Devr-i AKP’de, “AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer” nicedür?


Devr-i AKP’de, “AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer” nicedür?

Sayın Özdemir İnce, çok yönlü kişiliği olan derin birikimli bir yazardır.
Yanılmıyorsak Fransızca öğretmenliği ile eğitim ordusunda da görev yapmıştır.

“AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer” başlıklı makalesini
(AYDINLIK, 24.9.13), sorunun süregelmesi nedeniyle,
biraz gecikmeyle de olsa yanıtlayarak bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz.

Konu; kimi Cemaatçı akademisyenlerin “imece” (!?) yöntemiyle bolca bilimsel yayın üretmeleri ve özel oluşturulmuş jüriler eliyle akademik derece almaları
(Doçent, Profesör), kadrolara atanmaları..

Dahası da var : Bilimsel yayınlara katkı vermeden adını koymak 2 taraf için de
(koyan ve koyduran) etik dışı olmanın ötesinde resmi evrakta sahtecilik suçudur.
Hatta jüriye yönelik nitelikli dolandırıcılıktır.

Kimi adayların, dosyalarında yer alan yayınların bir bölümüne ad koyduracak düzeyde bilimsel katkı vermeleri maddeten olanaksızıdır.. Moda deyimle yaşamın olağan akışına uygun değildir.. Özellikle farklı kentlerde oturanların.. Konu yargıya taşındığında; verilen (?!) bilimsel katkının türü, zamanı, yeri, miktarı, içeriği vb. kanıtlanması son derece zordur ve dolayısıyla gerçek dışıdır (fiktiftir). Haksız ikramdır, ulufedir, lütuftur ve geleceğe dönük bu kişilere ipotek koyma eylemidir.. Sefil bir davranıştır..

Türk Ceza Yasası karşısında ağır yaptırımları olmak gerekir ve vardır (md. 157-158). Üstelik akademik yükselme – atanma amaçlı bilimsel yayın dosyalarında jüri üyesinin “etik sorun” kanısı ile dosyayı YÖK Etik Kurulu‘na taşıması durumunda genellikle
bu durumdaki “adaylar” korunmakta ve ”etik sorun” kanısını / kuşkusunu belirterek açıklığa kavuşturulmasını isteyen öğretim üyesi aleyhine bumerang gibi
geri döndürülmektedir. İftira atma, kasıtlı geciktirme, özlük hakkı gaspı.. gibi..

Bu kez ilgili öğretim üyesi kendisini kurtarabilme savaşımına girmektedir.
Bu uygulama bilinçli bir yıldırmadır. İşte AKP, darbe anayasası dediği rejimin kurumlarından YÖK’ü böylesine tepe tepe kullanmaktadır.

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya hazretleri, yurt dışından buyurmuşlar (12.10.13) :

– Artık Üniversitelerde türbanlı bölüm başkanları, dekanlar hatta rektörler olacakmış..
– Türbanı yüzünden ayrılanları üniversiteye geri çağırmaktaymış..

Peki Anayasanın 131. maddesinde yer alan düzenleme
YÖK’e böyle bir yetki tanıyor mu?
YÖK’ün yükseköğretim kurumlarına bu yönde emir ve talimat vermesi olanaklı mı? ;

Üniversite özerkliği ne demektir??

ANAYASA madde 131 – Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim – öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların
kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.

YÖK Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun yönetmelik değişikliği ile kamuda türbanı serbest bırakma eyleminin tümü ile hukuk dışı bir idari işlem olduğuna
hiç değinmemekte. Bu konuda verilen Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa mad. 153/son uyarınca Yasama – Yürütme – Yargı organları ile idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.

  • Anayasa mad. 153/son : Anayasa Mahkemesi kararları (kesindir / ilk fıkra) Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. 
  • Dolayısıyla türbanın kamuda serbest bırakılması,
    Anayasa değişikliği yapılmadan hukuksal olarak olanaksızıdır!

Bu yönde bir Anayasa değişikliğinin yapılıp yapılamayacağı da ayrı bir hukuksal tartışma konusu olmakla birlikte; bir yönetmelikle Anayasa hükmü aşılamayacağına göre, söz konusu yönetmelik değişikliği YOK HÜKMÜNDEDİR..
Mutlak butlan ile sakattır ve bütün sonuçlarıyla (keenlemyekün) geçersizdir.

Hukuksal olarak doğmamış sayılacaktır.
Hukuk normları dikey katmanlanması (hiyerarşisi), Roma hukukundan beri en temel hukuk bilimi ilkelerindendir; Hukuk mekteplerinde (Fakültelerinde) 1. sınıfta Hukuk Başlangıcı ile Anayasa Hukuku derslerinde öğretilir.. Eskiden Roma Hukuku derslerinde de öğretilirdi, kaldırıldı.. (Bu dizelerin yazarı söz konusu dersleri almış ve sınavlarını başarmıştır..)

  • Bu yüzden de kamuda Türban takmak ve takılmasına göz yummak
    hem Anayasa’nın 153. maddesinde vurgulanan “gerçek ve tüzelkişileri bağlar” ibaresi bağlamında hem de Anayasanın kanunsuz emir maddesi bağlamında (md. 137) suçtur.

AKP hükümetinin fiilen ve hatta cebren, de facto eylemidir.
Açıkça Anayasa suçudur.
En azından Anayasa başlangıcı, ilk 3 madde, 10. ve 24. maddelerle 42. ve
174. maddelere aykırıdır.

  • Cumhuriyet Başsavcılığı uyumakta mıdır?

Apaçık, laikliğe karşı “eylemlerin” odağı olduğu Anayasa Mahkemesi’nin
oybirliği ile aldığı karar ile onaylanmış bir parti, kör kör gözüm parmağına inatlaşmasıyla Cumhuriyet hukukuna meydan okumaktadır. Yüce Divanlık suçtur!

Bu ülkenin Hukuk Fakülteleri dekanları nerededir?

Türban’ın Kuran’da yeri olmadığını söylemesi gereken
İlahiyat Fakülteleri nerededir?

  • Aziz vatanın bütün kalelerine cebren ve hile ile girilmiş midir??
  • Öyle ise apaçık GENÇLİĞE HİTABE koşulları içindeyiz ve
    BURSA SÖYLEVİ’nin gerekleri boynumuzun borcu olmaktadır..

Sayın Özdemir İnce‘nin bize bu dizeleri yazdıran makalesinin
(AYDINLIK, 24.9.13) başlığını kullanarak bir soru ile bağlayalım :

  • Devr-i AKP’de, “AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer” Nicedür?

Sevgi ve saygı ile.
21.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Başbakan hangi okul mezunu?


Dostlar
,

Bu konu çok su kaldırır..
Anayasa, Cumurbaşkanı seçilebilmek için yükseköğrenim koşulu koyuyor (md. 101).

Başbakan RT Erdoğan’ın geçerli bir diplomasının olmadığı ortaya çıkarsa,
yandı gülüm keten helva. Başkanlık düşleri suya düşecek..

Minareyi çalan kılıfını hazırlar mı??

YÖK, eski İTİA – yeni Marmara Üniversitesi sıkı durursa kolay değil ?

Ama hangi YÖK??

Bayram öncesi yurtdışından açıklama yaparak üniversitere türbanlı bölüm başkanı, dekan hatta rektöre alışın.. buyuran; Türban yüzünden ayrılanları geri çağıran
YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya‘nın güdümündeki YÖK mü ?

Neydi o acul çağrı sahi??

Gökhan bey sadakat arzı ile daha yüksek postlara liyakatını takdire sunuyor galiba..
(http://ahmetsaltik.net/2013/10/12/ozdemir-ince-akp-tarikati-saltanatinda-akademik-kariyer/ adresli yazımıza bakılması..)

  • Bir yurttaş olarak Tayyip beyin diplomasını görmek istiyoruz..

Dürüstçe ama, başka yollara sapmadan; Müslümana yakışır biçimde;
Allah’tan korkup kuldan utanarak.. Delikanlı Kasımpaşalı gibi..

Haydi..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 20.10.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

Başbakan hangi okul mezunu? 

06 Mart 2013 tarihli ‘Biri, Diğeri’ başlıklı yazımda, Başbakanımızın
Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi mezunu” olduğunu yazmıştım. Yazımı hazırlarken bu bilgiyi Başbakanlık resmi internet sitesinden almış, resmi sitede yanlış bilgi olabileceği aklıma bile gelmemişti. Bazı dikkatli okuyucularımdan aldığım ikazlar üzerine konuyu yeniden araştırdım.
Gerçek biraz karışıkmış:

  • Başbakan Erdoğan’ın Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğunun iddia edildiği tarihte (1981) ortalıkta bir “Marmara Üniversitesi” yokmuş.

Marmara Üniversitesi, resmi sitesinde kendisinin 1982 yılında kurulduğunu iddia ediyor. Bu iddiaya göre adı geçen üniversite, 1982 yılının Temmuz ayında çıkartılan kanun ile “Marmara Üniversitesi” olmuş ve Başbakan’ın mezun olduğunu beyan ettiği “İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi” de aynı tarihte, aynı kanunla kurulmuş.

Başbakan, büyük bir ihtimalle o yıllarda adı İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi (İTİA) olan okulu bitirmiş olsa gerek. Yine o yıllarda, İşletme, İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakülteleri, İTİA’nın ana kollarıymış. Bir de çevreye dağılmış yüksek okullar varmış; “Aksaray Yüksek Ticaret Okulu” ve “Beyazıt Maliye Muhasebe Yüksek Okulu”.

Şimdi sıkı durun, devletin resmi sitesine göre Marmara Üniversitesi İktisadi ve
Ticari Bilimler Fakültesi
 mezunu açıklanan Başbakan, tespitlerime göre
Aksaray Yüksek Ticaret Okulu mezunuymuş.

Yazımın başında Başbakanın mezun olduğunu iddia ettiği okulu, İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi olarak vermiştim. Diyeceksiniz ki, o zaman bize niye İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesi’
ni anlatıyorsun? Kusura bakmayın suç benim değil,
başbakanın mezun olduğu açıklanan İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi diye
bir okul ne günümüzde ne de geçmişte hiç olmamış.

Ayrıca yine Başbakanlık resmi internet sitesine göre liseyi 1973 yılında bitiren Erdoğan’ın yüksek okulu bitirme yılı 1981. Yani liseden tam 8 (sekiz) yıl sonra biten
bir yüksek öğrenim dönemi mevcut. Özgeçmişinde lise yıllarından ayrıntılar verip, “okuldaki şiir okuma yarışmalarına, liseler arası münazaralara, kompozisyon yarışmalarına, atletizmden, futbol turnuvalarına kadar pek çok sportif, sosyal ve kültürel etkinliklere” katıldığı anlatılıyor.

Liseden sonrası ise nedense biraz karanlık. Ben hiçbir resmi-gayri resmi kaynakta
ve Başbakanın hiçbir röportajında bu sekiz yılın izini maalesef bulamadım.
Kendi yaşamından örneklerle yaşam dersleri vermeyi çok seven Başbakanın; ‘üniversitede bir hocamız vardı, şöyle derdi… veya biz de üniversitede şöyle aktiftik, böyle romantiktik’ şeklinde bir röportaj verdiğine şahsen ben rastlamadım.

Herkes üniversite bitirecek veya derece yapacak diye bir kural yok tabi ki, fakat bu konu niye bu kadar gizli ve karmaşık anlayamadım. On yıldır ülkemizi yöneten ve Anayasa’yı (dolayısıyla ülkeyi) değiştirip 10 yıl daha başkan olma hayali kuran bir kişinin yaşamında karanlık nokta kabul edilemez sanıyorum. Bu durum, Başbakanın hayal ettiği
gerçek başkanlık sistemi olan ABD’de kesinlikle olamaz. Biliyorsunuz ABD’de başkan adaylarının neredeyse bebekliklerinde yaptıkları bile araştırılıp,
kamuoyuna sunuluyor. Sonuç olarak, bu konuda daha farklı bilgiye sahip olan varsa paylaşsın ve lütfen hepimizi aydınlatsın lütfen. 

Sağlıkla kalın.

MEHMET ATAK
http://blog.milliyet.com.tr/basbakan-hangi-okul-mezunu-/Blog/?BlogNo=407193

  • İnsanın 4-5 sene okuduğu bir fakültede hiç mi arkadaşı olmaz?
    Bir tane bile üniversiteden arkadaşım diyen var mı başbakan için ?
    (Bu da benim özel notum.) Tekin

TÜRBANLI REKTÖRE YEŞİL IŞIK


TÜRBANLI REKTÖRE YEŞİL IŞIK

Demokrasi paketinden çıkan “kamuda türban serbestliği”nden sonraşöyle yazmıştım Facebook’da (https://www.facebook.com/profile.php?id=1532663288)
EN GEÇ SENEYE ÖĞRENCİLERİN TAMAMI TÜRBANLI… ÜNİVERSİTELERDE BAYAN REKTÖRLER, BAYAN HOCALAR TÜRBANLI…HATTA ŞİMDİDEN TAKABİLİRLER BİLE… İLK TAKANA VAKKO’DAN BİR İPEK TÜRBAN BENDEN ! AKLIN YOLU BİR…İKİ GÜN GEÇMEDİ YÖK BAŞKANI DA AYNI ŞEYİ SÖYLEDİ: “Kamuda başörtüsü yasağının kaldırılmasının ardından üniversitelerde başörtülü bölüm başkanı, dekan ve rektör görülebilir”
Satır içi resim 1  Satır içi resim 4Satır içi resim 2
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zeliha Kamaruddin,
ASLINDA GEREK YOKTU AÇIKLAMA YAPMASINA DA, CESARET EDEMEYENLER VARSA YÜREKLENDİRMEK GEREKİYORDU..
HAYDİ BEKLİYORUZ, ÇEKİNMEYİN ARKANIZ DA KOSKOCA YÖK BAŞKANI VAR!
SÖZ VERDİM BİR KEZ, İLK TAKAN REKTÖR MÜ OLUR, DEKAN, Y.O. MÜDÜRÜ, BÖLÜM BAŞKANI YA DA SADE BİR ÖĞRETİM ÜYESİ Mİ OLUR… VAKKO İPEK TÜRBANI HAZIR, HEMEN POSTALAYACAĞIM… Fotoğraflarda bir kaç model önerim var, fotomodeller çok genç ama olsun, yakışır hocalarımıza da 
Satır içi resim 5  Satır içi resim 7  Satır içi resim 9
BUNDAN BÖYLE TÜM TOPLUM KAPANINCAYA KADAR DAHA ÇOK BAYAN REKTÖR GÖRECEĞİMİZ KESİN.
BAYAN REKTÖRLERİN ORANI ŞU ANDA YAKLAŞIK %4, BU ORAN BİR KAÇ YIL İÇİNDE %40-50’YE ÇIKARILABİLİR.
BU NEDENLE ÖZELLİKLE REKTÖR OLMAK İSTEYEN BAYAN HOCALAR DERHAL TAKSINLAR TÜRBANLARINI, 
YALNIZCA KENDİ OYU İLE REKTÖR OLABİLİRLER.  
İYİ GÜZEL, TAKIN TAKIŞTIRIN, TÜRBANLI REKTÖR BİLE OLUN DA…GÜN GELİP DEVRAN DÖNDÜĞÜNDE HEM ANAYASAYI, HEM ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY VE AİHM KARARLARINI TOPUĞUNUN ALTINDA EZİP SİZLERİ DE SUÇA TEŞVİK EDEN YÖK BAŞKANLARI VE REKTÖRLERLE BİRLİKTE HESAP SORULABİLECEĞİNİ DE UNUTMAYIN, AKLINIZIN BİR KÖŞESİNE YAZIN !
Prof. Dr. Kayhan KANTARLI
EÜ Emekli Öğretim Üyesi
GSM: (0532) 630 1473

ÖZDEMİR İNCE : AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer..

Dostlar,

Sayın Özdemir İnce çok yönlü kişiliği olan derin birikimli bir yazardır.
Yanılmıyorsak Fransızca öğretmenliği ile eğitim ordusunda da görev yapmıştır.
Aşağıdaki makalesini, sorunun süregelmesi nedeniyle, biraz gecikmeyle de olsa yayımlayarak bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz.

Dahası da var : Bilimsel yayınlara katkı vermeden adını koymak 2 taraf için de 8koyan ve koyduran) etik dışı olmanın ötesinde resmi evrkata sahtecilik suçudur.
Hatta jüriye yönelik nitelikli dolandırıcılıktır.

Kimi adayların, dosyalarında yer alan yayınların bir bölümüne ad koyduracak düzeyde bilimsel katkı vermekeri maddeten olanaksızıdır.. Moda deyimle yaşamın olağan akışına uygun değildir.. Özellikle farklı kentlerde oruranların.. Konu yargıya taşındığında; verilen (?!) bilimsel katkının türü, zamanı, yeri, miktarı, içeriği vb. kanıtlanması son derece zordur ve dolayısıyla gerçek dışıdır (fiktiftir). Haksız ikramdır, ulufedir, lütuftur ve geleceğe dönük bu kişilere ipotek koyma eylemidir.. Sefil bir davranıştır.. Türk Ceza Yasası karşısında ağır yaptırımları olmak gerekir ve vardır (md. 157-158).

Üstelik, akademik yükselme – atanma amaçlı bilimsel yayın dosyalarında jüri üyesinin “etik sorun” kanısı ile dosyayı YÖK Etik Kurulu‘na taşıması durumunda genellikle
bu durumdaki “adaylar” korunmakta ve “etik sorun” kanısını / kuşkusunu belirterek açıklığa kavuşturulmasını isteyen öğretim üyesi aleyhine bumerang gibi geri döndürülmektedir. İftira atma, kasıtlı geciktime, özlük hakkı gasbı.. gibi..
Bu kez ilgili öğretim üyesi kendisini kurtarabilme savaşımına girmektedir.
Bu uygulama bilinçli bir yıldırmadır.

İşte AKP, darbe anayasası dediği rejimin kurumlarından YÖK’ü
böylesine tepe tepe kullanmaktadır.

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya hazretleri, bu gün yurt dışından buyurmuşlar :

– Artık Üniversitelerde türbanlı bölüm başkanları, dekanlar hatta rektörler olacakmış..
– Türbanı yüzünden ayrılanları üniversiteye geri çağırmaktaymış..

Peki Anayasanın 131. maddesinde yer alan düzenleme YÖK’e böyle bir yetki tanıyor mu? YÖK’ün yüksek öğretim kurumlarına bu yönde emir ve talimat vermesi olanaklı mı? Üniversite özerkliği ne demektir??

ANAYASA madde 131 – Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim – öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.

YÖK Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun yönetmelik değişikliği ile kamuda türbanı serbest bırakma eyleminin tümü ile hukuk dışı bir idari işlem olduğuna hiç değinmemekte.
Bu konuda verilen Anayasa Mahkemeleri, Anayasa mad. 153/son uyarınca Yasama – Yürütme – Yargı organları ile idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.

  • Anayasa mad. 153/son : Anayasa Mahkemesi kararları (kesindir / ilk fıkra)
    Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. 

Dolayısıyla türbanın kamuda serbest bırakılması Anayasa değişikliği yapılmadan hukuksal olarak olanaksızıdır!

Bu yönde bir Anayasa değişikliğinin yapılıp yapılamayacağı da ayrı bir hukuksal tartışma konusu olmakla birlikte; bir yönetmelikle Anayasa hükmü aşılamayacağına göre.. söz konusu yönetmelik değişikliği YOK HÜKMÜNDEDİR.. Mutlak butlan ile sakattır ve bütün sonuçlarıyla (keenlemyekün) geçersizdir.
Hukuksal olarak doğmamış sayılacaktır. Hukuk normları dikey katmanlanması (hiyerarşisi), Roma hukukundan beri en temel hukuk bilimi ilkelerindendir;
Hukuk mekteplerinde (Fakültelerinde) 1. sınıfta Hukuk Başlangıcı ile Anayasa Hukuku derslerinde öğretilir.. Eskiden Roma Hukuku derslerinde de öğretilirdi, kaldırıldı..
(Bu dizelerin yazarı söz konusu dersleri almış ve sınavlarını başarmıştır..)

Bu yüzden de kamuda Türban takmak ve takılmasına göz yummak hem Anayasa’nın 153. maddesinde vurgulanan “gerçek ve tüzelkişileri bağlar” ibaresi bağlamında
hem de Anayasanın kanunsuz emir maddesi bağlamında (md. 137) suçtur.

AKP hükümetinin fiilen ve hatta cebren, de facto eylemidir. Açıkça Anayasa suçudur. En azından Anayasa başlangıcı, ilk 3 madde, 10 ve 24. maddelerle 42. ve 174. maddeye aykırıdır. Cumhuriyet Başsavcılığı uyumakta mıdır? Apaçık, laikliğe karşı “eylemlerin” odağı olduğu Anayasa Mahkesi’nin oybirliği ile aldığı karar ile onaylanmış bir parti, kör kör gözüm parmağına inatlaşmasıyla Cumhuriyet hukukuna meydan okumaktadır.

Bu ülkenin Hukuk Fakülteleri dekanları nerededir?
Türban’ın Kuran’da yeri olmadığını söylemesi gereken
İlahiyat Fakülteleri nerededir?

  • Aziz vatanın bütün kalelerine cebren ve hile ile girilmiş midir??
  • Öyle ise apaçık GENÇLİĞE HİTABE koşulları içindeyiz ve
    BURSA SÖYLEVİ’nin gerekleri boynumuzun borcu olmaktadır..

Sayın Özdemir İnce‘nin bize bu dizeleri yazdıran aşağıdaki makalesinin başlığını kullanarak bir soru ile bağlayalım :

  • Devr-i AKP’de, “AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer” nicedür?

Sevgi ve saygı ile.
12.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

AKP tarikatı saltanatında akademik kariyer

portresi1

ÖZDEMİR İNCE

 

 

20 Mayıs 2013 günü yayımlanan “AKP Medreselerinde Bilim” başlıklı yazım yayınlandıktan sonra, bir emekli öğretim üyesi okurdan bir mesaj almıştım.
“Yazınıza ben de küçük bir ek yapmak istiyorum.” diyordu.
Bu yazının ana gövdesini bu ek oluşturuyor.

Bu yazı yayımlandıktan sonra, bu konuda birçok mesaj alacağımı biliyorum.
O zaman daha ayrıntılı bir yazı yazarım artık.

Eski öğretim üyesinin mektubu

“Sayın Özdemir İnce;

Yazılarınızı dikkatle okuyorum. Okuyorum, bilgileniyorum, yararlanıyorum.
Teşekkür ederim. 20 Mayıs (2013) tarihli yazınızı okudum ve küçük bir ek yapmak istiyorum.

Fethullah grubu elemanlarının (Bilim adamları??) diğer bir başarılı oldukları nokta da İMECE usulü bilimsel yayınlardır. Nasıl oluyor: Üniversitede bir veya birden çok profesör sistemdedir ve bunlar yaptıkları çalışmalara civardaki devlet hastaneleri veya adı var kendisi yok kurumlarda çalışan doktorların adlarını yazarak,
onları bilimsel yayın (!) sahibi yapıyorlar.

Sonra ayarladıkları (YÖK?) bilimsel jürilerle doçent, profesör yapıyorlar.
Geçtiğimiz aylarda bir devlet hastanesinde çalışan bir doçent, 140 yayınla
Hacettepe Üniversitesi’ne müracaat ediyor. Üniversitelerde dahi bu kadar yayın yapılması hayalden ötedir. Boğazına kadar hasta ile boğuşan devlet hastanesinden böyle yayınlar nasıl çıkabiliyor?

Jüriler de bir âlem? Jüri açıklanmış; içlerinde köklü üniversitelerden kimsecikler yok; Van, Urfa, Diyarbakır derken Jüri isteğe göre ayarlanmış.”

***

Emekli öğretim üyesine ileti yazıp, biraz daha açıklama yapmasını istedim. Açıklamasını okuyalım:

***

Sayın İnce,

Cemaat, üniversitelerden bazı öğretim üyelerini devşirmiş (profesör, doçent) durumda, hatta bunlardan bazıları büyük üniversitelere rektör yapılmış. Örneğin Hacettepe rektörü gibi. Hacettepe rektörünün ilk icraatından biri de, bildiğiniz gibi Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanının kızını, kuralları hiçe sayarak özel bir üniversiteden Hacettepe Tıp Fakültesi’ne alması olmuştur. Göreve başlar başlamaz yaptığı ilk iş kurumların başındaki görevlileri, otoparktaki güvenlikçilere kadar, değiştirmek olmuştur. Ondan sonra en büyük icraat dışarıdan öğretim üyesi atamalarına gelmiştir. Herhangi bir anabilim dalından kadro isteği olmadan, günlerden bir gün, bir öğretim üyesi ataması yapılıyor. (Örnek Üroloji, Gastroenteroloji, KBB anabilim dalları).
Bu gidişle büyük üniversitelerin içine edecekler haberiniz olsun!!

Bu devşirilmiş öğretim üyeleri, devlet hastanelerindeki uzman doktorların adlarını kendi yaptıkları yayınlara koyarak, onları bilimsel yayın sahibi yapıyorlar.
Devlet hastanelerinde çalışan doktorların bilimsel yayın yapma olanakları,
hasta yükleri ve yönetsel sorumlulukları nedeniyle oldukça azdır.

Gelelim bunların doçent yapılması prosedürüne; YÖK bunların elinde biliyorsunuz. Buradan kendilerine yakın kişileri jüri üyesi olarak belirleyip,
istediklerini kolayca öğretim üyesi yapıyorlar.

Son zamanlarda Jüri üyelerinin, kenarda köşede kurulmuş olan üniversitelerden seçilmesi herkes tarafından bilinmektedir.

Bu konuları, kendinize dost bildiğiniz yakın öğretim üyelerinden doğrulatabilirsiniz. Üniversiteler dışından doçent olanların dosyaları ciddi bir gözle incelendiğinde
bunlar ortaya dökülebilir fakat bu iktidarla bunları yapmak mümkün değil.”

***

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik’in kızıyla ilgili haberi hatırlıyordum.
İnternette, 2 Temmuz 2013 tarihli Hürriyet’te buldum. Haber şöyle:

“Hacettepe Tıp Fakültesi mezunları geçen hafta yapılan törenle diplomalarını aldılar. Mezun olanlar arasında Çalışma Bakanı Çelik’in kızı Zeynep Çelik de vardı.
Bakan Çelik’in katılmadığı mezuniyet töreninde diplomaların verilmesi sırasında
bir öğrenci kürsüye gelerek, ‘İlk 10 bine girememiş bakan kızını bu salonda oturttular.’ dedi. Bunun üzerine kürsüye çıkan Rektör Murat Tuncer, ‘Ben sizden daha olgun davranmanızı beklerdim.’ deyince bazı öğrenciler ve veliler tarafından alkışlarla protesto edildi.

CHP soru önergesi vermişti

Çelik’in, Özel Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okurken,
Hacettepe Tıp Fakültesi’ne yatay geçiş yapması kamuoyunda tepkiye neden olması sonrası CHP’nin eski Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, konuyu Ekim ayında (2012) Meclis’e taşımıştı.

Tarhan verdiği yazılı soru önergesinde Hacettepe İngilizce Tıp’ın üniversite sınavında ancak ilk bine girmiş öğrencilerin tercih ettiği bir bölüm olduğunu anımsatarak,
‘Bölüme yatay geçiş de aynı oranda zordur. Geçiş koşullarını YÖK belirlemektedir
ve koşullar konusunda ilgili üniversitenin yetkili kurullarında karar almak gerekmektedir. İddiaya göre Zeynep Çelik adlı öğrenci gerekli koşulları taşımamasına karşın,
Rektör Murat Tuncer’den çözüm bulması konusunda rica edilmiş ve gereği yapılmıştır. Buna göre öğrencinin belli bir süre içinde ve bizzat başvuruda bulunması gerekmesine karşın, sürenin bitmesinden 1 hafta sonra rektör Üniversite Senatosunu 24 Ağustos’ta acil toplantıya çağırmış, rutin olarak Çarşamba günü yapılması gereken toplantı
başka bir gün yapılmış ve yatay geçiş koşulları değiştirilmiştir. Üstelik toplantıların kameraya alınması gerekirken bu kez alınmamış ve sonuçta tam bir gayretkeşlikle
daha önce yatay geçiş başvurusu reddedilen Zeynep Çelik’in yatay geçiş yapması sağlanmıştır.’ iddialarını dile getirdi. Bu iddialar çerçevesinde yönelttiği 8 sorunun yanıtlanmasını istedi.”

‘İdealist doktor adayı’

Bakan Çelik, Tarhan’ın soru önergesine 22 Kasım 2012 tarihinde cevap vermiş: Yapılan işler yümüyle yasalara uygunmuş.

Üniversitenin Yiten Onuru

Dostlar,

Yeni üniversiteler yasası da hazırlanıyor. AKP iktidarı toplumun irili ufaklı tüm ama tüm burçlarına bayrağını dikmeye kararlı. Gözükara gidiyor.. Mutlak bir egemenlik = totaliter diktatörlük peşinde.

YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya, kendisine yüklenen misyonu yürütüyor.
AKP 10 yıldır YÖK düzenine dokunmadı. 1 elin parmaklarından daha az oy alanları bile rektör atamaktan çekinmedi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül..

Şimdi zamanıdır. 1946 yılının Üniversietler yasasının bile çoook gerisinde, özellikle küresel semayenin buyrumu (direktifleri) bağlamında bir sitem çatılıyor.

Hem de tartışmaya açılıyormuşçasına görünüm yaratarak bildiğini okuyarak..

TÜBA ve TÜBİTAK‘tan sonra üniversiteler de AKP iktidarına biat ettirilecek.

Dolayısıyla Türkiye akla ve bilime dayalı bir toplum olmaktan çıkarılacak; postmodern ulema-medrese düzenine geçilecek.

Niyet ve gidiş vahim, durdurulması ise zorunlu..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 1.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

HUKUK POLİTİKASI

Hayrettin Ökçesiz
okcesizhayrettin@gmail.com
http://okcesizhayrettin.blogspot.com

  • Yüksek Öğretim Kurulu geçenlerde “Yükseköğretimi Yeniden Yapılandırma Yasa Tasarı Taslağı” adını verdiği bir metni rektörlüklere göndererek, öğretim üyelerinin alelacele görüşlerini bildirmelerini istemiş…

Üniversitenin Yiten Onuru

Her akla gelenin içine doldurulduğu; herkese bir sus payı veriyor olmakla, asıl niyetin bir güzelce gizlendiği ve böylelikle kurnazca toparlandığı, ama yine de her şeyin torbadan pervasızca başını çıkardığı kaba bir metin… Yasa metni yazma tekniği anlamında bir taslak olmayan bu yazıyı bir kez daha okudum. Evirdim, çevirdim ve bunun aslında çok kesin bir niyet açıklaması olduğu kanısına vardım. Şaşırtmalara kimse aldanmasın. Yapılmak istenen çok açık bir biçimde yazılmış. Bizden on gün içinde görüş istenmesi de, düşüncelerimizin bir öneminin olmayacağını gösteriyor.
Kısa zamanda yeni bir yasa zaten çıkarılacakmış. Yüzbin öğretim elemanından güya bekledikleri yüzbinlerce sayfalık bir görüş bildirimini ne zaman okuyup değerlendireceklerini de düşünmüş olmalılar. Gelirse, sanırım çöpe gidecek. Asıl hesap, her zaman olduğu gibi, büyük bir çoğunluğun herhangi bir görüş bildirmeyeceğidir. Belli ki, usulen soruluyor. Metnin içerik ve yapısından, görüş toplama sürecinin ve yönteminin ciddiyetsizliğinden kimsenin kalemini oynatmayacağı açıktır. Metinde büyük laflar, basmakalıp laflar, klişeler gırla gidiyor. Bir pazarcının kendi aklınca parlattığı dolgun mostralıkların arkasındaki çürüklerin kokusunu hemen alıveriyorsunuz.

Bir denek taşından söz edeyim, 1946 yılından:

“1. Madde – Üniversiteler; fakültelerden, enstitü, okul ve bilimsel kurumlardan oluşmuş, özerkliği ve tüzel kişiliği olan yüksek bilim, araştırma ve öğretim birlikleridir. Her üniversitenin genel özerkliği ve tüzel kişiliği içinde, o üniversiteyi oluşturan fakülteler de, bu kanun hükümlerine göre bilim ve yönetim özerkliğine ve tüzel kişiliğe sahiptirler.

3. Madde – Üniversitelerin görevleri şunlardır;

a) öğrencilerini, bilim anlayışı kuvvetli, sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerle türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve deney sahibi elemanlar, Türk devriminin ülkülerine bağlı ve millî karakter sahibi vatandaşlar olarak yetiştirmek.

b) Memleketi ilgilendirenler başta gelmek üzere, bütün bilimsel ve teknik meseleleri çözmek için bilimleri genişletip derinleştirecek inceleme ve araştırmalar yapmak, bu çalışmalarda ilgili milli bilim ve araştırma kurumları ile ve yabancı veya uluslararası benzer kurumlarla işbirliği etmek.

c) Memleketin türlü yönden ilerleme ve gelişmesini ilgilendiren bütün meseleleri hükümetle ve kurumlarla da elbirliği etmek suretiyle öğretim ve inceleme konusu yaparak sonuçlarını umumun faydalanmasına sunmak ve hükümetçe Millî Eğitim Bakanı vasıtasiyle istenecek incelemeleri yaparak düşüncelerinibildirmek.

d) Araştırma ve incelemelerinin sonuçlarını gösteren, bilim ve tekniğin ilerlemesini sağlayan her türlü yayımları yapmak; yardımcılara, doktora adaylarına ve öğrencilerine yaptırmak.

e) Türk toplumunun genel seviyesini yükseltici bilim verilerini sözle ve yazı İle halka yaymak”…

  • Üniversite onuruna, tam özerkliğe, doğrudan seçmeye ve seçilmeye dayalı bir “Üniversiteler Kanunu”ndan 66 yıl sonra bugün nerelere savrulduğumuzu hemen görüveriyorsunuz:
  • Bilim özgürlüğü sıfır, 
  • düşünce özgürlüğü sıfır, 
  • Aydınlanma sıfır, 
  • eleştirel akıl sıfır, 
  • akademik özgürlük sıfır, 
  • akademik özerklik sıfır, 
  • yönetsel özerklik sıfır, 
  • mali özerklik sıfır, 
  • seçme seçilme hakkı sıfır, 
  • yönetime katılma sıfır, 
  • araştırma özgürlüğü sıfır, 
  • parasız öğrenim sıfır, 
  • öğrenimde fırsat eşitliği sıfır, 
  • hümanizm sıfır, 
  • hümanist, insancıl, insancı, laik olmak sıfır, 
  • hukuk devleti, hukukun üstünlüğü sıfır, 
  • dayanışma, kamu yararı sıfır, 
  • bilim hukuku, bilim ahlakı, bilim felsefesi, evrensel değerler, insan onuru, hepsi sıfır… 

Bilimin alınıp satılabileceğini sanan bir bezirgan kafasıyla düzülmüş bu metni taradığımda bilgisayarımın bana verdiği sonuçlar bunlar… Siz de pek çok sıfır bulacaksınız, bundan eminim.

Bir denek taşı daha: Düşüncelerimizden gerçekten yararlanmak istiyorlarsa, bunu bize, yönteminde ve değerlendirilmesinde saydam, izlenebilir, denetlenebilir bir görgül araştırmayla sorabilirler. Görelim bakalım, karşımızdaki kuzu mu, postu mu?