ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 3 Mart 2021

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 3 Mart 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ÖNGÖRÜ

Sağlık Bakanı Koca, İstanbul’da katıldığı cenaze törenine ilişkin, kalabalık için özür diledi ve ”Mesafenin ortadan kalkabileceğini öngörmedim, benim kusurum” dedi.

Özür dilemesi takdire değer bir incelik.
Bir yıldır her akşam vatandaşlara telkinde bulunan bir kişinin öngörüsüzlüğü ise ibretlik…

İNAT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kanal İstanbul projesini inadına yapacağız” dedi.
Hiişşşt çocuklar inatlaşmayın!…

YUVA
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’ne ilişkin 2019 yılı Sayıştay raporuna göre;

–      27 kişinin birbiri arasında akrabalık bağı bulunduğu görülmüştür,
–      195 kadronun her birine sadece bir kişi başvurmuştur,
–      Şube müdürü ve üstü düzeyinde 16 göreve sınavsız alım yapılmıştır vb…

Bilim yuvaları oldu torpil yuvası…

VESAYET

Kemalist vesayet sisteminin tamamen tasfiye edilmesi için Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri sadece üniversitelerden değil ilkokul, ortaokul ve liselerden de kaldırılmalıdır” diyen İlahiyatçı Prof. Ömer Özyılmaz

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyeliğine atandı.

Tencere kapak …

KOKUŞMA

Hatay AKP Gençlik Kolları’nın 11 Şubat’ta düzenlediği kongresinde sazlı sözlü, davullu zurnalı düğün havasında eğlence yapıldığı ortaya çıktı.

Balık baştan kokar…

İŞGAL

MSB Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’ye ait olan Limoniye Adası’nda beş aydır Yunan bayrağının dalgalandığını söyledi.

Sonra bakarlar…

İNTİHAR

2017-2019 yılları arasında geçinemediği gerekçesiyle intihar eden kişi sayısı %38 arttı.

Uzmanlık alanı ekonomi? Kimdir o?…

CAMBAZ

AKP Kayseri  Milletvekili İsmail Tamer, “Artık asgari ücretlinin evinin önünde arabası mevcut”

AKP Kayseri Milletvekili Hülya Nergis, “Artık ev ve araba almak zor değil”

Türk-İş‘in araştırmasına göre, mutfak maliyeti aylık %2.53, yıllık %20.44 arttı.
Açlık sınırı 2719, yoksulluk sınırı 8856 TL’ye çıktı.
2021 için belirlenen asgari ücret 2825 TL.

Cambaz kim?

NATO

Deva Partisi kurucularından emekli Binbaşı Metin Gürcan, NATO’ya tepki gösteren, NATO’dan çıkılmasını isteyen emekli general ve büyükelçiler için Mickey Mouse (Miki Fare) benzetmesi yaptı.

Bağımlı pisi pisi…

ADALET

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 2007-2012 arasında savcılara rüşvet verdiği gerekçesiyle 2 yılı ertelenmiş olarak 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Gün ola harman ola…

İTİBAR

Geçen yıl 17 milyar zarar açıklayan, tüm personelin maaşlarından zorla %50’ye varan indirim yapan THY, yöneticiler için yeni araç ihalesine çıktı.

Ayranı yok içmeye, abrayla gider uçmaya…

YÜKSELİŞ

RTE, “Türkiye, inşallah salgın sonrası dönemin dünyada yükselen yıldızı olacaktır.”

Fazla yükselip görüş dışı kalmasak…

KADI

Suriye, topraklarına saldırdığı gerekçesiyle ABD’yi BM’e şikayet etti.
Ananı belleyen kadı, kimi kime şikayet ediyorsun?…

TEHDİT

Demirtaş, barış-demokratik çözüm öneren mektup yazmış.
PKK vatandaşlarımızı şehit etmeden önce yazsaydı teklif olurdu,
Sonra yazınca tehdit olur…

YOL

Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde, sağlık memuru Yusuf A. 16 yaşındaki oğlunu Allah yolunda kurban ettiğini iddia ederek ensesini kesip ağır yaraladı.

Yolunu şaşırandan geçilmiyor…

KRİTER

Devlet Bahçeli, “Bize göre S-400 konusunda başkasının servis ettiği kriterler değil, Ankara kriterleri geçerli olmalıdır. “ diyerek MSB Akar’ın Girit kriteri önerisine ters çıktı.

Bozuk saat bile günde iki kez zamanı doğru gösterir…

HAYAL

Yunan medyası yazmış,”Uzun menzilli havadan karaya füzeler gibi uygun mühimmat ile Türk topraklarının tümüne ve doğal ki stratejik hedeflerine saldırabilme imkanına sahip olacağız.”

İnsanlar hayali ile yaşar ama ülkeler gerçeklerle…

Asgari ücret için düzenleme şart

Asgari ücret için düzenleme şart


Dostlar,

Bu gün, 14 Şubat 2021 Pazar günü, BİRGÜN Gazetesi Pazar ekinde tam sayfa bir değerlendirme yayınlandı.

Konu başlıktaki gibi.

TURK-İŞ, DİSK Genel Başkanlar ile saygın ekonomi hocalarının son derece yerinde belirleme ve önerileri yer almakta.

Örn. Prof. Dr. Aziz Konukman‘ın şu sözleri ne denli yerinde:

  • “..2021 bütçesinde sermaye kesimine 230,8 milyar lira vergi muafiyeti (AS : bağışıklığı) tanınması öngörülüyor. Böylece 2021 için öngörülen vergi gelirinin %25’inden vazgeçiliyor. Sen sermayeden alacağın 230,8 milyarlık vergiden
    vazgeçeceksin, sonra asgari ücretin vergi dışı bırakılması talebine karşı çıkacaksın.
    Bu kabul edilebilir değil.”

Tam sayfa görüntülemek ve okumak için lütfen tıklayınız : 20210214BRGN11

Sevgi ve saygı ile. 14 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Çare kamu işletmeciliği

Çare kamu işletmeciliği

Türk-İş Genel Kurulu’nda kabul edilen kararlarda kamu işletmeciliğinin güçlendirilmesi talep edildi.

Mustafa Çakır
BirGün, 08,12.19

Türk-İş 23. Olağan Genel Kurulu Kararlar Komisyonu’nda hazırlanan rapor, oybirliği ile kabul edildi. Raporda şunlar dikkat çekti:

– Çoğulcu, özgürlükçü ve katılımcı demokrasi, tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçirilmeli.

– Gelirin adil dağılması ve toplumun refah seviyesinin yükselmesi demokrasinin gerçekleşmesinin en önemli etkenlerindendir.

– Sendikalı işçi oranı yüzde 13 seviyesinde. Yaklaşık 41 bin işletmede uygulanan toplu sözleşmeler kapsamında 1.5 milyona yakın işçi bulunuyor. Örgütlenmenin önündeki engeller bu sayının artmasını imkânsız hale getiriyor. İşverenler mevcut olumsuzlukları en iyi şekilde kullanıyor. Sorunların en temel nedeni devletin denetim mekanizmalarının yetersiz olmasıdır.

– Örgütlenme özgürlüğü ve işçinin hür iradesine saygı gösterilmesi yerine sendika değişikliği için baskı yapılması, işini ve ekmeğini korumaktan başka amacı olmayan işçiye karşı yapılan bir “insanlık suçu” olarak kabul edilmelidir.

– Gelir paylaşımında dengeyi sağlayacak politikaların uygulanması gerekmektedir. Toplumun önemli bir bölümü yoksulluk sınırında yaşayacak kadar bir gelir elde edebilmektedir.

– Özelleştirme çözüm değil. Kamu işletmeciliğinin yeniden yapılandırma sürecine tabi tutularak işgücü ve teknolojik altyapı bakımından güçlendirilmesi zorunlu.

– Sermaye ve yatırım, nüfus artışı ve göç nedeniyle artan işgücü arzını karşılamaya yetmemektedir.

– İşgücüne katılma oranı yüzde 53.9. Çalışma çağında olan nüfusun yarısına yakını işgücüne dahil değil. İşgücüne dahil olmayanların büyük çoğunluğunu “ev işleri” ile meşgul kadın nüfusu oluşturuyor.

– Özellikle küçük çocuk sahibi kadınlar, bakım giderlerinin aldıkları ücrete denk gelmesi nedeniyle istihdamda kalmak yerine çalışmamayı tercih ediyor.

– Her yıl ortalama 850 bin gencin çalışma çağına girdiği, 5 milyona yakın geçici koruma kapsamında Suriyeli ve diğer yabancı uyruklu vatandaşın ikamet ettiği dikkate alındığında işsizlik sorununun geçmiş yıllardan daha keskin olacağı görülüyor.

HER YIL 6’DAN FAZLA SOMA

HER YIL 6’DAN FAZLA SOMA

Recep Yılmaz
Mühendis

[Haber görseli]

Türkiye’de iş kazaları ve iş cinayetlerine bakış açısı birçok konuda olduğu gibi yine yalnızca sayısal veriler üzerinden ilerliyor.
Olayın arka planında yatan ideoloji, emek sermaye çelişkisi, taşeronlaşma, sendikasızlaştırma ve yandaş sendika sistemi hep göz ardı ediliyor. Konu yalnızca işçilerin eğitimsizliği etrafında dönüyor.
Ana haber bültenlerinde ise sansasyonel bir yaralı ya da ölü sayısı yoksa iş kazalarının gündemde yeri bile yok. Son yaşanan Soma, Ermenek ve Torunlar facialarının bir müddet gündemde kalması ve ardından tekrar yaşanan suskunluk ve sorumsuzluk dönemi de buna örnek.

Cezasızlığın egemenliği

Örneğin bu ülkede 2018 yılında iş cinayetleri sonucunda 1923 işçi yaşamını yitirdi. Yani her yıl 6’dan fazla Soma katliamı yaşanıyor aslında.
Bu ülkede iş kazaları AKP ile başlamadı elbette ama taşeronlaşma, sendikasızlaştırma ve grev düşmanlığı bu dönemde en üst seviyeye yükseldi. Kıdem tazminatından bir fon yaratma arzusu bu dönemde yüksek sesle dile getirilebilir oldu. Esnek çalışma ve kamu eliyle 6 aylık, 9 aylık süreyle geçici çalışma bu iktidarın bir ürünü. 12 Eylül’ün sunduğu “dikensiz gül bahçesi” ile emek düşmanı neo-liberal uygulamaları hayata geçiren Özal’lı yıllar (ANAP) güvencesizleştirme, sendikasızlaştırma ve özelleştirme dalgası için yeterince altyapı sağlamıştı zaten. 12 Eylül’ün ekonomik karakteri, başka bir yazının konusu olabilir. Ama bugün yaşananların karakterini dünde aramak yanlış olmasa gerek.
Asıl konuya dönersek 2002 yılında 872 olan işçi ölümü 2018’de 1923’e ulaştı. Ülke nüfusu %25, çalışan sayısı ise %40 artmış olmasına karşın iş cinayetleri 16 yılda %120 arttı.

  • Sendikalaşma oranlarına bakacak olursak;
  • 2002 öncesi %58 oranında olan sendikalaşma 2018’de %13 oranındadır. Ancak bunun yarısı toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptir.
  • Kamu dışında özel sektörde çalışan işçilerin ise yalnızca %5.5’i bir sendikaya üye.
  • İşçi ölümlerinin %98’inin sendikasız işyerlerinde yaşandığı gerçeği aslında çok şey anlatıyor.
  • Toplu iş sözleşmesi yoksa iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemleri de yok demektir.

İş Güvenliği Yasası ile uygulanan İSG uzmanlığı ise düşsel (hayali) bir kavram olmaya devam ediyor. Uygulama neresinden tutulsa elinizde kalır. Cezasızlığın mutlak egemenliği sürdükçe bu iş, sorumluluğu birkaç ustabaşı işçiye veya mühendise yıkma girişiminden öteye gidemez.

Obez büyümenin nedeni

Sendikaların durumuna bakacak olursak; toplam 1 milyon 859 bin sendikalı işçiden 975 bini Türk-İş’e, 684 bini Hak-İş’e ve 171 bini DİSK’e üyedir. Toplam kayıtlı işçilerin yalnızca % 13’üdür.
İktidarın arka bahçesi görünümünde olan Hak-İş, 2002’de 306 bin üyeden bugün 684 bine yükselmiştir. Bu sayıda en büyük pay 315 bin üye sayısı ile AKP’li belediyelerde “örgütlü” Hizmet-İş Sendikası’na aittir.
Yine iktidarın güvenli kolları altında büyüyüp serpilen Memur-Sen ise 2002’de 41 bin olan üye sayısını bugün 1 milyona ulaştırmıştır. İki yılda bir izlenen toplusözleşme tiyatrosu ile sergiledikleri “performans” bu obez büyümenin asıl kaynağı olsa gerek.

Kâğıt üstünde

Son olarak yandaş sendikacılığın ve sarı sendikalarla kurulan ilişkilerin meyvelerini toplayan siyasal iktidar; sahte toplu iş sözleşmeleriyle iş güvencesi ve iş güvenliği olmayan ya da salt kâğıt üstünde olan bir alan yarattı. Ve en önemlisi esnek çalışmanın kayıtsız istihdamın yaygın olduğu bu güvencesiz çalışma ortamında sendika bürokratlarıyla birlikte dilediği gibi at oynatmaktadır.

  • Bunun sonucunda ise yeni Soma’ların yeni Ermenek’lerin yaşanılması maalesef kaçınılmazdır.

Bu düzenin sahiplerinin yapacağı tek şey ise ölenlerin arkasından timsah gözyaşları dökmek olacaktır.

Buna karşı işyeri tabanlı bir dayanışma ağı oluşturmak ve bürokratik gericilikten uzak bir örgütlenme yolu bu gidişatı tersine çevirebilir. (Cumhuriyet, 05.10.19)

MÜDAHALE GECİKMEDİ

MÜDAHALE GECİKMEDİ

OĞUZ OYAN
SOL PORTAL, 20.08.2019

Bu haftaya üç belediye başkanının görevden uzaklaştırılıp yerlerine valilerin kayyım olarak atanmasıyla başladık. İkisi büyükşehir belediyesi olan bu belediyelerin tümünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olması ve tümünün de HDP’li başkanların yönetiminde olması rastlantı değil. Ama bunun yalnızca bir başlangıç olduğuna ilişkin kaygılar da yersiz olmaz.

Seçilmiş belediye başkanlarını dört ay geçmeden görevden almalar, arkasında hangi hukuksal gerekçeler icat edilirse edilsin, öncelikle siyasidir. AKP iktidarı hem genel olarak tüm muhalif siyasi hareketlere ve seçmenlerine (kendi içinden kopmaya hazırlananlar dâhil) hem de özel olarak Kürt siyasi hareketine ve seçmenlerine mesaj iletmektedir.

Genel mesaj şudur                          :
Yerel seçimleri kazandık diye havalara girmeyin ve merkezi iktidara ömür biçmeye kalkmayın; güç hâlâ bizdedir. Üstelik bu gücü keyfi ve baskıcı yöntemlerle kullanma yetkisi de bizdedir. Kimseye karşı hesap vermek mecburiyetinde değiliz. Belediye başkanları görevde kalmak ve az-buçuk icraat yapmak istiyorlarsa, bize biat etmek zorundadırlar. İktidarı protesto anlamına gelen kitlesel hareketlere (çevreci hareketler, vb.) destek vermeden önce de iki kez düşünmelidirler. Demokratik hakların kullanımı, Anayasanın değil iktidarımız çizdiği sınırlara tâbidir.

Özel mesaj şudur                           :
HDP son seçimlerde Cumhur İttifakı adaylarına karşı konumlanarak İstanbul, Adana, Mersin gibi büyükşehirlerin CHP’nin yönetimine geçmesine neden olmuştur. Bunun bedelini ödemek zorundadır ve ilk bedeli elindeki üç önemli belediye üzerinden ödemiştir; arkası da gelecektir. (Kuzey Suriye’de sıcak gelişmeler bu süreci hızlandırabilecektir.)

MESAJLARIN YANSIMALARI

Genel olarak, toplumda demokratik düzeneklere, genel oy sistemine bir güvensizlik tohumunun yeniden ekildiği söylenebilir. Seçilmişlere karşı yürütülen operasyonların arkası geldikçe bu güvensizlik büyüyecektir.

AKP/RTE iktidarı, devleti ele geçirme dönemlerinde, atanmışlar (yargıçlar, askerler, bürokratlar) seçilmişlere üstün tutuluyor diyerek sözde “vesayetçi rejime” karşı mücadele yürütüyordu. Şimdi her şeyi tersine döndürdü: Hiçbir bakan, hiçbir erk sahibi yönetici seçilmiş değil; ama demokratik temsil sisteminin son kalıntısı olan belediye başkanları (giderek belediye meclis üyeleri) bugün iktidarın tam hedefinde.  Mekânsal ve toplumsal hükmetme alanlarında gedikler açıldıkça otokratik hâkimiyet tarzının alışıldık/alışılmadık tüm araçları uygulamaya konulmakta, konulacak.

Kitlelerin ve siyasi/demokratik temsilcilerinin buna yanıtı iki farklı biçimde olabilir: Ya sinecekler/ biat edecekler ya da direnecekler/mücadele edeceklerdir. Toplumu sindirmenin örgütlü kurumsal yapıları gerçekte sahnededir.

AKP türü bir İslamcı-totaliter biat partisi söz konusu olmasaydı bile, toplumu sermayenin iktidarını ve sömürü düzenini itirazsız kabullenmeye ikna etmek üzere oluşturulmuş işçi-memur sendikaları görevde olacaklardı. AKP döneminin farkı, siyaset ve sendikal alanın temsilcilerinin ideolojik yakınlığının (İmam Hatip kardeşliğinin) belirleyici bir öneme yükselmiş bulunması, eskinin ücret sendikacılığının kısmen bile sürdürülemez olmasıdır.

  • TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve MEMUR-SEN ile iktidar arasında yürütülen toplu pazarlık / toplu görüşme tiyatroları bunun güncel bir örneğidir.

Muhalefet partilerinin, buyurgan ve baskıcı bir iktidar partisi karşısında ne denli etkin muhalefet yapabildikleri / yapabilecekleri, kitleleri ne denli seferber edebilecekleri, ne denli demokratik kitle hareketlerinin arkasında durabilecekleri, boyun eğme-direnme çizgileri arasındaki yerlerini belirleyecektir. Bu yer direnme çizgisinden uzaklaştıkça 31 Mart 2019 kazanımlarını korumaktan da uzaklaşılmış olacaktır. Ne yazık ki bu konuda iyimser olamıyoruz. Kaldı ki, bugünkü çöküntü siyasetine karşı muhalefet etmek bie yeterli değildir; sistemin kendisine karşı bir seçenek geliştiremiyorsanız, neoliberal paradigmanın sınırları dışına çıkamıyorsanız, zaten geçmiş olsun.
***
HDP hareketine verilen özel mesajın kitleler üzerindeki yansımaları daha doğrudandır: Kürt siyasi hareketi için demokratik mücadelenin anlamı giderek tükenmektedir. Bunun sonucunda sandık demokrasisine inancın yok olması ve seçimlere katılımın bölgesel düzlemde iyice zayıflamasından daha kötüsü, birlikte yaşama duygusunun tükenmesi ve ayrılıkçı düşüncelerin iyice öne çıkması olacaktır.. Ortadoğu bölgesinde olağanüstü kötü dış politika yönetimiyle ve Suriye’de ABD himayesinde bir PYD/YPG devletçiğinin oluşumunun artık önlenemeyeceği gerçeğiyle birleşince bunun orta-uzun erimde ne gibi gelişmelere yol açacağını kestirmek zor değildir.

  • Sonuçta iktidar, önlemek ister göründüğünün tam tersine gelişmeleri körüklemeye devam etmektedir.

KİMİ HUKUKSAL SORUNLAR

Seçilmiş belediye başkanlarını “azletmeler” her ne denli siyasal gerekçelerle yapılıyor olsa bile, bu tasarrufları hukuk açısından da ele almak gerekir. 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesi, “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırılabilir.” hükmünü içermektedir. İkinci fıkrasında da “Görevden uzaklaştırma kararı iki ayda bir gözden geçirilir. Devamında kamu yararı bulunmayan görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.” demektedir. Şimdi bu 2. fıkranın uygulanabileceğine kimsenin inanmadığı görülmektedir. Nitekim atanan kayyımlar, kalan süreyi yani 4,5 yılı doldurmak üzere gelmiş gibi davranmaktadır.

5393 sayılı yasanın 45.maddesi ise “Belediye başkanlığının boşalması halinde yapılacak işlemler”i düzenlemektedir. Buna göre vali belediye meclisinin on gün içinde toplanmasını sağlar. Belediye başkanının görevden uzaklaştırılma biçimine göre bir başkan veya bir başkan vekili seçilir. (Başkanın görevden uzaklaştırılması seçim dönemini aşmayacaksa bir başkan vekili seçilir). Maddenin ikinci fıkrasına göre, “Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclisi üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir”. 31 Mart seçimleri öncesindeki görevden uzaklaştırmalarda görüldüğü gibi şimdiki uzaklaştırmalarda da doğrudan kayyım atamasına girişilmesi, yasanın 45.maddesine açık aykırılık oluşturmaktadır.

Kayyım atamalarının 5393 sayılı yasanın 46.maddesine dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu madde de, “yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına (…) İçişleri Bakanı tarafından görevlendirme yapılır” hükmünü içermektedir. Peki, seçimlerin yapılamaması koşulları oluşmuş mudur? Oluşmadıysa, görevlendirilen kayyımlar en fazla seçim yapılana kadar öngörülen on günlük süre için atanmış olabilirler –ki bu durumda bu atamalar da abestir. Özetle, ortada hukuki kılıfa uydurulmuş bir durum bile yoktur. Gerçi bu iktidar artık hukuki gerekçe arama dönemini çoktan geride bırakmıştır; kendisini anayasal sınırlarla bile bağlı hissetmemektedir.

Artık tuhaf bile sayılamayacak şekilde daha önce de kayyım görevinde bulunup söz konusu belediyelerde şatafatlı makam odalarına, hesabı sorulmayan usulsüz ve aşırı harcamalara, büyük borç yığılmalarına yol açmış olan kayyımların, herhangi bir Sayıştay denetiminden henüz geçmeden yeniden görevlendirilmiş olmaları, üçüncü dünya başkancı rejimin sonuçlarındandır. Kimi cumhuriyetçiler “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek iktidara yüklenmeye çalışırken, bu iktidarın tam güdümüne girmiş mülki amirler, askerler, yargı mensupları, bürokratlar, adeta “RTE’nin askerleriyiz” demektedirler.