İŞTE ALTANGİLLERİN KABARIK SİCİLİ

Altan kardeşler ve Ilıcak'a tahliye yokAltan kardeşler ve Ilıcak’a tahliye yok


https://www.aydinlik.com.tr/altan-kardesler-ve-ilicak-a-tahliye-yok-turkiye-kasim-2017

AYDINLIK, 13.11.2017

Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak’ın yargılandığı davada mahkeme heyeti tahliye taleplerini reddederek sanıkların tutukluluk durumunun devamına karar verdi.

İŞTE ALTANGİLLERİN KABARIK SİCİLİ

Seni iyi tanıyoruz Ahmet Altan!Seni iyi tanıyoruz Ahmet Altan!

https://www.aydinlik.com.tr/medya/2017-haziran/seni-iyi-taniyoruz-ahmet-altan
AYDINLIK, 24.6.2017, ERCAN DOLAPÇI 

Tutukluluğuna devam kararı verilen Ahmet Altan ‘gazetecilik’ pozlarına devam ediyor ancak neyse ki arşiv unutmuyor! İşte Altangillerin kabarık sicili

‘Darbeye teşebbüs’ ve ‘FETÖ’ye üye olmak’ suçlamasıyla 23 Eylül 2016 günü tutuklanan ve 22 Haziran 2017 günü hakkında açılan davanın ilk duruşmasına çıkan “gazeteci” Ahmet Altan, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını savunmayı sürdürdü. “Ergenekon bir katiller sürüsüdür. Ben bu çetelerin ortaya çıkarılmasını kesinlikle destekliyordum, bugün de destekliyorum” ifadesini kullanan Altan, “Balyoz haberleri gibi haberleri yayınlamak bir gazetecinin en önemli görevlerinden biridir” iddiasında bulundu. FETÖ’nün medya yapılanmasına yönelik, aralarında Nazlı Ilıcak, Altan kardeşler, Ekrem Dumanlı, Emre Uslu ve Tuncay Opçin’in de bulunduğu 17 sanıkla birlikte İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hâkim huzuruna çıkan Altan, bir de meydan okudu ve “Kumpas diyenlerden hesap soracağım” dedi.

Ahmet Altan’ı Türkiye Ergenekon tertibi sırasında yazdıkları ve Taraf gazetesinde attıkları manşetlerden tanıyor. Orduyu hedefe koydukları günlerde “Fatih camii bombalanacaktı” şeklindeki manşetleri hâlâ hafızalarda.

TERTİBİN GAZETESİNİ YÖNETTİ

Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gibi gazetelerde uzun yıllar yazarlık yapan Ahmet Altan, 15 Kasım 2007 günü Fethullah Gülen’in gizli finansıyla kurulan Taraf gazetesinini Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna oturtuldu. Köşe yazarlığına da devam etti. 2012 yılında da tertip mahkeme aşamasında çökmeye başlayınca, Taraf gazetesinde sıkıntılar başladı ve Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar’la birlikte 15 Aralık 2012 günü gazeteden ayrıldı. Altan, gazetede yayımlanan ‘son yazı’sında, “Ee, her hikâyenin bir sonu var. Muhteşem bir macera yaşadım. İçinde insana ait her duygu vardı. Komediden trajediye kadar insanlık yelpazesinde bulunan her rengi burada birarada, birlikte gülüp, birlikte ağlayarak gördük. Ama artık gitme vakti. Asıl işime, romanıma dönüyorum” ifadesiyle veda etti.

Altan’ın ardından gazetede uzun yıllardır yazan Murat Belge ile röportajlar yapan Neşe Düzel de ayrıldı. Gazetenin sahibi Başar Arslan, istifaların ardından yaptığı açıklamada, “Altan ve ekibi çok önemli işler yaptı. Ama geldiğimiz noktada bir anlayış farkı oluştu” dedi.

Altan’ın gazeteden ayrıldığı gün, gazeteci Nuh Gönültaş attığı twitte şunları paylaştı: “Taraf gazetesi misyonunu tamamladı. Taraf Ergenekon davası için özel olarak kurulmuştu. Taraf bu görev için kurulmuş bir koalisyondu.”

‘TARAF BİR PROJEYDİ’

Taraf gazetesinde bir dönem Genel Yayın Yönetmenliği yapan Oral Çalışlar ise, 2014 yılında gazete hakkında CNN Türk’e yaptığı açıklamada “Taraf bir projeydi. Ayda 1,5 milyon zarar ediyor. Sahibinin başka bir geliri yok ama 7 yıldır yayında…” ifadesini kullanmıştı.

Altan uzun yıllardır yazdığı Hürriyet gazetesinden ayrılarak Taraf gazetesini çıkarmak için 2007 Ekim’inde harekete geçti. Altan, Taraf’ın hazırlık aşamasında 4 Kasım 2007 tarihli Sabah’a yaptığı açıklamada, “Gazetecilik artık göstermekten ziyade saklıyor! Diğer gazeteler çok zorlanacak çünkü medyanın sakladığı her şey Taraf gazetesinde olacak, biz bu gazeteyi bunun için çıkartıyoruz.” dedi. “Türkiye tehlikeli bir dönemeçte, bu süreçte sesimizi çıkarmalıydık” sözlerini de sarf eden Altan, gazetenin mali destekçisi konusunda işe şunları söyler: “Gazetenin perde arkasında hiç kimse yok.”

Ahmet Altan, Taraf gazetesinde Fetullahçı Gladyo’nun ürettiği sahte belge ve bilgileri her gün manşetlere taşıyordu. Uluslararası çevrelerde de ‘başarı’ ödülü aldı. Gazetenin muhabiri Mehmet Baransu da bavullarla bunları yargıya taşıdı. Bu dönemin gözde tetikçi gazetesi oldu.

AYDINLIK’A TERTİP YAPTILAR ALTINDA KALDILAR

Ahmet Altan’ın yönettiği Taraf, Aydınlık gazetesi ve Vatan Partisi’ni de hedef alan uydurma haberler yaptı. 21 Mart 2008 gözaltıları sırasında İşçi Partisi genel merkezinde Yargıtay krokisinin çıktığını iddia etti. Bu asılsız iddia için açılan davada Taraf, Nusret Senem’e 8 bin TL tazminat ödemek zorunda kaldı. Ayrıca 2011’de gazetemiz imtiyaz sahibi Mehmet Sabuncu’nun gözaltına alındığı günlerde de yaptığı haberle bizi hedef gösterdi. Sözde 19 Ağustos 2011 tarihli bir aramada, Aydınlık’ta sahte e-mailler bulunmuş! Bunlardan birisi de Taraf gazetesi yazarı Yasemin Çongar adına düzenlenmiş. Adı kullanılmış. Daha sonra bunların düzmece olduğu ve F tipi polislerin benzer yöntemlerle başkalarına da operasyon yaptığı ortaya çıktı. Sabuncu serbest bırakıldı. Ahmet Altan da 7 Aralık 2011 tarihli yazısında şunları yazdı: “Aydınlık Gazetesi’nin bürosunda bazı mailler yakalanmış… Yayımlamayı düşündükleri sahte mailleri hazırlamışlar.”

Konuyu ele alan Aydınlık, “Mehmet Altan ve Yasemin Çogar Aydınlık’a tertibin neresinde?” diye sormuştu.

İKİNCİ CUMHURİYETÇİLERİN AKİL ADAMI

Kardeş Prof. Dr. Mehmet Altan da yazı ve televizyon konuşmalarında, Ergenekon tertibi çerçevesinde vatanseverleri hedef aldı. 1965 yılının TİP Milletvekili, ateşli hatip ve yazar Çetin Altan’ın oğulları olan Altan kardeşlerin en önemli özellikleri, İkinci Cumhuriyet fikri çerçevesinde Ordu ve Cumhuriyet karşıtlığı yapmalarıydı. Bu nedenle gerici çevrelerde çok sevildiler. El üstünde tutuldular. AKP döneminde zirveye çıktılar… Ancak 2002’de verdikleri AKP desteği, ABD’nin Türkiye’yi hedef aldığı günlerde AKP karşıtlığına dönüştü. Oysa Altan, 24 Mart 2008 tarihli Yeni Şafak’a verdiği mülakatta, “AK Parti dik durursa İttihatçı zihniyet biter” demişti. Dönekliğiyle meşhur baba ve oğul Altanlar, AKP’ye de sırt çevirerek ABD ve Fethullah tertiplerinde rol aldılar.

GÖREV MİSYONLARI NEYDİ?

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra kapatılan Taraf gazetesi, 9 yıl içinde özellikle 21 Mart 2008 günü dalgalar halinde başlayan Ergenekon ve Balyoz gibi FETÖ’cü tertiplerin basın ayağını oluşturdu. Bunun için çıkartıldı. 4 ay sonra başlayan operasyonlarda Türk Ordusu’nu, İsçi/Vatan Partisi’ni ve vatansever aydınları hedef aldı. Onlara ilişkin karalama haberler yaptı. Kişiliklerine yönelik FETÖ’cü polis ve savcıların hazırladıkları sözde rapor ve iddianamelerdeki iftiraları ‘haber’ yaptı.

2009’da Abdullah Gül’ün ‘Güzel şeyler olacak’ dediği PKK açılımına destek verdi. Bu çerçevede hazırlanan ve milli kuvvetleri hedef alan iftiraları yayımladı. PKK ile mücadele eden subayları hedef aldı. Onları katliam yapmakla suçladı. Bununla ordunu direncini kırarak ‘Açılım’ adı altındaki teslimiyeti kabul ettirmeye çalıştı. PKK’yı barışçı gösterdi. PKK ve HDP yöneticilerinin açıklamalarını manşetlerden ‘barış’ söylemleriyle sundu. Yazarları da bu politikalara köşelerinden destek verdi. ABD dayatmalarını kabul ettirmek için psikolojik haberler yaptı. Cumhuriyet devriminin şahsiyetlerine ve devrimin kazanımlarına saldırdı. Devrimcileri ‘diktatör’lükle suçladı. FETÖ’nün 17/25 Aralık 2013 ve MİT tertibinde hükümeti hedef aldı. Hükümetin bu tarihden sonra FETÖ’ye yönelik operasyonlarında FETÖ’cülerin sözcüsü oldu. Operasyonları yıpratmaya ve durdurmaya çalıştı. 28 Aralık 2011’de Uludere’de ABD’nin verdiği istihbaratla kaçakçı konvoyunun vurularak 35 vatandaşın hayatını kaybettiği olayda, saldırıyı TSK’nın yaptığını iddia etti. ABD parmağını gizledi.

Suriye tertibinde ABD politikalarını destekledi. Ali Tatar gibi intihar eden subayları bile suçlayan haberler yaptı. Türkiye’yi Ermeni ve Dersim meselesinde ‘katliamcılık/soykırımcılık’la suçladı. Aynı yalanı PKK’ya yönelik de geçmişteki faili meçhul cinayetlerde sürdürdü. Bu çerçevede E. Albay Hasan Attila Uğur’u hedef aldı. Tatar’ın intihar haberini bile, “Suikast zanlısı yarbayın intiharı” şeklinde verdi. FETÖ’nün işlediği Danıştay ve Hrant Dink gibi cinayetleri Ergenekon tertibinde içeriye atılan vatanseverlerin üzerine atmaya çalıştı. Ordu’ya yönelik tertiplerde üretilen sahte belgelerle Türk Ordusu’nun darbe yapacağı iftirasını attı. Oysa 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde görüldü ki darbeyi asıl FETÖ’cü çete yapacaktı.

AHMET ALTAN NELER YAZMIŞTI?

Yüz yıllık temizlik: 1923’te kuruldu 2008’de arınıyor: “Bu toplum neredeyse bir asır boyunca ‘devletin çıkarı’ için adam öldürmeyi ‘kutsal bir gelenek’ olarak benimseyenleri sessizce izlemek zorunda kaldı. Şimdi ilk kez ciddi bir davayla karşı karşıyayız. İlk kez hukuk İttihatçı zihniyetin mirasçılarını sanık sandalyesine oturtuyor.” (Taraf, 26 Temmuz 2008)

Orgeneral Başbuğ’un iyi çocukları: “Yeni genelkurmay başkanı Ergenekon sanığı orgenerale ziyarete bir korgeneral gönderdi. İftihar ettik. Ordu bu resmi ziyaretle kendisini Ergenekon sanıklarına bağladı.” (Taraf, 4 Eylül 2008)

Başbakan dürüstçe açıklasın: “Can Dündar dün Başbakan’a çok yakın bir kaynağa dayanarak Aktütün belgelerinin Taraf’a ABD ya da İsrail’den sızdırıldığını yazdı. Başbakan ya çıkıp açıkça ‘Evet bunu ben söyledim’ desin. Ya da yanındaki o yalancının kimliğini açıklasın.” (Taraf, 12 Kasım 2008)

Yalanlama ve kafes: Ne kadar çok yalanlama gördük. Dağlıca’dan bu yana. Aktütün, Lahika, Poyrazköy’deki ‘mühimmat’, ‘kâğıt parçası’ ilk aklıma gelenler. Bunu yapan Genelkurmay ne yazık ki birçok konuda halkına doğruyu söylemiyor. Açıklamalarından anladığım kadarıyla, her hukuksuz eylemin ortaya çıkarılmasını bir ‘komploya’ bağlıyor.” (19 Kasım 2009)

Askerliği kaldırın: “Fatih Camii bombalanacaktı” manşetinin atıldığı gün: “İş, ‘bizim ordu böyledir canım, kendini memleketin sahibi sanır’ dalgacılığın çok ötesine geçmiş durumda. Herhalde hepsi değil ama generallerin büyük çoğunluğu hastalanmış gibi gözüküyor. Neredeyse her yıl yeni bir darbe plânı hazırlıyorlar. Bizim bugün yayımladığımız darbe planı, bugüne dek görülenlerin en kapsamlısı, binlerce sayfadan oluşuyor, her aşaması en ince ayrıntısına kadar hazırlanmış.” (Taraf, 20 Ocak 2010)

Görevleri suç: “Bu darbe merakı ‘bozuk bir gen’ gibi kuşaktan kuşağa aktarılıyor anlaşılan. 2003’teki Balyoz Planı’ndaki isimlerden bir kısmının daha sonra ‘Kafes Planı’nın da içinde yer aldığını görüyoruz. Bir tür ‘takıntı’ bu, generallerde. Yıllar geçiyor, generaller değişmiyor ama ‘hastalık’ orada duruyor. Ve, askerler ‘hastalandıklarını’ bile fark edemiyorlar.” (Taraf, 21 Ocak 2010)

Kırılma: “Şimdi cumhuriyet değişiyor. ‘Diktatörlük’ dönemi bitiyor. Darbeciler gözaltına alınıyor, adaletin önüne çıkarılıyor. Bu, halk iradesinin güçlenmesi, bir dönemi sona erdirme arzusunun hayata geçirilmesidir. Türkiye’yi bu ülkede yaşayan insanların seçtiği siyasetçiler yönetecek, halkın talepleri siyasete yansıyacak, Kürtlere eşit haklar verilecek, kızların türbanına karışılmayacak.” (Taraf, 23 Şubat 2010)

Balyoz ve anayasa: “Herkes gerçek yüzüyle, fikriyle, kimliğiyle, tarafıyla ortaya çıkıyor. Balyoz’da ‘savaşın’ en kızgın olduğu bölge. Çünkü Balyoz’la ilgili belgeler çok bol, çok net, çok ayrıntılı ve çok kesin.” (Taraf, 6 Nisan 2010)

Dikkatli bakın: “Sadece Türkiye tarihinde değil, dünya tarihinde de pek rastlanılmamış olaylar yaşıyoruz. Bir ordunun generallerinin neredeyse onda biri ‘darbe’ suçlamasıyla tutuklanıyor. Bunca kalabalık bir general kadrosunun ‘darbe’ işlerine bulaşması dehşet verici ama bunun kadar dehşet verici başka gerçekler de var. Generallerin tutuklanmasına neden olan darbe planları ne zaman yapılmış? 7 yıl önce. Bu darbe girişimi nasıl ortaya çıkmış?” (Taraf, 25 Temmuz 2010)

Geriden muhalefet: “Genelde bütün Türkiye’nin, özelde ise demokratların ortak bir çıkmazı var. AKP, bugün Türkiye’nin en ‘demokrat’ partisi. Ama AKP yeterince demokrat değil. Deli gömleği gibi zihinlerin en dinamik, en açık kafalı, en özgürlükçü kesimi olması gereken gençler bile ’emekli generallerin’ laflarına benzer laflarla muhalefet ediyor.” (Taraf, 10 Aralık 2010)

Hay huy: “Bugün ‘fuhuş ve askeri casusluk’ davasının iddianamesini okuyacaksınız bizim gazetede. Bir ülkenin kendi ordusundan subayların, iktidarı ele geçirebilmek için neler yapmış olduğunu gördüğünüzde dehşete kapılacağınıza eminim.” (Taraf, 25 Şubat 2011)

Bu gidiş iyi gidiş değil: “Ergenekon sanıkları hapiste, onların görüşlerinin takipçilerinin düzenlediği mitingin başında ise Ergenekon’un ‘hedefi’ olan AKP’nin bakanı. Nasıl bir politika, nasıl bir strateji, nasıl bir hesabı bulunuyor? Ben AKP’nin ne yaptığını ne yapmak istediğini tam anlamıyorum, ‘beyaz şapkalı’ cenayet heveskârlarıyla böyle kol kola girmekten nasıl bir hayır bekliyor?” (Taraf, 28 Şubat 2012)

Operasyon Balyoz: “Tunceli’de 7 gerillayı öldürünce Kürt meselesi mi çözülecek, PKK silah mı bırakacak, niye bu ölmeler öldürmeler şimdi? Sonu yok ki bunların.” (Taraf, 29 Nisan 2011)
====================================
Dostlar,

Arşivler unutmuyor görüldüğü gibi…
Biz yine de herkesin adil ve saydam yargılanmasını diliyoruz.
Mahkemelerin mutlaka ADİL kararlar vermesini diliyoruz.
Yargılama süreci devam ederken de hukuka uygun davranılmasını diliyoruz.
Tutuklu yargılanma hukuka uygun olarak zorunlu değilse tutuksuz yargılama diliyoruz.
Kuşku yok bu davanın sanıkları Ahmet – Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için de..
Yukarıdaki tüm “kabarık sicil” lerine karşın..

Sevgi ve saygı ile. 13 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

NEDEN ASLA ÜMİDİMİ KAYBETMEDİM ve KAYBETMEYECEĞİM?

Dostlar,

Değerli meslektaşımız Sayın Prof. Kerem Doksat’ın damakta “leziz ve de buruk bir tad” bırakan yazısını paylaşmak istiyoruz..

Sağolsunlar, kendileri de bizi web sitelerinse (kendileri “mekân” demekteler)
konuk ediyorlar.. Son olarak “KOLLUK ŞİDDETİ ve GAYR-I NİZAMİ PSİKOLOJİK SAVAŞ” başlıklı yazımız.. (http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/kolluk-siddeti-ve-gayr-i-nizami-psikolojik-savas, 11.71.13)

Kerem kardeşime “Betz hücrelerine sağlık…” derken sizlere de iyi okumalar diliyoruz. Bir de nazire var sanırım : Dr. Doksat’ı bir yazımızda “.. ola ki umutsuzluğa yeltenirse..” gibisinden tatlı – sert uyarmıştık (!).. Bu yazıyı o dizelerimize olumlu (pozitif) bir yanıt sayıyoruz.. “MİLLET OLMAK NE DEMEKTİR?” başlıkı görkemli yazısına web siemizde yer verirlen.. (http://ahmetsaltik.net/prof-dr-m-kerem-doksat-millet-olmak-ne-demektir/, 5.4.13).

Sevgi ve saygı ile.
21.7.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

NEDEN ASLA ÜMİDİMİ KAYBETMEDİM ve KAYBETMEYECEĞİM?

 

portresi

PROF. DR. M. KEREM DOKSAT

20 Temmuz 2013

Bakın, ne gibi gelişmeler olmakta…

Dünyanın en büyük emperyalisti olan ABD’nin Michigan eyaletine bağlı
Detroit şehrinde, 18.5 milyar Dolarlık borçla ülke tarihinin en büyük iflâsı yaşandı. ABD’nin en büyük 11. ve Michigan eyaletinin en büyük şehri, etrafındaki banliyölerle birlikte Detroit Metro bölgesiyle 4.5 milyona yaklaşan nüfusu ve en zengin 500 şirketine ev sahipliği yapmasıyla bilinen yer bu. Otomotiv sanayindeki ağırlığıyla Amerikan Rüyasının” lokomotif şehri… Son aylarda 10 bin çalışanının maaşlarını ödeyebilmek için devlet destekli tahvil çıkarmıştı. Vergi oranları yasal limitlerine ulaştı. Bu oranların arttırılması durumunda dahi, Detroitlilerin içinde bulunduğu ekonomik kriz sebebiyle söz konusu vergilerini ödemeleri imkânsız…

2000 yılından beri nüfusu %28 azalan şehir, en büyük darbeyi otomobil devlerinden General Motors ve Chrysler’in 2009’da iflâslarını istemesiyle almıştı. Bir zamanlar, otomobil sanayinin merkezi konumundaki Detroit’te bugün sokakların %40’ında sokak lâmbaları yanmazken, 78 bin terk edilmiş bina bulunuyor. Cinayet oranlarının yaklaşık 40 yılın en yüksek sayısına çıktığı Detroit, 20 yıldan fazla bir süredir ABD’nin en tehlikeli şehirlerinden biri olarak anılıyordu.

Bunlar apokaliptik alâmetler filân değil, dikkatli bir gözlemcinin asla göz ardı etmeyeceği gelişmeler.

  • Bu ülkenin başımıza belâ ettiği bölücü, ayrımcı ve yasadışı her türlü
    şer odağının da çözülmeye başladığını görüyoruz.

Bunların isimlerini veya künyelerini yazmaya hiç gerek yok.
Hiçbir şey artık gizli kalmıyor, kalmayacak.

Aklıma hemen KKTC geliyor, tarihinin en üzüntü verici deniz kazasını yaşamış ve
Gâzi Mağusa civarında ham petrol denize karışmış. KKTC AKSA Enerji Şirketi yaptığı açıklamada temizliğe bugün de 100 kişiyle devam edeceklerini açıkladı. Yapılan açıklamada denize dökülen fueloilin yaklaşık %50’sinin temizlendiğini ve kalanın da tamamının iki ay içerisinde temizleneceğini bildirildi. Bölgede bulunan Deepsea Balık Çiftliği’nden sızıntı sonrası örnek (numune) alındı. Ankara’ya gönderilen numune tahlil sonuçlarının birkaç gün içinde gelmesinin beklendiği ifade edildi. Çiftlikte yaklaşık 72 bin ton levrek ve çupra olduğunu söyleyen çiftlik yetkilileri balıklara yem vermediklerini, sızıntı sebebiyle balıkların denizin iç kesimlerine bırakmak zorunda olduklarını belirttiler.

Buna sevindiğim için değil, KKTC’lilerin daha dikkatli ve çalışkan, Türkiye’nin de yavrusu filân değil, tümüyle devamı olan bu tabii uçak gemisine sahip çıkmasının önemini vurgulayarak bize ibret teşkil ettiği için yazıyorum. Bakarsınız “Deepsea” ismini de “Derin Deniz” olarak değiştirirler. Ne ihracat için, ne de ithalat için Amerika’ya
veya Amerikancaya muhtacız.

Yeterince uyanık ve dikkatli olalım, hepsinin üstesinden geliriz.

Mısır’da, Suriye’de, İsrail’de… Her yerdeki gelişmeler “belirsizlik ilkesine” göre olgunlaşıyor. Çıbanlaşan irin patlar, iyileşecek yara şifa bulur. Yeter ki tabip akılı ve bilgili olsun.

Bakın, fakirliğin ve sefaletin resmî rakamlara göre bile %halkın 80’inden çoğunu perişan ettiği ülkemizde kalkıp bütün ilâçları reçeteye tabi kıldılar. Hâlbuki en müreffeh ülkelerde bile alınmadığı takdirde hayati tehlike arz eden ilâçları nöbetçi bir hekimin tasdikiyle hastalara veya hasta sahiplerine verirler. Kuzey Avrupa’da İsveç’te, ABD’de bu başıma geldi ve ikna olan nöbetçi hekim ilâçlarımı hemen yazdı.

Diyelim ki hasta saralı (epileptik) veya şiddetli bipolar bozukluğu (manik depresif hastalığı) yahut depresyonu var. Haplarını icabında saati saatine alması icap ediyor ama reçetesi yok, kaybetmiş veya unutmuş -ki, böyle hastalar çok kolay unutur.
“Yasak hemşerim” diye vermedi eczacı ve hasta da nöbet geçirerek yahut
intihar ederek öldü.

Kim olacak bunun sorumlusu?

Zaten çok zor geçinen eczacının vicdani sıkıntısının, adeta “telef olan” bir insanın acısının hangi şifalı ot yahut ruhani yöntemle düzeltilmesi mümkündür?

Buna mukabil, bu hükûmetin veya yakınlarının burunları kaşınsa, çevrelerini derhâl bir ordu çevirmekte midir, çevirmemekte midir?

***

İsmi bir Esed, bir Esad olan Suriye liderinin direnişi kırılamıyor, hiçbir şey akılla
ve mantıkla çözülmüyor. Ortada bir devlet politikası yok hatta devlet yok!

Şu anda Habertürk’te seyrediyorum özellikle, Kürtlerin bağımsızlığı konusunda
ağzı olan konuşuyor ama havanda su dövüp duruyorlar.

Geçen gün bir hastam bahsetti,

  • Taraf gazetesinde çalışanların hemen hepsi Ermeni kökenliymiş.

Orada iş bulmak üzereymiş, ondan dolayı müşahede etmiş.
“Hristiyan Türkler” diyecek kadar sıcacık bir şekilde bağrımıza bastığımız
bu tarihi yoldaşlarımızı ikide bir aleyhimize kışkırtanların amacı ne?

Bunu anlamak zor mu? Değil..

  • Bütün bunları koordine bir şekilde Batı, ABD ve AKP yapmadı mı?

Televizyondakiler sürekli olarak “havet” diyor, ben de gülüyorum.

Demin Sevgili Can Ataklı ile konuştum, çok vakurdu ama mümkün mü
benim O’nun içindeki kırıklığı anlamamam?

Ona da aynı şeyleri söyledim, “az kaldı dostum” dedim.

Vatan gazetesini ise sırf Reha Muhtar’ın kendisinin ne kadar büyük bir adam olduğunu anlatmasını takip etmek için alacağım artık.

Peki, Cumhuriyet’e niçin veya neden para veriyorum hâlâ, keza Hürriyet’e ve Sözcü’ye?

Şimdi Sözcü hakkında lâf ettiğime bakıp şaşırabilirsiniz ama ne kadar büyük paralar kazandıklarını ve gazetenin iç tutarsızlığının ne boyutlarda olduğunu görmeyen mi var?

Eh, İlber Hoca da her zamanki fütursuzluğuyla bakın nasıl konuşuvermişti:

https://www.youtube.com/watch?v=woBsElQnYQQ

İlber Hoca bu, onun dokunulmazlığı vardır Allah’tan…

***

Nobel Edebiyat Ödülü’ne lâyık olan ama bu ülkenin sevdalısı olan çok önemli bir insan ebediyete göçtü.

İstanbul’da 1931 yılında doğan Leylâ Erbil, İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nde eğitim gördü. Yazarlığa Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’ne gönderdiği hikâyelerle başladı. Yazıları Dost, Yeni Ufuklar, Yeditepe, Ataç, Papirüs, Yelken gibi edebiyat dergilerinde yayınlandı. Türkiye İşçi Partisi’nin Sanat ve Kültür Bürosu’nda görev aldı. 1970 yılında Türkiye Sanatçılar Birliği, 1974 yılında Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşunda önemli rol oynadı. 2000-2001 yılı Ankara Edebiyatçılar Derneği Onur Ödüllerini kabul etmiş, 2002 yılında ise PEN Yazarlar Derneği tarafından Nobel Edebiyat Ödülü’ne ülkemizden ilk kadın yazar adayı olarak gösterilmişti.
Son olarak PEN 2013 Öykü Ödülüne lâyık görülmüştü.

O’nun gidişi de hiç tesadüf değil, bize “çalış, kendini geliştir ve aş” demek istedi aslında.

Ben şu yeni moda “ışıklar içinde yatsın” gibi şeyleri sevmiyorum;
hani vefat edenin adı veya soyadı Işık ise tamam da, yapmacık ve klişe gibi bir şey.

Ezel de ebed de mahlûk (yaratılmış) nasıl olsa, huzur içinde yatsın bize yeter.

Bu arada, 35 senenin tecrübelerini, psikiyatri hatıralarımın önde geldiği bir şekilde yazmaktayım. Kışa kadar bitireceğim.

Mâlzemesi insan, yazan bizzat yaşayan adam; yâni Mehmet Kerem Doksat. İsmini de şimdilik “Kimler Geldi, Kimler Geçti – 35 Senelik bir Psikiyatri Macerasından Hatıralar” olarak düşünüyorum. İnşallah bu sefer sponsorluk için kimseye ricacı olmak zorunda kalmayacağım.

Şu anda CNN Türk’te Hülya Koçyiğit, kızı ve torunu, Londra’dan gelen Cüneyt Özdemir’in 5N 1K programında nasıl da bu sayede gündemde kaldıklarını konuşuyorlar. Cüneyt sakalı koymuş gitmiş, hatunlar ise çok şık.

Geçen ay 5N 1K’dan arayıp, 10 dakikalık röportaj yapmak için stüdyoya davet etmişler, sonra da Nişantaşı’na gelip canlı yayın düşünmüşler, pratik zorluklardan dolayı da
vaz geçmişlerdi.

Şöhreti kıl payıyla kaçırdık yâni.

Hay Manitu aşkına!

Cüneyt Özdemir’i uzun senelerdir tanırım. “Hukuka” yerine hukuğa” diyor.

Peki, Hülya Hanım’ın kocası Selim Soydan’dan ne haberler var?

Birtakım spor programlarında dolaşıyor işte…

Hayat bu.

İLK KURŞUN

Bir valiz Dolar ve Beyefendi ile Baransu!

SABAHATTİN ÖNKİBAR

Bir valiz Dolar ve Beyefendi ile Baransu!

Mehmet Baransu’yu biliyorsunuz.

Taraf Gazetesi’nde yazan F tipine olan aşkı ve ilişkisi ile tanınan biri…
Balyoz tezgahında başrolde olan oydu çünkü çuvallar dolusu sözde belgeleri savcılara  o teslim etmişti.
Keza Şike olayında da o vardı.
Baransu gazeteci ambalajlı olmasına rağmen kimileri ona operasyon müridi diyor.
İşte bu Mehmet Baransu hatırlayın bir süre önce köşesinde bir AKP’linin İsviçre’den getirdiği bir valiz dolusu doların nerelere dağıtıldığını sormuştu.
O konu ile alakalı olarak daha sonra ne Baransu bir şey yazdı ne de genel medya olayın üstüne gidebildi.
Kimileri Baransu’nun bu konuyu deşmemesine, o dosya ile kendini korumaya aldı bile dedi.
Ve önceki gün:
Baransu, Beyefendi tarifi  ile Başbakan’ın MİT’e kendini izlettiğini söyledi ve bunu şikayetçi olduğu iki MİT görevlisi için soruşturma izninin verilmemesine bağladı.
İddia vahim, çünkü kapalı telefonların bile dinlenebildiği bir ortamda Başbakan iki ajanı Baransu’nun peşine niye taksın?
Yoksa Mehmet Baransu gerçekten çok şey biliyor da her ihtimal dikkate alınıp onu enterne  etme adına teyakkuza mı geçildi?
Baransu bu arada MİT’in kendini izleme kararını önceden öğrendiğini ve
MİT’çileri yakalatma adına iki kez tuzak kurduğunu bizzat kendisi anlatıyor.
Peki Baransu bütün bu bilgileri nereden öğrendi?
Muhtemelen Emniyet istihbarattan!
MİT ile Emniyet istihbarat arasında yaşanan çatışma değil midir bu ?

Hadisenin özeti şudur:

Malum Başbakan ile F Tipi arasında bir süredir birinci belirleyici olma bağlamında
ciddi bir sürtüşme var.
Başbakan, Hakan Fidan olayında rest çekmesine rağmen, F Tipinin örgütlendiği Emniyet ile yargının fazla üstüne gidemiyor çünkü F Tipinde kendisi ya da yakınlarına ait bazı dosyaların olabileceğinden korkuyor ki Baransu’nun bir valiz dolar yazısı aslında onun işareti gibidir.

Çankaya yolunda olan Erdoğan sürpriz bir vurgun yememek için açık bir savaş yerine  kendini öne atan Baransu’yu etkisiz kılmak istemiş olabilir.
Burada altı çizilmesi gereken, perde gerisinde dehşet şeylerin dolduğunun
artık saklanamaz noktada olmasıdır.

Öcalan önce villaya sonra Kürdistan’a!

Bir şey artık nettir ki bunu Adalet Bakanı bile saklamıyor.

  • AKP’nin Kürt meselesinde bundan sonra yegane ve
    mutlak muhatabı Öcalan’dır.

Açlık grevi olayında ona verilen insiyatif bu kararın kamuoyuna ilanıdır.
Dürüst olalım siz Öcalan’ın yerinde olsanız böyle bir tabloyu fırsata çevirmez miydiniz?
Öyle ya adam müebbetlik yani ölene kadar hapiste kalacak.
Soruyorum böyle birinin ilk ve temel şartı kendi özgürlüğü yani affı olmaz mı?

  • Hiç kuşkunuz olmasın çok sürmez,
    Öcalan önce kendisi için inşa edilen villa’ya çıkacak!
    Akabinde de af ve ver elini Kürdistan!

Olmaz demeyin böyle bir anlaşma olmasaydı Öcalan PKK, KCK ve BDP’ye
mektup yazıp açlık grevini bitirin der miydi?
Ama millet böyle bir affa karşı çıkar mı dediniz!
Hangi milletten bahsediyorsunuz!
Yahu Başbakan çok değil bir buçuk yıl önce “Kim bizim için Öcalan ile görüşüyor diyorsa şerefsiz ve alçaktır” demedi mi ve sonrasında “Evet müsteşar yardımcım benim emrimle gidip görüştü ve benim mesajımı götürdü” açıklamasını yapmadı mı?
Peki bunları duyan millet ne yaptı Erdoğan’ı taşa mı tuttu!
Göreceksiniz Öcalan’ı terörü bitirecek ve barışı yaratacak diye adam sunup salıverecekler ve bir de üstüne teşekkür edecekler.

Maliki ordusunun taaruzu ve Kürdistan’ın ilan günü

Dün Anadolu Ajansı aktarması bir haber.
Kaynak: Kürdistan Demokrat Parti Sözcüsü Havrami.
Şunu söylüyor:
“Maliki 100 bin kişilik ordu ile üzerimize geliyor.”
Açıklamanın hemen akabinde çatışma ve ölüm haberleri.
Peki bütün bunların okuması ne midir?
Kuzey Irak’taki federe Kürt Devletinin resmen bağımsızlık  ilanının eşiğinde olmasıdır zira bundan böyle Irak’ta birlik olamaz.
Bu gelişmelere paralel Türkiye’deki son tabloya bakalım:
Tayyip Erdoğan Başkanlık  teklifini TBMM’ye sundu ki, Başkanlık demek Federasyon demek.
Yeni Anayasa  görüşülüyor.
Öcalan tam da bugünlerde toplu ölümleri engelleyen kahraman imajında!
Kürtçe ise resmen Türk mahkemelerinde!
Ve Belediyeler yasası tamam!
Irak’ta olanlarla Türkiye’deki son gelişmelerini zamanlama  olarak örtüşmesi harita ve rejim değişikliklerinin habercisi değil midir?

Palavrayı bırak, Kürecik Radar Üssü’nü kapat!

Adam sanki Türkiye’nin değil de Gazze’nin Başbakan’ı!
Dünkü grup konuşmasına Gazze ile başladı Hamas ile bitirdi.
Bir saat boyunca PKK ve onun iki gün önce şehit ettiği 5 kahraman ile ilgili tek bir sözü yok.
Ne bir  minnet ifadesi ne de rahmet gönderme!
Türkiye bölünüyor onun derdi ve gündemi Gazze !
Vatanı sanki Türkiye değil de Arap çölleri!
Ariel Şaron’a savaş suçlusu derken Öcalan’ı ağzına almıyor.
Belli ki O’nu farklı görüyor.
Düşünün elin Arabı için Obamalara telefonlar açarken PKK terörü için 10 yıldır böyle bir teşebbüse bile girmedi.
Peki Gazze söyleminde samimi mi?
Değil, Gazze’yi de istismar edip kullanıyor zira samimi olsa İsrail’i koruma adına Malatya’da dikilen radar üssünü kapatmaz mıydı!
(AYDINLIK, 21 Kasım 2012)

==========================================

Teşekkürler yürekli ve yurtsever gazeteci Sabahattin Önkibar..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 23.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Devrim Dersini Kaldırmak..

Öner Tanık
ADD Genel Sekreter Yrd.

Devrim Dersini Kaldırmak

Taraf gazetesi kendince müjdeli haberi verdi; YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya, üniversitelerde “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi” dersinin ve ilgili Enstitülerin kaldırılmasının gündemde olduğunu belirtmiş.

Görünen o ki, siyasal iktidar; resmi bayramları iptal etme – engelleme,
ilköğretim müfredatını “seçmeli ders” adı altında bilim dışı içeriklerle doldurma, Gençliğe Hitabe’ye saldırmalarının ardından, üniversitelerde de etkin bir yok etme girişimini başlatıyor.

Yandaşlara, paydaşlara soruyoruz: Tarih, yok sayılabilir mi?

Tıpkı sizin Irak ve Suriye politikalarınızdaki emperyalist tutumunuzun hiçbir zaman unutulmayacağı gibi…

Siz de biliyorsunuz; gerçekler, sizin müfredat değişikliklerinize yenilmeyecek denli güçlüdür.

En çok bundan korkuyorsunuz.

“Kaç yıldır tek başımıza iktidarız, her kurum, her alan elimizin altında ama
bir türlü başaramadık..” diyorsunuz.

Adım adım sildiğinizi zannettiğiniz Atatürkçü Düşünce Sistemi ve ulusal değerlerimiz,
sizin her karşıt adımınızda daha çok güçleniyor.

Tarihin, sosyolojinin yasası burada da kendini gösterecek kuşkusuz.

“Aydınlanma”yı benimseyen bir devlet kalmadığı zaman,
bilinçli bir halk o boşluğu dolduracak..

Çünkü bağımsızlığın ve özgürlüğün kazanımlarından ortaçağ karanlığına dönebilecek
bir kabile topluluğu yok karşınızda!

İşte Devrimin dersinden öğrendiğimiz gerçeklik budur.

Aklımıza ve irademize hiçbir zaman hükmedemeyeceksiniz!

O nice diktatörleri yıkan, tahtlarını başına geçiren, sonunda “rahmetle” anılmayan gerçeklik, sizi beslendiğiniz karanlıklara tekrar gömecek…

Üzgünüz, Devrimi sizin derslerinizden öğrenmedik…
Sizinle unutacak da değiliz.

Öner TANIK
ADD Genel Sekreter Yrd.
6.9.12, Ankara