SEVR Antlaşması’nın 94. Yıldönümü…

SEVR Antlaşması’nın 98. Yıldönümü....

Dostlar,

Geçtiğimiz yıl bu gün, son Osmanlı Padişahı Vahdettin‘in onadığı lanetli Sevr Antlaşması’nın 93. yılında sizlerle paylaştığımız dosyayı güncelleyerek sunuyoruz.

Türkiye yangın yeri,, Ekonomi çöktü.. Tek sorumlu AKP = Erdoğan..

Bu gün Sevr’e kimse değin(e)medi dolayısıyla..
Oysa bu gün yaşadığımız 1920’nin Sevr’inin güncel uzantısı gibi değil mi??
Tam bağımsızlığınızı yitirirseniz olacağı budur..

10 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK

=======================
Türkiye’nin 12. CB / Yarıbaşkanı seçimi ne yazık ki ülkemizin gündemini kilitledi.

Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nu resmen bitiren ve anayurt Anadolu’nun bile işgalini öngören bu lanetli Antlaşma’nın unutulmaması ve genç kuşaklara tarih bilinci verecek biçimde sürekli işlenmesi gerek..

SEVR paçavrasını yırtan ulus kahramanlarına, başta önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, 94 yıl sonra bitmeyen bir şükran ve minnetle..

Yeni Osmanlıcıların da aklını başına alması dileğiyle..
Böylesi bir yok edici Antlaşmaya Vahdettin’in onay verdiğini unutmadan..

Bir de, 2. Padişah Orhangazi’dan başlayarak tüm Osmanlı Padişahların eşlerinin, dolayısıyla 3. padişah sonrası padişah analarının Türk olmadığını unutmadan..

Basit ama, anlayana anlamlı bir hesap yapalım :

36. ve son Padişah Vahdettin’in Oğuzların Kayı boyundan genetik kalıtım oranı
(1/2)^34 = 11 milyarda 6’ya düşmektedir. Hala biyolojik – etnik olarak Asya Türkmen genetiğinden söz edilebilir mi? O halde bu “Atalarımız Osmanlılar” ne demektir??

Sevgi ve saygıyla.
11.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

==============================================


SEVR ANTLAŞMASI’nın 93. YILDÖNÜMÜ..

Bu gün, 10 Ağustos 1920’de hain Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin ve
Sadrazamı Damat Ferit’in Sevr Anlaşması’nı Fransa’da bağıtlayışlarının
93. yıldönümü..

1. Dünya Paylaşım Savaşı sonunda 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesi ile fiilen çökertilen Osmanlı Devleti, Sevr Antlaşması ile tümüyle parçalanıyor ve hukuksal olarak da ortadan kaldırılıyordu. Türklere, İstanbul dolayı ile Anadolu’nun ortasında Akdeniz ve Ege’ye kapalı küçük bir toprak parçası (280 bin km2, şimdiki topraklarımızın 1/3’ü kadar) bırakılıyordu. Aşağıdaki haritaya bakınız lütfen..

Bu sınırlı toprakların bile Yengin (galip) İtilaf Devletleri gerek görürse (!) işgali
Sevr Antlaşması’na göre olanaklıydı (md. 206).

Bu boğulmaya isyan, zincirleri kırma bağlamında Mustafa Kemal Paşa tarafından
30 Ağustos 1922’de “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” buyruğu ile veriyordu. Ege ve Akdeniz’i bir bütün görerek denizlere açılmak, özgürleşmek, Sevr’i yırtmak için..

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni birlikleri öz yurdu bile tümüyle işgal ediyordu. Boğazlar uluslararası güce bırakılıyordu. Ordu’nun tank, ağır top, uçak ve gemilerine el konuyor; asker sayısı elli bin ile sınırlanıyordu. Azınlık hakları Türklerin haklarını aşıyordu.

Tam bir aşağılanma, onursuzluk ve tutsaklık hatta Türkleri tarihten yok ediş belgesi idi Sevr!

  • Bir Ulusa topyekun suikast (soykırım!) girişimi!

Atatürk Sevr Antlaşmasıyla ilgili olarak şunları söylemişti SÖYLEV‘inde :

  • “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak
    yaşama hakkımızı inkar ve ortadan kaldırmaya yönelik olan
    Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa ile İnönü, başta dava ve silah arkadaşları ulusumuza öncülük ederek, tarihte benzeri olmayan bir Kurtuluş Savaşı verdiler ve bu uğursuz ihanet belgesini, şanlı İstiklal Savaşımız ile yırtıp attılar. Bize, Lozan Antlaşması ile Ulusal And (Misak-ı Milli) sınırları içindeki bugünkü güzelim yurdumuzu, özgürlüğümüzü ve onurumuzu sağladılar (24 Temmuz 1923).

Bizler; yüce önder ATATÜRK’ün bize armağanı ve kutsal emaneti olan
bağımsız, özgür, demokrat, halkçı, laik ve insan haklarına saygılı, çağdaş
Türkiye Cumhuriyeti’mizi sonsuza dek yaşatacağız.

Tüm Türkiye toplumunu (Atatürk’ün deyimi ile “ahalisini”) bilinç ve kararlılıkla,
varlığımızın özü ve güvencesi olan bu temel değerlere sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Özellikle BOP vb. AB-ABD süreçleriyle sinsice tuzaklanan kimi uluslararası girişimlere karşı son derece uyanık olmak zorundayız. Sözde “Yeni Anayasa”,
dünkü İtilaf Devletleri’nin, günümüzün ise sözde stratejik / trajik müttefiklerinin diplomatik “Yeni Sevr” dayatmasıdır. AB yasama organı AP’nin (Avrupa Parlamentosu), açıkça Sevr’in uygulanmasını isteyen utanmaz istekleri olmuştur
ne yazık ki! Hem de kezlerce..

Ama köprülerin altından çok sular akmıştır.

  • Artık Türkiye halkı uluslaşarak TÜRK MİLLETİ olmuştur

ve bu tür bildik oyunlara gelmeyecek denli deneyimlenmiş, bilinçlenmiştir.

Tarihin “aptallar için tekerrürüne” asla izin vermeyecektir.

Atatürk’ün SÖYLEV’inde vurguladığı üzere;

  • Türk Ulusu’nu tarih sahnesinden silme amaçlı olup, yüzyıllardan beri hazırlanagelen bir “suikast planı” (apaçık SOYKIRIM!) olan meş’um (lanetli) Sevr paçavrasını 

yırtarak bizlere Lozan Antlaşması ile günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukukta adeta tapusunu sunan Anadolu İhtilalcilerini ve Anadolu Aydınlanmacılarını, Türk Devrimi’nin harcını kanları ve canları ile karan tüm şehit ve gazilerimizi
(artık hiçbiri yok galiba!?) sonsuz bir minnetle anıyor; kutsal emanetlerini sonsuza dek tam bağımsız ve dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olarak yaşatacağımıza söz veriyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Elazığ, 10.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Bu Sevr haritası ile Lozan’da sağlanan ve Atatürk’ün büyük çabalarıyla 1939’da Hatay’ın anavatana katılımıyla; ayrıca yine Atatürk’ün başarısı 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tamamlanan günümüz T.C. sınırları (Musul – Kerkük dışında ne yazık ki) Misak-ı Milli karşılaştırıldığında, her şey çok daha net anlaşılacaktır..

Not     : Fransız işgal bölgesi neredeye Karadeniz’e ulaşacak! Niye acaba?
Divriği demir madenlerini de ele geçirmek için!

AÜTF D5 Dersi : KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı

AÜTF D5 Dersi :
KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı

Sevgili AÜTF Dönem V Öğrencilerimiz,

Sizlere 2 ders saati sunduğumuz “KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı” dersimizin
güncellenmiş yansılarını pdf olarak aşağıda paylaşıyoruz..

Bu konu, salt teknik düzeyde tıbbi bağlamda ve daraltılmış olarak Halk(ın) Sağlığı – KüreselleşTİRme bağlamını kavramak açısından değil fakat genel ölçekte söz konusu KüreselleşTİRme süreçlerinin “ne mene bir şey” olduğunu kavramak bakımından da önemlidir. Çok yalın ve çarpıcı olarak, kısadan vurgulamak gerekirse, denklem çok nettir ve matematiksel kesinliktedir : KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm = ABD hegemenonyası… Dolayısıyla 21. yüzyılı kavrayabilmenin anahtarı söz konusu çarpıcı denklemin adamakıllı kavranmasına bağlıdır.. Salt iyi bir hekim olmak için değil;

– bir yurtsever, bir dünyalı ve
– giderek BEYİN İĞFALİNE uğrayarak zavallılaştırılmış – teslim alınmış, 
– “insansı” bir bir Dünyalı.. olma yıkımından korunma için sizlere bir reçete olacaktır bu notlar.. 20 yılı aşkın bir süredir lisans ve lisansüstü düzeyde veregeldiğimiz bu dersin yansılarının bu göz ve bilinçle değerlendirilmesinde büyük yarar olduğunu düşünüyoruz..

Sağlık hizmetleri her toplum için yaşamsal ve vazgeçilmezdir. Bu hizmetler de öbür kamu hizmetleri gibi yerel – uluslararası sermayenin eline geçmektedir. Küreselleşme sürecinde asıl olan ülke halkının sağlığı değil, bu alanda da kapitalizmin tunç yasası gereği en üst düzeyde kârdır (kâr maksimizasyonu!) Ülkemiz, dış güdümlü sağlık politikalarıyla sağlık hizmetlerini özelleştirmeye zorlanmaktadır.

Genel sağlık sigortası;
PRİM = EK VERGİYE dayalı ahlaksız bir soygun düzenidir!
GSS sizin sağlığınızın değil sermayenin kârının sigortasıdır!
ŞEHİR HASTANELERİ soygun – talan düzeninin aracıdır!

Türkiye’miz bu süreçte giderek daha çok sağlık harcaması yapmakta ancak o ölçüde sağlıklı bir toplum olamamaktadır. AKP’nin Haziran 2003’te başlattığı Sağlıkta Dönüşüm tuzağı – masalı ile yüzlerce milyar $ ulusal servetimiz yerli – yabancı sermayenin kasasına aktarılmıştır. Bu açık ve iğrenç bir post-modern sömürüdür ve kabul edilmesi de sürdürülmesi de olanaksızdır. Kuşku yok, tıp dışından okuyuculara da rahatlıkla hitap edebilecek bir içerik kurgulanmıştır.

Ülkemizin, geçtiğimiz yüzyılın başında emperyalizmin pençesinden Büyük ATATÜRK sayesinde çok ağır bedellerle kurtuluşumuzun üzerinden yüz yıl bile geçmeden ve tek kurşun bile atmadan yeniden emperyalizmin, Mustafa Kemal Paşa‘nın nitelemesiyle

  • Bizi yutmak isteyen kapitalizm ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizmle mücadele etmeyi MESLEK edinmiş insanlarız….”

Bu 2 kadim düşmanın pençesine bir kez (son kez!) daha düşülmemesi temel dileğimizdir.
Bunun sonu YENİ SEVR‘dir! 210 yansıyı (8,2 MB) görmek için lütfen tıklar mısınız??

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi

Sevgi ve saygı ile. 24 Eylül 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not : Daha önce AÜTF Dönem VI’da 4 saat süreli verilen daha kapsamlı 2 dosyanın erişimi :
KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-1
KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-2

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı / Globalisation & Public Health


Yine AÜTF D3’te 1 yarıyıl boyunca 30 saat süreli verilen
SEÇMELİ KÜRESELLEŞME VE HALK SAĞLIĞI dersimizin yansıları ise 3 dosya olarak aşağıdaki erişkelerden çağrılabilir :

1_KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi
2_KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi
3_KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi
http://ahmetsaltik.net/2014/03/19/secmeli-kuresellesme-ve-saglik-dersi-yansilari-autf-donem-3-2013-14/

Lejyoner teröristler..

 

Lejyoner teröristler

Van’daki baskında öldürülen 12 PKK’lıdan 3’nün yabancı uyruklu olması ihtimali üzerine bölgedeki Emniyet kaynaklarıyla görüştük:

  • Yabancı teröristler, keskin nişancı ve oyun kurucu olarak çatışmalara giriyor!

Lejyoner teröristler

Derya Derviş

Güneydoğu’yu hendek kazarak cehenneme çeviren PKK’lılar arasında çok sayıda yabancı uyruklu teröristin bulunduğu belirlendi.

Bir güvenlik uzmanı, şu bilgileri verdi:
– “Çatışma sonrası özellikle yabancı uyruklu ölülerini alıp gidiyorlar.
Lejyoner teröristlerin varlığını gizlemek istiyorlar. Bölgemize 400 terörist ile yapılan
son saldırıda çok sayıda yabancı uyruklu teröristi ölü olarak ele geçirdik. ”

İSMİ AÇIKLANMAYAN PKK’LILAR YABANCI MI?

Emniyet güçlerinin önceki gün Van’ın Edremit ilçesinde yaptığı başarılı operasyon sonucu öldürülen 12 teröristten 3’nün yabancı uyruklu olduğu tahmin ediliyor.
Van Emniyet Müdürlüğü’nde görüştüğümüz üst düzey bir yetkili, şu bilgileri verdi:

Özgür Gündem gazetesinin öldürülen 9 teröristin kimliğini açıklayıp 3 teröristin ismini vermemesinin nedeni, bunların kimliğini kamuoyundan gizlemektir. Bu da 3 teröristin yabancı uyruklu olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Özgür Gündem’in olayın hemen ardından 9 teröristin kimliğini açıklaması ise o evde kimlerin kaldığını daha önceden bildiklerini gösterir.”

Yetkili, şu noktalara da dikkat çekti:

Bölgede, bölge halkının dilini bilmeyen birçok yabancının tercümanlarla
köy köy dolaştığını biliyoruz. Bunlar, yabancı dillerle halka propoganda amaçlı konuşmalar yapıyor. Tercümanlar da halka konuşulanları tercüme ediyor.
Bu yabancılar silahlı geziyor
.”

Farklı bölgede görevli bir Özel Harekât polisi, PKK içinde yabancı uyruklu teröristlerin keskin nişancı ve oyun kurucu olarak görev yaptığını söyledi.

SIRP, ALMAN ve FRANSIZ

Özel Harekâtçı, bunların çoğunluğunun Sırp, Alman ve Fransız paralı askerler olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Uzak mesafeden çatışma oluyorsa, özellikle yabancı uyruklu ölülerini alıp gidiyorlar.
Lejyoner teröristlerin varlığını gizlemek istiyorlar. Bölgemize 400 terörist ile yapılan
son saldırıda çok sayıda yabancı uyruklu teröristi ölü olarak ele geçirdik.
Hepsi kimsesizler mezarlığına gömüldü.”Aynı kaynak, ele geçirilen yabancılar arasında ABD uyruklu olup olmadığı sorumuza ise
şu yanıtı verdi:

– “Onlar (ABD’liler!), Türkiye dışındaki kamplarda teröristlere eğitim veriyor.”

İTİRAFÇI: SİLAH DESTEĞİ ALIYORUZ

Diyarbakır Sur’da geçen hafta yakalanan bir terörist yaptığı itiraflarda,

– “Çatışma ve direnişte bulunanların içinde yabancı uyruklu kişilerin olduğunu,
tek kelime Türkçe ve Kürtçe bilmediklerini ve bu kişilerin PKK’ya silah ve mühimmat desteği verdiklerini..” söylemişti.

VİLLAYA ÖZEL KAMERALAR YERLEŞTİRİLMİŞ

Van Valiliğince 12 teröristin etkisiz hale getirildiği, 1 polisin şehit olduğu, 2 polisin de yaralandığı operasyonun teknik ve fiziksel izlem ile halktan gelen ihbar sonucunda
gerçekleştirildiği bildirildi. Bu arada Edremit ilçesinde operasyonun gerçekleştirildiği
2 katlı evin dışında güvenlik kamerası sistemi kurulduğu, evde bol miktarda gıda malzemesi bulunduğu kaydedildi.

Operasyonda, 7 Kaleşnikof marka uzun namlulu silah, 2 M-16 uzun namlulu silah, Bixi marka silah, 2 tabanca, 25 patlamamış el bombası ve 2 el bombası maşası, 32 Kaleşnikof tüfeğe ait şarjör, 10 M-16 silaha ait şarjör, bin 500 Amerikan Doları ile bin Türk Lirası, silahlara ait
bin 908 fişek, ses kayıt cihazı, fotoğraf makinesinin ele geçirildiği bildirildi.

==========================================

Dostlar,

Büyük ve uluslararası bir komplo ile arşı karşıya Türkiye Cumhuriyeti..
Artık safiyane değerlendirmelerin zamanı çoktan geçmiştir.
Tüm kanıtları ile tablo ortadadadır : YENİ SEVR!
Özellikle çatışmalarda sağ yakalanan yabancı uyruklu PKK militanlarının
kimliklerinin tüm dünyaya duyurulması yerinde olacaktır. Öldürülenlerin de belki..
Bu insanlar kendi ülkelerinden nasıl buralara gelmişlerdir?
Devletlerinin durumdan haberi var mıdır, pasaportları var mıdır, legal midir?
Özellikle sağ yakalananların terör suçuna bulaşmış olmaları nedeniyle Türkiye’de yargılanmaları ve TCK’daki yapıtımları görmeleri gerekir.
Kaynak ülkelerin de bu vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkarması beklenir.
BU ülkelerin yurttaşlarına çağrı yapmaları, terör örgütlerine katılmanın vatandaşlıktan çıkarılma cezası görebileceği vurgulanmalı ve Türkiye tatarfından istenmelidir.
Böyle olması için Türkiye Dışişlerinin yoğun çaba göstermesi arzulanır.

Türkiye, bu vekaleten savaşı artık bitirmelidir. 32 yıldır sürdürülen Batı kaynaklı
bölücü girişime son verilmelidir. Bunun için bütüncül – çok yönlü bir politikanın Devletin
ulusal politikası olarak benimsenmesi ve halkın da desteğinin sağlanması zorunludur.

Ancak AKP’den böylesi bir girişim beklenebilir mi?

Hiç sanmıyoruz.. AÇILIM süreci bilererek, göz göre göre 4 yıldır ülkemize dayatıldı.
Bölünme artık ramak kala aşamaya vardığından olsa gerek, TSK’nın büyük çabalarıyla
RTE her nasılsa ikna edilebildi (!?) ve bir meşru savunma ister istemez başlatıldı.
Bu arada HDP ile AKP’nin örtük olarak görüştüklerini öğrenmek sürpriz olmadı.
Ne denli acıdır? Neyin pazarlığı yapılmaktadır?
AÇILIM‘ın buzdolabında olduğu söylenerek kime ne mesaj veriliyor??
HDP, Başkanlık anayasasına “evet” dedirtmek için köşeye mi sıkıştırıluyor?
Böylesi bir girişim, asla bir politik tercih değil olsa olsa “ahlaksızlık” tır ve
Machaivelli‘nin bile pabucunu dama atmak demektir ki faturası çok ağır olur.

Sorun, “Kürt sorunu” değildir!..
Dolayısıya çaresi de KÜRTÇÜLÜK asla değil!

Bölgede yürütülen anket – kamuoyu araştırmaları, Kürt yurttaşların ezici çoğuluğunun Türkiye’den ayrılmadan yana olmadığı ve PKK’yı desteklemediği anlaşılıyor.
Bu olgu son derece değerlidir ve elde tutulması için gereken her şey yapılmalıdır.
Bölgeye kamusal ve özel yatırımların artırılması,
Kürt feodalitesinin mutlaka tasfiyesini öne alan toprak reformu dahil,
bütünleştirici (integrating) bir AYDINLANMA seferberliği başlatılmalıdır.

Çağımızda insan hakları şu ya da bu etnik kümenin, inanç kesiminin değil;
tüm insanlığın sorunudur.
Düşman ortaktır ve o Emperyalistleeşen hatta Küreselleşen Kapitalizmdir.
Çare, politik öncülük yapıp halkı siyasal bağlamda örgütleyerek
halktan yana – toplumcu iktidarlar kurmaktır..

İki yüzlü, eli kanlı Emperyalist Batı’nın kucağından bir an önce kalkmaktır!
Türkiye NATO üyesi ve AB adayı iken Atalantik ittifakınca parçalanmak istenmektedir!

Türkiye halkı, kuşkusuz bu tarihsel pratiği de gerçekleştirecektir.
Aydın yılgınlığı ve aculluğundann sıyrılmak kurtulmak gerek..
1128 imza ile de bir yere varılamaz, tanıyı doğru koymak gerekir :

– Bizi yutmak isteyen Kapitalizm ve mahvetmek isteyen Emperyalizm…

Mustafa Kemal Paşa bu tarihsel ve isabetli tanıyı yüz yıl önce koymuş ve “gerekeni” yaparak “tam bağımsız” bir Türkiye bırakmıştı bize..

“Herkesle dostluk kurmaya çalışan ama hiç kimseyle ittifak ve bloklaşmaya gitmeyen”
bir Türkiye! (Ata’nın 12 yıl kesintisiz Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras..)

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ
ilkesine içtenlikle sarılarak ve gereğini yaparak..
Günümüzde 13+ yıldır AKP – RTE‘nin yaptığının tam tersi yani..

Reçete gene aynıdır..
Tarih, ders al(a)mayanlar (bizim gibi aptallar!) için ne yazık ki benzer koşullarda
benzer sonuçlar vermektedir (tekerrür etmektedir)..

Sevgi ve saygı ile.
17 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın Silivri konuşması; 08.04.2013


Dostlar,

8 Nisan 2013 Pzartesi günü, biz de, bilmem kaçıncı kez, Silivri’deki “Ergenekon tertibi” duruşmasını izlemeye gittik.

Ancak salona girmek ne olanaklı (mümkün)?

Dışarıda yüz bini aşkın insan; yurtsever tutsakları desteklemek için oradalar..
Yağmur bir yandan, fırtına ve soğuk bir yandan, yüzlerce metre barikatlar bir yandan..
Bir de çevik kuvvet polisleri, robokoplar ve onların zulümleri :

Bol biber gazı ve o soğukta basınçlı su!

350 kişilik avuç içi kadar salona kim sığabilir ki? 300’e yakın tutsak sanık var..
Bir bölümü son oturuma dek duruşmalardak alıkonsa bile..
Onların avukatları var 1’er – 2’şer..
41 CHP Milletvekili var.. Milletin vekilleri duruşmayı izleyecek..
Sanıkların 1. derece yakınları var..
Yerli – yabancı basın ve gözlemciler var; AÇIK YARGILAMAYI izleyecekler;
hukuk – hak ihlali yapılyor mu, yargılama adil mi vb. izleyecekler..

Ne mümkün; mahkeme duruşmayı açmamak için, elinden geleni yapıyor.
350 kişilik salonda 100’e yakın yer boş tutuluyor örneğin! İstanbul Barosu adına genel gözlemci avukatların çıkmaları isteniyor..

Çünkü dışarıda 100 bini aşkın yurtsverin destek coşkusu var..
Onu boşa çıkartmak gerek.. Nitekim öyle de oldu.. Heyet muradına erdi..
Duruşmayı yürüt(e)medi ve 11 Nisan’a erteledi..

İzlenimlerimizi sizlerle paylaşacağız. 9 Nisan günü yol yorgunluğu ile yazamadık.

ADD Genel Başkanı Sayın Tansel Çölaşan‘ın kulaklarımızla dinlediğimiz konuşmasının metnini aşağıda veriyoruz.. Kendisiyle de konuşması sonrası oturduğu miting otobüsünde selamlaştık.

Sevgi ve saygı ile.
10.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

================================

ADD Genel Başkanı
Tansel Çölaşan’ın Silivri konuşması; 08.04.2013

tansel colasan

Ergenekon Cumhuriyetin itibarsızlaştırılarak yıkımı sürecinde düğmeye basılma noktasıdır.

Cumhuriyetin kurumlarını yıkmak, saldırılarını Atatürk’e kadar uzatmak için planlanmış bir sürecin parçasıdır.

Bu dava hukuki bir dava değildir,
Cumhuriyetle sorunlu olanların siyasi davasıdır.
Cumhuriyetin kurumlarıyla ve cumhuriyetçilerle mücadele edilmektedir. 
Ergenekon süreci başlatıldığında halk, gerçekten ortada bir darbe tehlikesi var, suçlular var, yasal zeminde bir dava süreci, yargılama süreci yaşanacak zannetti.

  • Ama bugün gelinen noktada bu Ergenekon davası çökmüştür!

2007’den beri insanlar adil bir yargılama süreci gözetilmeden içeride tutsak edilmiş durumda. Hala örgüt nerede, kimler, ne yapmış belli değil, 120 milyonu bulan belgeler 15 günde incelendi!? Savcı, esas hakkında mütalaasını verdi.
Şimdi sıra son savunmada.

Ama sonuçta aynı Balyoz davasında olduğu gibi “kısa yoldan” davayı bitiriyorlar,
topu Yargıtay’a atacaklar.
Ama bütün bu süreç halkta yargıya olan inancı bitirdi.
Artık kimse burada bir hukuki dava olduğunu düşünmüyor.
Siyasi bir linç olduğunu görüyor.
13 Aralık’ta (2012) buradaydık.
Yine buradayız. Sonuç belli;
  • Düşman Ceza Hukuku uygulanıyor – uygulanacak!
İster beraat, ister ağırlaştırılmış müebbet versinler halk bu davayı çoktan olması gereken yere koydu.
Tarih de bu mahkemeyi savcısıyla, yargıcıyla hak ettiği yere koyacaktır.
TARİH AFFETMEZ.

Dikkat edin, davanın yürüyüşü ile Türkiye’nin gündemi birbirini tamamlamaktadır:

Bir yandan Cumhuriyetçi Kemalist, demokrat insanlar ve kurumlar bu ve
benzer davalarla hedef alınıyor, susturuluyor, toplum korkutulup, sindiriliyor;
öte yandan BOP, yaratılan bu ortamdan istifade ile uygulamaya konuluyor.

Nedir BOP?

İktidar, kendisine sunulan alanda; Laik Cumhuriyeti dönüştürerek
başkanlık sistemi adı altında diktatörlüğe doğru yol alırken, bu alanı iktidara sunanlar da, Türkiye’yi yeni Ortadoğu sınırlarının çizilmesi noktasında kullanmakta,
bölünmeye götürmektedirler.

  • Bugün vatan ve cumhuriyet tehlike altındadır!

  • Bugün ülkemiz emperyalist saldırı altındadır!

” ABD / AKP / BDP / PKK / Oslo – İmralı süreci” ile
bölünme Anayasası dayatılıyor!

  • Milletin birliği  –  vatanın bütünlüğü tehlikede!

DAYATILAN :

KÜRT – İSLAM SENTEZİ   / ŞERİAT DİKTATÖRLÜĞÜ
ULUSU VE ÜLKESİYLE BÖLÜNMÜŞ TÜRKİYE!
YENİ SEVR!
VER MİLLETİ  –  ÜLKEYİ   /  AL ŞERİAT DİKTATÖRLÜĞÜNÜ!

Halk bir tarafa bırakılmış,
Anayasada nelerin yer alacağı APO ile pazarlık ediliyor.

İçeriği halktan gizlenen bu pazarlığın AMACI; Ülkenin bölünmesine yol açacak TAVİZLER karşılığında iktidar alanını genişletmek
Yani Başkanlık ve laik Cumhuriyetin sonlandırılması için DESTEK almak.

Yüzleri yok, bunları halka açıktan anlatmaya.
“AKİL adamlar” buldular.
Onlar AKP yerine konuşacaklar, AKİL BİR AÇILIMA (!) destek sağlayacaklar.

  • Yani Başbakan Apo ile pazarlık yapacak,
    Akiller de pazarlığı pazarlayacaklar.

Boşuna gayret
Damat Ferit de, İngilizler İstanbul’u işgal ettiğinde, halk işgale direnmesin diye
böyle halkı ikna gurupları oluşturmuş, Anadolu’yu dolaştırmıştı.
Ama Erzurum – Sivas Kongreleri ile halk direnişi seçti. Yok olup gittiler.

Bugün şu akiller listesine bakın, çoğunluk bölücü Kürtler ya da yandaşları.
AKP ve bölücü PKK yandaşlarının çoğunlukta olduğu böyle heyetler bölünme anayasasını ve açılımı halka anlatamazlar, halkın desteğini alamazlar.
Hiçbir yasal, hukuksal dayanağı olmayan bu yol sonlandırılmalıdır.
Oynanan oyunu görüyoruz.
Oynanan oyunu bozacağız.

Biz 29 Ekim’de, 10 Kasım’da, 23 Aralık’ta , 24 Mart’ta bu sürece DUR dedik.
Bugün de DUR diyoruz.

Bu oyunu bozacağız.

Bozacak mıyız?
Bozacak mıyız?

Söz veriyoruz :

– Ulusun birliğini,
– Vatanın bütünlüğünü,
– Laik Cumhuriyeti koruyacağız.
– O’nu yeniden layık olduğu yere çıkartacak ulusal bir yönetimi iktidara getireceğiz.

Söz mü?

2013 YILI ZOR GEÇECEK..

Suay Karaman

portresi2

2013 YILI ZOR GEÇECEK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir televizyon programında Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülkede yaşayan herkesin ortak paydası olduğunu söyleyerek, Atatürk’ün yaptıklarından söz etti ve “Atatürk’e karşı çıkmak vatan hainliğidir.” dedi.

Ülkemizin emperyalist devletlere karşı savaşarak, nasıl kurtulduğunu ve kurulduğunu anlamadan, bilmeden Atatürk’e karşı çıkmak vatan hainliğidir. Dersim Dersim diye dersini çalışmayıp, gerçeği göremeyenler, Dersim isyanının, bugün PKK terör örgütü adıyla yapılan ayaklanmanın benzeri olduğunu anlayamamaktadırlar.
Bugün Dersim ayaklanmasını bastıranlardan hesap sormaya kalkanlar,
PKK terör örgütüne karşı savaşan subaylarımızı Silivri’ye atanlarla aynı cephede bulunmaktadırlar. Bu karanlık ve vicdansız gidişin sonunda PKK terör örgütünün başı için de olmayan onurunun iadesi gündeme gelebilir. Ancak unutulmaması gereken bir durum vardır:

Devlete ihanet edenlerin olmayan onurları iade edilemez. Çünkü ihanetçiler, emperyalizmle işbirliği yaparak, vatanı bölmek isteyen alçaklardır, namussuzlardır.

Başbakan PKK terör örgütü ile görüştüğünün söylenmesi üzerine:

  • “Kim İmralı’yla bebek katiliyle görüştüğümüzü, pazarlık ettiğimizi söylüyorsa, iddia ediyorsa namerttir, alçaktır, namussuzdur, şerefesizdir, haysiyetsizdir.” demişti.

Ancak her türlü yalanlamaya karşılık, MİT ile PKK terör örgütünün Oslo’daki
ihanet içeren görüşmeleri ortaya çıkarıldı. Pişkinlikte sınır tanımayanlar şimdi de İmralı’da PKK terör örgütünün başıyla görüşmeler yapıldığını artık resmen açıklamaktadırlar. PKK terör örgütü ile silahları koşulsuz bırakmayı kabul etmeden yapılan bu görüşmeler doğru değildir, terörü bitirmek için terörden çare aramak anlamındadır. İmralı’daki buluşmada PKK terör örgütüne silah bırakma karşılığında hangi anayasal, yasal ya da idari tavizlerin verileceği görüşülecektir.

Yıllardır “silahı bırakmayan terör örgütüyle müzakere edilmez, mücadele edilir” diyen ana muhalefet partisi tutum değiştirmiştir. Yeni CHP’nin
Genel Başkanı, başbakana bu konuda yeni kredi vererek, hatalarına bir yenisini daha eklemektedir. Bu yeni kredi, PKK terör örgütünün meşrulaştırılması konusunda, siyasi iktidarın tüm yaptıklarına destek vermek anlamındadır.
Bu görüşmelere sessiz kalanlar ve terörle müzakereyi içlerine sindirenler,
bu tutumlarını nasıl açıklayacaklardır? Üstelik başbakan bu yeni kredi için,
ana muhalefet partisinin genel başkanını ağır sözlerle eleştirdi. Ancak PKK terör örgütünün başı için “dört parti uzlaşırsa, ev hapsi uygulanabilir; uzlaşılan her konunun başımızın üstünde yeri var” diyen ana muhalefet partisinin genel başkanı, henüz siyasi iktidarın samimiyetsizliğini anlayamamış olmalı ki,
hala bunlarla birlikte yeni anayasa yapmaya çalışmaktadır.

Yıllardır emperyalist devletlerin isteği ve öncülüğünde PKK terör örgütüne verilen tavizlerle bugünlere gelinmiştir. Bugün terörle mücadele etmiş subaylarımız Ergenekon davasıyla, Silivri’de zulüm altındadır. Bu davada ‘Deniz’ kod adıyla dinlenen gizli bir tanık, gizliliğe gerek görmedi ve adını açıkladı: onbinlerce kişinin ölümüne, ocakların sönmesine, yuvaların dağılmasına neden olan, PKK terör örgütünün iki numaralı ismi Şemdin Sakık. Böyle bir eşkıyanın tanıklığı sonucunda terör ve irtica ile mücadele etmiş subaylarımız suçlanarak, Silivri’ye atılmıştır.

  • PKK teröristlerinin tanık, onlarla mücadele eden yurtsever kahramanların sanık olması, ülkemiz adına utanç vericidir.

Bu davadaki gizli tanıkların ablasını öldürenlerden, yeğenini pazarlayanlardan, çocuklara tecavüz edenlerden, dolandırıcılardan, hırsızlardan seçilmesi ise,
hukuku katletmek anlamına gelmektedir..

TBMM Adalet Komisyonu’nda ‘anadilde savunma’ ile ilgili bir tasarı ele alınmıştır. Her ülkede mahkemeler resmi dil kullanmaktadır. Savuma hakkı bütün dünyada devletlerin resmi dilinde yapılmaktadır. Yeryüzünde hiçbir devlet, o ülkede doğup büyüyen, eğitim olanaklarından yararlanmış, meslek sahibi olmuş ve resmi dili bilen kendi yurttaşlarına, onların kendi etnik dilleriyle savunma yapmalarına izin vermez. Bütün uluslararası metinlerde, mahkemede kullanılan dili anlayamayan ya da konuşamayan kişiler için, adil yargılamanın nasıl sağlanabileceği düzenleme altına alınmıştır.

Mahkemenin resmi dilini isteğini anlatabilecek ölçüde bilmesine karşın,
kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ederek başka bir dilde savunma yapmak istemi ile resmi dili anlamamak ve konuşamamak farklı bir olgudur. Uluslararası sözleşmeler ve mahkeme kararları, resmi dili bilmeye karşın bir başka dil kullanılmasını hak olarak saymamakta ve hiçbir ülke böyle bir uygulamaya
onay vermemektedir. Terörle mücadele bağlamında ortaya atılan anadilde savunma hakkı gibi siyasal istemlerin karşılanması, yeni siyasal istemlere yol açacak ve devletin üniter yapısı üzerindeki tehlike daha da artacaktır.

Geçtiğimiz günlerde PKK terör örgütünün Kürdistan Halklar Konfederasyonu (KCK) tutukluları açlık grevine başlamıştı. BDP milletvekilleri de bu açlık grevine katıldılar. İmralı’dan gelen “greve son verin” talimatıyla, açlık grevine anında
son verildi.

Dünyada terör örgütünü cezaevinden yöneten başka biri var mıdır?

Kenya’dan teslim alınıp, ülkemize getirildiği gün yaptığı ilk açıklamada
“Bundan sonra devletimin hizmetindeyim” diyen Abdullah Öcalan,
PKK terör örgütünü İmralı’dan yönetmektedir ve bu durumu önleyemeyen
tüm sorumluların yargılanması gerekmektedir.

Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri ile vatan hainlerinin, ülkemizi bölmek ve yeni Sevr haritasını dayatmak için tüm güçleriyle çalışacakları 2013 yılı da, ülkemiz adına
zor geçecektir. İç politikada terör sorununda aleyhimize işleyen zaman,
bölünme anayasası, yoksulluk, açlık, işsizlik, yolsuzluk ve zam furyası
sürekli gündemdedir. Dış politikada ise emperyalistlerin isteği üzerine
Suriye ile savaş gerginliği, Irak’la sorunlar, İran’la düşmanlık rüzgarları ve
Rusya ile soğuyan ilişkiler gündemin önemli gelişmeleri olacaktır.
Ancak yurtsever güçlerin birlikteliği, bütün bu olumsuzlukları aşacaktır ve aydınlık günlere ulaşılmasını sağlayacaktır. (İlk Kurşun Gazetesi, 7 Ocak 2013)