94. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği / The Lausanne Treaty at the 94rd year and future of Turkey

94. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği

The Lausanne Treaty at the 94th year and future of Turkey

Dostlar,

Ülkemizin Uluslararası Hukuk katında tapusu ve bir anlamda ulusal tabumuz olan Lozan Barış Anlaşması, 94 yıl önce bu gün, 24 Temmuz 1923’te, 8 ay süren çok zorlu görüşmeler sonunda İsviçre’de bağıtlanmıştı. 

Her yıl bugünlerde Lozan Anlaşması ve kazanımlarına saldırının amacı nedir?

Bir “basit” harita, tarihsel gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koymuyor mu?

sevr haritası ile ilgili görsel sonucu

Büyük ATATÜRK‘ün ve O’nun en çok güvendiği dava ve silah arkadaşı Dışişleri Bakanı Lozan’da Baştemsilcimiz İsmet Paşa‘nın görkemli utkusu (zaferi) yukarıdaki haritada görülüyor. Son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin’in onayladığı Sevr Anlaşması yürürlükte kalsaydı, günümüz Türkiye haritasının (Misak-ı Milli sınırları) kırmızı boyalı 1/3’ü bize kalacaktı. Sevr Anlaşmasında bu bölgeden de gerekli görülenlerin İtikaf Devletlerince işgal edilebilmesi hakkı saklı tutulmuştu.

Lozan Barışı o koşullarda yapılabilecek olanın en gerçekçi, olabilecek en dengeli (optimum) formülüdür. Bugünden geriye anakronik salvolar akıl ve tarihsel diyalektik dışı olup gerçekte Cumhuriyet, Atatürk ve İnönü düşmanlığının maskesinden başka hiçbir şey değildir! 

Erdoğan Lozan Andlaşmasına Neden Saldırıyor!?” başlıklı 1 Ekim 2016 tarihli yazımıza bakılmasını dileriz..

Biz, Lozan Anlaşması konusuyla özel olarak ilgileniyoruz.. Görüşmeler sırasında ailemizin büyüklerinden Prof. Dr. Veli SALTIK, İsmet Paşa’nın Türk kurulundaki hukuk danışmanı idi. Konuya ilişkin çok sayıda konferans verdik, makale yazdık, TV programına katıldık.

Örneğin “86. Yılında Lozan Anlaşması ve Türkiye’nin Geleceği Kanal B, Ankara, 17.07.09”
(Kanal B / Gürbüz Evren – Bekleme Odası arşivinden 8 yıl önceki kayda erişemedik..)

Çalışmalarımızın bir bölümünü geçtiğimiz yıllarda da bu sitede paylaşmıştık..
Bunları aşağıda bulabilirsiniz.

  • Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi’nin
    6. ve 11. maddesi 
    çoooook dikkat istiyor!

  • Yineleyelim; yukarıdaki haritada bize İtilaf Devletlerinin işgal hakkıyla bırakılan kırmızı, 1/3 Türkiye (286 bin km2) dışında kalan tüm toprakları
    son Osmanlı Padişahı 6. M. Vahdettin Sevr Anlaşmasıyla vermişti!

  • Lozan Anlaşmasıyla yitirilmedi bu topraklar! Tersine, bugünkü sınırlarımız, 780+ bin km2 toprak, Lozan Anlaşmasıyla vatan / yurt olarak geri kazanıldı! Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve yurtsever öncüler ve Ulusumuz ile, Saltanatın ihanetine karşın Kurtuluş Savaşı ile, şehit-gazilerle kazanıldı!  

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

**********************

93. Yılında Lozan Antlaşması  ve Türkiye’nin Geleceği
(The Lausanne Treaty at the 93rd year and future of Turkey)

Geçtiğimiz yıl sunduğumuz dosyayı, belgesel boyutu nedeniyle yeniden paylaşmak istiyoruz..

Ne yazık ki, geçtiğimiz yıl bu gün yazdıklarımız ağırlaşarak sorun olma niteliğini sürdürüyor.

Lütfen bakar mısınız aşağıdaki notlarımıza ve çok kritik uyarı ve saptamalarımıza :

89._Yilinda_Lozan_ve_Turkiye’nin_Gelecegi_24.07.09

Yukarıda erişkesini verdiğimiz power point sunumu çok kapsamlı olarak Lozan Antlaşmasını işlemekte.. Çağrılıp (indirilip) incelenmesi ve paylaşılması dileğimizidir.

Aşağıda da var ama bir kez daha, tarihe not düşmek ve ilgili herkesin bilgisine – ilgisine sunmak üzere şu kritik paragrafı öne çıkaralım :

==========================

“….. Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi‘nin 6. ve 11. maddesi
çoooook  dikkat istiyor :

  • Avrupa Birliği, Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin öteki ikili anlaşmalarının
    AB mevzuatına uymamaları durumunda geçersiz sayılacağını ileri sürüyor!
  • İleri sürmeyi bırakın, bile bile, seçe seçe Lozan’ı çökertebilir. Çökertiyor.
    Bir başka yönden ele alırsak, Avrupa Birliği sanki Sevr’in kimi maddelerini gündeme getirme çabasında.

“… BOP kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, (Barzanistan!) gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda AB MÇB (Müzakere Çerçeve Belgesi) 6. paragrafa göre “anlaşmazlık” Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak
ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, MÇB’nin değinilen
bu 11. maddesine göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle devre dışı bırakılmıştır….”

================================================

Son 1 yılda AKP iktidarında Bay RTE sorumluluğunda yaşanan acı gelişmeler ne yazık ki
geçen yıl ve önceki yıllarda yaptığımız saptama ve uyarıları doğruluyor.
Bu tablo bize “haklı çıkma” keyfi yaşatmıyor elbette..
Kaygı ve endişemiz büyüyor..

Türkiye AKP İKTİDARINDAN BİR AN ÖNCE KURTULMADIKÇA
BU LANETLİ SÜRÜKLENİŞİ DURDURAMAYACAKTIR…

Koalisyon görüşmelerinde bu kritik gerçekliğin çooooook iyi değerlendirilmesi ve

mutlaka AKP’siz bir hükümet kurulmalı ve AKP iktidarının muazzam hukuksuzluk – yolsuzluklarının hesabı
mut – la – ka sorulmalıdır.

Türkiye’nin başka türlü esenliğe erişmesi olanaksızdır.

Ülkemizin uluslararası hukuk katında (nezdinde) tapusu Lozan Antlaşması‘nı Türkiye’ye kazandıran başta Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve
Lozan Başdelegesi Dışişleri Bakanı İsmet İNÖNÜ olmak üzere tüm emeği geçenleri
sonsuz bir şükran, minnet ve saygı ile anıyoruz…

Sevgi ve saygı ile.
24 Temmuz 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=========================================

91. Yılında Lozan Antlaşması  ve Türkiye’nin Geleceği
(The Lausanne Treaty at the 91st year and future of Turkey)

Dostlar,

Önceki yıl klavyeye aldığımız (öyle ya kalem değil klavye kullandık!)

“89. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği” başlıklı
14 sayfalık kapsamlı raporumuzu, belgesel niteliği gereği bu yıl da
dikkatinize getirmek istedik.

Ancak sunuş (takdim) notlarımıza ekleyeceklerimiz var :

Geçen yıldan bu yana “Kuşatma” sürüyor, çember daralıyor..

Ülkemizin güneydoğusundan bir vatan parçası “Türkiye Kürdistanı” diye fiilen ayrılmaya çalışılıyor. İktidar da BOP kapsamında böylesi bir işlevle adeta yüklü!?

Kahredici bir durum..
Bereket artık “Halk Direnişi” sahnededir, belirleyici olacaktır!

  • Haziran Ayaklanması, Gezi Ruhu ve inisiyatifi, CB için Çatı aday..

RTE’nin AKP’si – AKP’nin RTE’si ne denli ayrıştırmaya gitse de, Aleviler geçtiğimiz günlerde RTE’nin iftar davetini “Haram sofraya oturmayız” gibi çok sıkı bir gerekçe ile reddettiler..

BOP kapsamında Irak’ın Kuzeyi tamam gibi.. Barzanistan!

Suriye’nin kuzeyinde PYD (Suriye PKK’sı) sözde egemenlik kurma çabasında..

Sıra Türkiye ve İran’dan parçalar kopararak Büyük Kürdistan’ı = Gerçekte Büyük İsrail’i
1200 km’lik bir şerit olarak Hazar’dan – Akdeniz’e kurmak..
Elbette kukla devlet olarak geçici; gelecekte Büyük İsrail için yutmak üzere..
İsrail şemsiyesi altında 2. bir İsrail olarak haritalandırmak, kimliklendirmek.
Daha şimdiden İsrail, bölgedeki Kürtlerin bir bölümüne “Judaik Kürtler” (!?) olarak sahiplendi, etiketledi. Meğer bölge Kürtlerinin bir bölümü geçmişte Yahudi – Musevi imişler; hem dinden (Musevilik) olmuş hem de etnik kökeninden koparak assimile olmuş zavallılar… (!)

Rusya ve Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın ve de AB’nin bölgedeki enerji kaynaklarına
el oymak… Tevrat’ta sözü edilen “Arz-ı mev’ud” sınılarına ilerlemek..
Fırat – Dicle’den Nil’e dek.. BOP = Büyük İsrail Projesi!

Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi‘nin 6. ve 11. maddesi
çoooook  dikkat istiyor :

  • Avrupa Birliği, Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin öteki ikili anlaşmalarının
    AB mevzuatına uymamaları durumunda geçersiz sayılacağını ileri sürüyor!
  • İleri sürmeyi bırakın, bile bile, seçe seçe Lozan’ı çökertebilir. Çökertiyor.
    Bir başka yönden ele alırsak, Avrupa Birliği sanki Sevr’in kimi maddelerini gündeme getirme çabasında.

“… BOP kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, (Barzanistan!) gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda
AB MÇB (Müzakere Çerçeve Belgesi) 6. paragrafa göre “anlaşmazlık”
Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, MÇB’nin değinilen
bu 11. maddesine göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle
    devre dışı bırakılmıştır.

Ülke bütünlüğünü korumak için tersi yapılırsa, bu kez AB, MÇB’nin çiğnendiğini
ileri sürerek Türkiye ile görüşmeleri askıya alabileceği gibi,
yaptırım da uygulayabilecektir.”

“Bu paragrafın derin tuzakları, akla bir başka sorun daha getirmektedir :

BM’nin İkiz Sözleşmeleri TBMM’de onandığına göre, 6. paragraftaki düzenlemeler,
bu Sözleşmelerin olanak sağlayabileceği siyasal – ekonomik – kültürel haklar,
örn. kendi geleceğini kendi belirleme hakkı (self-determination)..

“Türkiye sınırlarını yeniden çizme”ye dayalı güvence olarak kullanılabilir!”

  • “MÇB’nin 11. paragrafı ise, AB mevzuatına uymadığı gerekçesiyle
    Türkiye’nin daha önce taraf olduğu ikili antlaşmalarla uluslararası antlaşmaların sona erdirileceğini kurala bağlıyor.”
“Bu paragrafa göre Türkiye’nin 3. ülkelerle hangi ikili veya çok yanlı uluslararası antlaşmalarının geçersiz kılınacağı açıkça belirtilmiyor fakat; KKTC’nin kuruluşu,
1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmaları, bu maddeye dayanılarak Türkiye açısından geçersiz sayılabilir!“Açılım”ın Lozan’a, Montrö’ye ve Kıbrıs’taki güvenceci (garantör) konumumuza (statümüze) uzanmayacağını hiç kimse ve hiçbir belge güvenceleyemez.”

“Türkiye, ne yazkı ki, sözde “AB serüveni” yolunda, gerçekte küresel güçlerin projeleri rotasında son derece tehlikeli adımlar atmayı sürdürmektedir.”

AKP bunlar için iktidar yapılmıştır!

Dışarıdan bakınca “Türkiye’de işler hiç de fena sayılmayabilir..”
(RTE’nin kişisel handikapları bir yana konursa.)

AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si eliyle Batı emperyalizmi –dünkü Düvel-i Muazzama– epey yol almış, Türkiye’de “müstahkem mevkiler” dövüle dövüle
“epey” yol alınmıştır.

Türkiye Irak’la 3 sınıra sahip artık : Resmi Merkezi Irak Devleti, Bölgesel Barzanistan
Kürt Yönetimi ve IŞİD Terör Devleti Bölgesi..

Suriye sınırı da artık 2 parçalıdır : Resmi merkezi Suriye Devleti ve PYD (Suriye PKK’sı) bölgesi..

– Türkiye giderek kuşatılıyor; dış politikada inisiyatifini yitiriyor.. (Davutoğlu fiyaskosu!)
– Ekonomisinin çok kırılgan oluşu elini kolunu bağlıyor..
(Muazzam Cari açık + Dış ticaret açığı ve 718 milyar Dolar toplam borç..)
– Kuzey’de Kırım ve Ukrayna’da çok önemli gelişmeler oluyor ama hiçbir etkinliğimiz yok.
– Irak’ta Musul Konsolosluğumuz basılıyor, Konsolos dahil 49 kişi 1 ayı aşkın zamandır
rehin ve AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si tam bir acz içinde..
– AKP’nin RTE’si korkunç ihtirasıyla boğuluyor.. Örtük dinci gündeminin baskısında ve
yolsuzluklar kıskacında.. Dahası, uzun yılların yıpranmışlığı, eskimişliği çok bunaltıcı..

Ve Lozan Antlaşması, ülkenin uluslararası hukuk katında tapusu, kuruluş senedi..
geçen yıla (90. yıla) göre daha bir sarılı, daha bir yaralı ve daha çok tehdit altında..

Bu durum artık pek çok bakımdan “sür-dü-rü-le-mez!”

Durum “olağan ve normal dışı”dır; olağan ve normal önlemler çözülemeyceği matematiksel kesinliktedir.

“Bütün Türkiye’yi 91. yılda bir kez daha uyarmak isteriz..

90. yılda,  geçen yıl yazdıklarımıza bunları eklemek ve uyarımızı yinelemek istiyoruz.

Bu kritik uyarılarımızı, 17 Temmuz 2009’da, 5 yıl önce, Başkent TV (Kanal B) programcısı Sayın Gürbüz Evren’in, Gazi Üniversitesi’nden tarihçi Prof. Dr. Semih Yalçın ile bizi birlikte ağırladığı Lozan Programı’nda da altını çize çize belirtmiştik.
Sn. Evren de bizi, bu kritik saptamalarımız, kapsamlı Lozan raporumuz (14 sayfa) nedeniyle programına özellikle konuk etmişti..

  • Yineliyoruz; sanal AB üyeliği hedefi adına (üstelik sözde!) Türkiye,
  • tapusu – tabusu Lozan Antlaşması’ı inanılmaz bir diplomatik desise ile
    ve birden bire hukuksal zeminde (de jure) dönüşümsüz olarak yitirebilir!..

İzmir’den meslektaşımız çok değerli Dr. Ceyhun Balcı‘nın iletisindeki sözleri ile bağlayalım :

“24 Temmuz yakın tarihimizin önemli başarı öykülerinden birisinin yazıldığı gündür.
Lozan Barış Antlaşması, aradan geçen 91 yıla karşın dimdik ayaktadır.
Adına yaraşır bir barış antlaşması olmuştur. 
Kimi zaman bilgisizlik, çoğu zaman da kötü niyet Lozan’a saldırı gerekçesidir.Lozan’a bin selam ..”

Not      : 2012 ve 2013’te 23 ve 24 Temmuz günlerinde Lozan Barış Antlaşması hakkında çok değerli dosyalar olduğunu anımsatmak isteriz.
Bunlara da bakılmasında büyük yarar görüyoruz..

http://ahmetsaltik.net/2013/07/24” biçiminde tarih belirterek arama motoruna
yazılır ve çağrılırsa o tarihteki dosyalarımıza erişilebilecektir.

Ya da sitemizin ana sayfasında en altta sağda görülen takvimde istenen tarihe gidip tıklayarak o günün dosyaları çağrılabilir..

Sevgi ve saygı ile.
24.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

89._Yilinda_Lozan_ve_Turkiye’nin_Gelecegi_24.07.09

Gizli savaşın yarattığı mecburiyetler!

Gizli savaşın yarattığı mecburiyetler!

portresi_profilden

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinogluqgmail.com, 23.9.2016

Türkiye’nin mecburiyetlerini Türk halkı elbette anladı. Aslında Türk halkına bu mecburiyetleri anlatan da, Amerika ile yaşadığımız gizli savaş oldu.

Halkımız her şeyi anladı. ABD olgusu nefret noktasına geldi. AB üyeliğini,  kimse artık ağzına dahi almıyor. Hatta Şangay İşbirliği Örgütüne girmek isteyenlerin anketlerde %25 olduğu ortaya çıkıyor.

Eski en Amerikancılar bile, Amerikan karşıtlığı yapmaya başladılar.

Amerika ile çıkarlarımız Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, çatışma halindeydi. Artık tartışılan Gladio (FETO) değil, ABD’nin kendisidir.

Halkımızda oluşan bu Amerikan nefreti, geride kalan Amerikancıları eylemsiz kılıyor.

Barzanistan kurulurken de, Türkiye ile Amerika’nın çıkarları çatışma halindeydi, şimdi Suriye’yi bölmeye çalışırken de, Türkiye’yi böleceğinden, çıkarlarımız çatışma halindedir.

Bölgedeki Amerikan varlığı,  bölge ülkelerinin varlığı ile karşı karşıya olduğundan, Amerika’nın bölgeden çıkarılması gerekir.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Amerika’nın bölgeden çıkması; Amerika’nın sıradan bir devlet olması anlamına gelir. Dünya savaşı çıkartmanın dışında bir seçeneği kalmamış demektir.

Amerika ile süren bu gizli savaş, ya da vekiller üzerinden sürdürülen bu savaş, öninde sonunda, açık savaşa dönüşecektir.

  • Amerika hala Suriye ve Türkiye’yi bölmek üzere tuzak üzerine tuzak kuruyor.

ABD’nin Suriye’de uçuşa yasak bölge önerisi var.

Öneri; Suriye toprakları üzerinde, Suriye devletinin uçaklarına yasaklama getirmek istiyor. Bu şuna benziyor; Türkiye PKK ile mücadele ediyor, Türk devleti Türkiye toprakları üzerinde uçmasın…

  • Türkiye, Suriye’de Suriye devleti ve Rusya ile askeri işbirliği yapmadığı sürece, ABD Suriye’de kalmaya devam edecektir.  Ve bir havuç (petrol), bir sopa göstermeye devam edecektir.

Hükümet adına medyada fikir beyan edenler, ABD önerisi için dediler ki; sonunda Türkiye’nin teklifine geldiler.

Durun, hemen teklife balıklama atlamayın. Durum bu değil. Bu ABD teklifini kabul etmek, Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirir.

Amerika Suriye’de olduğu ve biz Suriye ve Rusya ile askeri işbirliğine açık bir şekilde gitmediğimiz sürece, böyle gelgitler olacaktır.

Zaten Amerika’nın teklifi ne Rusya ne de Suriye devletince kabul edilmedi. Türkiye de henüz resmi bir cevap vermedi.

=================================

Teşekkürler değerli dostumuz Bülent Esinoğlu..

Gerçekleri netlikle dile getirmeli..

Sevgi ve saygı ile.
23 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Tayyip Erdoğan “ya ölecek, ya ölecek”!

Tayyip Erdoğan “ya ölecek, ya ölecek”!

Sabahattin Önkibar
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
Aydınlık, 19 Temmuz 2013
sonkibar@gmail.com

portresi_AYDINLIK

  • “Tayyip Erdoğan için iktidardan düşmek ölmek demek.”

Bu açıklamanın sahibi olan
PKK Kandil önderlerinden
Duran Kalkan
şöyle devam ediyor:

-“AKP’nin planı PKK ateşkes ilan etsin biz de buna karşılık operasyonları durduralım. Böylece demokratikleşme oluyor-olmuyor tartışmaları içinde 2014’e 2015’e ulaşmak ve seçimi kazanma hesabında!”

Şimdi gelin hep beraber Duran Kalkan ne söylemek istedi onu açıklığa kavuşturalım.

1) PKK, seçim kazanmanın Tayyip Erdoğan için olmak ya da olmamak olduğunun farkında!

2) PKK, AKP’nin seçimleri ancak PKK’yı dizginlediği yani terör yapmadığı taktirde kazanabileceğini düşündüğünün de farkında!

3) PKK’nın farkında olduğu bir başka şey, AKP’nin vaad ya da taahhütlerini yerine getirmek yerine oyalama taktiği içinde olduğu ya da olacağı!

Soruyorum tablo bu ise Tayyip Erdoğan PKK’ya hiçbir şey vermeden
mevcut statükoyu ya da muğlaklığı sürdürebilir mi?

Duran Kalkan’ın açıklamalarını bakarsak bu mümkün değil.

Şu halde AKP seçim öncesi yani bir kaç ay içinde PKK talepleri ya da verilen sözler doğrultusunda somut adımlar atmak zorunda ki en acil adım Apo’nun affıdır.

Nitekim Cemil Bayık bu bağlamda İmralı’ya acil sağlık heyeti teklifini yinelemiştir.

Peki üç önemli seçimin arefesinde Öcalan’ı serbest bırakmak ne mi demek?

Erdoğan’ın seçimi kaybedip siyaseten ölmesi demek!

Bunu bilen Tayyip Erdoğan böyle bir adımı atamayacağına göre olacak olan
Selahattin Demirtaş’a göre şudur:

-”Süreç şayet tıkanırsa sonrası savaş-ölüm ve kandır!

Lütfen söyleyin böylesi bir kıskaç tablosunda Tayyip Erdoğan her şartta siyaseten “ya ölecek ya ölecek” dersek yanlış bir yorum mu yapmış oluruz?

Önce Kuzey Irak, şimdi Kuzey Suriye

Kuzey Irak nedir? Barzanistan’dır…

O ne demek?

Bağımsızlık ilanı eşikte olan ilk fiili Kürt Devleti!

Peki bu devleti kim mi ihya etmiştir?

Neo-Osmanlı saplantıları ile Irak Merkezi Hükümetini Şia diye dışlayıp Barzani’ye kucak açan AKP ile Tayyip Erdoğan!

Kuzey Irak’tan sonra ikinci rezillik Kuzey Suriye’dir!

Üstelik Suriye’den kopma aşamasında olan bu yeni Kürdistan,
PKK’nın denetiminde!

Peki bu devletin kurucusu kim mi?

Stratejik derin Ahmet Davutoğlu!

  • Evet Türkiye’nin yanlış politikaları sonucu Kuzey Irak’ın yanı sıra
    Kuzey Suriye’de de ikinci Kürdistan ilan sürecindedir
    .

Sahi içerdeki PKK teslimiyetine paralel olarak dışarıdaki bu gelişmeler
birbirinden bağımsız olabilir mi?

AKP’nin on yıllık iktidar bilançosu görüldüğü gibi eşittir Büyük Kürdistan zeminlerinin inşasıdır…

****************

Seçim işbirliği seçmen yapacak

Seçimde ittifak’ı partiler yapar, işbirliğini ise seçmenler!

Dolayısı ile yapılması gereken ittifak değil işbirliği olmalıdır.

Aslında MHP’nin kurumsal kimliği ile CHP’ye angaje olması yanlış olur zira AKP bunu “MHP CHP’ye payanda oldu” diye istismar eder ve bütün Sağ’ın temsilcisi biziz pozlarına girer.

Şu halde görev seçmenlere düşüyor.

Peki seçmen illere göre işareti nereden mi alacak?

Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi ülke yönetiminden uzaklaştırmak için bedel ödeyen ve her türlü riske girenlerden!

Mesela Aydınlık Gazetesi ile Ulusal Kanal bu konuda en iyi iki adres ki,

  • zaten seçmen İstanbul ve İzmir’de CHP, Ankara’da MHP adaylarının destekleyeceğini biliyor.

Adana’da ise CHP listesinden eski MHP’li Başkan mağdur Aytaç Durak gösterilebilir.

Antalya’da CHP; Balıkesir, Kütahya, Bilecik, Afyon ve Manisa’da MHP;
Aydın, Denizli, Muğla, Çanakkale, Eskişehir’de CHP; Samsun, Kırıkkale, Yozgat, Çankırı, Adapazarı’nda MHP; Kocaeli, Zonguldak, Bolu, Trabzon, Tekirdağ ve Edirne’de CHP adayları tercih edilebilir. 
Ki süreç içinde il ve ilçeler bazında ayrıntılı işaretleri vereceğiz.

*****************************

Babacan’dan Başbakan’a: Faciaya ramak var! 

Şehit ailelerine verilen iftar yemeğinde Başbakan’ın “Kredi kartı kullanmayın” çağrısını nereye mi oturtmak gerekiyor?

Önüne konan rakamlara!

Evet, Tayyip Erdoğan Dolmabahçe toplantısında Ali Babacan tarafından önüne konan “Kredi Kartları faciasına ramak kaldı” raporunun etkisini üzerinden atamamış olsa gerek ki, paniğini şehitlere verilen iftara taşıdı ve hemen eşikteki facianın müsebbibi olarak bankaları hedefi oturttu.

Gelelim tablonun vehametine:

BDDK rakamlarına göre 2002’de 6.5 milyar TL (eski parayla 6.5 katrilyon) olan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu toplamı 2013 Mart ayı rakamlarına göre
38 kat artarak 253 milyar TL
‘ye (eski parayla 253 katrilyon) çıktı ki şu gün itibarı ile 2 milyon 677 bin kart sahibi yasal takibata muhatap!

Gölgesinden korkan adam : Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

M. Bedri GÜLTEKİN
İP Genel Başkan Yarımcısı

Gölgesinden korkan adam

Gölgesinden korkan adam

27 Mayıs’ı gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin üyesi Suphi Karaman Ağabeyden dinlemiştim. Devrim sonrası Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel, her Pazar günü yalnız başına Çankaya Köşkü’nün yakınındaki parka gider, bir banka oturur ve yanına gelen yurttaşlarla sohbet edermiş. Suphi Ağabeyin annesi bir gün tutturmuş;

“Beni de parka götür, Cemal Paşa’yı görmek, konuşmak istiyorum” diye.
Çaresiz, götürmüş, ama Gürsel’in kendisini görmesini istememiş, annesi Cemal Paşa’nın yanına giderken bir ağacın arkasına saklanmış. Gene de görmüş kendisini “Cemal Aga”. Etrafındaki yurttaşlara şaka yollu;

“Bu MBK üyelerinden burada da kurtuluş yok.” diye takılmış.

Koruma ordusu

Bu anekdotu, 1 Nisan günü Cumhuriyet gazetesinden Fırat Kozok’un,
Tayyip Erdoğan’ın nasıl korunduğu ile ilgili haberi dolayısıyla hatırladım.
Erdoğan’ın bilindiği üzere 200 kişilik bir özel koruma ordusu var.

Habere göre, Başbakanlığa giriş çıkışlarda memurların koridora çıkışlarına bile
izin verilmiyormuş.

Toplantılarına katılanlar iki güvenlik kapısından geçerek içeri girebiliyorlar.
Açık hava toplantılarında yüz tarayıcı kimlik aracı ile herkes tek tek izleniyor.
Geçen hafta Eskişehir’e yaptığı gezide helikopteri, Skorsky ve Kobra helikopterleri tarafından korundu.
Mitingde bütün binalara keskin nişancılar yerleştirilirken, havada bir helikopter sürekli dolaştı.
vb. vb.
Ama bütün bu tedbirler Tayyip Erdoğan’ın rahat etmesine yetmiyor.
Hatırlanacağı üzere geçen sene yakın korumalarının hepsini değiştirdi.
Korumalarına bile güvenmiyor.

Türkiye tarihinde benzeri yok

Türkiye tarihinde hiçbir devlet adamı, böylesine koruma tedbirlerine başvurmak ihtiyacı duymadı.
Cumhuriyetin ilk dönemini söz konusu bile etmiyoruz. Atatürk ve arkadaşları her zaman halkın içindeydiler. Biliyorlardı ki, eğer bir tehlike olursa, en başta halk göğsünü
siper eder.
Son dönemlerin yöneticileri; Demireller, Ecevitler, Erbakanlar ve diğerleri.
Hiçbiri göze çarpan koruma tedbirlerine başvurma ihtiyacı duymadılar.
Peki, Tayyip Erdoğan’ın bu göze batan, çevreyi aşırı ölçüde rahatsız eden koruma tedbirlerinin açıklaması nedir?
Çünkü korkmaktadır.
Suç işlediği için korkmaktadır. İşte o suçlardan bazıları:

1. Cumhuriyet yıkıcılığı

Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin de 2008 yılında saptadığı üzere
“Cumhuriyet karşıtı eylemlerin odağı” olan bir Partinin Genel Başkanıdır.
90 yıllık Cumhuriyeti, “kapatılması gereken bir parantez” olarak görmektedir.
Osmanlı özlemcisidir. Cumhuriyetin laik-demokratik bütün değerlerine düşmandır.
Hazırlamakta olduğu Anayasa ile, Cumhuriyeti yıkma eylemine son noktayı koymak istemektedir.

2. BOP Eşbaşkanlığı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Başbakan, yabancı bir devletin projesinde
görev aldığını açıkladı.
“BOP Eşbaşkanıyım” dedi ve Diyarbakır’ı ABD’nin düzenleyeceği yeni Ortadoğu’da
“bir merkez” yapacağını söyledi.

3. Bölücülük

Tayyip Erdoğan, 11 yıllık iktidarının sonunda toplumumuzu Türk-Kürt, Alevi-Sünni olarak bölmüştür.
“Türk” adını Anayasa’nın dışına sürmek için gösterdiği çaba biliniyor.
Eyleminin adı millî devleti, milletsiz bırakmaktır.

4. Türk Ordusuna düşmanlık

Ergenekon, Balyoz ve Casusluk tertipleriyle Türk Ordusunun binlerce subayı tasfiye edilmiş, yüzlercesi hapse atılmıştır.
Türk donanması, tarihindeki İnebahtı ve Navarin gibi en ağır yenilgilerle kıyaslanabilecek bir darbe almıştır.
En önemlisi, Ordunun vatanı savunma iradesi tahrip edilmektedir.

5. Komşu ülkelere düşmanlık

Tayyip Erdoğan, Suriye’ye yönelik terör faaliyetine yataklık yapmaktadır.
Barzanistan’ın Irak’tan kopmasını teşvik etmekte, bu ülkedeki mezhep ayrılığına oynamaktadır.
Suriye ve Irak politikaları dolayısıyla, Türkiye’yi, İran ve Rusya ile karşı karşıya getirmiştir.

Sonuç

Bu listeyi uzatabiliriz. Ülke kaynaklarının yerli ve yabancı tekellere peş keş çekilmesini, yabancı ülkelerdeki milyar dolarlık gizli hesapları ve çocuklara alınan gemicikleri saymıyoruz bile.

Bütün bunlar suçtur; ülkeye, millete ve Cumhuriyete karşı işlenmiştir.
Bu kadar ağır suçları işleyen bir kişinin kendi gölgesinden bile korkar hale gelmesi
son derece doğaldır.

  • Tayyip Erdoğan Millet’ten korkmaktadır.

ulusalkanal.com.tr, 7.4.13