İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur..

Dostlar,

“İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur..”

diyor NOBEL Matematik ödüllü John Nash..

Abaküs, sayı boncuğu veya çörkü, basit toplama ve çarpma işlemleri için kullanılan bir aletir. Boncukların sayılması şeklinde çalışır. MÖ 2400 yıllarında Çin’de geliştirilen abaküs, denizaşırı ticaret yapan tüccarlar sayesinde Girit ve Miken bölgelerinden Avrupa ve Amerika’ya yayılmıştır. (Wikipedia)

Türkiye’nin Matematik yarışmalarda dünyada en sonlarda olduğunu öğrenince de,

Büyük dehaya göre böyle bir durumda,

“Çocukları hiç okula yollamamak, evde eğitmek bile daha iyi sonuçlar verebilir.”
uyarsını yapıyor..

“4+4+4” ucubesiyel Türkiye’ye dayatılan, aslında AKP’ye militan oy deposu yetiştirme amaçlı.

Bir de Balyoz, Ergenekon vb. tertiplerle ülkemizin açık hava hapishanesine dönüştürüldüğünü düşününce..

Temel matematik eğitiminin = Matematiksel düşünme = Günlük yaşamında temel matematiği kullanma eğitiminin
ne denli stratelik önem taşıdığı ortaya çıkıyor..

MEB Ömer Dinçer’in bu taraklarda bezi var mı acaba?

MEB Ömer Dinçer John Nash’i duymuş mudur?

MEB Ömer Dinçer OYUN KURAMI’nı bilir mi?

MEB Ömer Dinçer “matematiksel düşünme” kavramından haberli midir?

MEB Ömer Dinçer matematiği sever mi? Sevmediği için mi ezberci 4+4+4 dayatıyor?

MEB Ömer Dinçer ne kadar matematik bilir ve günlük yaşamında kullanır?

…………………………

Yeter mi, Bakan Ö. Dinçer;

Militanca sahnelediğiniz çağdışı 4+4+4 ucubesine karşı çıkanlara 2 sıfat iliştirdiniz:

1. PKK’lı
2. Laikçi

Demokrasi anlayışınız bu denli işte.. Muhalefeti, eleştiriyi hakaretle aşağılamak..

Biz de eşdeğer karşı sıfatları sizin için burada kullansak, hemen dava açarsınız.
Bir de böyle asimetrik mücadele sorunumuz var..

İyisi mi, bizlere yakıştırdığınız hakaret sıfatlarının denklerini karşılarına siz kendiniz için yazın..

1. PKK’lı
2. Laikçi

Şeytan azapta gerek..

Bu önemli yazıyı okumanızı öneririm..
pdf olarak aşağıda.. Lütfen tıklar mısınız??

Iyi_Matematik_Bilmeyen_Toplumlarda_Adalet_Yoktur_John_Nash

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 6.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Sivas Kongresi.. 4 Eylül 1919.. 4 Eylül 2012

Dostlar,

Sizlerle 5 yıl önce 11 Eylül 2007’de yazdığımız Sivas Kongresi makalemizi
paylaşmak istiyoruz..

Arşivimizden bir yazımızı daha sunacağız buna ek olarak..
(Önceki siteden yeni sitemize arşiv aktarımımını da zamanla yapmış oluyoruz..)

Bu 2 yazıyı bu güne balğamak da siz okuyucunun görevi olsun..

“Haydi Türkiye, silkin ve kendine gel, son vuruşlar sahneleniyor..
Sakın ha geç kalma!!”

Diye bağlamışız bu makalemizi 5 yıl önce..
Yazı yazmaya korkar olduk bu yazdıklarımıza bakınca..

Keşke yanılsa idik bu 2 makalemizdeki öngörülerimiz hakkında..

Tarih ve arşiv budur işte..

Bilimsel yöntemle irdelendiğinde tarih, geleceğin ve geçmişin meşalesidir gerçekte..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 4.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================================================

SİVAS KONGRESİ’ni 88. YILINDA UNUTTUK MU??

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Genel Başkan Eski Yard.
www.ahmetsaltik.net (eski adres düzeltildi)

Değerli okuyucu,

Devrim tarihimizin en önemli dönemeçlerinden biri olan Sivas Kongresi’ni bu yıl yeterince işlemedik ne yazık ki.. Hem yoğun “yapay” gündem hem de giderek tarihimize olan ilgi kopması, böylesine “istenmeyen” (belki de tersi?!) bir tabloyu doğurdu. Dolayısıyla,
yeni kuşaklara hiç olmazsa yakın tarih bilinci kazandırma bağlamında iyi sınav veremedik. Bunun bedeli ağır ama..

Biz de bu yıl, öngelen bir yazı yerine, songelen bu yazıyı tasarlamıştık. Korktuğumuz gibi oldu ve kamuoyu gündemine hakettiği önemde taşınamadı. 22 Temmuz 2007 seçimlerinin yarattığı kitlesel şaşkınlığın da elbette önemli payı oldu. Peki bu yazıyla mı devasa boşluğu dolduracağız? Hayır, bizimki; bilinen öyküde aktarıldığı üzere, millerce uzunlukta kıyıda yürüyerek kıyıya vuran belki binlerce deniz yıldızını tek tek okyanusa geri atan azimli doğa savaşçısının örneğini çağrıştırıyor.

Evet, kurtulan her deniz yıldızı için sonuç çok ama pek çok fark etmiştir :

Güneşte kavrulmak yerine, serin sularda yaşamını sürdürmektedir.

Biz de bu umut ve kararlılıkla, biraz da toplumsal sorumluluğumuzu geriye dönük olarak dikkate getirmek üzere bu yazıyı Sivas Kongresi yıldönümüne öncül (a priori) değil,
ardıl (a posteriori) olarak sunmaktayız. Ulusumuza, yoğun gündeme (!) karşın birkaç önemli noktayı anımsatmak isteriz yine de ve günümüze bağlayarak, 2007’nin 11 Eylül’ünde geldiğimiz tıkanıklığın nedenlerini düşündürmek..

Günümüzden 88 yıl önce idi.. Mustafa Kemal Paşa, kutsal Anadolu topraklarında iğrenç
Batı Emperyalizminin, ülkemizin işgali ve hatta giderek ulusun tarih sahnesinden silinmesine dönük yüzyıllardır hazırlayageldiği suikast planına (Söylev’deki anlatımı..) karşı koymak üzere kelle koltukta savaşım vermektedir.

19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasının ardından, son derece kritik koşullarda,
bir eylem planını yürülüğe koymuştur.. Ayrıntılara girmeden özetlemek gerekirse,
dahiyane stratejik kurtuluş plan ve eyleminin Samsun’a çıkıştan sonraki ilk adımının Amasya Genelgesi olduğu söylenebilir.

AMASYA GENELGESİ

1. Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.
2. İstanbul’daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getir(e)memektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.
3. Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
4. Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip
bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.
5. Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin
tez elden toparlanması kararlaştırılmıştır.
6. Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış 3 delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir. Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu iş, ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlerde kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.
7. Doğu illeri adına 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. O güne değin öteki il delegeleri de Sivas’a ulaşabilirlerse Erzurum Kongresi’nin üyeleri de Sivas’ta yapılacak genel toplantıya katılmak üzere yola çıkarlar.

Mustafa KEMAL / 9. Ordu Müfettişi
Rauf ORBAY Ali Fuat CEBESOY Rıfat BELE

Görüldüğü üzere, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi, sacayağının
üç temel tarihsel adımıdır. Amasya Genelgesi ile ateşlenen ulusal kalkışma, Erzurum’da yerel ölçekte toplanmış, başta Ulusal Ant (Misak-ı Milli) olmak üzere temel ilkeleri belirlemiş, bir tür Sivas Kongresi’ne hazırlık yapmıştır.

Günümüzden 88 yıl önce, 11 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’nin ardından yayınlanan kararlar, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın manifestosudur. Sivas Lisesi’nin mütevazi salonunda Mustafa Kemal Paşa başkanlığında toplanan 40 yiğit insan, 1 hafta boyunca ölüm-kalım sorunlarını sonsuz bir vatanseverlik bilinci içinde tartışmışlardır. Öylesine umutsuzdurlar ki; bir tür öğrenilmiş / kabullenilmiş çaresizlik içinde, Amerikan güdümü (mandaterliği) ya da İngiliz korumasını bile ısrarla tartışmışlardır.

İstanbul Tıp Fakültesi öğrencilerinin aralarında para toplayarak Sivas’a temsilci olarak yolladıkları Tıbbiye’nin 3. sınıfındaki Hikmet (Boran), Mustafa Kemal Paşa’ya kafa tutacak denli ateşli bir tam bağımsızlık savunucudur. Çünkü arkadaşları O’nu bu amaçla yollamışlardır. Çünkü onlar, 1915’te Çanakkale savunmasında hepsi şehit olan Tıbbiye 1. sınıf öğrencilerinin acılı ülküdaşlarıdır.

Sivas Kongresi’ne İstanbul Tıbbiyesinin temsilcisi olarak, arkadaşlarının arasında topladığı para ile katılan 20-21 yaşlarında tıp öğrencisi.. Kongrede manda yandaşlarına isyan eden tam bağımsızlıkçı Türk genci. (Geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz Orhan Boran’ın babası..)

Sivas Kongresi, Temsil Heyeti’ni belirler, başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’yı getirir
ve görkemli meydan okuyuşunu, özgürlük bildirgesini dünya kamuoyuna şöyle haykırır :

Bugün ulusça bilinmekte olan iç ve dış tehlikelerin yarattığı
“u l u s a l u y a n ı ş” t a n doğan Kongremiz, aşağıdaki kararları almıştır :

1. Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan silah bırakımı (Mütareke) tarihinde (30 Ekim 1918, Mondros) sınırlarımız içinde kalan Osmanlı ülkesinin bölgeleri, birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılması olanaklı olmayan bölünmez bir bütün oluştururlar.
2. Toplumun bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığımızın sağlanması için
ULUSAL GÜCÜ ETKEN ve ULUSAL İSTENCİ EGEMEN KILMAK kesin ve temel ilkedir.
3. Ülkenin herhangi bir bölümüne (Ulusal Ant sınırları içinde) yönelecek müdahale ve işgale, hep birlikte savunma ve direnme ilkesi meşru kabul edilmiştir.
4. Osmanlı hükümeti, bir dış baskıyla ülkemizin herhangi bir kesimini terk ve
ihmal etmek zorunda kalırsa, ülke ve ulusun dokunulmazlığını ve bütünlüğünü güvenceleyen her türlü önlem ve karar alınmıştır.
5. Ülke bütünlüğümüzün bölünmesi düşüncesinden tümüyle vazgeçilerek bu topraklar üzerinde tarihsel, ırksal, dinsel ve coğrafyasal haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz kılınmasını, böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.
6. Ulusumuz, insancıl ve çağdaş amaçların yüceliğine inanır; teknik, ekonomik ve endüstriyel durum ve gereksinimimizi takdir eder. Bu nedenle, devlet ve ulusumuzun iç ve dış bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğünü korumak koşuluyla, önceki maddede açıklanan sınırlar içinde, ulusal ilkelerimize saygılı ve yayılma emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, ekonomik ve endüstriyel yardımını hoşnutlukla karşılarız. İnsancıl ve adil koşulları taşıyan bir barışın kısa zamanda gerçekleşmesi, dünya ve insanlığın dinginliği adına, en başta gelen ulusal emelimizdir.
7. Ulusların kendi yazgılarını kendilerinin belirlediği bu tarihsel çağda, merkezi hükümetimizin de ulusal istence bağlı olması zorunludur. Çünkü ulusal istence dayanmayan bir hükümetin tepeden inme ve kişisel kararlarına ulusça uyulmayacağından başka, bu kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye dek görülen eylemler ve sonuçlarıyla kanıtlanmıştır. Bu nedenle ulus, içinde bulunduğu kaygı ve sıkıntılardan kurtulmak çarelerine doğrudan başvurmak zorunda kalmadan, merkezi hükümetimizin Ulusal Meclis’i hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması, böylece vatan
ve ulusun yazgısı hakkında alacağı bütün kararları Ulusal Meclis’in denetimine sunması zorunludur.
8. Vatan ve ulusumuzun karşılaştığı zulüm ve elemlerle ve tümüyle aynı ülkü ve amaçlar, ulusal vicdandan doğan vatansever ve ulusal derneklerin birleşmesinden oluşan genel kitleye bu kez “ANADOLU ve RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ” adı verilmiştir.
Bu Dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tümüyle arınmış
ve aklanmıştır. Tüm Müslüman yurttaşlarımız bu Derneğin doğal üyelerindendirler.
9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan genel kongresi tarafından kutsal amaçları izlemek ve bütün örgütü yönetmek için bir “Temsil Kurulu” seçilmiş ve köylerden il merkezlerine dek bütün ulusal örgüt birleştirilmiş ve güçlendirilmiştir.

GENEL KONGRE KURULU / 11 Eylül 1919, Sivas

Gelelim 11 Eylül 2007’ye..

İşte böyle 11 Eylül 2007’de Türkiye’de yaşayan değerli yurttaşlar..

Borçlar 410 milyar dolara tırmanmış, sıcak para denen dünyanın en yüksek faiziyle döviz açığını örtmek için “taştan kan çıkarırcasına” Türkiye’de güçlükle tutulan 100 milyar dolara yakın açgözlü serseri sıcak para, gerçekte % 20’leri bulan işsizlik, gelir dağılımı yeryüzünün en adaletsizlerinden, en az ¼’ü yoksullaştırılmış, en az 1 milyonu aç, 75 milyon nüfuslu, kalabalık ama niteliksiz bir nüfus. Sağlık ve sosyal güvenlik, eğitim, konut, yer yer güvenlik ve adalet gibi en temel kamu hizmetleri özelleştirme yaftasıyla yabancılaştırılmış. Bankaları, borsası, sigorta kurumları giderek vatan toprakları ve de nehirleri satılığa çıkarılmış taşı toprağı sözde kutsal vatan.. Her gün şehitlerimiz..

Okulda kalma süresi ortalama 4 yıl.. Adına terör örgütü denen bir maşa örgüt, AB-D’nin taşeronu olarak ülkeyi bölmeye çabalamakta, ülke düşük-orta yoğunluklu bir savaşta son çeyrek yüzyıldır.. Medyanın satılık kesimi, örneği görülmemiş bir dezenformasyona cansiperane soyunmuş. Kahpece psikolojik savaş teknikleriyle adeta afsunlanmış, sosyal paralizi (felç) hatta sosyal şizofreni içinde bir toplum; sözde demokratik seçimlerle siyasal tercihte (!?) bulunarak 22 Temmuz 2007’de ülkeyi karanlık bir tabloya sürükleyen siyasal kadrolara artan bir oy oranıyla iktidarı sunuyor.. Adı da demokratik meşru seçimler oluyor.. Hayır, asla, bu düpedüz postmodern bir emperyalist darbe!

Ülkenin en ivedi, 1. gündemi Anayasa değişikliği mi? Yoksa kocaman bir gündem oyunu mu? Üstte tanımlanan ekonomik-politik-askeri-ticari-kültürel… kuşatma ivedi ve canalıcı sorun değil mi?

Sivas Kongresi’nin aziz kahramanları mezarlarında kahroluyorlardır hiç kuşku yok..

O kahraman insanlara yaraşır olmak ve ruhlarını azaptan kurtarmak için
tüm ulusal güçlerin ayağa kalkma zamanıdır!

Haydi Türkiye, silkin ve kendine gel, son vuruşlar sahneleniyor..

Sakın ha geç kalma!!

Rakamlarla İsrail..

Dostlar,

Sizin de bu siteden yakından tanıdığınız Sn. Prof. Dr. Ali Ercan hocamız,

İSRAİL hakkında temel verileri derlemiş..

Yazısında bir de tanıtım videosu erişkesi (linki) var (ISRAEL)..

Bilimi rehber alan bir ülkenin çok ama çokhırslı başarısını alkışlamamak olanaksız.

Elbette Yahudi ırkçılığı “siyonizmi”, her ırkçılık ve yobazlık için yaptığımız gibi lanetleyerek..

Yazıda bir ölçüde dil arılaştrması, Sn. Ercan’ın bize ön izniyle yapılmıştır.

Yazı biçimi (formatı) bozulmasın diye pdf olarak sunuyoruz..

Tıklatark okuyabilirsiniz..

Teşekkürler Sn. Ercan..

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 29.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İsrail hakkında özlü derlemesini sunuyoruz..

ISRAEL_Ali_Ercan

Yılmaz Özdil’in Tren Rayları.. Hakkında TCDD’ye Yanıtı..

Dostlar,

Başbakan Erdoğan’ın 17.8.12 günü Kadıköy-Kartal metrosu açış töreninde

10. Yıl Marşımızla alay ederek, gerçekte kendisini bir kez daha deşifre ederek
ve küçük düşürerek söylediği sözler ulusal gururumuzu incitmişti.

Yeryüzünde halkının onuruyla oynayan, ulusunun gururunu kırram bir başka başbakan
gösterilebilir mi?

Ne talihsiz ülke Türkiye..

Ama bunlar da geçecek.. Tarih herkesi hak ettiği yere yerleştirecek.

Çok anlamlı bir söz anımsıyorum, paylaşalım :

İNSANIN KELAMI, AKLININ TERAZİSİDİR..

Yılmaz Özdil, bu demiryolları konusu, Başbakan RT Erdoğan’ın gerçekleri çarpıtması
üerine bir yazı yazmıştı. Sahibinin sesi TCDD de yanıt vermişti.

Usta ve yurtsever yazar Yılmaz Özdil, TCDD yazısına (yanıtına) yanıt veriyor.

Yazı bana pdf olarak ulaştı, hoşgörünüzle öyle veriyorum.

Teşekkürler, usta ve yurtsever yazar Yılmaz Özdil..

Önce beynine,

Sonra yüreğine

Sonra da “klavyene” sağlık..
(Tüfek icat oldu mertlik bozuldu; artık “kalem” yok, “klavye” var..)

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 28.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
===================================================

Tren_Raylari_ve_Yanita_yanit

Tuncay Özkan’a Kızı Nazlıcan’dan doğum günü iletisi

Dostlar,

Tuncay Özkan 23 Eylül 2008’de tutuklandı..
1 ay sonra 4 yıl bitecek..
Tutsaklıkta 5. yıl..
Kızı Nazlıcan, 4 yılda 40 yıl büyüdü, olgunlaştı.
2. bir ergenlik çağı yaşadı sanki.. 14’ü ile 18’i arasında..
Babasını bir ziyaretinde elbisesinin boncukları söküldü Silivri “Bastil”inde..
Lise yaşamında bile ayrımcılığa uğradı ve ağır bedeller ödedi, ödüyor.

Bu zulmü sürdürenler, cehenneme sonsuza dek yanacak kendi ateşlerini de götürecekler..
Pir Sultan’ın deyişiyle..

Dayan evladım Nazlıcan, dayan kardeşim Tuncay ve öbür tutsak dostlar..

Bunlar da geçecek..

Sevgili Tuncay, iyi ki doğdu 46 yıl önce..
Sakın unutma; oradan zincirlerini kırarak özgürleşecek
ve ülkemize daha çok hizmet edeceksin..
Daha borcun bitmedi vatana ve millete..

Gözlerinden öperim sevgili kardeşim Tuncay Özkan..

Sevgi ve saygı ile. 14.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================================
Tuncay Özkan’a Nazlıcan’dan

Nazlıcan ÖZKAN

82 yılının Tuzluçayır lise yıllığına 16’lık bir genç adam Sait Faik’ten alıntılıyor:
“Her şey bir şeyi sevmekle başlar, diyor Sait Faik. Siz de sevin sayın ki, sevgi ve saygı olsun payınız.”

30 yıl geçiyor; 46’lık bir genç adam anlatıyor, ben dinliyorum.
O hayatı anlattıkça, insanı seviyorum.
O direnişi anlattıkça, umudu seviyorum.
O başkaldırdıkça, Camus’yü seviyorum.
O dürüstlüğün ardından cesaretle gittikçe, Foucault’yu seviyorum.
Sonra onu tecride atıyorlar, ben Nâzım’ı seviyorum…
Çoğu zaman görüyorum ki şairler, hikâyelerimizi tamamlıyorlar.
Cam ardında yutkunduklarımızı ya da görüş süresinin yetmediklerini,
yıllar öncesinden bir sayfada önümüze koyuyorlar.
Zaman, sanırım yalnızca şairleri yutmuyor.
Bugün de benim elimden tutuyorlar. Dershanemin ikinci gününde Orhan Veli
imdadıma yetişiyor…

“Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye nezaretine gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!”

Bugün toplar atılırken Kadıköy’de dershaneden kaçıp 46’lık bir genç adamın doğum gününe,
Silivri nezaretine gideceğim.

Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

Benim kargalara simit ve macun rüşvetlerimin hesabını önceden yapan Orhan Veli’nin,
16’lık bir genç adamken lisede tanıştığı dostu Melih Cevdet Anday da
zamanın günü yutmasını engelliyor, niye kargalar işin içinde, açıklıyor.

Ve burada, sanki bir tanıdıktan bahsediyor…

“Uyumayacaksın

Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki…
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.”

Ben gördüm; bu tanıdık, hep çaldı bir sis çanı gibi gecenin içinde.
Baktım, hiç uyumadı. Memleketin, dünyanın hali uykusundan uyandırır, yazdırırdı.
Ama düzelmedi memleketin hali, girmedi onun da gözüne uyku.

Biliyorum, 14 Ağustos 2012 günü, Silivri nezaretinde bu uyuyamayan adamı bırakmış dönerken
her zamanki soru olacak aklımda:

Acaba ne patlatır kocaman bir insanlığın afyonunu?
Ve özgürlüğümden utanarak döndüğüm yolda mırıldanacağım yine yolun ardında kalan
nezaretin B/3 tecrit hücresine doğru:

“Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin” Silivri’de,

“Vakur metin sade” çalmaya devam eden…

İyi ki doğdun!


(Cumhuriyet 14.08.2012)