Prof. Dr. Siber GÖKSEL’den uyarı :

Saygın hocamız E. Prof. Dr. Siber GÖKSEL’den uyarı :

Sayın Hocam,

Şu yazının benzerlerini bazı köşe yazarlarına yolladım. Hiç ilgilenmediler. Bu gün Necati Doğru özetlemiş.memnun oldum. Oysa hastaların şehrin ortasında bulunan hastanelere dakikalar içinde ulaştırılmasının çok büyük yaşam kurtarıcı önemi var. Bu olanak o köşe yazarlarına da gerek. Hastanelerin bulunduğu yer değerli olduğu için ranta açacaklar. Nedense kimi olayları duyuramıyoruz. Oysa bizim onca deneyimimiz var. Emekli olunca derhal dinozor muamelesi görüyor insanlar. Ama politikacıysan 90 yaşında da Cumhurbaşkanı olursun, bir sakınca yok. Beyin işlevinin yaşla ilgisi her zaman paralel değil. Bunu anlatamıyorum. Demirel ölene dek pırıl pırıldı…

Gönderdiğim yazıyı size de yolluyorum. Tabip Odaları da yeterince ilgili değiller. Sözünü ettiğim bölge İbni Sina Hastanesi. Hacettepe hastanesi. TYİH (AS: Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi) . Numune hast. leri… Yazık olacak. Bu olayın üzerine yeterli eğilinmiyor..
****

Siber Tozun Goksel

21 NİSAN 1964’te TYİH’NIN AÇILIŞINI BAŞBAKAN İSMET İNÖNÜ YAPTI. (O günün fotoğrafını bulmaya çalışacağım. Ben İnönü’nün arkasındayım.) KURUCU HOCALARIM PROF. DR SABİH OKTAY, PROF. DR. SABAHAT KAYMAKÇALAN, PROF. DR. TURHAN AKYOL ile TYİH’ne GİTTİK. PROF. DR. ERDEM ORAN, PROF. DR. ORHAN CİĞEROĞLU ve BAŞASİSTANLAR DA VARDI. GASTROENTEROLOJİYİ PROF. DR. ZAFER PAYKOÇ ve ARKADAŞLARI KURDU. BU HASTANENİN KURULUŞ AMACI TEDAVİ İÇİN YURT DIŞINA GÖNDERİLEN HASTALARIN TEDAVİLERİNİN BURADA YAPILMASI İDİ.

BU HASTANE KARDİYOLOJİDE ve GASTROENTEROLOJİDE TÜRKİYE’DE “İLK”LERİ YAPMIŞTIR. İLK KALP NAKLİNİ OP. DR. KEMAL BAYAZIT. İLK KORONER ANJİOYU PROF. DR. MEHMET ÖZDEMİR VE İLK İKİ BOYUTLU VE RENKLİ EKO’YU BEN YAPTIM. ACİL STENT UYGULAMASINI DA. ERTESİ GÜNE BIRAKMADAN İLK BİZİM KLİNİĞİMİZDE UYGULAMAYA KOYDUK. DOÇ. DR. BURHAN ŞAHİN ULTRASONOGRAFİYİ ve GİRİŞİMSEL TEKNİKLERİ KURDU.

BURAYA SIĞDIRAMAYACAĞIM BİRÇOK YENİ TETKİK VE TEDAVİLER TÜRKİYE’de İLK KEZ TYİH’de YAPILDI. BURADA TÜRKİYE’NİN HER TARAFINA UZMAN YETİŞTİRDİK. BİRÇOK ÜNİVERSİTENİN KARDİYOLOJİ BÖLÜMLERİNİ KURDUK. PROFESÖRLER, DEKANLAR vs. BURADAN GİTTİ. TYİH HALEN PROF. DR. MUSTAFA PAÇ YÖNETİMİNDE HİZMETLERİNİ BAŞARIYLA SÜRDÜRMEKTEDİR. NUMUNE HAST. DE EN AZ 80 YILDIR BÜTÜN ANADOLU’YA HİZMET VERMİŞ. ALMANYA’DAN NAZİ MEZALİMİNDE KAÇIP GELEN PROFESÖRLERE KUCAK AKMIŞ. BU SAYEDE BİLİMSEL YÜKSELİŞİNİ YAPMIŞ. YILLAR İÇİNDE MODERNİZE OLMUŞ BİNLERCE HEKİM YETİŞTİRMİŞ GÜZİDE BIR KURUMDUR..

BU HASTANELERİN MERKEZDE OLMASI, İNSAN YAŞAMININ ÇOK KISA ZAMANDA KURTARILMASINA NEDEN OLMUŞTUR VE OLMAKTADIR. ESKİ BİR HEKİM OLARAK BU HASTANELERİN ORADAN KALDIRILMASININ ÇOK SAKINCALI OLDUĞUNU ISRARLA SÖYLÜYORUM. ÇOK ÜZGÜNÜM. BU HATADIR. AMAÇ İNSAN YAŞAMI İSE BU YAPILMAMALI. BÖYLE BİR KARAR VAR İSE BUNDAN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR. SÖZ KONUSU İNSAN YAŞAMIDIR. BİR KALP HASTASININ TEDAVİSİNİN DAKİKALAR İÇİNDE YAPILMASI ÇOK ÖNEMLİDİR. AĞIR TRAFİK ŞARTLARI İÇİNDE MERKEZİ, KISA SÜREDE ULAŞILAN HASTANE ÇOK ÖNEMLİDİR. AMAÇ HASTANENİN BÜYÜK OLMASI DEĞİL, HİZMETİN HASTAYA KISA SÜREDE UYGULANABİLMESİDİR. BU ŞAKA DEĞİLDİR, YAZIK OLMASIN.

YILLAR İÇİNDE YERLEŞMİŞ. HİZMET VERMEYE DEVAM EDEN BU KURUMLARA DOKUNULMASIN. O HASTANELERİN ARSASI DEĞERLİ İSE. İNSAN YAŞAMI  BUNDAN MİLYON KEZ DAHA DEĞERLİDİR. BU İDRAK EDİLSİN.

BU HASTANENİN KURULUŞUNDAN EMEKLİ OLANA DEK BU HASTANEDE ÇALIŞMIŞ OLUP, 14 YIL KARDİYOLOJİ KLİNİĞİ DİREKTÖRLÜĞÜ YAPMIŞ OLAN

PROF. DR. SİBER GÖKSEL

Not : Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesinin tarihini 2014’te yazmıştım.. İyi ki de yazmışım.
“TAŞ MEKTEPTEN TÜRKİYE’NİN KALBİNE”…. TYİH’nin YERİNDE  3. ORTAOKUL  DENİLEN TAŞ MEKTEP VARDI. ABLAM, ABİM ORAYA GİTMİŞLERDİ..

==================================
Dostlar,

Saygın hocamızın bu uyarısın son derece yerinde buluyoruz biz de..
Aynen paylaşıyoruz yazdıklarını…
Ülkemize verdiği çooook değerli ve kapsamlı hizmetler için Türkiye O’na,
PROF. DR. SİBER GÖKSEL hocamıza çok borçludur..

Çooook kıdemli ve deneyimli ,öngörülü bir hekimdir..
Uyarıları mutlaka dikkate alınmalıdır..
Biz de bu ŞEHİR HASTANELERİ TALANINI sitemizde belki 10’dan çok yazı ile anlattık.

“Şehir hastaneleri” anahtar sözcükleri kullanılarak sitemizde tarama yapılabilir..
Konferans video kayıdı, power point yansıları, makaleler..
Ne yazık ki iktidar bu çok ciddi uyarılara kör ve sağır..
Çok yazık oluyor Türkiye’ye çooook..

  • Erdoğan’ın şehir hastaneleri hülyası = Türkiye’nin talanı!

Uğursuz denklem budur!

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Unutma Artvin! Uyan Türkiye!

Unutma Artvin! Uyan Türkiye!

Necati DOĞRU
SÖZCÜ, 19 Ağustos 2017

(Bizim katkımız yazının altındadır..)

Devlet kurumu MTA rapor hazırlamıştı. Artvin Cerattepe Raporu’na göre; bu bölgede 12 milyon 100 bin ton maden cevheri rezervi var. Bunun 8 milyon 200 bin tonluk miktarı okside, 3 milyon 900 bin tonluk miktarı sülfürlü cevher. Okside cevherde ton başına 4 gram altın, 140 gram gümüş; sülfürlü cevherde ton başına 1.2 gram altın, 225 gram bakır var. Galeri tipi kapalı işletme ile bu cevher çıkarılmaya başlandığında; yer altı suyu sülfürlü minerallerle tepkileşecek; arsenik, molibden, kurşun, türünden kanser yapıcılar açığa çıkacak. Galeride bir seferde 3.5 metre ilerleyebilmek için günde 130 kilo dinamit patlatmak gerekecek, bu da Artvin’in özel doğasında heyelanları tetikleyecek. Artvin’in yamaç ve yaylalarındaki 2 bin 700 bitki çeşidi ve 22 endemik bitki türü (dünyanın başka bir yerinde yetişme ihtimali olmayan)  yok olacak. Güneş batınca bile çiçeklerden polen toplayıp bal yapan saf Kafkas arıları, sarı sandal kuşu, ardıç kuşu, tahtalı kuşu dahil 350 kuş türü de bitecek.
* * *
Unutma Artvin! Uyan Türkiye!
Havuz doldurma; bakan oğullarının döviz dolu kasaları ile para sayma makinelerinin suçüstü belgesi olarak geçtiği o ünlü 17-25 Aralık dava dosyalarında yer almıştı:
Sen havalimanını kaptın.
At havuza para.
Sen köprü ihalesini aldın.
At havuza para.
Sen rakı fabrikalarını yuttun.
At havuza para.
Sen tüneli götürdün.
At havuza para.
2 ayda havuzda 650 milyon dolar toplandı. Bu para daha önce devletin elindeki gazete ve TV’leri alıp da; o dönemin başbakanı (şimdiki cumhurbaşkanı) damadını yazar yapan işadamına aktarıldı.
Bir değil.
İki değil.
Üç değil.
Beş değil tam altı kez “Cerattepe’de maden ocağı açmak, Artvin’in bir daha yerine konulamaz doğasını öldürür” diye mahkeme kararı alındı. Üst mahkeme de bu kararı onayladı. İki yabancı şirket çekildiler. Artvin’de bugün “bakır madeni” diye ilan edilen ve daha sonra “altın çıkarma madenine” dönüşeceğine kesin gözüyle bakılan o ocak, işte bu havuza para koyan şirketlere liderlik eden Cengiz Holding‘e sunuldu. (AS: Sahibi Mehmet Cengiz ”Bu Milletin a’sına koyacağız” diyen adam!)
* * *
Tek ağaç kesilmeyecek. Tek ot yolunmayacak.
Yerin altına girilecek; “galeri açılacak” ve bakır cevheri yer altından çıkartılacak. Murgul’a götürülecek orada işlenecek. Artvin’in doğası hiç mi hiç zarar görmeyecek. Başbakan bunları söylüyor. Orman Bakanı da onu onaylıyor. Borazan olanlar da Başbakan ile Bakan ne diyorsa aynısını tekrarlıyorlardı. Tekrarlıyorlardı ama gerçekte ne oldu: Madene henüz galeri açılmaya girişildi, kazma vuruldu. Henüz 2.500 ağaç kesildi. 300 yılda yetişen 60 bin ağaç daha kesilecek. Artvin’in doğası şimdiden isyan etti. Galeri hafriyatı, molozu, atığı derelere, orman içlerine dökülmeye, teleferik için ağaçlar kesilmeye, galeride patlatılan dinamitlerin sesiyle köy evleri yerinden oynamaya başladı. Hafriyatın, zehirli tozun karıştığı dereler gri renkte, karışmayan dereler arı-duru-berrak akıyor.
* * *
Sonun geldi Artvin! Uyan Türkiye!

GÜNÜN SORUSU : KATİL AÇIKLAMIŞTI

Antalya’da doğaya zarar veren mermer ocaklarının kapatılması için mücadele eden ve asırlık sedir ağaçlarını korumaya çalışan çevreci karı koca; Ali Ulvi- Aysin Büyüknohutçu’yu öldüren katil, kendisine bu iş için bir mermer ocağı sahibinin, “3  bin TL  peşin, 47 bin TL de cinayetten sonra olmak üzere 50 bin TL” verdiğini açıklamıştı. Bu mermer ocağı sahibi ile cinayete azmettirici olarak adı karışan diğer mermer ocağı sahipleri ne oldu?
==============================
Dostlar,

Kutluyoruz sizi Sayın Necati Doğru!.
Bu yazınız da çok başarılı..
KOMİSYONCU’‘ başlıklı yazınız da çooook başarılıydı.. (16 Ağustos 2017)
(http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/komisyoncu-1975097/)

‘Tekirdağ suspus’‘ yazınız da çok başarılıydı.. (17 Ağustos 2017)
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/tekirdag-suspus-1976645/

Bu 3 yazınız yaygın okunmalı, paylaşılmalı, halkı uyandırmalı; iktidarı da!

Elbette bu halk da kafasını derin sularda dibe vurup boynunu kırmadan uyanacak.. Kendi bilir gari.. Yoksa ‘

  • ‘Bu Milletin a’sına koyacağız’
    (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/42057/_Bu_milletin_a…_koyacagiz__diyen_isadami_konustu.html 17 Şubat 2014)

diyen Cengiz Holding patronu Mehmet Cengiz gibiler fırsatını kolluyor şimdiye dek iktidarla birlikte yaptıklarına ek, onlar yetmezmiş gibi..

Bu arada Cerattepe davasında idari yargı – Danıştay’ın sıkı dur(a)madığını, ulusun hukukunu yaşayan ve gelecek kuşakla adına gereğince koruyamadığını büyük acıyla not düşmek zorundayız..

Türkiye, Osmanlı’nın son dönemleri dahil, hiçbir zaman bunca kötü yönetilmedi ve bunca vahşet – düşmanlık – açgözlülük – kinle talan edilmedi..

Yurttaşlar bir an önce uyanmazsa;

  • Türkiye hem yaşayan hem gelecek kuşaklara cehennem olacak ya da elden çıkarılıp anahtar teslimi emperyalizme – yerli işbirlikçilerine teslim edilecek!
  • Sonun geldi Artvin! Uyan Türkiye!

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Camiyi çatlatan kazık!

Camiyi çatlatan kazık!

Necati DOĞRU
SÖZCÜ, 23 Haziran 2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

3 yıl önce 2014 yılında Üsküdar Belediyesi,  Maliye Bakanlığı’nın yönetimindeki Devlet Hazinesi’ne 4 camiyi sattı.
İslam tarihinde ilkti. Cami satılan mal oldu.
Camiyi satan AKP’li belediye. Camiyi alan AKP’li Maliye.
Emine Hatun Camii, Hasan Uzun Camii , Bahçelievler Camii.
Ve Avarlızade camilerinin tapudan satışı Üsküdar Belediyesi’nin Maliye’ye olan borçlarını kapatmak için yapıldı. Belediye’nin Maliye’ye borcu, o tarihte, 7 milyon 370 bin liraya (eski parayla 7 trilyon 370 milyon TL) yükselmişti. Bir ilçe belediyesi neyine güvenerek Maliye Bakanlığı’na bağlı Hazine’ye borç takar? Hazine’nin alacağını tahsil etmek için Maliye Bakanlığı, bakan onayıyla, neden Üsküdar Belediyesi’nden 4 cami satın almaya razı olur? Hazine camileri satın alacak. Ne yapacak? Kapıya gişe mi koyacak?
Namaz başına para mı alacak?
Ben bu köşede o tarihte bu soruları ısrarla yazmam üzerine Maliye Bakanlığı bana sözüm ona bir açıklayıcı not gönderdi ve “cami alımları ve satımları yasalara uygun yapılmıştır” dedi. Oysa benim sorularım; “yasaya aykırı cami alındı, yasaya aykırı cami satıldı” üzerine değildi. Benim sorularım;

  • Camileri de alınıp satılan mal haline getirmenin belediye yönetme ile maliye idare etmenin neresine sığdığı üzerineydi.
    *  *  *
    3 yıl geçti. Üsküdar yine camisiyle gününün haberi oldu. Mimar Sinan’ın yaptığı Şemsi Paşa Camii’nin avlusu sayılan denize İspanya’dan ve İtalya’dan alınmış çelik kazıklar getirilip çakılınca tarihi cami dayanamadı. Utancından çatladı. Camiyi çatlatan kazık!
    Ar damara tık etmedi!
    Zeytinburnu’nda İstanbul’un tarihi görüntüsünü (silüetini) bozan 3 cam gökdelen çakılmış kazıklar gibi yükselmişti. Gökdelenleri yapan işadamı AKP’ye yeniden genel başkan seçilen Tayyip Erdoğan‘ın yakın arkadaşıydı. Tayyip Erdoğan, arkadaşı işadamından cam kazık gibi duran gökdelenlerin tarihi görüntüyü bozan üst katlarını tıraşlamasını istedi. Mesut Toprak adlı çok zengin işadamı cam kazıklarını tıraşlamadı ancak Tayyip Erdoğan’ın gönlüne yeniden girebilmek için onun mezun olduğu İstanbul Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni bedelsiz olarak yeniledi, bitirdi. Açılışı Tayyip Erdoğan’ın yapacağı ve okulun isminin de “Recep Tayyip Erdoğan İmam Hatip Lisesi” olarak değiştirileceği yazıldı.
    Hayır! Bu haberler yanlış. Diyen çıkmadı.
    Camiyi çatlatan kazık. Ar damarlara tık etmedi.
    *  *  *
    15 yıldır; Üsküdar, Fatih, Eyüp, Tayyip Erdoğan’a ve partisi AKP’ye her seçimde yüksek oy desteği veren ilçeler oldu. 16 Nisan’da:
    Üsküdar “hayır” verdi. Fatih “hayır” verdi. Eyüp “hayır” verdi.
    ========================================
    Dostlar,

Devr-i AKP’de ülkemiz akla hayale gelmeyecek yıkımlar yaşadı, yaşamakta.
Cami almak ve satmak da bunların başlıcası! Üstelik hülle ile, Devleti de dolandırarak!..
Çok borçlanan ve nerelere – kimlere harcadı (aktardı!?) ise geri ödeyemeyen AKP’li Üsküdar belediyesi, kağıt üstünde 4 camiyi Devletin Maliye Bakanlığına satacak ve elde ettiği “cami satış geliri” ile borçlarını kapatacak! Halkın vergisi böylesi bir dalavereye kullanılacak!
Bunların milyonda 1’ini AKP dışında bir parti – kişi yapsa yeri göğü yıkarlardı.
Hala, CHP döneminde 2. Büyük Savaşta camilerin ahır yapıldığını utanmadan yayıyorlar.

Bu siyasal kadronun cami yıktığını da biliyoruz Rize’de, İstanbul’da ve Ankara’da (TBMM camisini Başkan İsmail Kahraman yıktırdı!) ne yazık ki..

Dileyelim bunca felaket vicdan sahibi sağduyulu AKP seçmenini de Türkiye’yi de derin aymazlık (gaflet) ve sapkınlık (dalalet) uykusundan uyandırır..
Din sömürüsünün hangi kerteye eriştiği dehşetle ayrımsanır..
Bu aşamada yönetsel – yargısal soruşturma açılmasını istemenin safdillik olduğu çok açık. Ancak böylesine, insanların tüylerini diken diken eden görülmemiş fiyaskoların “Müslüman” lığı kimseciklere bırakmayan AKP – RTE döneminde ve yönetiminde olması, tarihe not düşülmeli ve dünya alem öğrenmeli.. Duyduk duymadık denilmesin :

  • AKP’li Üsküdar Belediyesi 4 camisi Maliye Bakanlığına borçlarına karşılık sattı!Tarihin en karanlık dönemlerinde bile, hiç yenilmeyecek gibi gözüken zalimlerin bir süre egemen olduktan sonra hep yenildiğini görüyoruz. Şaşmaz bir kural..
  • Sevgi ve sabırla ADALET kozasını örmeye devam etmeli..
  • İnsanlık onuru er ya da geç, hep ama hep kazanıyor..

Hiç kuşkusuz Türkiye toprakları ve 21. yy’ın şafağında bu evrensel kurala bir ayrık (istisna) olmadığı gibi, tam da gebe!

Sevgi, saygı ve şaşkınlık – dehşet ile. 25 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Uyanın! 200 yıl geriye gidiyoruz!

200 yıl geriye gidiyoruz

Necati DOĞRU
SÖZCÜ, 17.12.16

(AS: bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Tarihi diyalektiğe aykırı acınası bir durum, bizim başımıza geldi.
200 yıl geriye gidiyoruz. Anayasa Profesörü Süheyl Batum,
dün ODATV’de uzun ve değeli bir yazı yayınladı. Ortaçağa gidiyoruz! “Uyanın” diyor.
Yasaların (AS: İdarenin olacak) “kanunlara uygun olması” gerekir. Buna “İdarenin Kanuniliği” ilkesi adı verilir. Yasalar, kanunlara (AS: Anayasaya olacak) aykırı bir şekilde çıkmışsa;
geri çevrilir. Uygulamaya konmaz durdurulur. Özetle Meclis’in kanunlara (AS: Anayasaya olacak) aykırı bir yasa çıkarmasına o ülkenin adaleti yani bağımsız hakimleri dur derler.
148 yıl önce. Şura-yı Devlet kuruldu. Bugünkü adı: Danıştay.
Tarihi diyalektik işledi. Danıştay, devlet dediğimiz büyük, güçlü, kerim makine “adaletsizliğe -kanunsuzluğa – vicdansızlığa batmasın – devlet zalim olmasın – yasalara Anayasaya aykırı kanun çıkmasın” ihtiyacından doğdu. Danıştay, 150 yıl önce kuruldu, ondan önce 50 yıl da mücadelesi verildi.
* * *
Süheyl Batum uyarıyor :  200 yıl geriye gidiyoruz!
Meclis’te iki parti AKP ile MHP, parmak sayılarının çoğunluğundan güç alarak hazırladıkları yeni anayasa taslağında “egemenliği milletten alıyor, tek bir kişiye veriyor” ve böylece 150 yılı aşkın bir zamandan beri uygulanan “yasaların kanunlara uygun çıkması ilkesini” tümden ortadan kaldırıyorlar. Bu taslak! Gerici bir kasnak!
Cumhurbaşkanına, hem yürütme (başbakan ve bakanlar) yetkisine ilişkin konularda, hem yardımcıları ve bakanların sorumluluğu konusunda, hem kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve sorumlulukları konusunda, hem üst düzey kamu görevlilerinin atanması konusunda inanılmaz bir güç tanıyor. Devletin tüm kurum ve kuruluşlarının üst düzey koltuklarında kimlerin oturacağına karar verecek tepedeki yetkili Cumhurbaşkanı olacak. Bu konuların tümünde “yasaya bağlı olarak değil” tamamen, Cumhurbaşkanı’nın takdiri ve yetkisiyle çıkarılacak “kararnameler” söz sahibi, göç sahibi, hak sahibi sayılacak. HSYK’nın 12 üyesinin 6’sını da cumhurbaşkanı seçecek ve bu yapıda bir HSYK’nın başkanı da Cumhurbaşkanı’nın tek başına atadığı Adalet Bakanı olacak. Böylece yargı da onun eline verilecek. Tam yetkili: Tepedeki!
Şöyle düşünün : Hem futbol kulübünün başkanı, hem futbolcuları seçen antrenörü, hem takımın kaptanı, hem oyunun stratejisini kuranı, hem takımın formasını giyen, hem faul düdüğü çalan, hem penaltı kararı veren, hem sarı kart ve kırmızı kart gösteren hakemi. Böyle bir oyuna itildik.
Böyle bir oyunun seyircisi olarak; “Ortadoğu’daki ülkeler içinde yalnızca Türkiye’nin 200 yılı aşkın bir süreden beri başarıyla sürdürdüğü anayasal mücadelenin tamamen yok edilişini” izleyecek ve “anayasası olmayan demokrasi dışı mutlakiyet rejimlerine” dönmeye razı olacağız.
* * *
Prof. Süheyl Batum uyarıyor!
“Biz benzer dönemi yaşadık. Tüm yetkileri elinde taşıyan bir padişah vardı. Üstelik bu padişah, tüm İslam toplumlarının halifesi konumundaydı. Buna rağmen ülkemiz işgal edildi, parçalandı, mahvoldu. Ülke o durumdan; Ankara’da “hakimiyet (egemenlik) kayıtsız şartsız milletindir” ilkesiyle toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Atatürk ile arkadaşlarının öne atılmasıyla kurtuldu. Onlar, bu kurtuluşun hiçbir aşamasında “Biz bütün yetkileri bir kişiye verelim,
başka bir padişah bulup ona yapışalım” demediler. 97 yıl sonra bugün birkaç milletvekili,
tüm yetkileri bir “REİS” e verelim kurtulalım” batağına gelmişler.”
Uyanın! 200 yıl geriye gidiyoruz!
=============================
Evet dostlar,

BAŞKANLIK HEDEFLİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ
NEDEN ÇAĞDIŞI ve ANAYASAYA AYKIRI??

Dileyelim sağduyu bir an önce egemen olsun ve 21. yüzyılın şafağında Türkiye, tüm geleceğini tek 1 kişiye, üstelik de sık sık “kandırıldım!” diyen birine teslim etmesin. AYDINLANMA tarihi, mutlak egemeni sınırlama ve egemenliği gerçek sahibi olan halka verme savaşımları ile doludur. Taa 1215’te İngiltere Kralı Yurtsuz John, dönemin feodal aristokratlarınca MAGNA CARTA LIBERTATUM belgesi ile sınırlanmıştır. Geldiğimiz yer, 

  • EGEMENLİK BAĞSIZ KOŞULSUZ MİLLETİNDİR…

Bu ilke TBMM’de Başkanlık kürsüsünün ardında duvarda yazılıdır.
Anayasamızda da apaçık kural olarak konmuştur :

Anayasa md. 6 : Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. 
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Madde metnine göre Millet, egemenliğin asıl sahibi olarak, yetkili organlar eliyle
bu egemenliğini kullanacaktır. Söz konusu organlar Anayasa tarafından tanımlanacaktır.
Nitekim Anayasa bu 3 temel organı tanımlamış, Güçler Ayrılığına dayandırmış ve aralarında denge – fren düzenekleri (mekanizmaları) kurmuştur. Altı çizilen ve kırmızıya boyanan 2. fıkraya göre Egemenliğin devri olanaksızdır. O kadar ki, bırakalım “devrini”, “kullanılması” bile
hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacaktır.
İzleyen 3 maddede Anayasa, bu 3 demokratik erki teker teker saymıştır :

VII. Yasama yetkisi
Madde 7 – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
Bu yetki devredilemez.

VIII. Yürütme yetkisi ve görevi
Madde 8 – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

IX. Yargı yetkisi
Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

10. maddede yasalar önünde “eşitliği” tanımladıktan (kurallaştırdıktan) sonra, 11. maddede
söz konusu 3 Erk’in (Gücün) Anayasa ile bağlı oldukları vurgulanmaktadır.

Madde 11 – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
*****
Ayrıca 1982 Anayasasının, metnine dahil olan “Başlangıç” bölümünde şu kural vardır :

  • Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
    belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu..

Ve 176. maddeye göre Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir.” Dolayısıyla, bu sistematiği doğrudan ya da dolaylı, herhangi bir yolla değiştirecek bir düzenleme Anayasanın özüne, ruhuna, muradına, temel felsefesine ve ilk 3 maddede yer alan değiştirilemez içerik ve niteliklere aykırı düşeceğinden AYKIRI olacaktır ve Anayasa Mahkemesince “şekil” yönünden iptal edilecektir. Anayasanın 148/1 maddesi şöyledir :

  • “Anayasa Mahkemesi, … Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

Daha açık bir anlatımla, Anayasa’nın ilk 3 maddesinde tanımlanan ve “değiştirilemez – değiştirilmesi bile önerilemez” zırhına alınan sistematik, başkaca maddelerde yapılacak değişikliklerle ya da madde(ler) eklenerek hukuka karşı hile ile gerçekleştirilmeye çalışılırsa, Anayasa Mahkemesince içerik bakımından denetlenme yasağının ötesine geçilerek
ŞEKİL bakımından denetlenecek ve iptal edilecektir.

2008’de Anayasa’nın 10. ve 42. maddede AKP tarafından yapılmak istenen değişiklik,
ilk 3 madde kapsamında ve Başlangıçta sayılan temel ilkelere aykırılık (Laikliğe aykırı!) oluşturduğundan, içerik denetlenmesinin Anayasa Mahkemesi yetkisinde olmadığı sınırlaması devre dışı bırakılarak Anayasa yargısı denetimi yapılmış ve şekil bakımından söz konusu değişiklikler iptal edilmiştir. 27.02.2008 günlü Anayasa Mahkemesine CHP’li 110 vekil tarafından verilen dava dilekçesinde Anayasa’ya eklenen ve iptali istenen bölümler şöyleydi:

  • “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, 1 nci maddesi ile Anayasamızın 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi; 2 nci maddesi ile de, Anayasamızın 42 nci maddesine, altıncı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”

Yüksek mahkemenin iptal kararının sonuç bölümü şöyledir :

  • 9.2.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A – 1. maddesiyle 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “ve her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” ibaresinin,

B – 2. maddesiyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 42 nci maddesine altıncı fıkradan sonra gelmek üzere eklenen “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” biçimindeki fıkranın,

Anayasa’nın 2., 4. ve 148. maddeleri gözetilerek İPTALİNE… (Esas Sayısı: 2008/16, Karar Sayısı: 2008/116, Karar Günü: 5.6.2008; RG 22 Ekim 2008, 27032)

Sonuç olarak; ülkemiz boşu boşuna, enerjisini Anayasadaki güçler ayrılığı rejimini değiştirmeye harcamamalıdır. Çağımız ortak akıl, katılımcı – temsili demokrasi hatta doğrudan demokrasi çağıdır. Bu girişim hem Anayasaya aykırı hem de çağın gereklerine açıkça aykırı olacaktır. Türkiye’yi çağ dışına savurmaya kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur, olamaz.
Ayrıca OHAL altında anayasa değişikliği olamayacağı gibi, ülkemizin çok ağır ve çok ciddi sorunları olup, vargücümüzle BEKA SORUNU‘nu aşmaya çaba göstermeliyiz. Ülke olağan koşullara ulaştığında isteniyorsa konu kamuoyunda tartışmaya açılabilir.. Ama şimdi, asla zamanı değil!

AKP – RTE – MHP, halkımızı kutuplaştıracak bu çağ dışı girişimi hemen geri çekmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
18 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

PKK’nın son savaşı

PKK’nın son savaşı

Necati Doğru
Necati Doğru

SÖZCÜ, 19.10.2015

Yeniden dirilemeyecek. Bunu biliyor. Onun için çıldırmış gibi saldırıyor.
Tankçı Yarbay İhsan, Jandarma Üstçavuş Turgay.
Astsubay Kıdemli Çavuş Samet, Üsteğmen Ünal.
Tunceli’de de 2 Mehmetçik! Şehit oldular.
Şehitler ölmez.
Barış süreci sırasında askere emirler verilmişti. PKK ateş etmeden, ateş edilmeyecek.
Yine barış sürecinde; Kara Kuvvetleri Birlikleri ve özellikle komando birlikleri çatışmalara sokulmadı. Yine barış süreci sırasında; jandarmanın ateşine PKK ateş ile karşılık vermez ise “savcılara jandarmanın mermi kovanlarını toplayarak haklarında soruşturma açma görevi” de verilmişti.

Bunlar hep yazıldı. Haber yapıldı.
Demeç oldu. Arşivlerde var.
O günleri unutmadık. Unutmayın.
***
Son 4 şehidin verildiği çatışma sonrası Genelkurmay Başkanlığı’ndan verilen bilgiye göre; PKK’lı teröristlere ait çok sayıda barınak, mağara ve silah mevzileri imha edildi.

4 mağarada şu silahlar çıktı      :

– 1 adet Doçka uçaksavar makineli tüfeği,
– 8 adet Kalaşnikof Piyade Tüfeği,
– 1 adet (BKC) Bixi makinalı tüfeği, 
– 1 adet Kannnas keskin nişancı tüfeği,
– 1 adet RPG- roketatar,
– 4 adet RPG-7 roketi,
– 10 adet el bombası,
– 1 adet telsiz, 1 adet radyo, çok sayıda mühimmat, yiyecek, yaşam malzemesi…

Unutmadık.
Unutamayız.
Bu kadar silah, “Dolmabahçe’de masaların kurulduğu” dönemlerde Türk Ordusu’nun
elinin, ayağının, gözünün bağlanması emirlerinin verildiği için o mağaralara depolandı.
Türk halkı aldatıldı. Bunun bir hesabı olacak. Hesabı sandıkta sorulacak.
***
PKK’nın son mağaraları olacak.

  • Aslında Türk Ordusu; PKK görüntüsü altında emperyalizmle savaşıyor.

Emperyalizm Ortadoğu’da; sünni Müslüman Araplar (IŞİD) ile Kürtleri (PYD) çarpıştırarak  “Büyük Kürdistan” oluşturma planı yaptı ve bu planın büyük parçası olarak da
Türkiye’nin Güneydoğusu’nu anavatandan koparmayı kurguladı. PKK bu kurgunun
maşası yapıldı. Son maşa olacak. Mağaralar temizleniyor.

Suriyeliyi alma! Bizi AB’ye al!

Ne zaman “elinde çantasıyla geldi” haberleri yazılsa; bilin ki Türkiye’yi yönetenler pazarlığa oturmuşlardır. Bir şey satılıyordur. Alman Başkanı Merkel de elinde çantasıyla geldi.
Çantada 3 milyar Euro para var diye ön haberler de çıktı. Avrupa Birliği adına Merkel, 3 milyar Avro’yu  verecekmiş, karşılığında Türkiye’nin Suriyeli mültecilere Avrupa ülkelerine sızmasına polislik, bekçilik, jandarmalık yapmasını isteyecekmiş. Ahlaksız bir teklif.

  • Suriyelileri bu perişan duruma, Avrupa Ülkeleri’nin de içinde bulunduğu
    Batılı büyük devletlerin “Suriye’yi iç savaşa sürükleme politikaları” getirdi.

Türkiye böyle ahlaksız bir teklifi görüşerek “selden kütük kapmaya çalışan avantacı” durumuna düşürüldü. Türkiye’nin bu utanç verici ahlaksız teklifi kabul edici durumuna düşürülmüş olmasını örtmek için de sanki Alman Başbakanı Merkel ile “Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği için
6 fasılın yeniden açılması görüşülüyor” havası yarattılar. Yani Avrupa’nın ahlaksız teklifine karşı “Suriyeliyi alma bizi AB’ye al” diyen yakışıksız bir karşı teklif yapılıyor. Nereden baksan dökülüyor. Suriye mülteci sorunu ayrı, Türkiye’nin AB üyeliğine kabulü ayrı konular ama “Merkel çantasıyla geldi faslında” birleşildi.

===============================

Dostlar,

Vatan evlatları kalleşçe, Batı emperyalizminin maşası, ABD’nin açıkça itiraf ettiği üzere
silahlı gücümüz” dediği PKK tarafından, Batı’nın – ABD’nin kurşunlarıyla vurulmaya
devam ediyor.. Dünden bu yana 4 şehit daha.. Ve geçen hafta PKK’nın Suriye kolu PYD‘ye
herkesin gözü önünde ABD’nin 50 ton silah vermesi..

Türkiye PKK ile mi, ABD ile mi çatışıyor??

Biri yarbay.. TSK’nın, askerinin önünde giden kahraman subayları.. TSK’nın soylu geleneğidir.. Gerektiğinde komutan en önde gider.. Mustafa Kemal Paşa da Conkbayırı’nda, Sakarya’da, Kocatepe’de öyle yapmadı mı?? Sakarya savunmasında erlerden çok subay yitirmedik mi??
TSK hem gerektiğinde deneyimli subayını öne sürüyor, ek bir özveri gösteriyor ve bedel ödüyor hem de Mehmetçiğini – Milletin emaneti gözbebeklerimizi özellikle koruyor.
Son zamanlarda rütbeli subaylarımızın şehit edilişini böyle okumak gerek..

Doğu – Güneydoğu ve de büyük kentler, dağ – taş silah ve mühimmar deposu durumuna getirilmiş. Bu son birkaç yılda, AKP – RTE’nin lanetli AÇILIM süreci boyunca oldu. Dolayısıyla verilen şehitlerin, sivil can yitiklerinin velhasıl

  • DÖKÜLEN KANLARIN SİYASAL SORUMLUSU KESİN OLARAK AKP – RTE’dir..

Bu hesap, 1 Kasım 2015 günü genel seçimde halkımız tarafından mutlaka sorulmalıdır.
Yoksa bu günleri bile arayacağız AKP bir kez daha iktidar olursa..

TSK ve güvenlik güçlerimiz, kararlılıkla, ara vermeden,
bu kökünü kazıma operasyonunu sürdürmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
19 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com