YANLIŞTA ISRAR…

Konuk yazar : Nusret KEBAPÇI

YANLIŞTA ISRAR… 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim? Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün… Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi? Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli… ABD Türkiye’deki iktidarı… Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı… Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu. Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” de diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok… Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan… Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi? Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli? Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş, 1 milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf… Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz… Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine… Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken? Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince… Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu? İstiyor…
Yetmiyor… Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek… Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine… Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına… Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine… Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiçbir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim; bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır… O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak
Aksi halde bunun dışındaki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak,
ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır… (14.02.2018)
========================================
Dostlar,

Sayın Nusret Kebapçı nazik bir konuyu irdeliyor. AKP – Erdoğan en küçük eleştiriye müthiş köpürür, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a bile “gereken yapılacak” tehdidi savururken!
Yöntem olarak sorular sormak ve onlara yanıt üreterek us yürütmeyi seçmiş Sn. Kebapçı. Bildiğimiz Sokratik yöntem..
İktidarın bu sorulara “eyyyy” diye başlayan, “ulan ahlaksız..” ile sürmeyen bir tarz ile; dinleyip yararlanma olgunluğunu göstermesi gerek.
AKP – RTE’nin hata yapma şansı – kredisi kalmadı artık.
“Kandırıldık” söylemlerinden bıktık, ülkemiz de duvara dayandı. Şehit – gazi verildiğimiz bir savunma savaşına sürüklendik.

  • AKP – Erdoğan, soruna içtenlikle “milli” olarak bakıyorsa, Milletin Meclisi ile yönetmelidir bu süreci.

Tıpkı Kurutuluş Savaşımızın Mustafa Kemal Paşa tarafından 1. BMM eliyle yürütüldüğü ve o olağanüstü koşullarda bile hep Meclise hesap vererek, hep ondan yetki ve izin isteyerek…

Sevgi ve saygı ile. 17 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Suriye’de durumun vaziyeti

Suriye’de durumun vaziyeti

Noyan UMRUK

Noyan UMRUK
noyanumruk@hotmail.com,
http://www.abcgazetesi.com/suriyede-durumun-vaziyeti-8283yy.htm 21.01.2018 16:58

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

TARAFLAR
Doğrudan Müdahil Süper Güçler: ABD, Rusya
Bölgesel Güçler: Türkiye, İran, İsrail, S. Arabistan
Uzaktan İzleyenler: Çin, Tarihi Ortadoğu uzmanı İngiltere ve AB ülkeleri

Yerel Güçler:
Esad Rejimi  – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, ÖSO vb.
PYD/YPG  – SDG çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler

IŞİD’in tümüyle yerleşim merkezlerinden temizlendiği Suriye’de öne çıkan gelişmeleri ve haritadaki değişimler şöyle:

IŞİD Rakka’dan  tamamen çıkarıldı. ABD destekli savaş uçaklarının desteğiyle YPG unsurları şehir merkezinde ve kırsalda kontrolü sağladı. Güneydeki petrol şehri Deyri Zor’da ise ABD ve Rusya’nın farklı alanlarda YPG’ye hava desteği sağladığı gözlemlendi. Şu an Deyri Zor kuzey doğusu ve güneyindeki çöl bölgelerinde örgütün kontrol ettiği alanlar mevcut. Fakat bu alanlar içindeki yerleşim yeri sayısı çok az.

Muhaliflerin kontrolündeki Dera, Doğu Guta ve İdlib‘te ise yer yer rejim güçlerinin savaş uçaklarıyla saldırı düzenlediği tespit edildi. Kasım ayı sonrası bir yıl içinde ülkenin geçirdiği en sakin dönemlerden biri olduğu söylense de bine yakın sivilin saldırı ve çatışmalarda yaşamıı yitirdiği rapor edildi.

17 Aralık 2017 itibari ile ABD söylemlerinin aksine Suriye’de IŞİD’in kontrolünde hiçbir yerleşim yeri kalmazken, terör örgütü yalnızca kimi kırsal alanlarda (çöl bölgelerinde) işgali sürdürüyor.

Çekirdeğini birkaç yıl önce ülkemiz sınırları içinden “Biji Obama” yaygaraları ve zafer işaretleriyle, eller ve silahlar havada geçerken kendilerine kebap ve lahmacun ikram edilen peşmerge ve PKK militanlarının oluşturduğu diğer terör örgütü YPG ise ABD’ 4500 TIR’lık silah ve uzman asker personel desteğiyle, gerektiğinde ABD bayraklarının arkasında veya gölgesinde Fırat Nehri’nin kuzeybatı bölgesini, Suriye’nin, petrol üretim alanları (Rakka-Deyri Zor) da dahil %30’unu kontrol ediyor (Deyri Zor şehir merkezi hariç).

Gelelim Türkiye için durumun vaziyetine…

Eski kanka Esad’ı ünlü BOP eşbaşkanlığı çerçevesinde Esetleştiren,
ABD’nin gönüllü taşeronluğuna soyunan Türkiye,

bu kez de ABD tarafından kandırıldı ve Suriye’nin, İsrail’in güvenliği ve Amerikan çıkarları açısından bölünmesi ihalesini, bu iş için pek tabii ki daha uygun olan PKK-PYD taşeronuna kaptırdı.

İşte böylece Ülkemizin 911 km’lik güney sınırının güvenlik sorunu başladı ve gittikçe büyüyerek ciddiyet kazandı.

Oysa, ülke çıkarı ön planda tutularak daha ilk başta mezhepçi takıntı ya da hayallere kapılmadan, bağımsız bir ülkenin toprak bütünlüğüne saygı ilkesiyle Rusya, İran ile birlikte hala inat edilen Suriye merkezi hükümetiyle işbirliği yapılsaydı, sorun bu denli büyümeyeceği gibi yeni komşularımız ABD, Rusya, PKK-PYD olmayacaktı…

Şimdi 911 km’lik güney sınırımızın 250 km’lik kısmını güven altına almaya çalışıp, geri kalan kısmına Allah kerim derken, her zaman olduğu gibi tüm bu ciddi yanılgıların milli faturasını sırtlanan TSK’e ve gözbebeğimiz Memetçiğe milletçe yürekten başarılar ve can sağlığı diliyoruz…

İşte. özet olarak ayrıntılarda boğulmadan, kolay anlaşılır biçimde durumun vaziyeti budur…

suriye-son-harita-aralik2017.jpg

===================================
Dostlar,

AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

Bilindiği gibi Sayın Noyan Umruk emekli generaldir. Ayrıca Doktora (PhD) derecesi vardır.
Son derece ağırbaşlı ve nitelikli – bilimsel değerlendirmeleri olmaktadır. Dün (21.1.18) abc gazetesi web sitesinde yayımlanan bu yazısı, ülkemizi AFRİN’e sıcak askeri harekata sürükleyen gelişmelerin ardalanını özlü ve çarpıcı biçimde sergilemekte.

Bir kez daha açıkça yazmak – tarihe not düşmek boynumuzun borcudur      :

Mart 2011’de Suriye’nin BOP kapsamında bölünmesi ve İsrail’in 2. İsrail = Büyük Kürdistan ile büyütülerek Ortadoğu egemenliğinin pekiştirilmesi planı uygulamaya kondu. BOP Eşbaşkanı Erdoğan‘a bu görev verildi ve Türkiye bütün legal – illegal araçlarla Suriye’ye daldı. Ancak Suriye yalnız değildi; başta Rusya – İran olmak üzere, Irak, Azerbaycan ve uzaklardan Çin, Almanya gibi ülkeler ABD – İsrail eksenine çıkarları gereği karşı durdular. Suriye bölünse idi, sıra İran ve Türkiye’nin de bölünmesi ile 4 ülkeden koparılacak topraklarla BÜYÜK KÜRDİSTAN, İsrail güdümünde bir kukla devlet olarak kurulacaktı. Rusya güneyden sınırlanacak, petrol-doğalgaz alanları hem Çin, Rusya hem de Almanya açısından denetim dışı kalacaktı. Rusya’nın sık sık ve kendince pek haklı olarak vurgulayageldiği üzere SURİYE’nin TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ YAŞAMSALDIR. Gerçekte bu saptama İran ve Türkiye için de daha az olmayan derecede yaşamsaldır. Unutulmamalı; Suriye ile muazzam uzunlukta, 911 km kara sınırı olan ülke Türkiye’dir. Ayrıca BM Anlaşması uyarınca da sınırların değişmezliği ülkesi uluslararası hukukta yürürlüktedir.

Tarihin diyalektiği öngörüsüz, ufuksuz, kimi hayallerle taşeronluğa, emperyalizmin sopalığına soyundurulan… AKP iktidarını terbiye etti bereket. Bu süreçte Rusya ve İran son derece özverili ve ustaca, sabırla, Erdoğan’ın çok güçlü ve o ölçüde handikap oluşturan narsisistik kişiliğini aşmak için didindiler. Rusya – İran devlet başkanları, yöneticileri kezlerce Ankara’ya geldiler. Çok ustalıklı bir dış siyaset satrancı oynadılar, gerçekten büyük iş çıkardılar, onları kutlarız!
Azerbaycan da öyle.. Esad rejimi ise bu ülkelerin telkinlerine uyarak, yutkunarak sabretti ve ülkemizle doğrudan çatışmadan hep kaçındı. Türkiye’de ise, tüm engellere karşın DEVLET AKLI – BEKA REFLEKSİ Erdoğan’ı zamanla sınırladı.

Sonuçta şimdilerde Türkiye, örn. Afrin operasyonu ile, Mart 2011’de başladığı emperyalist güdümlü taşeron bölücü politikalarının ağır hatalarının bedelini ödemektedir ne yazık ki. Geçtiğimiz yıl da Fırat Kalkanı operasyonu ülkemize son derece ağır bedeller ödetmişti. Her şeyden önce 75 dolayında Mehmedimizi şehit vermiştik. Mali faturanın birkaç milyar dolara erişmiş olması işten bile değildir.

AKP = ERDOĞAN fahiş hatalar yaparak ülkemizi uçurumun kıyısına sürüklemekte, sonra tüm ülke hatta ülke dışından uyarılar – frenlemeler – çabalar – çırpınmalar ve çırılçıpak ortaya çıkan tarihsel gerçekler ile 180 derece dönüş yapılmaktadır.

Sonra da, tüm bunlardan asıl sorumlu olanlar bu kez 1 numara yerli – milli – ulusalcı – vatansever kesilmekte ve eleştirileri, –adeta yansıtma ile– vatan hainliği suçlaması ile boğmaya çalışmaktadırlar. Demokratik bir ülkede bu olabilir mi? OHAL sopası ile en küçük haklı – doğru muhalefet, suçluluk psikolojisi ile boğulmaktadır.

Çooook daha can sıkıcı olan ise bu partinin VATAN – MİLLET (sıkılmadan ÜMMET diyorlar!) savunucusu kesilmesidir. BOP ve eşbaşkanlığı, apaçık Türkiye’nin de bölünmesini öngören haritalara dayanıyordu. Erdoğan Eşbaşkanlığını TV kameraları önünde onlarca kez açıklar ve adeta övünerek itiraf ederken bu gerçeği gör(e)memiş olabilir mi? Hiiiç sanmıyoruz. Ancak ülkemizin namuslu yurtsever direnci, Erdoğan’ı da bu beladan kurtarmış, kurtaracak gibidir. Erdoğan bu kesimlere minnet ve şükran dolu olmalıdır.

Fırat Kalkanı, Afrin harekatı vb. asla ve asla
iç politikada seçime malzeme yapılmamalıdır

Bu utanç verici olur. Ne var ki tablo öyle görünmüyor. AKP = Erdoğan‘ın ciddi biçimde düşen oyları nedeniyle mutlaka farklı – yeni birşeyler yapmaları ve halkın yurtseverlik duygularını kullanması gerek! İşte asıl kahredici olan budur.. Önceki gün Bursa konuşması niyeti açıkladı!

  • Birilerinin oyları artsın ve  seçim kazansın diye ülkemiz maddi – manevi muazzam bedeller öderken, asker – sivil şehir ve gazi verirken, başlarına roketler düşerken.. gerçeği çırılçıplak görmek… Yalaka basının  gerçekleri ters yüz etmesi ve sesini duyurmak için çırpınan aydının ateşten gömleği.. (Not : İYİ Parti Gn. Skrt. Dr. Aytün ÇIRAY’ın 21.1.18 günü SÖZCÜ’de Emin Çölaşan’ın köşesinde yayınlanan mektubundan kısa bir bölüm yazımızın sonundadır..)Keşke tarihi yazanlar, Büyük ATATÜRK‘ün uyarısı gibi yapana sadık kalsa..
    Keşke namuslu tarihçiler, bu olup bitenlerin içyüzünü yazsalar ve bugün değilse bile gelecek kuşaklara olsun bir yarar sağlasa.. Kamuoyuna dönük aldatan algı yönetimi kahredici..
    Siyasal iktidar elbette değişecek ve ülkemizin başına bu yıkımları getiren siyasetçiler mutlaka yargılanacaktır.. Erdoğan şu dakikalarda Ankara Sanayi Odası ödül töreninde konuşuyor.. Hamasete ve de salondan gelen alkışa sınır yok, yok, yok! Heyhaaatt.. Peki Afrin – Fırat Kalkanı…  operasyonlarında çarpışan Mehmetçikler içinde AKP vekillerinin – üst düzey yönetcilerinin çocukları – yeğenleri var mı, yoksa onlar zaten ”bedelli askerlik” mi (!) yapmışlardı? Bu arada, vatanın çıkarları için şahinler şahini kesilen iktidara soralım :
  • İşgal edilen Ege ada – adacık – kayalıkları vatan toprağı değil mi? Neden son birkaç yıldır susuyor ve bu işgale ses çıkar(a)mıyorsunuz???? Bunu adı vatana …….. değil de ne??

Sevgi, saygı, derin KAYGI ve UMUT ile. 22 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
============================================

Dr. AYTUN ÇIRAY’dan AFRİN operasyonuna ilişkin çok ciddi uyarılar…

AKP’nin yanlış dış politikaları Suriye’de zirve yapmış ve Türk Milleti’ne çok ağır can ve mal kayıplarına neden olmuştur. 2012’de birkaç hafta içinde Şam’da Emevi Camisi’nde cuma namazı kılma gibi ideolojik hayallerle olağan rotasından çıkarılan Suriye politikaları, bugün Türkiye’yi, Irak’ın yaşadığı gibi bir cehenneme sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakabilir. Biz bunu savunup çözümün Suriye ile barıştan geçtiğini anlatmaya çalışıyoruz. Ancak adına merkez medya denilen medyanın da artık yok olma aşamasına geldiğini üzülerek  görüyoruz… evlâtlarımızın kanlarının boşuna dökülmesini önlemenin tek çaresi Sayın Erdoğan’ın sözde “Milli ve yerli” politikalarının iç yüzünü milletimize anlatmaktan geçiyor… Çünkü AKP’nin dış politikası tam bir fiyaskodur ve bunun bedeli şu an için insanımızın kendi refahından ve mutluluğundan çalınan yüzlerce milyar dolardır. Bu maddi bedel her geçen gün biraz daha katlanmaktadır. Manevi maliyet ise her türlü parasal bedelin üzerindedir ve olumsuz etkileri kuşaklar boyu sürecektir.
* * *
AKP ve yandaşlar Afrin meselesini yine iç politikaya alet etmekte ve seçim süreçlerinde kendi hedeflerine ulaşmak için kullanmak niyetindedir.
Dış politikanın Sayın Erdoğan tarafından şehitler vermemiz pahasına ve tekrar seçilmek için kullanılması ‘yerli ve millî’ sıfatları ile örtülemez…
(SÖZCÜ, Emin Çölaşan’a mektubu, 21.1.18)

PKK’nın son savaşı

PKK’nın son savaşı

Necati Doğru
Necati Doğru

SÖZCÜ, 19.10.2015

Yeniden dirilemeyecek. Bunu biliyor. Onun için çıldırmış gibi saldırıyor.
Tankçı Yarbay İhsan, Jandarma Üstçavuş Turgay.
Astsubay Kıdemli Çavuş Samet, Üsteğmen Ünal.
Tunceli’de de 2 Mehmetçik! Şehit oldular.
Şehitler ölmez.
Barış süreci sırasında askere emirler verilmişti. PKK ateş etmeden, ateş edilmeyecek.
Yine barış sürecinde; Kara Kuvvetleri Birlikleri ve özellikle komando birlikleri çatışmalara sokulmadı. Yine barış süreci sırasında; jandarmanın ateşine PKK ateş ile karşılık vermez ise “savcılara jandarmanın mermi kovanlarını toplayarak haklarında soruşturma açma görevi” de verilmişti.

Bunlar hep yazıldı. Haber yapıldı.
Demeç oldu. Arşivlerde var.
O günleri unutmadık. Unutmayın.
***
Son 4 şehidin verildiği çatışma sonrası Genelkurmay Başkanlığı’ndan verilen bilgiye göre; PKK’lı teröristlere ait çok sayıda barınak, mağara ve silah mevzileri imha edildi.

4 mağarada şu silahlar çıktı      :

– 1 adet Doçka uçaksavar makineli tüfeği,
– 8 adet Kalaşnikof Piyade Tüfeği,
– 1 adet (BKC) Bixi makinalı tüfeği, 
– 1 adet Kannnas keskin nişancı tüfeği,
– 1 adet RPG- roketatar,
– 4 adet RPG-7 roketi,
– 10 adet el bombası,
– 1 adet telsiz, 1 adet radyo, çok sayıda mühimmat, yiyecek, yaşam malzemesi…

Unutmadık.
Unutamayız.
Bu kadar silah, “Dolmabahçe’de masaların kurulduğu” dönemlerde Türk Ordusu’nun
elinin, ayağının, gözünün bağlanması emirlerinin verildiği için o mağaralara depolandı.
Türk halkı aldatıldı. Bunun bir hesabı olacak. Hesabı sandıkta sorulacak.
***
PKK’nın son mağaraları olacak.

  • Aslında Türk Ordusu; PKK görüntüsü altında emperyalizmle savaşıyor.

Emperyalizm Ortadoğu’da; sünni Müslüman Araplar (IŞİD) ile Kürtleri (PYD) çarpıştırarak  “Büyük Kürdistan” oluşturma planı yaptı ve bu planın büyük parçası olarak da
Türkiye’nin Güneydoğusu’nu anavatandan koparmayı kurguladı. PKK bu kurgunun
maşası yapıldı. Son maşa olacak. Mağaralar temizleniyor.

Suriyeliyi alma! Bizi AB’ye al!

Ne zaman “elinde çantasıyla geldi” haberleri yazılsa; bilin ki Türkiye’yi yönetenler pazarlığa oturmuşlardır. Bir şey satılıyordur. Alman Başkanı Merkel de elinde çantasıyla geldi.
Çantada 3 milyar Euro para var diye ön haberler de çıktı. Avrupa Birliği adına Merkel, 3 milyar Avro’yu  verecekmiş, karşılığında Türkiye’nin Suriyeli mültecilere Avrupa ülkelerine sızmasına polislik, bekçilik, jandarmalık yapmasını isteyecekmiş. Ahlaksız bir teklif.

  • Suriyelileri bu perişan duruma, Avrupa Ülkeleri’nin de içinde bulunduğu
    Batılı büyük devletlerin “Suriye’yi iç savaşa sürükleme politikaları” getirdi.

Türkiye böyle ahlaksız bir teklifi görüşerek “selden kütük kapmaya çalışan avantacı” durumuna düşürüldü. Türkiye’nin bu utanç verici ahlaksız teklifi kabul edici durumuna düşürülmüş olmasını örtmek için de sanki Alman Başbakanı Merkel ile “Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği için
6 fasılın yeniden açılması görüşülüyor” havası yarattılar. Yani Avrupa’nın ahlaksız teklifine karşı “Suriyeliyi alma bizi AB’ye al” diyen yakışıksız bir karşı teklif yapılıyor. Nereden baksan dökülüyor. Suriye mülteci sorunu ayrı, Türkiye’nin AB üyeliğine kabulü ayrı konular ama “Merkel çantasıyla geldi faslında” birleşildi.

===============================

Dostlar,

Vatan evlatları kalleşçe, Batı emperyalizminin maşası, ABD’nin açıkça itiraf ettiği üzere
silahlı gücümüz” dediği PKK tarafından, Batı’nın – ABD’nin kurşunlarıyla vurulmaya
devam ediyor.. Dünden bu yana 4 şehit daha.. Ve geçen hafta PKK’nın Suriye kolu PYD‘ye
herkesin gözü önünde ABD’nin 50 ton silah vermesi..

Türkiye PKK ile mi, ABD ile mi çatışıyor??

Biri yarbay.. TSK’nın, askerinin önünde giden kahraman subayları.. TSK’nın soylu geleneğidir.. Gerektiğinde komutan en önde gider.. Mustafa Kemal Paşa da Conkbayırı’nda, Sakarya’da, Kocatepe’de öyle yapmadı mı?? Sakarya savunmasında erlerden çok subay yitirmedik mi??
TSK hem gerektiğinde deneyimli subayını öne sürüyor, ek bir özveri gösteriyor ve bedel ödüyor hem de Mehmetçiğini – Milletin emaneti gözbebeklerimizi özellikle koruyor.
Son zamanlarda rütbeli subaylarımızın şehit edilişini böyle okumak gerek..

Doğu – Güneydoğu ve de büyük kentler, dağ – taş silah ve mühimmar deposu durumuna getirilmiş. Bu son birkaç yılda, AKP – RTE’nin lanetli AÇILIM süreci boyunca oldu. Dolayısıyla verilen şehitlerin, sivil can yitiklerinin velhasıl

  • DÖKÜLEN KANLARIN SİYASAL SORUMLUSU KESİN OLARAK AKP – RTE’dir..

Bu hesap, 1 Kasım 2015 günü genel seçimde halkımız tarafından mutlaka sorulmalıdır.
Yoksa bu günleri bile arayacağız AKP bir kez daha iktidar olursa..

TSK ve güvenlik güçlerimiz, kararlılıkla, ara vermeden,
bu kökünü kazıma operasyonunu sürdürmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
19 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BÖLMEK SİZE NE KAZANDIRACAK?

 

BÖLMEK SİZE NE KAZANDIRACAK?

Rifat Serdaroğlu

Cumhur’un Başı, 3. Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumunda şunu söyledi;

“Türkiye’yi, benim ülkemi bölmek, size ne kazandıracak?”

Tercümeyi kulaklığından dinleyen bir Amerikalı yetkili, yanındaki Türk İşadamına dönerek; Good morning, after supper, “Akşam yemeğinden sonra, günaydın” dedi ve devam etti;
Erdoğan, Büyük Ortadoğu Projesinin Obama ile birlikte eşbaşkanı değil mi?
-Erdoğan, bu projenin amacını bilmiyor mu?
-Erdoğan, bizim Dışişleri Bakanımız Condeleezza Rice’ ın
“22 ülkenin sınırları değişecek, bölünecek” dediğini duymadı mı?

-Öcalan ile İmralı’da görüşüp, anlaşmaya varan Erdoğan değil mi?
-Bizim görevlendirdiğimiz kişinin başkanlığında, Oslo’da PKK ile anlaşmaya varılmadı mı?
-Erbil’de Erdoğan ve Barzani arasında sözlü mutabakat sağlanmadı mı?
-Erdoğan, Irak’ta Saddam’ı devirirken bizle beraber değil miydi?
-Erdoğan, Tunus-Libya-Mısır’da bizim için çalışmadı mı?
-Davutoğlu, Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı değil miydi?
Biz hiçbir şeyi gizli-saklı yapmayız ki! Yıllardır NATO toplantılarına gelen Türk Yetkililer, Türkiye-İran-Irak-Suriye’den alınacak parçalarla kurulacak
“Büyük Kürdistan” haritalarını görmediler mi?
ABD Başkanı Wilson’un taa 1918 yılında yayınladığı “Wilson İlkeleri”nin
12. maddesinden haberi yok mu?
Biz dünyanın jandarmasıyız. Biz olmazsak dünya kaos yaşar. Ortadoğu’nun
petrol ve doğal gazını, Dicle-Fırat’tan kaynaklanan su havzalarının yönetimini
Türklere bırakacak kadar aptal mıyız?

Erdoğan, Başkan Bush ve Başkan Obama ile Oval Ofiste baş başa neler konuştuğunu,
hangi sözleri verdiğini Türk Milletine anlatabilir mi?

ABD Türkiye Büyükelçisinin, Erdoğan’ın önüne koyduğu dosyalarda ne vardı sanıyorsunuz?

Türk İşadamı dostum, ayağa kalkar ve Amerikalı yetkiliye;
“Bu söylediklerini Erdoğan’ın bilip, bilmediği hakkında bilgim yok. Kişiler geçicidir,
Türk Milleti esastır. Siz daha önce yanınıza İngilizleri-Fransızları-İtalyanları-Yunanları da alarak, bunu denemediniz mi?
Başarılı olamadınız, yine olamayacaksınız. Siz Vietnam’da-Afganistan’da-Irak’ta-Suriye’de bile batağa saplandınız, Türkiye ve Türk Milleti size çok büyük gelir, altımızda ezilirsiniz!
Merak etmeyin yakında Türk Milleti kendine yakışına yapacaktır.
O zaman, karşılıklı olarak yine konuşacağız. Biz Türk Milleti olarak ne dostumuzu
ne de düşmanımızı asla unutmayız. Size iyi günler.” der ve orayı terk eder…

*****
Değerli Okurlar;

Türk Milleti, geçtiğimiz 13 yılı çok iyi irdelemeli ve hiç unutmamalıdır!
Yanlış kişileri işbaşına getirmenin bedelini önümüzdeki kaç yılda ödeyeceğiz,
henüz bilmiyoruz. Yaşayarak göreceğiz.
Bundan böyle, Çağdaş-Vatansever-Demokrat-Dürüst olan kişileri seçmeliyiz.
İçinde bulunduğumuz çağda yaşamak, kişiyi veya kurumu “Çağdaş” yapar mı?
Örneğin, Libya’da birbirini boğazlayan, öldürdükleri eski liderlerinin ölüsüne tecavüz eden toplum, bu çağda yaşıyor diye, çağdaş mı sayılacak?
Veya 21. yüzyılda “Kerameti kendinden menkul” bir meczubun peşine takılıp,
O’nu tapılacak adam konumuna getiren Cemaat ve Tarikatlar, çağımızda var oldukları için, çağdaş mı sayılacaklar? Her kravat takanı çağdaş mı sayacağız?
Kaynağı belli olmayan ve hesabı verilemeyen servete sahip olan dolandırıcılar,
son model otomobiller kullanınca çağdaş mı oluyorlar?

Çağdaşlığın temel boyutu; Bilgi, Bilim, Teknoloji, Örgütlü Toplum ve dünya ile ortak değerleri medeni ölçülerde paylaşabilecek yetenekte beyin gücü yetiştirmektedir.

Bu nitelikte Devlet ve Siyaset İnsanlarını seçmeyi öğrendiğimiz zaman,
ülkemiz dünyada örnek gösterilecek bir ülke olacaktır.

Önümüzde 1 Kasım seçimleri var. Çağdaş bir ülkede yaşamak isteyen herkes,
siyasal düşüncesi ne olursa olsun, AKP ve HDP ye OY VERMEMELİDİRLER.
İçinize sinse de, sinmese de ya CHP ye ya da MHP’ye oy verilmelidir.
1 Kasım’da başımızdaki belayı def edebilirsek, ülkemizde sistemi baştan aşağıya değiştirecek, yeni Anayasa, yeni Siyasal Partiler Kanunu, yeni TBMM İçtüzüğü ve yeni Seçim Kanunu hazırlayıp, Türk Milletinin onayına sunacak bir partiyi nasılsa beraberce kuracağız.
Ama şimdi en önemli iş 1 Kasım’da çakma demokratları ve bölücü hainleri sandığa gömmek olmalıdır. Bundan önemli işimiz yok!
“Var” diyen, “ama” diyen, “fakat” diyen lütfen bizden uzak olsun…

Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Eylül 2015

==============================

Dostlar,

Teşekkürler Sayın Serdaroğlu’na…

Her zamanki gibi çok çarpıcı veriler.. Özellikle Bay RTE hakkında..

Bizim söylediğimiz seçime katılımın artmasının belirleyici olacağıdır..

AKP oyları sayısal olarak 18.9 milyonda sabit kalırsa, 7 Haziran’da seçime katılmayan ve
AKP seçmeni olmadığı kesin olan 9,1 milyon seçmenin (%16!) yarısı seçime katılsa,
AKP oyları yaklaşık 6-8 puan düşüyor.. Bunların da yarısı CHP’ye giderse AKP 2. parti,
CHP 1. parti olur ve Ülkemiz bu kanlı – kurgulu karmaşadan kurtulabilir..

7 Haziran’da 9,1 milyon seçime katılmayan + 1,3 milyon geçersiz oy kullanan + 0,4 milyon yeni seçmen = 10,8 milyon seçmen.. Ülkemizin yazgısını belirleyecek olanlar başlıca bu kitle..

Toplam seçmen sayısı 57 milyon..

Haydi Türkiye, ülkemizin artık AKP’den kurtulması zorunlu

YURTTAŞ, SEÇİME KATIL VE GEÇERLİ OY VER..

Sevgi ve saygı ile.
19 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

AKP SİYASETİNİN KANLI OYUNU AÇIĞA ÇIKTI!

 

portresi



Erdal Sarızeybek

AKP SİYASETİNİN KANLI OYUNU AÇIĞA ÇIKTI!

KCK nedir?

Açılımı; Kürdistan Topluluklar Birliği, yani İran, Irak, Suriye ve Türkiye’yi de kapsayan ve geçmişi 150 yıl öncesine dayanan Büyük Kürdistan Siyasi Projesinin yaşama geçirilmesi için yapılmış bir plan, proje ve uygulama esaslarını kapsayan bir örgütlenme modeli.KCK belgesi nedir?

2005 yılında hazırlanmış ve PKK’nın Kandil’deki silahlı kanadı tarafından, 25 Mayıs 2007 tarihinde kabul edilmiş ve adına da KCK Sözleşmesi denilmiş, sözde PKK Anayasası niteliğinde bir kâğıt parçasıdır, yani küresel Kürdistan projesinin uygulamadaki
temel esaslarını gösterir bir yazılı kâğıt.

KCK’yı kim kurmuştur? İmralı’da yatan bölücü başı.
KCK’da yürütmenin başı kimdir? PKK’nın silahlı başı Murat Karayılan adındaki terörist.
KCK’nın ana hedefi nedir? Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den, gücü yeterse, bir parça toprak koparıp Büyük Kürdistan’ı kurmak.
KCK’nın uygulama hedefi nedir?

Silahlı PKK unsurlarının, uluslararası ve anayasal güvence altında silah bırakıp,
başta Türkiye olmak üzere sayılan 4 ülkede yönetime getirilmesi ve siyasi, adli ve
idari bir silahsız devlet yapısına dönüştürülmesidir.

Bugün ülkemizde yapılan ve adına da KCK Operasyonları denilen soruşturma,
bu siyasi, idari ve adli örgütlemenin Türkiye’deki ayağıdır.
Şimdi diyeceksiniz ki Ne var bunda, ne güzel işte, PKK ile mücadele ediyor hükümetimiz”…
Doğru değil, bu bir tuzaktır tuzak! Nasıl mı, anlatalım…
Bu KCK kâğıtlarında ne var?

Bakın Taha Akyol ne diyor, hükümet sözcüsü gibi konuşan Taha Akyol:
25 Mayıs 2007 günü PKK Kongra-Gel tarafından onaylanarak yürürlüğüne konan
KCK sözleşmesi bölgede uygulaması başlamış bir anayasa taslağıdır, demokratik özerklik
bu metne göre inşa edilecektir…

(Bakınız: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19043893.asp )…”

Önce Akyol’un kullandığı kelimelere bakınız:Onay, sözleşme, anayasa taslağı ve sözleşme
Onayı amir olan makam verir, sözleşmeyi yetki kullanan makam yapar, anayasa taslağını
güç olan makam yapar, özerklik ise bağımsızlığın ilk adımıdır…

Bu kelimeleri yan yana getirince, insan ister istemez diyor ki, sanki bu yazı ile PKK’ya
yol gösteriliyor ve bu yolda kamuoyu hazırlanıyor hem medya eliyle, hem de hükümet eliyle…

KCK Sözleşmesi denilen bu yazılı kâğıt ne zaman hazırlanmıştır? 2005’te
Başbakan kimdir o yılda? Erdoğan, zaten son on bir yılda hep o.
O zaman bakınız, bu tarihte bu Başbakan’ın halka açık sözlerine bir bakınız:

“ Kürt sorunu benim sorunum! Erdoğan, Diyarbakır’da Kürt sorununun çözülememesinin nedeni olarak BDP ve CHP’yi göstererek, “2005’te yine Diyarbakır’da ‘Kürt sorunu herkesten önce benim sorunumdur’ dedim. Sözlerimin arkasındayım” dedi…
(Bakınız: http://siyaset.milliyet.com.tr/kurt-sorunu-benim-sorunum-/siyaset/siyasetdetay/02.06.2011/1397439/default.htm …)

Demek ki bu kâğıt parçası üzerinde bu KCK planı hazırlanırken, Başbakan’ın kafasında PKK’ya karşı bir çözüm, daha doğrusu PKK’nın kılık değiştirilerek çözülmesine ilişkin bir fikir var. Var ki, otuz iki yıldan beri çözülemeyen bu PKK sorunu karşısında,
“küresel güçler tarafından onaylanmış” bir çözüm modeli aklında var ki konuşuyor.

Öyle ya, iktidara geleli daha iki yıl olmuş bir siyasetin böylesi kesin konuşabilmesi için,
elbet aklında bir fikir ve düşünce olacak, olacak ki çıkacak meydanlara “
bu terör değil, Kürt Sorunudur diyecek ve “ben çözeceğimdiyecek…
Peki, nedir bu çözüm? Çözüm: İşte Bu KCK… Yani?
Yani bu KCK; PKK’nın geliştirdiği bir örgüt değil, AKP’nin “teröre siyasi çözüm” adı altında PKK’yı devlet yaparak “terörü sözde bitirme” planıdır, sinsi bir plan ve sinsi bir tuzaktır.

Bu arada KCK sözleşmesi(?) yürürlüğe girdi, çalışmalarına başladı, kimsenin haberi olmadan, medya da hiç bu kadar KCK yapısı hakkında hiç konuşmadan…
Bu arada Milli İstihbaratımız da PKK ile görüşüyordu hem de resmen…
PKK terör örgütü artık Türkiye’de siyasi, idari ve adli bir yapıya dönüştürülüyordu, hem de devlet eliyle, devlet demeyelim de, hükümet eliyle…

İşte AKP’nin de, ABD’nin de, AB ve İsrail’in de, Barzani- Talabani ve PKK’nın istediği çözüm buydu;Silahlı PKK’yı silahsız KCK’ya dönüştürüp, devlet içinde ayrı bir devlet yaparak terörü bitirmek”, üstelik anayasal güvence ile…
Bu süreç hiç durmadı, işledi…

Bir yanda PKK halk içinde yapılanmaya devam ederken, bir yanda Türk Ordusu medya, siyaset ve hukuk eliyle saldırılara maruz kalırken, bir yanda AKP muhalifleri hapislere atılırken, bu ihanet süreci hep işledi, hiç durmadan işledi… Ama bir sorun vardı, o da Doğu’da yaşayan halkımızın büyük bir kısmı PKK’yı terör örgütü olarak görüyordu…

Ne yapmalıydı da PKK’ya halk desteği verilmeliydi, PKK halkın içine alınmalıydı? Öyle ya KCK yapacaksınız eğer, size önce halk lazım, halk desteği lazım, halk olmayınca KCK neye yarar…

Bakın ne yaptılar! İşte Habur! 19 Ekim 2009…
PKK’lılar törenle getirildi, özel mahkeme, özel yargılama yapıldı, hepsi serbest bırakıldı ve halkın içine salındı, üstelik PKK terörist elbisesiyle…Böylece örgütün otuz yılda alamadığı
halk desteği Habur yoluyla örgüte verildi. PKK artık halkın içindeydi… Artık PKK, terör örgütü değil, halkın temsilcisiydi. Kendinizi koyun şimdi Şemdinlili kardeşlerimiz yerine,
siz olsaydınız ne düşünürdünüz Habur için?

Hükümet eliyle getirilen teröristler, hükümet eliyle karşılatılan, özel sorgu ve yargı usulüne tabi tutulan, hükümet eliyle serbest bırakılan, hükümet eliyle PKK terörist elbisesiyle dolaştırılan, üstelik Mardin’deki futbol maçında şeref locasına oturtulan bir terör örgütü, artık terör örgütü olabilir miydi? Ve PKK Habur’la halk oldu, terör örgütü resmi kalktı, yerine demokrasi mücadelesi veren bir siyasi örgüt geldi, getirildi… Bu arada KCK yapılanması Doğu’da, Güneydoğu’da, İstanbul’da, tüm yurtta yapılanmaya devam etti… Etti ama, anayasa vardı ve devlet içinde ayrı bir devlet yapılandırarak teröre çözüm bulmak suçtu, siyasetin anayasal adli suçuydu, Türk adaleti bir gün buna uyanabilirdi…

Ergenekon denilerek hapse atılanların da delil olmasa bile hapiste tutulması gerekirdi, çünkü bu kez de halk uyanabilirdi dönen tuzağaMahkemelerde görülen AKP hakkında davalar vardı, AKP yandaşlarının da yargı önünde korunması gerekiyordu…

TBMM’den geçen özelleştirme gibi, askeri yargının yok edilip sivile devri gibi, maden kanunu gibi, Vakıflar kanunu gibi, o halde yargının da AKP’leşmesi lazımdı, lazımdı ki tüm bunlara göz yumulabilsin…

Bakın ne yaptılar! İşte Referandum!
2010 yılı referandumu ile AKP yargıyı da kontrol altına aldı, yüksek mahkemeleri de, hâkimleri de savcıları da, Cumhuriyet, demokrasi ve Atatürk aşığı hâkim ve savcılar ise kızağa çekildi…

Ordu hapisteydi yani Ergenekon (!) terör örgütüydü, halk böyle anlıyordu…
Aydınlar hapisteydi, hepsi terörist idi, halkımız böyle anlıyordu artık…
KCK yapılanıyor kimse müdahale etmiyordu, güç kazanıyordu…
Bu süreçte PKK sözde ateşkes ilan etti, olay çıkmadı ve AKP bu siyasetiyle referandum tuzağını halkımızın gözünden kaçırmayı başardı…

Referandumda EVET çıktı ve yargının kontrol, denetim ve yönetimi sağlandı. Ama bununla birlikte, önceden yapıldığı gibi, terörün gündemde kalması gerekiyordu ve
Türk Ordusu’nun da terör karşısında başarısız gösterilmesine devam edilmesi gerekiyordu… 
Bağladılar elini kolu Türk Ordusu’nun, aldılar yetkilerini,
saldılar PKK’yı üzerine…

İşte Şemdinli; Yıl 2010, aylardan Haziran, 11 şehit…
AKP Türk Ordusu’nu kımıldayamaz hale düşürmüştü; Irak’a harekât yapamıyordu, teröre karşı yetki kullanmıyordu, nerdeyse karakolunu bile koruyamaz bir duruma düşmüştü hem de hükümet eliyle, ama halkımız tüm bunları nereden bilsin!

AKP’nin tuzağı sayesinde Türk Ordusu şehit veriyordu ve halkımız Ordumuzu sorgulamaya başlıyorduTerör bitmiyordu… Şehitlerimiz bitmiyordu… AKP’nin elinde sihirli bir değnek vardı, hatta Erdoğan “kutsal” bir adamdı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi,
her şey çözülecekti ülkemizde, tüm sorunlar da bitecekti…KCK ise iyiden iyiye işi azıtmış,
halk mahkemeleri bile kurmaya başlamıştı sessiz ve sedasız ama hükümetin bilgisi dahilinde…

Ve AKP tuzağının finali : 
Çukurca’da 24 şehit, yıl 2011…

Halkımızı canından bezdirdi bu olay, terör yüzünden, şehitlerimiz acısı nedeniyle…
Öte yandan Çukurca’da 24 şehit, ardından bir şehit daha, bir şehit daha…
Evladınız asker olsa, siz ne düşünürdünüz?
Halk şöyle düşünmeye başlamıştı artık; Türk Ordusu askerini artık koruyamaz bir haldeydi… Türk Ordusu, darbe ile uğraşmaktan asli görevlerini yapamıyordu… Türk Ordusu’nun komutanları, terörü bitirmek isteyen ve bu amaçla iş yapmak isteyen AKP hükümetini engelliyordu… Komutanları hep suçlu idi, hapse atılıyordu, hapse atılanlar da dışarı çıkamıyordu, demek ki bir doğruluk payı vardı tüm bu yapılanlarda…

İstediği kadar delil olmasın, istediği kadar polis sahte deliller üretsin, istediği kadar haksızlık ve hukuksuzluk olsun, içeri giren bir daha çıkamadığına göre, tüm bu
AKP siyasetinde doğruluk payı vardı ve AKP iyi yoldaydı”… 
Halkımız böyle düşünmeye başlamıştı artık… Terör bıktırmıştı, AKP yeni anayasa ile bu sorunu çözecekti,
ülkemize ileri demokrasi gelecekti…

Halk açtı ama olsun, enflasyon % 10’dan aşağıydı…
Halk açtı ama olsun, milli gelir on bin Doları aşmıştı…
Halk gece korkudan dışarı çıkamıyordu ama olsun, AKP terörü bitirecekti…
O halde Tek Çıkış Yolu: Yeni Anayasa!
İşte KCK budur: anayasa değişikliği yapılarak devlet içinde ayrı bir devlet yaratmanın kirli bir yoludur, oyunudur, tuzağıdır!

Peki, hal böyle ise AKP KCK’ya niye mi operasyon yapıyor, diye soracak olursanız, AKP’nin yani sözde Hükümet’in terörle mücadeledeki kararlılığını göstermek için, yani gerçekte halkımızı aldatmak için!
Allah aşkına bu KCK ne zaman hazırlanmış? 2005…
AKP istihbaratının bundan haberi yok muydu? Vardı.
Niye o zaman yapılmadı bu operasyonlar, bu bir tuzak…
KCK ne zaman yürürlüğe girmiş? 2007.
AKP’nin MİT’inin bundan haberi yok muydu? Vardı, neden başlatmamış o zaman bu operasyonu, bu bir tuzak…Medya eliyle resmen İmralı’ya mesaj veriliyor ve PKK’ya çizilen yol haritası böylece resmen açıklanmış oluyor…Ve kamuoyu hazırlanıyor kamuoyu, yeni anayasa ile Türkiye’deki tüm sorunların çözüleceğine dair kamuoyu hazırlanıyor, bu bir tuzak!
Bakın neler olacak, eğer ki bu süreç durdurulmaz ise, neler olacak anlatalım…

Önce yerel yönetimlere özerklik anlamında yetkiler verilecek,
adına da Yerel Yönetimler Reformu denilecek…

Zaten yerel yönetimler PKK’nın elinde, alın size “PKK özerk yönetimi”, alın size
KCK yerel yönetimi”, hem de resmen, hükümet eliyle, Meclis eliyle… Ardından
Bülent Arınç’ın dile getirdiği “Beyaz Sayfa” açılacak, üstelik bu “beyaz sayfa
anayasa kapsamında açılacak, yani AF…
Kime af? Önce Ergenekon’a Af, ardından da Irak’taki PKK’lı teröristlere AF…
Ergenekon zaten bizim tarihimiz, AF çıksa da bizim destanımız, çıkmasa da, ama yanında “bonüsü” var, o da PKK!

Ergenekon zaten bizim, önemli olan burada PKK, siz beyaz sayfa deyip Irak’taki beş bin,
on bin teröristi, Habur’da yapıldığı gibi, törenlerle ülkemize getirirseniz…

Adına da “Terör Bitti” deyip bunları Doğu’ya gönderirseniz, zaten KCK’lı ağabeyleri
iş başında, hepsine iş verip KCK Ordusu kurulmuş olmayacak mı?
Zaten amaç da bu değil mi…

Bu beyaz sayfaya İmralı’yı da dahil ettiniz mi, ev hapsi diyerek, Diyarbakır’a da bir gönderdiniz mi, vay haline Doğu’da yaşayan kardeşlerimizin, İmralı canisinin elinden nasıl kurtulacaklar, sözünden nasıl dışarı çıkacaklar?

Ey Devlet! Ey Siyaset! Ey Yargı! Ey Ordu! Ey Sivil Toplum Güçleri!

Bu tuzağın farkındasınız değil mi??
(http://www.sarizeybekhaber.com.tr/haberler/akp-siyasetinin-kanli-oyunu-aciga-cikti-h465.html)