Devlet ve sırları

Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 26 Haziran 2020

Devlet ve sırları

Son yıllarda giderek daha da sık ziyaret eder olduğumuz Çağlayan Adliyesi’nde, çarşamba günkü duruşmalar sonunda, aralarında sütun arkadaşım sevgili Barış Terkoğlu’nun da bulunduğu üç meslektaşımızın 4 aylık haksız tutukluluk hali sona erdi. Üç meslektaşımız da hukuksuzluğun kurbanı olmayı sürdürüyorlar.

Terkoğlu’na, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’e geçmiş olsun derken Murat Ağırel, Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç’ın da bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.

Yargılandıkları dava dosyasının, daha önceki pek çok kumpas davalarının ruhu ile benzerlik gösteren ve adeta hukuk tarihine geçecek şekilde, “Olmayan bir suçu önce dizayn ve sonra imal edelim. Sonrası sanığa kalmış. O kendi ispatlasın masumiyetini” şeklindeki içeriği ortada. Kendileri ve avukatları, bu konuda (gerçek anlamda da) kitap boyutunda ve hukuk teorisi arşivlerine de girecek nitelikte savunmalar yaptılar.

Özetle; daha önceden açık kimlikleri ve görevleri, üstelik en üst düzeyde resmi ağızlarca açıkça dillendirilmiş istihbarat görevlilerini “deşifre etmek” gibi bir suçu işlemedikleri halde, sırf muhalif kimlikleri, yazdıkları kitaplar ve bağımsız, boyun eğmeyen nitelikleri nedeniyle, üzerlerine bu fabrikasyon suç yapıştırılmak isteniyor.

Dileriz, ceza hukukun temellerinden biri olan Delilden sanığa gitme” ilkesi sonunda çalışır ve tam tersi mantıkla açılmış bu dava da daha önceki kumpas davaları gibi bir an önce düşer ve meslektaşlarımızın hepsi özgürlüklerine kavuşur.

Ben bu vesile ile olayın bir başka yönüne, “Devletin gizli faaliyeti, gizli görevlileri ve devlet sırrı” kavramları üzerinde biraz durmak istiyorum.

Her meşru devletin, “ortalık yerde görünmeyen, rutin açıklamalarla ifşa edilemeyecek, ülke güvenliği alanında sivil ve askeri örgütlenmeleri ve bu yapılarda görevli kamu görevlileri üzerinden içeride ve dışarıda bazı faaliyette bulunma” hakkı vardır. Buna genel bir tanımlama ile gizli istihbarat toplama ve operasyon faaliyeti diyebiliriz. Buraya kadar kimsenin itiraz edebileceği bir durum yoktur. Örnek vermeye de gerek yoktur. Dünyanın en büyük güçlerinin en bilinen “marka” teşkilatlarının ve ülkemizin bu birimlerinin tarihi uzun yıllara dayanır.

Sorun, bu noktadan sonra başlıyor.

Devletlerin demokrasi seviyelerine ve olgunluklarına bağlı olarak, bu faaliyetlerin de aynen “açık” faaliyetleri gibi, bir tür denetime tabi olması esastır. Yani, “Devlet olma hakkı. Meşru bir yapı olma hakkı” yönetme konumunda bulunanlara bu “gizlilik imtiyazını” kullanarak yasadışı (ulusal ya da uluslararası düzeyde) iş yapabilme özgürlüğü tanımaz. Daha da açık ifade edeyim, “Yürütme”nin elindeki bu “Gizli iş yapabilme araçları ve ehliyetinin” kötüye kullanılıp kullanılmadığı ülkelerin en üst denetim makamları, en başta da “Yasama Organı” ve “Yargı”nın da denetimine açık olmalıdır.

Elbette, işin muhtevası gereği her gizli faaliyetin (gizlilik derecesine bağlı olarak) ortalık yerde konuşulup tartışılması mümkün olmayabilir. Bunun ülke güvenliği (bakın özellikle Devlet sözcüğünü kullanmıyorum – Devlet’i, yürütme organını elinde bulunduranlarla özdeş anlamda kullananlara karşı kasten yapıyorum bunu) açısından önemini kimse göz ardı edemez.

Ancak bu denetim zorunluluğu ve bu zorunluluğu, “icracı makamların” omuzlarında hissetmesi, son derece büyük bir önem taşıyor. “Ucu açık bir ehliyet” demokrasilerde hem söz konusu olamaz, hem de önemli mahzurlar taşır. O yüzden, mesela demokrasisi bizden daha gelişkin rejimlerde (ABD ve Britanya’yı başat örnekler olarak vereyim) Yasama Organı (ABD Kongre ve Britanya Avam Kamarası) ilgili komisyonlarında (okumak ve bilgilenmek isteyenler için) bu tür “hesap sormaların” sayısız örnekleri vardır.

Hesap sormak babına girmişken, “kamu adına” hesap sorucu Dördüncü Kuvvet, medyanın da bu anlamda “kamusal” denetimini kimsenin denklem dışı tutmaması gereği de ortadadır. Yani “Medyayı ilgilendirmez bu işler” deyip geçmemelidir kimse. Daha da açık yazayım: Gerektiğinde medya da yasalar ve medya etiği çerçevesinde “Devletin, meşruiyet dışına çıkıp çıkmadığını denetleyebilme hakkı ve daha da ötesinde vazifesi” ile doğal olarak donatılmıştır.

“Nazik ve netameli” mevzular bunlar. Biliyorum. Ama “Size ne kardeşim?” mantığını sorgulamak gerektiğinden, bir not düşmek adına yazmak istedim bunları. Unutmayın, çok eskilerde bir Batılı devlet insanının vurguladığı şu doğruyu hatırlatarak:

“Demokrasilerde, kamusal yaşamda sadece insanların dini inançları ve sandıkta oyunu hangi partiye attığı ve tabii ki ülkenin savunma-savaş planları gizlidir. Ondan gayrı gizli (ve örtülü) bir şey olamaz.”

Sağanak halde faşizm

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 15.6.2020

Sağanak halde faşizm

AKP hükümetinin faşizm uygulamaları, sağanak halde toplumun üzerine yağmaya, halkı bunaltmaya devam ediyor. OdaTV’nin erişime kapatılmasından ve OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ın, OdaTV Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun, OdaTV muhabiri Hülya Kılınç’ın, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel’in, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik’in ve Yazıişleri Müdürü Aydın Keser’in tutuklanmalarından sonra, şimdi de OdaTV yazarı Müyesser Yıldız ve TELE 1 kanalı sunucusu İsmail Dükel gözaltına alındılar ve tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildiler.

Bu da yetmiyormuş gibi, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun, HDP Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in ve HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları’nın, tutuklanmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki dokunulmazlıkları kaldırıldı.

AKP, TBMM’nin “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini yerle bir etmeye, “Egemenlik kayıtsız şartsız padişahındır” zihniyetini adım adım yürürlüğe koymaya, monarşik ve teokratik düzeni yeniden kurmaya, bir yandan halkın seçtiği siyasetçileri devre dışı bırakmaya, bir yandan da halkın haber ve bilgi alma hakkını gasp ederek anayasal düzeni ortadan kaldırmaya devam etmektedir.
***
OdaTV, bugüne kadar dinci Fethullah Gülen çetesine karşı en büyük mücadeleyi vermiş yayın organlarından birisidir. Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız, araştırmacı gazetecilik alanında en başarılı çalışmaları yapan kişiler arasında yer alırlar. Söz konusu üç gazeteci de, AKP’nin ve Fethullah Gülen örgütünün bir kumpası sonucunda hapiste yattılar. Ancak onlar, hapisten çıktıktan sonra da bu mücadelelerini sürdürdüler, AKP’nin güdümüne girmediler, gazetecilik ahlakını ve vatanseverlik duygularını, hapishanenin dışında kalabilmek için satmadılar. Onlara uygulanan baskılar aslında, AKP’nin Fethullah Gülen çetesine karşı gerçek, yeterli ve samimi bir mücadele vermediğinin kanıtıdır! AKP, dokuz yıl sonra OdaTV’ye bir darbe daha vurarak kendisini deşifre etmiştir, kendi bindiği dalı kesmiştir.
***
Faşizm, medya ve siyaset alanındaki uygulamalarını sürdürürken, din alanını da ihmal etmeyerek, fetihçi bir zihniyetle, İstanbul’daki Ayasofya Müzesi’nin camiye çevrilmesi girişimlerini de başlattı. Osmanlılar, o dönemde bir Bizans kenti olan İstanbul’u ele geçirdikten sonra, aslen bir kilise olan Ayasofya’yı camiye çevirmiş, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise Ayasofya, Mustafa Kemal Atatürk tarafından, bir dünya kültür mirası olarak müzeye dönüştürülmüştür. Böylece Atatürk, hem Ayasofya’nın yeniden kilise olmasını isteyen Ortodoks dinci kesimleri, hem de Ayasofya’nın cami yapılmasını takıntı haline getiren neo-Osmanlıcı İslamcı kesimleri boşa çıkarmıştı.

Ne kadar çok cami açarsa o kadar iyi Müslüman olunacağını sanan AKP, mevcut camilerde bile doluluk oranları oldukça düşükken, ayrıca Ayasofya’nın tam karşısında koskoca Sultan Ahmet Camisi dururken, bu konuyu gündeme getirerek, hem ulusal hem de uluslararası boyutta bir provokasyon yapmıştır.

İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında, Türkiye’nin en büyük turizm gelirlerinden birini sağlayan Ayasofya Müzesi’nin ortadan kaldırılmasının neden olacağı ekonomik kaybı ve yurtdışından gelecek tepkileri bile göze alan AKP, neo-Osmanlıcı köktendinci takıntılarını tatmin etmek için, Türkiye’yi felakete sürüklemeye devam etmektedir.

Birileri, müzeye dönüştürülmüş olan eski bir camiyi kiliseye çevirse, Müslümanlar nasıl haklı bir tepki verirlerse, Ortodoks Hıristiyanlar için de tarihsel manevi değeri yüksek olan Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, tepkiyle karşılanacaktır. Bu bağlamda, nüfusunun çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan olan Rusya, Ukrayna, Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldovya, Belarus, Gürcistan gibi ülkelerle sorunların yaşanacağı, o ülke halklarında Türkiye’ye yönelik olumsuz duyguların oluşacağı bellidir.

  • AKP’nin amacı, Atatürk ne yaptıysa, onun tersini yapmaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti, Atatürk’e ve onun “yurtta barış, dünyada barış” ilkesine sahip çıkmalıdır.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 22 Nisan 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

MİTOMANİ

RTE, Kılıçdaroğlu’nun mitoman olduğunu söyledi.

Millet; sabah söylediğini akşam inkar edenin, “Bireye karşı işleyen suçu affedemeyiz” deyip sonra infaz yasasını onaylayanın kim olduğunu unutmaz…

FETÖCÜ

FETÖCÜ savcı Murat DALKUŞ’un serbest bırakılmasında “koronavirüs salgını” da gerekçe olarak gösterilmişti.

İktidarı eleştiren gazeteciler için öyle bir risk yok!…

CEZA

RTÜK muhalif TV kanallarına ceza yağdırdı.

Sahibinin sesi…

BİZDEN

Hürriyet Gazetesi’nin “Fetö’nün doktoru” olarak yazdığı Vedat Obuz’u CNN Türk canlı yayına çıkardı.

Olabilir. CNN bizden, bizim RTÜK de değerlendirmede yanlış yapmaz!…

UMUTSUZ

İktidar borazanlarından Nagehan Alçı, Habertürk’teki yazısında, ”Tam anlamıyla özgürlükçü ve demokratik bir hukuk devleti olabileceğimize ve orta gelir tuzağını aşabileceğimize inanmıyorum” dedi.

AKP bitiyor mu?…

BARIŞ

Barış Terkoğlu diyor ki;

“Kafamı kaldırıyorum. 14 yaşında zavallı bir kıza tecavüz edenler konvoyla hapishaneden çıkıp kutlama yapıyorlar. Ben hapishaneden izliyorum. Yazıklar olsun!

Siz, içerdekiler affediliyor sanıyorsunuz ya… Aslında ahlak direğini yanlış tepeye dikmiş, namus atını yanlış yöne sürmüş, terör damgasını yanlış yere vurmuş, ürettiğini yanlış şekilde paylaşmış bir düzen, adaletsizliğin bahşişini veriyor”.

Barış bunlara daha ne desin?…

BÖLÜCÜ

TBMM’de 13 Nisan 2020 Pazartesi günü gerçekleşen 84. Birleşimde konuşan HDP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, “Mevsimlik işçilerin %80’i “Kürdistan bölgesinden Türkiye tarafına tarım işçisi olarak gidiyor.” dedi.

Gazeteciye gücü yeten, CHP’yi bölücü ilan edenler gerçek bölücülere neden dokun/a/maz?…

SUÇLU

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergâhında arazi aldığını ortaya çıkaran Cumhuriyet gazetesi muhabiri Hazal Ocak hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Savcı, “Basın yoluyla alenen hakaretten dava açtı”.

Haksız haklı, haklı suçlu…

YETECEKLER

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın başlattığı “Biz bize yeteriz” kampanyası kapsamında  Bahçelievler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bölgedeki okul müdürlerine bir mesaj atarak kampanyaya destek olan öğretmenlerin isimlerini ve yaptıkları bağış miktarının kendilerine bildirilmesini istedi. Üst makama bilgi verileceğini bildirdi.

Ancak böyle yetersiniz birbirinize…

HAKARET

80 Yaşındaki bir vatandaş facebook’taki bir paylaşımı beğendiği için Cumhurbaşkanına hakaretten sorgulanmış.

Olayın kendi hakaret…

VALİ

Zonguldak Valisi Bektaş, “Yeteri kadar dikkatli olmadıkları için hem kendilerini sıkıntıya soktular hem bizi sıkıntıya soktular. Normalde sağlıkçılarımızın bize götürdüğü yük olmasaydı bugün belki de geri dönüşü konuşuyor olacaktık..dedi.

Adam sıkıntı…

MÜCADELE

AKP iktidarı ve onun valileri CHP’li belediyelerin halka hizmetlerini engellemeyi sürdürüyor…

Salgınla değil halka hizmeti engelleme mücadelesi…

PARALEL

AKP’li Mahir Ünal, RTE ve AKP’nin koltuk değneği Bahçeli halka yardım etmek isteyen CHP’li belediyeleri “paralel yapı” olarak suçladı.

“Paralel“ oldu, yalan sığınma evi…

MAFYA

Salda Gölü’ndeki çevre kıyımını ihbar eden Yeşilova Belediye Başkanı Mümtaz Şenel ve eşi Fatma Şenel’e evinde saldırıp ayaklarından vurdular.

Başkan, saldırının fuhuş yapan bir oteli kapattığı için yapıldığını değerlendirdi.

Memlekette mafya sadece Çakıcı ile Peker mi?…

İLK

Sağlık Bakanı Koca, Özal’ı ölüm yıldönümünü anarken “İlk sivil cumhurbaşkanı” olarak niteledi.

Tarihçi ilk bakan!…

KONUK

İzmir Barosu 23 Nisan programına HDP Grup Başkanvekili Meral Beştaş’ı katmış.

APO uygun değil de…

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde AKP’nin Yüz Kızartıcı Şiddeti

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde AKP’nin Yüz Kızartıcı Şiddeti


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF – Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Emekçi kadın arkadaşlarımızın sokaklarda toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemeleri, doğrudan Anayasanın koruması altında olan bir temel hak ve özgürlüktür.

Bu haklı eylemleri ve hukuka uygun istemleri biz de bütünüyle destekliyoruz, katılıyoruz, paylaşıyoruz. Anayasanın ilgili maddesi aşağıdadır :
*****
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

Madde 34 – (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)

Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,  millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
*****

Kolluğun görevi bu temel hak ve özgürlüğün kullanılmasını engellemek için elinden geleni açık ve örtük cansiperane sergilemek (!) ve kadınlara orantısız, yersiz, hukuk dışı ŞİDDET uygulamak değil; tam da tersine insanların bu temel hak ve özgürlüğünü yasal sınırlar içinde kullanabilmesi için elinden ne geliyorsa yapmak ve gerekli güvenliği sağlamak, engelleri kaldırmaktır.

  • Gözaltına alınan tüm eylemci kadınlar – erkekler, gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.

Türkiye, AKP iktidarında her geçen gün daha çok faşizme kaymaktadır!

İktidar, yarattığı sorunlar sarmalında boğulmakta ve demokratik çıkış bulamamaktadır.

  • Yerlerde, saçlarından sürüklenen kadınların görüntüleri AKP iktidarının yüz karasıdır!

Toplumda en küçük bir kıvılcımın hızla yayılarak önü alınamaz protestolara, iktidara dönük eylemlere dönüşeceğinden olağanüstü korkmaktadır. Bu nedenle de her geçen gün daha çok şiddete ve hukuksuzluğa batmaktadır.

Bir toplumsal kalkışma paranoyası AKP = Erdoğan’ı içten içe, derinlemesine tutsak almıştır

Ne var ki, bu gidiş çare değildir; aksine kısır döngüdür ve AKP iktidarının kaçınılmaz sonunu hızlandırmaktadır.

Öte yandan, TEK ADAM = Bay RTE yönetimi sağduyudan kopmuş, karmaşaya (kaosa) boğulmuştur.

  • 21. yy’ın şafağında, Türkiye’de kadınlara polis şiddeti yüz kızartıcı olmanın da ötesinde utanç vericidir!
  • Rejim, diktatoryal sınırları zorlamaktadır.

Ne var ki, bu yöndeki eleştiriler yandaş yargı sopasıyla bastırılmaktadır. TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ‘a verilen Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması (!) gerekçeli 15 ayı aşkın hapis cezası da bir gösterge ve karşıt medyaya – muhalefete gözdağıdır.

AKP = Erdoğan, “Ben diktatör olsam bana diktatör diyemezdiniz..” buyurmuştu. Oysa son günlerde, bu yöndeki imalar bile DER – HAL savcılarca sabaha karşı ev baskınları ve gözaltılarla, ardından sulh ceza yargıçlarınca tutuklamaya dönüştürülmektedir.
Baskıcı demir yumruk uygulaması “tipik” leşmiş, klişeleşmiştir, öngörülebilir olmuştur!

  • AKP, karşıt olan her – ke – si kodese mi tıkacaktır?

Gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel‘in alelacele ve palas pandıras tutuklanmalarının hukuk devleti – demokrasi – bağımsız / tarafsız yargı ile açıklanıp anlaltılması asla ve asla olanaklı değildir.

Mahzenlere atılan gazeteciler, aydınlar, siyasetçiler… yazıp – çizmeye, halkı aydınlatmaya daha da etkili olarak devam edeceklerdir.

Baskı ile, zulüm ile insanların hak- özgürlük savaşımının engellenemeyeceğini AKP = Erdoğan başta, tüm iktidar ve yandaşları çok iyi kavramalıdır.

Bir zamanların mağdur rolü oynayan AKP’si, apaçık zulme ve zalime evrilmiştir, hazin ve ibretliktir!

AKP = Erdoğan rejimi, kapalı – örtük / kesimsel (kısmi) baskıcı yönetimden, açık faşizme savrulmaktadır; hem de hızla ve dünya kamuoyunun gözleri önünde..

Oysa çare tam tersidir, hem de tez elden.

Sevgi, saygı ve KAYGI ile.
08 Mart 2020, Ankara
 

8 Mart’ta kadınlardan AKP iktidarına: ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’

(AS: Bizim kapsamlı irdelememiz yazının altındadır..)
8 Mart’ta kadınlardan AKP iktidarınaa: ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’

Kadınlar 8 Mart’ta başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de 81 ilinde eşitsizliğe ve emek sömürüsüne karşı ayaktaydılar. Kadın Platformunun çağrısıyla Beşiktaş İskelesi önünde buluşan yüzlerce kadın, Taksim’deki yürüyüş yasağına

“Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”

sözleri ile yanıt verdi.

Kadınlar 8 Mart başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de 81 ilde de eşitsizliğe ve emek sömürüsüne karşı ayaktaydılar. Ankara, İzmir, Adana, Kocaeeli de binlerce kadın sokaklarda siyasal iktidara, kazanılmış haklarına yönelik saldırılara karşı,

  • “Krize ve şiddete karşı isyandayız. Tüm dünyada ayaktayız” mesajı verdi.
  • “Asla yalnız yürümeyeceksin” diye haykırdı.

Renkli kıyafetleriyle, hazırladıkları dövizlerle, sloganlarla, alkış ve zılgıtlarıyla alanı dolduran kadınlar, krize, şiddete, savaşa, eşitsizliğe, kazanılmış haklarına yönelik saldırılara karşı,

  • “Krize ve şiddete karşı isyandayız. Tüm dünyada ayaktayız” mesajı verdi.

İstanbul’da adeta sıkıyönetim ilan edilen 8 Mart etkinlikleri için kadınlar Beşiktaş’ta iskele meydanında buluştu. Taksim’deki yürüyüş yasağına yanıt verdiler,

  • “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” diye haykırdılar.

Kadın Meclisleri önderliğinde bir araya gelen yüzlerce kadına erkeklerde destek verdi. Grubun ortak sloganı ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ oldu.

Taksim’deki yürüyüş yasağına yanıt verdiler,

Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” diye haykırdılar.

ANKARA’DA KADINLAR: TÜM DÜNYADA AYAKTAYIZ

Ankara’da kadınlar

  • “Emeğimiz, kimliğimiz, özgürlüğümüz, hayatımız ve barış için tüm dünyada ayaktayız” diyerek sokaklara çıktı.

Kadın cinayetlerinde hayatını kaybeden kadınların fotoğraflarını taşıyan kadınlar, Gülistan Doku’yu, Nadira Kadirova’yı, Yeldana Kaharman’ı unutmadı.

İZMİR’DE KADINLAR EYLEMLERE İKİ GÜN ÖNCESİNDEN BAŞLAMIŞTI

İzmir’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ilçelerde yapılan yerel kutlamalarla başladı. Balçova, Bornova ve Urla’da bir araya gelen kadınlar istemlerini haykırdı.

İzmir Kadın Platformu, 7 Mart Günü Deriteks Sendikasına üye oldukları için işten atılan ve 140 gündür direnen SF Trade işçilerini ziyaret ederek, dayanışma çağrısında bulundu.

Aliağa Emek ve Demokrasi Platformunun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Petrol-İş’in önünden Demokrasi Meydanı’na bir yürüyüş gerçekleştirdi.

İzmir’de Buca Evka-1 Kadın Kültür Evi (BEKEV) üyesi kadınlar da 7 Mart günü söyleşi gerçekleştirdi. Dernek binasında yapılan söyleşiye Ekmek ve Gül adına Nuray Öztürk katıldı.

Buca Kadın Platformu’nun çağrısıyla toplanan kadınlar da

  • “Savaşa, şiddete, krize ve sömürüye karşı yaşasın mücadelemiz” dedi.

Yürüyüşte sık sık
– “kadınlar savaş istemiyor”,
– “krizin yükü patronlara”,
– “Yaşasın 8 Mart yaşasın kadın dayanışması”
sloganları atıldı.

Bornova Kadın Dayanışma Derneği (BORKAD) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Atatürk Mahallesi Sırrı Aydoğan Kültür Merkezinde etkinlik düzenledi.

KOCAELİ’DE KADINLAR:

  • YAŞANILIR BİR DÜNYA YARATMAK İÇİN DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ

Kocaeli Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneği 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediği eylemde, dayanışma vurgusu yaptı.

Derince’nin Yenikent mahallesinde düzenlenen eylemde kadınlar elleriyle hazırladığı dövizleri taşıdı, halaylar çekti, ayrı ayrı istemlerini afişe yazdı. Açıklama sonrası mikrofon kadınlara verildi. Kadınlar görüşlerini, dileklerini dile getirdi. Eyleme Emek Partisi Kocaeli İl Başkanı Arzu Erkan da katıldı.

ADANA’DA KADINLARDAN BARIŞ ÇAĞRISI

Adana’da kadınlar Adana Kadın Platformu’nun çağrısı ile Uğur Mumcu Meydanı’nda miting düzenledi. Mitingin gündeminde Suriye operasyonu vardı. Kadınlar,

  • “Türkiye’de, Suriye’de, Libya’da savaş istemiyoruz. Savaşa hayır, barış hemen şimdi!” dedi.
    ===========================================
    Dostlar,

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde AKP’nin Yüz Kızartıcı Şiddeti

Emekçi kadın arkadaşlarımızın sokaklarda toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemeleri, doğrudan Anayasanın koruması altında olan bir temel hak ve özgürlüktür.

Bu haklı eylemleri ve hukuka uygun istemleri biz de bütünüyle destekliyoruz, katılıyoruz, paylaşıyoruz. Anayasanın ilgili maddesi aşağıdadır :

*****
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

Madde 34 – (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)

Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,  millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
*****

Kolluğun görevi bu temel hak ve özgürlüğün kullanılmasını engellemek için elinden geleni açık ve örtük cansiperane sergilemek (!) ve kadınlara orantısız, yersiz, hukuk dışı ŞİDDET uygulamak değil; tam da tersine insanların bu temel hak ve özgürlüğünü yasal sınırlar içinde kullanabilmesi için elinden ne geliyorsa yapmak ve gerekli güvenliği sağlamak, engelleri kaldırmaktır.

  • Gözaltına alınan tüm eylemci kadınlar – erkekler, gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.

Türkiye, AKP iktidarında her geçen gün daha çok faşizme kaymaktadır!

İktidar, yarattığı sorunlar sarmalında boğulmakta ve demokratik çıkış bulamamaktadır.

  • Yerlerde, saçlarından sürüklenen kadınların görüntüleri AKP iktidarının yüz karasıdır!

Toplumda en küçük bir kıvılcımın hızla yayılarak önü alınamaz protestolara, iktidara dönük eylemlere dönüşeceğinden olağanüstü korkmaktadır. Bu nedenle de her geçen gün daha çok şiddete ve hukuksuzluğa batmaktadır.

Bir toplumsal kalkışma paranoyası AKP = Erdoğan‘ı içten içe, derinlemesine tutsak almıştır

Ne var ki, bu gidiş çare değildir; aksine kısır döngüdür ve AKP iktidarının kaçınılmaz sonunu hızlandırmaktadır.

Öte yandan, TEK ADAM = Bay RTE yönetimi sağduyudan kopmuş, karmaşaya (kaosa) boğulmuştur.

21. yy’ın şafağında, Türkiye’de kadınlara polis şiddeti yüz kızartıcı olmanın da ötesinde utanç vericidir! Rejim, diktatoryal sınırları zorlamaktadır.

Ne var ki, bu yöndeki eleştiriler yandaş yargı sopasıyla bastırılmaktadır. TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ‘a verilen Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması (!) gerekçeli 15 ayı aşkın hapis cezası da bir gösterge ve karşıt medyaya – muhalefete gözdağıdır.

AKP = Erdoğan, “Ben diktatör olsam bana diktatör diyemezdiniz..” buyurmuştu. Oysa son günlerde, bu yöndeki imalar bile DER – HAL savcılarca sabaha karşı ev baskınları ve gözaltılarla, ardından sulh ceza yargıçlarınca tutuklamaya dönüştürülmektedir.
Baskıcı demir yumruk uygulaması “tipik” leşmiş, klişeleşmiştir, öngörülebilir olmuştur!

  • AKP, karşıt olan her – ke – si kodese mi tıkacaktır?

Gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel‘in alelacele ve palas pandıras tutuklanmalarının hukuk devleti – demokrasi – bağımsız / tarafsız yargı ile açıklanıp anlaltılması asla ve asla olanaklı değildir.

Mahzenlere atılan gazeteciler, aydınlar, siyasetçiler… yazıp – çizmeye, halkı aydınlatmaya daha da etkili olarak devam edeceklerdir. Baskı ile, zulüm ile insanların hak- özgürlük savaşımının engellenemeyeceğini AKP = Erdoğan başta, tüm iktidar ve yandaşları çok iyi kavramalıdır.

Bir zamanların mağdur rolü oynayan AKP’si, apaçık zulme ve zalime evrilmiştir, hazindir!

AKP = Edoğan rejimi, kapalı – örtük / kesimsel (kısmi) baskıcı yönetimden, açık faşizme savrulmaktadır; hem de hızla ve dünya kamuoyunun gözleri önünde..

Oysa çare tam tersidir, hem de tez elden.

Sevgi ve saygı ile. 08 Mart 2020, Ankara 

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF – Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com