Çalışma yaşamı savaş alanı gibi

Çalışma yaşamı savaş alanı gibi!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı rapor tabloyu ortaya koydu:

CHP’nin raporuna göre AKP döneminde en az 21 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 

Mahmut Lıcalı

Cumhuriyet, 07.12.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
[Haber görseli]

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı “Çalışma Yaşamında ve İşçilere Yönelik Hak İhlalleri” adlı rapor AKP’nin iktidarda olduğu son 16 yılda, kadın ve çocukların da arasında bulunduğu 21 bin işçinin, işyerlerinde yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. 2018’in ilk 11 ayında iş kazalarında yaşamını yitiren işçi sayısı 1800 oldu.

10 Aralık İnsan Hakları Günü öncesinde hazırladığı raporu değerlendiren Ağbaba,

  • “AKP iktidarının son 16 yılına baktığımızda yaşamın her alanında hak ihlallerinin yoğun olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Hak ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan birisi de çalışma yaşamı ve işçi haklarının ihlalidir.” görüşünü dile getirdi.

11 ayda 1800 kayıp

Raporda özetle şu saptamalar yer aldı:

Ölüme terk edildiler: AKP iktidarı boyunca en az 21 bin işçi işyerlerinde çalışırken ölüme terk edildi. Soma, Tuzla Tersaneleri, Davutpaşa, Ostim, Kozlu, Karadon, Ermenek, Esenyurt, Torunlar, Şirvan ve Şırnak’ta yaşanan iş cinayetleri AKP iktidarı döneminde öne çıkan iş cinayetleridir.

  • Yalnızca 2018 yılının ilk 11 ayında en az 1800 işçi, işyerlerinde çalışırken yaşamını yitirdi.

İşçi intiharları arttı: Çalışma yaşamındaki baskılar ve ekonomik kriz sonucunda son 5 yılda işçi intiharları % 300 oranında arttı. İşyerlerindeki çalışma koşullarına bağlı olarak son 5 yılda 300’den çok işçi, intihar ederek yaşamına son verdi.

15 grev yasaklandı: 190 binden çok işçinin grevi ertelenme adı altında yasaklandı. AKP iktidarı döneminde toplamda 15 grev yasaklandı. Yasaklanan grevlerin 7’si 21 Temmuz 2016 yılında ilan edilen OHAL rejiminde meydana geldi.

Özelde % 5 sendikalı

-100 işçinin 12’si sendikalı: AKP iktidara gelmeden önce % 50’lere varan sendikalaşma oranı Temmuz 2018 verilerine göre %12.76 dolayına geriledi. Her 100 işçiden yalnızca 12’sinin sendika üyeliği bulunuyor.

  • Özel sektörde çalışan işçilerin % 95’i sendikalı değil!

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) raporlarına göre,

  • Türkiye sendikal hak ve özgürlükler noktasında dünyanın en kötü 10 ülkesi arasına girdi.

-Güvencesizlik arttı: Esnek istihdam ve ucuz işgücünü alabildiğince çalışma yaşamına dayatıldı. OHAL dönemi fırsata dönüştürülerek işçi ve emekçi karşıtı birçok düzenleme yasalaştı.
===================================
Dostlar,

16 YILLIK AKP İKTİDARINDA
21 BİN EMEKÇİ KURBAN VERİLDİ!

Bunlarla da kalmadı! Rapora göre şu paragraf da eklenebilir yazımıza :

TAŞERONA İŞÇİSİNE KADRO ALDATMACISI

AKP’nin “21. yüzyılın kölelik rejimi olan taşeron çalıştırmayı” yaygınlaştırdığı saptaması yapılan raporda (https://www.evrensel.net/haber/367849/chp-calisma-yasami-raporu-16-yilda-en-az-21-bin-is-cinayeti, 08.12.18)

  • AKP’nin kadro vaadinin aldatmacaya döndüğü ve işçilerin yüz üstü bırakıldığı ifade edildi.

696 No’lu KHK ile 400 binden çok işçinin kadroya değil belediyelere bağlı şirketlerde işçiliğe geçirildiği aktarılan raporda, 500 binden çok işçiye ise kadro hakkı tanınmadığı aktarıldı.

Ayrıca, kadroya geçen işçilerin daha önceden var olan toplu iş sözleşmesi ve öbür haklardan yararlanamadığı da belirtildi.

12 Eylül 1908 döneminde başlatılan emek örgütlenmesinin eritilmesi operasyonu sürüyor.. En az 3 işçiden 1’i sendikalı iken, günümüzde bu oranın da 1/3’üne inildi.. Her 100 işçiden yalnızca 5’i toplu iş sözleşmesi yetkisi olan sendika üyesi..

12 Eylül 2010’da yapılan 26 maddelik blok oylamada Anayasa değişiklikleri halkoyuna sunuldu ve onaylandı. Bu değişikliklerden biri de 1’den çok sendikaya üyeliği yasaklayan hüküm idi.. “Özgürlük” gibi sunuldu.. “Yetmez ama evet” çi liboşlar halkı kandırdı.. İşçi 1’den çok sendikaya üye olarak nasıl daha özgür olabilirdi ki?? Elbette tersi oldu.. emek örgütleri daha da dağıtıldı.

Yaşasın emeğin örgütlenme hakkı !
Türkiye’de, 2018 sonunda yaklaşık 15 milyon işçiden yalnızca %5’inin üyesi olduğu sendika eliyle toplu sözleşme yapabilme hakkına sahip.. Bu oran ise kamu işçilerinin örgütlülüğü ile sağlanabiliyor. Özel sektörde durum daha da kötü..

İşveren sendikaları kaya gibi, monoblok; TİSK!
Emekçi ise parça parça.. TÜRK-İŞ, DİSK, AKP yanlısı HAK-İŞ… işçi örgütlenmeleri.
Memurlara ise sendikacılık oynatılmakta.. “grev” ve toplu sözleşme hakkı olmayan, salt “toplu görüşme” hakkı tanınan 3 milyonu aşkın kitle, her yıl Hükümet ile toplu görüşmede anlaşamamakta, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kesin son kararı vermektedir (Anayasa md. 53/4).

Sonuçta çalışanlar ulusal gelirin en az yarısını üretmekte ancak bu pastanın en çok 1/4’ünü alabilmektedir. Bunun çıplak adı,

  • Türkiye’de KORKUNÇ BİR EMEK SÖMÜRÜSÜ – YOKSULLAŞTIRMA söz konusudur.

31 Mart 2019 seçimlerine dek bile ötelenmesi – ertelenmesi çoook ama çok güç, ağır bir ekonomik bunalım ülkemizi kuşatmış durumda..

AKP ise en tepelerden başlayarak acı gerçeği görmezden gelmeyi sürdürmekte..
Bu tablo her şeyden daha elim ve vahim!

TÜSİAD bile, artık saklanamayacak acı gerçekleri yeni ve eski başkanları ağzıyla çok net ve ısrarla, yineleyerek dile getirmekte..

İktidar  neyi beklemekte??

Halkın “AÇIZ – İŞSİZİZ – BORÇLUYUZ – HACİZDEYİZ…” diye sokaklara dökülmesi mi beklenmekte??
– Fransa’da başlayıp hızla yayılan, halkın SARI YELEKLİ insanca yaşam istemlerini
AKP nasıl okuyor?
Bunun polis – jandarma – paramiliter iktidar güçleri… zoruyla bastırılabileceği mi hesaplanmakta?
Yeni bir OHAL mi var ufukta ve hesapta??
OHAL altında seçimleri belirsiz geleceğe erteleme mi var?
Ne var, ne var AKP’nin “kutsallaştırılan” ‘kodlu‘ 2023 hedeflerinde??

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

TOBB Başkanı : Davalarda haksız çıkıyorduk…

[Haber görseli]

TOBB başkanı ‘engel kaldırmış’:
Davalarda haksız çıkıyorduk…

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Beşinci kez Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) başkanı seçilen Rifat Hisarcıklıoğlu
“İş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip hükümetimizle birlikte kaldırdık.” dedi.

2001’den bu yana TOBB Başkanlığını sürdüren Hisarcıklıoğlu, TOBB 74’üncü Genel Kurul konuşmasında istihdam maliyetlerinin düşürülmesini ve

  • iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarından

söz ederek;

“Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda işveren %99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık. Aylar, hatta yıllar süren davalar, artık günler-haftalar içinde çözülüyor. Bu vesileyle, bizlere her zaman destek olan sayın cumhurbaşkanımıza, başbakanımıza, bakanlarımıza ve Meclis’imize, bizimle birlikte çalışan, emek veren bürokratlarımıza, camiamız adına teşekkür ediyorum.” dedi.

‘Zorlaştırmayın, kolaylaştırın’

TOBB başkanı şöyle konuştu: “Kültürümüzde güzel bir söz var: ‘Zorlaştırmayın, kolaylaştırın.’
Biz de iş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip, hükümetimizle birlikte kaldırdık.

  • En çok şikâyet ettiğimiz konu olan, istihdam maliyetlerinin düşürülmesini sağladık.
  • İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, KOBİ’lerimize büyük yükler getiriyordu, bunları kaldırttık.

Mesleki yeterlilik konusunda da hemen inisiyatif aldık. 81 ilde üyelerimize tehlikeli mesleklerde sınav ve belgelendirme hizmeti verdik.”

Arabuluculuk koşulu

‘Dava şartı olarak arabuluculuk’ kurumunu da ilk kez uygulamaya koyan kanuna göre, düzenlemede yer alan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu kılınıyor. Bu kapsamda yasaya veya bireysel ya da toplu iş sözleşmesine dayanan işçi, işveren alacağı, tazminatı ve işe iade istemiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak aranacak. Arabulucuya başvurma zorunluluğu için alacak veya tazminat isteminin iş ilişkisinden kaynaklanması gerekecek.

İşçi kıdem, ihbar gibi tazminat ve fazla mesai, yıllık izin gibi ücret; işveren de alacak ve tazminat kalemleri için dava açmadan önce arabulucuya başvuracak.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/977131/TOBB_baskani__engel_kaldirmis___Davalarda_haksiz_cikiyorduk….html 17.5.18 -17.5.18, Cumhuriyet

================================================
Dostlar,

YEREL – KÜRESEL SERMAYENİN EMEK DÜŞMANLIĞI AYNI İLKELLİĞİYLE SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ??

Bu bağlamda yazılıp söylenecek öyle çok şey var ki..
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, ülkemizde öteden beri tartışılan İŞ KAZALARI – MESLEK HASTALIKLARI sorununa çözüm için adeta tepkisel olarak çıkarıldı. 30 Haziran 2012’de aşamalı olarak yürürlüğe kondu. Tüm çalışanlara düzenli iş sağlığı – güvenliği eğitimleri başlatıldı….

Sanayiden ya da değil tüm işyerlerinde ilke olarak İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ / ÇALIŞAN SAĞLIĞI BİRİMLERİ oluşturulması hedeflendi. Kamu işyerleri de içinde olmak üzere. Ne var ki bu hüküm 3 kez ertelendi ve 2020 yılına ötelendi. Kurallar epey gevşetildi işveren yararına.. Dolayısıyla İş Sağlığı Güvenliği göstergelerimiz perişan!

Meslek hastalıklarına tanı konamıyor.. Örtük – saklanan salgın sürüyor.. En son 2016 verisiyle 597 meslek hastalığı tanısı elde. Oysa 29 milyonu bulan resmi istihdam için, uluslararası yazına (literatüre) göre yıllık en az binde 4 insidens (yeni tanı) hızı ile 116 bin meslek hastalığı tanısı konması bekleniyor!

İkinci temel gösterge İŞ KAZALARI.. Çalışma ve SG Bakanlığı ile gönüllü kuruluş İş Sağlığı – Güvenliği Meclisi (www.guvenlicalisma.org) farklı rakamlar veriyor. Doğallıkla anlaşılabileceği gibi Bakanlık hep “çok eksik” saptama yapıyor!? Adı geçen Meclis’in 2017 sonu verisi 2006 İŞ CİNAYETİ’dir! AKP’li 15,5 yılda 21 022 iş cinayeti!

  • Emekçiler, ağır “bildik” sömürüye ek olarak, devr-i post-modernitede (KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm çağında) sermayeye KAN ve CAN VERGİSİ ödemektedir! Çıplak gerçek bu-dur!

TOBB başkanı, “sermaye sınıfı” temsilcisi olarak “işini yapmakta“. Yüzünde gülücükler esiyor..
Ne var ki, emek örgütleri ülkemizde bölük – pörçüktür. Kayıt dışı istihdam en iyimser 1/3 düzeyinde iken, kayıt içi çalışanların yaklaşık %12’si sendikalıdır. TÜRK-İŞ, DİSK‘e ek olarak AKP döneminde HAK-İŞ‘in hormonlu olarak büyütüldüğü bildirilmektedir.. Gene de bu %12’nin yaklaşık yarısı toplu sözleşme yetkisi olan sendika üyeleridir. Bir başka anlatımla, 21. yy.’ın şafağında Türkiye’de emekçilerin (salt 4857 sayılı İş Yasası kapsamında olanlar!) %94-95’i emeklerinin karşılığını işverenle toplu pazarlığa, greve konu edinme olanağından yoksundur. Oysa işveren yüksek oranda ve monoblok, kaya gibi örgütlüdür; TİSK! Ayrıca, bay Hisarcıklıoğlu’nun 17 yıldır başkan olarak kazık çaktığı TOBB…

Türkiye işvereni, küresel sermaye ve taşeron siyasal iktidarlar elbirliği (ittifakı) ile yabanıl (vahşi) ve hızlı özelleştirmelerle ülkemizde geldiği yer, sağladığı “başarı” (!) ile övünebilir!

  • Çalışanların kan ve can vergisi ile EN ÇOK (MAKSİMUM) KÂR ve
    SERMAYE BİRİKİMİ’ne devam öyle mi?!

Sürdürülebilir mi? Hiç sanmıyoruz.. Maksimum kâr, yerini yeni bir uzlaşma ile “makul (reasonable) kâr” a bırakmak zorundadır.. 1760’lardan bu yana (1. Sanayi Devrimi) benzer birçok kırılma, dönüşüm örnekleri belleklerde ve tarihte kayıtlıdır.

İktidar ise iş cinayetlerini “.. bu işin fıtratında var..” diyerek en ilkel biçimde kabul ettirme, hatta meşrulaştırma çabasındadır. Başlıbaşına bu ilkel tutum, ülkemizdeki emekçi cinayetlerinin temel nedenidir! Oysa UN-ILO (Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre

  • Meslek hastalıkları %100, iş kazaları ise en az %98 önlenebilir niteliktedir. 

Üstelik üretim maliyetlerinin %5’ini aşmayan harcamayla.
Üstelik, iş sağlığı – güvenliği giderlerinin işverence vergiden düşülmesi olanaklıyken..

Gerçekte ise işveren, söz konusu %5 maliyeti bütünüyle topluma yansıtmakta; ulusal kaynaklar verimsiz ve insancıl olmayan biçimde israf edilmektedir.

İş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenleyen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 25.10.2017 günlü ve 30221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 01 Ocak 2018’de yürürlüğe giren İş Mahkemeleri Yasasının 3. maddesi ile yasaya veya bireysel ya da toplu iş sözleşmesine dayanan işçi, işveren alacağı, tazminatı ve işe iade istemiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak aranacaktır.

Öte yandan, ZORUNLU ARABULUCULUK dayatması Anayasaya açıkça aykırıdır!

İş uyuşmazlıklarında dava şartı olarak arabuluculuk, Anayasa’nın 2., 36. ve 49. maddelerine aykırıdır.

Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

TOBB’un uzatmalı başkanı açıkça itiraf ediyor; iş davaları mahkemelerde %99 aleyhimize çıkıyor ve uzuyordu ama zorunlu arabuluculukla hem lehimize biti(rili)yor hem de tez elden sonuçlanıyor. 1 taşla 2 kuş vurmuş oluyor TOBB üyesi işverenler. Mahkemelerde yargıçları pek etkileyemediklerinden, arabulucuyu yönlendirmek daha kolaylarına geliyor. Olan emekçiye oluyor. Anayasal hakkı olan mahkemeler önünde hak arama özgürlüğü dolaylı olarak gasp edilmiş oluyor. TOBB başkanı, emekçilerden esirgenen – çalınan bu anayasal hak için iktidara teşekkür etmekte. Bizim yurdumuzun emekçisi iktidarın kendinden yana değil, sermayeden yana tutumlarını görebiliyor mu acaba?

Öte yandan, görülecek iş davalarında zorunlu arabuluculuk düzenlemesinin bir biçimde Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesi yerinde olacaktır.. (götürülüp – götürülmediğini, sonucu bilmiyoruz??)

Ne yazık ki sermaye, günümüzde küresel ortaklıklarıyla dünden çok daha azgındır.
Siyasal iktidarları ciddi biçimde çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir.
Ancak 21. yy. insanını “dün” olduğu gibi sürgit ve vahşetle sömürmek artık olanaksızdır.

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ILO’da KİMİN BORUSU ÖTÜYOR?

ILO’da KİMİN BORUSU ÖTÜYOR?

Yıldırım Koç

Yıldırım KOÇ
AYDINLIK, 08.05.2018

(AS: ILO hk. Sn. Koç’un sitemizde yer verdiğimiz öbür 2 makalesinin erişkeleri aşağıdadır..)

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Uluslararası Çalışma Konferansı’nın 107. toplantısı bugün sona erdi. Uluslararası Çalışma Konferansı’na ILO’ya üye 187 devletin delegeleri, danışmanları ve gözlemcileri katılır. Her devlet, 4 delege ile temsil edilir. Bu 4 delegenin 2’si hükümet temsilcisidir. Delegelerden 1’i, en fazla temsil niteliğine sahip işçi örgütü ve 1’i de en fazla temsil niteliğine sahip işveren örgütü ile görüşülerek belirlenir. Bu delegelerin yanında danışmanlar vardır. Danışmanların sayısı, o yıl Uluslararası Çalışma Konferansı gündemindeki madde sayısının iki katıdır. Bunların yanı sıra da istenilen sayıda danışman gider.

ILO SEFERİNE KATILAN SENDİKACI TURİSTLER

Özellikle geçmişte, Türkiye’den, yabancı dil bilmeden Uluslararası Çalışma Konferansı’na giden çok sayıda turist sendikacı olurdu. Türk-İş bu konuda son yıllarda daha dikkatli davranıyor. Ancak diğer sendikalar bu fırsattan olabildiğine yararlanıyor. Örneğin geçen yıl, Uluslararası Çalışma Konferansı’nın 106. Toplantısına Türkiye işçi delegasyonu olarak 49 kişi katıldı. Uluslararası Çalışma Konferansı son derece teknik tartışmaların geçtiği toplantılardan oluşur. Bu toplantıları izleyebilecek ve konuşabilecek düzeyde yabancı dil bilmeyenler, Cenevre’de gezerler, Leman Gölü kıyısındaki kafelerde dedikodu yaparlar ve Çalışma Bakanı ile işçi ve işveren delegelerinin genel kuruldaki 5’er dakikalık konuşmalarını dinlemek üzere lacivertlerini çekip toplantı salonuna gelirler. Türkiye’den giden işçi delegasyonu 49 kişiyken, çeşitli ülkelerden giden işçi delegasyonlarının sayısı şöyleydi:

Çin Halk Cumhuriyeti: 10 kişi.
Hindistan: 11 kişi.
ABD: 12 kişi.
Almanya: 9 kişi.

ILO’DA DA PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALIYOR

Uluslararası Çalışma Örgütü ilk bakışta çok demokratik ve hatta gerektiğinden fazla demokratik bir örgüt gibi gözükür. 1,4 milyar nüfuslu Çin de, küçücük Malta da 4 delegeyle temsil edilir. Ancak gerçek uygulama, görünenden farklıdır. Ben 1993-2003 döneminde 11 yıl süreyle Türkiye işçi delegasyonunda danışman olarak Uluslararası Çalışma Konferansı’nın Standartların Uygulanması Komitesi’nde görev yaptım. İşlerin nasıl yürüdüğünü ancak bu süreçte öğrenebildim. ILO’da da parayı veren düdüğü çalar;

  • ILO’da emperyalist ülkelerin borusu öter.

ILO’nun finansmanı ülkelerin ödedikleri aidatlarla karşılanır. ILO Yönetim Kurulu raporlarına göre, 2016 yılında çeşitli ülkelerin ödemesi gereken aidat miktarı, İsviçre Frankı olarak şöyleydi:

ABD 83.327.255
Japonya 41.053.823
Almanya 27.062.420
Fransa 21.195.424
İngiltere 19.627.356
Çin 19.509.940
İtalya 16.854.831
İspanya 11.268.117
Brezilya 11.120.401
Rusya 9.237.962
Hollanda 6.268.482
Türkiye 5.033.724

Bazı ülkeler borçluydu. Örneğin, Brezilya’nın ödemesi gereken miktar 11,1 milyon İsviçre Frankı iken, 31.12.2016 itibariyle 29,5 milyon İsviçre Frankı borcu vardı. Diğer bir deyişle, ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Hollanda’nın toplam 215,5 milyon İsviçre Franklık aidatı, ILO’nun aidat gelirinin %57’sini oluşturuyordu.

Ülkeler, ILO’nun idari yapılanması olan Uluslararası Çalışma Bürosu’nda ödedikleri aidatla orantılı uzman görevlendirmektedirler. Ayrıca ILO’daki tüm çalışmalar, bu ülkelerin dillerinde yürütülmektedir. Bu nedenlerle, ILO’daki o çok demokratik görünümün arkasında, bugün parayı verenin düdüğünün çalındığı bir yapı vardır. Dünyadaki dengelerin değişmesiyle bu yapı değişebilir.

  • Ancak bugün ILO’da emperyalist güçlerin borusu ötmektedir.

======================================
Değerli dostumuz Sn. Yıldırım Koç‘a ILO hakkında yazdığı 3 ardışık makale için teşekkür ederiz. Önceki 2 yazının erişkeleri aşağıda. (Bu yazıların altında bizim de katkılarımız var) :

http://ahmetsaltik.net/2018/05/10/iloyu-nicin-kurdular/ 

ILO niçin önemli neden önemsiz?

Sevgi ve saygı ile. 11 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Asgari ücret 1603 TL ile yine açlık sınırının altında kaldı!

Asgari ücret 1603 TL ile
yine açlık sınırının altında kaldı!

(AS: Biaim katkımız yazınun altındadır..)
Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu’ndan asgari ücreti net 1603 TL olarak belirlendi.
Belirlenen bu fiyat açlık sınırının altında kaldı.

Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğu “Asgari ücreti belirleme çalışmaları 1 ay boyunca sürdü.
Uzun süren müzakere süreci ardından nihayete erdirdik. Komisyonun çoğunluğuyla karar verdik. Bu yüzden müzakereler uzun sürdü. Brüt olarak 2029 lira, net 1603 lira olacak.
Artış %14,2 olacak. 2016’dan itibaren başlattığımız asgari ücret desteği 2018’de de sürecek.” dedi.

Açıklama öncesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Çalışma Bakanı Sarıeroğlu ile görüştü.

Açlık sınırının altında kaldı

Türk-İş‘in her ay yaptığı geçim koşulları araştırmasına göre, 2017 Aralık ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1608, yoksulluk sınırı 5238 TL. Bir kişinin aylık geçim maliyeti ise 1989 TL.

Asgari ücret tutarları şöyle oluştu:
  • Bekar-Çocuksuz: 1603,12 lira
  • Evli-Eşi çalışmayan: 1633,57 lira
  • Evli-Eşi çalışmayan +1 çocuklu: 1656, 40 lira
  • Evli-Eşi çalışmayan +2 çocuklu: 1679,23 lira
  • Evli-Eşi çalışmayan +3 çocuklu: 1709,67 lira

Belirlenen asgari ücret miktarına yurttaş tepkili: Karar verenlerin maaşı 10 bin ile 30 bin arasında

HDP’den asgari ücret tepkisi

Türkiye’de asgari ücret açlık sınırının altında kaldı, peki dünyada asgari ücretler ne kadar?

TİSK: Muhalefet şerhi koyuyoruz

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Yağız Eyüboğlu, “Biz bu belirlenen asgari ücrete muhalefet şerhi koyuyoruz” dedi.

Türk-İş: Asgari ücret kabul edilebilir değil ama hayırlı olsun demekten başka bir şey yapamayız

Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısı sonrası Türk-İş Genel Merkezi’nde basın açıklamasında bulunan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, 1603 liralık rakama muhalefet ettiklerini belirttikten sonra “Asgari ücret kabul edilebilir değil ama hayırlı olsun demekten başka bir şey yapamayız.” dedi

DİSK: 2300 TL olsun

DİSK’in asgari ücret talebi ise net 2300 lira olarak açıklanmıştı.

TÜRK-İŞ 1893 TL olsun

Türk-İş, asgari ücretin 2018 yılında net 1893 lira olmasını talep etmişti.

CHP’den 2 bin TL teklifi

CHP, asgari ücretin net 2 bin lira olması için kanun teklifi vermişti. Yasa teklifinin gerekçesinde, Türk-İş tarafından hazırlanan açlık ve yoksulluk araştırmasına göndermede (atıfta) bulunuldu. Asgari ücretin belirlenmesinde, işçilerin 2017 enflasyon oranı yitiklerinin karşılanması ve büyüme rakamlarından paylarına düşeni almaları istendi.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/895313/Asgari_ucret_1603_TL_ile_yine_aclik_sinirinin_altinda_kaldi.html, 30.12.17)
=============================================
Dostlar,

Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu açıkladı : Asgari ücret net 1603 TL!

Bu rakam açlık sınırının altında!
Brüt tutar 2029 TL. Açıkçası asgari ücretliden 426 TL gelir vergisi, damga vergisi (oysa
şehir hastanelerinin milyarlarca dolarlık gizli sözleşmeleri damga vergisi ve pek çok harçtan bağışık!
), sosyal güvenlik primi.. kesiliyor. Kesinti oranı 426/2019=%21. Şirketlerin vergisi (kurumlar vergisi) 2017’de %20 idi, 2018’de % 22 oluyor. Özetle şirketlerle asgari ücretli emekçi aynı oranda vergi veriyor.

Tek başına iktidarının 16. yılındaki AKP = RTE iktidarı, asgari ücreti hala AÇLIK SINIRININ üstüne çıkarabilmiş değil ama 3’e katlanan ülke borçları (230 Bn $’dan 700+ Bn $’a!) ve 2017/3’te %11,1 büyüme masalları ile uyutmaya devam!

Necip milletimiz “hak ettiği” (!?) biçimde yönetiliyor galiba!??

Bir de anlayamadığımız nokta var : Asgari Ücreti Belirleme Komisyonu 15 kişi.
Hükümet, işveren ve işçi kesiminden 5’er kişi ve karar alması salt çoğunluğa (8 kişi) bağlı. TÜRK-İŞ “evet” demiş kerhen de olsa.. DİSK karşı çıkmış. HAK-İŞ iktidar ne dedi ise “hık” dediğine göre patron sendikası TİSK neye karşı çıkmış da karara “karşı oy yazısı” (muhalefet şerhi) koyacakmış?? Toplantı tutanakları açıklansa da öğrensek..

TİSK az mı buldu acaba AÇLIK SINIRI altındaki asgari ücreti?!

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Her 100 işçiden 88’i sendikasız!

Her 100 işçiden 88’i sendikasız!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Çalışma Bakanlığı’nın açıklamasına göre 20 işkolunda kayıtlı çalışan 13 milyon 600 bine yaklaşırken sendikalı işçi sayısı 77 bin artarak 1 milyon 620 bini aştı.

Çalışma Bakanlığı, işkollarındaki işçi sayılarına ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2017 Temmuz ayı istatistiklerini dün Resmi Gazete’de yayımladı. 20 işkolunda kayıtlı çalışan sayısı bir önceki döneme göre 881 bin 785 artarak 13 milyon 581 bin 554’e çıktı. Kayıtlı çalışanların yalnızca 1 milyon 623 bin 638’i yani %11.95’i sendikalı oldu. Son 6 ayda da 77 bin 73 işçi sendikalara üye oldu. Kayıtlı çalışan sayısındaki artış en çok 272 bin 52 ile inşaat işkolunda yaşandı. İnşaat işkolunu 190 bin 496 artış ile “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” takip etti. Sendika sayısında da düşüş yaşandı. Bir önceki dönemde yayımlanan istatistiklerde 161 işçi sendikası bulunurken yeni dönemde bu sayı 160’a düştü.

105 SENDİKA BARAJ ALTINDA

Üç işçi konfederasyonu da üye sayısını artırdı. Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş’in üye sayısı bir önceki döneme göre 17 bin 819 artarak 907 bin 328’e yükseldi. Türk-İş’i, 544 bin 566 üyesiyle Hak-İş, 145 bin 988 üyesiyle DİSK takip etti. Bir önceki dönem, toplu iş sözleşmesi yapabilmek için gerekli olan %1’lik işkolu barajını aşamayan sendika sayısı 106 iken bu sayı Temmuz ayında 105’e düştü.

ÖRGÜTLÜLÜK DÜŞÜK ÖLÜM FAZLA

Ölümlü iş kazalarının en çok yaşandığı işkollarından olan inşaatta sendikalaşma oranının düşük olması dikkat çekti. İşkolunda 1 milyon 828 bin 455 kayıtlı işçi çalışırken bunun salt 52 bin 580’i sendikalı. İşkolunda 9 sendika bulunuyor ancak işkolu barajını geçen tek sendika 50 bin 318 üye ile Türk-İş’e bağlı Yol-İş oldu. Baraj altındaki öbür 8 sendikanın üye sayısı ise 3 bine bile ulaşamadı. (AYDINLIK, 28.7.2017)

======================================
Dostlar,

Emek örgütlenmeleri darmadağın ve güçsüz…
100 işçiden salt 12’si sendika üyesi, %88’lik ezici kesimi ise örgütsüz..
12 Eylül 1980 döneminde bile sendikalılık oranı 1/3’ün üstünde idi. Türkiye’nin iyice KüreselleşTİRildiği = emperyalizme post-modern sömürge kılındığı son 35 yılda emek örgütlülüğü planlı olarak avuç içinde kar gibi eritildi. Sermaye bloku kaya gibi ve tek parça : örgütlü; TİSK! (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu)

Türkiye’ye dayatılan MAI (Multilateral Agreement on Investment – Çok Taraflı Yatırım Anlaşması) Anlaşması 13 Ağustos 1999 otarihlidir ve açık açık emeğin örgütlenmesinin önüne geçilmesi öngörülmektedir. Bu emperyalist buyruğun gereği sadakatle yerine getirilmiştir. Üstelik bir de AKP eliyle desteklenen HAK-İŞ, hormonlu biçimde iktidar yandaşı olarak büyük bir hızla büyütülmüştür. Şimdilerde ise AKP = RTE, OHAL’i kullanarak grevleri ertelediğini sermayeye arzederek sınıfsal islevini netleştirmekte, emekçilere karşı konum almaktadır.

Çare, bütün ezilenlerin işbirliği ve örgütlenerek dayanışmasıdır!

Venezulella’nın Ankara Büyükelçiliği yapan Prof. KALDONE G. NWEIHED‘in
“İki Yüze Bir Maske”
 adlı yapıtında (Çev. B.T. Gürel, Memleket Yayınları, ISBN: 978-9944-5435-1-4, 2006) tanı ve reçete çok nettir :

  • İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK,
    azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir.
  • Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır:
    İktisadi temelde PLANLAMACILIK ve siyasal düzlemde BAĞIMSIZLIK.

Sevgi ve saygı ile. 29 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com