Suriye harekatının gizli bir amacı mı var?

Suriye harekatının gizli bir amacı mı var?

Sabahattin Önkibar 
Odatv.com 11.10.19

Baştan belirteyim Suriye harekatını teorik olarak destekliyoruz zira PKK-YPG Fırat’ın doğusundan süpürülmez ise Türkiye’nin başı öyle böyle değil ciddi anlamda beladadır.

Peki halen devam eden harekatla bu olacak mı diye sorarsanız, asla mümkün değil niye mi?

Yapılan yalnızca sınırda birkaç kilometre eninde güvenlik hattı oluşturmaya dayalı imaj operasyonudur da ondan.

Saray sözcülerinden Fahrettin Altun, Washington Post’a, Gülnur Aybet CNN International’a açıkladı, sürdürülen harekat her yönü ile Trump yani ABD ile anlaşmalı.

İÇ KAMUOYU BÖYLE AFYONLANIYOR

Öyle ise söyleyin 60 bin TIR dolusu silah ile donatılmış 80 bin kişilik PKK-YPG Ordusu nasıl imha edilip Fırat’ın doğusundan sürülecek?

Buradan hareketle yapılan operasyonu PKK’yı tasfiye ve Suriye’deki Kürt Devletini önleme diye sunmak, tümüyle iç kamuoyunu afyonlamaya dayalıdır.

Sorulması gereken soru, PKK-YPG Suriye’den sürülemeyecek ise yapılan bu harekatın politik hedefinin ne olduğudur.

Sakın Suriye’nin toprak bütünlüğü demeyin zira bunun olmazsa olmazı Beşar Esad ile barıştır ki Tayyip Erdoğan ısrar ve inatla buna karşı.

HEDEF SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ DEĞİL!

Söyler misiniz gerçekten Suriye’nin toprak bütünlüğü istense, İdlib’deki siyasal İslamcı çetelere arka çıkılır, büyük masraflarla adına ÖSO denen ordu kurulup beslenir ve Gaziantep Üniversitesi Suriye’de fakülte açar mıydı?

Aklımızla dalga geçilmesin, Saray’ın Suriye ajandası gizemlerle doludur.

Öyle olduğu içindir ki İran ve hatta Rusya bile artık kuşkularını gizlemiyorlar.

Ne imiş efendim sınırda 50 milyar dolar harcayıp köyler ve şehirler kurup 2 milyon Suriyeli yerleştireceklermiş!

SINIRDA İHVAN DEVLETİ Mİ?

Olması asla mümkün değil ya, diyelim oldu. Yerleştirilecek o 2 milyon insan nasıl geçinecek?

Pardon yoksa Saray’ın gizli ajandası sınır hattında bir ihvan-ül müslimin devleti kurmak mıdır?

Hayır komplo teorisi peşinde değilim, Batı medyasında, AKP iktidarının Libya’daki İslamcı gruplara bile hala para ve eleman sağladığı iddiaları var ki, bunun neyi anlattığı ortada değil m!

Kemal Kılıçdaroğlu haklıdır, Tayyip Erdoğan izlediği politikalar bağlamında BOP Eşbaşkanı görevini icra ediyor zira uyguladığı politika eşyanın tabiatı gereği yeni harita getirecek ve Türkiye de bundan payını alacaktır.

BOP EŞBAŞKANI VE OHAL İHTİMALI

Şu kahrolası tabloya bakar mısınız… Bütün dünya ve hatta Filistin bile Türkiye’yi izole ederken El Kaide’nin El Nusra gibi türevleri ile hala halifelik özlemleriyle Sünnicilik peşindeyiz.

Olayın bir başka cephesini haftalar önce Youtube kanalımda açıkladım, arşivimde var.

  • Saray’ın OHAL yönetimine geçmek istemesi ve bunun için zemin inşa hesabıdır.

    Harekatın muhtemel siyasi-ekonomik sonuçları akabinde adım adım böyle bir sürece girilmesi mukadder görülüyor.

    OHAL ilanı olayı ise mevcut yönetimin ülkeyi çok daha keyfi yönetmesi ve iktidarda kalma süresini uzatması demek olacak.

    Sonuç    : Suriye harekatında devlet yararından ziyade AKP yararları önceliklidir.

Özgür Özel, sır gibi saklanan yandaş medya gerçeğini açıkladı!

Özgür Özel, sır gibi saklanan yandaş medya gerçeğini açıkladı!

  • 29-05-2019, ABC gazetesi

Özgür Özel, sır gibi saklanan yandaş medya gerçeğini açıkladı!Özel, Yandaş medyanın çalışma şeklini açıklayarak” Hepimiz biliyoruz ki bir merkezden üretilen manşetler, bir merkezden yaratılan algı operasyonları ve mutlaka ve mutlaka ‘1’inci sayfayı bir görsün bakalım bizim başkan, ondan sonra baskıya girersiniz’ diye gece yarılarına kadar basın emekçilerinin bekletiliyor” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, gazeteciler Yavuz Selim Demirağ ve Sabahattin Önkibar’a yönelen saldırıların ardından gözaltına alınanların serbest bırakıldığını belirterek, gazetecilere yönelik saldırılarda cezaların caydırıcı hale getirilmesini önerdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı manşetlere bizzat karar veriyor diyen CHP’li Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda partisinin gazetecilere yönelik artan saldırıların araştırılmasına yönelik grup önerisinde yaptığı konuşmada, “Bugün Türkiye’de gazeteciler tarihimizin en kötü günlerini yaşıyor. Anadolu Ajansı’nın dahi üzerinde bir vesayet odağı var. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve bizzat İletişim Başkanı, şu anda basın kartlarının kime verileceğini, gazetelerin hangi manşetlerle çıkacağını, hangi siyasi parti temsilcisinin hangi gazetede, hangi televizyonda kaç dakika kalacağına bizzat karar veriyor.

Ben şunu duymak isterim: ‘Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na gazeteler baskıya girmeden önce gönderilmiyor, -3, 5 tane buna direnen muhalif gazete hariç- manşetlerini İletişim Başkanı görüp onay vermiyor, bu doğru değildir’ denmesini isterim burada. Ama bu yalanlamayı yapabilecek durumda değilsiniz. Hepimiz biliyoruz ki bir merkezden üretilen manşetler, bir merkezden yaratılan algı operasyonları ve mutlaka ve mutlaka ‘1’inci sayfayı bir görsün bakalım bizim başkan, ondan sonra baskıya girersiniz’ diye gece yarılarına kadar baskı makinelerinin başında bekletilen basın emekçileri ve Türkiye’nin savrulduğu durum yani ön sansür pozisyonuna gelmiş durumdayız” ifadesini kullandı.

Özgür Özel, şunları kaydetti:

SAVUNULACAK BAHANE BULUNACAK TARAFI YOK

“4’üncü güç, demokrasinin 4’üncü gücü ne durumda? Dünyada Basın Özgürlüğü Endeksi var. Bununla AKP dönem dönem övündü, geldiğinde 180 ülkede 99’daydık, 90’lara doğru yaklaştıkça övünüyordu, aynı endekste 157’nci sıradayız. 180 ülke içinde siz geldiğinizde 99’uncu sıradayken bugün 157’nci sırada. Bunun savunulacak, kenarından dolaşılacak, bir bahane bulunacak tarafı da yok. 10 Mayıs günü Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, 25 Mayıs günü de Odatv yazarı Sabahattin Önkibar evlerinin önünde sopalı birden çok kişi tarafından darbedildiler, öldüresiye dövüldüler, çok uzun iş göremezlik raporları var.

Bunlar 2019 Türkiye’sinde bu gazeteciler muhalif söylemlere sahip diye oluyor. Sadece onlar değil, Antalya’da İdris Özyol ve Engin Çevik, Adana’da da Hakan Denizli isimli yerel gazeteciler aynı şiddetin kurbanı olmuş durumdalar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu prompterdan konuşarak diyor ki: ‘Tayyip Erdoğan Türkiye’si bugün herkesin kendini ifade ettiği, kimsenin korkmadığı, kimsenin çekinmediği bir ülkedir.’ Okudukları gazetenin yazarının elinde beyzbol sopaları olan vandallar tarafından dövüldüğünü, kan içinde kaldığını, kaburgalarının, kemiklerinin kırıldığını görünce bu ülkede insanlar korkmaz mı? Gazeteciler o kalemi tekrar tutuyorsa sizin yarattığınız özgürlük ortamından değil, yüksek ahlakları ve baskıya karşı üstün dirençleri ve mesleklerine bağlılıklarından dolayı tutuyorlar. Ya tutamayanlar ya yazarken kendiliğinden kendini sansürleyenler? Bunu yapmaya mı geldiniz erdemliler hareketi olarak?

SUSMAYIN HEP BERABER ÇÖZELİM

On yedi yıl önce yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğiz diye gelip de bugün Türkiye’de gazetecilerin kanlar içinde yerde yattığı görüntülerinin üstüne trollerin ‘Öyle konuşursan böyle oldu’ paylaşımlarını mazur gören bir iktidar anlayışı olabilir mi? Ve bu dil birileri tarafından teşvik ediliyor. ‘İllet’ diyen ‘zillet’ diyen ‘terörist’ diyen… Adamın kardeşine, çocuğuna, arkadaşına ‘illet, zillet, terörist’ diyen, hedef gösteren ve gösterilen hedef kanlar içine boğulduğunda mahcup, üzüntü mesajları atmak yerine burada bir tavır göstereceğiz. Hekime karşı şiddetle ilgili mücadeleyi 16 kere reddettiniz 16 kere. Ne zaman Ersin kardeşimin böğrüne Gaziantep’te bıçağı sonuna kadar sokup çevirdiler, önergeyi kabul ettiniz. Hekime karşı, sağlık çalışanlarına karşı şiddet için oturuldu, toplanıldı, gereği yapıldı mı? Önerilerin büyük bir kısmı duruyor.

Ama ne çıktı ortaya? Dendi ki: ‘Caydırıcı olması için: Bir, tutuksuz yargılamayı neredeyse imkânsız kılacak düzenlemeler yapmalıyız; iki, cezayı ağırlaştırmalıyız.’ Şimdi, sağlık çalışanlarının böyle bir özel düzenlemeyi çoktan hak ettiği konusunda hemfikiriz, peki gazeteciler hak etmiyor mu? Gazeteciye sağlayacağınız özgürlük ortamı ve ona sağlayacağınız güvence toplumun haber alma hakkına sağlanmış güvencedir, toplumun özgür düşünce ve özgür düşünceye özgürce ulaşma hakkına sağlanmış güvencedir, demokrasiye sağlanmış güvencedir. Bunu yaparsanız hepimiz seviniriz ama gururu iktidara kalır. Neden bundan çekiniyorsunuz? Neden burada gerekli adımları atmıyorsunuz? O zaman sustuğunuzda şiddetin ortağı olursunuz. Susmayın, hep beraber çözelim.”

Sabahattin Önkibar, kendisine kimin saldırdığını yazdı

Sabahattin Önkibar,
kendisine kimin saldırdığını yazdı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evinin önünde saldırıya uğrayan gazeteci Sabahattin Önkibar yaşadıklarını kaleme aldı. Sabahattin Önkibar saldırganlarla ilgili, “Göz hasmını tanır derler! Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir” ifadelerini kullandı.

[Haber görseli]Evinin önünde önünü kesen iki araçtan inen 3 kişinin saldırısına uğrayan gazeteci Sabahattin Önkibar Odatv‘de yayımlanan ‘Bana kim saldırdı‘ başlıklı yazısında yaşadıklarını anlattı.

Önkibar kendisine saldıranlarla ilgili, “Gelelim, saldırıyı kimin yaptığına… Göz hasmını tanır derler!

Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir. Ancak iki araç kiralayıp saldırmak, basit bir ergen ya da sokak çocuğunun bireysel eylemi olamaz. Hadise açık ve net olarak organize bir kahpeliktir.

Birkaç gün önce yayına verdiğim, Bahçeli ile alakalı Youtube’daki videoma kızmış olabilirler” ifadelerini kullandı.

İşte Önkibar’ın yazısı:
(https://odatv.com/bana-kim-saldirdi-26051923.html, 26.5.19)

Dün akşama doğru eşofman-tişörtle, iyi korunan sitedeki evimden çıktım. Yakındaki kuruyemişçiye uğrayıp markete geçecekken, arabaya binemeden arkadan saldırdılar. Arkadan geldikleri için saldıranların kaç kişi olduğunu bile tam olarak göremedim. Sağ olsunlar, esnaf anında müdahale edip saldırganları kaçırttı. Beni tanıyan bir esnaf ise saldırganların araçlarından birinin plakasını alıp bana verdi. Kaçamasınlar diye anında 155’i arayıp gezici seyyar ekiplere bildirilsin istedim.

Ardından saldırıyı, yazı yazdığım ODATV’ye ve Halk TV’deki dostum Fatih Ertürk’e bildirip hastaneye rapor almaya gittim. Çankaya Emniyet Müdürü bulunduğum Güven Hastanesi’ne gelerek olay hakkında bilgi aldı. Peşi sıra Ankara Valisi “geçmiş olsun” diye arayarak, şu bilgiyi iletti: “Saldırganların aracı kiralık, onu belirledik. Merak etmeyin yakalayacağız.”

Kahpe saldırının özeti budur. Öncelikle, saldırının duyulması ile beraber aldığım çok çok sayıdaki telefon ve mesajlara teşekkür ediyorum; ki hala bazılarına geri dönemedim ve zira sayı çok fazla. Merak edenlere aktarayım; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Sayın Meral Akşener ve Sayın Doğu Perinçek, ODATV haberi duyurur duyurmaz anında aradılar. Peşi sıra CHP ve İyi Parti’den onlarca milletvekili ve de meslektaşlar, dostlar aradı. AKP eski milletvekili, gazeteci kardeşim Mehmet Metiner sağ olsun geçmiş olsun dedi. Bu yazıyı gece yarısı yazdığım için telefonumda hala bakamadığım onlarca isim var, bakacağım, arayan başka bilinen isimler de olabilir.

Gelelim, saldırıyı kimin yaptığına… Göz hasmını tanır derler! Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir. Ancak iki araç kiralayıp saldırmak, basit bir ergen ya da sokak çocuğunun bireysel eylemi olamaz.

  • Hadise açık ve net olarak organize bir kahpeliktir.

Birkaç gün önce yayına verdiğim, Bahçeli ile alakalı Youtube’daki videoma kızmış olabilirler. Olayı ve failleri yakından takip ediyorum. Çok yakında ayrıntıları ile öğrenirim. Saldırının dikkat çeken bir diğer yönü ise zamanlamasıdır.

Sayın Kılıçdaroğlu’na linç girişimi, ardından Sevgili Yavuz Selim Demirağ’a saldırı ve akabinde bu olay, ki tamamı Başkent’te oldu.

  • Hayır, tam seçim arifesinde bu olanlar tesadüf olarak açıklanamaz.

Buradan haykırıyorum; 1977’den beri eylemli siyasal mücadelenin içinde olan bendeniz bu tür saldırılarla yılmam; ki hatırlayın benzer bir saldırı 2 yıl önce İstanbul Kitap Fuarı’nda yapılmıştı, Tam tersine, o kopilleri arkadan saldırtan alçaklara karşı bilenmiş olarak mücadele edeceğim. Ancak büyük resimde hadise şudur:

  • Türkiye’de artık can güvenliği Kaf Dağı’nın ardındadır.
  • Ondan vahimi, toplum her geçen gün tam ortadan dehşet bir ayrıştırma operasyonlarına muhataptır.
  • Beka ticareti ile oy devşirmeye çalışanların bu saldırılara suskun kalmaları, onların derdinin ülke değil iktidar ve koltukları olduğunun ispatıdır.

Çubuk’ta ana muhalefet liderini linç etmeye kalkanlar bırakın tutuklanmayı, kahraman gibi baştacı ediliyorsa, bu ülkede bırakın demokrasi, bırakın hukuk, bırakın ahlak ve vicdan, birlikte yaşama bile tehdit altında demektir. Dahası lince ve saldırıya açık davetiyedir.

Son söz    :

  • Ümitsizlik yok… Karanlığın en kesif olduğu an, aydınlığa en yakın olunan zaman dilimidir…
  • Her şey güzel olacak…

=========================================
Dostlar,

KILIÇDAROĞLU, DEMİRAĞ VE ÖNKİBAR’a SALDIRILARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İktidar karşıtı gazetecilere  apaçık gözdağı ve yıldırma kokan ağır fiziksel saldırılar asla kabul edilemez. Hükümetin en temel görevi ülkedeki tüm insanların can ev mal güvenliğini etkili biçimde sağlamaktır. Son 2 haftada bu bağlamda 3 önemli fiziksel saldırı, hatta Anamuhalefe CHP lideri Kılıçdaroğlu’na dönük açık linç girişimi yaşanmıştır. 3 olay da Başkenttedir.

Tek adam, AKP = Erdoğan, Türkiye’de olur – olmaz hemen hemen her konuda yersiz ayrıntılara varana dek inerek uzuuuuuun uzun konuşmakta, önüne geleni açık açık tehdit etmekte, gözdağı vermekte, yargıya hedef göstermektedir. Siyasal tarihte böylesi bir Cumhurbaşkanı örneği görülmemiştir ve görüleceğe de benzememektedir. Erdoğan bu bağlamda “benzersiz” dir (!).

AKP iktidarı = RTE‘nin İstanbul BŞB Başkanlığı seçimlerini “yaşamsal” kerteye taşıdığı görülmektedir. Halkın verdiği meşru mazbatayı türlü oyunlarla geri alan anlayış, Genco Erkal‘ın deyimi ile hırsızlığın ta kendisi iken; yaygın halk kitlelerinde derin bir aldatılmışlık – istismar – gönül kırıklığı… ve olanbitene isyan – infial duyguları tepe yapmışken bir de masum insanlara fiziksel saldırı, darp, dayak, linç girişimi toplumdaki gerilimi daha da tırmandıracaktır.

AKP = RTE toplumdaki bu derin ayrışma geriliminden ne gibi bir yarar, bir medet ummaktadır? 31 Mart öncesi seçim stratejisi “beka” masallarına dayandırılmak istenmişti ancak geri tepti. Bu çok tehlikeli ve bumerang nitelikli “oyuncak” 17 yıldır tek başına iktidar olan ve dünya kadar politik deneyim biriktiren / biriktirmiş olması gereken AKP siyasal kadrolarına ve stepnesine yakışmamaktadır.

Çırılçıplak görünen odur ki; “Cumhur ittifakı” çırpınış ve savruluşlar içinde şaşkın, sersemdir. 23 Haziran’da yinelenecek seçim için kaygan zeminde olduklarının ve çok yüksek olasılıklı yenilgi sonucunun ayrımındadırlar. Ancak bu sonucu bir türlü kabul edememekte ve ağır bir hazımsızlık yaşamaktadırlar. Bu durum daha çok ve ağır hatalara yol vermekte ve yenilgiyi netleştirmektedir.

AKP = Erdoğan‘a ve stepnesine önerimiz;

  • Akıl dışı yanlışlara son vererek seçim kampanyalarını hukuk – demokrasi içinde ağırbaşlılık ve edeple yürütmeleridir. Başarı şanslarını artıracak biricik yol budur.

Böylesi bir strateji, son derece tehlikeli biçimde kutuplaştırılmış halkımız için de selametli ve son derece gerekli bir yaklaşım olacaktır.

Türkiye, hiç kuşku yok, 23 Haziran seçiminin sonucu ne olursa olsun yoluna devam edecektir.

Ancak gemileri yakıp köprüleri atmak en büyük zararı Cumhur ittifakına verecektir. Biriken negatif enerji, hesap edilemeyen biçimde büyüyecek ve ilk erken genel seçimde sorumlularını silip süpürerek sandığa gömecektir. Örnekleri yakın tarihimizde DSP ve ANAP’ın başına gelmiştir.

Ancak Erdoğan’ın hem bu olağanüstü yanlış, haksız ve bağışlanamaz politikalardan doğrudan sorumlu olduğunu, değişime – yumuşamaya – esnemeye içtenlikli olarak asla yatkın olmadığını görüyor ve biliyoruz hem de yakın çevresinden yeterince etkili olumlu uyarı ve katkı alıp almadığını net olarak bilemiyoruz. Bu ikili negatif – sinerjistik yapı sistemde çözüm değil çözümsüzlük, daha da ağırlaşan katlanılamaz sorunlar ve giderek PATLAMA doğurur.

Korkarız bu sonki olacak birlikte deneyimleyerek sonuçlarını görüp yaşayacağız.

40 yıllık “Yani” bir türlü olmuyor “Kâni”.. Erdoğan çooooook inatçı ve gözü kara. Su testisi su yolunda kırılacak, yolcular yeni yollarına dağılacak ama HANCI TÜRKİYE baki kalacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : S. Önkibar’ın youtube’da yayınlanan 15 dakikalık ALTERNATİF video kaydı için tıklayınız : https://youtu.be/Scu5xCcXyUY

Bunları siz yapmadınız mı?

Bunları siz yapmadınız mı?

Sabahattin Önkibar

Sabahattin Önkibar
Aydınlık Gazetesi, 23.6.2018

 

2002’de 129 milyar $ olan Türkiye’nin dış borcunu, 454 milyar dolara siz çıkarmadınız mı?

2002’de 76 milyar TL olan iç borcu 550 milyara siz taşımadınız mı?
2002’de 5 milyar TL olan hane halkı borcunu, 575 milyara siz yükseltmediniz mi ?
2002’de 41 milyar lira reel sektörün borcu bugün 1 trilyon 601 milyar lira değil mi?
2002’de bankaların 21 milyar $ dış borcu varken bugün bu rakam 196 milyar $ değil mi?
2002’de 1.4 TL olan Doları, 4.7’ye siz çıkarmadınız mı?
Türkiye’nin bütün birikimlerini özelleştirme adıyla peş keş çekip elde edilen 68 milyar doları çarçur etmediniz mi?
YAŞ kararlarına şerhler koyup FETÖ’yü TSK’da siz kadrolaştırmadınız mı?
197 FETÖ’cü generalı siz terfi ettirmediniz mi?
Emniyet Teşkilatını Fetullah’a siz teslim etmediniz mi?
Yargı ve bakanlıklara on binlerce FETÖ’cü terörist sizin döneminizde yerleşmedi mi?
PKK ile Oslo ve Dolmabahçe’de masaya oturup protokoller imzalamadınız mı?
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u terörist diye cezazevine siz atmadınız mı?
Başbuğ’un ısrarına rağmen FETÖ’cü casusları Kozmik Odaya siz sokmadınız mı?
APO’nun mesajını Diyarbakır’da siz okutmadınız mı?
Valilere, PKK’ya operasyon yapmayın emrini siz vermediniz mi?
İhvancılık adına izlediğiniz Suriye politikası ile PYD ile IŞİD’in ortaya çıkışına katkı sunmadınız mı?
Yanlış politikanızla İslam beldesi Suriye’nin yıkılmasında ve yüzbinlerce Müslümanın ölmesinde sorumluluğunuz yok mu?
4 milyon Suriyeli mülteciyi Türkiye’nin başına siz bela etmediniz mi?
Suriyeli sığınmacılara, bu fakir milletin 40 milyar dolarını harcamadınız mı?
Barzani ile megri megri diye halay çeken siz değil misiniz?
Bir tarafta Ey Amerika deyip güya posta koyarken, öbür yanda mübarek kandil gecesi Suriye’de müminlerin üstüne yağdırılan ABD füzelerine siz alkış tutmadınız mı?
Bir tarafta üst-akıl istismarları yaparken, öbür yanda Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ABD’li meslekdaşı Pompeo ile masaya oturmadı mı?
Dolar lobisi diye istismarlar yaparken, Londra’daki Siyonist para baronlarına Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanını göndermediniz mi? (AS: Önce kendiniz gidip 3 gün ne yaptınız?)

Her gün güya faize sövüp, faizi 500 baz puan artırmadınız mı? (AS: %20’ye dayandı!)
Bir yanda İsrail’e sözde uzaktan laf atarken, onun İran’dan korunması için Kürecik Üssüne olur verip, ticaret yapmaya devam etmediniz mi?

Ege’de 18 Türk Adasını Yunan’a peş keş çeken siz değil misiniz?

İmam hatipleştirme adına Milli Eğitim sistemini yere seren ve Türkiye’yi dünya eğitim sıralamasında küme düşüren siz değil misiniz?

Kamu bankalarının parası ve hazine garantileri ile bilinen müteahhitleri köprü ve havalimanı sahibi yapan ve zengin eden siz değil misiniz?

Şehir hastaneleri, önümüzdeki 25 yılın hastalarını uluslararası tefecilere peş keş demek değil mi?

İslamcı zengin yaratma adına alınan dış borcu betona gömüp, 2,2 milyon dairenin elde kalmasına neden olmadınız mı?

Sürekli Milli irade istismarı yapıp, milletin seçtiği Başbakan ile Belediye Başkanlarını, gerekçe göstermeksizin emirle alaşağı eden siz değil misiniz?

Türklüğü bölücülük görüp, milliyetçiliği ayaklar altına kim aldı?

Rusya’nın uçağını düşürüp önce meydan okuyan ve turizm ile tarımda 30 milyar $ kayba neden olup sonra özür dileyen siz değil misiniz?

Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol yataklarını, İsrail ile Rumlara ikram eden kim?

Lozan’a göre 18 ada bizim Tayyip Bey!

Lozan’a göre 18 ada bizim Tayyip Bey!

Sabahattin Önkibar

Sabahattin Önkibar
Aydınlık Gazetesi, 09.12.2017

Çipras diyor ki: “Kıbrıs’ta 43 yıldır işgal var.”
Tayyip Erdoğan, ne işgali demiyor ve “Çözelim” karşılığını veriyor.
Dahası, akıl almaz biçimde Lozan’ı gündeme getirip güncelleyelim diyor. Yahu Lozan, Misak-ı Millimizin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapu senedi. Öyle olduğu içindir ki yüz yıldır Türkiye’yi manda yapma peşinde koşan ABD hâlâ Lozan’ı kabullenmedi. Erdoğan’ın yapması gereken Lozan’ı güncelleyelim demek değil, şunu haykırmaktı:

SAVAŞ SEBEBİ

”Ey Yunanistanlı yöneticiler;
* Kıbrıs’ta işgal yok, 43 yıldır adalet, huzur ve barış var.
* Ayrıca sizin yaptığınız Lozan’ı çiğnemektir.
* İşte Lozan haritası ve belgeleri.
* Buna göre Ege ve Akdeniz’de son birkaç yıl içinde işgal ettiğiniz 18 ada Yunanistan’a değil Türkiye’ye ait.
* Derhal ama derhal bu adaları boşaltacaksınız.
* Eğer boşaltmaz iseniz bu savaş sebebidir.”

LOZAN HARİTASINDA ADALAR!

Tayyip Erdoğan bunları söylemek yerine şu mesajı verdi:
“Batı Trakya’da müftüleri Yunanlılar değil, Türkler seçmeli… Seçemiyorsa bunun adı Lozan’a uymamaktır.”

Söyle Tayyip Bey, müftü seçimi Kıbrıs konusu ve 18 Türk adasının işgalinden daha mı önemli?

Değilse nedir bu yüzeysellik? Adamlar İstanbul’daki Büyükada’nın üç katı büyüklüğünde 18 adamızı bu iktidar döneminde üstüne geçirdi oralı olan yok. Pardon ama Erdoğan’ın Lozan haritasına göre Türkiye’ye ait olan işgal edilmiş o adalardan yoksa haberi mi olmadı?

LOZAN’LA ADALARI GİZLEMEK!

Yok, haberi oldu da soyut bir Lozan tartışması gündeme getirilip işgal edilen adalar konusunu gizlenmek mi isteniyor?

Geçin onları, bana adalarımızın işgali ne olacak onu anlatın!

Onlarca yıldır ilk kez AKP döneminde Palikarya’ya vatan toprağı peş keş çekildi ki bunu gizleyemez ve örtemezsiniz! Bu tarihimize düşen dramatik bir lekedir!
Bu arada:
Ey CHP!
Ey MHP!

LAFLA BÖĞÜRME MİLLİYETÇİLİĞİ

Ey AKP’li vatanseverler!
Neredesiniz ve niçin bu tabloya suskun kalırsınız?
Milliyetçilik ona buna lafla böğürmek değil, ülke çıkarlarına eylemle sahiplenmektir.
Niçin biriniz benim yaptığım gibi “Ey Tayyip Erdoğan işgal edilen adalar ne oldu, neden bu Yunanistan gezisinde bu konuyu gündeme getirmedin “ demezsiniz?
Yoksa ABD, NATO, AB’yi üzmemek ve seçimde AKP’yle ittifak kurmak için mi?
Öyle ise tükürürüm ben böyle milliyetçiliğe!
========================================
Dostlar,

Biz de yazdık benzer içeriği..
Ancak bir ek yapmalıyız :
Lozan Anlaşması metninde Batı Trakya’da yaşayan Türk soydaşımız Yunanistan vatandaşlarının müftülerini kendilerini seçeceğine ilişkin bir hüküm yok! Atina Anlaşmasında var…
Erdoğan dersine iyi çalışmak zorunda..

Sevgi ve saygı ile. 10 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com