TERÖR DEVLETİ

Suay Karaman

Elli yılı aşkın süredir devam eden Filistin ile İsrail arasındaki çatışmada, her iki taraftan on binlerce insanın yaşamını yitirdiği, yüz binlerce insanın yaralandığı, yaklaşık bir milyon insanın da evlerinden ve yurtlarından sürüldüğü bilinmektedir. Ramazan ayıyla birlikte İsrail polisi Kudüs’teki Şam Kapısı’nda akşamları iftar düzenlenmesini engellemek için bariyerler yerleştirmişti. Filistinliler bu durumu protesto ediyor ve İsrail polisi ile çatışıyordu. 7 Mayıs Cuma akşamı İsrail, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Camide namaz kılanlara ses bombaları ve plastik mermilerle saldırdı. Gazze ve diğer kentlere de sıçrayan olaylar halen devam etmektedir. İsrail’in havadan ve karadan vurmaya devam ettiği Gazze Şeridi‘nde tablo giderek ağırlaşmaktadır.

Arap ve Yahudi grupların sert çatışmalarında birçok ölüm ve yaralanma olayı meydana gelmiştir. Geceleri sürekli iki tarafın ateşlediği roketlerin kıvılcımlarıyla İsrail ve Filistin semaları aydınlanmaktadır. Bu durumda iç savaş uyarısı yapan İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, “Sokaklarımızda savaş patlak verdi. Çoğunluk gördüklerine inanamıyor ve şok yaşadığı için hiçbir şey söyleyemiyor” dedi.

14 Mayıs 1948 tarihinde kurulan İsrail, kurulduğundan beri sürekli Araplarla savaşmış ve her savaştan topraklarını büyüterek çıkmıştır. ABD’nin stratejik müttefiki olan hatta Ortadoğu’ daki jandarması kabul edilen İsrail’in, sürekli yeni yerleşim birimleri kurup, Filistin halkını sürmesine ve katletmesine, ABD destek olmaktadır. Çünkü emperyalizm, siyonizmin işbirlikçisidir, destekçisidir.

Son iki yılda dört seçim gören İsrail’de iç siyaset hayli karışık bir durumdadır. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları ile gündeme gelen Başbakan Binyamin Netanyahu, bu saldırılarla kendi durumunu unutturarak, iktidarda kalabilmek için yeni ve kanlı bir oyunun peşindedir. Açıkça bir terör devleti görünümündeki İsrail, bu yaptıkları nedeniyle tüm dünyada öfke yaratmıştır ve gelen tepkilere karşın saldırılarına devam etmektedir. Ama İsrail’e yaptırım uygulamak söz konusu değildir çünkü arkasında ABD ve Batının desteği bulunmaktadır.

Türkiye’de, siyasi iktidarın desteğiyle Filistinlilerin yaşadıkları karşısında Ankara, İstanbul, Adana, Kayseri başta olmak üzere bazı kentlerde mitingler düzenlendi. Küresel salgın nedeniyle sokağa çıkmanın yasak olduğu günlerde “tekbir” getirerek sokaklara dökülen tarikat artıklarının organizasyonu ilginçtir. Bunlar bir araya toplanırken güvenlik güçleri ne yapmıştır, hatta nerededir gibi sorular da yanıtsızdır. İstanbul’da binlerce kişi Türk ve Filistin bayraklarıyla Beşiktaş’taki İsrail Başkonsolosluğu önünde sloganlar atarak İsrail’e tepkilerini gösterdi. Vatan Caddesi’nde bir araya gelen vatandaşlar, Türk ve Filistin bayrakları asılı araçlarıyla konvoy yaparak İsrail’i protesto etti. “Kahrolsun İsrail” diye sloganlar atılarak, İsrail’in kahrolmadığı bilinmesine karşılık, sadece kendi bindirilmiş kıtaları alanlara çıktı. Ama bu bindirilmiş kıtalar Uygur Türklerine yapılanlara tepki vermedi. Bu bindirilmiş kıtaların, Yunanistan’ın işgal ettiği Ege adalarımız konusunda hiçbir tepki ve eylemi olmadığı gibi söylemi bile yoktur.

  • Siyasi iktidarın ülkemizin sorunlarını unutturmak için Filistin konusunda, küresel salgına karşın bindirilmiş kıtalarını sokaklara döktüğü anlaşılmaktadır.

12 Mayıs Çarşamba günü Suudi Arabistan ziyareti sonrasında Dışişleri Bakanının yaptığı açıklama şöyledir:

  • “Hep böyle kınıyoruz ama ümmet adım atmamızı bekliyor. Artık bu tür saldırıların durması gerekiyor. Elbette uluslararası hukuk çerçevesinde Filistinlilerin haklarını korumamız lazım.“

Ümmet sözcüğü ile ne anlatılmak istenmektedir; hangi ümmet nasıl bir adım atmamızı bekliyor? Müslüman Kardeşler mi, Taliban mı, Hizbullah mı, IŞİD mi, HAMAS mı? İsrail’e karşı ümmeti göreve çağırma girişimleri boşunadır, sonuç vermeyeceği bellidir. Ümmet değil ama Türk Milleti bu sorunu barış ile çözmelidir. Eşsiz önderimiz Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi her zaman geçerliliğini korumaktadır. Günümüzde büyük bir insanlık dramı haline gelen Filistin sorunu, iki devletli şekilde çözülmelidir. Ancak ne yazık ki İsrail’in saldırgan tutumuna karşı şimdilik kısa vadede bir çözüm görünmemektedir.

Ülkemizin ovalarını, barajlarını İsrail’e peş keş çekerseniz, tohumlarınızı İsrail’den alırsanız, savaş uçaklarının teknolojik sistemleri İsrail tarafından yapılırsa, özelleştirme adı altında birçok şirketinizi İsrail’e satarsanız, İsrail ile ticari ilişkileriniz büyük boyutlara ulaşmışken İsrail’e karşı yalnızca kınama yaparsınız. Bu yüzden İsrail ile ilişkilerinizi donduramazsınız, büyükelçinizi çekemezsiniz çünkü elinizi vermişsiniz, kolunuz onlarda. Üstelik Tayyip Erdoğan’ın 29 Ocak 2004 tarihinde Yahudi Üstün Cesaret Madalyası aldığı düşünülünce, İsrail’e salt içi boş kınamalar yapılacağı bilinmelidir. İsrail’in yoğun saldırıları karşısında, 14 Mayıs Cuma günü Mescid-i Aksa’da toplanan kalabalığın “Biz buradayız, sen neredesin Erdoğan” sloganı atarak, protesto gösterilerinde bulunduğu da gözlerden kaçmamıştır. 

Azim ve Karar, 17 Mayıs 2021

Bir karadelik olarak Suudi krallığı

Bir karadelik olarak Suudi krallığı

Ergin Yıldzoğlu
09 Kasım 2017 Perşembe

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Yemen üzerine yazarken, (31/03/2015) Suudi rejimini, ölümden korkarak intihar etmeye çalışan birine benzetmiştim. Sonra gelişmeler, beni Suudi rejimi bir karadelik olmaya doğru gidiyor” (07/01/2016) düşüncesine getirdi. Şimdi, bu karadeliğin oluşmaya başladığını düşünüyorum.

‘Emareler belirdi’… 
Kral Salman’ın oğlu Bin Salman’ın (kısaca MbS) elindeki Suudi rejimi, kraliyet ailesinden 11 prensi, düzinelerle bürokratı yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla tutukladı, toplam 800 milyar dolara ulaşan varlıklarını hedef aldı. Tutuklananlar arasında, Ulusal Muhafızların komutanı prens Miteb, milyarder işadamı, Citibank, Twentieth Century Fox, Apple, Twitter gibi dev şirketlerin ortağı, Alwaleed de var. Bu arada iki prens, şüpheli koşullarda ölmüş. 
Lübnan başbakanı Hariri, istifa ettiğini Riyad’da açıkladı; gerekçe olarak yaşamına yönelik tehditlerden söz etti, İran’ı suçladı. 
Yemen’den atılan bir Husi füzesi Riyad’a ulaşmak üzereyken havada vuruldu. Bin Salman, İran’ı suçladı. 
Filistin yönetimi başkanı Abbas, salı günü kralla görüşmek üzere Riyad’a çağrıldı. Yorumcular, bu buluşmanın konusunu, Hamas’ın İran ile yeniden gelişmeye başlayan ilişkilerinin oluşturduğunu düşünüyordu. 
Bu gelişmeler, bir karadeliğin hemen tüm unsurlarını içeriyor. Bunlardan biri Suudi rejiminin çökme olasılığına, öbürü de, İran’la Suudi rejimi arasında patlak verecek, Lübnan’a kadar uzanacak, Gazze’yi de yakacak bir sıcak çatışmaya ilişkin.

‘Suudi rejiminin sonuna doğru’ 
Bu başlıklı yazımda (28/04/2016), Suudi rejimini var eden, ayakta tutan koşulların hızla ortadan kalktığına işaret etmiştim. Bu ortamda Suudi rejiminin, bir kanadının, Veliaht MbS’nin liderliğinde, bir taraftan ülke ekonomisinin, petrole bağımlılığını azaltacak, bir uluslararası finans ve teknoloji merkezi olarak yeniden şekillendirerek, öbür yandan Ortadoğu’da, Sünni Arap rejimleri üzerinde bir Suudi hegemonyası kurarak, kendini korumaya hazırlandığı görülüyordu. 
Hegemonya projesinin, Suriye ve Yemen’de iflas ettiğini, Katar’da geri teperek Körfez İşbirliği Konseyi’ni işlemez hale getirdiğini, kısacası fiyasko üzerine fiyasko ürettiğini görüyoruz. Bu fiyaskoların, İran’la doğrudan bir savaşı gündeme getirmeye başlamış olması da korkutucu. 
MbS’nin ekonomiyi yeniden şekillendirme projesi de, giderek daralan kaynakların dağılımını gündeme getirerek, rejimin meşruiyetinin ve siyasi gücünün iki temel dayanağını sarsmaya başladı. Bu dayanaklardan biri dinci Vahhabi yapılanmasının başından beri Suud ailesine verdiği destektir. İkincisi de, Suud klanının üç büyük ailesi arasında, kararların alınmasına, devlet kurumlarının ve kaynaklarının paylaşılmasına ilişkin kurulmuş mutabakat geleneği. 
MbS’nin, Riyad’dan uzakta, Kızıl Deniz kıyısında (Mısır ve Ürdün sınırında) sıfırdan kurmayı planladığı 500 milyar dolarlık yeni teknoloji ve finans merkezi (bir tür Dubai) projesi, kadınlara otomobil kullanma hakkının tanınması, din-ahlak polisini, yetkilerini kısıtlayarak içişleri bakanlığına bağlaması ve nihayet, Vahhabi İslamından ılımlı İslama yönelme iddiasına paralel, eylül ayında, Vahhabi entelektüelleri hedef alan tutuklamalar, birinci dayanağın sökülmekte olduğunu düşündürüyor. 
Suudi klanının, ailelerinin temsilcilerinin tutuklanmasıysa, Kral ve MbS’nin, mutabakat geleneğini bir kenara atarak tüm gücü ellerinde toplayan bir yönetim modeli amaçladıklarını gösteriyor. Böylece Suudi rejiminin ikinci dayanağı da sökülüyor. 
MbS’nin, aklındaki modernleşme projesi için, bu dayanaklardan kurtulması belki de gereklidir. Ancak, “bu dayanakların yerini ne alacak?” sorusu halen yanıtssız. Bu iki dayanağın sökülmeye başlaması, şiddetli bir karşı tepki, toplumsal kargaşa olasılığını güçlendiriyor. Böyle bir olasılık karşısında, MbS’nin krallıkta birlik sağlayarak gücünü konsolide etmek (hatta canını kurtarmak) için İran ile, Trump yönetiminin de desteğiyle, doğrudan bir savaşı göze alması durumunda, tüm Ortadoğu’yu yutacak bir karadeliğin şekillenmesi de tamamlanır.
=======================================
Dostlar,

Ortadoğu, dünyanın belki de en nazik coğrafyası.
Konumu ve yeraltı varsıllıkları hep ama hep iştah kabartmayı sürdürüyor.
Dolayısıyla küresel güçler – emperyalizm asla bölgeden elini çekmiyor.
Ortadoğu halkları ise bu kadim ve iğrenç oyunu bir türlü gör(e)medi ve çok ağır – kanlı bedel ödemesi sürüyor ne yazık ki.
Hiç kuşku yok Türkiye de bu senaryo da payına düşen bedeli ödemekte.. Daha gerisi bir yana, örn. 1984’ten bu yana başına sarılan taşeron bölücü örgüt PKK, terörü araç olarak kullanmakta hatta şiddetini artırarak düşük – orta yoğunluklu bir sıcak çatışmaya girmiş bulunmakta. Bir yandan da uluslararası hukuk katında meşruluk sağlama bağlamında “çatışan taraf” olma statüsü kazanma peşinde.

Suudi Arabistan rejimi, çağdışı bir vahabi kültürü ürünü haydut devlet bu bölgede..
Apaçık ABD’nin bölgedeki silahlı maşası olarak pek çok kanlı “operasyon” un taşeron ajanı. Ne var ki eytişim (diyalektik) yasalarının geçerli olmadığı bir coğrafya da değil bu dev çöl toprakları.. Petrol azalıyor, fiyatı düşüyor, küçülen stoklar nedeniyle çıkarma maliyeti artıyor.. ABD, petrole verdiğini bu dinci – despotik rejime muazzam düzeyde silah dayatarak geri alıyor. S. Arabistan ile Rusya’nın yıllık silahlanma giderleri başa baş ve 80 milyar doları aşkın.

Öte yandan, Küreselleşen dünyanın başta TV ve cep telefonu – internet 3’lüsü bu ülkede de sınır tanımadı ve acımasız şeriat baskısı altındaki halk ve özellikle kadınlar farklı yaşam biçimleri ile adeta bombardıman edildiler..Şimdilerde ise istemlerini dillendirmekteler daha uygar ve eşitlikçi bir yaşam adına. Totaliter dinci – vahhabi sarayın ise çelik yumruk yönetimini sürdürmesine topludurum (konjomktür) izin vermiyor ne yazık ki (!).. Kral, yeğeninin veliahtlıktan alarak oğlunu atıyor.. Yeni veliaht prens oğul ülkede terör estirmeye başlıyor.. Çok sayıda prens – bakan göz altında ve yolsuzluk dudak uçuklatan boyuttta : 800 milyar Dolar!.. 2016 sonunda Türkiye’nin toplam yıllık ulusal gelirine denk neredeyse..

S. Arabistan’da taşlar yerinden oyna(tıl)mıştır. Sular bulanmıştır ve yeni bir denge ile  zaman içinde durulacaktır. Gelişmeleri Türkiye büyük özenle izlemeli ve dinamik bir dış politika izlemelidir. Bağımsız, küresel – bölgesel dengelere oynayan, içişlerine karışmayan, sınırların değişmezliği ilkesin dokunulmaz tutan ve mutlaka BARIŞÇIL ilkelere dayalı devingen bir strateji.. İçeride ise AKP = RTE artık dinci dayatmaları bırakıp, ülkemize şeriat getiremeyeceklerini görmeli, LAİK – DEMOKRATİK rejime özden bağlı – saygılı olmalıdır.

Sitemizde son birkaç gün içinde S. Arabistan’daki siyasal altüst oluş hakkında 2 yazı daha yayınlamıştık. Sayın Yıldızoğlu’nun bu öngörülü makalesinin aşağıdaki 2 makale ile birlikte değerlendirilmesi kanımızca uygun olur :

  1. Suudi’de olanlar 3. dönem sancısı (Muharrem Sarıkaya, Habertürk)

  2. Krallığın sonu (Nihal Bengisu Karaca, Habertürk)

Sevgi ve saygı ile. 10 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

EMPERYALİZMİN MAŞASI IŞİD’in VAHŞET ÖTESİ KATLİAM FOTOLARI ve AKP – RTE’nin Sorumluluğu


EMPERYALİZMİN MAŞASI IŞİD’in VAHŞET ÖTESİ KATLİAM FOTOLARI
ve AKP – RTE’nin Sorumluluğu : NE YAPMALI??


Dostlar
,

Yüreğiniz kaldırır – kaldırmaz, çok acı gerçekle yüzleşmek zorundayız..

IŞİD, emperyalizmin Ortadoğu’da iğrenç emellerine alet etmek üzere yarattığı bir canavar ve şimdilerde hizadan çıkmış durumda.. Elde ettiği denetimsiz güçle
Irak’ta petrol bölgelerine el koyunca, Irak ve Suriye’de hatırı sayılır büyüklükte toprakları
işgal edince, emperyalizm kendi yarattığı canavarı infaz etmek istiyor..
Fakat yine maşa kullanarak..

Türkiye’yi ve TSK’yı ateş ve kan deryasına iterek..

Kendileri havadan bombalama vb. tek 1 askerlerinin canı yanmamak üzere postmodern savaş yöntemleri izlerken; Türkiye’ye dönük mide bulandıran bir şantaj ve tehdit kampanyası ve baskısı yürütüyorlar..

Şimdi gerçekleri apaçık söyleyelim :

1. IŞİD, kökeni El Kaide olan Afganistan’ın derinliklerinde yeşertilen ve Rusya’ya karşı kullanılan, SSCB’yi güneyden İslami – yeşil kuşakla çevirmeyi amaçlayan
sözde ILIMLI İSLAM – YEŞİL KUŞAK projesi
nin silahlı gücüdür. Bu amaçla yıllarca başta ABD olmak üzere kullanılmıştır. Irak’ın 1. işgalinden sonra (1991) -emperyalistler buna “Koalisyon Güçlerinin 1. Körfez Savaşı” diyerek bilgi kirliliği (dezenformasyon) hedefli retorik propaganda yapıyorlar- El Kaide ve türevlerinin İslami – Dinci duyarlıklarının ağır basması, SSCB’nin dağılmış olması (21 Aralık 1991), anti-komünist motivasyon kaynağının ortadan kalkması gibi nedenlerle Afganistan’ın derinliklerinde hatta başkent Kabil’de bile dönüp “sahiplerini ısırmaya” (!) başlamışlardır.

“Stratejik müttefik” (!) Türkiye imdada yetiş(tiril)miş ve El Kaide,
Afganistan’a yollanan TSK Görev Gücü‘nün çok önemli katkılarıyla dizginlenmiştir. Etkisizleştirilmesi ise ancak 11 Eylül 2001 NewYork’ta Dünya Ticaret Merkezi’nin
İkiz Kuleleri ve 3200+ masum ABD’li feda edilerek oluşturulan tepkisel sosyal-psikolojik algı yönetimi ortamında olanaklı olabilmiştir.

2. Sonrasında, ElKaide lideri Usame Bin Ladin, Pakistan’da özel bir operasyonda, silahsız iken ABD operasyon timlerince infaz edilmiştir (2 Mayıs 2011). Oysa yakalanıp yargıya verilebilirdi; bu süreçte tehlikeli itiraflar gelecekti ve ABD bunu göze alamazdı. Operasyon canlı yayınla Başkan Obama ve ekibince izlenerek ayırca Dünyaya bir propaganda daha yapılmıştır ve en temel isanlık hakkı olan “yaşam hakkı”, doğrudan bu hakkın sözde sahiplerince göz göre göre çiğnenmiştir. Suça (cinayetlere!) karıştırılan çok sayıda ElKaide militanı da Guantanamo’da yargılanmadan, yıllardır savaş tutsağı işlemi görerek kamplarda ölüme mahkum tutulmaktadır.

3. Ortadoğu’nun sürekli biçimde denetimli istikrarsızlık (controlled instability) içinde tutulması Bat emperyalizmi için vazgeçilmez strateji olduğundan, ElKaide’nin türevleri alınarak El Nusra ve ardından IŞİD cihatcıları yaratılmıştır. IŞİD militanları en azından 10 yıldır uygun ortamda beslenip – büyütülmüşlerdir. En katı, ilkel, insanlık dışı vahhabi koşullandırmalarla insan kasabı olarak özellikle eğitilmişlerdir. İçlerine sızmış yabancı Batılı kışkırtıcı ajanlar hiç de yabana atılamaz

4. Türkiye’de AKP – RTE, boyuna posuna bakmadan bu bataklıkta bölgesel hegemonya düşü görerek ÖSO (Özgür Suriye Ordusu), Hamas, Müslüman Kardeşler (İhvan) ve giderek IŞİD ile organik bağ kurarak bu örgütleri kendilerince yönlendirmeye çabalamışlardır. Her türlü silahlı, lojistik, akçal (parasal), ulaşım, sağlık, psikolojik, politik, diplomatik… örtük destek verilmiştir. Bu politik – diplomatik kanlı kumarın kurucu aktörü Ahmet Davutoğlu‘dur.. Son 10 yıldır etkin olarak sahnededir.
Geriye doğru 5 yıl Dışişleri Bakanı, ondan geriye 5 yıl da Dışişleri danışmanıdır. RTE’nin Halifelik – NeoOsmanlıcılık hezeyanlarını beslemiş ve günümüz bataklığına saplanılmıştır.

5. Geçtiğimiz ay (Eylül 2014) BM toplantılarına dek RTE – AD ikilisi IŞİD için asla
“terör örgütü” nitemini (sıfatını) kullanmamış, ısrarla “IŞİD unsurları” diyerek
sınırsız IŞİD vahşetini perdelemiş, böylelikle de kaçınılmaz olarak kanlı katliamların suç ortağı, insanlığa karşı işlenen suç sanığı olmuşlardır. Ülkemizi de iç savaş ortamına sürükleyerek ve “Haydut devlet” ilan edilme riskiyle yüz yüze bırakarak!

6. Aşağıda insanın kanını donduran vahşetin fotoları (erişkesi – linki)  görülecektir.
(kesinlikle 18 + yaş ve yüreğine güvenmeyen bakmasın…)
Bu sahnelerden sorumlu 2 ana kaynak; ilki başta ABD olmak üzere İngiltere – İsrail ve öbür Batı ülkelerl (Fransa, Almanya..) ve 2. olarak da ne yazık ki son yıllarda AKP  – RTE iktidarıdır. İşlenen sınırsız insanlık suçu, gün olur uluslararası mahkemelerin (Uluslararası Ceza Mahkemesi – International Criminal Court ICC, Rome)
önüne getirilecektir.

Bu aşamada yargılanacak olanlar elbette Batı Emperyalizmi ve ağababaları değil; Sırbistan’da, Bosna’da, Romanya’da, Mısır’da … olduğu gibi BM tarafından
“haydut devlet” ilan edilen devletlerin dış güdümlü yöneticileri olacaktır.
Veya Libya, Irak’ta olduğu gibi Kaddafi ve Saddam örneği vahşice infaz edileceklerdir. Böylelikle emperyalizm, miadı dolan maşalarını da “hukuka uygun” (!) biçimde
tasfiye etmiş (Deliğe süpürerek sifonu çekmiş!), üstelik bu ülkelere insan hakları ve demokrasi bile götürmüş olacaktır!?

Sonuç olarak; bu sonu olmayan karanlık serüvenlere şu ya da bu nedenlerle bulaşan / bulaştırılan orta – küçük boy devlet yöneticilerini ve ülkelerini kanlı, hazin bir son beklemektedir. Bu ülkelerde ciddi karmaşalar, hatta iç savaş çıkarılmakta,
yüzbinlerce insan telef edilerek ülkeler, kağıt üstünde sınırları değişmese de
fiilen (de facto) bölünmektedir.

Tarihsel deneyimlerle sabit bu olgu (rutin) karşısında Türkiye’yi 12 yıldır yöneten
siyasal kadroların, başta RTE olmak üzere A. Gül, A. Davutoğlu… olmak üzere
akıllarını başlarına almaları için zaman gelmiştir, geçmek üzeredir..

Bundan böyle hiçbir hata yapılmamalıdır.

Bu nedenle de ilgili kamuoyunun, muhalefetin görüşleri mutlaka dikkate alınmalıdır.
Başta TSK olmak üzere uzman dernek, vakıf, kişi, enstitüü, Üniversite.. görüşleri alınmalıdır.

TBMM’de mutlaka konu irdelenmeli, gerekirse Komisyonlar eliyle seçenekler hazırlanmalıdır. Başkan Cemil Çiçek bu bağlamda etkin girişim (inisiyatif) yüklenmelidir.

İlkeler bellidir              :

1. Türkiye, Büyük ATATÜRK’ün YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ”
ilkesi
ne bağlıdır.
2. Türkiye, Büyük ATATÜRK’ün “Savaş; ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe cinayettir.” görüşünü paylaşmaktadır.
3. Türkiye’nin kimsenin 1 karış toprağında gözü yoktur, 1 karış toprağını da hiç kimseye asla vermeyecektir. Türkiye, BM’nin SINIRLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ ilkesini savunur.
4. Türkiye, başta komşuları olmak üzere hiçbir ülkenin içişlerine karışmaz,
kendisinin içişlerine karışılmasını da reddeder.
5. Türkiye Uluslararası hukuka bağlı bir hukuk devletidir, BM ve Güvenlik Konseyi’nin hakkaniyetli kararlar üretmesini diler ve bunlarla kendisini meşruiyet sınırları içinde
bağlı sayar.
6. Türkiye, uluslararası toplumun eşit ve egemen bir üyesidir ve kendisini
hiçbir devletten üstün ya da geri görmemektedir; “karşılıklılık ilkesi” temeldir.
7. Türkiye, kendi ulusal – ülkesel çıkarlarını hakkaniyet ve saygı bağlamında muhataplarıyla dengeli ve barışçıl bir iklimde uzlaşmacı olarak savunur.
8. Türkiye, Dünya barış ve erincine (huzuruna), kalkınmasına katkı verme sorumluluğunu taşır.
9. Türkiye, bölgesel sorunların çözümünde özellikle bölge ülkelerinin söz ve karar sahibi olmasını uygun bulur. Bölgesel işbirliklerini savunur ve yaşama geçirmek ister.
10. Türkiye, KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizmin “Tek Dünya Devleti” vb. tezlerini reddederek; BM üyesi ülkelerin halklarının kendi ülkelerinde bağımsız – onurlu – başı dik – gönençli – uluslararası işbirliği ve dayanışma içinde varlık ve yaşamlarını – egemenliklerini sürdürme haklarını en yüksek derecede meşru olarak görür ve tanır.

*****

Başta 12. CB – Yarı Başkan RTE’ye, Başbakan (?) Ahmet Davutoğlu‘na, TSK’ya, TBMM Başkanlığına, Hükümet Üyelerine, AKP vekil ve yöneticileri olmak üzere
AKP seçmenine, CHP ve MHP’ye, HDP’ye ve ülkemizin çileli – yurtsever halkı ile kurumlarına… sunuyoruz…

Aşağıdaki insanlık utancı fotoların sahnelerinin sürmemesi ve yaygınlaşmaması,
hatta Türkiye’ye sıçramaması için!


B
ir kez daha anımsatalım : Kesinlikle 18 + yaş ve fotoğraflar son derece örseleyici (travmatik), vahşi, kanlı, dayanması çooook güç..

Ama yüzleşeceğiz acı gerçeklerle..
Emperyalistler yarattıkları canavarla başetsinler bir an önce..
Dünya kamuoyundan tarih önünde özür dilesinler..

Mehmetçiğin temiz kanını – canını bu pisliklerine alet etmesinler..
Her ne denli AKP – RTE iktidarı bu örgüte çooook destek verdiyse de..
Fatura bu ikiliye çıkarılmalıdır, masum Türk halkınadeğil…
Ya da emperyalizm becerebiliyorsa kirlettiği maşalarını korumalı – kollamalı??!

Sevgi, saygı, kaygı ve çok derin acı ile.
12.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Hüsnü Mahalli : Velev ki takas!


VELEV Kİ TAKAS…
Velev ki takas!

Hüsnü Mahalli
hmahalli@hotmail.com

Bu coğrafyada herkes herkes ile belirli şeyleri takas eder. Örneğin Hamas‘ın 5 yıl önce kaçırdığı bir askere karşı İsrail 2011 yılında 1027 Filistinli tutsağı serbest bıraktı.
Benzer takas daha önce İsrail ile Hizbullah arasında gerçekleşmişti. Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğu ile Nusra örgütü Esad yönetiminin serbest bıraktığı ve aralarında
IŞİD lideri Bağdadi‘nin Suriyeli eşinin de bulunduğu onlarca tutsağa karşılık daha önce kaçırdığı Hıristiyan din adamlarını salıverdi. ÖSO ve Nusra kaçırdıkları bir grup İranlı
ve daha sonra Lübnanlıyı, Katar ve Türkiye’nin arabuluculuğu ile serbest bırakmıştı . Bugünler de ise yine Katar ve Türkiye’nin arabuluculuğu ile IŞİD ve Nusra’nın kaçırdığı Lübnanlı askerlerin serbest bırakılması için özel çaba harcanıyor. IŞİD ve Nusracılar Lübnan’da tutuklu bulunan yandaşlarının serbest bırakılmasını istiyor ve
her hafta kaçırılan bir askerin kafasını kesip görüntülerini paylaşıyorlar.
İşte tam bu sırada IŞİD Türk rehineleri bırakıyor.

IŞİD,

  • ‘Devletimiz  ve Türk devleti arasında dışişleri bakanlıkları düzeyinde yapılan görüşmeler sonucu rehineler Türk tarafına teslim edilmiştir.
    Anlaşma her iki tarafın yararınadır.’

diye bir açıklama yaptı.

IŞİD kaynaklarına da dayanarak Arap medyası, Katar ve Iraklı Sünni aşiretlerin arabuluculuğuna dikkat çekiyor ve anlaşmanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son Katar ziyaretinde sağlandığını yazıyor. Musul işgali sürecinde IŞİD’in müttefiki olan
Sünni aşiretleri etkileyen iki kişi var. Birincisi terörle yargılanıp idama mahküm olan ve  İnterpol’ün kırmızı bültenine karşın İstanbul’da ikamet eden Irak Cumhurbaşkanı
eski yardımcısı Tarık Haşimi . İkincisi ise Musul’un işgalinde IŞİD’e yardım ettiği söylenen Irak Parlamentosu eski başkanı Usame Nuceyfi.

Arap medyasına göre Erdoğan, Davutoğlu ve Katar Emiri’nin de dostu olan bu kişiler rehineler konusunda en önemli rolü oynadılar. Türk vatandaşlarının Musul’da rehin alındığı 10 Haziran’dan bu yana seslerini çıkarmayan Nuceyfi ve Haşimi,
her nedense geçen süre içinde müttefik IŞİD’e gidip ‘Burak şu Türk rehineleri’ demediler.
Belki de uygun zamanı bekliyorlardı!
Arap medyasına göre serbest bırakılan Türk rehineler karşısında Türkiye’de tutuklu
IŞİD yandaşları serbest bırakılacak, dışarıdan Türkiye’ye gelip Suriye’ye girmek isteyen IŞİD militanları rahatsız edilmeyecek, acil durumlarda IŞİD militanları Türkiye’de
tedavi görmeye devam edecek, sınır bölgelerinde IŞİD ile PYD arasındaki savaşa Türkiye karışmayacak ve son olarak Türkiye, Batı ile birlikte IŞİD’e karşı savaşta
hiçbir biçimde yandaş olmayacak.Tüm bunların yerine getirilmesi durumunda rehineleri serbest bırakan IŞİD, kendi inancına aykırı olmasına karşın, Türkiye’ye ait ve
Suriye sınırları içinde bulunan Süleyman Şah Türbesi‘ne dokunmayacak,
orada bulunan 25 Türk askerini koruyacak ve nöbet değişimine izin verecek.

Oysa IŞİD Suriye ve Irak’ta işgal ettiği şehirlerde bulunan kilise, mezar, türbe ve benzeri tüm ibadet yerlerini yıkmıştır.

IŞİD ile Ankara’nın anlaşması ile ilgili bu ve benzeri bilgileri veren Arap medyası,
her iki taraf arasında temelde ciddi sorunlar bulunmadığına dikkat çekiyor.
Çünkü IŞİD militanlarının büyük bölümü dünyanın dört bir tarafından Türkiye’ye gelmiş ve buradan Suriye’ye girerek IŞİD’e katılmıştır. Ayrıca NATO ve Arap ülkelerinin Suriye’de savaşan gruplara gönderdiği tüm silah ve askeri malzeme Türkiye üzerinden ulaştırılmıştır. IŞİD, Rakka ve Deyrezor bölgesindeki kuyulardan çıkardığı petrolü kaçakçılar üzerinden Türkiye’de satıyor. Bu arada IŞİD sempatizanı ve sayıları ile ilgili farklı rakamların bulunduğu yüzlerce ya da binlerce Türkiye vatandaşı çok kolay
bir şekilde sınırdan geçerek IŞİD’e katılıp Suriye ve Irak’ta savaşıyor ya da
oralarda yaşıyorlar.

Özetle Arap ve Batı medyasının son zamanlarda sık sık gündeme getirdiği konular anımsanırsa, rehineler ile ilgili anlaşmanın ne denli kolay olduğu anlaşılacaktır.
Önemli olan neyin ne karşılığında yapıldığının kamuoyu tarafından bir an önce bilinmesidir.
Çünkü bu coğrafyada hiçbir şey gizli kalmaz, kalmıyor.
Hele hele konumuz IŞİD ise!

===========================================

Evet dostlar,

IŞİD ve Ortadoğu konularında Sayın Hüsnü Mahalli’nin uzmanlığına ve öngörülerine güveniyor ve O’nu izlemeyi sürdürüyoruz..

“Bilme hakkımıza” saygı gösterilmesini diliyor ve yurttaşlar olarak
olayların içyüzünü öğrenmek istiyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
22 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Dr. Taner ÖZEK çizimi : İsrail Gazze’de Sağlıkçıları da Bombalıyor.. ve Çağrışımlarımız

Dr. Taner ÖZEK çizimi :

İsrail Gazze’de Sağlıkçıları da Bombalıyor.. ve Çağrışımlarımız..

Gazze_icin_hekime_de_Israil_bombasi_24.7.14

Teşekkürler değerli meslektaşımız Dr. Taner ÖZEK…

İsrail siyonizmi (ırkçılığı) insanlık kurallarını alt üst ediyor..

Sözde uygar Batı emperyalizmi de izliyor.. dahası yol vererek insanlık suçuna ortak oluyor..

Yazıklar olsun YAHUDİ IRKÇILIĞI SİYONİZME..

Ve lanet olsun bu zulmü görmeyip kolay edene..

7 Temmuzdan bu yana 18. gündeyiz.. (2014)

Göz göre göre bir soykırım ve TEHCİR
(zorla göç ettirme; compulsory migration – deportation) uygulanıyor..

Çoğu çocuk, kadın, yaşlı olmak üzere 750 (yediyüzelli) dolayında ölüm ve
5000 (beş bin) dolayında yaralı var..

Günde ortalama 42 ölüm ve 300 dolayında yaralı..
1,5 milyon Gazze’li tam bir bubi kapanında..
Karadan – havadan – denizden ablukada ve bombardıman altında..
Okullar, camiler, hastaneler, cankurtaranlar.. genel hedef;
bir de keskin nişancıların çıldırtıcı kurban seçişleri..

Cehennem bu olsa gerek..
Kitaplı 4 dinin de çıktığı topraklar ve halk..

Yeraltından Mısır’a bağlanan Gazze tunelleri = Gazze’nin göbek kordonu da tahrip ediliyor.. Bütün stratejiler Filistin halkını bölgeyi terk etmeye zorlama ve o topraklara da (360 km2 cik!) el koymaya çıkıyor. 7,5 milyon İsrailli 27 bin km2 toprakta..
Böyle böyle gaspedildi Filistinlilerin öz yurdu ve bunlar Siyonist emperyalizme yetmiyor..
Çünkü SİYON PROTOKOLLERİ böyle emrediyor..
O topraklar sözde Tevrat’ta “arz-ı mev’ud”.
Fırat – Dicle’den Nil’e dek İsrailoğullarına Tanrı’nın vaadettiği topraklar.. (!?)

Öyleyse sıkı dur Türkiye,
Sıkı dur Irak, Suriye ve Mısır..
Sıra size de gelecek..

BOP tam da gerçekte 2. İsrail = Büyük İsrail değil mi?

BOP Eşbaşkanı RTE bu çarpıcı gerçeklerden, derin oyunlardan ne ölçüde haberli?

Gaflet mi, dalalet mi, ihanet mi??

Hangisi, hangisi, hangisi??

Ve Türkiye bu sefilliği hak ediyor mu??

*****

Gazze halkına sağlık – gıda yardımı yapılması bile engelleniyor.

BM Genel Sekreteri zavallı bunak Banki Moon,
Hamas‘ı (Harakat al-Muqawama al-Islamiya, İslami Direniş Hareketi) kınayıp ateşkese çağırıyor..

Norveçli gönüllü meslektaşımız doktorun dehşeti tanımlayan sözleri (mektubunda):

  • Mr. Obama, sizi 1 gecenizi bu hastanede geçirmeye çağırıyorum..
    Eminim ardından tarihin akışını değiştirirdiniz..

Her yan cehennem ama hiçbir lojistik destek yok..

Türkiye’den ise AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’sinin yüksek perdeden kuru gürültüsü bol.. Gazze zulmünden geri kalmıyor politik iğrenç istismarı ile..

Çoook yazık..

Sevgi, saygı ve acı ile.
25 Temmuz 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net