HIZLA ARTAN İLAÇ FİYATLARI.. NE YAPMALI??


HIZLA ARTAN İLAÇ FİYATLARI.. NE YAPMALI??

Dostlar,

“Sağlık Ekonomisi” yakıcı bir alan.. Sağlık giderleri sürekli artmakta ve sosyal güvenlik kurumları (Türkiye’de SGK) bu anormal yükselen maliyetleri karşılamakta zorlanmakta. Moneter (parasal) kısıtlamalar sitemi büsbütün zora sokmakta. Oysa asıl çare, koruyucu sağlık hizmetlerine gerçek anlamda önem ve ağırlık vermekte.

Hele kanser sağaltımı, son derece pahalı.
Dünyada her yıl 15 milyonu, Türkiye’de ise 150 bini aşkın insan kansere yakalanmakta; yıllık kanser insidens hızı yüzbinde 200 dolayında.

Bir kanser hastasının sağaltımı yıllık onbinlerce doları aşmakta. Bir yandan yeni kanser olgularının artışı, bir yandan kanserin giderek öldürmeyen süregen (kronik)
bir hastalığa dönüşmesi, sağaltım giderlerini büyük bir hızla artırmakta.

Kanser ilaçları yüksek fiyatlı ve iyi kazanç sağlıyor üretici firmalara.
Yerine konması (ikamesi) olanaksız bir mal olduğu için de fiyatı kolayca artırılıyor.

Önümüzdeki yıllarda kişiye (reseptör yapısına) özel ilaçların kullanıma girmesi bekleniyor ki bu ilaçlar son derece pahalı..

Tüm bu giderleri denetlemenin yolları şunlar olabilir :

hızlı nüfus artışını frenlemek,
“HER AİLEYE 1 ÇOCUK!” ilkesini benimsemek,
çevreyi sağlıklı kılmak,
sağlıklı yaşam biçimleri uygulamak,
erken tanı amaçlı düzenli kontrol muayeneleri ve
– ülkede önceliği KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE – TOPLUM SAĞLIĞI’na veren kamusal ağırlıklı sağlık politikaları gütmek..

******

ABD sağlık giderlerinde dünyada açık ara ile rakipsiz olarak 1. sırada.
Yıllık sağlık giderleri 2,7 Trilyon Dolara tırmanmış durumda. Nüfus yaklaşık 300 milyon alınırsa, bu rakam kişi başına yılda 9 bin $ gibi muazzam bir paradır ve ülkemizde neredeyse kişi başına düşen yıllık gelire denktir!

ABD’nin 2,7 trilyon $ / yıl sağlık gideri, tüm Savunma giderleinin 3 katını aşkındır. Ancak bu ülke, sağlık gideri bakımından dünyada açık ara ile rakipsiz olarak 1. sırada iken sağlık düzeyi göstergelerinde 37. sıradadır! Bu çarpıcı olgunun temel nedeni ise, verimsiz kaynak kullanımıdır. ABD hemen tümüyle piyasacı bir sağlık sisteminde kendi yarattığı canavara teslim olmuş durumdadır.

Türkiye ise, şaşılacak biçimde IMF – DB güdümünde, AKP eliyle, Haziran 2003’ten bu yana 10 yıldır, “Sağlıkta Dönüşüm” masalları adı ardında sağlık sistemini
yoz ABD sistemine hem de büyük bir hızla dönüştürmektedir.

Altından kalkılamayacak / kalkılamayan sağlık giderleri ile yüz yüzeyiz..

Uyarmış olalım bir kez daha..

Çare, yukarıda da vurguladığımız üzere;

  • Önceliği KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE – TOPLUM SAĞLIĞI’na veren kamusal ağırlıklı sağlık politikaları gütmek..

Aşağıdaki yazı çok düşündürücü ve ders verici..
Üstelik Türkiye ilaçta üretici değil, dışa büyük ölçüde bağımlı koca bir pazar!

Daha fazla bilgi için, SAĞLIK EKONOMİSİ ve Halk Sağlığı (HEALTH ECONOMICS and Public Health) başlıklı ders sunumu yansılarımıza bakılabilir.. (HEALTH ECONOMICS & PUBLIC HEALTH / Sağlık Ekonomisi ve Halk Sağlığıhttp://ahmetsaltik.net/health-economics-public-health-saglik-ekonomisi-ve-halk-sagligi/)

Sevgi ve saygı ile.
Asos, Çanakkale, 6.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

İlaç fiyatları ‘hasta’ etti

Dünya çapında 100’den çok doktor, kanser ilaçlarının pahalılığına karşı harekete geçti. AFP haber ajansının haberine göre, doktorlar yıllık 100 bin dolara ulaşan ilaç fiyatlarına karşı bir mektup imzalayarak, ilaç şirketlerine fiyatları düzenleme çağrısı yaptı.

ABD’de yayımlanan tıp dergisi BLOOD’da yer alan mektupta, ilaç fiyatlarının
en yüksek olduğu ülke olan ABD’de sağlık harcamalarının 2.7 trilyon dolara
mal olduğunu belirtildi.

Bununla birlikte ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onaylı 12 ilaçtan 11’inin fiyatının yıllık 100 bin dolardan çok olduğunun altı çizildi.

Buna karşılık mektupta,

  • Avrupa ülkelerindeki sağlık hizmetlerinin
    hastaları pahalı ilaç tehlikesinden koruduğuna da değinildi.

Kanser ilaçlarındaki pahalılığı felaket zamanlarında yapılan vurgunculuğa benzeten doktorlar, sağlık hizmetlerinin bütün sektörlerine bu durumu değiştirmek için
diyalog çağrısı yaptı. Yayımlanan mektupta yüksek fiyatların nedeni olarak özellikle ilaçlardaki ‘İmatinib’ adlı etkin madde gösterildi. Kanser tedavisi ilaçlarında yaygın olarak kullanılan bu madde, Novartis’e geçen yıl 4.7 milyar $ gelir sağladı.

Doktorlar, ‘İmatinib’ içeren Glivec’in 2001’de piyasaya sürüldüğünde fiyatının yıllık 30 bin $ olduğunu, geçen yıl ise bu fiyatın 92 bin dolara yükseldiğini söyledi. Aynı ilacın Fransa’da yıllık 40 bin dolara, Güney Kore ve Meksika’da ise 29 bin dolara mal olması örneği verildi.

Novartis şirketi ise ilacın getirdiği yeniliğin kanserin gidişatını değiştirdiğini savundu. (TTB yayını TIP DÜNYASI, sayı 196, Mayıs 2013)

Rıza Güner : KEŞKE BÜYÜKLERİMİZ BİLSEYDİ!..

KEŞKE BÜYÜKLERİMİZ BİLSEYDİ!..

Rıza GÜNER

Din üzüme, Şeriat şaraba, Engizisyon, afyona eroine benzer… Hz. Ali’ye göre Halifelik de; Allah’ı, Peygamber’i, küçümsemekten doğan bir ruhsal bozukluk; devletin ve milletin mutlaka korunması gereken bir ruh hastalığıdır!..

İslam; Mitolojisi, efsaneleri, hikayeleri oluşmadan, en büyük kahramanları hayattayken, Peygamberi, “Abdullah’ın yetimi,” diye küçümsenirken, Allah’ı, “Abdullah’ın yetiminin Allah’ı” diye küçümsenirken; on üç yılda devlet düzeni haline geldi.

Bu nedenle; “İslam’a gerçekten inananlar oldu, İnanmış gibi görünenler oldu!..” (Hz. Ali)

Hz. Muhammed’den sonra; İslam’a gerçekten inanlar “Velayet Davası’nı,” inanmış görünenler de “Hilafet Davası’nı” savundular… İki taraf arasındaki savaşı, İslam’ı iktidar ve ikbal kapısı haline getirmek isteyen Halifelik taraftarları kazandılar… Böylece, İslam’ın yönetimi, inanmış gibi görünenlerin eline geçti.

Bu nedenle de; İslam Tarihi, ikiyüzlü yöneticilerin tarihi oldu. İslam Ülkeleri, ikiyüzlü yönetimlerle bugüne geldi. Osmanlı’nın dışında; hiçbir İslam ülkesi, bu dünyanın devleti olamadı; gerçek anlamda sosyal, siyasal ve askeri bir sistem kuramadı. “Peygamber Ocağı” denilen ilkel asker ocaklarından başka ordu da kuramadı.

Selçuklulardan sonra Anadolu’da, 17 Beylik kuruldu. 16’sı Sünniliğe göre; biri Aleviliğe göre… Aleviliğe göre kurulan küçücük Osmanlı, büyüdü, koca Osmanlı İmparatorluğu oldu. Diğerleri, Engizisyon baskısı altında kalarak tarihten silindiler.

Kuruluş felsefesi Alevilik olduğu için; Osmanlı, dine ve inanca karışmadı!.. Şeriat çalışmalarını gerektiğinde yasakladı, Engizisyon çalışmalarını sürekli olarak yasakladı. Halifelik çalışmalarını ise; hem yasakladı,
hem de yapılabilirlik koşullarını ortadan kaldırdı.

Bir İslam ülkesinde Halifelik çalışması yapılamazsa; Engizisyon çalışması yapılamaz. Engizisyon çalışması yapılmazsa, Şeriat çalışması da yapılmaz.

Hz. Ali, Halifelik Makamını işgal ederek kimsenin gerçek anlamda Halifelik yapmasına izin ve fırsat vermedi.. Osmanlı Padişahları, bunu bir kural haline getirdiler; Halifelik adına bir tek söz söylemediler, bir tek iş yapmadılar… Ve Halifeliği fiilen ortadan kaldırdılar.

Osmanlı’da, gerçek anlamda Halifelik yapılmadığı için. Müçtehit İmamlığı; Müçtehit İmamlığı yapılmadığı için Tarikat Şeyhliği, Tarikat Şeyhliği yapılamadığı için, Müftülük yapılamadı. Din faaliyeti, Camide, imamın bildiğini okumasıyla sınırlı kaldı…

Halifeliğin Osmanlı’da olduğu dört yüz yıl ve bütün Osmanlı Tarihi boyunca; Halifelik yapılmadı, Müçtehit İmamlığı yapılmadı, Şeyhlik yapılmadı, Müftülük yapılmadı!.. Yalnızca imam bildiğini okudu. İmamın bildiğini okumasından, devlet ve millet zarar görmedi… Ve Osmanlı bu dünyanın devleti oldu.

Türkiye ise; bu dünyanın devleti olamadı. Dini; Şeriat’la, Engizisyon’la, Halifelikle bir tuttu… Ve bir Cennete Adam Gönderme Bürosu oldu… (5 Mart 2010)

Üstün Dökmen : “Dünya üzerinde zarafet sevgi ve neşeyle yürüyorum..”

Dostlar,

Prof. Üstün Dökmen hoca insanlara ne çok iyimserlik aşılıyor ve işe ilişkilerde çok yarayan ipuçları veriyor değil mi?

O’na teşekkür borçluyuz..

Birkaç dizesi aşağıda..

Bana çoook “hoşş” geliyor..

Size??

Sevgi ve saygı ile.

28.9.12

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================================


Psikolog Prof. Dr. Üstün Dökmen, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fak.

“Dünya üzerinde zarafetle,
sevgiyle ve neşeyle yürüyorum..”

Selam

Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.
Taşlara, kuşlara, atlara, otlara
İnsanlara selam ver,
Ne görürsen selam ver

Sonra çıkarıp cebinden aynanı

Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığınla,
Bir kısmı seni de sarsın.

Üstün Dökmen

Sovyet-Fin Savaşı

Prof. Dr. SELÇUK EREZ
www.selcukerez.com

Sovyet-Fin Savaşı

Çoğumuz bilmez, azımız hatırlar. Oysa, “Sovyet-Fin Savaşı”nı, nedenlerini, sonuçlarını bilmemizde ve anımsamamızda yarar vardır.

Sovyet ordusu, 2. Dünya Savaşı’nın başlarında, 1939 sonbaharında, Finlandiya’ya saldırmıştı. “Finlandiya’nın, topraklarında Sovyetlere askeri üs vermeyi ve Rusya ile sınırında değişikler yapılmasını kabul etmemesi” bu saldırının gerekçelerindendi.
Dört Rus hudut koruyucusunun ölümüne yol açan top ateşinin Finlandiya’dan geldiği de ileri sürülmüştü. (Sonra bunun Rusya’dan atıldığı anlaşıldı.)

Sovyetler’in Finlandiya’nın üç misli kadar askeri, otuz misli uçağı, yüz misli de
tankı vardı. Stalin, Finlandiya’nın en fazla iki hafta içinde bir baştan diğerine işgal edileceğine inanmaktaydı. Sovyet askerleri, hızlarını alamayıp Finlandiya’nın ötesinde yer alan İsveç’e girmemeleri konusunda resmen uyarılmışlardı.

Bütün bu avantajlarına rağmen savaş iki haftada bitmedi, üç ay sürdü.
Finlilerin savaşta yiten 26 bin askerine karşı 127 bin Sovyet askeri öldü.

Finlandiya baştan başa işgal edilemedi, topraklarının % 10 kadarı Rusya’ya bırakıldı ama bu ülke varlığını sürdürmeyi başardı.

Koskoca Sovyetler Birliği’nin ufak ve cılız bir ülke karşısında beklenmedik boyutta bocalaması nedendi?

Stalin’in ordunun komutanları arasında yaptırmış olduğu “temizlik”ti:

Sovyet ordusu’nun 5 mareşalından 3’ü, 15 ordu komutanından 13’ü, 9 amiralden 8’i, düzene karşı darbe tasarlamak, düşmanla işbirliği ve casuslukla suçlanarak öldürülmüş ya da hapislerde çürütülmüştü.

En seçkin komutanlarını yitirmiş ordu, ufacık bir düşman karşısında bile bu boyutta fire vermişti.

O zamana ait arşivler açıldığından, bugün komutanlara yönelik suçlamaların düzmece olduğunu, (Brezezinski ve birçok araştırıcının yorumlarına göre) Stalin’in yurttaşlarını korkutarak kontrol altında tutmak için böyle davrandığını bilmekteyiz. Sadece komutanlar değil, Osip Mandelstam, Boris Pasternak, Isaac Babel gibi önemli yazar ve V. Mayerhold gibi tiyatrocuların da benzer suçlamalarla karşılaşmış olmaları bu görüşü pekiştirmektedir.*

Bugünü doğru yorumlamanın yolu, tarihi iyi bilmek ve tarihten gereken dersleri almaktan geçer. l

* Bu kıyım sırasında suçlanmış, sonra da öldürülmüş olan Gürcü şair Titsian Tabitze’nin, “Kimlerle işbirliği yapıyordun, açıkla!” dediklerinde,
“18. yy’da yaşamış olan şair Besiki’nin adını vermiş olması da kayda değer.

(Cumuriyet PAZAR Dergi 23.09.2012)

Eski Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz tutuklandı!

Dostlar,

Profesör. Dr. Muzaffer Eryılmaz, 2004-2009 arasında 5 yıl Çankaya belediye başkanlığı yaptı.
Hakkında sayısız adli soruşturmalar açıldı.
Bana bir ara bunların sayısının 255 dolayında olduğunu söylemişti.

“Ahmet can” demişti (bana böyle seslenirdi..);

“..Bunlarla uğraşmaktan başka hiçbir şey yapamıyoruz. İnanılmaz bir psikolojik savaş uyguluyorlar..”

Hacettepe Tıp Fakültesinden 70’li yıllardan arkadaşım, dostum “Muzaffer’ciğim” (ben de O’na böyle derdim..)
son derece temiz, üretken, dürüst, insan-dost canlısı, yardımsever, çalışkan, yurtsever bir CHP’li idi.

Konuşmalarımızda söz konusu davaların hepsini temizleyeceğini bana aktarmıştı.

Zaten önemli bir bölümü de takipsizlik / aklanma gibi sonuçlara bağlanmıştı..

1999 – 2000 döneminde CHP’ye Sağlık Politikaları üreten çalışma kümesinin içinde olduk.
Haluk Koç dostumuz da başkanımızdı. Muzaffer hoca, kendisi de Hacettepe Tıp Fakültesi’nde yetkin bir radyolog olduğu halde, bu alanda sözü Halk Sağlığı Uzmanı olduğumuz için hep bize bırakırdı. Bu tıp uzmanlık alanı sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi, ekonomisi, sosyolojisi, antropolojisi, politakaları ile doğrudan ilgili daldı çünkü. Özveriyle çalışırdı(k).. Kapsamlı dosyalar sunmuştuk Adıyaman Milletvekili Celal Topkan’ın gözetiminde. Sonra Kemal Derviş partiye çağrılınca, bir küme arkadaş çalışmalardan çekilmiştik.

Sn. Prof. Muzaffer Eryılmaz’ın aklanacağına, aklanması gerektiğine adım gibi inanıyorum.

Şöyle söyleyeyim : Ben yolsuzluk yapabilirim (!) ama O yapmaz, yapmamıştır, yapmaz!

Adalet gerçekleşecek ama hızlı olsun..

Tutuksuz olsun.. Geç kalınca fiili ceza oluyor, telafisi olanaksız zararlar doğuruyor.

İstenen bu olmamalıdır.

Adalet herkese gereklidir ve en üstün insanlık duygusudur.

Hele hele insan onurunda ağır yaralar açacak işlemler yapılmasın..

Kelepçe gibi..

Kelepçe’nin koşulları mevzuatında belli :

Kendisine ve / veya çevresine zarar verme, kaçma olasılığı?

Hangi olasılık geçerlidir de 60 yaşını geçmiş bir tıp Profesörü yanındaki kişiye kelepçelenmiştir?

Profesör Eryılmaz yıllardır Ankara’da yaşamaktadır? O anda nereye kaçacaktır?
Yıllardır hakkındaki suçlamalarla yiğitçe ve berraklıkla boğuşmaktadır.
Bir yere kaçmamıştır; tersine mücadele ile aklanmayı seçmiştir.
Belediye başkanı da değildir artık. Hiçbir dosys elinde değildir, neyi karartacaktır??

Aksine, Hacettepe’deki görevine dönebilmek için 3 yıldır uğraş vermektedir.
Herkes, seçimle geldiği görevi yapar ve kamudaki görevine kolaylıkla geri döner..
Profesör Eryılmaz, 40 yıllık yuvası Hacettepe’ye döndürülmemiştir.
Burnundan getirilmektedir açıkça..

3 yıldır aylık da alamamaktadır!

Emekliliğini de hak edememiştir. 1 yıl dolayında bir hizmet eksiği vardır.

Hiç olmazsa bunu tamamlasa da emeklilik güvencesi elde edebilse..

Böylesine mağdur edilmiş bir insan, hangi kanıtları hangi güçle karartacak, yok edebilecektir?

Deniz Feneri davasında Alman mahkemelerince çok net biçimde adları verilerek suçlananlar birkaç ay ancak tutuklu kalmıştır. Soruşturma savcıları sanık surumuna getirilerek davanın seyri değiştirilmiştir.
Davaya bakacak mahkeme bulunamamaktadır! İP Genel Başkan Yrd. Av. Mehmet Cengiz uğraşmasa dosya kapatılacak! Sayın Cengiz’in insanüstü çabalarıyla, mahkeme 2013’e gün verdi..

Türkiye’nin adaleti bu işte..

Adalet ülkenin temelidir.. derler. Ne haldeyiz görüyoruz..

Hiç olmazsa çifte standartlı olmayalım.

Yargılamanın hızla yürütülmesini ve hızla verilecek ilk duruşma gününde Sayın Eryılmaz’ın tutuksuz yargılanmasını -yargıyı etkilemek, yönlendirmek, tavsiye, telkin vb. anlama asla gelMEmek üzere-
içtenlikle diliyorum.

Muzaffer bey kadeşime sabır ve kolaylık diliyorum.
O zor zamanların insanıdır, mücadele adamıdır.
Sabredecek ve dayanacaktır masumluğundan ve dostlarından güç alarak…
Hiç kuşkum yok aklanacaktır da er ya da geç..

Sonra da tüm yasal haklarını elbette arayacaktır.

Savcı izin verirse, kendisini ziyarete gideceğim Sincan zindanına..

Bu arada CHP de elbette tüm kurumsal olanaklarını gecikmeden kullanacaktır, kullanmak zorundadır.

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 12.9.12 (Tatil için)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================================================================

Eski Çankaya Belediye Başkanı tutuklandı

“İhaleye fesat karıştırıldığı” iddiasıyla gözaltına alınan, aralarında eski Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın da bulunduğu 8 kişi tutuklandı.

Ankara- Cumhuriyet savcısının tutuklama talebiyle sevk ettiği 10 kişi, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Mahkeme, aralarında Muzaffer Eryılmaz‘ın da bulunduğu 8 kişiyi tutukladı, 2 kişiyi ise serbest bıraktı.

İhaleye fesat karıştırma” ve “Devleti zarara uğratma” gibi bir dizi suçla suçlanan söz konusu 8 kişinin, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 100/1 kapsamında tutuklandığı belirtildi.

Eski Çankaya Belediye Başkanı Eryılmaz, Emniyet’ten tartışma yaratacak bir yöntemle çıkarıldı

Eryılmaz ve 7 kişi tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, “ihaleye fesat karıştırıldığı” iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen şüphelilerden, aralarında eski Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın da bulunduğu 8 kişi tutuklandı.

Cumhuriyet savcısının tutuklama istemiyle sevk ettiği 10 kişi, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargıç karşısına çıktı. Mahkeme, Muzaffer Eryılmaz’ın yanı sıra Fikret Aydın, Doğan Nedim Altay, Fatih Çelik,
Mustafa Erkan, Zeki Özkanoğlu, Seyid Ufuk Karademir ve Nuri Felek’i tutukladı, 2 kişiyi ise serbest bıraktı.

“İhaleye fesat karıştırma” ve “Devleti zarara uğratma” ile suçlanan söz konusu 8 kişinin tutuklanmasına gerekçe olarak “yoğun suç şüphesi, delil karartma ve kaçma ihtimali” gösterildi.

Muzaffer Eryılmaz mahkemede yaptığı savunmada, bütün işlemleri yasalara uygun olarak yaptığını belirterek şunları kaydetti:

“2004’te belediye başkanı seçilmem üzerine göreve başladım. 5393 sayılı yasa çıkana kadar, 1580 sayılı yasa uyarınca, ihalelerde harcamaya tek yetkili kişi belediye başkanı olarak bendim. Burada da ihaleye olur vermekten ibaret yetki kullanıyordum. Bunun dışındaki ihalelere herhangi bir dahlim olmamıştır. 5393 sayılı yasa çıktıktan sonra yetkilerimi belediye başkan yardımcılarına dağıtmıştım. Dolayısıyla ihaleye çıkmak ve sonraki süreçle ilgili olarak yetki o zamanki belediye başkan yardımcılarından Duran Yönel’e aittir.
Bu yetkimi devretmiştim. Dolayısıyla ihaleye her ne kadar olur vererek gerçekleştirilmesini sağlamışsam da sonraki ihaleler yetki verdiğim kişiler tarafındıan yapılmıştır. 2006’daki ihale de benim tarafımdan değil yetkilendirdiğim başka kişiler tarafından gerçekleştirilmiştir. İhale içeriğinin muğlak ifadelerle belirsizleştirilmesi, başka katılımcıların engellenmesi konusunda bilgi sahibi değilim. Yine fazla ödeme iddiaları konusunu da bilmiyorum.”

Muzaffer Eryılmaz, Sincan Cezaevi’ne konuldu.

‘Yerel seçim hazırlığı’

Cumhuriyet’e konuşan Muzaffer Eryılmaz’ın avukatı Muzaffer Yılmaz, müvekkilinin 2006, 2007 ve 2008’de yapılan ihalelere ilişkin sorgulandığını kaydetti. Müvekkilinin bu ihalelerle ilgili yetkisinin olmadığını
dile getiren Yılmaz, yerel seçimlerin hükümet tarafından öne alınacağına dikkat çekti. Yılmaz, “Belediye Yasası kapsamında, hiçbir harcama yetkisi bulunmayan ve ihalede yetkili olmayan belediye başkanının
gözaltına alınması siyasi saikle hareket edildiğinin göstergesidir.” dedi.

Muzaffer Eryılmaz ve diğer şüpheliler, çift sıra halinde Emniyet’ten çıkartılırken,
yanlarındaki kişiye kelepçelendikleri gözlendi.

    Emniyetin kelepçe takma yetkisi bu denli mutlak mı? Profesör Eryılmaz’a hangi gerekçe ile ??

    Eryılmaz’a kelepçe takan Ankara Emniyeti, Deniz Feneri soruşturmasında gözaltına alınan
    Zahid Akman ve Zekeriya Karaman’ın arasında bulunduğu sanıkların hiçbiri için bu uygulamaya gitmemişti.
    (Cumhuriyet, 12.9.12)

    RTÜK eski başkanı Zahid Akman ve arkadaşları, milyonlarca avro tutarında yolsuzluk suçlamasıyla tutuksuz yargılanıyor.. Kelepçe de takılmadı..
    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/deniz-feneri-davasi-16-ocakta-baslayacak-h5375.html