F savcıları görevden alındı ama ??

“F savcıları görevden alındı” ama ??

HSYK 2. Dairesi, F tipi savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş ve
Mehmet Yüzgeç
için soruşturma tamamlanana kadar görevlerinden uzaklaştırma kararı aldı.

F savcıları görevden alındı

Aydınlık / Ankara
http://www.aydinlikgazete.com/politika/f-savcilari-gorevden-alindi-h59761.html, 31.12.14

Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş ve Mehmet Yüzgeç, HSYK 2. Daire tarafından
yılın son toplantısında görevlerinden uzaklaştırıldı.

HSYK 2. Dairesi Başkanı Mehmet Yılmaz, kararın gerekçesine ilişkin bir açıklama yaptı. Yılmaz, “Kararımız, savcıların yaptıkları görevleri nedeniyle değil, hukuken davranmaları gereken şekilde davranmamaları, soruşturmaları Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kurallarına uygun ve tarafsız yürütemedikleri kanısına varıldığı için verildi.” dedi.

  1. Daire Başkanı Yılmaz, karara üyeler Mahmut Şen ve Mustafa Kemal Özçelik’in
    muhalif kaldığını açıkladı.

HAKLARINDA ŞİKAYET VAR

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) 3. Dairesi, haklarında şikayet bulunan ‘Cumhuriyet’ savcıları Zekeriya Öz, Muammer Akkaş, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç hakkındaki inceleme kararının soruşturmaya dönüştürülmesine karar vermiş, söz konusu isimlerin soruşturma tamamlanana kadar görevden uzaklaştırılmasını talep etmişti.
HSYK 2. Dairesi, dört savcı hakkında soruşturma tamamlanana dek görevden uzaklaştırılmalarına karar verdi.

KESİN İHRAÇ YENİ YILA KALDI

17 ve 25 Aralık soruşturmasını yürüten Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş ve
Mehmet Yüzgeç hakkında başlatılan disiplin soruşturmasında HSYK başmüfettişi Ömer Kara, “Kusurlu, uygunsuz hareket ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve nüfuzuna ve saygınlığına zarar verdikleri” iddiasıyla rapor hazırlamıştı. Başmüfettiş Kara, Zekeriya Öz, Celal Kara ve
Mehmet Yüzgeç’e meslekten ihraç cezası verilmesini talep etmişti. Daire 5’e karşı 2 oyla
dört savcının soruşturma tamamlanıncaya dek açığa almasına karar verdi. 4 savcıya ilişkin disiplin kararları ve öbür soruşturma dosyalarına yeni yılda karar verilecek.
Rapordaki görüş doğrultusunda karar verilirse, savcılara ihraç kararı çıkabilecek.

DUBAİ TATİLİ

Başmüfettiş Kara’nın raporunda, Savcı Öz’ün Dubai tatilinin parasını işadamı Ali Ağaoğlu’nun ödemesi ve kanunsuz imar değişikliği talepleri yüzünden meslekten ihraç edilmesi istenmişti. Raporda, Öz’ün yılda 25-30 kez yurt dışına çıktığı, Dubai tatilinin masrafı olan 20259 Doların da işadamı Ali Ağaoğlu’na ödettirildiği ifade edilmişti.

ZEKERİYA ÖZ’ÜN TWİTTER MESAJLARI

AKP-Cemaat koalisyonu sırasında yaptığı hukuk katliamlarıyla ünlü savcılardan Zekeriya Öz, kararın açıklanmasından sonra twitter’dan şu mesajları paylaştı:

– Allahıma sonsuz şükür ve hamdolsun, yolsuzun-hırsızın yanında olmadığım,
şahsıma zarar gelecek diye hırsızlığa, kanunsuzluğa boyun eğmedim için…

– Milletin malını, canını korumak için verdiğim tüm emekler milletime helal olsun.
Hırsızlar, uğursuzlar ve uşaklarını da Allah’a havale ediyorum

– Milletimin hakkını hırsıza, yolsuza yedirmediğim için verdiğim mücadele sonucunda sürülmem ve görevden alınmam büyük bir şereftir.

– “Bir nar ağacı var bir de dar ağacı / Namerde nar düştü yiğide dar ağacı”
(Necip Fazıl Kısakürek)

Görevden alınan Savcı Muammer Akkaş ise karara itiraz edeceğini söyledi.

BEKLENEN BİR SONUÇTU

Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, “Beklenen bir sonuçtu.
Bir yıl önce mitinglerde söylenen bir yıl sonra gerçekleşti.
” dedi.

HSYK 2’nci Dairesi’nin hakkında verdiği ‘görevden uzaklaştırma’ kararını telefonla arayan arkadaşlarından öğrendiğini belirten Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş,
adliye çıkışında açıklamada bulundu. Kararla ilgili fazla söylenecek bir şey olmadığını
ifade eden Akkaş, “Hayırlısı olsun, fazla söylenecek bir şey yok. Beklenen bir sonuçtu.
Bir yıl önce mitinglerde söylenen bir yıl sonra gerçekleşti. Ülkemize hayırlı olsun.
Tuzun koktuğu yer burası.” diye konuştu.

Kararın henüz kendisine tebliğ edilmediğini de söyleyen Akkaş,
adliye önündeki açıklamasının ardından aracıyla oradan ayrıldı.

Savcı Akkaş, 17-25 Aralık 2013 operasyonunun ardından elinden dosyası alınarak
Tekirdağ’da görevlendirilmişti.

============================================

Dostlar,

FG Cemaatı’nın çökertilmesi, pek çok açıdan ülkemizin yararınadır.

Ancak ilginç ve düşündürücü olan, bu “çökertme” operasyonunu sürdürenlerin
ülkemizi tümüyle ele geçirerek başkalaştırmak – şeriatçı / bölünmüş bir post-modern sömürge kılmak isteyen AKP iktidarının oluşudur.

AKP, bir yere dek (Ergenekon, Balyoz vb. kumpaslar) FG ile bağlaşık (müttefik) olarak
yol almış, kendince uygun bir zamanlama ile de FG Cemaatı’nı kamuoyu gözünde mahkum etme algı yönlendirmesi girişimlerinin ardından “Şah mat” diyerek (!?) FG’i ABD’den istemiştir.
Bu girişimlerin zamanlamasının 2015 Haziran genel seçimlerine dönük olduğu ve
“AÇILIM” ihaneti – rezaleti ile eşzamanlı (senkron) yürütüldüğü unutulmamalıdır.

ABD’nin o tarihe dek FG’i iade edip etmeyeceği ise siyaset satrancının ilerleyen atakları (hamleleri) ile görülebilecektir.

Ancak; AYDINLIK, Ulusal Kanal, İP ve Doğu Perinçek çevrelerinin bu gelişmeleri,
özellikle F tipi 4 savcının görevden geçici olarak alınmasını “YARGIDA CUMHURİYET ÇAĞI” vb. aşkın yargılarla değerlendirmelerini anlamak olanaklı değildir.

HSYK seçimleri öncesinde de bu çevreler, Yargıda Birlik kümesinin (grubunun) desteklenmesi çağrısını sürekli ve açık olarak yapmışlardır. “Yargıda Birlik” kümesi (grubu), AKP öncülüğünde F tipi savcı – yargıçlara karşı oluşturulan bir taktik seçim dayanışması (ittifakı) idi ve YARSAV takımı (ekibi) Sayın Ömer Faruk Eminağaoğlu ve ark. seçimde bir varlık gösteremedi..

HSYK böylelikle AKP yandaşı olarak yapılandırıldıktan sonra sıra Danıştay – Yargıtay operasyonuna geldi ve Dünyada örneği görülmemiş biçimde bir gecede atamayla edindiğimiz yüzlerce yüksek yargıcımız oldu! Rakam Danıştay’da 200’e yaklaşırken Yargıtay’da 500’ü aştı! Böylesi “muazzam sayıda” yüksek yargıç içeren yüksek mahkemelerden tutarlı – yaygın uzlaşı gerektiren içtihat kararları beklenebilir mi??

Bunlar da bir yana, Yüksek Yargı net olarak, HSYK eliyle AKP rotasına (haydi “güdümüne” demeyelim) sokulmuştur!

AKP’nin kendi kadrolarının yetersizliği yüzünden, biraz da FG’e karşı cepheyi genişletebilmek için doğallıkla – zorunlulukla Cumhuriyetçi – aydın kadrolardan da “yararlanılmıştır”. Bu zoraki koalisyon / daha açık deyimiyle muta nikahı,
kamuoyu gözünde vitrini de düzeltmeye katkı vermiştir. Üstelik, soruşturmanın sonucunun
ne olacağı henüz belirsizdir.

Tablo budur.. “YARGIDA CUMHURİYET ÇAĞI” vs. söz konusu değildir.
Olsa olsa “YARGIDA AKP VESAYET ÇAĞI” denebilir, denmelidir.

Cumhuriyetin kolunu – kanadını kırmayı kesin hedef bellemiş sabıkalı ve şaibeli bir
siyasal kadrodan taktik nedenlerle geçici bile olsa “YARGIDA CUMHURİYET ÇAĞI” parantezi (!) beklemek ya da kimi olup – bitenleri böylesine nitelemek, adı geçen
deneyimli siyasal kadroların düşmemesi gereken önemli bir tarihsel yanılgı olsa gerektir.

AKP’nin ilk fırsatta yedeğindeki bu bir bölüm Cumhuriyetçi (!?) savcı – yargıçları da
tasfiye edeceği muhakkaktır. Dolayısıyla İP – Ulusal Kanal – AYDINLIK – Doğu Perinçek ailesinin aşkın ve yersiz – yanlış değerlendirmesini paylaşmamız olanaksızdır.

F tipinin anılan aileye ve ülkemize ölçüsüz zararlar verdiği, yıllarca insanları haksız biçimde zindanlarda çürüttüğü, ölümlere neden olduğu … tartışmasızdır. Tüm bunlara karşın, o yakıcı travma psikolojisini de dikkate aldığımız halde “YARGIDA CUMHURİYET ÇAĞI” türünden çok çok abartılı, yanlış ve giderek tehlikeli yorumu paylaşamıyoruz..

AYM Başkanı Haşim Kılıç da bu gelişmeleri kaygıyla izlediğini belirtmektedir.
Gerçi kendisinin Cemaat’a yakınlığı dikkatten uzak tutulmamalıdır ancak değerlendirmeleri akılcı ve doğrudu. Kılıç, “Yargıda apaçık AKP Vesayeti” eleştirisi ve uyarısı yapmaktadır.

İran’da Şubat 1979 dinci darbesinin öncesinde sol, Şah’a karşı dincilerle taktik işbirliğine girmişti.. Dinci – şeriatçılar iktidarlarını pekiştirmeyi bile beklemeden hızla – aceleyle safralarından (solcu müttefiklerinden!) kurtulmak istemiş ve onları darağacına yollayarak yollarına devam etmişlerdi.. Üzerinden 35+ yıl geçti..

Siyaset bilimi “pozitif bilimler” ailesi dışındadır ve kesin yasaları – kuramları bol değildir, tersine kıttır. “İhtiyatlılık ilkesi” (precautionary principle) özellikle elden bırakılmamalıdır.

Bu bağlamda söz konusu aşırı iyimser (haydi hayalci demeyelim!) arkadaşlarımızın özeleştirileri / açıklamaları olursa sitemizde sevinerek paylaşırız..

2015’in bu ilk yazısında tüm ülkemize ve insanlığa barış – adalet ve gönenç dolu 1. sınıf bir demokrasi diliyoruz.

Büyük ATATÜRK‘ün önerdiği üzere, Aydınlanma çağının altın ilkesi Akıl ve bilim / BİLİMSEL AKILCILIK insanlığın biricik yol göstericisi olsun istiyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
01.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yazının pdf formatı için lütfn tıklayınız :
F_Savcılari_gorevden_alındı_ama

“Korku iklimi herkesi etkiliyor; Gazeteciler dirensin – pes etmesin”


Dostlar,

AYM Başkanı Haşim Kılıç‘tan zehir zemberek açıklamalar geliyor..
2 Ekim 2014 günü, hukuk ucubesi – AKP dayatması sayısız “Torba yasa”lardan (!?) birinde yer alan 4 önemli maddeyi iptal eden Yüksek Mahkemenin Başkanı,
tarihe geçecek şu sözleri kritik kullanıyor :

  • “….korku iklimi gazetecileri de etkiliyor.
  • Temel hak ve özgürlükler konusunda mücadele gerekir.
  • Gazeteciler de direnmeli. Pes etmemeleri gerekir.”

Siyasal iktidar ise “ileri demokrasi” teraneleri ile resmen halkla dalga geçiyor..
Apaçık İslami faşizme sürüklenişin adı “ileri demokrasi” oluyor!. Yuh olsun!
Bunca iğrenç – mide bulandıran takiyye (retorik) herhalde yeryüzünde görülmemiştir!

AYM Başkanı,

– AKP’nin “korku iklimi” yarattığını,
– gazetecileri baskıladığını vurguluyor.

Ayrıca temel hak ve özgürlüklerin de gasp edildiğini ima ile
bunlar için mücadele edilmesi gereğini vurguluyor..

Gazetecileri, AKP iktidarının yarattığı korku iklimine direnerek
PES ETMEMEYE çağırıyor!
Daha ne yapsın???

Bakalım AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si (Davutoğlu’nu ayrıca bir teferruat olarak anmaya gerek var mı??) ne diyecek ??

12. CB – yarıbaşkan RTE, AYM Başkanında da efelenerek “cübbeni çıkar da gel!” mi diyecek?? En yüksek yargı organının başkanının bu tür toplantı zeminlerini araç olarak kullanıp siyasal iktidara yönelik açık – örtük uyarılarını nimet sayarak,
rejimin sigortası görerek, özenle değerlendirerek ayağını denk alacak mı??

Ve de 312 AKP’li vekil… Hiç ders çıkarmayacaklar mı bu ciddi söylemlerden?
Kurşun asker gibi blok oy kullanmayı sürdürecekler mi??

Her – kes ama her  – kes bu ülkede kendilerine düşman, karşıt mı?
Bu ne derin – dipsiz paranoyadır?

Bir tek “Tek Adam” mı doğru, mazlum, masum, masun ve mağdur???
Prof. Örsan Öymen‘in bu günkü AYDINLIK’ta yer alan makalesinin adıyla :

DESPOT RUHLU SAHTE MAĞDURLAR!

Bunca rolü sokaktaki insan artık yutar mı??

Ve de bunca uyarıya karşın siyasal iktidar hukuku çiğner – demokrasinin enaz (asgari) gereklerini ayaklar altına alır ve ülkede bir “korku iklimi” yaratır,
“temel hak ve özgürlükleri askıya alır”, gazetecileri de baskılarsa…

Bu işin sonu nereye varır?

AKP’nin 12 yıldır yapageldiği AÇIK SEÇİK KARŞI DEVRİM – SİVİL DARBEDİR!
Kendi darbeciliklerini örtmenin yolu, saldırgan savunma ile, kendilerini deşifre edenleri darbecillikle suçlamaktır. Ergenekon, Balyoz. vb. davalarla bu iğrenç yolu kullanmışlardır.

Halk artık bu hain tuzakları yutmayacaktır.
AKP’nin de kendilerinin itiraf ettikleri gibi Cemaat ile ortak yeni kumpas kuracak gücü kalmamıştır. Cephane tükenmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı’nun sözleri hukuksal bir ültimatom,
bir hukuk muhtırası gibidir.

AKP iktidarı meşruluğunu yitirmenin sınırlarını aşmıştır.

3 maymunu oynayıp “cambaza bak” taktiklerini sürdürme olanağı kalmamıştır.
AKP için yolun sonu gözükmüştür, artık geriye sayım dönemi başlamıştır.
Onu kendi haline bırakınız..

Temel sorun AKP değil, yurtsever – ulusalcı bir muhalefet yokluğudur.
Türkiye, 2015 kritik genel seçimleri öncesinde bu yakıcı soruna ivedilikle odaklanmalıdır.  Sınırlı enerji bu kulvarda kullanılmalıdır.

Sevgi ve saygıyla.
05.10.2014, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

AYM Başkanı Haşim Kılıç:

“Korku iklimi herkesi etkiliyor; Gazeteciler dirensin – pes etmesin”

© Copyright (c) Hürriyet Haşim Kılıç:
“Korku iklimi herkesi etkiliyor. Gazeteciler dirensin, pes etmesin”
http://www.msn.com/tr-tr/haber/turkiye/, 5.10.14

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) ortaklaşa oluşturduğu misyon, Ankara’daki temaslarının
ilk günü olan 1 Ekim’de Anayasa Mahkemesi yerleşkesinde Kılıç ile görüşmüştü. Başbakanlık Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) verilen
“4 saat içinde internet sitesi kapatma” ve internet trafiği bilgilerini toplama yetkisini
2 Ekim’de iptal eden Mahkemenin başkanı Kılıç, kurula şunları söyledi:

EN BÜYÜK GÖREV YARGININ

– En önemli, 1. derecedeki özgürlük ifade özgürlüğüdür.
Hatta bence aşırı olacak ama yaşam hakkından bile daha çok değere sahiptir.

– 2004’te Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle, temel hak ve özgürlükler konusunda yerel hukuk ile imzalanan uluslararası antlaşmalar arasında çatışma olduğunda, uluslararası antlaşmaların esas alınması öngörüldü. Bu bir dönüm noktasıdır, devrim niteliğindedir. Ancak buna karşın bugün ifade özgürlüğünde
sorun yaşanıyorsa bu maddenin uygulamaya geçirilememesinden kaynaklanıyor.
Bu konuda en büyük görev yargıya düşüyor. Sıkıntının temel kaynaklarından birisi, temel haklar konusunda davalara bakan yargı mensuplarının bu algıya sahip olmaması.

HUZUR KAÇIRICI İFADELER DE HAK

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile Türk yargısı arasında ciddi anlayış farklılığı çıkıyor. Avrupa hukuku, ifade özgürlüğünün sınırlarını çok şok edici,
rahatsız edici, huzur kaçırıcı ifadeleri de kapsayacak şekilde çizer.
Sıkıntı, son tahlilde bu davaların Türkiye’de bu anlayışı içselleştirememiş yargı mensuplarının önüne gelmesiyle çıkıyor. Avrupa Konseyi ile Türk yargıç ve avukatların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları konusunda bilgilendirilmesi için
üç yıllık bir projeye başlıyoruz. Yargı mensupları konusunda dile getirdiğim sorunun böyle çözüleceğini ümit ediyorum.

ÖZGÜRLÜK AÇILINCA, KAPATMAK ZORDUR

– 2010 anayasa değişikliği ile AYM’ye bireysel başvuru hakkı tanınması bir şanstır. Çünkü AYM’nin ifade özgürlüğü meselesine bakışı tam da AİHS ile AİHM’in bakışıyla örtüşüyor. Twitter ve Youtube kararları buna örnektir. Özgürlük alanlarını açtıktan sonra kapatmak zordur. Ben arkadaşlarıma güveniyorum; bizden sonra da AYM’nin görevi özgürlük alanını genişletmek olacaktır.

SİYASET KURUMLARI SORUMLU

– Beni endişelendiren konu, Türkiye’de giderek artan kin ve nefret söylemi.
Bu iklimin oluşmasında siyaset kurumlarının sorumluluğu var.
Bu sorunun siyasi tansiyonun düşmesiyle azalacağını tahmin ediyorum.

– Bu ortamda oluşan korku iklimi gazetecileri de etkiliyor.
Temel hak ve özgürlükler konusunda mücadele gerekir.
Gazeteciler de direnmeli. Pes etmemeleri gerekir.

Ali Rıza Aydın : Hukuk ne işe yarar?

Dostlar,

Sayın Ali Rıza Aydın’ın önemli bir yazısını paylaşalım.
Sn. Aydın, AYM Başkanı Haşim Kılıç‘ın istemiyle görevinden ayrılmak zorunda kalmadan önce bu yüksek mahkemenin rapörtörü idi..

Devr-i AKP’de hukuk hiç olmadığı ölçüde ayaklar altında…
Bu durum çok tehlikeli, kaygı verici..

Sevgi ve saygıyla.
26.8.2014, Maçka – Trabzon

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

========================================

Hukuk ne işe yarar?

portresi

 

Ali Rıza Aydın

 

 

Başlığı teorik ya da genel bir hukuk yazısı için atmadık. Bugün birkaç seçmeyle yetineceğiz ve artık soL Portal’da hukuk haber, yazı ve tartışmalarına daha çok
yer vereceğiz.

AKP, Erdoğan ve Davutoğlu üzerinden hukukun ne işe yaradığına ilişkin
kimi anımsatmalar yapalım:

1) Refah Partisi’nin, ardından Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi kararlarıyla kapatılması AKP’nin yolunu açtı ve 2001 yılında “her iki partinin uzantısı olmaksızın yenilikçi olduğunu” savunan AKP kuruldu. Kapatılmalar da kurulma da Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’na göre yapıldı.

2) AKP 2002 sonunda yapılan genel seçimde tek başına iktidara geldi. Ancak, Genel Başkan Erdoğan, Türk Ceza Yasası’na göre aldığı hapis cezası ve bu cezanın siyaset yasağı getirmesi nedeniyle TBMM’de yer alamadı.

3) Erdoğan’ın önce milletvekili, sonra da başbakan olabilmesi için Anayasa değişikliği gerekiyordu. AKP döneminin ilk Anayasa değişikliği 2002’de CHP desteğiyle yapıldı. Erdoğan’a Meclis yolu açıldı.

4) Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesi için Yüksek Seçim Kurulu’nun çelişkili ve
kişiye özgü yorumuyla “Siirt seçimi” formülü bulundu. Formül, Siirt ilinde yapılan seçimin iptalini ve yeniden seçim yapılmasını öngördü. Yapılan seçimde Erdoğan
Siirt milletvekili olarak Meclise girdi.

5) Abdullah Gül, 58. Hükümetin istifasını Cumhurbaşkanına sundu ve
59. Hükümeti kurma görevi Erdoğan’a verildi.

Bunlar 2 Aralık 2002 – 15 Mart 2003 arasında gerçekleşti. AKP halen iktidarda,
Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi. Bu seçimin, 2007’de Meclis’te yapılan Cumhurbaşkanı seçiminin Anayasa Mahkemesi kararıyla iptali sonrası yapılan
Anayasa değişikliğiyle sözde halk tarafından yapıldığını; genel, yerel, halk oylaması
ve halk tarafından yapılan seçimlerin Anayasa gereği yargı organının genel yönetim
ve denetiminde olduğunu anımsayalım.

* * *

Hukuka biraz da dışarıdan bakalım:

2003 yılı bir yandan da Irak Tezkeresi tartışmalarına konu oldu. TBMM’deki
1 Mart Tezkeresi reddi gerginliğinden önce, ABD Başkanı Bush ile AKP Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış arasında ABD’de yaşanan ve (25.2.2003 günlü) gazetelere yansıyan gergin diyalog hukukun uluslararası yönünden ilginç…

“Bush: Beyler, ABD topraklarında yapacağınız bir şey yok. Ülkenize gidin ve bu tezkereyi Meclis’inizden geçirin.
Yakış: Birtakım zorluklarımız var. Uğrayacağımız zararlar gerçekten büyük. Biz iki müttefik ülkeyiz,
bizi anlayacağınızı düşünüyoruz.
Bush: Hiçbir müttefik beni sizin kadar uğraştırmadı.
Yakış: Türkiye aynı zamanda AB sürecinin içinde. Oradan değişik sesler geliyor.
Bush: AB mi kaldı? Alın işte üçe böldüm.
Yakış: Türkiye demokratik bir ülke. Uluslararası hukuk kurallarına da hep uydu. Bu operasyonla ilgili
Birleşmiş Milletlerin takınacağı tavır da önemli.
Bush: 21. Yüzyılda Birleşmiş Milletler gerekli mi değil mi, ona bakıyorum. Arkadaşlarımız bunu araştırıyorlar.”

Bush’un son sözcüklerinin Erdoğan tarafından sıkça dile getirildiğini,
ancak daha da önemlisi ABD’nin Irak saldırısında BM’nin sessizliğini de anımsayalım.

* * *

Davutoğlu’nun hukuksal yolculuğu ise şöyle:

2003’te büyükelçi unvanı aldı, 2009’da TBMM dışından Dışişleri Bakanı, 2011 genel seçimlerinde milletvekili oldu. Halen Dışişleri Bakanı… Buraya kadarı hukuk kurallarıyla uyumlu… 21 Ağustos 2014’te ise 10 Ağustos’ta halk tarafından cumhurbaşkanı seçilen, ancak genel başkanlık ve başbakanlık koltuğunu bırakmayan Erdoğan tarafından AKP’nin genel başkanı ve başbakan adayı olduğu açıklandı. Bu açıklamanın hukukla ilgisi yok. Hukuken gereğinin yapılacağı yer, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından sayılan, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’na göre çalışması gereken AKP kurultayı. Kurultaydaki hukuksa, çoğu kez olduğu gibi görüntü…

Bir anımsatma da ABD’den yapalım: Davutoğlu ABD’nin sevdiği isim.
Türkiye’de bürokrasi ve siyasete girdiğinde ABD çok mutluydu.
“ABD destekli” siyasetçi sözleri çok söylendi.

“Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabının yazarı, CIA Türkiye Masası Eski Şefi ve Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabına bir hayli gönderme yapan, O’nu “Türk dış politika uzmanı” olarak tanımlayan Graham E. Fuller, kitabın “Türkiye’nin geleceğiyle ilgili dış politika senaryoları” başlıklı bölümünde, “Ahmet Davutoğlu’nun stratejik vizyonu” başlıklı sayfalarda şunları söylüyor:

“(…) gerçek anlamda bağımsız bir Türk dış politikasının entelektüel ve kavramsal temelleri sistematik biçimde ancak son zamanlarda Türk bilim adamı ve AKP’nin
dış politika başdanışmanı Ahmet Davutoğlu tarafından ortaya konulmuştur.”

“Savunduğu vizyon Batı, Orta Doğu, Rusya, Afrika ve Asya’ya karşı geniş bir bağımsız Türk politikaları demeti uygulayabilmek üzere ABD merkezli politika yöneliminden cesur bir şekilde uzaklaşmayı öngördüğü için, Birleşik Devletlerdeki bazı gözlemciler Davutoğlu’nu Amerikan karşıtı olmakla suçlamışlardır. Her ne kadar Türkiye’nin dünyadaki konumunun -geçmişteki ABD ittifakının yaptığı gibi- sınırlanmasını ve hegemonya altında kalmasını istemese de Davutoğlu’nun herhangi bir şekilde “anti-Amerikan” olarak nitelendirilmesi saflıktır.”

“Davutoğlu’nun stratejik vizyonu hiç kuşkusuz mevcut AKP dış politikası üzerinde büyük etki yapmıştır, fakat AKP dışındaki düşünürlerden direniş görmektedir, ki bunlar arasında dış politikada benzer bir maksimum esneklik ve bağımsızlık isteyen Kemalistler ve solcular vardır. Davutoğlu’nun yaptığı, dış politikada Türk milli menfaatlerine dair sistematik ve geniş vizyon formülasyonu gerçekten de tartışılabilir; ancak kapsamı ve derinliği bakımından bir benzeri olmayan bu formülasyon, halihazırda Türk dış politika düşüncesi üzerinde büyük etki yapmış durumdadır. Bu etkinin önemi ne kadar vurgulansa azdır.”

Fuller’in kitabı 2007 tarihli… Davutoğlu 2009’da dışarıdan Dışişleri Bakanı, 2011’de milletvekili, 2014’de AKP genel başkanı; başbakan olacak. Son süreçler hukuken tamamlanacak. Stratejik vizyon hukuken yerli yerine oturacak.

İşte demokratik hukuk devletinin ikiyüzlü kültürü; kurallarla kaybettiriyor,
kurallarla kazandırıyor.

Batakçı sağ siyaset, veliaht düzenini, emperyalist siyaset de küçük Amerika düzenini sürdürmede, politikalarıyla ilgili kadrolaşmayı korumakta kararlı. İlkesiz iç politika da demokrasi adı altında onları yaşatmakta kararlı.

“Hukuk” ise bir yandan AKP gericiliğinin ve sermayenin, diğer yandan emperyalizmin görüntüsü…

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 27 Kasım 2013


ÇARŞAMBA İĞNELERİ

portresi_kucuk

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

 

 

POŞU

İstanbul’da bir genç poşu takmaktan 6 yıl hapis cezası aldı.

Diyarbakır’da Emine Hanım poşu taktı…

ULAN

RTE; “Ulan hepiniz oradaydınız bee!..” dedi.

Akil Kadir İnanır dahil orada bulunan çoğu yandaş sanatçının hepsi
dut yemiş bülbül kesildi, kalayı yedi…

HALT

AKP’nin Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah DEMİRCAN, otel inşaatı yaparken binaların kaymasına ” Cenabı Allah veriyor. Bu da imtihan” dedi.

Yediği haltı da Allah’a yükledi…

SIĞINTI

RTE, “Kürdistan” sözünü yutturmak için Atatürk’e sığındı.

Yutturamadı…

OMURGASIZ

Ahmet Davutoğlu, Türkiye-ABD ilişkilerini “dış politikanın omurgası” olarak tanımladı.

Güdümlü politikanın olmaz omurgası…

UYDU

Bülent Arınç, ABD Başkan Yrd. Joe Biden’in tahlillerinin kendisi için uyarıcı olduğunu söyledi.

Uydu olursan uyarırlar…

TEKMİL

AKP’nin Kilis Belediye Başkanı Adayı, Gnkur.Bşk.nın yakında Hacıbayram Camisinde sabah tekmili alacağını söyledi.

Yat yoklamasını da Belediye Başkanı’nın evinde alsın bari…

BOŞUNA

RTE, terör şehitlerimiz için ”Boşu boşuna öldüler”

Şehitlerimiz şimdi öldürüldüler…

YAĞMA

T.C. düşmanı Ziraat Bankası Gen. Md. Hüseyin Aydın, yandaş medyaya reklam/para yağdırdı.

Yalama, yağlama ve yağma zamanı…

KANDIRILMIŞ

AYM Başkanı Haşim KILIÇ, “Kendimizi evlenme vadiyle kandırılmış
insanlara benzetiyorum.” dedi.

Kocakarı, kapısını halledildikten sonra kilitlermiş…

DERT

Rahmetli Nejat UYGUR, “Kahkahalar size kalacak dertlerinizi alıp götüreceğim.” demişti.

RTE’yi unuttu…

GELİŞME

Isparta Ahmet Melih Doğan Anadolu Lisesi’nde önce kız-erkek yemek zamanı ayrıldı, sonra aralarına paravan kondu.

Okullarımız yobaz doldu…

AKILSIZLAR

Amasya Milli Eğitim Müdürlüğü, akrobat kadınlar mayo ve tayt giydiği için,
ana sınıfı öğrencilerini sirke götürmedi.

Akılları mayoda, taytta, türbanda,

Eller aya biz yaya…

SIKINTI

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Atatürk dönemini ve batılılaşma hareketini
”hüzünlü ve sıkıntılı bir dönem” olarak tanımladı.

Sıkıntı yobazlaşmada, hüzün yobazlar tarafından yönetilenlerde…

BULUŞTULAR

Gazeteciye “ŞEREFSİZ” diyen Çine Kaymakamı Cantürk,
vatandaşa “GAVAT” diyen Vali Coş’a yardımcı atandı.

“ŞEREFSİZ GAVAT” tamlaması…

ÇAYCI

TBMM Anayasa Komisyonu’nda bir tek çaycı kaldı.

AKP anayasayı çaycıyla yapmalı…

ÇELEBİ

Teğmen Çelebi’ye ERGENEKON’daki son savunmasından dolayı dava açıldı.

Doğru söyledikçe kovulmadığı köy kalmadı…

DUACI

Mısır’ın sınır dışı ettiği Büyükelçi BOTSALI, “Mısır’ın iyiliği için dua etmeye
devam edeceğim.” dedi.

Dini diplomasi…

MEZHEPÇİ

Emniyet, GEZİ DİRENİŞİ’nde tutuklananların mezheplerini de açıkladı.

Sözde fişlemeye savaş açmışlardı…

ESER

24 Kasım’da öğretmenlere gaz-su-copla saldıran polis,
25 Kasım’da Bakırköy’de “Bizler sizlerin eseriyiz” diye pankart açtı.

İntihal ya da bozuk çıkan eserler olsa gerek…

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
27.11.13

ANAYASA MAHKEMESİ : 10 YILLIK TUTUKLULUK ANAYASAYA AYKIRI


Dostlar,

Anayasa Mahkemesi (AYM), “10 Yıllık tutukluluğun Anayasaya aykırılığı” na ilişkin 4 Temmuz 2013 günü oybirliği ile verdiği kararın gerekçesini açıkladı ve
bu gerekçe Resmi Gazete’de (RG) yayımlandı. Türkiye hızla 5 Ağustos gündemine kaymıştı. Bir yandan
“AYM kararı uygulansın, yurtseverler bırakılsın” istemleri yükseltilirken bir yandan da Ergenekon davasının karar duruşmasına kilitlenilmişti.

Bu yoğunluk içinde, bu önemli kararın gerekçesi yayımlandı 2.8.13 günü.
Özel Yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye istemlerini karar gerekçesi RG’de yayımlanmadığı için reddetmişti. 1 ay sonra bu koşul da yerine gelmiş oldu karar gününden 3 gün önce. Ama bu kez de yürürlük için AYM’nin TBMM’ne verdiği 1 yıllık süreyi bu Mahkeme kullanmak isteyecekti.. Öyle de oldu. AYM Başkanı Haşim Kılıç‘ın teamül dışına çıkarak sözlü açıklama ile kararlarına açıklık getirerek
durumu uygun olanların tahliye edilebileceğini açıklaması da yetmedi!

5 Ağustos 2013 günü ağır bir hukuk katliamı geçekleştirildi. 275 sanığın çoğuna son derece ağır cezalar verildi.. Müebbet, ağırlaştırılmış müebbet, 2 kez müebbet..

AYM’nin hem “10 yıl tutukluluk kabul edilemez!” kararı hem de gerekçesi oldukça önemli. Türkiye’nin pek çok bakmdan kıskaca alındığı bir çerçevede
bu önemli kararın özellikle sıkı bir gerekçesi var ve hukuk devleti adına umut verici.
AYM’ne bu karar ve çok doyurucu hukuksal gerekçesi için teşekkür etmeliyiz.
Paylaşalım ve not edelim..

Sevgi ve saygı ile.
Pertek – Tunceli, 11.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Anayasa Mahkemesi (AYM) :

“10 yıl tutukluluk kabul edilemez!”

Anayasa Mahkemesi azami 10 yıl tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar uzun olduğunu belirterek

  • “Tutuklamanın adeta bir ceza olarak uygulanabilmesine
    imkan tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin
    kişi özgürlüğü ve güvenliği
    hakkı aleyhine bozulmasına neden olmaktadır.” dedi.

CHP, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un bazı maddelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.
Yüksek Mahkeme, CHP’nin açtığı davayı esastan karara bağladı.

Heyet, Kanun’un 75. maddesiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) başlığıyla değiştirilen 10. maddesinin, “Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332. maddeleri hariç olmak üzere, 2. kitap 4. kısmın dört, beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır” biçimindeki beşinci fıkrasının iptaline karar verdi.

İptal edilen düzenleme, TCK’daki,

“Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”,
“Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”,
“Milli Savunmaya Karşı Suçlar” ve
“Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” suçlarında

CMK’da öngörülen tutuklama süresinin 2 kat artırılmasını düzenliyordu.
Kararın iptal gerekçesi Resmi Gazete’nin bugünkü (2.8.13) sayısında yayımlandı.

Gerekçeli kararda, Anayasa’da kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlayan
bir tedbir olarak tutuklama kurumuna, bu kurumun uygulanma koşullarına ve nedenlerine yer verilmiş, ancak tutuklama yönünden uygulanması gereken
somut bir azami süre belirlenmediğine dikkat çekildi.

CMK’nı 102. maddesinde, azami tutuklama süreleri düzenlendiği ve yasal düzeyde bir üst sınır getirildiğinin anımsatıldığı gerekçeli kararda,

  • Tutuklamanın ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişinin kaçmasının veya delilleri karartmasının önlenmesi veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer sebeplerin gerçekleşmesi hâlinde hâkim kararıyla uygulanabileceğine..

işaret etti.

ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİNE AYKIRI OLAMAZ

Özgürlük ve güvenlik hakkının sınırlandırılabilmesi için Anayasa’da belirtilen koşulların yanı sıra temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerektiğinin ifade edildiği gerekçeli kararda,

  • Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de aykırı olamayacağı vurgulandı.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, belirtilen koşullara ve nedenlere uygun olarak tutuklamanın,

– adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması amacıyla
– demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken zorunlu tedbirler arasında   yer aldığının kaydedildiği gerekçeli kararda,

“Nitekim tüm çağdaş demokratik devletlerin mevzuatında ve
 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) bu tedbire (tutuklamaya)

  • özgürlük ve güvenlik hakkını sınırlayan bir istisna olarak yer verilmiştir.

Ancak tutuklama tedbirinin demokratik toplumda gerekli olması yeterli olmayıp ölçülü de olması gerekir.

  • Bu çerçevede adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması şeklindeki
    kamu yararı ile kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkı arasında
    makul bir dengenin kurulması ve tutuklama tedbirinin kişi yönünden
    bir cezaya dönüşecek şekilde orantısız olarak uygulanmasına
    izin verilmemesi gerekir
    .”

değerlendirmesi yer aldı.

MAKUL DENGE UYARISI

Kişilerin “makul süre içinde yargılanma” ve “makul süreyi aşan sürelerle tutuklu kalmama” haklarının anayasal güvenceye bağlandığının vurgulandığı
gerekçeli kararda, tutuklama tedbirinin ölçülü olmasının Anayasa’ya göre
bir zorunluluk olduğu ifade edildi.

Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele amacıyla
ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulması,
devletin ceza siyaseti ile ilgili olduğunun kaydedildiği gerekçeli kararda,
şu ifadelere yer verildi:

“Ceza yargılamasına ilişkin kuralları ve bu kapsamda suç türlerine göre
tutukluluk sürelerini belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmakla birlikte; gerek ulusal mevzuatta ve uygulamada gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, ilk derece mahkemelerince sanığın suçlu bulunarak mahkûm edilmesinden sonraki sürecin tutukluluk olarak değerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusu kuralda düzenlenen azami tutukluluk süresinin
demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar uzun olduğu,
bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir ceza olarak uygulanabilmesine imkan tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen hukuksal yarar ile
kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu görülmektedir.
Dava konusu kural Anayasa’ya aykırıdır.” (Anka, 2.8.13)