TOBB Başkanı : Davalarda haksız çıkıyorduk…

[Haber görseli]

TOBB başkanı ‘engel kaldırmış’:
Davalarda haksız çıkıyorduk…

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Beşinci kez Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) başkanı seçilen Rifat Hisarcıklıoğlu
“İş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip hükümetimizle birlikte kaldırdık.” dedi.

2001’den bu yana TOBB Başkanlığını sürdüren Hisarcıklıoğlu, TOBB 74’üncü Genel Kurul konuşmasında istihdam maliyetlerinin düşürülmesini ve

  • iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarından

söz ederek;

“Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda işveren %99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık. Aylar, hatta yıllar süren davalar, artık günler-haftalar içinde çözülüyor. Bu vesileyle, bizlere her zaman destek olan sayın cumhurbaşkanımıza, başbakanımıza, bakanlarımıza ve Meclis’imize, bizimle birlikte çalışan, emek veren bürokratlarımıza, camiamız adına teşekkür ediyorum.” dedi.

‘Zorlaştırmayın, kolaylaştırın’

TOBB başkanı şöyle konuştu: “Kültürümüzde güzel bir söz var: ‘Zorlaştırmayın, kolaylaştırın.’
Biz de iş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip, hükümetimizle birlikte kaldırdık.

  • En çok şikâyet ettiğimiz konu olan, istihdam maliyetlerinin düşürülmesini sağladık.
  • İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, KOBİ’lerimize büyük yükler getiriyordu, bunları kaldırttık.

Mesleki yeterlilik konusunda da hemen inisiyatif aldık. 81 ilde üyelerimize tehlikeli mesleklerde sınav ve belgelendirme hizmeti verdik.”

Arabuluculuk koşulu

‘Dava şartı olarak arabuluculuk’ kurumunu da ilk kez uygulamaya koyan kanuna göre, düzenlemede yer alan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu kılınıyor. Bu kapsamda yasaya veya bireysel ya da toplu iş sözleşmesine dayanan işçi, işveren alacağı, tazminatı ve işe iade istemiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak aranacak. Arabulucuya başvurma zorunluluğu için alacak veya tazminat isteminin iş ilişkisinden kaynaklanması gerekecek.

İşçi kıdem, ihbar gibi tazminat ve fazla mesai, yıllık izin gibi ücret; işveren de alacak ve tazminat kalemleri için dava açmadan önce arabulucuya başvuracak.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/977131/TOBB_baskani__engel_kaldirmis___Davalarda_haksiz_cikiyorduk….html 17.5.18 -17.5.18, Cumhuriyet

================================================
Dostlar,

YEREL – KÜRESEL SERMAYENİN EMEK DÜŞMANLIĞI AYNI İLKELLİĞİYLE SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ??

Bu bağlamda yazılıp söylenecek öyle çok şey var ki..
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, ülkemizde öteden beri tartışılan İŞ KAZALARI – MESLEK HASTALIKLARI sorununa çözüm için adeta tepkisel olarak çıkarıldı. 30 Haziran 2012’de aşamalı olarak yürürlüğe kondu. Tüm çalışanlara düzenli iş sağlığı – güvenliği eğitimleri başlatıldı….

Sanayiden ya da değil tüm işyerlerinde ilke olarak İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ / ÇALIŞAN SAĞLIĞI BİRİMLERİ oluşturulması hedeflendi. Kamu işyerleri de içinde olmak üzere. Ne var ki bu hüküm 3 kez ertelendi ve 2020 yılına ötelendi. Kurallar epey gevşetildi işveren yararına.. Dolayısıyla İş Sağlığı Güvenliği göstergelerimiz perişan!

Meslek hastalıklarına tanı konamıyor.. Örtük – saklanan salgın sürüyor.. En son 2016 verisiyle 597 meslek hastalığı tanısı elde. Oysa 29 milyonu bulan resmi istihdam için, uluslararası yazına (literatüre) göre yıllık en az binde 4 insidens (yeni tanı) hızı ile 116 bin meslek hastalığı tanısı konması bekleniyor!

İkinci temel gösterge İŞ KAZALARI.. Çalışma ve SG Bakanlığı ile gönüllü kuruluş İş Sağlığı – Güvenliği Meclisi (www.guvenlicalisma.org) farklı rakamlar veriyor. Doğallıkla anlaşılabileceği gibi Bakanlık hep “çok eksik” saptama yapıyor!? Adı geçen Meclis’in 2017 sonu verisi 2006 İŞ CİNAYETİ’dir! AKP’li 15,5 yılda 21 022 iş cinayeti!

  • Emekçiler, ağır “bildik” sömürüye ek olarak, devr-i post-modernitede (KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm çağında) sermayeye KAN ve CAN VERGİSİ ödemektedir! Çıplak gerçek bu-dur!

TOBB başkanı, “sermaye sınıfı” temsilcisi olarak “işini yapmakta“. Yüzünde gülücükler esiyor..
Ne var ki, emek örgütleri ülkemizde bölük – pörçüktür. Kayıt dışı istihdam en iyimser 1/3 düzeyinde iken, kayıt içi çalışanların yaklaşık %12’si sendikalıdır. TÜRK-İŞ, DİSK‘e ek olarak AKP döneminde HAK-İŞ‘in hormonlu olarak büyütüldüğü bildirilmektedir.. Gene de bu %12’nin yaklaşık yarısı toplu sözleşme yetkisi olan sendika üyeleridir. Bir başka anlatımla, 21. yy.’ın şafağında Türkiye’de emekçilerin (salt 4857 sayılı İş Yasası kapsamında olanlar!) %94-95’i emeklerinin karşılığını işverenle toplu pazarlığa, greve konu edinme olanağından yoksundur. Oysa işveren yüksek oranda ve monoblok, kaya gibi örgütlüdür; TİSK! Ayrıca, bay Hisarcıklıoğlu’nun 17 yıldır başkan olarak kazık çaktığı TOBB…

Türkiye işvereni, küresel sermaye ve taşeron siyasal iktidarlar elbirliği (ittifakı) ile yabanıl (vahşi) ve hızlı özelleştirmelerle ülkemizde geldiği yer, sağladığı “başarı” (!) ile övünebilir!

  • Çalışanların kan ve can vergisi ile EN ÇOK (MAKSİMUM) KÂR ve
    SERMAYE BİRİKİMİ’ne devam öyle mi?!

Sürdürülebilir mi? Hiç sanmıyoruz.. Maksimum kâr, yerini yeni bir uzlaşma ile “makul (reasonable) kâr” a bırakmak zorundadır.. 1760’lardan bu yana (1. Sanayi Devrimi) benzer birçok kırılma, dönüşüm örnekleri belleklerde ve tarihte kayıtlıdır.

İktidar ise iş cinayetlerini “.. bu işin fıtratında var..” diyerek en ilkel biçimde kabul ettirme, hatta meşrulaştırma çabasındadır. Başlıbaşına bu ilkel tutum, ülkemizdeki emekçi cinayetlerinin temel nedenidir! Oysa UN-ILO (Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre

  • Meslek hastalıkları %100, iş kazaları ise en az %98 önlenebilir niteliktedir. 

Üstelik üretim maliyetlerinin %5’ini aşmayan harcamayla.
Üstelik, iş sağlığı – güvenliği giderlerinin işverence vergiden düşülmesi olanaklıyken..

Gerçekte ise işveren, söz konusu %5 maliyeti bütünüyle topluma yansıtmakta; ulusal kaynaklar verimsiz ve insancıl olmayan biçimde israf edilmektedir.

İş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenleyen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 25.10.2017 günlü ve 30221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 01 Ocak 2018’de yürürlüğe giren İş Mahkemeleri Yasasının 3. maddesi ile yasaya veya bireysel ya da toplu iş sözleşmesine dayanan işçi, işveren alacağı, tazminatı ve işe iade istemiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak aranacaktır.

Öte yandan, ZORUNLU ARABULUCULUK dayatması Anayasaya açıkça aykırıdır!

İş uyuşmazlıklarında dava şartı olarak arabuluculuk, Anayasa’nın 2., 36. ve 49. maddelerine aykırıdır.

Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

TOBB’un uzatmalı başkanı açıkça itiraf ediyor; iş davaları mahkemelerde %99 aleyhimize çıkıyor ve uzuyordu ama zorunlu arabuluculukla hem lehimize biti(rili)yor hem de tez elden sonuçlanıyor. 1 taşla 2 kuş vurmuş oluyor TOBB üyesi işverenler. Mahkemelerde yargıçları pek etkileyemediklerinden, arabulucuyu yönlendirmek daha kolaylarına geliyor. Olan emekçiye oluyor. Anayasal hakkı olan mahkemeler önünde hak arama özgürlüğü dolaylı olarak gasp edilmiş oluyor. TOBB başkanı, emekçilerden esirgenen – çalınan bu anayasal hak için iktidara teşekkür etmekte. Bizim yurdumuzun emekçisi iktidarın kendinden yana değil, sermayeden yana tutumlarını görebiliyor mu acaba?

Öte yandan, görülecek iş davalarında zorunlu arabuluculuk düzenlemesinin bir biçimde Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesi yerinde olacaktır.. (götürülüp – götürülmediğini, sonucu bilmiyoruz??)

Ne yazık ki sermaye, günümüzde küresel ortaklıklarıyla dünden çok daha azgındır.
Siyasal iktidarları ciddi biçimde çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir.
Ancak 21. yy. insanını “dün” olduğu gibi sürgit ve vahşetle sömürmek artık olanaksızdır.

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TBB; TÜRK-İŞ; HAK-İŞ ve DİSK’ten EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI


TBB; TÜRK-İŞ; HAK-İŞ ve DİSK’ten
EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI…

Bu önemli toplantıya başarılar dileriz..

– İşveren kesimi toplantıda yok..
– Kamu da..
– Bir de ILO temsili yok.. ILO’nun 3’lü Sacayağı yapısı (Tripartite Structure) yok..

Özellikle ilk 2’si de olsaydı daha bütüncül olurdu kanımızca..
Ancak işveren kesimini TİSK temsil edecekti sanırız ve siyasal kadroları da büyük ölçüde
bu patron sendikası yönlendirdiğinden, kamu adına temsilin pek de anlamı olmayacaktı..
Ama yine de bulunsalar ve hiç olmazsa sorulan sorulara yanıt verselerdi..

Bizim “Hukukun üstünlüğü” retoriğine karnımız tok..
“Emeğin saygılı” olma koşulu ile “Hukukun üstünlüğü” bir anlam kazanır.
Bunun dışında zihinlere kurulan ustaca bir kavramsal tuzaktır.

Sermaye, öncelikle 300 yıl öncesinin ilkel karanlığından kendini kurtarmalı ve insanlığın utancı olan Adam Smith’ten galat “maksimum kâr” sefaletinden kendini kurtarmalıdır.
Çağımızda ancak “makul kâr” kabul edilebilir; günümüz değerleri ile başkaca olanak yoktur.
Emekçi sınıflar, 18. yy. sonları, 19. hatta erken 20. yy. emekçileri bile değillerdir.

Köprülerin altından çooook sular akmıştır..

İlk çağrımız bunadır..

Ardından da ülkemizin taraf olduğu (Anayasa  md 90/son : “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri
esas alınır.”) 
Milletlerarası andlaşmalara tam uyumıudur.

ILO Tavsiye Kararları (Recommendations) bir yana, 189 ILO Sözleşmesinden
salt 57’sine taraf olunmuştur, 53’ü yürürlüktedir ve yer yer önemli çekinceler konmuştur.
Bu kabul edilemez sorun hızla giderilmelidir.

Ayrıca AB’ye üyelik sürecinde (ham hayal!) iç hukuka aktarılan önemli kazanımların da
yaşama geçirilmesi gereklidir.

  • Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi ayaklar altında.. Niçin ??
  • Aynı biçimde, ülkemizin de kabul ederek üstün iç hukuk normu kıldığı İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 Sayılı Sözleşme ve İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin
    161 Sayılı Sözleşmeler..
  • AB Temel Haklar Şartı (Nice, 7 Aralık 2000) 
    http://ek12 utup.dpt.gov.tr/ab/hukuk/temelhak.pdf
    Madde 27 : İşçilerin işyerinde bilgilenme ve danışma hakkı
    İşçiler veya işçi temsilcileri, Topluluk hukuku ile ulusal hukuk ve uygulamada öngörülen durum ve koşullarda ve makul bir süre içinde, uygun düzeyde bilgilenme ve danışma hakkına
    sahip olmalıdır.
    Madde 28 : Toplu görüşme ve eylem hakkı
    İşçiler, işverenler veya işçi ve işveren örgütleri; Topluluk hukuku ile ulusal hukuk ve uygulamalarla uyumlu olarak, uygun düzeyde görüşme ve toplu sözleşme akdetme hakkına ve uyuşmazlık halinde, çıkarlarını korumak için, grev de dahiltoplu eylem yapma hakkına sahiptir.Ve…. Avrupa Sosyal Şartı (değiştirilmiş şekli) Strasbourg, 3.V.1996
    https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/kefe/docs/sosyalsart.pdf
  • 1 Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlama fırsatına sahiptir.
    2 Tüm çalışanların âdil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
    3 Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
    4 Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli âdil bir ücret alma hakkı vardır.
    5 Tüm çalışanlar ve işverenler ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla ulusal
    ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahiptir.
    6 Tüm çalışanlar ve işverenler toplu pazarlık hakkına sahiptir.
Uzatmayalım….Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2014 yılı içinde iş cinayetlerine kurban verilen 1886 emekçinin sayısını neden 300’den çok eksikle 1500’lerde vermektedir?? Niçin?
AKP’li 12,5 yılda en az 15 231 emekçi, Nisan 2015’te en az 130 işçi yaşamını yitirdi.
Yıllık ortalama 1219 cinayet! 2015’in ilk 4 ayı 2014’ten %50 fazla! Niçin?
(İSİG Meclisi, http://www.guvenlicalisma.org, 21.05.2015)

ATA_Ergani'de_Kaza_Kader_Talih_Tesaduf_Arapcadir

Bu insanlık ayıbının hızla sonlandırılmasını sağlayacak bir “EMEĞİN HUKUKU” dışında
bizim için anlamı yoktur yapıp etmelerin..Devlet memurlarının grev hakkını içermeyen
sözde sendika tiyatrosuna son verilmelidir (AY m. 53).
12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile getirilen 1’den çok sendikaya üye olma komedisine de..
İŞ GÜVENCESİ + İNSANCA ÜCRET + SENDİKAL ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ
Emeğe saygılı hukukun olmazsa olmazlarıdır.. Küreselleşerek azgınlaşan sermayenin
bu olmazsa olmazları kolayına vereceğini ummak saflıktır.
Direnişin Küreselleştirilmesi dışında seçenek yoktur..

SONUÇ
OLARAK              :

Temel engel, giderek yabanıllaşan küreselleşmiş kapitalizm ve türevi dayatmalardır.
Bu kabulden sonra, yepyeni bir küresel ahlak kodu kümesi tanımlamak ve yükümlenmek (taahhüt etmek) gerekecektir. Kuşkusuz bu süreç kendiliğinden olmayacaktır. Örn. BM Güvenlik Konseyi’nde ILO, Dünya Ticaret Örgütü vb. kurumların çabasıyla küresel bir
ortak ilke kararı alınabilir mi? Hayalimizdir ve de önerimizdir, denilebilir mi ki;

  • “ILO’nun enaz (asgari) sağlık-güvenlik koşullarında üretilmeyen mal ve hizmetlerin küresel dolanımı, pazarlanması… yasaklanmıştır. Tüm mal-hizmetlerin bu bağlamda örn. CE gibi etiketlenmesi zorunludur..”
    Böylelikle, hastalıklı sistemin ölçüsüz ve kör kâr güdüsünün tetiklediği “enaz maloluş
    (maliyet minimizasyonu) dayatması karşısında TİSG (Temel İş Sağlığı-Güvenliği) hizmetleri maliyeti işverene engel olarak görülmesin ve haksız rekabet bahanesi oluşturmasın.
    Bu ketleyici işveren önyargısı önce etik, sonra da normatif olarak mahkum ve de ıslah edilsin..
    (Saltık, A. Temel İş Sağlığı Hizmetlerinin Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerine Entegrasyonunda Karşılaşılan Güçlükler. 19. Uluslararası  İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi, 11-15 Eylül 2011, İstanbul)

    ISG_Uluslararasi_Konf._sunumumuz_Istanbul

 

 

 

 

“EMEĞİN HUKUKU Kurultayı” na bu bağlamda engin başarılar dileriz..

ASLA UNUTULMASIN                           :

Emek en yüce değerdir..
Emeğe saygı, insan olmanın baş koşuludur..

Bu vesile ile;
274 Sayılı Sendikalar Yasası ile 275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Greve ve Lokavt Yasası 
1961 Anayasası‘nın ışığı altında demokratik özgürlükçü kuralları içermekteydi.
Çünkü 1961 Anayasa’sı Dünyanın en özgürlükçü ve aydınlık anayasalarından biriydi.
Böylesi bir Anayasayı ülkemize kazandıran

27 Mayıs Devrimcilerini ve 27 Mayıs 1960 Devrimini,

ilk Çalışma Bakanı rahmetli Bülent Ecevit‘i saygı ile selamlıyoruz.

Yazının tümüne pdf olarak erişmek için lütfen tıklayınız :
EMEGIN_HUKUKU_KURULTAYI_TBB-TURKIS-HAKIS-DISK

Sevgi ve saygı ile.
27 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmnail.com

Ankara Tabip Odası Meslek Hastalıkları Konseyi Toplantısı – 10 Mart 2015


Ankara Tabip Odası Meslek Hastalıkları Konseyi Toplantısı
10 Mart 2015

ATO_logosu

Değerli Arkadaşlar,
Bilindiği gibi  dünyada Meslek Hastalıkları bildirimlerinde kas – iskelet sistemi patolojileri
ilk sırayı almaktadır. Bu nedenle Ankara Meslek Hastalıkları Konseyi‘nin bu ayki toplantısında  “Uzmanlık dernekleri / alanları ve meslek hastalıkları” başlığı ile FTR uzmanlarının
konuya yaklaşımları irdelenecektir.

Toplantı konuyla ilgili İYH, OSGB hekimi, IGU başta olmak üzere konuyla ilgili
tüm klinik dallardaki hekimler, sağlık çalışanları ve işçi sağlığı ilgililerine açıktır.
Katılımınız ve katkılarınız önemli ve değerlidir.
Sunumlar;
Doç. Dr. Barış Nacır (FTR Uzmanı)
Prof. Dr. İbrahim Akkurt  (Göğüs Hastalıkları Uzmanı, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı )
Ankara Tabip Odası Toplantı Salonu – 10 Mart Salı (Bu gün) saat ; 18.30
 
Ankara Meslek Hastalıkları Konseyi adına
Dr. İbrahim AKKURT – Dr. Sedat ABBASOĞLU
Posted by: sedat abbasoglu <Sedatabbasoglu@yahoo.com
==================================
Dostlar,
Toplantıya biz de katıldık..
2 saat boyunca (18:30 – 20:40) 2 sunum dinledik ve bilimsel tartışmasını yaptık.

Doç. Dr. Barış Nacır (FTR Uzmanı, Ankara EA Hastanesi)
Prof. Dr. İbrahim Akkurt
(Göğüs Hastalıkları Uzmanı, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı )

Arkadaşlarımız kapsamlı sunumlarını yaptılar.

Meslek Hastalıkları ülkemizin önemli sağlık – ekonomik – politik – kültürel – moral..
sorunsalı (problematiği) olarak yakıcı varlığını sürdürüyor..

SGK verilerine göre 2013 sonunda -yıl içinde- tanı alan olgu sayısı 379 erkek + 12 kadın
olmak üzere toplam 391.. Önceki yıl ise bu rakam 395 idi..
Bu dolayda sürüyor yıllık kayıtlar.. En çok 1207 olmuştu yakın geçmişte.
Oysa her yıl on binlerce bekleniyor bilimsel ölçütlerle (Harrington ölçütleri ile
yılda %o 4-12 arası)..

189 ILO Sözleşmesi‘nden salt 57’sini benimseyen bir ülke Türkiye..
Temel engel TİSK olsa gerek??..

Bizim de bu bağlamda, yukarıda 1-2 noktasını çok kısa aktardığımız, yaklaşık 15 dakika dolayında süren katkımız oldu.

Türkiye’de MESLEK HASTALIKLARI ŞEYTAN ÜÇGENİ‘nde kısılı kaldık.

İlk fırsatta bu değerlendirmelerimizi sitemize aktaracağız. Ancak daha önce bu sitede,

“TÜRKİYE’de MESLEK HASTALIKLARINA TANI KOYMA SORUNSALI”

başlıklı bir makalemizi sizlerle paylaşmıştık.. (02.11.2014)
Aşağıdaki erişkeden (linkten) okunabilir..

http://ahmetsaltik.net/2014/02/11/turkiyede-meslek-hastaliklarina-tani-koyma-sorunsali/

Bir de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. sınıfta verdiğimiz 2 saat süreli
“Meslek Hastalıkları” dersimiz var. O yansılar da aşağıdaki erişkeden (linkten) çağrılabilir :

http://ahmetsaltik.net/2014/12/15/meslek-hastaliklari-occupational-diseases/

Ankara Tabip Odası Meslek Hastalıkları Konseyi

gelecek toplantısını bizim de üyesi olduğumuz ATO’da (Ankara Tabip Odası)
8 Nisan 2015 günü 18:30’da yapacak.

Sevgi ve saygıyla.
10.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

14 Mart Tıp Haftası Nedeniyle Türkiye’de İşçi Sağlığı-Güvenliği Sorunsalı


14 Mart Tıp Haftası Nedeniyle Türkiye’de İşçi Sağlığı-Güvenliği Sorunsal
ı

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odası (ATO) İşçi Sağlığı Kolu‘nun
çalışkan ve emektar üyeleri, emekten yana çalışanları, yılların değerli
çalışma arkadaşlarımız 14 Mart 2014 Tıp Haftası bağlamında bir panel düzenliyorlar.

Biz de bu Kol’da uzun yıllar örgütümüz TTB’ye (Türk Tabipleri Birliği) hizmet verdik.. 10 yılı aşkın bir süre ülkemizin her yerinde yaklaşık 100 (yüz!) dolayında İşyeri Hekimliği Sertifika Kurslarında eğitici, planlayıcı, değerlendirici, akademik sorumlu.. gibi görevleri yürütmeye çalıştık. Makul ücretlerle, asla “kâr” amacı gütmeden TTB,
bu kursları üyeleri için sürdürdü ve hatırı sayılır maddi girdi de elde etmiş oldu.
100’e yakın kursta, 10 yıl gibi bir sürede biz de her kursta 200 – 250 dolayında hekim hesabıyla 20 – 25 bin meslektaşımızın İşyeri Hekimliği Sertifikası edinmesinde
çorbaya tuz katabildik sanırız.

Bu programları ilk kez 1988’de dönemin TTB Başkanı Prof. Dr. Nusret H. Fişek başlatmıştı. Prof. Fişek Türkiye’de çağcıl (modern) anlamda Halk Sağlığı Bilimlerini kuran kişi oldu. 1963’te Hacettepe Tıp Fakültesi eğitime başlamıştı (önce Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne bağlı olarak). Prof. Dr. İhsan Doğramacı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi idi. Prof. Fişek de..

Prof. Fişek 1961’de 27 Mayıs Devrimcilerinin Sağlık Bakanlığı Müsteşarı olmuştu (Bakanlık önerisini kabul etmemesi üzerine Prof. Ragıp Üner Sağlık Bakanı olmuştu). 1965’te Süleyman Demirel başkanlığında ilk AP (Adalet Partisi) hükümeti kurulduğunda Prof. Fişek (o tarihte Doçent idi) Müsteşarlık görevinden alınmıştı. Danıştay uğraşlarının ardından Doç. Fişek, İstanbul Tıp Fakültesi‘nden sınıf arkadaşı Prof. İhsan Doğramacı ile birlikte Hacettepe Üniversitiesi Tıp Fakültesine (HÜTF) geçmişlerdi. Burada, 1750 sayılı Üniversiteler Yasası ve Hacettepe Üniversitesi Kuruluş Yasası (1967 tarih ve 892 sayılı yasa) kapsamında Toplum Hekimliği Bölümü Hacettepe Tıp Fakültesinde örgütlenmişti. HÜTF’nin 3 sacayağı vardı :

1. Temel Tıp Bilimleri Bölümü
2. Klinik Tıp Bilimleri Bölümü
3. Toplum Hekimliği Bölümü

Nusret hoca bu Bölüm’ün başkanlığını ve Üniversitenin Rektör yardımcılığını,
Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanlığını yaptı yıllarca. Biz de O’nun HÜTF’de
tıbbiye öğrencisi ve sonra da Toplum Hekimliği Bölümü‘ünde asistanı olma onurunu yakaldık.

12 Eylül sonrasında Rektör Prof. Doğramacı 2547 sayılı YÖK yasası ve sistemini getirdi; 12 Eylülcülerle bütünleşmişti. Toplum Hekimliği Bölümü, Anabilim Dalı’na indirgendi. Nusret hoca 67 yaşında emekli oldu / edildi ve boş durmayarak
TTB Genel Başkanlığına seçildi.. Halk Sağlığı’na hizmet kesintisiz sürecekti..

Bu görevi sırasında, 6023 sayılı TTB Yasası’nın 5. maddesi bağlamında
İŞYERİ HEKİMLİĞİ SERTİFİKA PROGRAMI başlattı ve bu belgesi olmayan hekimlere
İşyeri Hekimliği yapma izni verilmemeye başlandı. Bu kurslar ilk 10 yılında olgunlaştı.
Prof. İsmail Topuzoğlu, Prof. Nazmi Bilir… özveri ile çalıştılar.

Biz 2. onyılda 1990 sonrası, 2000’ler başına dek görev alan 2. takımda yer aldık.
Prof. Turhan Akbulut, Dr. Haldun Sirer, Dr. Nazif Yeşilleten… ile birlikte çalıştık.
Dr. Sedat ABBASOĞLU TTB İşyeri Hekimliği çalışmalarının eşgüdümünü sağlıyordu.

Bu dönemde TİSK ile karşı karşıya gelindi. TİSK, 6023 sayılı yasanın 5. maddesi bağlamında Tabip Odalarının izin yetkisini tanımak istemiyordu.

Yükselen neo-liberal yeni dalga ile patron, dilediği hekimle dilediği koşullarda
kutsal serbest piyasa yasaları bağlamında sözleşme yapabileceğini düşünüyordu. Hukuksal savaşım yıllarca sürdü.. taa ki yasal düzenleme ile söz konusu Tabip Odası yetkisinin geleneksel sermaye – iktidar ortaklığı ile içi boşaltılana dek..

Günümüzde geldiğimiz yer ortada.. Hemen her alan, sermayenin istekleri (buyrumu!) ile AKP iktidarınca mevzuat olarak düzenlenmekte.

Ortak İşyeri Sağlık Güvenlik Birimleri (OİSGB) de benzer koşullarda ortaya çıktı.
Yönetmelikle yürürlüğe kondu :

  • İŞYERİ SAĞLIK VE GÜVENLİK BİRİMLERİ İLE ORTAK SAĞLIK VE GÜVENLİK BİRİMLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK (RG : 15.8.2009, sayı 27320)

İşte TTB – ATO ve değerli çalışma arkadaşlarımız bu sorunu masaya yatıracaklar.

Duyuru posteri ve içeriği aşağıda..

OSGB_Paneli_ATO

ANKARA TABİP ODASI
14 MART TIP BAYRAMI ETKİNLİKLERİ

TAŞERON OSGB YAPILANMASI VE İŞÇİ SAĞLIĞININ GELECEĞİ PANELİ

KOLAYLAŞTIRICI; Dr.SEDAT ABBASOĞLU, ATO-İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kom.
KONUŞMACILAR ;
Prof. Dr. ONUR HAMZAOĞLU, Kocaeli Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Mak. Müh. ERTUĞRUL BİLİR, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi
Dr. ERCAN YAVUZ, TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı 
YER: ÇANKAYA BELEDİYESİ ÇAĞDAŞ SANATLAR MERKEZİ
KENNEDY CAD. NO:4 KAVAKLIDERE
TARİH: 16 MART 2014 PAZAR, SAAT : 14.00 – 17.00 www.ato.org.tr

*****

Unutulmasın ; Avrupa Sosyal Şartı (European Social Charter) madde 3 :

* “Tüm çalışanların sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı hakkı vardır.”

Bir şey daha unutulmasın;

* Bu metin Avrupa Konseyi‘nindir, 1961 tarihlidir ve 1989’da kimi çekincelerle
iç hukuka mal edilmiştir; Türkiye bu Şart‘a, uluslararası hukuk terminolojisiyle
taraf olmuştur“.
* Dolayısıyla, Anayasa md. 90/son fıkra uyarınca bu Şart, yasa değerinde olup,
iç yasalarla çelişmesi durumunda üstün hukuk normudur. Dahası, temel insan
hak
ve özgürlükleri ile ilintili olduğundan, aynı Anayasa maddesi uyarınca,
Anayasamıza aykırılığının ileri sürülmesi de olanaklı değilir.

Türkiye bir hukuk devleti olacaksa, yapılacaklar bellidir. Yalnız “işçiler” değil
Tüm çalışanların sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı hakkı vardır.

OİSGB de bu bağlamda yapılandırılmak, işlevlendirilmek durumundadır.

  • Türkiye işvereni, artık, neo-liberalizm maskesiyle yabanıl (vahşi) kapitalizmi dayatan arkayik engellerinden kurtulma olgunluğunu gösterebilmelidir.

Değilse, hiç abartı sayılmasın, 1871 Paris Komünü‘nün post-modern versiyonlarının ülkemizde de yaşanacağı ve emeğin haklarını er ya da geç mutlaka, söke söke alacağı, tarihsel diyalektik pratiğinin şaşmaz (deterministik) çıkarımıdır.

  • Küresel – yerli sermaye ortaklığı, yeni Emile Zola’lar (Germinal),
    Victor Hugo’lar (Sefiller)…
    doğmasını zorlamamalıdır.

Herkese kolay gelsin..

Sevgi ve saygı ile.
11 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Makalenin pdf formu :
14_Mart_Tip_Haftasi_Nedeniyle_Turkiye’de_Isci_Sagligi_Guvenligi-Sorunsali

İŞÇİ BAYRAMININ (MAY DAY) SOSYAL PSİKİYATRİK YÖNÜ

Prof. M. Kerem Doksat

portresi

İŞÇİ BAYRAMININ (MAY DAY) SOSYAL PSİKİYATRİK YÖNÜ

Louisville
, ABD’nin en büyük on yedinci ve Kentucky eyaletinin de en büyük şehridir. 1778 yılında Amerikan Bağımsızlık Savaşı kahramanlarından George Rogers Clark tarafından kurulmuştur ve ismini Fransa Kralı XVI. Louis’den almıştır; safkan atların yarıştırıldığı dünyanın en büyük at yarışı olan Kentucky Derby’nin yapıldığı yerdir.

Kentucky adının kökleri de ilginçtir. Esas adı Catawba olup, topraklarının satılmasına muhalefet eden genç bir Cherokee (Çeroki) şefi, Üstün Hristiyan Beyaz Adam’a,
satın aldıkları toprakların “karanlık ve kanlı olacağını” söylemiştir zamanında; hiç de yanılmamış olduğunu ifâde etmek sanırım hatalı olmaz. Bu “Iroquois” kelimenin kökeni de İrokualar veya İrokua Konfederasyonu, İrokua Birliği’nden gelir. Onlar buraya Haudenosaunee (İngilizce Iroquois) derler. Kanada’da Güney Quebec ile Güney Ontario, ABD, New York, Wisconsin, Oklahoma ve Kuzey Karolina eyaletlerinde
İrokua lisanlarını konuşan altı kabilenin (Mohavklar, Oneydalar, Onondagalar, Kayugalar, Senekalar, Tuskaroralar) 16. Asır’da veya daha önce oluşturduğu Kızılderili birliğinin ismidir. İlk önce 5 kabileden oluştuğu için Beş Millet/Ulus (Five Nations) olarak da bilinen birliğe en son olarak 1722 yılında katılan Tuskaroralar’dan dolayı adı daha sonra Altı Millet/Ulus (Six Nations) olarak da adlandırılır. Nüfusları 125.000 kişi dolayındadır.

Kentucky de, ABD’nin Kuzeydoğusu’ndaki Commonwealth (İngiliz Milletler Paktı) bölümünde yer alır. Öbürleri Virginia, Pennsylvania ve Massachusetts’tir. Merkezî Kentucky savanlarındaki buffaloların katledilerek gerçek sâhiplerinin açlık ve hastalıkla soykırıma uğratıldığı bölgelerden birisidir.

***
1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik
iş günü hakkını kazanabilmek için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu liderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günde 8 saatlik çalışma talebiyle iş bırakırlar.

Chicago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katılır. Kentucky Louisville’de 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi birlikte yürür. O dönemde Louisville’deki parklar, siyahlara kapalıdır. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girerler.
Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, “böylece peşin hükümler duvarı yıkılmış oldu.” biçiminde yorumlanır.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde bütün harareti ile sürer ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açar. Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellenir. 14 – 21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin teklifiyle

  • 1 Mayıs gününün bütün dünyada “Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verilir.

İkinci gösteri de ancak 1890 yılında yapılabilir. Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabûl edilir. 1 Mayıs, böylece, işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazanır. Günümüzde Komünist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bâzı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem hâlini de alır. Tıpkı son 1 Mayıs hâdiselerinde İstanbul’da olduğu gibi!

Türkiye’de ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanır. 2008 Nisan’ında da, Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanması kabûl görür. 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de kabûl gören yasa ile 1 Mayıs resmî tatil olarak ilân edilir.
***

Bu tarihsel bilgilere bir göz attıktan sonra, konjonktürel gerçeklere de bakarak, bu
işçi-emekçi zaferinin muhtemel geleceğini bir irdeleyelim…

Günümüzde proletarya yâni İşçi Sınıfı kavramı çok büyük bir istihâleye (transformasyona) uğradığını görüyoruz. Artık “sınıf bilinci” içinde bir işçi sınıfını
tek başına tahayyül etmek safderûnluk (kolay aldatılma) olur.

İşçiler günümüzde ırgat hâline gelmiş, getirilmiş köleler durumunda ve bunun
Marx’ın öngördüğü yapıyla pek alâkası yok. Çünkü o işçilerin birleşebilmesine imkân tanınmıyor, tanınsa dahi zâten başaramazlar. Teknoloji ve bilim o kadar ilerledi ki,
insan klonlamadan tutun da, her şeyin sâhicisinden daha effektif olarak kullanılabilecek yedek parçaları yapılıyor. Tükenmiş türlerin yeniden mavi gezegenimizin üzerinde yaşamasının etik ve moral yönü tartışılıyor; yâni teknoloji çoktan hazır da, “yapsak mı yapmasak mı?” suali gündemde.

Eh, Homo Sapien sapiens’i 56 senelik ömrümde azıcık tanıyabildiysem eğer,
bunları en azından denemeden duramayacaktır; tutamaz kendini.

Arkasına bilimi, teknolojiyi, “know how’u” almamış steril bir İşçi Sınıfı kalmadı.
Bir işçi veya emekçi bunu yapmaya kalkıştığında da otomatikman seçkinler kulübüne transfer oluveriyor.

Meselâ, Türkiye’de acaba sendika liderlerinden kaçı gecekonduda, kaçı villada oturur? Emekçinin “artık değerini” sömürmeden sonuna kadar işçi ve emekçi haklarını koruyan böyle liderler varsa da, “vahşi kapitalizm”, yeni adıyla “neo-emperyalizm” onu nokta atışıyla ortadan kaldırır.

Meselâ ben ve karım tümüyle emekçilikle, muayenehânemizde nitelikli ırgatlık yaparak para kazanıyoruz. Bunu sürdürebilmek için de sürekli olarak yeni gelişmeleri izlemek, okumak ve kendimize yatırım yapmak zorundayı; bu da gene para harcayarak gerçekleştirilebilen bir süreç. Yarın birimize bir şey olsa, bizi koruyacak olan emekli maaşımla ancak küçük bir apartman dairesinde veya gecekonduda yaşayabiliriz;
o da, hemen her şeyi satıp savdıktan sonra!

Tarihte de bunun o kadar çok örneği var ki…

James Riddle Hoffa (lâkabı Jimmy Hoffa) Detroit yakınlarında1975’te öldürüldü, 1982’de de resmî olarak ölü ilân edildi. Güney Afrika’da Marikana platin madeninde başlayan grev dalgası ülkenin tümünü kapsayacak şekilde büyürken, Lonmin şirketine âit maden ocağı yakınında Cuma akşamı öldürülen madencinin yerel sendika lideri olduğu ortaya çıktı ve Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM) Sözcüsü Lesiba Seshoka, “Western Platinum’da sendika şûbe sekreteri, Cuma akşamı Marikana’daki evinde vurularak öldürülmüştür.” dedi ve ekledi:

“Sendika ve üyelerimiz, polislerin suçsuz sivilleri koruduğu yönündeki güvenini giderek yitiriyor.”

Guatemala’da: 27 Mart (Prensa Latina) Guatemalalı emek örgütleri yaptıkları açıklamada son zamanlarda suikaste uğrayan sendika liderleri listesine Escuintla bölgesi Nueva Concepcion Belediyesi İşçileri Sendikası Genel Sekreteri Kyra Enriquez’in de katledilmesiyle bir sendikacının daha eklendiğini doğruladı. Prensa Latina’nın Uluslararası Gıda, Tarım, Otel, Restoran ve Tütün İşçileri Sendikası (UITA), Agro-Sanayi İşçi Birliği ve Gıda Federasyonu’ndan (FESTRAŞ) elde ettiği bilgilere göre Enriquez Cuma günü meydana gelen olayda vurularak öldürüldü.

Antakya’da savaş karşıtı muhalefetteki çabalarıyla öne çıkan ve uzun zamandır tehdit alan Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı (EHDAV) Genel Başkanı Ali Yeral’ın evine
29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece yarısı saat 01:30 sularında kimliği belirsiz kişilerce saldırı düzenlendi. Ali Yeral’ın bir ziyaret amacıyla İran’da bulunduğu sırada gerçekleşen saldırıda saldırganlar evdeki bâzı eşyaları tahrip ettikten sonra
“seni yakacağız” yazılı bir not bırakarak kaçtı. Saldırı esnasında Yeral’ın karısının
ve çocuklarının evde bulunduğu, ancak, saldırganların yüzünü göremediği belirtildi.

Faruk Dinçer şöyle yazmış:

Birkaç ay önce “İnsanca Bir İş İçin Geleceği İnşa Etmek” başlıklı bir uluslararası
ILO konferansı düzenlenmişti, İsviçre’nin Cenevre kentinde. 163 ülkenin katılımı ile hükûmetleri temsilen 325, işveren örgütlerini temsilen 159 ve işçi sendikalarını temsilen 160 delegeyle yapılmıştı bu toplantı. Türkiye’yi temsilen hükûmetten 14, TİSK’den 9 ve sendikalardan (TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve KAMU-SEN) 7 kayıtlı temsilci de vardı. DİSK ve KESK ise, üyesi oldukları Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) bünyesi içinde konferansa iştirak etmeyi uygun bulmuşlardı.

Konferans sırasında “Uluslararası Standartların Uygulanması Komitesi”, Türkiye’nin sendikal hak ihlâlleri ve uluslararası sözleşmelere uyumsuzluk konularında en olumsuz koşulların yaşandığı 25 ülke arasında olduğuna hükmetti. Aşağı yukarı Swaziland, Zimbabwe ve Burma gibi ülkelerle aynı kategorideyiz bu perspektifte. Peki, hiç merak eden, soran, soruşturan, konuyu kamuoyuna mal etmek isteyen birey veya kurum oldu mu? Türkiye neden “kara listede”? Nedeni net:

1- Türkiye, yıllardır çeşitli uyarı ve önerilere karşın, imzalamış olduğu ILO sözleşmelerine uygun bir “sendika yasasını” yürürlüğe koyamadı.

2- ILO’nun, sendikal hakları düzenleyen 87 ve 98 no.’lu sözleşmelerine uymadı.

3- AB üyelik sürecinde görüşmelerin sürebilmesi için aşılması gereken
“Sosyal Politikalar ve İstihdam” başlıklı faslın açılması için ILO Sözleşmelerine (Convention) uygun duruma gelmesi gerekiyor. Türkiye bu doğrultuda henüz bir adım atmadı. Neden? Çünkü Avrupa’nın tümündeki sendikal nedenlerle işten atmaların
% 66′sı, Türkiye’de yaşanıyor. Çünkü ülkemizdeki sendika yasaları hala 12 Eylül darbesinin ürünü. “Emek dünyası” şu veya bu partiye milletvekili verme çabasının dışında, ciddi, evrensel ölçütlere uygun, bilimselliğe dayalı, yeryüzü standartlarına uygun bir “emek fomülasyonu” üretme çabasının dışına çıkmaya niyetli değil!

Sormak gerek: Uluslararası ILO normlarına göre çalışma dünyamız kaçıncı ligdedir? Üstelik kara listeye alınmamızı gerektiren konular, anayasa konusu bile değil, sıradan yasa konusu. Siyaset kurumu ile iç içe geçmiş sendikacılıktan bir hayır gelmediği ortada. HAK-İŞ ve DİSK genel başkanları hamdolsun milletvekili de oldular. Daha evvel TÜRK-İŞ genel başkanı da sırasını savmıştı zaten. Yüzü olan her sendikacı bu tablodan utanmalı! Zimbabve düzeyindeki emek dünyası Allah’a şükür hiç kimseyi rahatsız etmiyor. Hele öbür sendikalarımıza da milletvekilliği yolu açılsın da…
***

Şimdi zurnanın zırt dediği yere parmak basalım:

Topyekûn bir millî / ulusal seferberlikle birbirimize sarılarak bu sınıf uçurumunu ancak aşabiliriz. Ekonomik model de kuşkusuz zâten hemen bütün medenî dünyada uygulanmaya başlanan ve Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün icat ettiği Karma Ekonomi olabilir. Bunun için de âkil (yiyici) değil, âkıl (akıllı) ve milletine, vatanına sonuna kadar sâdık kalacak, ekonomik kaygısı da olmayacak kadar dirâyetli yöneticilerin işbaşına geçmesi şart.

Meselâ İngiltere bu işi şöyle hâlletmiş:

Yargıçlar bu ülkede belli bir maaşa tâbi değil ve istedikleri kadar parayı istedikleri bankadan doğrudan çekebiliyorlar. Bir gün bir yargıç çok fazla miktarda bir meblağı almak üzere bir banka şubesine gidiyor; ortalık karışıyor ve en üst kademelere kadar sual ediliyor, hep “ödeyin” cevabı alıyorlar. Yargıç paraları alıp evine gidiyor. Ertesi gün aynı bankaya giderek parayı iâde etmek istediğini, Majestelerinin kendisine ne kadar güvendiğini test etmek için bunu yaptığını söylüyor. Gene haber her yöne uçuruluyor ve yıldırım emriyle yargıç görevinden alınıyor. Gerekçe olarak da “Mejestelerinin güvenilirliğini sorgulayan bir kişi yargıçlığa devam edemez.” deniyor.

Bu bir anekdot (menkıbe) mudur yoksa gerçek mi bilmem ama sistemin nasıl çalıştığını çok güzel târif ettiği kesin.

Oralarda kimse “benim gösterdiğim yerde miting yapacaksın” diye buyurmuyor, İnsanların buluşmalarına ve görüşmelerine (meeting) karışmıyor ve diktatörlük de yok. Başbakanın oğlu bir yaramazlık yaptığında karakoldaki komiser onu rahatlıkla sigaya çekebiliyor.

Makalemi sonlandırırken ABD’deki bir gelişme beni derin düşüncelere yolluyor:

  • California is burning!

ABD’nin Batı yakasında yer alan ve ülkenin en kalabalık eyaleti olan California aşırı sıcaklardan dolayı başlayan yangınlarla kavrulmakta ve aynı addaki şarkıya bir zahmet Youtube’dan bakın. (İLK KURŞUN, 05 Mayıs 2013)