AYDINLIK gazetesinin 12 Kasım 2013 günkü kapağı ve yorumlarımız..


AYDINLIK gazetesinin 12 Kasım 2013 günkü kapağı ve yorumlarımız..

Tarihe not düşmek ve tanıklık yapmak adına..

Hangi habere değinmeli ki?

10 Kasım törenlerinde yurttaşına “pez..enk” diye hakaret ettiği savlanan ancak sonradan o sözcüğü değil de “kav.t” sözcüğü kullandığı yönünde tevil (kıvırtma) yapan
Adana Valisi H. Avni Coş gerçekten coşmuş gidiyor.. Son tevil de kendinden..
“Kavas” demiş olabilirim.. Üstad bir kez net olarak ne söylediğinin ayrımında değil..; “Kavas..” sözcüğünün yeri ve zamanı değil ki.. Vali celallenmiş, yurttaşa “kavas” demek öfkesini kesmez ki.. Vali ağzından çıkanı duymaz durumda ve bu sorunu sürüyor.

AKP’nin valisinin yurttaşına reva gördüğü sıfat ortada.. Hangisi olursa olsun.
Net bir aşağılama var. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, Bay Coş gibiler tarafından aşağılanmak için yaşamıyor.. Cumhuriyetin erdemlerini kavramış ve ülkesine  – halkına hizmetkar yöneticilerince yüceltilmek için var bu halk..
Demokrasilerde böylesine edep – terbiye dışı bir davranışa yer yok..

Böylelikle AKP’nin “adamlarının” (ve de kendisinin!) kıratı bir kez daha ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan birşey daha var : AKP hükümeti bu valiyi hala görevde tutuyor!?..
Halka saygısı işte o kadar mı diyelim; yoksa Bay Coş şu ya da bu neden(ler)le AKP tarafından görevden alınamıyor mu diyelim? Hangisi? Hükümete hükmeden bildik / bilmedik güçler mi var? Ya da RTE’nin Belediye Başkanlığı Dönemlerinde kimi hesaplarını örten mülkiye müfettişine minnet-şükran-vefa (!) borcu ve de korkusu mu?

Değer mi bilemiyoruz ama, Bay Vali’ye, yurttaşa dolayısıyla bize de ettiği
densiz söz her ne ise aynen iade ediyoruz.

AKP’nin gecikmemesi gereken kararını da bekliyoruz : Bay Coş’u merkeze çekmek, hakkında disiplin soruşturması ve kamu davası açmak ve de bu yaştan sonra yararı
olur mu bilemiyoruz ama, yurttaşa saygı temel eğitimine almak..
Malum, hizmetiçi eğitim sürekli olmalı..

Bay Coş da feraseti hala tam bağlı / bağımlı değilse çıkıp bir özür dilese de “zırva tevil götürmez” bataklığından kendisi kendisini sıyırmaya çalışsa.. Çevresinde 3-5 akıllı dostu kalmadı mı? Hepsi yalaka ve dalkavuk mu? Olmaz ki, bu denli de olamaz ki!

Öbür haberlere ilişki yorumlarımız aşağıda..

aydinlik12kasim-1

Eski KKK Aytaç Yalman‘a ne demeli? Yaşamının sonunda çıkıp bir yiğitlik yapamıyor hala.. Vicdanının bastırması dayanılmaz kerteye ulaşınca Balyoz darbe planını duymadığını belli belirsiz ifade ediyor önceki gün. Oysa İddianamede kendisinin darbeyi önlediği savları yer alıyor. Çıkışı öyle cılız ki, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dikkate bile almıyor ve dün (11.11.13) akşam saatlerinde Başsavcının
1 aylık itiraz (Daire kararını Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu‘na taşıma) süresi de doluyor ve karar kesinleşiyor. Yalman hazretleri bununla da yetinmeyip, Balyoz’da
1 numara olduğu savlanan E. Org. Çetin Doğan‘ın avukatını (Celal Ülgen) kendisini saklayarak (görünmeyen  numara ile) arıyor ve apaçık tehditler savuruyor.. “Çetin Doğan konuşursa yanındakiler zarar görür..” Yalman paşa hala korkuyor.. Çetin paşa yıllardır içeride / tutsak.. Daha nesini tehdit ediyorsunuz?? Dahası nesinden korkuyorsunuz?
Konuşursa yanındakilere mi yoksa size mi dokunacağından?

İlahi Yalman Paşa, giderayak bir hoş sada bıraksan bu alemde?? Senden ve hoş sadandan vazgeçtik; Çetin paşa yiğitçe bağırıyor, “Komutan benim, beni yargılayın” diye.. Bir yığın masum (Çetin Paşa da dahil!) yıllardır içeride tutsak alınarak
Çetin paşaya “ayrıca” bilinçli manevi baskı / işkence uygulanıyor.. Yalman paşa, nasıl rahat (?) uyuyabiliyorsunuz Allah aşkına? Bir an önce arınsanız ne iyi olur,
çok rahatlarsınız..

Sözlerimiz size de anlı şanlı Büyükanıt ve Özkök Paşalar..

Yaşam, gerçekte 2 kalp vurusu arasındaki anlık süredir.
3. sü gelmezse yok olursunuz, ölürsünüz!
Kim ne biliyorsa artık, “3. kalp vurusunu beklemeden” açıklamanın zamanı gelmiş ve de geçmektedir. İçerideki tutsak insanların epeyce bir bölümü  70’li yaşlarının üstündedir ve 3. kalp vurularının gelmemesi olasılığı ürkütücü düzeydedir.

Zerre vicdan sahibi olanlara bar bar bağırıyoruz, heeey duyuluyor mu??

*****

Başbakan RT Erdoğan’ın Barzani ile buluşması.. Neresinden tutacaksınız ki? Uluslararası hukuk – diplomasi bakımından bir kez denklik (mutuality – reciprocality) yok 2 temsilci arasında. İlki, bağımsız bir ülkenin başbakanı ve 80 milyon insanı temsil ediyor. Öteki ise resmen ilan edilmemiş bir “bölgesel yönetim”in başı.. RT Erdoğan kişisel olarak dilediği kişi ile görüşebilir elbette. Ama resmi sıfatıyla, Barzani gibilerle görüşemez; ulusun gururunu ayaklar altına alamaz. Üstelik de Ankara’ya çağırarak değil, Diyarbakır’da (yakında Amed mi diyeceğiz??), az kalsın ayağına giderek ya da
orta noktada mı diyelim?

Yine muhatabı örtük denk sayış var burada, orta nokta diplomasisi ile.
Yakındır ilanı herhalde Güney Kürdistan Devleti‘nin.. Ortam ısıtılıyor..

Bu arada komşu Irak’ın toprak bütünlüğü hiçe sayılıyor..
Başbakan RT Erdoğan apaçık bölücülük yapıyor Irak aleyhine..
Suriye’de iç savaşı kışkırtıp taraf olmasına ek olarak!
Tüm bu politikaların ülkemizin yararına olmadığı, Türkiye’nin başına ciddi sorunlar açtığı ve açacağı çoook açıkken işler neden böyledir?

Tiksinti veren bir taşeronluğun kokusu ortalığı sarmıştır…
Birileri BOP Eşbaşkanıdırlar ve Atlantik ötesinin kendilerini de ülkemizi de
yıkıma (felakete) sürükleyen talimatlarını gözü kara, çaresizce uygulamayı sürdürmektedirler; deliğe süpürülmemek uğruna..

Yazık, çok yazık.. Ama nereye dek ?
Evet, “AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si” nereye dek??

10 Kasım 2013 Pazar günü  Antıkabir’i ziyaret edenler 1 milyon 90 bin kişi oldu!
29 Ekim’de 438 bin idi.
Geçen yıl 29 Ekim’de ise 423 bin..
Kitlelerin iletisini iyi okumak gerek..
Atlantik ötesine kul köle olarak bir süre daha taşeronluk belki olası ama içerideki milyonların sabrı kalmadı..

Cumhur’un iletisi alındı mı ??

Halk süpürecek halk!

Sevgi ve saygı ile.
12 Kasım 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Rifat SERDAROĞLU : BASİRETSİZ


BASİRETSİZ

portresi3

 

Rifat SERDAROĞLU

 

 

 

“Gerçekleri göremeyen, ileri ve uzak görüşlü olmayan, sağduyusuz” kişileri
bunun kadar güzel anlatan başka bir kelime olamaz.

Bu tip kişiler “Ticaret veya Sanayi” ile uğraşsalar, basiretsiz oldukları için bir zaman sonra batarlar. Tarımla uğraşsalar, bir süre sonra ellerinde ne toprak, ne traktör,
ne de saban kalır. Bordrolu olarak çalışıyorlar ve gelirlerinin üstünde harcama yapıp, yakayı bankalara kaptırıyorlarsa gelecekleri mangal kömürü gibi kapkara olur!.

Hatta bu konuda atasözü sayılabilecek öğütlerimiz vardır.

“Hesabını bilmeyen kasap, k.ç..a kaçar masat” sözü bunların en güncellerindendir.

Basiretsizlik, bu kişileri ciddi sıkıntılara sokar ama birinci derecede zararları kendilerine olur. Kademe-kademe zararlar aile-akraba ve yakın çevreye doğru dağılır.

Fakat ülkeyi yöneten kadro, çoğunluk olarak basiretsiz kişilerden oluşuyor ve
üstüne üstlük bu kişiler eğitimsiz-hırslı-kindarlarsa, orada yıkım kaçınılmazdır.
Bu yıkım tüm ülke insanını ve gelecek kuşakları etkiler. Bir de, ülkeyi yöneten kadronun tepesindeki kişinin vücut- akıl ve ruh sağlığı bozuksa, o ülkenin gerek “iç savaş” gerekse “dış savaş” yoluyla çok canlar yitirmesi ve çöküşe uğraması büyük olasılıktır.

Basiretsizlik denen illetin en korkunç özelliklerinden biri “bulaşıcı” olmasıdır.
Ülkenin başındaki yönetici “basiretsiz” ise bu hastalık, ülkenin tüm kurumlarının yöneticilerine bulaşır.

Örneğin; Ülkeyi iç ve dış düşmanlardan korumakla görevli olan Ordu’nun başına
öyle basiretsiz sepetler getirilir ki, kendi sınırları içinde devletin generallerini taşıyan helikoptere, terör örgütünün ateş açmasını-helikopteri vurmalarını, kendi resmi sitesinden “Helikopterimiz kaçmayı başardı” şeklinde vermekten utanmazlar.
Pişkin-pişkin orada oturmaya devam ederler!

Başka örnek; Adama benzeyen basiretsiz kişi, ülkenin iç güvenliğinden sorumludur.
Bu basiretsiz sepet, anayasal haklarını kullanan milletinin üzerine biber gazı- basınçlı ve kimyasallı su- cop ile gider, 4 kişi ölür, 12 kişi gözünden olur, 7 binden fazla yaralı olur, O TV’lere çıkar, milletini azarlar, yalnızca karanfil olan insanları devlet gücüyle tehdit eder.

Ama devletin helikopterine ülke sınırları içinde ateş edip vuran caniler için
tek kelime edemez!

Bir örnek daha; Ülkeyi yöneten kişi, gördüğü sanrılar sonucu söylediği yalanlarla
ülke ekonomisini çökme noktasına getirir, fakat ülkenin ekonomik direksiyonunda oturan sepet bürokrat;

  • “Yapmayın efendim, siz bu işi kaçak etle sucuk yapmak mı zannediyorsunuz, batıracaksınız ülkeyi, lütfen susmayı deneyin”  diyemez.

Niçin? Çünkü basiretsizlik ona da bulaşmıştır.

Basiretsiz kişilerin ikinci ortak noktası bunların “korkak” olmalarıdır.
Öngörü sahibi ve kendilerinden emin olmadıkları için sürekli korku içinde yaşarlar.
Zayıf-kimsesiz-yasalara saygılı insanlara hakaret etmekten-zulmetmekten çekinmezler. Gücü gördükleri anda ise hemen yelkenleri indirip, güce boyun eğerler.

Değerli okurlar,

Bu genellemeden sonra size “özel kişi” ile ilgili bir analizimi sunup,
bu özel kişi hakkındaki kararı sizlerin vermesini rica edeceğim.

Takdir sizlerindir;

* –Tayyip kafayı yemiş. (Hasip Kaplan-BDP milletvekili- Öcalan’ın Avukatı)

* –Erdoğan kalın kafalıdır. (Özdal Uçar-BDP Milletvekili- Doktor, Polis döven delikanlı)

* – Tayyip, Kürt Halkına verdiğin sözü tutmazsan, bu halk senin kafanı keser.
(Sevahir Bayındır – Kapatılan DTP Milletvekili)

* Hass..tir. (Osman Baydemir-Diyarbakır Belediye Başkanı)

* -Meşe ağacını dalları nerenize battı Sayın Hükümet. (Osman Baydemir)

* -Sayın Barzani’yi, yalnızca Güney Kürdistan’ın değil, bugün 4 parça olan Kürdistan’ın önderi olarak kabul ediyoruz. (Abdullah Öcalan)

Bu hakaretler ve daha niceleri Türk Milletinin önünde kezlerce söylendi, yazıldı.
Bu hakaretleri yapanlar özür diledi mi? Hayır.

Başbakan, üstelik Obama’nın eşbaşkanı olan Erdoğan, bunlara tek kelime ile olsun yanıt verdi mi? Hayır.

Peki, nasıl oluyor da yalnızca Anayasa’nın verdiği demokratik tepki hakkını kullanan, elinde karanfilden başka silahı olmayan Türkiye’nin aydın gençlerine

– “Çapulcular”,
– “Vandallar”,
– “Ayyaşlar” diyen

delikanlı Erdoğan, PKK’lı katiller karşısında “pamuk helva” gibi yumuşak olabiliyor?

1. Sevgiden ve kendini onlara yakın kabul etmesinden olabilir mi?

2. Eşbaşkanı Obama’ya ve Barzani’ye verdiği sözlerden dolayı olabilir mi?

3. Basiretsizlik ve bunun doğal sonucu olan korkaklıktan olabilir mi?

Dedim ya bu konudaki karar verme yetkisi sizlerindir.

Yalnız bu günlerde tekrar azan ve başkaldırmaya çalışan katiller sürüsüne ve
onların siyasetteki eskortlarına iki çift lafım var.

Ağzınızdan çıkana da, attığınız adıma da dikkat edin. Son yaptığınız ve
ülkemizin güneyine “Kuzey Kürdistan” adını verdiğiniz toplantı
bardağı taşıran son damla idi.

Türk Milletinin nefreti çok kabardı. Türk’ün sillesinin gelmesi yakındır.

Barzani hemen aşağınızda, istediğiniz rejim oradaysa sizi tutan mı var?
Türk Milleti olarak bu çıbanı bizler, yani bu nesil patlatıp tümüyle kurutacağız.
Bu problemin çözümünü çocuklarımıza bırakmayacağız.
Geleceğimiz olan gençlerimize namus borcumuzdur bu sözümüz.
Demedi demeyin!

Sağlık ve başarı dileklerimle. (24 Haziran 2013)

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
facebook.com/rifatserdaroglu35
0 532 211 00 11

Osman Pamukoğlu : YAZIK OLACAK, ÇOK YAZIK!

Osman Pamukoğlu

HAKPAR

YAZIK OLACAK, ÇOK YAZIK!

1923’den beri Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak için uğraşan yıkıcılarla bölücüler
bu gün nışadır sürmüşçesine koşturuyorlar. Ortaçağ’dan kalma kafalar ile Kürt şovenler
et ve tırnak oldular..

Televizyon kanalları ve gazetelerin sermayedar patronları, hükümetin birer köle ve kulu olmaktan, ne utanma ne de arlanma bile duymuyorlar. Bu zevatın yüzüne tükürseniz,
bin kere şükretmeye hazırlar.

Ekranlar ve gazete köşeleri şarlatan ve işbirlikçilerden geçilmiyor.
Bu herifler, Müslüman mahallesinde salyangoz satmakla görevlendirilmiş,
paralı işbirlikçilerdir.

Diyarbakır’daki nevruz kutlamalarına bakar mısınız?
Bir tek Türk bayrağı var mı?
Komitacı başının çağrısına bağlanmış koskoca devlet ve Türk milleti, öyle mi?.

“Eylemler duracak ve Türkiye’yi terk edeceklermiş!”
Aman ne büyük iş!.
Nerede toplanacaklar? Güney Kürdistan’da.

Sonra ne olacak?

Tüm silahlı gücü bu bölgeye yığarak siyasi taleplerini daha ısrarlı ve cüretkarca yapacaklar. Yapıldı yapıldı, yapılmadı daha hırslı ve azimkar bir şekilde yeniden saldırıya geçecekler. PKK kollarının bizim topraklara yeniden girerek saldırılara başlaması en fazla bir ayı alır. İşte, bu kadar basit..

Nevruz kutlamalarındaki komitacı başının posterleri ve dalgalandırdıkları bayraklar ile
“Kürtlere statü – Öcalan’a özgürlük” lafları ise, yıllardır devam eden yalan, dolan ve sahtekarca söylemlerle Türk Milletini ahmak yerine koyma üzerine bir kez daha sünger çekiyor.

Barış gelecekmiş!
Demek biz otuz yıldır savaşıyormuşuz.

Neden bunu son dört ayda dilinize pelesenk ettiniz, Türk Milletinin düşmanları?
Aptalca politikalarla eşkıyayı galip ve muzaffer hale getirip,
devleti onların siyasi hedeflerini gerçekleştirecek seviyeye getirdiniz..

Madem ki savaş!
O zaman soruyorum: Her savaştan sonra barış yapılır ve yenilen,
onuru başta olmak üzere her şeyini kaybeder.
Fakat, yenilenler kimse, sonunda savaş suçlusu olarak yargılanır.

O zaman soru açık: “Yenilmemize kimler sebep olacak suçları işledi?”

Madem ki savaş! Divan-ı harp savaş suçluları için kurulur..

Savaş ve barış diye yırtınanlar, aymaz bir şekilde, başınızı kerpetenin açık ağzına sokuyorsunuz. Hem de aymazca söylem ve eylemlerle..

  • Hedefleri Lozan antlaşması ve Anayasanın temel üç maddesidir.

“Süreçmiş!” süreç sizin burnunuzun sürtülmesiyle bitecek.
Bütün dünyada bunu görecek.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını kimse yıkamaz,
tarih boyunca bir halt olamamışlar da bölemez..

Siyasete aciz, tefessüh etmiş istihbarat ve beceriksizce mücadele örgütlenmesinin sonucu, işte böyle boyun bükmeye sebep olur..

Mevcut düzen partilerine sarılarak işin kökü saçağı ile sökülüp atılacağını sanan yurttaşlara ise söylenecek tek söz var:

  • “ Uyanın babaya geldik; başlarınızı kan uykusundan kaldırın.”

Geç kalmak kötüye işarettir.

Aksi halde, yazık, çok yazık olacak..

Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı
(21 Mart 2013)