94. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği / The Lausanne Treaty at the 94rd year and future of Turkey

94. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği

The Lausanne Treaty at the 94th year and future of Turkey

Dostlar,

Ülkemizin Uluslararası Hukuk katında tapusu ve bir anlamda ulusal tabumuz olan Lozan Barış Anlaşması, 94 yıl önce bu gün, 24 Temmuz 1923’te, 8 ay süren çok zorlu görüşmeler sonunda İsviçre’de bağıtlanmıştı. 

Her yıl bugünlerde Lozan Anlaşması ve kazanımlarına saldırının amacı nedir?

Bir “basit” harita, tarihsel gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koymuyor mu?

sevr haritası ile ilgili görsel sonucu

Büyük ATATÜRK‘ün ve O’nun en çok güvendiği dava ve silah arkadaşı Dışişleri Bakanı Lozan’da Baştemsilcimiz İsmet Paşa‘nın görkemli utkusu (zaferi) yukarıdaki haritada görülüyor. Son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin’in onayladığı Sevr Anlaşması yürürlükte kalsaydı, günümüz Türkiye haritasının (Misak-ı Milli sınırları) kırmızı boyalı 1/3’ü bize kalacaktı. Sevr Anlaşmasında bu bölgeden de gerekli görülenlerin İtikaf Devletlerince işgal edilebilmesi hakkı saklı tutulmuştu.

Lozan Barışı o koşullarda yapılabilecek olanın en gerçekçi, olabilecek en dengeli (optimum) formülüdür. Bugünden geriye anakronik salvolar akıl ve tarihsel diyalektik dışı olup gerçekte Cumhuriyet, Atatürk ve İnönü düşmanlığının maskesinden başka hiçbir şey değildir! 

Erdoğan Lozan Andlaşmasına Neden Saldırıyor!?” başlıklı 1 Ekim 2016 tarihli yazımıza bakılmasını dileriz..

Biz, Lozan Anlaşması konusuyla özel olarak ilgileniyoruz.. Görüşmeler sırasında ailemizin büyüklerinden Prof. Dr. Veli SALTIK, İsmet Paşa’nın Türk kurulundaki hukuk danışmanı idi. Konuya ilişkin çok sayıda konferans verdik, makale yazdık, TV programına katıldık.

Örneğin “86. Yılında Lozan Anlaşması ve Türkiye’nin Geleceği Kanal B, Ankara, 17.07.09”
(Kanal B / Gürbüz Evren – Bekleme Odası arşivinden 8 yıl önceki kayda erişemedik..)

Çalışmalarımızın bir bölümünü geçtiğimiz yıllarda da bu sitede paylaşmıştık..
Bunları aşağıda bulabilirsiniz.

  • Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi’nin
    6. ve 11. maddesi 
    çoooook dikkat istiyor!

  • Yineleyelim; yukarıdaki haritada bize İtilaf Devletlerinin işgal hakkıyla bırakılan kırmızı, 1/3 Türkiye (286 bin km2) dışında kalan tüm toprakları
    son Osmanlı Padişahı 6. M. Vahdettin Sevr Anlaşmasıyla vermişti!

  • Lozan Anlaşmasıyla yitirilmedi bu topraklar! Tersine, bugünkü sınırlarımız, 780+ bin km2 toprak, Lozan Anlaşmasıyla vatan / yurt olarak geri kazanıldı! Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve yurtsever öncüler ve Ulusumuz ile, Saltanatın ihanetine karşın Kurtuluş Savaşı ile, şehit-gazilerle kazanıldı!  

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

**********************

93. Yılında Lozan Antlaşması  ve Türkiye’nin Geleceği
(The Lausanne Treaty at the 93rd year and future of Turkey)

Geçtiğimiz yıl sunduğumuz dosyayı, belgesel boyutu nedeniyle yeniden paylaşmak istiyoruz..

Ne yazık ki, geçtiğimiz yıl bu gün yazdıklarımız ağırlaşarak sorun olma niteliğini sürdürüyor.

Lütfen bakar mısınız aşağıdaki notlarımıza ve çok kritik uyarı ve saptamalarımıza :

89._Yilinda_Lozan_ve_Turkiye’nin_Gelecegi_24.07.09

Yukarıda erişkesini verdiğimiz power point sunumu çok kapsamlı olarak Lozan Antlaşmasını işlemekte.. Çağrılıp (indirilip) incelenmesi ve paylaşılması dileğimizidir.

Aşağıda da var ama bir kez daha, tarihe not düşmek ve ilgili herkesin bilgisine – ilgisine sunmak üzere şu kritik paragrafı öne çıkaralım :

==========================

“….. Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi‘nin 6. ve 11. maddesi
çoooook  dikkat istiyor :

  • Avrupa Birliği, Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin öteki ikili anlaşmalarının
    AB mevzuatına uymamaları durumunda geçersiz sayılacağını ileri sürüyor!
  • İleri sürmeyi bırakın, bile bile, seçe seçe Lozan’ı çökertebilir. Çökertiyor.
    Bir başka yönden ele alırsak, Avrupa Birliği sanki Sevr’in kimi maddelerini gündeme getirme çabasında.

“… BOP kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, (Barzanistan!) gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda AB MÇB (Müzakere Çerçeve Belgesi) 6. paragrafa göre “anlaşmazlık” Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak
ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, MÇB’nin değinilen
bu 11. maddesine göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle devre dışı bırakılmıştır….”

================================================

Son 1 yılda AKP iktidarında Bay RTE sorumluluğunda yaşanan acı gelişmeler ne yazık ki
geçen yıl ve önceki yıllarda yaptığımız saptama ve uyarıları doğruluyor.
Bu tablo bize “haklı çıkma” keyfi yaşatmıyor elbette..
Kaygı ve endişemiz büyüyor..

Türkiye AKP İKTİDARINDAN BİR AN ÖNCE KURTULMADIKÇA
BU LANETLİ SÜRÜKLENİŞİ DURDURAMAYACAKTIR…

Koalisyon görüşmelerinde bu kritik gerçekliğin çooooook iyi değerlendirilmesi ve

mutlaka AKP’siz bir hükümet kurulmalı ve AKP iktidarının muazzam hukuksuzluk – yolsuzluklarının hesabı
mut – la – ka sorulmalıdır.

Türkiye’nin başka türlü esenliğe erişmesi olanaksızdır.

Ülkemizin uluslararası hukuk katında (nezdinde) tapusu Lozan Antlaşması‘nı Türkiye’ye kazandıran başta Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve
Lozan Başdelegesi Dışişleri Bakanı İsmet İNÖNÜ olmak üzere tüm emeği geçenleri
sonsuz bir şükran, minnet ve saygı ile anıyoruz…

Sevgi ve saygı ile.
24 Temmuz 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=========================================

91. Yılında Lozan Antlaşması  ve Türkiye’nin Geleceği
(The Lausanne Treaty at the 91st year and future of Turkey)

Dostlar,

Önceki yıl klavyeye aldığımız (öyle ya kalem değil klavye kullandık!)

“89. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği” başlıklı
14 sayfalık kapsamlı raporumuzu, belgesel niteliği gereği bu yıl da
dikkatinize getirmek istedik.

Ancak sunuş (takdim) notlarımıza ekleyeceklerimiz var :

Geçen yıldan bu yana “Kuşatma” sürüyor, çember daralıyor..

Ülkemizin güneydoğusundan bir vatan parçası “Türkiye Kürdistanı” diye fiilen ayrılmaya çalışılıyor. İktidar da BOP kapsamında böylesi bir işlevle adeta yüklü!?

Kahredici bir durum..
Bereket artık “Halk Direnişi” sahnededir, belirleyici olacaktır!

  • Haziran Ayaklanması, Gezi Ruhu ve inisiyatifi, CB için Çatı aday..

RTE’nin AKP’si – AKP’nin RTE’si ne denli ayrıştırmaya gitse de, Aleviler geçtiğimiz günlerde RTE’nin iftar davetini “Haram sofraya oturmayız” gibi çok sıkı bir gerekçe ile reddettiler..

BOP kapsamında Irak’ın Kuzeyi tamam gibi.. Barzanistan!

Suriye’nin kuzeyinde PYD (Suriye PKK’sı) sözde egemenlik kurma çabasında..

Sıra Türkiye ve İran’dan parçalar kopararak Büyük Kürdistan’ı = Gerçekte Büyük İsrail’i
1200 km’lik bir şerit olarak Hazar’dan – Akdeniz’e kurmak..
Elbette kukla devlet olarak geçici; gelecekte Büyük İsrail için yutmak üzere..
İsrail şemsiyesi altında 2. bir İsrail olarak haritalandırmak, kimliklendirmek.
Daha şimdiden İsrail, bölgedeki Kürtlerin bir bölümüne “Judaik Kürtler” (!?) olarak sahiplendi, etiketledi. Meğer bölge Kürtlerinin bir bölümü geçmişte Yahudi – Musevi imişler; hem dinden (Musevilik) olmuş hem de etnik kökeninden koparak assimile olmuş zavallılar… (!)

Rusya ve Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın ve de AB’nin bölgedeki enerji kaynaklarına
el oymak… Tevrat’ta sözü edilen “Arz-ı mev’ud” sınılarına ilerlemek..
Fırat – Dicle’den Nil’e dek.. BOP = Büyük İsrail Projesi!

Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi‘nin 6. ve 11. maddesi
çoooook  dikkat istiyor :

  • Avrupa Birliği, Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin öteki ikili anlaşmalarının
    AB mevzuatına uymamaları durumunda geçersiz sayılacağını ileri sürüyor!
  • İleri sürmeyi bırakın, bile bile, seçe seçe Lozan’ı çökertebilir. Çökertiyor.
    Bir başka yönden ele alırsak, Avrupa Birliği sanki Sevr’in kimi maddelerini gündeme getirme çabasında.

“… BOP kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, (Barzanistan!) gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda
AB MÇB (Müzakere Çerçeve Belgesi) 6. paragrafa göre “anlaşmazlık”
Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, MÇB’nin değinilen
bu 11. maddesine göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle
    devre dışı bırakılmıştır.

Ülke bütünlüğünü korumak için tersi yapılırsa, bu kez AB, MÇB’nin çiğnendiğini
ileri sürerek Türkiye ile görüşmeleri askıya alabileceği gibi,
yaptırım da uygulayabilecektir.”

“Bu paragrafın derin tuzakları, akla bir başka sorun daha getirmektedir :

BM’nin İkiz Sözleşmeleri TBMM’de onandığına göre, 6. paragraftaki düzenlemeler,
bu Sözleşmelerin olanak sağlayabileceği siyasal – ekonomik – kültürel haklar,
örn. kendi geleceğini kendi belirleme hakkı (self-determination)..

“Türkiye sınırlarını yeniden çizme”ye dayalı güvence olarak kullanılabilir!”

  • “MÇB’nin 11. paragrafı ise, AB mevzuatına uymadığı gerekçesiyle
    Türkiye’nin daha önce taraf olduğu ikili antlaşmalarla uluslararası antlaşmaların sona erdirileceğini kurala bağlıyor.”
“Bu paragrafa göre Türkiye’nin 3. ülkelerle hangi ikili veya çok yanlı uluslararası antlaşmalarının geçersiz kılınacağı açıkça belirtilmiyor fakat; KKTC’nin kuruluşu,
1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmaları, bu maddeye dayanılarak Türkiye açısından geçersiz sayılabilir!“Açılım”ın Lozan’a, Montrö’ye ve Kıbrıs’taki güvenceci (garantör) konumumuza (statümüze) uzanmayacağını hiç kimse ve hiçbir belge güvenceleyemez.”

“Türkiye, ne yazkı ki, sözde “AB serüveni” yolunda, gerçekte küresel güçlerin projeleri rotasında son derece tehlikeli adımlar atmayı sürdürmektedir.”

AKP bunlar için iktidar yapılmıştır!

Dışarıdan bakınca “Türkiye’de işler hiç de fena sayılmayabilir..”
(RTE’nin kişisel handikapları bir yana konursa.)

AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si eliyle Batı emperyalizmi –dünkü Düvel-i Muazzama– epey yol almış, Türkiye’de “müstahkem mevkiler” dövüle dövüle
“epey” yol alınmıştır.

Türkiye Irak’la 3 sınıra sahip artık : Resmi Merkezi Irak Devleti, Bölgesel Barzanistan
Kürt Yönetimi ve IŞİD Terör Devleti Bölgesi..

Suriye sınırı da artık 2 parçalıdır : Resmi merkezi Suriye Devleti ve PYD (Suriye PKK’sı) bölgesi..

– Türkiye giderek kuşatılıyor; dış politikada inisiyatifini yitiriyor.. (Davutoğlu fiyaskosu!)
– Ekonomisinin çok kırılgan oluşu elini kolunu bağlıyor..
(Muazzam Cari açık + Dış ticaret açığı ve 718 milyar Dolar toplam borç..)
– Kuzey’de Kırım ve Ukrayna’da çok önemli gelişmeler oluyor ama hiçbir etkinliğimiz yok.
– Irak’ta Musul Konsolosluğumuz basılıyor, Konsolos dahil 49 kişi 1 ayı aşkın zamandır
rehin ve AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si tam bir acz içinde..
– AKP’nin RTE’si korkunç ihtirasıyla boğuluyor.. Örtük dinci gündeminin baskısında ve
yolsuzluklar kıskacında.. Dahası, uzun yılların yıpranmışlığı, eskimişliği çok bunaltıcı..

Ve Lozan Antlaşması, ülkenin uluslararası hukuk katında tapusu, kuruluş senedi..
geçen yıla (90. yıla) göre daha bir sarılı, daha bir yaralı ve daha çok tehdit altında..

Bu durum artık pek çok bakımdan “sür-dü-rü-le-mez!”

Durum “olağan ve normal dışı”dır; olağan ve normal önlemler çözülemeyceği matematiksel kesinliktedir.

“Bütün Türkiye’yi 91. yılda bir kez daha uyarmak isteriz..

90. yılda,  geçen yıl yazdıklarımıza bunları eklemek ve uyarımızı yinelemek istiyoruz.

Bu kritik uyarılarımızı, 17 Temmuz 2009’da, 5 yıl önce, Başkent TV (Kanal B) programcısı Sayın Gürbüz Evren’in, Gazi Üniversitesi’nden tarihçi Prof. Dr. Semih Yalçın ile bizi birlikte ağırladığı Lozan Programı’nda da altını çize çize belirtmiştik.
Sn. Evren de bizi, bu kritik saptamalarımız, kapsamlı Lozan raporumuz (14 sayfa) nedeniyle programına özellikle konuk etmişti..

  • Yineliyoruz; sanal AB üyeliği hedefi adına (üstelik sözde!) Türkiye,
  • tapusu – tabusu Lozan Antlaşması’ı inanılmaz bir diplomatik desise ile
    ve birden bire hukuksal zeminde (de jure) dönüşümsüz olarak yitirebilir!..

İzmir’den meslektaşımız çok değerli Dr. Ceyhun Balcı‘nın iletisindeki sözleri ile bağlayalım :

“24 Temmuz yakın tarihimizin önemli başarı öykülerinden birisinin yazıldığı gündür.
Lozan Barış Antlaşması, aradan geçen 91 yıla karşın dimdik ayaktadır.
Adına yaraşır bir barış antlaşması olmuştur. 
Kimi zaman bilgisizlik, çoğu zaman da kötü niyet Lozan’a saldırı gerekçesidir.Lozan’a bin selam ..”

Not      : 2012 ve 2013’te 23 ve 24 Temmuz günlerinde Lozan Barış Antlaşması hakkında çok değerli dosyalar olduğunu anımsatmak isteriz.
Bunlara da bakılmasında büyük yarar görüyoruz..

http://ahmetsaltik.net/2013/07/24” biçiminde tarih belirterek arama motoruna
yazılır ve çağrılırsa o tarihteki dosyalarımıza erişilebilecektir.

Ya da sitemizin ana sayfasında en altta sağda görülen takvimde istenen tarihe gidip tıklayarak o günün dosyaları çağrılabilir..

Sevgi ve saygı ile.
24.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

89._Yilinda_Lozan_ve_Turkiye’nin_Gelecegi_24.07.09

“Korku iklimi herkesi etkiliyor; Gazeteciler dirensin – pes etmesin”


Dostlar,

AYM Başkanı Haşim Kılıç‘tan zehir zemberek açıklamalar geliyor..
2 Ekim 2014 günü, hukuk ucubesi – AKP dayatması sayısız “Torba yasa”lardan (!?) birinde yer alan 4 önemli maddeyi iptal eden Yüksek Mahkemenin Başkanı,
tarihe geçecek şu sözleri kritik kullanıyor :

  • “….korku iklimi gazetecileri de etkiliyor.
  • Temel hak ve özgürlükler konusunda mücadele gerekir.
  • Gazeteciler de direnmeli. Pes etmemeleri gerekir.”

Siyasal iktidar ise “ileri demokrasi” teraneleri ile resmen halkla dalga geçiyor..
Apaçık İslami faşizme sürüklenişin adı “ileri demokrasi” oluyor!. Yuh olsun!
Bunca iğrenç – mide bulandıran takiyye (retorik) herhalde yeryüzünde görülmemiştir!

AYM Başkanı,

– AKP’nin “korku iklimi” yarattığını,
– gazetecileri baskıladığını vurguluyor.

Ayrıca temel hak ve özgürlüklerin de gasp edildiğini ima ile
bunlar için mücadele edilmesi gereğini vurguluyor..

Gazetecileri, AKP iktidarının yarattığı korku iklimine direnerek
PES ETMEMEYE çağırıyor!
Daha ne yapsın???

Bakalım AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si (Davutoğlu’nu ayrıca bir teferruat olarak anmaya gerek var mı??) ne diyecek ??

12. CB – yarıbaşkan RTE, AYM Başkanında da efelenerek “cübbeni çıkar da gel!” mi diyecek?? En yüksek yargı organının başkanının bu tür toplantı zeminlerini araç olarak kullanıp siyasal iktidara yönelik açık – örtük uyarılarını nimet sayarak,
rejimin sigortası görerek, özenle değerlendirerek ayağını denk alacak mı??

Ve de 312 AKP’li vekil… Hiç ders çıkarmayacaklar mı bu ciddi söylemlerden?
Kurşun asker gibi blok oy kullanmayı sürdürecekler mi??

Her – kes ama her  – kes bu ülkede kendilerine düşman, karşıt mı?
Bu ne derin – dipsiz paranoyadır?

Bir tek “Tek Adam” mı doğru, mazlum, masum, masun ve mağdur???
Prof. Örsan Öymen‘in bu günkü AYDINLIK’ta yer alan makalesinin adıyla :

DESPOT RUHLU SAHTE MAĞDURLAR!

Bunca rolü sokaktaki insan artık yutar mı??

Ve de bunca uyarıya karşın siyasal iktidar hukuku çiğner – demokrasinin enaz (asgari) gereklerini ayaklar altına alır ve ülkede bir “korku iklimi” yaratır,
“temel hak ve özgürlükleri askıya alır”, gazetecileri de baskılarsa…

Bu işin sonu nereye varır?

AKP’nin 12 yıldır yapageldiği AÇIK SEÇİK KARŞI DEVRİM – SİVİL DARBEDİR!
Kendi darbeciliklerini örtmenin yolu, saldırgan savunma ile, kendilerini deşifre edenleri darbecillikle suçlamaktır. Ergenekon, Balyoz. vb. davalarla bu iğrenç yolu kullanmışlardır.

Halk artık bu hain tuzakları yutmayacaktır.
AKP’nin de kendilerinin itiraf ettikleri gibi Cemaat ile ortak yeni kumpas kuracak gücü kalmamıştır. Cephane tükenmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı’nun sözleri hukuksal bir ültimatom,
bir hukuk muhtırası gibidir.

AKP iktidarı meşruluğunu yitirmenin sınırlarını aşmıştır.

3 maymunu oynayıp “cambaza bak” taktiklerini sürdürme olanağı kalmamıştır.
AKP için yolun sonu gözükmüştür, artık geriye sayım dönemi başlamıştır.
Onu kendi haline bırakınız..

Temel sorun AKP değil, yurtsever – ulusalcı bir muhalefet yokluğudur.
Türkiye, 2015 kritik genel seçimleri öncesinde bu yakıcı soruna ivedilikle odaklanmalıdır.  Sınırlı enerji bu kulvarda kullanılmalıdır.

Sevgi ve saygıyla.
05.10.2014, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

AYM Başkanı Haşim Kılıç:

“Korku iklimi herkesi etkiliyor; Gazeteciler dirensin – pes etmesin”

© Copyright (c) Hürriyet Haşim Kılıç:
“Korku iklimi herkesi etkiliyor. Gazeteciler dirensin, pes etmesin”
http://www.msn.com/tr-tr/haber/turkiye/, 5.10.14

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) ortaklaşa oluşturduğu misyon, Ankara’daki temaslarının
ilk günü olan 1 Ekim’de Anayasa Mahkemesi yerleşkesinde Kılıç ile görüşmüştü. Başbakanlık Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) verilen
“4 saat içinde internet sitesi kapatma” ve internet trafiği bilgilerini toplama yetkisini
2 Ekim’de iptal eden Mahkemenin başkanı Kılıç, kurula şunları söyledi:

EN BÜYÜK GÖREV YARGININ

– En önemli, 1. derecedeki özgürlük ifade özgürlüğüdür.
Hatta bence aşırı olacak ama yaşam hakkından bile daha çok değere sahiptir.

– 2004’te Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle, temel hak ve özgürlükler konusunda yerel hukuk ile imzalanan uluslararası antlaşmalar arasında çatışma olduğunda, uluslararası antlaşmaların esas alınması öngörüldü. Bu bir dönüm noktasıdır, devrim niteliğindedir. Ancak buna karşın bugün ifade özgürlüğünde
sorun yaşanıyorsa bu maddenin uygulamaya geçirilememesinden kaynaklanıyor.
Bu konuda en büyük görev yargıya düşüyor. Sıkıntının temel kaynaklarından birisi, temel haklar konusunda davalara bakan yargı mensuplarının bu algıya sahip olmaması.

HUZUR KAÇIRICI İFADELER DE HAK

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile Türk yargısı arasında ciddi anlayış farklılığı çıkıyor. Avrupa hukuku, ifade özgürlüğünün sınırlarını çok şok edici,
rahatsız edici, huzur kaçırıcı ifadeleri de kapsayacak şekilde çizer.
Sıkıntı, son tahlilde bu davaların Türkiye’de bu anlayışı içselleştirememiş yargı mensuplarının önüne gelmesiyle çıkıyor. Avrupa Konseyi ile Türk yargıç ve avukatların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları konusunda bilgilendirilmesi için
üç yıllık bir projeye başlıyoruz. Yargı mensupları konusunda dile getirdiğim sorunun böyle çözüleceğini ümit ediyorum.

ÖZGÜRLÜK AÇILINCA, KAPATMAK ZORDUR

– 2010 anayasa değişikliği ile AYM’ye bireysel başvuru hakkı tanınması bir şanstır. Çünkü AYM’nin ifade özgürlüğü meselesine bakışı tam da AİHS ile AİHM’in bakışıyla örtüşüyor. Twitter ve Youtube kararları buna örnektir. Özgürlük alanlarını açtıktan sonra kapatmak zordur. Ben arkadaşlarıma güveniyorum; bizden sonra da AYM’nin görevi özgürlük alanını genişletmek olacaktır.

SİYASET KURUMLARI SORUMLU

– Beni endişelendiren konu, Türkiye’de giderek artan kin ve nefret söylemi.
Bu iklimin oluşmasında siyaset kurumlarının sorumluluğu var.
Bu sorunun siyasi tansiyonun düşmesiyle azalacağını tahmin ediyorum.

– Bu ortamda oluşan korku iklimi gazetecileri de etkiliyor.
Temel hak ve özgürlükler konusunda mücadele gerekir.
Gazeteciler de direnmeli. Pes etmemeleri gerekir.

Dr. Taner ÖZEK çizimi : İsrail Gazze’de Sağlıkçıları da Bombalıyor.. ve Çağrışımlarımız

Dr. Taner ÖZEK çizimi :

İsrail Gazze’de Sağlıkçıları da Bombalıyor.. ve Çağrışımlarımız..

Gazze_icin_hekime_de_Israil_bombasi_24.7.14

Teşekkürler değerli meslektaşımız Dr. Taner ÖZEK…

İsrail siyonizmi (ırkçılığı) insanlık kurallarını alt üst ediyor..

Sözde uygar Batı emperyalizmi de izliyor.. dahası yol vererek insanlık suçuna ortak oluyor..

Yazıklar olsun YAHUDİ IRKÇILIĞI SİYONİZME..

Ve lanet olsun bu zulmü görmeyip kolay edene..

7 Temmuzdan bu yana 18. gündeyiz.. (2014)

Göz göre göre bir soykırım ve TEHCİR
(zorla göç ettirme; compulsory migration – deportation) uygulanıyor..

Çoğu çocuk, kadın, yaşlı olmak üzere 750 (yediyüzelli) dolayında ölüm ve
5000 (beş bin) dolayında yaralı var..

Günde ortalama 42 ölüm ve 300 dolayında yaralı..
1,5 milyon Gazze’li tam bir bubi kapanında..
Karadan – havadan – denizden ablukada ve bombardıman altında..
Okullar, camiler, hastaneler, cankurtaranlar.. genel hedef;
bir de keskin nişancıların çıldırtıcı kurban seçişleri..

Cehennem bu olsa gerek..
Kitaplı 4 dinin de çıktığı topraklar ve halk..

Yeraltından Mısır’a bağlanan Gazze tunelleri = Gazze’nin göbek kordonu da tahrip ediliyor.. Bütün stratejiler Filistin halkını bölgeyi terk etmeye zorlama ve o topraklara da (360 km2 cik!) el koymaya çıkıyor. 7,5 milyon İsrailli 27 bin km2 toprakta..
Böyle böyle gaspedildi Filistinlilerin öz yurdu ve bunlar Siyonist emperyalizme yetmiyor..
Çünkü SİYON PROTOKOLLERİ böyle emrediyor..
O topraklar sözde Tevrat’ta “arz-ı mev’ud”.
Fırat – Dicle’den Nil’e dek İsrailoğullarına Tanrı’nın vaadettiği topraklar.. (!?)

Öyleyse sıkı dur Türkiye,
Sıkı dur Irak, Suriye ve Mısır..
Sıra size de gelecek..

BOP tam da gerçekte 2. İsrail = Büyük İsrail değil mi?

BOP Eşbaşkanı RTE bu çarpıcı gerçeklerden, derin oyunlardan ne ölçüde haberli?

Gaflet mi, dalalet mi, ihanet mi??

Hangisi, hangisi, hangisi??

Ve Türkiye bu sefilliği hak ediyor mu??

*****

Gazze halkına sağlık – gıda yardımı yapılması bile engelleniyor.

BM Genel Sekreteri zavallı bunak Banki Moon,
Hamas‘ı (Harakat al-Muqawama al-Islamiya, İslami Direniş Hareketi) kınayıp ateşkese çağırıyor..

Norveçli gönüllü meslektaşımız doktorun dehşeti tanımlayan sözleri (mektubunda):

  • Mr. Obama, sizi 1 gecenizi bu hastanede geçirmeye çağırıyorum..
    Eminim ardından tarihin akışını değiştirirdiniz..

Her yan cehennem ama hiçbir lojistik destek yok..

Türkiye’den ise AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’sinin yüksek perdeden kuru gürültüsü bol.. Gazze zulmünden geri kalmıyor politik iğrenç istismarı ile..

Çoook yazık..

Sevgi, saygı ve acı ile.
25 Temmuz 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

AKP’nin Twitter Yasağı Zavallılığı

AKP’nin Twitter Yasağı Zavallılığı

Dostlar,

Değerli arkadaşımız Bülent Esinoğlu’nun,
twitter’in AKP hükümetince yasaklanmasını irdeleyen yazısına sitemizde yer verdik.
(http://ahmetsaltik.net/2014/03/21/hitler-kitaplari-yakmisti-bunlar-da-twitteri-yakiyor/)
O yazının sunumunda da, birkaç sözümüz oldu. Biraza daha açalım..

Sorumlu Adalet Bakanı Bekir Bozağ ve her şeye bakan Başbakan Yrd. B. Arınç hazretleri basın açıklamasında yargı kararının uygulaması olarak savunma yaptılar.
Olağan değil midir ki bu yargı kararını basına verseler de biz de öğrensek..

Hangi mahkeme, hangi gerekçe ile, hangi yurttaşların dilekçesi ile,
hangi kapsamda ve ne denli süre ile?? Niçin bu bilgilerden yoksunuz??

Derken İstanbul C. Başsavcılığından açıklama geldi ve kendilerinin bu bağlamda herhangi bir yasaklama – sınırlama başvurusu yapmadıkları belirtildi.

Yargıçlar ve Savcılar Sendikası da twitter’i yasaklayan bir yargı kararının olmadığını
bildirdi..

Bizce Cumhurbaşkanılğı makamında oturan A. Gül hazretlerinin “twitter” leri çözücü oldu.. Gül bu kritik twitter iletisinde, “Umarım uzun sürmez..” diyerek kördüğümü çözen kişi oldu!..

Derken birkaç saat sonra Twitter yasağı çözüldü!
Mahkeme, “olmayan” kararını geri mi aldı?
Hedeflenen amaç ne çabuk gerçekleşti?
Yoksa, Başb. Yrd. Babacan‘ın bu sabah NTV’de belirttiği gibi Twitter firması ile sürdürülen kapalı kapılar ardındaki pazarlık – baskı – şantaj – tehdit mi ??? sonuç verdi?

Gün olur bunları da öğreniriz..
Göz göre göre bir siyasal iktidar, dünya kamuoyu önünde gerçek dışı bildirimde bulunuyor. Böyle bir ülkenin yurttaşı olmak bizi çoook ama çoook utandırıyor.
Ne yazık ki sıradanlaştı artık.

Uygar bir demokraside böylesi skandal hükümet düşürür ve yargılanmayı gerektirir.

Hükümeti ve Twitter’i uzlaşma metnini açıklamaya çağırsak çok mu saf oluruz?
Peki yargı kararı idiyse nasıl oldu da o da hemen eşzamanlı olarak kalkıverdi??

Ancak olanlar şaşırtmıyor.. “tipik” faşist uygulama örnekleri..
Bir fazlalığı / farkı var Almanya’dan.. Oradaki, sözde Nasyonal – sosyalist Hitler‘in partisinin ürünü idi..

Bizdeki ise dinci – faşist ve de kanlı – yeşil AKP iktidarı hüneri..
Türkiye, Çin’den sonra Twitter’ı yasaklayan 2. ülke oldu.
Yaşasın “RTE’nin AK PARTİ’si ve de AK PARTİ’nin RTE’si”!
Bir madalyonun 2 yüzünün tutsakları..
Yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla sabık (düşük) 4 bakan hakkında yargının düzenlediği fezlekelerin yüce TBMM’de okunmasını gövdelerini siper ederek engelleyen 259 fedai AKP vekili.. Artık onlar milletin vekili değil, AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’sinin vicdanlar kara ve de gözleri kör, basiretleri bağlı fedaileri.

İsyan eden kamu vicdanının hiç olmazsa sosyal medyada boşalmaya çalışması bile çok görüldü.. Belki de birkaç AKP’li yandaşın mahkemeye başvurması ve de gecikmeden çıkan bir yargı kararı ve de saniyeler içinde bu kararı yerine getiren TİB..
Tam bir alaturka kadro ve kurgu..

Tüm bu kepazeliğin ana çerçevesi      :

Türkiye; şeriat rejiminin kurulması için “dar’ül harp” alanıdır.

Mübah olmayan hiçbir ama hiçbir şey yoktur, olamaz..

On milyarlarca Dolarlık soygun da, çok yalın bir açıklamayla,
“a..’na konacak millet” ten “ganimet” tir “ganimet”!..
Ses kayıtlarına göre bu galiz küfürün sahibi Mehmet Cengiz nam insan müsvettesi
sıradan bir piyon, bir figür olmadan öte ne anlam ve önem taşır ki??

***

Her yanlış, sonlarını daha da yakın ediyor..
Kendi elleriyle..
Kendi infazlarıyla..

Ya Rab!
Bu ne ilahi infaz ve de kaderdir??
Böylesi, “kamikaze yazgı” da var mıdır yüce katınızda, yazılmış mıdır?

Herhalde, AKP iktidarının Türkiye’ye 21 Mart Bahar Bayramı hediyesidir olup bitenler..
Ruh sağlımızı koruyabilmek için bir psikoloik savunma düzeneğine gereksinim var.
Örneğin mantığa bürünmeye – usa büründürmeye (rasyonalizasyon) sığınsak
bir parça??

Sevgi ve saygı ile.
21 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Yurdum İnsanından Karun Kadar Varsıllığa ve Ölümcül 5. Senfoni


Yurdum İnsanından Karun Kadar Varsıllığa ve Ölümcül 5. Senfoni

Dostlar,

Bize ulaşan bir fotoğraf karesini paylaşalım..

T.C. Başbakanı R.T. Erdoğan ve ailesi “bir zamanlar” piknikte..
Son derece mütevazi “yurdum insanı”

Ya günümüzde??

fotoğrafta gördüğümüz aile, şu anda dünyanın 8. en zengin başbakanı ve ailesi. Eeeee Allah yürü ya kulum dedi mi diyor……

Piknikte_ailesiyle


İsviçre bankaları
nda milyar doları bulan 8 ayrı hesabı olduğu
Wikilieaks belgelerinde yaymlandı..Bu konuda kendisine basın üzerinden bilgi soran İP Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek 5+ yıldır hapiste..Başbakan RT Erdoğan bu hapsedilme tablosu ile övündü ve “büyük serveti” olduğunu ileri sürenlerin, kendi deyimiyle kendisine iftira atan müfterilerin hapse tıkıldığını büyük bir hazla konuşmasında dile getirdi. Bu tümceleri kurarken duyduğu haz, ses tonuna,
sesinin tınısına ve mimik – jestlerine apaçık yansıyordu..Bu savı kanıtlamayanın “müfteri” olduğunu haykırdı.
Oynadığı şuydu gerçekte :

Daha önce de bu sitede yazdık, bilinen bir olgudur; İsviçre bankalarındaki hesaplar gizlidir.. İsviçre yasaları bu gizliliği güvenceler (taahhüt eder).
Bu yüzden, yatırılan paraların yasal olup olmadığına bakılmaz..

Avuç içi kadar ülke bu “çok özel bankacılık sistemi” sayesinde Dünya’nın
en varlıklı ülkelerinden biri olmuştur. Dolayısıyla Başbakan’a servetinin kaynağını soran Doğu Perinçek aslında Wikileaks belgelerinde yer alan sav hakkında Başbakanın açıklamasını istemişti pek doğallıkla.

Ancak Başbakan ve yalakalarının gücü Wikileaks belgelerine ve sızdıranlara yetmediğinden / yetemeyeceğinden, o belgelere dayalı soru soranları kurban seçmiş ve etmişlerdir. İkinci olarak da, halkın önemli kesiminin bu yüksek perdeden meydan okumaya inanacağı varsayımına dayanılmaktadır.
Eğitimi yeterli olmayan halkın basın eliyle de bilgilendirilmeyeceği, basının da kendisine hesap sormayacağını hesaplayan / bilen RT Erdoğan, yine kuru gürültü ile “şimdilik” sonuç almış görünüyor.

Ne var ki, dürüstçe çıkıp, halka şunu söyleyemedi :

  • Bizim alnımız açık, veremeyeceğimiz hesap yok. İsviçre hükümetine
    resmi yazı yazacak ve adıma ve 1. derece yakınlarıma ait hesapların
    resmen açıklanmasını isteyeceğiz..

İşte o zaman gerçekleri öğrenebilirdik..
Başbakan bu adımı atamadı.
Neden acaba??

Hala geç değil.. Eğer gerçekten dürüst ise bu konuda hemen gereğini yapsın.. Kredisinin dibe vurduğu bir ortamda, 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesi
pek işe yarayabilir böylesi bir belge..

Malum hep mağduru oynuyor ve halkımıza duygu sömürüsü yapıyoruz ya..

Bir de hiç utanıp sıkılmadan din – inanç sömürüsü sürüyor..

“Bizim Besmelemiz – Allahımız var..”

Haydi  bizi geçelim, yalınkılıç muhataplarınızın nesi var?

Örneğin kendi ağzıyla sizi “ine tıktığını” belirten Cemaat başkanının ve müritlerinin Allah’ı ve Besmelesi yok mu??
Ayrıca ciddi servis kaynakları?? Bir bakıma misyonları da bu değil mi??

Ağzımızdan yel alsın ama, “ipi çekilen ve artık deliğe süpürülmesine
karar verilen”
RT Erdoğan direnmeyi sürdürürse, iyi bilinen birkaç büyük ülkenin resmi gizli servisleri bu belgeleri bir “bavulcuya” ya da “savcıya..” sızdırırlarsa; A. Gül’ün dediği gibi “delillendirip bir de savcı bulup”
Ergenekon gibi kurgu (ya da gerçek!) davalar açarlarsa ne olacak?

Erdoğan bu vb. yumrukları da yiyip kesin “knock out” (nakavt) olarak
boylu boyunca ringe serilmeden (attan düştüğü gibi!) siyasal sahneden çekilmeyecek gibi duruyor.. Bu stratejiye de yandaşları ve akıldaneleri “vuruşarak çekilme” diyerek Başbakan’a bir başka tuzak kurmakla meşguller korkarız!
O’nu bu kez eşekten düşen karpuza döndürmeyi hesaplıyorlar sanırız..

Bizden uyarması..

Enflasyon hızla tırmanıyor, Borsa (BİST) tepetaklak düşüyor..
Yeni yılın ilk günlerinde doğalgaz, elektrik…. için okkalı bir zam kaçınılmaz..

“AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si” direndikçe fatura hem ülkemiz için
hem de bu yapışık ikizler için kaçınılmaz olarak büyüyecek..
Sıcak para girişine sıkı bir fren, Erdoğan’ın halkıkandırmak için
çok övündüğü Merkez Bankası’nın borç ve balonlu rezervlerinin 1-2 ayda tükenmesi demektir.. Bu olası süre, Erdoğan’ı kurtarmaya, yerel seçimlere taşımaya yetmez.. İşte “tam bağımsızlık” böylesine yaşamsaldır;
bu öngörüleri yazarken gerçekte içimiz kanıyor ülkemiz adına..

Yol yakınken Başbakan R.T. Erdoğan “yumuşak” çekilme seçeneklerini mutlaka değerlendirmeli..

Bir kez daha anımsatmış olalım.. 11 yıl, gereğinden uzun bir süre iktidar için.

Dünyanın en güçlü orduları bile birkaç cephede birden savaş sürdüremezler..

  • Erdoğan kaç cephede döğüştüğünün / döğüştüğünü sandığının
    ayrımında mı??

Bir de AKP içinde O’ndan nasıl kurtulacaklarını hesaplayan ve türlü girişimlerde olan Vekil sayısından haberli mi? (6 istifa çok küçük bir rakam..)

Giderayak sağduyulu davranılmazsa çöküş çok hazin olacak..

Aklımıza onyıllar önce tıbbiyede öğrenci iken Kadın Hastalıkları – Doğum kitaplarımızdan birinde okuduğumuz söz düşüyor :

  • Her menstruasyon (adet kanaması), döllenmemiş bir ovumun (yumurtanın) hazin bir cenaze törenidir. (Dr. Robert Meyer)..

Bir de Beethoven’in 5. senfonisinin uğursuz uğultuları
kulaklarımızda yankılanıyor..

Beethoven, bir soru üzerine bu “ta ta taaa” seslerinin işlevinin
“Azrail’in kapıyı çalışı” olduğunu açıklamıştı..

  • Elleriniz bilhassa kanlıdır!.

Demokratik ve yasal Gezi eylemlerinde 7 insanı öldürdünüz,
onlarca insan gözünü yitirdi, kemikleri kırıldı, engelli oldu,
ağır ruhsal travma aldı.. yüzlercesi hakkında yıldırıcı davalar açtırdınız..

Milyonlarca insanın ahını aldınız..
Bu sessiz – sindirilmiş milyonların da Allah’ları ve besmeleleri vardır;
elleri yüce göklere açık, dudakları gönülden duadadır; bilesiniz ki bu dualar
sizin hayrınıza değildir.

Mazlumun ahı çıkacaktır, çıkmaktadır..

Attila İlhan‘ın deyişiyle “kan tutmaktadır”!

Derdiniz şifasızdır; bu bedeli ödeyeceksiniz..

Sevgi ve saygı ile.
29 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net