-21-bin-is-cinayeti, 08.12.18)

  • AKP’nin kadro vaadinin aldatmacaya döndüğü ve işçilerin yüz üstü bırakıldığı ifade edildi.

696 No’lu KHK ile 400 binden çok işçinin kadroya değil belediyelere bağlı şirketlerde işçiliğe geçirildiği aktarılan raporda, 500 binden çok işçiye ise kadro hakkı tanınmadığı aktarıldı.

Ayrıca, kadroya geçen işçilerin daha önceden var olan toplu iş sözleşmesi ve öbür haklardan yararlanamadığı da belirtildi.

12 Eylül 1908 döneminde başlatılan emek örgütlenmesinin eritilmesi operasyonu sürüyor.. En az 3 işçiden 1’i sendikalı iken, günümüzde bu oranın da 1/3’üne inildi.. Her 100 işçiden yalnızca 5’i toplu iş sözleşmesi yetkisi olan sendika üyesi..

12 Eylül 2010’da yapılan 26 maddelik blok oylamada Anayasa değişiklikleri halkoyuna sunuldu ve onaylandı. Bu değişikliklerden biri de 1’den çok sendikaya üyeliği yasaklayan hüküm idi.. “Özgürlük” gibi sunuldu.. “Yetmez ama evet” çi liboşlar halkı kandırdı.. İşçi 1’den çok sendikaya üye olarak nasıl daha özgür olabilirdi ki?? Elbette tersi oldu.. emek örgütleri daha da dağıtıldı.

Yaşasın emeğin örgütlenme hakkı !
Türkiye’de, 2018 sonunda yaklaşık 15 milyon işçiden yalnızca %5’inin üyesi olduğu sendika eliyle toplu sözleşme yapabilme hakkına sahip.. Bu oran ise kamu işçilerinin örgütlülüğü ile sağlanabiliyor. Özel sektörde durum daha da kötü..

İşveren sendikaları kaya gibi, monoblok; TİSK!
Emekçi ise parça parça.. TÜRK-İŞ, DİSK, AKP yanlısı HAK-İŞ… işçi örgütlenmeleri.
Memurlara ise sendikacılık oynatılmakta.. “grev” ve toplu sözleşme hakkı olmayan, salt “toplu görüşme” hakkı tanınan 3 milyonu aşkın kitle, her yıl Hükümet ile toplu görüşmede anlaşamamakta, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kesin son kararı vermektedir (Anayasa md. 53/4).

Sonuçta çalışanlar ulusal gelirin en az yarısını üretmekte ancak bu pastanın en çok 1/4’ünü alabilmektedir. Bunun çıplak adı,

  • Türkiye’de KORKUNÇ BİR EMEK SÖMÜRÜSÜ – YOKSULLAŞTIRMA söz konusudur.

31 Mart 2019 seçimlerine dek bile ötelenmesi – ertelenmesi çoook ama çok güç, ağır bir ekonomik bunalım ülkemizi kuşatmış durumda..

AKP ise en tepelerden başlayarak acı gerçeği görmezden gelmeyi sürdürmekte..
Bu tablo her şeyden daha elim ve vahim!

TÜSİAD bile, artık saklanamayacak acı gerçekleri yeni ve eski başkanları ağzıyla çok net ve ısrarla, yineleyerek dile getirmekte..

İktidar  neyi beklemekte??

Halkın “AÇIZ – İŞSİZİZ – BORÇLUYUZ – HACİZDEYİZ…” diye sokaklara dökülmesi mi beklenmekte??
– Fransa’da başlayıp hızla yayılan, halkın SARI YELEKLİ insanca yaşam istemlerini
AKP nasıl okuyor?
Bunun polis – jandarma – paramiliter iktidar güçleri… zoruyla bastırılabileceği mi hesaplanmakta?
Yeni bir OHAL mi var ufukta ve hesapta??
OHAL altında seçimleri belirsiz geleceğe erteleme mi var?
Ne var, ne var AKP’nin “kutsallaştırılan” ‘kodlu‘ 2023 hedeflerinde??

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com