94. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği / The Lausanne Treaty at the 94rd year and future of Turkey

94. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği

The Lausanne Treaty at the 94th year and future of Turkey

Dostlar,

Ülkemizin Uluslararası Hukuk katında tapusu ve bir anlamda ulusal tabumuz olan Lozan Barış Anlaşması, 94 yıl önce bu gün, 24 Temmuz 1923’te, 8 ay süren çok zorlu görüşmeler sonunda İsviçre’de bağıtlanmıştı. 

Her yıl bugünlerde Lozan Anlaşması ve kazanımlarına saldırının amacı nedir?

Bir “basit” harita, tarihsel gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koymuyor mu?

sevr haritası ile ilgili görsel sonucu

Büyük ATATÜRK‘ün ve O’nun en çok güvendiği dava ve silah arkadaşı Dışişleri Bakanı Lozan’da Baştemsilcimiz İsmet Paşa‘nın görkemli utkusu (zaferi) yukarıdaki haritada görülüyor. Son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin’in onayladığı Sevr Anlaşması yürürlükte kalsaydı, günümüz Türkiye haritasının (Misak-ı Milli sınırları) kırmızı boyalı 1/3’ü bize kalacaktı. Sevr Anlaşmasında bu bölgeden de gerekli görülenlerin İtikaf Devletlerince işgal edilebilmesi hakkı saklı tutulmuştu.

Lozan Barışı o koşullarda yapılabilecek olanın en gerçekçi, olabilecek en dengeli (optimum) formülüdür. Bugünden geriye anakronik salvolar akıl ve tarihsel diyalektik dışı olup gerçekte Cumhuriyet, Atatürk ve İnönü düşmanlığının maskesinden başka hiçbir şey değildir! 

Erdoğan Lozan Andlaşmasına Neden Saldırıyor!?” başlıklı 1 Ekim 2016 tarihli yazımıza bakılmasını dileriz..

Biz, Lozan Anlaşması konusuyla özel olarak ilgileniyoruz.. Görüşmeler sırasında ailemizin büyüklerinden Prof. Dr. Veli SALTIK, İsmet Paşa’nın Türk kurulundaki hukuk danışmanı idi. Konuya ilişkin çok sayıda konferans verdik, makale yazdık, TV programına katıldık.

Örneğin “86. Yılında Lozan Anlaşması ve Türkiye’nin Geleceği Kanal B, Ankara, 17.07.09”
(Kanal B / Gürbüz Evren – Bekleme Odası arşivinden 8 yıl önceki kayda erişemedik..)

Çalışmalarımızın bir bölümünü geçtiğimiz yıllarda da bu sitede paylaşmıştık..
Bunları aşağıda bulabilirsiniz.

  • Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi’nin
    6. ve 11. maddesi 
    çoooook dikkat istiyor!

  • Yineleyelim; yukarıdaki haritada bize İtilaf Devletlerinin işgal hakkıyla bırakılan kırmızı, 1/3 Türkiye (286 bin km2) dışında kalan tüm toprakları
    son Osmanlı Padişahı 6. M. Vahdettin Sevr Anlaşmasıyla vermişti!

  • Lozan Anlaşmasıyla yitirilmedi bu topraklar! Tersine, bugünkü sınırlarımız, 780+ bin km2 toprak, Lozan Anlaşmasıyla vatan / yurt olarak geri kazanıldı! Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve yurtsever öncüler ve Ulusumuz ile, Saltanatın ihanetine karşın Kurtuluş Savaşı ile, şehit-gazilerle kazanıldı!  

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

**********************

93. Yılında Lozan Antlaşması  ve Türkiye’nin Geleceği
(The Lausanne Treaty at the 93rd year and future of Turkey)

Geçtiğimiz yıl sunduğumuz dosyayı, belgesel boyutu nedeniyle yeniden paylaşmak istiyoruz..

Ne yazık ki, geçtiğimiz yıl bu gün yazdıklarımız ağırlaşarak sorun olma niteliğini sürdürüyor.

Lütfen bakar mısınız aşağıdaki notlarımıza ve çok kritik uyarı ve saptamalarımıza :

89._Yilinda_Lozan_ve_Turkiye’nin_Gelecegi_24.07.09

Yukarıda erişkesini verdiğimiz power point sunumu çok kapsamlı olarak Lozan Antlaşmasını işlemekte.. Çağrılıp (indirilip) incelenmesi ve paylaşılması dileğimizidir.

Aşağıda da var ama bir kez daha, tarihe not düşmek ve ilgili herkesin bilgisine – ilgisine sunmak üzere şu kritik paragrafı öne çıkaralım :

==========================

“….. Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi‘nin 6. ve 11. maddesi
çoooook  dikkat istiyor :

  • Avrupa Birliği, Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin öteki ikili anlaşmalarının
    AB mevzuatına uymamaları durumunda geçersiz sayılacağını ileri sürüyor!
  • İleri sürmeyi bırakın, bile bile, seçe seçe Lozan’ı çökertebilir. Çökertiyor.
    Bir başka yönden ele alırsak, Avrupa Birliği sanki Sevr’in kimi maddelerini gündeme getirme çabasında.

“… BOP kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, (Barzanistan!) gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda AB MÇB (Müzakere Çerçeve Belgesi) 6. paragrafa göre “anlaşmazlık” Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak
ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, MÇB’nin değinilen
bu 11. maddesine göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle devre dışı bırakılmıştır….”

================================================

Son 1 yılda AKP iktidarında Bay RTE sorumluluğunda yaşanan acı gelişmeler ne yazık ki
geçen yıl ve önceki yıllarda yaptığımız saptama ve uyarıları doğruluyor.
Bu tablo bize “haklı çıkma” keyfi yaşatmıyor elbette..
Kaygı ve endişemiz büyüyor..

Türkiye AKP İKTİDARINDAN BİR AN ÖNCE KURTULMADIKÇA
BU LANETLİ SÜRÜKLENİŞİ DURDURAMAYACAKTIR…

Koalisyon görüşmelerinde bu kritik gerçekliğin çooooook iyi değerlendirilmesi ve

mutlaka AKP’siz bir hükümet kurulmalı ve AKP iktidarının muazzam hukuksuzluk – yolsuzluklarının hesabı
mut – la – ka sorulmalıdır.

Türkiye’nin başka türlü esenliğe erişmesi olanaksızdır.

Ülkemizin uluslararası hukuk katında (nezdinde) tapusu Lozan Antlaşması‘nı Türkiye’ye kazandıran başta Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve
Lozan Başdelegesi Dışişleri Bakanı İsmet İNÖNÜ olmak üzere tüm emeği geçenleri
sonsuz bir şükran, minnet ve saygı ile anıyoruz…

Sevgi ve saygı ile.
24 Temmuz 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=========================================

91. Yılında Lozan Antlaşması  ve Türkiye’nin Geleceği
(The Lausanne Treaty at the 91st year and future of Turkey)

Dostlar,

Önceki yıl klavyeye aldığımız (öyle ya kalem değil klavye kullandık!)

“89. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği” başlıklı
14 sayfalık kapsamlı raporumuzu, belgesel niteliği gereği bu yıl da
dikkatinize getirmek istedik.

Ancak sunuş (takdim) notlarımıza ekleyeceklerimiz var :

Geçen yıldan bu yana “Kuşatma” sürüyor, çember daralıyor..

Ülkemizin güneydoğusundan bir vatan parçası “Türkiye Kürdistanı” diye fiilen ayrılmaya çalışılıyor. İktidar da BOP kapsamında böylesi bir işlevle adeta yüklü!?

Kahredici bir durum..
Bereket artık “Halk Direnişi” sahnededir, belirleyici olacaktır!

  • Haziran Ayaklanması, Gezi Ruhu ve inisiyatifi, CB için Çatı aday..

RTE’nin AKP’si – AKP’nin RTE’si ne denli ayrıştırmaya gitse de, Aleviler geçtiğimiz günlerde RTE’nin iftar davetini “Haram sofraya oturmayız” gibi çok sıkı bir gerekçe ile reddettiler..

BOP kapsamında Irak’ın Kuzeyi tamam gibi.. Barzanistan!

Suriye’nin kuzeyinde PYD (Suriye PKK’sı) sözde egemenlik kurma çabasında..

Sıra Türkiye ve İran’dan parçalar kopararak Büyük Kürdistan’ı = Gerçekte Büyük İsrail’i
1200 km’lik bir şerit olarak Hazar’dan – Akdeniz’e kurmak..
Elbette kukla devlet olarak geçici; gelecekte Büyük İsrail için yutmak üzere..
İsrail şemsiyesi altında 2. bir İsrail olarak haritalandırmak, kimliklendirmek.
Daha şimdiden İsrail, bölgedeki Kürtlerin bir bölümüne “Judaik Kürtler” (!?) olarak sahiplendi, etiketledi. Meğer bölge Kürtlerinin bir bölümü geçmişte Yahudi – Musevi imişler; hem dinden (Musevilik) olmuş hem de etnik kökeninden koparak assimile olmuş zavallılar… (!)

Rusya ve Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın ve de AB’nin bölgedeki enerji kaynaklarına
el oymak… Tevrat’ta sözü edilen “Arz-ı mev’ud” sınılarına ilerlemek..
Fırat – Dicle’den Nil’e dek.. BOP = Büyük İsrail Projesi!

Özelllikle AB ile yürütülen Müzakere Çerçeve Belgesi‘nin 6. ve 11. maddesi
çoooook  dikkat istiyor :

  • Avrupa Birliği, Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin öteki ikili anlaşmalarının
    AB mevzuatına uymamaları durumunda geçersiz sayılacağını ileri sürüyor!
  • İleri sürmeyi bırakın, bile bile, seçe seçe Lozan’ı çökertebilir. Çökertiyor.
    Bir başka yönden ele alırsak, Avrupa Birliği sanki Sevr’in kimi maddelerini gündeme getirme çabasında.

“… BOP kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, (Barzanistan!) gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda
AB MÇB (Müzakere Çerçeve Belgesi) 6. paragrafa göre “anlaşmazlık”
Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, MÇB’nin değinilen
bu 11. maddesine göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle
    devre dışı bırakılmıştır.

Ülke bütünlüğünü korumak için tersi yapılırsa, bu kez AB, MÇB’nin çiğnendiğini
ileri sürerek Türkiye ile görüşmeleri askıya alabileceği gibi,
yaptırım da uygulayabilecektir.”

“Bu paragrafın derin tuzakları, akla bir başka sorun daha getirmektedir :

BM’nin İkiz Sözleşmeleri TBMM’de onandığına göre, 6. paragraftaki düzenlemeler,
bu Sözleşmelerin olanak sağlayabileceği siyasal – ekonomik – kültürel haklar,
örn. kendi geleceğini kendi belirleme hakkı (self-determination)..

“Türkiye sınırlarını yeniden çizme”ye dayalı güvence olarak kullanılabilir!”

  • “MÇB’nin 11. paragrafı ise, AB mevzuatına uymadığı gerekçesiyle
    Türkiye’nin daha önce taraf olduğu ikili antlaşmalarla uluslararası antlaşmaların sona erdirileceğini kurala bağlıyor.”
“Bu paragrafa göre Türkiye’nin 3. ülkelerle hangi ikili veya çok yanlı uluslararası antlaşmalarının geçersiz kılınacağı açıkça belirtilmiyor fakat; KKTC’nin kuruluşu,
1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmaları, bu maddeye dayanılarak Türkiye açısından geçersiz sayılabilir!“Açılım”ın Lozan’a, Montrö’ye ve Kıbrıs’taki güvenceci (garantör) konumumuza (statümüze) uzanmayacağını hiç kimse ve hiçbir belge güvenceleyemez.”

“Türkiye, ne yazkı ki, sözde “AB serüveni” yolunda, gerçekte küresel güçlerin projeleri rotasında son derece tehlikeli adımlar atmayı sürdürmektedir.”

AKP bunlar için iktidar yapılmıştır!

Dışarıdan bakınca “Türkiye’de işler hiç de fena sayılmayabilir..”
(RTE’nin kişisel handikapları bir yana konursa.)

AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si eliyle Batı emperyalizmi –dünkü Düvel-i Muazzama– epey yol almış, Türkiye’de “müstahkem mevkiler” dövüle dövüle
“epey” yol alınmıştır.

Türkiye Irak’la 3 sınıra sahip artık : Resmi Merkezi Irak Devleti, Bölgesel Barzanistan
Kürt Yönetimi ve IŞİD Terör Devleti Bölgesi..

Suriye sınırı da artık 2 parçalıdır : Resmi merkezi Suriye Devleti ve PYD (Suriye PKK’sı) bölgesi..

– Türkiye giderek kuşatılıyor; dış politikada inisiyatifini yitiriyor.. (Davutoğlu fiyaskosu!)
– Ekonomisinin çok kırılgan oluşu elini kolunu bağlıyor..
(Muazzam Cari açık + Dış ticaret açığı ve 718 milyar Dolar toplam borç..)
– Kuzey’de Kırım ve Ukrayna’da çok önemli gelişmeler oluyor ama hiçbir etkinliğimiz yok.
– Irak’ta Musul Konsolosluğumuz basılıyor, Konsolos dahil 49 kişi 1 ayı aşkın zamandır
rehin ve AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si tam bir acz içinde..
– AKP’nin RTE’si korkunç ihtirasıyla boğuluyor.. Örtük dinci gündeminin baskısında ve
yolsuzluklar kıskacında.. Dahası, uzun yılların yıpranmışlığı, eskimişliği çok bunaltıcı..

Ve Lozan Antlaşması, ülkenin uluslararası hukuk katında tapusu, kuruluş senedi..
geçen yıla (90. yıla) göre daha bir sarılı, daha bir yaralı ve daha çok tehdit altında..

Bu durum artık pek çok bakımdan “sür-dü-rü-le-mez!”

Durum “olağan ve normal dışı”dır; olağan ve normal önlemler çözülemeyceği matematiksel kesinliktedir.

“Bütün Türkiye’yi 91. yılda bir kez daha uyarmak isteriz..

90. yılda,  geçen yıl yazdıklarımıza bunları eklemek ve uyarımızı yinelemek istiyoruz.

Bu kritik uyarılarımızı, 17 Temmuz 2009’da, 5 yıl önce, Başkent TV (Kanal B) programcısı Sayın Gürbüz Evren’in, Gazi Üniversitesi’nden tarihçi Prof. Dr. Semih Yalçın ile bizi birlikte ağırladığı Lozan Programı’nda da altını çize çize belirtmiştik.
Sn. Evren de bizi, bu kritik saptamalarımız, kapsamlı Lozan raporumuz (14 sayfa) nedeniyle programına özellikle konuk etmişti..

  • Yineliyoruz; sanal AB üyeliği hedefi adına (üstelik sözde!) Türkiye,
  • tapusu – tabusu Lozan Antlaşması’ı inanılmaz bir diplomatik desise ile
    ve birden bire hukuksal zeminde (de jure) dönüşümsüz olarak yitirebilir!..

İzmir’den meslektaşımız çok değerli Dr. Ceyhun Balcı‘nın iletisindeki sözleri ile bağlayalım :

“24 Temmuz yakın tarihimizin önemli başarı öykülerinden birisinin yazıldığı gündür.
Lozan Barış Antlaşması, aradan geçen 91 yıla karşın dimdik ayaktadır.
Adına yaraşır bir barış antlaşması olmuştur. 
Kimi zaman bilgisizlik, çoğu zaman da kötü niyet Lozan’a saldırı gerekçesidir.Lozan’a bin selam ..”

Not      : 2012 ve 2013’te 23 ve 24 Temmuz günlerinde Lozan Barış Antlaşması hakkında çok değerli dosyalar olduğunu anımsatmak isteriz.
Bunlara da bakılmasında büyük yarar görüyoruz..

http://ahmetsaltik.net/2013/07/24” biçiminde tarih belirterek arama motoruna
yazılır ve çağrılırsa o tarihteki dosyalarımıza erişilebilecektir.

Ya da sitemizin ana sayfasında en altta sağda görülen takvimde istenen tarihe gidip tıklayarak o günün dosyaları çağrılabilir..

Sevgi ve saygı ile.
24.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

89._Yilinda_Lozan_ve_Turkiye’nin_Gelecegi_24.07.09

SURUÇ KATLİAMI; DEVLETİN ve AKP’nin SORUMLULUĞU NE YAPMALI ??

SURUÇ KATLİAMI;
DEVLETİN ve AKP’nin SORUMLULUĞU
NE YAPMALI ??


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
 


Suruç faciasında hukuksal olarak “Devletin kusursuz sorumluluğu” söz konusudur.
Yaralananlar, ölenlerin yakınları ve mal varlıkları zarara uğrayanlar İçişleri Bakanlığı ve / veya Başbakanlık aleyhine maddi ve manevi giderim (tazminat) davaları açmalıdırlar.

Hükümet de bu yargı kararlarını beklemeden facianın kurbanlarının ailelerine, yaralananlara, maddi zarar görenlere hızla maddi ve manevi destek vermelidir.

Devlet, her durumda öncelikle yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük kusursuz sorumluluk kapsamındadır, yani herhangi bir gerekçe öne sürülerek yasal sorumluluktan kaçınmak olanaklı değildir. Değindiğimiz sorumluluk
salt giderim (tazminat) ile sınırlı olmayıp, ceza sorumluluğunu da içermektedir.
Görevini savsaklayan (ihmal eden), yapmayan, hatta suça karışan… kamu görevlileri varsa,
onlar hakkında ayrıca ceza davaları açılmalıdır. Bu bağlamda bölgedeki Cumhuriyet Savcıları
1. derecede sorumlu ve yetkilidirler. Olayın boyutlarına göre T.C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da devreye girmesi olanaklıdır.

*****

Türkiye, AKP yönetiminde 2003 başından beri PKK ile savaşım (mücadele) yerine pazarlığı seçmiş bulunuyor. Terör örgütleri ile hele silah bırakmadan görüşme, Devletler Hukukunda
yeri olmayan bir süreçtir.

AKP iktidarı, bu ağır stratejik hatasına karşın, bunlarla yetinmeyerek bir de Oslo’da devletin
MİT Başkanı aracılığıyla PKK yetkilileriyle doğrudan görüşmüş, gizli anlaşmalar sağlanmış ve 40 bin+ insanımızın katili bölücü taşeron PKK terör örgütünün başı,
İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum Abdullah Öcalan‘ı da adeta
“hapiste barış elçisi” statüsüne yükseltmiştir.
Bu yolla Kürt yurttaşlar, Abdullah Öcalan’ın salıverilmesini bile ister duruma taşınmışlardır!

PKK yöneticileri, HDP önderleri apaçık, “barış”a varılsa bile PKK’nın silah bırakmayacağını vurgulamaktadırlar.

  1. İlk adım sınırlı bölgesel özerklik,
  2. Ardından bu özerklik alanını Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı temelinde genişletme,
  3. Ordusu, kolluğu, maliyesi, eğitim sistemi.. olan bir oldukça özerk bir bölgesel yönetim,
  4. Giderek konfederasyon ve halkoylaması ile BM İkiz Sözleşmelerine dayalı
    “kendi yazgısını belirleme” (self determinasyon) üzerinden Türkiye’den ayrılma,
  5. Bölgede daha önce kurulmuş / kurulmuş olması beklenen Suriye, Irak ve başarılabildi ise
    İran Kürdistan’ı ile birleşerek Büyük Kürdistan‘ı inşa ve ilan etmek…

Afganistan’ın derinliklerinden Doğu Akdeniz’e dek 1200 km’yi bulan son derece stratejik konumlu büyük bir coğrafyada, petrol başta, zengin doğal kaynakları ile
BOP = Büyük İsrail = 2. İsrail‘in inşası.

  • Bölge Kürtlerinden önce sözde – yapay olarak “millet yaratarak” (nation building!),
    ardından da “bunlar aslında Judaik kürtler“, yani Yahudi kökenli Kürtleşmiş insanlarımız” diyerek tarihin en büyük etnolojik – antropolojik – genetik – sosyolojik – politik.. yalanı ile bölgeyi ve insanlarını İsrail güdümüne alıp zaman içinde assimile etmek.
    Bölgede “Kürt” bırakmayıp assimilasyon ile eradikasyon (kökünü kazıma) ve etnik temizlik.

Türkiye Kürtleri de dahil bölge Kürtleri için emperyalizmin alçakça planı budur..
Bütün Kürt ve Kürtçülerin bilgisine – ilgisine altını çizerek sunuyoruz.. Oyun çırılçıplak budur!
Emperyalizmin bu kanlı ve iğrenç böl – yut oyununa Kürtler(imiz) asla alet olmamalıdır.

BOP kapsamında sanırız bu proje, böyle giderse, 10-20 yıla kalmaz gerçekleştirilebilir..
İsrail’in ve maşası büyük emperyal güçlerin çok zamanı ve sabrı artık yok..
Halen Filistin topraklarının gaspı ile kurulan Siyonist Devlet İsrail, o avuç içi kadar coğrafyaya
asla sığ(a)mıyor.. Hem çoooook dar hem doğal kaynaklar yok, hem savaş uçakları ile eğitim yapacak kara ülkesine sahip olmaktan bile çok uzak vd. (Birkaç yıl önce Türkiye hava sahasını kullanıyorlardı!)

Bu bakımdan, 2006 Haziran tarihli resmi BOP haritasının, “Journal of American Armed Forces” dergisinde (ABD Silahlı Kuvvetlerinin resmi yayın organı) ABD Başkan Danışmanı E. Alb. Ralph Peter imzasıyla sipariş bir makale kapsamında yayımlanmasından bu yana 9 uzun yıl geçtiğinden…. hazretler epey de kızgınlar… 10. yıla girilmiş ve bir büyük projelerini hala yaşama geçirmemişler.. Küresel hegemon yüksek tepelerde Apollon’un Zeus’u öfkelerde, çok agressif..
BOP_haritasi

 

 

 

Türkiye artık son kritik aşamalara gelmiş bulunuyor

Doğu – Güneydoğuda devlet, güvenlik güçleri (asker, polis, korucular), bürokrasi, mülkiye minimalize edilmiş, binalarına hapsedilmiş, alan egemenliği PKK – HDP’ye terk edilmiştir.
Bölücü terör örgütü asker, polis, korucu, kaymakam, konsolos.. kaçırıp rehin alabilmektedir! Açıktan demeçlerle “Büyük şehirlerinizi kana bularız..” tehditleri çekinmeden savrulmaktadır.

Koskoca Türkiye’yi böylesine hak etmediği bir zaafiyete düşürmeye hiç kimsenin,
hiçbir makamın ve -salt çoğunlukla seçilmiş de olsa- hiçbir siyasal iktidarın hakkı yoktur!
Tersine eylem ve işlem VATAN HAİNLİĞİdir!

“Ramak kala” noktasındayız..

Son derece kararlı ve dirayetli politikalarla bu kırılma hattından hızla uzaklaşmak zorundayız.
Bu diplomatik manevralar, gerçekte bu tablonun hazırlayıcısı olan Başbakan A. Davutoğlu ve
12. CB Bay RTE’nin hamasi çığlıklarıyla yapılamaz.

Son dönemeçten önce, ülkemiz ve halkımız de facto bölünmeden önce artık köklü bir politika dönüşüyle ülkemiz bir silkiniş yapmak zorundadır. Hiç kimse (Bay RTE dahil!) ve hiçbir kurum
(başta AKP, HDP), hiçbir makam (Cumhurbaşkanlığı dahil!) TÜRKİYE CUMHURİYETİ‘nin
kutsal ve dokunulmaz, tartışılmaz ve mutlak olan BEKA hakkından (sonsuza dek ülkesi ve
ulusu ile bölünmez bütünlüğünü koruyarak bağımsız yaşama)
 daha değerli ve önemli değildir!

Terörün son bulması için bölgesel işbirliği zorunludur

Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Azerbaycan’ın içinde olacağı Batı Asya Birliği kurulmalıdır.
Batı Asya Birliği ile hem dinci yobaz, hem bölücü terör örgütleri ortadan kaldırılabilir.
ABD – İngiltere – AB – İsrail blokunun PKK – HDP – PYD – KCK.. üzerinden saldırısı püskürtülebilir. Bu etkili işbirliğine, değinilen blokun koyabileceği etkili bir argüman yoktur..
Suriye’yle işbirliği yapılırsa Suruç’ta, Reyhanlı’da, Gazantep’te, Diyarbakır’da, Uludere’de…. bombalar patlamaz.

Bay RTE’nin kaçak sarayı ve uzatmalısı AKP ile AKP’nin kurtulamadığı vasisi Bay RTE
başta olmak üzere Türkiye de esenliğe erişebilir.. Bu cehennemi kaos, yaratanlarınca da sürdürülebilir değildir.

Irak – Suriye’de emperyalizmin maşası olup iç savaş kışkırtıcılığı yaparak uluslararası hukuku çiğneyen “haydut devlet” olmaya “5 kala” yerine, hiç yoktan bu 2 ülke sınırında bir tampon / güvenli bölge / şerit ilan edilebilseydi bu çıkmaza girmeyecektik. 2 milyonu aşkın Suriye’li başıboş ve kimliklendirme yapılmadan ülkemize dağılmayacaktı. Sınırlarımız dışında güvenli – tampon bölgede – şeritte tutulan insanlar BM Mülteciler Yüksek Komiserliği sorumluluğunda kalacaktı.. Üstlenilen fatura “Suriyelilere ensar olduk..” masallarıyla geçiştirilemeyecek ölçüde ağırdır. Salt parasal boyut (maliyet) 5 milyar Doları aşmıştır. Bir dizi sürgit (kronik) sorun edinilmiştir.

Bu son derece hatalı ve sorumsuz – güdümlü dış politika falsolarının siyasal faturası Bay RTE ve
AKP iktidarınındır ve Başbakan Davutoğlu da adeta harakiriye katılarak yangını sürdürmektedir.

Türkiye’nin, özetlediğimiz politikaları kararlılıkla güdecek ulusalcı yurtsever siyasal kadrolara  ve onların iktidarına gereksinimi son 50 – 60 yıldır hiç bu denli yakıcı ve ivedi olmamıştı..

Sevgi, saygı ve endişe ile.
22 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi :
SURUC_KATLIAMI_DEVLETIN_ve_AKP’nin_SORUMLULUGU

BİRLEŞİK BÜYÜK KÜRDİSTAN’a = 2. İSRAİL’e ve POSTMODERN YENİ SEVR’e = BÖLÜNMEYE BEŞ KALA


BİRLEŞİK BÜYÜK KÜRDİSTAN’a =
2. İSRAİL’e ve
POSTMODERN ya da
YENİ SEVR’e = BÖLÜNMEYE BEŞ KALA..


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net,
profsaltik@gmail.com

Söylenecek – yazılacak pek çok şey var ama çok çok özetleyelim..

ABD, 22-24 ülkeyi kapsayacağı belirtilen Kuzey Afrika’dan Afganistan’a dek kapsamlı sınır ve
nüfus operasyonları ile kurmayı tasarladığı Büyük (İkinci) İsrail‘i bölgede adım adım,
AKP yardım ve desteği ile yıllardır inşa ediyor.

İşin çarpıcı özeti budur!

BOP Eşbaşkanı RTE, kendisine iktidara getirilme ve tutulma karşılığında diyet olarak giydirilen politik kefen içinde çaresizce, tarihsel misyonunu yerine getirmektedir.

BOP’un yalnızca bu bölgedeki ayağı, o da Türkiye’nin müttefikliği – kanlı taşeronluğu ile
başarıya” (!) taşınmaktadır. Plan, öbür bölgelerde başarısız olmuştur.

Irak’ta 20+ yıldır, Suriye’de ise son birkaç yıldır taşeron İslami terör örgütleri ve PKK eliyle sürdürülen etnik temizlik ve sözde güvenli bölge yaratma harekatı, Birleşik Kürdistan için
coğrafya – alan üretmektedir ve stratejik adım olan Akdeniz’e açılmaya ramak kalmıştır.
Bunun ardından Afganistan ayağı kurulacak ve 1200 km uzunlukta Stratejik Kürt Koridoru güvenceye alınacaktır. Resmi BOP haritası, 2006’da ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde
imzalı makale olarak yayımlanmıştır. (Başkan Danışmanı E. Alb. Ralph Peter)

BOP_haritasi

Bölge Kürtleri, artık son yıllarda, her nasılsa geçmişte Yahudi oldukları kendilerine telkin edilen “Judaik Kürtler“dir! Yani kadim kökenleri aslında Yahudi – Musevi olup sonradan Müslüman -Kürtlere assimile olmuşlardır!? Aslına dönmenin vaktidir! Binlerce yıllık tarihlerinde
hiç olmadıkları halde, böylesine asılsız bir algı operasyonu – sosyal psikolojik kuşatmaya alınmışlardır ..

Böylece, bölgede bırakılan bir miktar sünni Arap ve öbür çeşnilik etnisiteler ile birlikte çatılacak yapay ve kukla Kürt devleti, başlangıçta İsrail mandaterliğinde (güdümünde, himayesinde),
zamanı geldikçe ise parça parça ya da tümden İsrail’e katılma (ilhak) ile
BİP (Büyük İsrail Projesi) = BOP gerçekleştirilmiş olacaktır.

Tarihsel Projenin Türkiye’ye bedeli ise; önce Doğu – Güneydoğu’da özerk Kürt bölgesi,
zamanla bu kukla Kürt / gerçekte 2. İsrail olan devlete katılım ile toprak ve nüfus yitimi olacaktır.

Postmodern Sevr ya da Sevr başlangıcı..

AB Parlamentosu’nun, ABD makamlarının kezlerce apaçık seslendirdikleri,
yazılı raporlara bağladıkları biçimde Lozan’a son,

Sevr uygulamasına 95 yıl sonra, kaldığı yerden devam..

Misak-ı Milli (Ulusal Ant) yıkılmış, Lozan parçalanmış ve Sevr’e ilk ve büyük adım atılmış olacaktır. Arkası çorap söküğü gibi getirilecektir.

Başta bu lanetli politikaların taşeronu, onlarca kez BOP eşbaşkanı olduğunu ve bu görevi yaptığını söyleyen RTE olmak üzere O’nun AKP’si, ülke ve ulusun parçalanmasının
kesin sorumlusu olacaktır.

Son 7 Haziran 2015 genel seçimde AKP’ye oy yağdıran 18 milyonu aşkın yurttaş,
bu hazin tablonun ne denli ayırdındadır??

Her kim bu lanetli bölücü politikaya bilerek (İhanet!) ya da bilmeyerek (gaflet ve dalalet)
destek verir ya da engellemeye çaba göstermez ise, tarih önünde bedelini ödeyecektir.

*****

En azından CHP ve MHP birlikte, HE – MEN ortak basın açıklaması ile halka olağanüstü kritik boyuta gelen durumu anlatmalı ve hükümeti acil göreve çağırmalıdır.

Türkiye’nin başına bu kumpaslar rastlantıyla gelmemektedir.
Zamanlama kahpece yapılmıştır.
Ancak Hükümet, vekaleten de olsa işbaşındadır ve siyasal sorumluluğu sürmektedir.

Cumhurbaşkanı makamında oturan zat, BOP Eşbaşkanlığını = Türkiye’yi bölme işini
sürdürecek midir, acilen engellenecek midir?
(Kendi ağzıyla TV’lerde BOP Eşbaşkanlığını üstlenerek : “.. ve biz bu işi yapıyoruz..”

TSK, vahim gelişmelere hiçbir nedenle kayıtsız kalamaz!++
Kamuoyuna gerekli açıklamayı yapmalı ve çıplak gerçekleri açıklamalıdır.
Basın… artık insaf ve vicdan, zerrece namus ve vatan – halk sevgisi kaldı ise gerçekleri yazmalı, TV’lerde programlar yapmalı ve kamuoyunu ayağa kaldırmalıdır..

Cumhuriyetin başsavcılık makamı, hangi derin uykulardadır??

Koskoca ülkenin “olağanüstü durum” koşullarına denk düşen
B, C… planları nerededir??

Yarın evet, somut olarak yarın, 21 Haziran 2015 günü bile çok geç kalmış olabiliriz..

Bu korkunç gelişmeleri yalnızca “Hayra alamet şeyler değil..” diye yorumlayan bir zat,
T.C. Cumhurbaşkanlığı makamında oturmaktadır.

Bundan daha beter şerre alamet durum olabilir mi??

(Yazının pdf biçimi :

BIRLESIK_BUYUK_KURDISTAN_POSTMODERN_ya_da_YENI_SEVR’e_BOLUNMEYE_BES_KALA

Sevgi, saygı ve ÖLÇÜSÜZ KAYGI ile.
20 Haziran 2015, Ankara

Lütfen aşağıdaki yazıyı da okur musunuz??
http://ahmetsaltik.net/2015/06/20/isid-turkiyede-allah-sizi-korusun/

IŞİD Türkiye’de Allah sizi korusun!

IŞİD Türkiye’de Allah sizi korusun!

Tel Abyad’ı terk eden IŞİD’cilerden geriye kalan birkaç çuval kesilmiş sakal,
çoğunun sığınmacı görünümünde Türkiye’ye geçtiğini ortaya koydu

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/302593/ISiD_Turkiye_de_Allah_sizi_korusun.html, 20.06.2015

Hastanenin depoları üzerlerindeki Türkçe yazılardan Türkiye’den geldiği anlaşılan
kolilerce ilaçla dolu.

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) 2014 Ocak ayından bu yana elinde tuttuğu Tel Abyad’ın denetimi, geçen hafta Kürt savunma birliği YPG ile Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı Burkan El Fırat (BEF) güçlerine geçti. IŞİD’in ciddi bir savunma göstermeden terkettiği kentte YPG ve BEF güçleri tamamen hâkimiyeti sağlamış durumda. Bir kaç ay öncesinde yakın tarihin en önemli direnişine ev sahipliği yapan Kobane üzerinden ulaştığımız Tel Abyad’ın tüm giriş çıkışları YPG güçlerince kontrol ediliyor. Tel Abyad’ın girişlerinde ve kent içindeki önemli kimi noktalarda tüm sivillere kimlik kontolü yapılıyor.

Araplar: Biji YPG

AKP hükümeti ve medyasının Türkmenlere yönelik katliam yaptığı iddialarının aksine
Tel Abyad’da herhangi bir çatışma izine dahi rastlamak mümkün değil. Nüfusun büyük çoğunluğunun dönmediği kentte bulunan az sayıdaki Arap ise memnuniyetini “Biji YPG” sloganlarıyla dile getiriyor. YPG ve BEF güçlerinin iki haftadan az bir sürede önce yakın köyleri ardından da Tel Abyad merkezini IŞİD güçlerinden almasıyla örgütün Rakka’daki merkeziyle bağlantıyı sağlayan en önemli hat da düşmüş oldu. Böylece IŞİD’e katılmak için Urfa sınırını kullanan cihatçıların geçiş yolu da kapanmış oldu. Ancak kenti savunmadan terkeden IŞİD militanlarından çoğunun sakallarını keserek sığınmacı görünümünde Urfa Akçakale sınırından Türkiye’ye geçtiği tahmin ediliyor.

Adeta yüksek şiddetli bir deprem yaşamış görütüsü veren Kobane’nin aksine savaşın izine rastlanmayan kentte işyerlerinin neredeyse tamamı kapalı. Kentteki birkaç bakkal dükkânı ise Tel Abyad merkezindeki az sayıdaki insanın ihtiyaçlarını karşılıyor. Zaten ihtiyaç sahibi olanların sayısı da hayli azalmış durumda. IŞİD’in kenti ele geçirmek için 2013’te başlattığı saldırılar sırasında Suriye rejim güçleriyle şiddetli çatışmalara sahne olan kentin sakinleri
büyük bir göç dalgasıyla Akçakale’ye sığınmıştı. Kentin IŞİD’in eline geçmesinden sonra kentteki az sayıdaki Kürt nüfus da göçe zorlanmıştı. Sünni Araplar ise IŞİD’in kurallarıyla yaşamayı kabul ederek kalmışlardı. Kent IŞİD’in elinden kurtarmak için başlatılan operasyonlar ve hava bombardımanları ise geçen hafta boyunca sınırın hemen öte yakasında bulunan Akçakale’ye yeni bir göç başlatınca kent adeta boşalmıştı.

Apar topar kaçmışlar

Neredeyse çatışmaya girmeyen IŞİD militanlarının kenti terkettiği 15 Haziran’dan iki gün sonra ise bu kez Tel Abyad’ı terkeden sakinleri Akçakale’den dönmeye başladı. Ancak kentte birçok yerde mayın döşendiği ve bombalı bubi tuzakları tespit edildiği için YPG güçleri önümüzdeki pazartesiye kadar sınırı kapattığını duyurdu.

Kentin ele geçirilmesinden sonra apar topar kaçan IŞİD’lilerden geriye kalan eşyalar Akçakale sınır kapısının yanındaki barakalarda bırakılmış. Kıyafetler, ilaçlar, uydu antenleri, kırtasiye malzemeleri, mayın patlatmada kullanılan ara kablolara kadar birçok eşya geride bırakılmış.

Kentin tek hastanesinde cezaları infaz edilmiş iki kişinin cesedi bulunuyor. YPG’liler tarafından bulunmuş cesetlerin birisinin kafası, diğerinin iki ayağı kesilmiş durumda hastane morguna bırakılmış. Tamamen boşaltılan hastanenin depoları üzerlerindeki Türkçe yazılardan Türkiye’den geldiği anlaşılan kolilerce ilaçla dolu durumda.

‘IŞİD’ciler sığınmacı kılığında Türkiye’de, Allah sizi korusun

Eşyalarını geride bırakan IŞİD’cilerin yaptığı tek kaçış hazırlığı ise sakal tıraşı olmak olmuş. Gümrük kapısını ele geçirilen YPG’liler binanın tüm odalarında sakal tıraşından geriye
birkaç çuval artık temizlediklerini anlatıp ekliyorlar:

“Bu cihatçılar sığınmacı kılığında artık Türkiye’deler.
Başınıza gelecekler için sizleri Allah korusun.”

Kentin en önemli noktası olan Özgürlük Meydanı, IŞİD’in kenti ele geçirmesinden sonra
Ölüm Meydanı olarak anılmaya başlanmış. Çünkü suç işlediklerine kanaat getirilenlerin kafaları kesilerek cezalarının infazı da bu küçük meydanda halkın gözleri önünde yapılıyormuş.
Tel Abyadlılar artık BEF güçleri ile birlikte kontrol noktaları kuran YPG’nin elinde olan bölgeyi yeniden ilk adıyla, Özgürlük Meydanı diye anıyorlar. Kapalı kepenklerin üzerinde yazan
“Biji YPG” sloganları sokaklardaki az sayıdaki insanın da dilinde. Kendilerini IŞİD belasından kurtaranlara duacı olduklarını anlatıyorlar. En hafif cezanın “Ölüm Meydanı”nın hemen ilerisinde, gelip geçenlerin küfür ve hakaret etmesinin mecbur kılındığı bir kafeste aç susuz
48 saat hapsetmek
olduğu kentte YPG ve BEF güçlerinin en çok karşılaştığı soru da
“Sigara içebilir miyiz?” oluyormuş. Çünkü IŞİD haram kıldığı sigarayı içmeyi de yasaklamış. Halktan ve dükkânlardan toplanan kartonlarca sigara da, yakılarak imha edilmiş.
Başta sakal kesmek üzere nelerin yasak olduğunun duyurulması için kullanılan camilerin hoparlörlerinden en sık duyulan diğer anonsun ise kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine yönelik fetvalar olduğunu anlatıyor Tel Abyadlılar.

===========================================

Dostlar,

Söylenecek – yazılacak pek çok şey var ama çok özetleyelim..

ABD, 22-24 ülkeyi kapsayacağı belirtilen Kuzey Afrika’dan Afganistan’a dek kapsamlı sınır ve nüfus operasyonları ile kurmayı tasarladığı Büyük (İkinci) İsrail‘i bölgede adım adım,
AKP yardım ve desteği ile yıllardır inşa ediyor.

İşin çarpıcı özeti budur!

BOP Eşbaşkanı RTE, kendisine iktidara getirilme ve tutulma karşılığında diyet olarak giydirilen politik kefen içinde çaresizce, tarihsel misyonunu yerine getirmektedir.

BOP’un yalnızca bu bölgedeki ayağı, o da Türkiye’nin müttefikliği – kanlı taşeronluğu ile
başarıya” (!) taşınmaktadır.
Öbür bölgelerde Plan başarısız olmuştur.

Irak’ta 20+ yıldır, Suriye’de ise son birkaç yıldır taşeron İslami terör örgütleri ve PKK eliyle sürdürülen etnik temizlik ve sözde güvenli bölge yaratma harekatı, Birleşik Kürdistan için coğrafya – alan üretmektedir ve stratejik adım olan Akdeniz’e açılmaya ramak kalmıştır. Bunun ardından Afganistan ayağı kurulacak ve 1200 km uzunlukta Stratejik Kürt Koridoru güvenceye alınacaktır. Resmi harita, 2006’da ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yayımlanmıştır.

BOP_haritasi

Bölge Kürtleri, artık son yıllarda, her nasılsa geçmişte Yahudi oldukları kendilerine telkin edilen “Judaik Kürtler“dir! Yani kadim kökenleri aslında Yahudi – Musevi olup sonradan Müslüman -Kürtlere assimile olmuşlardır!? Aslına dönmenin vaktidir! Binlerce yıllık tarihlerinde
hiç olmadıkları halde, böylesine asılsız bir algı operasyonu – sosyal psikolojik kuşatmaya alınmışlardır.. Böylece, bölgede bırakılan bir miktar sünni Arap ve öbür çeşnilik etnisiteler ile birlikte çatılacak yapay ve kukla Kürt devleti, başlangıçta İsrail mandaterliğinde (güdümünde, himayesinde), zamanı geldikçe ise parça parça ya da tümden İsrail’e ilhak ile BİP (Büyük İsrail Projesi)=BOP gerçekleştirilmiş olacaktır.

Tarihsel Projenin Türkiye’ye bedeli ise; önce Doğu – Güneydoğu’da özerk Kürt bölgesi,
zamanla bu kukla Kürt / gerçekte 2. İsrail olan devlete katılım ile toprak ve nüfus yitimi olacaktır… Postmodern Sevr ya da Sevr başlangıcı.. AB Parlamentosu’nun, ABD makamlarının kezlerce apaçık seslendirdikleri, yazılı raporlara bağladıkları biçimde Lozan’a son, 95 yıl sonra, kaldığı yerden Sevr uygulamasına devam..

Misak-ı Milli (Ulusal Ant) yıkılmış, Lozan parçalanmış ve Sevr’e ilk ve büyük adım atılmış olacaktır. Arkası çorap söküğü gibi getirilecektir.

Başta bu lanetli politikaların taşeronu, onlarca kez BOP eşbaşkanı olduğunu ve
bu görevi yaptığını söyleyen RTE olmak üzere O’nun AKP’si,
ülke ve ulusun parçalanmasının kesin sorumlusu olacaktır.

Son 7 Haziran 2015 genel seçimde AKP’ye oy yağdıran 18 milyonu aşkın yurttaş,
bu hazin tablonun ne denli ayırdındadır??

Her kim bu lanetli bölücü politikaya bilerek (İhanet!) ya da bilmeyerek (gaflet ve dalalet)
destek verir ya da engellemeye çaba göstermez ise tarih önünde bedelini ödeyecektir.

*****

En azından CHP ve MHP birlikte, HE- MEN ortak basın açıklaması ile
halka olağanüstü kritik boyuta gelen durumu anlatmalı ve hükümeti acil göreve çağırmalıdır.

Türkiye’nin başına bu kumpaslar rastlantıyla gelmemektedir.
Zamanlama kahpece yapılmıştır.
Ancak Hükümet, vekaleten de olsa işbaşındadır ve siyasal sorumluluğu sürmektedir.

Cumhurbaşkanı makamında oturan zat, BOP eşbaşkanlığını = Türkiye’yi bölme işini
sürdürecek midir, acilen engellenecek midir?
(Kendi ağzıyla TV’lerde BOP Eşbaşkanlığını üstlenerek : “.. ve biz bu işi yapıyoruz..”

TSK, vahim gelişmelere hiçbir nedenle kayıtsız kalamaz.
Kamuoyuna gerekli açıklamayı yapmalı ve çıplak gerçekleri açıklamalıdır.
Basın… artık insaf ve vicdan, zerrece namus ve vatan – halk sevgisi kaldı ise gerçekleri yazmalı, TV’lerde programlar yapmalı ve kamuoyunu ayağa kaldırmalıdır..

Cumhuriyetin başsavcılık makamı, hangi derin uykulardadır??

Koskoca ülkenin “olağanüstü durum” koşullarına denk düşen B, C… planları nerededir??

Yarın evet, somut olarak yarın, 21 Haziran 2015 günü bile çok geç kalmış olabiliriz..

Bu korkunç gelişmeleri yalnızca “Hayra alamet şeyler değil..” diye yorumlayan bir zat,
T.C. Cumhurbaşkanlığı makamında oturmaktadır.

Bundan daha beter şerre alamet durum olabilir mi??

Sevgi, saygı ve öÖLÇÜSÜZ KAYGI ile.
20 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İstanbul Gaziosmanpaşa’da İndirilen Bayrak ve Kritik Kodları..


İstanbul Gaziosmanpaşa’da İndirilen Bayrak ve Kritik Kodları..

10 Haziran 2014 günü web sitemizde yayımlamıştık :

“Diyarbakır’da İndirilen Bayrak ve Kritik Kodları..”

başlığını taşıyan yazımızı. 29.6.12’de de güncelledik.. (http://ahmetsaltik.net/2014/06/29/diyarbakirda-indirilen-bayrak-ve-kritik-kodlari/)

Aradan 20 gün gibi çoook uzun bir zaman geçti..
Ne yapıldı belirgin olarak?
Siyasal iktidarın başı, Fırat’ın – Dicle’nin kıyısında yitirilen koyundan bile
kendisinin sorunlu olduğunu belirten Başbakan R. T. Erdoğan hangi iradeyi sergiledi sorunun köklerine inmek ve çözmek adına??

Oysa bu konu değil 20 gün, değil 20 saat, 20 dakika içinde atak – kesin – kararlı bir tutumla üstüne gidilmesi ve kökünün aydınlatılması gereken bir konudur.

28.6.2014 günü basından öğreniyoruz ki, İstanbul’da benzer bir olay daha oluyor ve
bir özel hastanenin gönderinden bayrağımızı indiren sefil, hızını alamayarak İstanbul Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü önündeki bayrak direğinden de bayrağımızı indirmeye kalkışınca, uyarı ve biber gazı etkili olmayınca,
polis ayağından vurarak düşürüyor.. Yarası çok hafif ve Ali yürüyebiliyor..

Bayrak indirene tek kurşun(İstanbul Gaziosmanpaşa’da 28 yaşındaki Ali Uçkun ‘Kürtlere özgürlük’ diye bağırdı. Daha sonra hastane yakınındaki İlçe Emniyet Müdürlüğünün Türk bayrağını indirmeye çalıştı. Polis ekipleri Ali Uçkun’u önce uyardı ve biber gazı sıktı. Bayrağı indirmeye çalışan Ali U. polis tarafından bacağından vuruldu. Ali Uçkun’un 15 gün önce
Muş’tan İstanbul’a geldiği öğrenildi.
 Hürriyet haber portalı, 28.6.14)

Bu olay apaçık, Diyarbakır’daki bayrak indirme girişiminin düzenleyenlerin AKP’nin “tepkisini” nasıl okuduklarını, bir anlamda ciddiye almadıklarını ortaya koymaktadır.

Çıplak ayakla geldi tutuklandı

Yaralanan Ali Uçkun ‘Kürtlere özgürlük’  diye bağırmış..

Sevgili Ali evladım,

Kürt kardeşlerimiz bu ülkede “tutsak” mı?
Neden hep kendini hem halkımızı kandırmaya çalışıyorsun?
Neden seni kullanmak isteyenlerin maşası oluyorsun?

Bu yaptığın düpedüz provokasyon..

Karakolda, polislerin gözü önünde bu çok yanlış ve senin de bir parçası olduğun ulusumuzun onuru olan bayrağa en ağır saygı kusurunu işliyorsun..

Eyleminin doğru ya da yanlış olduğunu değerlendirmekten (tefrik) aciz olduğunu
hiç sanmıyoruz. Hukuksal olarak bu bağlamda “ergin” (farik) olduğunu düşünüyoruz. Dahası, bu eyleminin ne gibi sonuçlara yol açabileceğini öngörmekten de aciz olduğunu sanmıyoruz. Yani Ceza hukuku ve adli tıp bakımından ek olarak “sezgin” sin (mümeyyiz) eminiz. Ceza sorumluluğun var. Nitekim yetkili mahkeme seni tutukladı!
Şizofreni hastalığı raporunun olduğu ileri sürüldü ama mahkeme seni

“Türk bayrağına hakaret” ve “Terör Örgütü üyesi olmamakla birlikte örgütü övmek” suçlarıyla tutukladı. 

Bu ülkede Kürt kardeşlerimiz Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakan…. olmuyorlar mı? Örneğin  İsmet İnönü Malatya’lı Kürt asıllı bir devlet büyüğümüz
değil miydi?? Sayısız örneği hepimiz gibi sen de bilmelisin..
Kürt kardeşlerimiz tutsak olsa böyle bir şey görülebilir mi?

Bu bölücü emperyalist oyunlara gelmeyelim; birbirimize düşmeyelim.

  • Asıl düşman seni de bizi de sömüren ve ülkemizde inanç ve etnisite temelinde bölücülükle iç savaş çıkarmaya çalışan emperyalizm!

Kol kola girerek, gönül gönüle,Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi gene işbirliği yapmamız ve omuz omuza dövüşerek emperyalizmi ülkemizden kovmamız gerekiyor.

Şu 2 gerçeği sakın unutma:

1. Kanlı ve iğrenç, insanlık düşmanı Emperyalizmin yeryüzünde özgürlüğüne kavuşturduğu halk yoktur; çünkü dokusuna, tarihsel işlevine, karakterine uymaz..
O bölücü, köleleştirici ve sömürgendir.

2. Özgürlük düşmanı Emperyalizm ile işbirliği yaparak özgürlük savaşı verilebilir mi?
Bu durum çok derin bir çelişkidir ayrıca ahlak dışıdır; hiçbir devrimciye yakışmaz.

Kavga birbirimizle değil anlıyor musun evladım Ali?

Sen, sözde Türk ırkçılığı yapılarak Kürtlerin haklarının gasp edildiğini belki de
Türkiye ve dünya  gündemine taşımak istiyorsun ama Kürt ırkçılığı çıkmazına düştüğünün ayrımında mısın??

Bak, İsrail Başbakanı B. Netanyahu İspanya’da yaptığı bir açıklamada Kürt Devleti kurulmasından söz ediyor (Hürriyet haber portalı, 30.6.14). İsrail, Kürtlerin özgürlüğü ve bağımsızlığı için içtenlikli mi sanıyorsun? Bölgede hemen hemen tüm ülkelerle
başı dertte. Yeni sorun niye yaratsın? Derdi bölge ülkelerini bölerek zayıfatmak,
iç kargaşa ile meşgul etmek ve oluşacak küçük küçük güçsüz devletlerin de başına yandaş yönetimler getirerek bölgeye egemen olmak, doğal kaynakları kullanmak.

Hatta bu bağlamda “Judaik Kürtler” diye bir assimilasyon politikası ile Kürtlerin aslında Yahudi kökenli oldukları çarpıtması bile uyduruldu..

Sözde Kürt kardeşlerimize sahip çıkıyor görünüyor ama amaç yukarıda yazdığımız gibi. O bakımdan emperyalizmin böl – parçala – yönet (Divida et impera!) oyununa gelmeden, T.C. topraklarında, hepimiz 1. sınıf yurttaş olarak devletimizin vatandaşları olmalı ve birlikte yaşamalıyız.

Büyük ATATÜRK, 1933 yılında Cumhuriyet Bayramı’nın 10. yılında, 29 Ekim günü verdiği 10. Yıl Söylevi’nde

  • “AYRICALIKSIZ – SINIFSIZ KANAŞMIŞ BİR KİTLE OLACAĞIZ”

hedefini göstermişti. Bundan ala hedef olabilir mi??

Hem ayağındaki hafif kurşun yarası için sana şifa diliyoruz hem de esas olarak
beynine – gönlüne sokulan akıl ve bilim dışı Kürtçülük hastalığı için şifa diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net