Yaşı yetmeyen Davutoğlucular için Erdoğan’ın bitmeyen diploması

Yaşı yetmeyen Davutoğlucular için Erdoğan’ın bitmeyen diploması

Barış TERKOĞLU
Cumhuriyet, 16.12.19

Okul biter. Yıllarca oturduğunuz sırayla, dirsek çürüttüğünüz arkadaşlarınızla, kaç kez “nerede kaldın” diyen öğretmeninizle vedalaşırsınız. Elinize verilen kâğıdı kimi çerçeveletip duvara asar kimi anahtarlı çekmecede saklar. Ama dönüp de bakmazsınız.

Gelecek Partisi’nin en genç kurucu üyesi İsmail GünaçarDavutoğlu için “En azından diploması var” dedi. Göndermenin Erdoğan’a yapıldığı açıktı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı’ndan hükümet medyasına kadar Erdoğan’ın sesi olan birçok isim sert tepki gösterdi. Geçmişte Erdoğan cephesi bu konuyu suskunlukla geçiştiriyordu. Hatta Yusuf Halaçoğlu“Diploman sahte diyorum beni mahkemeye vermiyor” diyerek sessizliğe isyan etmişti. Bu kez öyle olmadı. Sahi neden? Aslında üç sebebi var.

İlki, Cumhurbaşkanı’nın diplomasına dair kuşku yaratan ifadeler ilk kez yakın camiasından geliyor.

İkincisi, daha da önemli. Ahmet Davutoğlu 1995-99 arasında Erdoğan’ın diploma aldığını ifade ettiği Marmara Üniversitesi’nde görev yaptı.

Üçüncüsü, yıllardır “kimi AKP’lilerin” yaptığı Erdoğan – Davutoğlu karşılaştırmasında Erdoğan’ın belki de en eksik kaldığı konu bu.

Erdoğan taraftarlarının Gülaçar’ın “fazla Amerikalılığı”, FETÖ konusunda belirsiz tavrı ve 22 yaşın olmamışlığına özgü üslubu konusunda yaptıkları eleştiriler anlaşılabilir. Ama bir konuda haksızlar. O da Erdoğan’ın diplomasızlığı tezinin FETÖ projesi olduğu iddiaları. Hatırlayın, bir zamanlar A Haber’de “FETÖ’cüler Tayyip Erdoğan’ın diplomasının orijinalini ele geçirip yok etmişler” demişlerdi.

25 yıllık diploma kavgası

Oysa Erdoğan’ın diplomasına dair şüpheler FETÖ tarafından ortaya atılmadı. Hatta AKP – FETÖ ortaklığı döneminde bu şüpheyi dile getirenler FETÖ’nün hedefi oldu. Geçmişe doğru tarama yapıldığında diplomasızlık tezini dile getirerek yıllarca gündemde tutan 4 isim kronolojik sıralamayla şöyle: Ömer Başoğlu, Yusuf Halaçoğlu, Yalçın Küçük, Ergun Poyraz. Son iki isim “Erdoğan’ın diplomasının olmadığını” iddia eden kitaplar da yazdılar. FETÖ’nün kumpas davalarında uzun yıllar hapsedildiler. Kamuoyunun pek tanımadığı Başoğlu ise, Erdoğan’la aynı dönemde öğrencilik yapmıştı. Kişisel tarihine dayanarak şüphelerini dile getiriyordu. CHP’de siyaset yapan Başoğlu’nun ölümü komplo teorilerine konu oldu.

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olduğu 1994 yılında dahi diploma tartışması görülüyor. Ancak “diplomasızlık tezi”nin yükselişi 2007’de gerçekleşti. Zira yasalara göre cumhurbaşkanı olmak için üniversite mezunu olma şartı vardı. Muhalifler, diploma tartışmasıyla Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığını engellemeye çalıştılar. Erdoğan’ın diplomasızlığı tezinin dayandığı birçok olgu var: Erdoğan’ın üniversite hayatının sır oluşu; üniversite yıllarında aile, siyaset ve iş hayatında aktif olması; ortaya çıkan diploma örneklerindeki çelişkiler gibi vs. vs.

Halaçoğlu, “1981 yılında mezuniyet belgesi almışsın, mezuniyet belgende ne resim var  ne gizli damga var, soğuk damga var” demiş ve devam etmişti: “Marmara Üniversitesi’nin diplomasını nasıl alırsın, diye soruyorum ve işletme mezunu olarak, nitelendiriliyor. Halbuki işletme ile alakası yok. Aksaray’da Maliye Meslek Yüksek Okulu mezunu, eğer mezunsa?..”

Erdoğan’ı hatırlayan ve hatırlamayanlar

Refah Partisi’nin 94 seçimlerinde aday tanıtım evraklarında Erdoğan’ın üniversiteye “1974-75 girişli olduğu, 1979’da mezun olduğu yazıyor. Ancak sonraki açıklamalarda mezuniyetin 1981 diye düzeltildiği görülüyor. Tartışmalar sürerken 2014 yılında Marmara Üniversitesi Rektörü Zafer Gül bir açıklama yapmıştı:

“Sayın Başbakanımız, T.C. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi’nden 1980-81 öğretim yılı şubat döneminde mezun olmuştur.” 

Üniversitenin örneğini yayımladığı diploma ile Ergun Poyraz’ın yayımladığı diplomanın birbirinden farklı olması kafa karıştırdı. Öte yandan üniversitenin diploma doğrulama sisteminde, Erdoğan’ın mezuniyet bilgileriyle sorgulama yapıldığında açıklanan diplomanın görülmemesi de bir başka şüpheye neden oldu.

Cumhurbaşkanı’nın mezun olduğu iddia edilen okul yıllığında izine rastlanmaması, 1981 – 1982 dönemi mezunlarının buluştuğu 2016 yılındaki kahvaltıda Erdoğan’ı hatırlayanın çıkmaması da her şeye tuz biber ekti. Tüm bunların yanında Erdoğan’a destek verenler de var. Bunlar arasında iki kişi öne çıkıyor. Biri Erdoğan’ın okuduğu iddia edilen okulda ders veren CHP’li siyasetçi Aydın Ayaydın. Ayaydın, “Sınavlarına ve derslerine girdim, son derece iyi hatırladığım bir öğrencidir” dedi. Bir diğeri ise bugün İsrail’de yaşayan Rafael Sadi. O da Erdoğan’ı öğrencilik yıllarından hatırlıyor. Ancak okulu bıraktığı için Erdoğan’ın diploması konusunda fikir yürütemiyor. Tersinden, Erdoğan’ın yakın zamanda elini öptüğü, Marmara Üniversitesi’nin kurucu rektörü Orhan Oğuz’un, kendi yaşamını anlattığı kitabında Erdoğan’ın yer almaması da dikkat çekiyor.

İşin enteresan tarafı Erdoğan’ı destekleyen belgeyi bu tartışmaların ortasında FETÖ yayımladı. Örgütün firardaki polislerinden Emrullah Uslu, 1883’ten 1983’e Marmara Üniversitesi’nin öncülü kurumlarda çalışan ve okuyan öğrencilerin isimlerinin bulunduğu 100. yıl çalışması kitabı”nda Erdoğan’ın adının olduğunu gösteren sayfaları yayımladı.

Erdoğan’ın diploması zaman zaman mahkemelere de konu oluyor. Halkın Kurtuluş Partisi, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’ndan men edilmesi için defalarca yaptığı başvurulardan sonuç alamadı. Parti, iç hukuk yolları tükenince bu yıl konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı. AİHM’de Erdoğan’ın diplomasıyla ilgili bir başvuru daha var. Öte yandan 2014 yılında Erdoğan’ın diplomasının aslını görmeden fotokopisini onaylayan noter kâtibi de ayrı bir soruşturma konusu olmuştu.

Herkes bir kez diploma alıyor. Ancak “Cumhurbaşkanı’nın diploması” 25 yıldır bitmiyor. Sıkıldınız değil mi? Şimdi siz bunu 22 yaşında yeni ergenlikten çıkmış parti kurucusuna nasıl anlatacaksınız? Belki Davutoğlu hepimize anlatır da öğreniriz!

AYM’den referandumla ilgili karar

AYM’den referandumla ilgili karar

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındaadır.)
AYM 16 Nisan Anayasa değişikliği Referandumu’yla ilgili bireysel başvurulara yetkisizlik kararı verdi.
Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu‘nun (YSK) 16 Nisan’da yapılan anayasa değişikliğine ilişkin halk oylaması sırasında, sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına ilişkin kararına karşı yapılan bireysel başvurunun “yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi.

Resmi Gazete’de yayımlanan kararda, 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylaması devam ederken, bu konuda gelen yakınmalar üzerine YSK tarafından, sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına karar verildiği hatırlatıldı. Buna ilişkin gerekçeli kararın 18 Nisan 2017’de YSK’nın internet sitesinde yayınlandığı belirtilen kararda, Halkın Kurtuluşu Partisi tarafından 7 Haziran 2017’de YSK’nın kararına karşı bireysel başvuruda bulunulduğu kaydedildi.

Karara göre, başvuru dilekçesinde, YSK’nın kararının
– kanuna
– hukuk güvenliği ve
– hukuksal belirlilik (AS : öngörülebilirlik) ilkelerine aykırı olduğu,

bu nedenlerle Anayasa’nın 67. maddesinde öngörülen seçme hakkı ve bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının ihlal edildiği ileri sürüldü. Anayasa Mahkemesi ise başvuruyu “yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez buldu. Yüksek Mahkemenin kararında, Anayasa’nın 67. maddesinin 1. fıkrası uyarınca anayasal bir hak olarak düzenlenen halkoylamasına katılma hakkının bireysel başvuruya konu olabilmesi için, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) veya Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller tarafından da korunması gerektiği belirtildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan serbest seçim hakkının sunduğu güvencelerin yalnızca ulusal parlamento seçimlerinde değil, özü itibarıyla (AS: bakımından) yasama yetkisi kullandığına karar verdiği ulusal ya da uluslararası öbür organların seçimlerinde de geçerli olması gerektiğini belirttiğine yer verilen kararda, bununla birlikte AİHM’in yerleşik içtihadı uyarınca söz konusu güvencelerin, özü itibarıyla yasama yetkisi kullanan organların seçimleriyle sınırlı olduğu kaydedildi.
(http://www.abcgazetesi.com/aymden-referandumla-ilgili-aciklama-58011h.htm, 7.7.17)
==========================
Dostlar,

Anayasa Mahkemesi kendisini işsiz – işlevsiz bırakma sınırına geldi dayandı.
Türkiye’de hukukun bu denli ayaklar altına alındığı bir dönem olmadı.
Buna 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sonrası sıkıyönetim yılları da dahil.
Öte yandan TBB (Türkiye Barolar Birliği) kendisinin bile inanmadığı sözde gerekçelerle temel varlık nedeni olan ADALET ülküsü hedefli kitlesel ve politik olmayan, herhangi bir siyasal parti kimliği taşımayan Büyük Adalet Yürüyüşü‘ne kurumsal destek vermedi!?
Bakalım AYM’nin bu kararına ilişkin hukuksal bir irdeleme yayımlayacaklar mı?
AYM, CHP tarafında ilk OHAL KHK’ları 20 Temmuz 2016’dan hemen sonra önüne getirildiğinde son derece kritik bir karar vererek, önceki içtihatlarını çiğneyerek, gene yetkisizlik kararı vermişti.
AYM kendisini hiçleştirirken, Türkiye’yi de anayasal bir demokratik hukuk devleti olmaktan çıkaran tehlikeli ve son derece sorunlu – sorumlu yolu açmış oldu.

  • AYM pozitif hukukun dar ve sığ normatif yorumlarında boğuldu; Türkiye’yi de felç etti.

    Bu çok ağır bir tarihsel sorumluluktur günümüzde Türkiye’nin sürüklendiği batağın temel belirleyicilerindendir.

  • Ne yazık ki, bu “zor zamanlarda” ülkemiz bir Anayasa Mahkemesi’nden de özde yoksundur.

    Yarın bir başka OHAL KHK’sı ile Anayasa tanınmadan AYM’nin kapatılmasına karar verildiğinde de, görülen o ki, daha öncekiler gibi “OHAL KHK’sı ile Anayasa yok sayılıyor” savıyla AYM önüne gidilirse, gene “yetkisizlik” kararı mı verecektir??

AYM’nin bu son karar kendi içinde ne çok çelişkili! Son paragraf (yukarıda) şöyle :

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan serbest seçim hakkının sunduğu güvencelerin yalnızca ulusal parlamento seçimlerinde değil, özü itibarıyla (AS: bakımından) yasama yetkisi kullandığına karar verdiği ulusal ya da uluslararası öbür organların seçimlerinde de geçerli olması gerektiğini belirttiğine yer verilen kararda, bununla birlikte AİHM’in yerleşik içtihadı uyarınca söz konusu güvencelerin, özü itibarıyla yasama yetkisi kullanan organların seçimleriyle sınırlı olduğu kaydedildi. 

Kendi içtihatlarının AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesine aykırı olmasına karşın bu kararda dayanak yapıldığı ileri sürülüyor!? AİHM’nin çelişkisine dayanmak mıdır AYM’nin işlevi?? AİHM’nce çelişkinin aşılması beklentisini de vurgulayarak ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinin uygulanmasını istemek yakışmaz mıydı AYM’ye? Çok mu aşkın ve yaratıcı yorum – çıkarsama olur ve aşar mıydı AYM’yi??

Bakalım AİHM ne diyecek CHP’nin başvurusuna? AYM kararı beklenmeden, dolayısıyla iç hukuk yolları tüketilmeden yapılması eleştiriliyordu. Bu olası sakınca böylelikle ortadan kalktı. AİHM’in kararını önümüzdeki dönemde göreceğiz. Avrupa Birliği AP’nin (Avrupa Parlamentosu) Türkiye ile üyelik görüşmelerini askıya alma kararı önceki gün ezici çoğunlukla onaylandı. Gerekçe, 16 Nisan 2017’de halkoylaması ile yapılan Anayasa değişikliklerinin Kopenhag Ölçütleri ile çelişmesi. Bu Ölçütler AB’ye üyelik için vazgeçilmez. Oysa söz konusu anayasa değişikliği Türkiye’de demokrasinin olmazsa olmazı güçler ayrılığı rejimini kaldırarak güçler birliğini dayattı. Bu somut verili durum umarız AİHM’nce değerlendirilecektir.

Son olarak AİHM’nin kararının niteliği ve sonuçlarını netleştirelim : Temel kuraldır, mahkemeler Yürütme’nin yerine geçerek bu nitelikte (icrai) kararlar ver(e)mezler. Yapılacak olan, dilekçedeki isteme uyumlu olarak, YSK’nın kararının hukuka uygun olmadığı ve böylelikle seçmen iradesinin özgürce yansımadığı, hak ihlali yapıldığı saptamasıdır. Tazminat istenmemiştir, yersizdir de böyle bir davada. Uğranan zarar maddi boyutta değildir. AİHM bu doğrultuda “hak ihlali” kararı verirse, bu durumda kararın gereğinin yerine getirilmesi için YSK’ya başvurulacaktır CHP tarafından. YSK’nın tek yolu, yapılan hukuksuzluğu maddi olarak düzeltme olanağı olmadığından, haloylamasının yenilenmesi olacaktır.

YSK ve / veya AKP buna engel olursa anayasa değişikliğinin gayrımeşru olduğu perçinlenir ve AKP artık daha fazla iktidarda kalamaz.. Diretirse rejim bunalımı iç çatışmalara uzanabilir..

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com