Suriye’deki asıl düşman kim?..

Suriye’deki asıl düşman kim?..

Mehmet FARAÇ

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com, 
YENİÇAĞ, 13 Ekim 2019

“Şah Fırat”, “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı”ndan sonra Türk Ordusu, 4. kez Suriye topraklarında… 2. ve 3. operasyon PKK-IŞİD ve benzeri örgütlere sert bir uyarı niteliğindeydi…

Ancak bu iki örgütten PKK’nın daha organize olması ve coğrafi olarak hedef büyütmesi, Barış Pınarı Harekatı‘nı gündeme getirdi… Peki, terör örgütü tüm çöküşlerine karşın Suriye’de nasıl organize oldu?..

15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’ye baskın düzenleyen, ancak üçüncü ilçeye girmeyi başaramayan PKK, o dönemde Rus yapımı ‘kalaşnikof’larla “halkın silahlı birlikleri” adı altında eylemlere başlamıştı…

Suriye’nin Bekaa Vadisi’nde uzun süre eğitilen ve daha sonra bu ülkeden Irak’a geçerek Doğu sınırındaki ilçelere saldırı başlatan PKK, o dönemde henüz emperyalizmin tam etkisi altına girmemiş, 300-400 kişiden oluşan bir terör grubuydu…

Emperyalist ülkelerin, Doğu ve Güneydoğu ile ilgili planlarının henüz şekillenmediği dönemlerde PKK’dan yansıyan görüntüler yalnızca köy basmak ve katliam yapmak gibi vahşet manzaraları değildi…

PKK, içinde bulunduğu çaresizliği aşmak için bir yandan Güneydoğu’da örgütlenirken, öbür yandan da Avrupa’da insan ve uyuşturucu kaçakçılığıyla güçlenmeye çalışmıştı…

Örgüt yakalanan elemanları üzerinden vahim manzaralar da dışa vuruyordu; açlıktan bitkin düşmüş, kıyafetleri dökülen, silah ve mühimmat açısından yoksul ve çaresiz militan manzaralarıydı bunlar…

Öcalan‘ın yurtdışında yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi ve İmralı‘ya hapsedilmesinin ardından, daha önce “Apocular” olarak bilinen örgüt, bir anda hem siyasi, hem ideolojik açıdan, hem de silahlanma bakımından farklı kimliklere bürünerek, Kuzey Irak’taki devinimle birlikte, “Büyük Ortadoğu Projesi“nin nihai planlarından biri haline getirildi…

  • İran-Irak-Suriye ve Türkiye’den parçalar kopartılarak kurulması düşlenen “Büyük Kürdistan” projesinin taarruz gücüne dönüştürülen PKK, 

bölgesel gelişmelerden de yararlanarak “KCK” adını aldı ve bir yandan da Doğu ve Güneydoğu’da sivil yurttaşları örgütleyerek, “intifada” adı altında başkaldırı provalarına girişti… Ve öte yandan PKK, siyasal olarak yerel yönetimler üzerinden de güç kazandı…

Terörü besleyen güç!..

AKP iktidarı döneminde “Barış” iddiası ve “çözüm planı”yla devletle masaya oturacak hale getirilen PKK, yaşanan 4 yıl yıllık tartışmalı “süreç”te yalnızca askeri olarak değil, ekonomik olarak da güçlenirken; Güneydoğu, Orta Doğu ve Avrupa’da iyice palazlandı, bir yandan siyaset gücü, öbür yandan silah tehdidi, medya ve ekonomik yapılanmasıyla birlikte tüm sınır boyunda politik-diplomatik dengeleri değiştirmeye aday bir güç olmaya çalıştı…

“Arap Baharı” safsatası kapsamında darbe alan ülkelerde kendine gelişme alanları bulmaya çalışan örgüt, “çözüm süreci” döneminde yaşanan kimi karanlık saldırıların ardından Oslo görüşmeleri ile başlayan gidişat darbe alınca, bölgesel arayışlarını yoğunlaştırdı…

Yani PKK, yeniden eski konumuna çekildi ve devletle çatışmayı yoğunlaştırdı…

Ancak Irak’taki Kürt yönetiminin Ankara’nın baskısıyla PKK’nın hareket alanını iyice daraltması ve Suriye’de iç savaş kışkırtmacılığının güvenlik açığı yaratması ile birlikte sınırımızın yanıbaşında kendine bağımsız bölgeler oluşturan PKK, Türkiye’nin yoğunlaşan etkisi ve 4  yılda kapsamı genişleyen operasyonlar nedeniyle iyice sarsılmaya başladı…

IŞİD‘i gerekçe göstererek bunlarla savaşacak bir taarruz gücü oluşturmaya çalışan ABD ise kendi askerlerini riske atmak yerine, PKK’nın Suriye kolu YPG üzerinden Kürtleri silahlandırırken, örgüt bu planla “bir taşla iki kuş” vurmayı amaçladı ve Türkiye’ye karşı saldırı planını genişletme yoluna gitti…

Türkiye’nin “Barış Pınarı Harekatı” adı altında Suriye’ye operasyon düzenlemesinin bir nedeni IŞİD’se, asıl nedeni işte PKK’nın bu palazlanma ve coğrafi olarak güçlenme çabalarıdır…

Şimdi hem yazının başına dönelim hem de yaşamsal soruyu soralım:

PKK; 300-400 kişilik bir gruptan 1990’larda 20 bin kişilik bir orduya dönüşürken, Öcalan’ın yakalanması ile birlikte yitirdiği gücünü yeniden nasıl kazandı?..

Ve asıl soru; Suriye’de Barış Pınarı Harekatı’nı yürüten Türk Ordusu’na karşı ağır silahları nasıl edindi PKK?..

Sınırdaki sinsi tehdit!..

Suriye’deki karanlık kaos, yaşamsal soruları hep gündemde tutacak; 1984’te silahlanmış “Apocular” olarak, ellerinde bozuk kalaşnikoflar ve üstleri başları dökülen millitanlarla iki ilçeye baskın düzenleyerek “Kürt devleti” rüyası peşinde koşan PKK‘lılar, 1990’lardan başlayarak 20 bin kişilik bir orduya dönüşme yolunda nasıl ilerleyebildiler?..

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün açıkladığı gibi, son 4 yılda yurt içinde 7500, sınır ötesinde de 8500 militanını yitiren PKK nasıl oldu da TSK’nın sınır ötesi operasyonlarına direnecek askeri yapılanma ve silah-mühimmat gücüne ulaşabildi?..

Bu sorunun yanıtı son aylarda gazetelere yüzlerce kez yansıyan ve ABD’nin YPG’ye binlerce TIR dolusu silah-mühimmat ve araç-gereç gönderdiğine ilişkin fotoğraflar değil yalnızca…

Üzerinde asıl düşünülmesi gereken konu, Türkiye’nin bir yılı aşkın süredir hazırlığını yürüttüğü bir operasyona karşın, örgüt sınır bölgesinde kimden güç ve cesaret alarak ve hangi donanımlarla direnmeye kalkıştı acaba?..

Barış Pınarı Harekatı’nda son 4 günde 400’den çok militanın öldürülmesi örgütün bölgedeki varlığını kanıtlarken, sınır hattında çoğu Türkiye’ye uzanan ve ancak 750 kiloluk bombalarla imha edilebilen tünel ve sığınakların arkasında hangi güç vardı?..

Ve doğal ki, 40 yıl önce bozuk kalaşnikoflarla yola çıkan örgütü ağır makinalı tüfekler, doçkalar, uçaksavarlar, keskin nişancılarla donatan mekanizma hangi iradenin dışavurumu?..

PKK’nın Urfa ve Mardin’de sivilleri de hedef alabilecek donanımdaki silah-mühimmat, araç -gereç- organizasyon yapısı, üstelik TSK operasyonuna karşın militanlarını bölgede tutma gafleti şu soruyu da ısrarla akla getiriyor :

  • Türkiye; Barış Pınarı Harekatı’nda acaba sadece IŞİD ve PKK ile mi savaşıyor?..

Bu sorunun etkili bir yanıtı bulunmadığı sürece, Suriye’deki kaos ne yazık ki Türkiye için tehdit olmayı sürdürecek…

YANLIŞTA ISRAR…

Konuk yazar : Nusret KEBAPÇI

YANLIŞTA ISRAR… 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim? Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün… Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi? Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli… ABD Türkiye’deki iktidarı… Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı… Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu. Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” de diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok… Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan… Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi? Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli? Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş, 1 milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf… Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz… Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine… Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken? Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince… Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu? İstiyor…
Yetmiyor… Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek… Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine… Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına… Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine… Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiçbir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim; bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır… O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak
Aksi halde bunun dışındaki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak,
ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır… (14.02.2018)
========================================
Dostlar,

Sayın Nusret Kebapçı nazik bir konuyu irdeliyor. AKP – Erdoğan en küçük eleştiriye müthiş köpürür, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a bile “gereken yapılacak” tehdidi savururken!
Yöntem olarak sorular sormak ve onlara yanıt üreterek us yürütmeyi seçmiş Sn. Kebapçı. Bildiğimiz Sokratik yöntem..
İktidarın bu sorulara “eyyyy” diye başlayan, “ulan ahlaksız..” ile sürmeyen bir tarz ile; dinleyip yararlanma olgunluğunu göstermesi gerek.
AKP – RTE’nin hata yapma şansı – kredisi kalmadı artık.
“Kandırıldık” söylemlerinden bıktık, ülkemiz de duvara dayandı. Şehit – gazi verildiğimiz bir savunma savaşına sürüklendik.

  • AKP – Erdoğan, soruna içtenlikle “milli” olarak bakıyorsa, Milletin Meclisi ile yönetmelidir bu süreci.

Tıpkı Kurutuluş Savaşımızın Mustafa Kemal Paşa tarafından 1. BMM eliyle yürütüldüğü ve o olağanüstü koşullarda bile hep Meclise hesap vererek, hep ondan yetki ve izin isteyerek…

Sevgi ve saygı ile. 17 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Suriye’de durumun vaziyeti

Suriye’de durumun vaziyeti

Noyan UMRUK

Noyan UMRUK
noyanumruk@hotmail.com,
http://www.abcgazetesi.com/suriyede-durumun-vaziyeti-8283yy.htm 21.01.2018 16:58

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

TARAFLAR
Doğrudan Müdahil Süper Güçler: ABD, Rusya
Bölgesel Güçler: Türkiye, İran, İsrail, S. Arabistan
Uzaktan İzleyenler: Çin, Tarihi Ortadoğu uzmanı İngiltere ve AB ülkeleri

Yerel Güçler:
Esad Rejimi  – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, ÖSO vb.
PYD/YPG  – SDG çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler

IŞİD’in tümüyle yerleşim merkezlerinden temizlendiği Suriye’de öne çıkan gelişmeleri ve haritadaki değişimler şöyle:

IŞİD Rakka’dan  tamamen çıkarıldı. ABD destekli savaş uçaklarının desteğiyle YPG unsurları şehir merkezinde ve kırsalda kontrolü sağladı. Güneydeki petrol şehri Deyri Zor’da ise ABD ve Rusya’nın farklı alanlarda YPG’ye hava desteği sağladığı gözlemlendi. Şu an Deyri Zor kuzey doğusu ve güneyindeki çöl bölgelerinde örgütün kontrol ettiği alanlar mevcut. Fakat bu alanlar içindeki yerleşim yeri sayısı çok az.

Muhaliflerin kontrolündeki Dera, Doğu Guta ve İdlib‘te ise yer yer rejim güçlerinin savaş uçaklarıyla saldırı düzenlediği tespit edildi. Kasım ayı sonrası bir yıl içinde ülkenin geçirdiği en sakin dönemlerden biri olduğu söylense de bine yakın sivilin saldırı ve çatışmalarda yaşamıı yitirdiği rapor edildi.

17 Aralık 2017 itibari ile ABD söylemlerinin aksine Suriye’de IŞİD’in kontrolünde hiçbir yerleşim yeri kalmazken, terör örgütü yalnızca kimi kırsal alanlarda (çöl bölgelerinde) işgali sürdürüyor.

Çekirdeğini birkaç yıl önce ülkemiz sınırları içinden “Biji Obama” yaygaraları ve zafer işaretleriyle, eller ve silahlar havada geçerken kendilerine kebap ve lahmacun ikram edilen peşmerge ve PKK militanlarının oluşturduğu diğer terör örgütü YPG ise ABD’ 4500 TIR’lık silah ve uzman asker personel desteğiyle, gerektiğinde ABD bayraklarının arkasında veya gölgesinde Fırat Nehri’nin kuzeybatı bölgesini, Suriye’nin, petrol üretim alanları (Rakka-Deyri Zor) da dahil %30’unu kontrol ediyor (Deyri Zor şehir merkezi hariç).

Gelelim Türkiye için durumun vaziyetine…

Eski kanka Esad’ı ünlü BOP eşbaşkanlığı çerçevesinde Esetleştiren,
ABD’nin gönüllü taşeronluğuna soyunan Türkiye,

bu kez de ABD tarafından kandırıldı ve Suriye’nin, İsrail’in güvenliği ve Amerikan çıkarları açısından bölünmesi ihalesini, bu iş için pek tabii ki daha uygun olan PKK-PYD taşeronuna kaptırdı.

İşte böylece Ülkemizin 911 km’lik güney sınırının güvenlik sorunu başladı ve gittikçe büyüyerek ciddiyet kazandı.

Oysa, ülke çıkarı ön planda tutularak daha ilk başta mezhepçi takıntı ya da hayallere kapılmadan, bağımsız bir ülkenin toprak bütünlüğüne saygı ilkesiyle Rusya, İran ile birlikte hala inat edilen Suriye merkezi hükümetiyle işbirliği yapılsaydı, sorun bu denli büyümeyeceği gibi yeni komşularımız ABD, Rusya, PKK-PYD olmayacaktı…

Şimdi 911 km’lik güney sınırımızın 250 km’lik kısmını güven altına almaya çalışıp, geri kalan kısmına Allah kerim derken, her zaman olduğu gibi tüm bu ciddi yanılgıların milli faturasını sırtlanan TSK’e ve gözbebeğimiz Memetçiğe milletçe yürekten başarılar ve can sağlığı diliyoruz…

İşte. özet olarak ayrıntılarda boğulmadan, kolay anlaşılır biçimde durumun vaziyeti budur…

suriye-son-harita-aralik2017.jpg

===================================
Dostlar,

AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

Bilindiği gibi Sayın Noyan Umruk emekli generaldir. Ayrıca Doktora (PhD) derecesi vardır.
Son derece ağırbaşlı ve nitelikli – bilimsel değerlendirmeleri olmaktadır. Dün (21.1.18) abc gazetesi web sitesinde yayımlanan bu yazısı, ülkemizi AFRİN’e sıcak askeri harekata sürükleyen gelişmelerin ardalanını özlü ve çarpıcı biçimde sergilemekte.

Bir kez daha açıkça yazmak – tarihe not düşmek boynumuzun borcudur      :

Mart 2011’de Suriye’nin BOP kapsamında bölünmesi ve İsrail’in 2. İsrail = Büyük Kürdistan ile büyütülerek Ortadoğu egemenliğinin pekiştirilmesi planı uygulamaya kondu. BOP Eşbaşkanı Erdoğan‘a bu görev verildi ve Türkiye bütün legal – illegal araçlarla Suriye’ye daldı. Ancak Suriye yalnız değildi; başta Rusya – İran olmak üzere, Irak, Azerbaycan ve uzaklardan Çin, Almanya gibi ülkeler ABD – İsrail eksenine çıkarları gereği karşı durdular. Suriye bölünse idi, sıra İran ve Türkiye’nin de bölünmesi ile 4 ülkeden koparılacak topraklarla BÜYÜK KÜRDİSTAN, İsrail güdümünde bir kukla devlet olarak kurulacaktı. Rusya güneyden sınırlanacak, petrol-doğalgaz alanları hem Çin, Rusya hem de Almanya açısından denetim dışı kalacaktı. Rusya’nın sık sık ve kendince pek haklı olarak vurgulayageldiği üzere SURİYE’nin TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ YAŞAMSALDIR. Gerçekte bu saptama İran ve Türkiye için de daha az olmayan derecede yaşamsaldır. Unutulmamalı; Suriye ile muazzam uzunlukta, 911 km kara sınırı olan ülke Türkiye’dir. Ayrıca BM Anlaşması uyarınca da sınırların değişmezliği ülkesi uluslararası hukukta yürürlüktedir.

Tarihin diyalektiği öngörüsüz, ufuksuz, kimi hayallerle taşeronluğa, emperyalizmin sopalığına soyundurulan… AKP iktidarını terbiye etti bereket. Bu süreçte Rusya ve İran son derece özverili ve ustaca, sabırla, Erdoğan’ın çok güçlü ve o ölçüde handikap oluşturan narsisistik kişiliğini aşmak için didindiler. Rusya – İran devlet başkanları, yöneticileri kezlerce Ankara’ya geldiler. Çok ustalıklı bir dış siyaset satrancı oynadılar, gerçekten büyük iş çıkardılar, onları kutlarız!
Azerbaycan da öyle.. Esad rejimi ise bu ülkelerin telkinlerine uyarak, yutkunarak sabretti ve ülkemizle doğrudan çatışmadan hep kaçındı. Türkiye’de ise, tüm engellere karşın DEVLET AKLI – BEKA REFLEKSİ Erdoğan’ı zamanla sınırladı.

Sonuçta şimdilerde Türkiye, örn. Afrin operasyonu ile, Mart 2011’de başladığı emperyalist güdümlü taşeron bölücü politikalarının ağır hatalarının bedelini ödemektedir ne yazık ki. Geçtiğimiz yıl da Fırat Kalkanı operasyonu ülkemize son derece ağır bedeller ödetmişti. Her şeyden önce 75 dolayında Mehmedimizi şehit vermiştik. Mali faturanın birkaç milyar dolara erişmiş olması işten bile değildir.

AKP = ERDOĞAN fahiş hatalar yaparak ülkemizi uçurumun kıyısına sürüklemekte, sonra tüm ülke hatta ülke dışından uyarılar – frenlemeler – çabalar – çırpınmalar ve çırılçıpak ortaya çıkan tarihsel gerçekler ile 180 derece dönüş yapılmaktadır.

Sonra da, tüm bunlardan asıl sorumlu olanlar bu kez 1 numara yerli – milli – ulusalcı – vatansever kesilmekte ve eleştirileri, –adeta yansıtma ile– vatan hainliği suçlaması ile boğmaya çalışmaktadırlar. Demokratik bir ülkede bu olabilir mi? OHAL sopası ile en küçük haklı – doğru muhalefet, suçluluk psikolojisi ile boğulmaktadır.

Çooook daha can sıkıcı olan ise bu partinin VATAN – MİLLET (sıkılmadan ÜMMET diyorlar!) savunucusu kesilmesidir. BOP ve eşbaşkanlığı, apaçık Türkiye’nin de bölünmesini öngören haritalara dayanıyordu. Erdoğan Eşbaşkanlığını TV kameraları önünde onlarca kez açıklar ve adeta övünerek itiraf ederken bu gerçeği gör(e)memiş olabilir mi? Hiiiç sanmıyoruz. Ancak ülkemizin namuslu yurtsever direnci, Erdoğan’ı da bu beladan kurtarmış, kurtaracak gibidir. Erdoğan bu kesimlere minnet ve şükran dolu olmalıdır.

Fırat Kalkanı, Afrin harekatı vb. asla ve asla
iç politikada seçime malzeme yapılmamalıdır

Bu utanç verici olur. Ne var ki tablo öyle görünmüyor. AKP = Erdoğan‘ın ciddi biçimde düşen oyları nedeniyle mutlaka farklı – yeni birşeyler yapmaları ve halkın yurtseverlik duygularını kullanması gerek! İşte asıl kahredici olan budur.. Önceki gün Bursa konuşması niyeti açıkladı!

  • Birilerinin oyları artsın ve  seçim kazansın diye ülkemiz maddi – manevi muazzam bedeller öderken, asker – sivil şehir ve gazi verirken, başlarına roketler düşerken.. gerçeği çırılçıplak görmek… Yalaka basının  gerçekleri ters yüz etmesi ve sesini duyurmak için çırpınan aydının ateşten gömleği.. (Not : İYİ Parti Gn. Skrt. Dr. Aytün ÇIRAY’ın 21.1.18 günü SÖZCÜ’de Emin Çölaşan’ın köşesinde yayınlanan mektubundan kısa bir bölüm yazımızın sonundadır..)Keşke tarihi yazanlar, Büyük ATATÜRK‘ün uyarısı gibi yapana sadık kalsa..
    Keşke namuslu tarihçiler, bu olup bitenlerin içyüzünü yazsalar ve bugün değilse bile gelecek kuşaklara olsun bir yarar sağlasa.. Kamuoyuna dönük aldatan algı yönetimi kahredici..
    Siyasal iktidar elbette değişecek ve ülkemizin başına bu yıkımları getiren siyasetçiler mutlaka yargılanacaktır.. Erdoğan şu dakikalarda Ankara Sanayi Odası ödül töreninde konuşuyor.. Hamasete ve de salondan gelen alkışa sınır yok, yok, yok! Heyhaaatt.. Peki Afrin – Fırat Kalkanı…  operasyonlarında çarpışan Mehmetçikler içinde AKP vekillerinin – üst düzey yönetcilerinin çocukları – yeğenleri var mı, yoksa onlar zaten ”bedelli askerlik” mi (!) yapmışlardı? Bu arada, vatanın çıkarları için şahinler şahini kesilen iktidara soralım :
  • İşgal edilen Ege ada – adacık – kayalıkları vatan toprağı değil mi? Neden son birkaç yıldır susuyor ve bu işgale ses çıkar(a)mıyorsunuz???? Bunu adı vatana …….. değil de ne??

Sevgi, saygı, derin KAYGI ve UMUT ile. 22 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
============================================

Dr. AYTUN ÇIRAY’dan AFRİN operasyonuna ilişkin çok ciddi uyarılar…

AKP’nin yanlış dış politikaları Suriye’de zirve yapmış ve Türk Milleti’ne çok ağır can ve mal kayıplarına neden olmuştur. 2012’de birkaç hafta içinde Şam’da Emevi Camisi’nde cuma namazı kılma gibi ideolojik hayallerle olağan rotasından çıkarılan Suriye politikaları, bugün Türkiye’yi, Irak’ın yaşadığı gibi bir cehenneme sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakabilir. Biz bunu savunup çözümün Suriye ile barıştan geçtiğini anlatmaya çalışıyoruz. Ancak adına merkez medya denilen medyanın da artık yok olma aşamasına geldiğini üzülerek  görüyoruz… evlâtlarımızın kanlarının boşuna dökülmesini önlemenin tek çaresi Sayın Erdoğan’ın sözde “Milli ve yerli” politikalarının iç yüzünü milletimize anlatmaktan geçiyor… Çünkü AKP’nin dış politikası tam bir fiyaskodur ve bunun bedeli şu an için insanımızın kendi refahından ve mutluluğundan çalınan yüzlerce milyar dolardır. Bu maddi bedel her geçen gün biraz daha katlanmaktadır. Manevi maliyet ise her türlü parasal bedelin üzerindedir ve olumsuz etkileri kuşaklar boyu sürecektir.
* * *
AKP ve yandaşlar Afrin meselesini yine iç politikaya alet etmekte ve seçim süreçlerinde kendi hedeflerine ulaşmak için kullanmak niyetindedir.
Dış politikanın Sayın Erdoğan tarafından şehitler vermemiz pahasına ve tekrar seçilmek için kullanılması ‘yerli ve millî’ sıfatları ile örtülemez…
(SÖZCÜ, Emin Çölaşan’a mektubu, 21.1.18)

PKK’nın son savaşı

PKK’nın son savaşı

Necati Doğru
Necati Doğru

SÖZCÜ, 19.10.2015

Yeniden dirilemeyecek. Bunu biliyor. Onun için çıldırmış gibi saldırıyor.
Tankçı Yarbay İhsan, Jandarma Üstçavuş Turgay.
Astsubay Kıdemli Çavuş Samet, Üsteğmen Ünal.
Tunceli’de de 2 Mehmetçik! Şehit oldular.
Şehitler ölmez.
Barış süreci sırasında askere emirler verilmişti. PKK ateş etmeden, ateş edilmeyecek.
Yine barış sürecinde; Kara Kuvvetleri Birlikleri ve özellikle komando birlikleri çatışmalara sokulmadı. Yine barış süreci sırasında; jandarmanın ateşine PKK ateş ile karşılık vermez ise “savcılara jandarmanın mermi kovanlarını toplayarak haklarında soruşturma açma görevi” de verilmişti.

Bunlar hep yazıldı. Haber yapıldı.
Demeç oldu. Arşivlerde var.
O günleri unutmadık. Unutmayın.
***
Son 4 şehidin verildiği çatışma sonrası Genelkurmay Başkanlığı’ndan verilen bilgiye göre; PKK’lı teröristlere ait çok sayıda barınak, mağara ve silah mevzileri imha edildi.

4 mağarada şu silahlar çıktı      :

– 1 adet Doçka uçaksavar makineli tüfeği,
– 8 adet Kalaşnikof Piyade Tüfeği,
– 1 adet (BKC) Bixi makinalı tüfeği, 
– 1 adet Kannnas keskin nişancı tüfeği,
– 1 adet RPG- roketatar,
– 4 adet RPG-7 roketi,
– 10 adet el bombası,
– 1 adet telsiz, 1 adet radyo, çok sayıda mühimmat, yiyecek, yaşam malzemesi…

Unutmadık.
Unutamayız.
Bu kadar silah, “Dolmabahçe’de masaların kurulduğu” dönemlerde Türk Ordusu’nun
elinin, ayağının, gözünün bağlanması emirlerinin verildiği için o mağaralara depolandı.
Türk halkı aldatıldı. Bunun bir hesabı olacak. Hesabı sandıkta sorulacak.
***
PKK’nın son mağaraları olacak.

  • Aslında Türk Ordusu; PKK görüntüsü altında emperyalizmle savaşıyor.

Emperyalizm Ortadoğu’da; sünni Müslüman Araplar (IŞİD) ile Kürtleri (PYD) çarpıştırarak  “Büyük Kürdistan” oluşturma planı yaptı ve bu planın büyük parçası olarak da
Türkiye’nin Güneydoğusu’nu anavatandan koparmayı kurguladı. PKK bu kurgunun
maşası yapıldı. Son maşa olacak. Mağaralar temizleniyor.

Suriyeliyi alma! Bizi AB’ye al!

Ne zaman “elinde çantasıyla geldi” haberleri yazılsa; bilin ki Türkiye’yi yönetenler pazarlığa oturmuşlardır. Bir şey satılıyordur. Alman Başkanı Merkel de elinde çantasıyla geldi.
Çantada 3 milyar Euro para var diye ön haberler de çıktı. Avrupa Birliği adına Merkel, 3 milyar Avro’yu  verecekmiş, karşılığında Türkiye’nin Suriyeli mültecilere Avrupa ülkelerine sızmasına polislik, bekçilik, jandarmalık yapmasını isteyecekmiş. Ahlaksız bir teklif.

  • Suriyelileri bu perişan duruma, Avrupa Ülkeleri’nin de içinde bulunduğu
    Batılı büyük devletlerin “Suriye’yi iç savaşa sürükleme politikaları” getirdi.

Türkiye böyle ahlaksız bir teklifi görüşerek “selden kütük kapmaya çalışan avantacı” durumuna düşürüldü. Türkiye’nin bu utanç verici ahlaksız teklifi kabul edici durumuna düşürülmüş olmasını örtmek için de sanki Alman Başbakanı Merkel ile “Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği için
6 fasılın yeniden açılması görüşülüyor” havası yarattılar. Yani Avrupa’nın ahlaksız teklifine karşı “Suriyeliyi alma bizi AB’ye al” diyen yakışıksız bir karşı teklif yapılıyor. Nereden baksan dökülüyor. Suriye mülteci sorunu ayrı, Türkiye’nin AB üyeliğine kabulü ayrı konular ama “Merkel çantasıyla geldi faslında” birleşildi.

===============================

Dostlar,

Vatan evlatları kalleşçe, Batı emperyalizminin maşası, ABD’nin açıkça itiraf ettiği üzere
silahlı gücümüz” dediği PKK tarafından, Batı’nın – ABD’nin kurşunlarıyla vurulmaya
devam ediyor.. Dünden bu yana 4 şehit daha.. Ve geçen hafta PKK’nın Suriye kolu PYD‘ye
herkesin gözü önünde ABD’nin 50 ton silah vermesi..

Türkiye PKK ile mi, ABD ile mi çatışıyor??

Biri yarbay.. TSK’nın, askerinin önünde giden kahraman subayları.. TSK’nın soylu geleneğidir.. Gerektiğinde komutan en önde gider.. Mustafa Kemal Paşa da Conkbayırı’nda, Sakarya’da, Kocatepe’de öyle yapmadı mı?? Sakarya savunmasında erlerden çok subay yitirmedik mi??
TSK hem gerektiğinde deneyimli subayını öne sürüyor, ek bir özveri gösteriyor ve bedel ödüyor hem de Mehmetçiğini – Milletin emaneti gözbebeklerimizi özellikle koruyor.
Son zamanlarda rütbeli subaylarımızın şehit edilişini böyle okumak gerek..

Doğu – Güneydoğu ve de büyük kentler, dağ – taş silah ve mühimmar deposu durumuna getirilmiş. Bu son birkaç yılda, AKP – RTE’nin lanetli AÇILIM süreci boyunca oldu. Dolayısıyla verilen şehitlerin, sivil can yitiklerinin velhasıl

  • DÖKÜLEN KANLARIN SİYASAL SORUMLUSU KESİN OLARAK AKP – RTE’dir..

Bu hesap, 1 Kasım 2015 günü genel seçimde halkımız tarafından mutlaka sorulmalıdır.
Yoksa bu günleri bile arayacağız AKP bir kez daha iktidar olursa..

TSK ve güvenlik güçlerimiz, kararlılıkla, ara vermeden,
bu kökünü kazıma operasyonunu sürdürmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
19 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BÖLMEK SİZE NE KAZANDIRACAK?

 

BÖLMEK SİZE NE KAZANDIRACAK?

Rifat Serdaroğlu

Cumhur’un Başı, 3. Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumunda şunu söyledi;

“Türkiye’yi, benim ülkemi bölmek, size ne kazandıracak?”

Tercümeyi kulaklığından dinleyen bir Amerikalı yetkili, yanındaki Türk İşadamına dönerek; Good morning, after supper, “Akşam yemeğinden sonra, günaydın” dedi ve devam etti;
Erdoğan, Büyük Ortadoğu Projesinin Obama ile birlikte eşbaşkanı değil mi?
-Erdoğan, bu projenin amacını bilmiyor mu?
-Erdoğan, bizim Dışişleri Bakanımız Condeleezza Rice’ ın
“22 ülkenin sınırları değişecek, bölünecek” dediğini duymadı mı?

-Öcalan ile İmralı’da görüşüp, anlaşmaya varan Erdoğan değil mi?
-Bizim görevlendirdiğimiz kişinin başkanlığında, Oslo’da PKK ile anlaşmaya varılmadı mı?
-Erbil’de Erdoğan ve Barzani arasında sözlü mutabakat sağlanmadı mı?
-Erdoğan, Irak’ta Saddam’ı devirirken bizle beraber değil miydi?
-Erdoğan, Tunus-Libya-Mısır’da bizim için çalışmadı mı?
-Davutoğlu, Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı değil miydi?
Biz hiçbir şeyi gizli-saklı yapmayız ki! Yıllardır NATO toplantılarına gelen Türk Yetkililer, Türkiye-İran-Irak-Suriye’den alınacak parçalarla kurulacak
“Büyük Kürdistan” haritalarını görmediler mi?
ABD Başkanı Wilson’un taa 1918 yılında yayınladığı “Wilson İlkeleri”nin
12. maddesinden haberi yok mu?
Biz dünyanın jandarmasıyız. Biz olmazsak dünya kaos yaşar. Ortadoğu’nun
petrol ve doğal gazını, Dicle-Fırat’tan kaynaklanan su havzalarının yönetimini
Türklere bırakacak kadar aptal mıyız?

Erdoğan, Başkan Bush ve Başkan Obama ile Oval Ofiste baş başa neler konuştuğunu,
hangi sözleri verdiğini Türk Milletine anlatabilir mi?

ABD Türkiye Büyükelçisinin, Erdoğan’ın önüne koyduğu dosyalarda ne vardı sanıyorsunuz?

Türk İşadamı dostum, ayağa kalkar ve Amerikalı yetkiliye;
“Bu söylediklerini Erdoğan’ın bilip, bilmediği hakkında bilgim yok. Kişiler geçicidir,
Türk Milleti esastır. Siz daha önce yanınıza İngilizleri-Fransızları-İtalyanları-Yunanları da alarak, bunu denemediniz mi?
Başarılı olamadınız, yine olamayacaksınız. Siz Vietnam’da-Afganistan’da-Irak’ta-Suriye’de bile batağa saplandınız, Türkiye ve Türk Milleti size çok büyük gelir, altımızda ezilirsiniz!
Merak etmeyin yakında Türk Milleti kendine yakışına yapacaktır.
O zaman, karşılıklı olarak yine konuşacağız. Biz Türk Milleti olarak ne dostumuzu
ne de düşmanımızı asla unutmayız. Size iyi günler.” der ve orayı terk eder…

*****
Değerli Okurlar;

Türk Milleti, geçtiğimiz 13 yılı çok iyi irdelemeli ve hiç unutmamalıdır!
Yanlış kişileri işbaşına getirmenin bedelini önümüzdeki kaç yılda ödeyeceğiz,
henüz bilmiyoruz. Yaşayarak göreceğiz.
Bundan böyle, Çağdaş-Vatansever-Demokrat-Dürüst olan kişileri seçmeliyiz.
İçinde bulunduğumuz çağda yaşamak, kişiyi veya kurumu “Çağdaş” yapar mı?
Örneğin, Libya’da birbirini boğazlayan, öldürdükleri eski liderlerinin ölüsüne tecavüz eden toplum, bu çağda yaşıyor diye, çağdaş mı sayılacak?
Veya 21. yüzyılda “Kerameti kendinden menkul” bir meczubun peşine takılıp,
O’nu tapılacak adam konumuna getiren Cemaat ve Tarikatlar, çağımızda var oldukları için, çağdaş mı sayılacaklar? Her kravat takanı çağdaş mı sayacağız?
Kaynağı belli olmayan ve hesabı verilemeyen servete sahip olan dolandırıcılar,
son model otomobiller kullanınca çağdaş mı oluyorlar?

Çağdaşlığın temel boyutu; Bilgi, Bilim, Teknoloji, Örgütlü Toplum ve dünya ile ortak değerleri medeni ölçülerde paylaşabilecek yetenekte beyin gücü yetiştirmektedir.

Bu nitelikte Devlet ve Siyaset İnsanlarını seçmeyi öğrendiğimiz zaman,
ülkemiz dünyada örnek gösterilecek bir ülke olacaktır.

Önümüzde 1 Kasım seçimleri var. Çağdaş bir ülkede yaşamak isteyen herkes,
siyasal düşüncesi ne olursa olsun, AKP ve HDP ye OY VERMEMELİDİRLER.
İçinize sinse de, sinmese de ya CHP ye ya da MHP’ye oy verilmelidir.
1 Kasım’da başımızdaki belayı def edebilirsek, ülkemizde sistemi baştan aşağıya değiştirecek, yeni Anayasa, yeni Siyasal Partiler Kanunu, yeni TBMM İçtüzüğü ve yeni Seçim Kanunu hazırlayıp, Türk Milletinin onayına sunacak bir partiyi nasılsa beraberce kuracağız.
Ama şimdi en önemli iş 1 Kasım’da çakma demokratları ve bölücü hainleri sandığa gömmek olmalıdır. Bundan önemli işimiz yok!
“Var” diyen, “ama” diyen, “fakat” diyen lütfen bizden uzak olsun…

Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Eylül 2015

==============================

Dostlar,

Teşekkürler Sayın Serdaroğlu’na…

Her zamanki gibi çok çarpıcı veriler.. Özellikle Bay RTE hakkında..

Bizim söylediğimiz seçime katılımın artmasının belirleyici olacağıdır..

AKP oyları sayısal olarak 18.9 milyonda sabit kalırsa, 7 Haziran’da seçime katılmayan ve
AKP seçmeni olmadığı kesin olan 9,1 milyon seçmenin (%16!) yarısı seçime katılsa,
AKP oyları yaklaşık 6-8 puan düşüyor.. Bunların da yarısı CHP’ye giderse AKP 2. parti,
CHP 1. parti olur ve Ülkemiz bu kanlı – kurgulu karmaşadan kurtulabilir..

7 Haziran’da 9,1 milyon seçime katılmayan + 1,3 milyon geçersiz oy kullanan + 0,4 milyon yeni seçmen = 10,8 milyon seçmen.. Ülkemizin yazgısını belirleyecek olanlar başlıca bu kitle..

Toplam seçmen sayısı 57 milyon..

Haydi Türkiye, ülkemizin artık AKP’den kurtulması zorunlu

YURTTAŞ, SEÇİME KATIL VE GEÇERLİ OY VER..

Sevgi ve saygı ile.
19 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com