Kılıçdaroğlu eski bakanların aldıkları rüşvetleri tek tek açıkladı

Kılıçdaroğlu eski bakanların aldıkları rüşvetleri tek tek açıkladı

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Bakan Zafer Çağlayan hakkında ABD’de dava açılmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, adı yolsuzluğa karışan eski bakanların aldıkları rüşvetleri tek tek açıkladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin 94’üncü Kuruluş Yıldönümü‘nde Parti Meclisi Toplantısı’nda konuştu. Eski Bakan Zafer Çağlayan hakkında ABD’de dava açılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, adı yolsuzluğa karışan eski bakanların aldıkları rüşvetleri tek tek açıkladı.

Kendilerini milliyetçi olmamakla suçladıklarını söyleyen Kılıçdaroğlu,

  • “Bizim milliyetçiliğimiz lafla değil eylemledir. Bizim milliyetçiliğimiz kafatasçılıkla değil 80 milyonu kucaklamaktır. Bizim milliyetçiliğimizi sorgulayanlar Süleyman Şah Türbesi‘ni kendi topraklarından kaçıranlardır. Ege Adaları’na sahip çıkamayanlardır. Sevsinler senin milliyetçiliğini sen mi milliyetçisin. Tüm Türkiye için CHP’nin varlığı çok önemlidir. Biz doğruluğun adresiyiz. Biz insan odaklı bir düşüncenin adresiyiz. Bizim haklılığımızı tarih hep göstermiştir. Türkiye’nin onuruyla oynuyorlar bu bizim ağırımıza gidiyor.” dedi.

CHP heyeti Anıtkabir’i ziyaret etti

“GAZETECİLERİN HAPİSTE OLDUĞU BİR TÜRKİYE’Yİ KİMSEYE ANLATAMAZSINIZ”

Konuşmasında üreten bir Türkiye istediklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Her bilim insanının özgürce her siyasal partiyi eleştirdiği bir Türkiye istiyoruz. Gözü, ağzı, kulakları kapalı bir Türkiye istemiyoruz. Biz zengin bir Türkiye istiyoruz. Biz yaratılan her artı değerin eşit dağıtılmasını, refahın yükselmesini istiyoruz. Biz adalet istiyoruz. Gazetecilerin hapiste yattığı bir ülkeyi anlatamazsınız diyoruz. Türkiye’nin yarı açık bir cezaevine dönmesini istemiyoruz. Elbette tartışmalar ve eleştiriler olacaktır ama eleştirinin haklı ve mantıklı olması lazım. Böyle olursa biz de hatamızı görürüz hepimiz otururuz kendimize çeki düzen veririz” diye konuştu.

“DOĞRULARI SÖYLEDİĞİM İÇİN İKTİDAR HEDEFİNDEYİM”

Fındık üreticilerine seslen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

  • “Sizin hakkınızı peş keş çektiler onlar, sizin cebinizi değil kendilerini düşünüyorlar. Fındık Karadeniz için stratejik üründür. Eğer siz fındıkta hak ettiği ücreti ödeyemezseniz bu adam ne ile geçinecek, çocuklarını askere, üniversiteye nasıl gönderecek? Türkiye kalkındı diyorsunuz iyi de bu kalkınmadan neden köylüye, fındık üreticisine pay vermiyorsunuz? Bu tuzağa hiçbir Karadenizli’nin düşmemesi lazım. Namus sözü veriyorum bütün dünyada fındık fiyatını sadece ve sadece Türkiye belirleyecek. Varsa bir yalanım çıkın söyleyin. Ben doğruları söylediğim için iktidarın hedefindeyim. Çifçisi, esnafı borç batağında. Eğer CHP iktidara gelirse, çiftçinin borçlarını tamamen sileceğim. Faizleri sileceğim. Bunlar faiz lobisine hizmet ediyor vatandaşa değil. Ben bunu söylüyorum diye kızıyorlar. Verdiğim rakam yanlışsa çıkın söyleyin. Söyleyemiyorlar çünkü faiz lobisine hizmet ediyorlar”

    “BİZ KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Konuşmasında, “Bizi eleştiriyorlar sabah akşam kızıyorlar ‘CHP şunu yaptı’ diye’ diyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

  • “Sanki Türkiye’ye saman ithalatını biz yaptık. Sizin aklınıza gelir miydi Türkiye Cumhuriyeti saman ithalatı yapacak. Bu ayıbı yapacaksınız sonra CHP’yi suçlayacaksınız. Sanki dünyanın en pahalı mazotunu çiftçiye satacaksın sonra ben bunu dillendirdim diye CHP’ye kızacaksın. ‘Herkesin sesini kestik. CHP’ye de komplo kuracağız’ diyorlar. Biz haktan, adaletten ve hukuktan yanayız. Ne yaparsanız yapın biz konuşmaya devam edeceğiz”

BAKANLARIN ALDIKLARI RÜŞVETLERİ TEK TEK AÇIKLADI

ABD’de tutuklama kararı verilen eski bakan Zafer Çağlayan ile ilgili olarak ise Kılıçdaroğlu, şu açıklamayı yaptı: “Amerika’daki Rıza Sarraf davası konuşuluyor. Ben şimdi size o bakanların isimlerini ve aldıkları rüşvet miktarını tekrar söyleyeceğim.

  • Zafer Çağlayan 28 seferde 52 milyon dolar rüşvet aldı. Kol saati ve piyano hariç.
  • Muammer Güler 10 seferde 10 milyon dolar rüşvet aldı oğlunun kendi boyunda kasalar çıktı.
  • Egemen Bağış 3 seferde 1 buçuk milyon dolar rüşvet aldı.

Kuran’la Allah’ın ayetleriyle dalga geçen kişiyi hala yanında taşıyor. Bu ülkedeki tüm Müslümanlar’a sesleniyorum. Allah’ın kelamıyla Bakara- Makara diye dalga geçen adamı yanında tutana destek mi olacaksınız? Zafer Çağlayan Amerika’ya gitse yargılanacakmış. Bize karşı pis kokular geliyor diyor. Biz Türkiye’de burnumuzu tutuyorduk ya defalarca söyledik ‘yapmayın’ dedik. Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanlık yapmış birinin başka bir ülkede yolsuzluk nedeniyle yargılanması utanç vericidir.”

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Efendim bize karşı pis kokular geliyor diyor. O pis kokulara karşı biz burnumuzu tutuyorduk. Defalarca söyledik.

Geçen gün Erdoğan bir açıklama yaptı. Dedim her halde Erdoğan siyaseti bırakacak. Dedi ki ‘Yolsuzluğa bulaşanlarla yollarımızı ayıracağız’. Dedim herhalde siyaseti bırakacak. Meğer partililerine söylüyormuş.

“ERDOĞAN’DA BİR KILIÇDAROĞLU HASTALIĞI VAR”

Tayyip Erdoğan’da bir Kılıçdaroğlu hastalığı var. Beni görünce kan beynine sıçrıyor. Çünkü doğruları görmeye tahammül edemiyor. Ben ona sadece ve sadece doğruları söylüyorum. Varsa hatam, yanlışım çıksın söylesin.

Yanlışı görüp de susarsak dilsiz şeytan oluruz. İstiyorlar ki Rıza Sarraf olayı kapansın, taşeron sorunu kapansın, enflasyon kapansın istiyorlar. Bundan dolayı ahlaksızca CHP’yi suçladılar.
15 yıldır iktidarlar. Hangi sorunu çözdüler? Devlet bir kişiye teslim edilemez.

Bu millet gerginlikten, kavgadan bıktı. Çok mu tartışmak istiyorsun. Gel kardeşim,
senin televizyonlarında, senin gazetecilerinle tartışalım. Cevap bile veremiyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/820034/Kilicdaroglu_eski_bakanlarin_aldiklari_rusvetleri_tek_tek_acikladi.html 10 Eylül 2017
=======================================
Dostlar,

Çok önemli bir yazıdır… CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 3 eski AKP’li Bakan için şunları söyledi 4 gün önce yineleyerek ve bu Bakanlardan ya da AKP’den tek tık yok!

  • Zafer Çağlayan 28 seferde 52 milyon dolar rüşvet aldı. Kol saati ve piyano hariç.
  • Muammer Güler 10 seferde 10 milyon dolar rüşvet aldı oğlunun kendi boyunda kasalar çıktı.
  • Egemen Bağış 3 seferde 1 buçuk milyon dolar rüşvet aldı.

ABD’den Bozdağ’a Çağlayan yanıtı: Gülünç ve saçma

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın, geçtiğimiz pazartesi günü Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Zafer Çağlayan hakkındaki tutuklama kararı için, FETÖ’nün darbe girişimini tekrarladığı iddiasına ABD’den yanıt geldi: Gülünç ve saçma.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, dün (12.9.17) düzenlediği basın toplantısında uluslararası ve ABD gündemine ilişkin soruları yanıtladı.

Hükümet Sözcüsü Bozdağ: Zafer Çağlayan’ın hiçbir hukuksuz işlemi yoktur

Nauert, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın, geçen pazartesi günü Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklama ile ilgili olarak,

  • “Bir Türk hükümeti yetkilisi, Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, New York Güney Bölgesi Başsavcılığının eski bir Bakan hakkında suçlamada bulunmasından söz etti ve ABD’yi Türk Hükümeti aleyhindeki darbeyi tekrarlamakla suçladı. ABD yönetiminin, Türk Hükümetini devirmek için bir yargı süreci kullanma girişiminde olduğunu söyledi. Bununla ilgili 3 kelime söyleyeceğim. gülünç ve saçma” dedi..
    (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/822615/ABD_den_Bozdag_a_Caglayan_yaniti__Gulunc_ve_sacma.html)

AKP kendi az eğitimli tabanını geçelim, artık herkesi aptal yerine koymaya başladı..
Çıkar çarkına girmiş olanlar başka.. Onlar zaten suç ortağı..
Her durumda çember iyice daralmaya başladı ve Reis’i fena halde bunaltmakta..
Her kör karanlığın elbette bir şafağı olacaktır, biraz gecikse de..

Çanlar kimin için çalıyor acaba??

Sevgi ve saygı ile. 14 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Duydunuz mu Bese Hozat’ı?


Duydunuz mu Bese Hozat’ı?

????????????????????????????????????????????????????????????

 

Naci BEŞTEPE
AYDINLIK
, 22.6.2015

Geçen haftaki yazımda ”Becerdiniz!” demiştim.
HDP’yi Meclis’e sokan tatlı su aydınlarına.
8 Haziran’da, AKP belasına HDP’nin eklendiğini, sorunun katmerlendiğini yazmıştım.
Sağ olsun Bese HOZAT destek açıklamasında gecikmedi.
Ne dedi;

“Anayasa da değişse, Kürt kimliği de tanınsa,
Türkiye’de barışçıl demokratik temelde Kürt sorununu çözsek de bunun sonucunda PKK silah bırakmaz…

Nedeni şudur; PKK bir Kuzey Kürdistan örgütü değil, PKK ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir partidir, bir örgüttür. Kürtler sadece Kuzey Kürdistan’da yaşamıyor…

Önderliğimiz böyle bir çağrı (silah bırakma) yapamaz.
Çünkü özgür değil. Yapsa da örgüt kabul etmez.”

DEĞİŞMEYEN AMAÇ

1984’ten bu yana söylemler ne şekil alırsa alsın değişmeyen bir gerçek vardır;

PKK’nın amacı Büyük Kürdistan’ı kurmaktır.

Zamana ve zemine göre kıvırtmalar olmuştur. Ama esas, Bese Hozat’ın dediğidir.
1999’da Öcalan yakalandığında da “Silahlarınızla Türkiye’den çekilin” talimatı vermiş, örgüt dinlememiş, kısmen çekilmişti. Şimdi koşullar PKK için çok daha elverişlidir.
Türkiye’de,

AKP iktidarı PKK’yı serbest bırakmış – palazlandırmıştır.

Suriye ve Irak’ta, ABD ve BOP eşbaşkanlığının desteğiyle söz sahibi olmuştur.
PKK hedefe yaklaştığının farkındadır. Silah bırakmaz, Türkiye’den çekilmez.
Milli iktidar ve irade olmadıkça.

SÜLEYMAN ŞAH

BOP eşbaşkanının kafasına taş düşmüş, dönmüş ABD’yi suçluyor.
Kendi katkılarını ne çabuk unutmuş.
Millet unutmaz.
Şimdi “Güvenlikli Bölge” derdine düşmüş.
Süleyman Şah Türbesi’ni geriye çekerken aklınız neredeydi?
Kürt koridoruna karşı elde bulundurulması gerekli değil miydi?
Türbeyi yerine taşıyın.
Koridoru böler, engellersiniz.
Yasal hakkınız da var. Türbe yeri Türkiye’nindir.

*****

VATAN ve NAMUS

Vatan Partisi seçimde başarısız oldu ama “Vatan-Namus” sözünde dimdik duruyor.
Dün neyse bu gün de o.
HDP’nin Meclis’e girmesinin sakıncalarını her fırsatta haykırdı; dinletemedi.
Kürt koridorunu senelerdir söyledi. Beyinler dumura uğramış, kulaklar sağır.
TSK mensubu yeni CHP’li vekil bile, HDP ile koalisyondan yana olduğunu açıkladı.
Hem de PKK yayın organına.

Gnkur. Karargahı’nda uzun yıllar çalışmış, birikimli, akıllı, seçimde başarılı ve
Silivri’de aslanlar gibi mücadele etmiş olsa ne yazar? Kendine çalışmış.
Onu taşıyan üniformaya acıdım.

GÖRÜNEN KÖY

Yandan destekli AKP-CHP iktidarı adım adım geliyor.
Koşullar ona göre hazırlandı. ABD/HDP/PKK istekleri en kolay bu yolla sağlanır.
Vatan Partisi, % 0.5 oyla yaptığını  % 0.05 de alsa yapmaya devam edecektir.
Derdimiz oy değildir; Vatan ve namustur.
Namusumuz; dürüstlüğümüz, vatanın bütünlüğü milletin birliğidir.

Bese HOZAT, duydunuz mu?
Vatan’ı da duyun…

*******

PAZARTESİ İĞNELERİ

YOBAZ

İnegöl Milli Eğitim Şb. Md. Mustafa Karaarslan,
ATATÜRK’ün cehennemden, ”Sıcak diye orucu bırakmayın, burası daha sıcak”
dediğini varsayan mesaj göndermiş.
Behey cahil, münafık, yobaz;
– Dindar olsan Allah’ın işine karışmazsın,
– Adam olsan Ata’ya dil uzatmazsın…

VALİMİZ

Vali Küçük, sorusunu beğenmediği dört gazeteci için “götürün bunları” emri verdi.
Küçük vali…

İSTİFANIZ İÇİN DAHA NE OLMALI?


“İSTİFANIZ İÇİN DAHA NE OLMALI?”

portresi_adiyla

Türker ERTÜRK
E. Tuğamiral
Savaş uçaklarımız patır patır düşüyor, subaylarımız şehit oluyor ama yetkililerden çıt yok. Bunlara “takdiri ilahi” deyip geçiştirecek miyiz? TSK’nın komutanı durumunda olan
Genel Kurmay Başkanı, komuta zinciri vasıtası ile emrindekilerin yaptıklarından, yapmadıklarından ve yapamadıklarından sorumludur. Sık sık düşen uçaklarımızın ve yitirilen
bu canların hesabını vermek zorundadır. Hava Kuvvetleri’nde varolan savaş uçaklarının
her pilot sandalyesi için olması gereken pilot sayısının oranı 1,2’dir. Yani 500 pilot sandalyeniz varsa olması gereken pilot sayınız 600’dür.Ama Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarında kıdemli, deneyimli ve öğretmen statüsündeki pilotlarımız kaybedilmiştir.Bu davalar nedeniyle meydana gelen moral ve motivasyonsuz ortamda emeklilik ve
zorunlu hizmetini bitirdikten sonra çok genç yaşta ayrılmalar da hızlanmıştır.

Ayrıca F-4’ler ABD’nin Vietnam’da ve Kore’de kullandığı uçaklar olup, hizmet ömürlerini tamamlamışlardır. Bu yaşlı uçakların bakım ve idamesinde de sorunlar vardır.
Ayrılmalar nedeniyle personel zafiyetleri uçak bakım personelinde de yaşanmaktadır.

Uçaklarımız durup dururken düşmedi ve düşmüyor.

Düşmeleri için yeterince sorun var ama önlem alan üst düzey sorumlusu yok.
22 Haziran 2012’de Suriye hava sahasına giren RF-4E uçağımız düşürüldü ve iki subayımız şehit oldu. Genelkurmay Başkanı hala bunun hesabını vermedi. Vekaleten savaşın devam ettiği Suriye’ye niçin bu uçağı gönderdiniz? Hem de bu işten bir çıkarımız yokken!
Amerika mı istedi?

Yine 2012’de Afyonkarahisar’da cephanelik patlaması ve 25 şehit.
Bunun da hesabını vermediniz.

AK NAKLİYAT..

Bir de utanmadan, tabanları yağlayarak kaçtığınız, AK Nakliyat’ın taşeronu olarak ecdadımıza saygısızlık yaptığınız kepazelik operasyonunu bize başarı olarak anlatmaya çalışıyorsunuz?
Korkudan sınırımız dibine taşıdığınız Süleyman Şah türbesinde yapılan Amerikanvari bayrak dikme rezilliğine ne demeli! Soruyorum, tepesinde bayrak çekili olduğu halde bayrak direği dikme töreni geleneğimiz var mı? Önce bayrak direği dikilir sonra bayrağımız göndere çekilir! Yönergelerimiz bu şekilde olması gerektiğini söylüyor!

Siz ise bayrağımızı yönergelerimizde yazdığı gibi değil, Amerikalıların II. Dünya Savaşı’nda Japonya’ya ait Iwo Jima adasını ele geçirdiğinde zaferinin simgesi haline gelen fotoğraftaki gibi yaptınız. Yazıklar olsun! İlla birisini taklit etmek gerekiyorsa bu ecdadımız Ulubatlı Hasan gibi olmalıydı!

Siciliniz temiz değil

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Atatürk’ün Türk Milletine bağışladığı Orman Çiftliği’nin içine AK- Saray dikilmiştir (AS: Üstelik kaçak olarak, Danıştay’ın 6. Dairesi’nin kararı çiğnenerek!). Bu denli ağır tahribat elbetteki, askeri sivil bütün personeli tahrip eder ve yıkar.

Bu kötünün kötüsü gidişin arkasında Türkiye Cumhuriyeti’ni vatanın her karış toprağını
şehit kanları ile kuran TSK yer alamaz!

Kumpas operasyonlarına kurban giden silah arkadaşlarınıza sahip çıkmadınız,
içeriden çıkanların travmalarını gidermek ve onları tekrar kazanmak için hiçbir şey yapmadığınız gibi ve onların ayrılmalarını teşvik ediyorsunuz.

Ülkemiz göz göre göre bölünüyor ve parçalanıyorken, siz bu dönemde terörizmle mücadele etmeyen ve müzakere eden Erdoğan’ın Anayasal ve yasal olmayan emirlerine bulunduğunuz makamı korumak uğruna itaat ettiniz. Askeri kışlasından çıkarmadınız.

Askerimizi infaz eden PKK’ye karşı kılınızı bile kıpırdatmadınız.

Bakın ABD terörü bitirmek için açılım yapıyor ve teröristlerle müzakere ediyor mu?
Ne El Kaide ile ne El Nusra ile ne de IŞİD ile pazarlık etti ve etmiyor.
ABD PKK’yı korudu, kolladı ve donattı. Bunlar bu denli açık iken şimdi siz
Eğit-Donat Protokolü ile terörist toplayacak, eğitecek ve silahlandıracaksınız.
Kim İçin? ABD’nin çıkarlarına hizmet için!

Siciliniz temiz değil!

Bugüne dek yaptığınız hatalar, gaflar ve yanlışlar kabul edilebilir sınırlar içinde de değil. Bugüne dek gösteremediğiniz erdemi hiç değilse şimdi gösterip istifa etmelisiniz.

Onur tüm insanlar için çok önemlidir ama askerler için sanırım bir tık daha çok olmalıdır!
ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Jeremy Michael Boorda hak etmediği bir şerit rozetin takıldığı yazıldığı için 1996’da intihar ediyor. Tarihimizde Yarbay Reşat Çiğiltepe’de görevini zamanında yapamadığı için 27 Ağustos 1922’de intihar ediyor.

Saygılar sunarım. 07.03.2015

http://www.ilk-kursun.com/haber/219608/turker-erturk-istifaniz-icin-daha-ne-olmali/

Prof. Dr. Oğuz Oyan : “Kabataş Yalanı” Basın Açıklaması


Prof. Dr. Oğuz Oyan :
“Kabataş Yalanı” Basın Açıklaması

CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Oğuz Oyan‘ın “Kabataş Yalanı“na ilişkin bir yıl önce yaptığı suç duyurusunun Cumhuriyet Savcılığınca sümen altı edilmesine ilişkin yaptığı basın toplantısı metni ekte ilgilerinize sunulmaktadır.

Saygılarla,

Sn. Oyan’ın TBMM Ofisi

***********************

CHP İZMİR MİLLETVEKİLİ OĞUZ OYAN’IN, “KABATAŞ KOMPLOSU”
İLE İLGİLİ YAPTIĞI SUÇ DUYURUSU HAKKINDA BASIN TOPLANTISI

27.02.2015

  • SAVCILIK, YERLİ EL-KAİDE UNSURLARININ ŞİKAYET BAŞVURULARINI ADETA EMİR TELAKKİ EDEREK OPERASYON BAŞLATIRKEN,
    İZMİR MİLLETVEKİLİ OĞUZ OYAN’IN KABATAŞ KOMPLOSU İLE İLGİLİ YAPTIĞI BAŞVURUYU 12 AYDIR SÜMEN ALTINDA TUTUYOR.
  • “BİN LADİN’İ SEVİYORUM” DİYEN TAHŞİYE LİDERİNİN ŞİKAYETİNE
    “HAY HAY” DİYEN SAVCILIK, MİLLETVEKİLİ OĞUZ OYAN’IN
    KABATAŞ KOMPLOCULARI HAKKINDA YAPTIĞI SUÇ DUYURUSUNU GÖRMEZDEN GELİYOR.
  • SAVCILIKLAR, BİN LADİN MÜRİDİ TAHŞİYE LİDERİNİN ŞİKAYETİ ÜZERİNE ZAMAN VE SAMANYOLU’NA OPERASYON YAPARKEN, MİLLETVEKİLİ
    OĞUZ OYAN’IN, KABATAŞ KOMPLOSUNUN BASIN SÖZCÜLERİ ABDÜLKADİR SELVİ VE ELİF ÇAKIR HAKKINDAKİ ŞİKAYETİNE KAYITSIZ KALIYOR.

Yurt çapında gezi olaylarının devam ettiği  Haziran 2013 başlarında dönemin Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, Kabataş İskelesi’nde bir yakınının başörtülü gelininin kucağında bebeğiyle birlikte sayıları 70-100 dolayında bedenlerinin üst tarafı çıplak, elleri deri eldivenli gösterici tarafından salt başörtülü olduğu gerekçesiyle saldırıya uğradığını
iddia ederek aylarca bu konuyu kullanmış, bu olaya ilişkin görüntülerin savcılıkta olduğunu ve soruşturmanın devam ettiğini iddia ederken, bu olaya ilişkin herhangi bir görüntü basına verilmemişti.

Söz konusu saldırı savının baştan beri Goebels usulü “yalana ve tekrara dayalı” propaganda çalışmasının bir ayağı olduğunu fark ederek, bu iftira tezgâhının işletilmesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gazeteciler Abdülkadir Selvi ve Elif Çakır ile yalancı mağdure  Zehra Develioğlu’nun organize bir biçimde çalıştığı saptamasıyla hukuksal süreci başlatmak için hazırlıklarını tamamladığı sırada, 13 Şubat 2014’te Kanal D’de sözde mağdure kadının hiçbir müdahaleye uğramadan eşiyle buluştuğuna ilişkin görüntülerin yayınlanması üzerine, hemen ertesi gün Tayyip Erdoğan ve suç ortakları hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığına halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “iftira” ve “suç uydurma” suçlarını işledikleri gerekçesiyle  suç duyurusunda bulunmuştuk.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı 7 gün içinde hızla, Tayyip Erdoğan yönünden dokunulmazlığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı öbür kişiler yönünden ise
gereği yapılmak üzere genel soruşturma bürosunun görevlendirildiğini bildirmesine karşın  aradan geçen 1 yılı aşkın sürede öbür şüpheliler hakkında herhangi bir soruşturma yapmamış adeta dosyayı sümen altı etmiştir. Çünkü, Ankara Cumhuriyet Savcılığında yapılan girişimlerde dosya ekranda  görünmesine karşın, aslının nerede olduğu ve
ne işlem yapıldığı bilgisi verilememektedir.

Oysaki Muş merkezli olarak 16 ilde Ocak 2010’da yapılan El Kaide bağlantılı Tahşiye
terör örgütü
kapsamında tutuklanıp 1,5 yıl kadar hapis yattıktan sonra tahliye olan ve
çıktığı ulusal televizyon kanallarında bu örgütün insanlık dışı vahşi katliamlarını ve
kendi El Kaide bağlantısını adeta savunurcasına “Müslüman olduğu için Bin Ladin’i seviyorum diye haykıran örgüt lideri ve ileri gelen militanlarının “Hükümet davetli yakınmaları” (Bülent Arınç’ın ‘bir şikâyetiniz varsa yapın dedikitirafı) hemen işleme konarak kimi basın yayın kuruluşları ile soruşturmada yer alan emniyet mensuplarına operasyon yapılmıştır.

Toplumsal çalkantı ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı son 60 yıllık siyasal tarihimizde özellikle büyük kitlelerin provoke edilmesinde (AS: kışkırtılmasında) yaygın olarak kullanılan dinsel ve ulusal argümanların (AS: önermelerin) toplumsal çatışma yaratma riskinin büyüklüğü dikkate alındığında, doğrudan Başbakan ve basın yayın mensuplarınca işlenen
“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu”nun yarattığı tehlikenin daha büyük olacağı açıktır. Buna karşın savcılıkların bir Milletvekilinin bu konuda yaptığı kanıtlandırılmış suç duyurusunu bir yıldır görmezden gelirken, bir terör örgütü üyesinin yalnızca kendisine yapılan uygulamayla ilgili “yönlendirmeli yakınısı” üzerine hemen harekete geçmeleri, yargının siyasallaşmasının ve Cumhuriyet Savcılıklarının Cumhuriyet ve hukuk kavramlarından ne denli uzaklaştıklarının önemli bir göstergesidir.

Değerli Basın Mensupları,

Konu ve gündemin çakışması nedeniyle bir hususu daha dikkatinize sunmak istiyorum. Biliyorsunuz şimdiye dek başında bulundukları kuruma ve mensuplarına karşı başta hükümet üyeleri, iktidar partisi mensup ve yandaşlarınca yapılan akıl almaz iftira, yalan, suçlama ve hakaretlere karşı başlarındaki “bürokrat şapkası”na işaret ederek sessiz kalanlar,
Süleyman Şah Türbesi nedeniyle yapılan eleştiriler karşısında muhalefete karşı siyasal tonlu eleştiriye girişiyorlar. Oysaki sahip oldukları teknik, istihbari vb. olanaklarla Kabataş komplosuna ilişkin yalanları baştan bilebilecek durumda oldukları halde, gerçeğin basın tarafından ortaya çıkarılmasına dek sessiz kalmalarını bir yana bırakalım, olayın yalan ve
kurgu olduğunun açığa çıkmasından sonra da, bürokrat kimliğinden ayrı olarak
Milli Güvenlik Kurulu’nun eşit üyesi kimliği nedeniyle, hâlâ bu yalanı haykırmaya devam eden öbür kurul üyelerine karşı herhangi bir itiraz ve uyarı yapıp yapmadıkları merak konusudur.
Bir itirazları olduysa yalan ve kumpasın sürmesinden, bu itiraz bir karşılık bulmadığına göre istifayı düşünmüşler midir? Anayasa’nın 118. maddesinde Milli Güvenlik Kurulu’nun görevleri arasında “…toplumun huzur ve güvenliğinin sağlanması…” da sayıldığına göre,
başta Kabataş komplosu olmak üzere, “kindar ve dindar nesil yetiştirmek“ten,
Suriye’deki terör ögeleri ile yakın işbirliğine dek toplumun huzur ve güvenini bozacak her türlü eylemi yapma iradesi gösteren kurul üyelerine karşı sessizlik
suç ortaklığı anlamına gelmeyecek midir?

=================================

Dostlar,

Sayın Prof. Oyan  söylenecek söz bırakmış mı??

Haydi politikacıların bir bölümünü anladık.. Tanrıları olan “Oy” uğruna göze almayacakları eylem yok.. Ya hukuk adamları? Ya Cumhuriyet’in savcıları??
Neden salt ama salt hukukun gereğini yapmaz, neden dimdik ve erdemli hukukçu olma onurlarını korumazlar??
İşte bunu anlamak çok güç.. Bundan daha güç olanı ise, bu harami düzeninin sürgit kılmak..

****

Anımsayalım, söz konusu komplo amaçlı “KABATAŞ YALANI” aşağıdaki içerikteydi..
Korkunç bir duygu sömürüsüne dönük, ayrıntılı tasarlanmış, inandırıcılığı çok yüksekti.
Bereket kanıtlanamadı, kökten uydurma, belli ruhsal bozukluklarda görülen ve Tıp diliyle “Konfabulasyon” denilen bir masal uydurma idi. Kanıtlanacak olsaydı eylemcilerin başına dünyayı zindan ederlerdi.. Şimdi o zindan iftiracıların başına geçsin dileyelim..

Yalancı mağdure Zehra Develioğlu’nun suçlaması aşağıdaki gibiydi :

*****

“Erkek şahısların üstü çıplaktı. Kafalarında siyah bantlar vardı. Kenara, duvar dibine çekildim. Tişörtünde Che Guevara resmi bulunan bayan şahıs, ani şekilde başörtümü tutarak yukarıya doğru kaldırdı, Tayyip’in o…sunu buldum beyler, gelin s…in diye bağırmaya başladı. Kızımın bebek arabasını tuttuğum için kaçamadım. Erkek bir şahıs
sol yanağıma tokat attı, sırtüstü yere düştüm. Kalabalık grup etrafımı sardı, tükürmeye, tekmelemeye başladılar.
Beni tekmelerken, şerefsizin evladı, o… çocuğu, eşarplı kaltak, Devrim yapacağız, kökünüzü kazıyacağız, hayvan kaltak, Tayyip’i de seni de s…p yollayacağız şeklinde yüksek sesle hakaret ettiler. Şişman yapılı, etli geniş burunlu biri bebek arabasını sallıyordu, arabanın içindeki kızım aşağı yukarı zıplıyordu. Üç dört kişi benim üzerime idrarlarını yaptılar. Bir kadın, başörtüsüne işeyin, başörtüsüne işeyin diye bağırıyordu. Etrafımdaki şahıslar bana tekme atmaya devam ediyordu. Tam bu esnada bir şahıs, başıma doğru erkeklik organıyla sürtünmeye başladı. Başka bir şahıs, benim arkama geçerek cinsel bölgesiyle sürtünüyordu. Vücudumun değişik yerlerinden cinsel saldırıda bulunanlar vardı. Emekleyerek kaçmaya çalıştım, başaramadım, bir ara kafamı kaldırdığımda baş kısmımdan sürtünmek suretiyle cinsel saldırıda bulunan şahsın uzun yüzlü, kemikli ve çıkık burunlu olduğunu gördüm. İnönü stadında araba yakıyoruz diye bağırma sesi duydum. Etrafımdaki şahıslar dağıldılar. İnönü stadyumuna doğru yürümeye başladılar. Yerden kalktım, bebek arabasının yanına gittim, altı aylık kızım ağlıyordu, sol ayak diz altında sıyrık vardı, kanamıştı, sol kolunda morluk vardı. Bana cinsel saldırıda bulunan şahısların arkasından baktığımda, iki şahsın ellerinde bira şişesi olduğunu, bira şişelerini karşılıklı tokuşturduktan sonra içtiklerini, kahkahalar atarak güldüklerini gördüm. Üç dört dakika sonra eşim geldi. Ağlıyordum. Eşim ne olduğunu sordu. Üzüntümden, eşimin bana saldıran şahıslara karşılık vereceğini bildiğimden dolayı kendisine bir şey söylemedim. Evimize geldik. Temizlenme hissiyle duşa girdim. Bacaklarımda almış olduğum darbelerden dolayı morluklar vardı. Üç dört gün dışarı çıkamadım. Yaşadığım korku neticesinde bebeğimi emziremedim, sütüm kesildi..”

*****

Sevgi ve saygı ile.
27 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Tehlikenin sorumlusu Erdoğan’ın kendisi!


Tehlikenin sorumlusu Erdoğan’ın kendisi

Tehlikenin sorumlusu Erdoğan'ın kendisi
SURİYE Enformasyon Bakanlığı Başmüsteşarı Bessam Ebu Abdullah

Şafak Terzi, AYDINLIK Haber portalı, 23.02.2015

SURİYE Enformasyon Bakanlığı Başmüsteşarı Bessam Ebu Abdullah ile
Şah Fırat operasyonunu konuştuk. Devlet hiyararşisinde Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra açıklama yetkisine sahip ikinci kurum olan Enformasyon Bakanlığı’nda çok önemli bir konumda olan Ebu Abdullah, Türkiye’nin müdahalesini “saldırı” olarak niteledi ve Süleyman Şah Türbesi tehlikeye girmişse bunun yine Tayyip Erdoğan’ın Suriye politikası ve teröristleri destekleme siyasetinden kaynaklandığını açıkladı. İşte Bessam’ın değerlendirmeleri:

Bu meselede birçok soru işareti var. Bugüne dek türbeye hiçbir şey olmadı. Burada büyük bir soru işareti var. İkincisi, eğer bu operasyon IŞİD ile karşılıklı anlaşmalı olarak yapıldıysa,
bu da ayrı bir soru getiriyor. Erdoğan ile IŞİD’in ilişkileri nedir, hangi boyuttadır?
Türkiye, Suriye’yi haberdar etmiş olsa bile, bu Suriye’nin topraklarına müdahale edebilecekleri anlamına gelmiyor.

Bana öyle geliyor ki, Erdoğan Türkiye’deki kamuoyunu etkilemek için bir operasyon yapıyor
ve bunu seçime yönelik kampanya olarak görüyorum.

Buradaki asıl mesele, Erdoğan ve Davutoğlu’nun Türk kamuoyuna yönelik gösteriş yapma ve güçlü görünme çabası içinde olması…

Soru şu           : Türkiye neden hala böylesine bir dış politikayı sürdürüyor?
Bu dış politika başarısız olmuştur. Bu politikanın IŞİD ile ve Halep’in içinde ve çevresindeki gruplarla sıkı bağları var.

Türk halkı bu dış siyasetin bu şekilde devam etmesi durumunda,
asıl olarak Türkiye’nin büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacağını bilmeli.

Türk ordusu ile PYD arasında bir koordinasyon olduğunu söyleyebiliriz.
Süleyman Şah’a yönelik atılan tüm adımlarda PYD’nin bilgilendirildiğini düşünüyorum.
Türk Ordusu Suriye’ye girdiğinde bu örgütler tarafından saldırıya uğrasaydı ne olurdu?
Kim bunun sorumluluğunu alırdı?

Bu nedenle Türk halkı hükümetine sormalı :

“Süleyman Şah Türbesi neden tehlikede?” diye.
Bunun nedeni Suriye Hükümeti değil, Türk hükümetinin terör örgütlerine destek vermesidir.

===============================

Dostlar,

AKP iktidarı ve bay RTE son derece yanlış ve tehlikeli bir serüven içindeler
ve ülkemizi de çok bunaltacak bataklıklara sürükleyebilecek bir yoldalar..

Bu sorumsuz dış ve de iç politikanın derhal sonlandırılması gerekiyor.

2,5 sorumsuzun ülkemizin ve 80 milyon insanın yazgısı ile oynamaya hakları yoktur.

Uyarmaktan yorulduk…

Türkiye’yi sıcak savaşa, terör örgütleri ile yüz yüze gelmeye ve BM tarafından “Haydut devlet” ilan edilmeye doğru hızla sürükleyen bu ürkünç (vahim) gidişin hemen, hemen sonlandırılması gerek..

Sevgi ve saygı ile.
23 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net