Hukuk devleti, hukuk toplumu

Cumhuriyet, 09 Temmuz 2021

 

Her ağzımızı açtığımızda, her tartışma ortamında sıkça kullandığımız bir kavramdır “Hukuk Devleti”.

Zaten anayasamızı hazırlayanlar da daha “Başlangıç” bölümünde “millet iradesi ve hukukun üstünlüğü”nden söz ederken ve hemen 2. maddesinden başlayarak “laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” kavramına vurgu yapmıştır. (AS: 4 değil 7 özellik sayılır 2. maddede)

Gerçekten bir “Hukuk Devleti” olabilmenin yegâne (AS: biricik) yolunun da toplumsal yaşamda “hukukun üstünlüğünün hâkim olması” ilkesine atıfla, yaşadığımız toplumun da bir “hukuk toplumu” olmasından geçtiği unutulmamalıdır.

Toplumu oluşturan bireylerin, kendilerinden başka herkesin hukukuna da saygılı olma güdüsü ile yaşamadığı bir ülkede, “Devlet”in de bir “Hukuk Devleti”ne dönüşmesi kimsenin umurunda olmayacaktır.

Bence, şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadığımız en ağır ve en acil çözülmesi gereken sorun budur. Günlük küçük (mikro) yaşamlarımızda, mesela (AS: örneğin) soframızda aile bireylerinden başlayarak geniş ailemizde de (mesela miras davalarında), apartman ve site yaşamında komşularımızla ilişkilerimize, trafikte öteki sürücüler ve yayalarla ilişkilerimize kadar hemen her alanda yaşadığımız sorunları hatırlayın. Ne demek istediğimi anlarsınız.

Yukarıda sayılan alanlarda başarılı olamadığımız takdirde, “Yargı” ve “Yürütme” alanlarında Devlet’in ne kadar hukuk içinde davrandığı konusunda da sağlıklı karar veremeyiz.

Bireysel düzlemde “Bana adil davranılsın. Gerisinin canı cehenneme” demeye eğilimli olabiliyorsak, makro düzlemlerde de “Hukuk ihlallerine” ses etmeye hakkımız olmaz. Zaten mahkemeye işimiz düşmediği takdirde, bunu pek de dert edinmeyiz.

Oysaki çağdaş bir birey ve çağdaş bir toplum olabilmenin birincil koşulu budur.

Selahattin Demirtaş’ın ya da Osman Kavala’nın tutukluluğu ve anayasal hakları, AYM ve AİHM kararlarının üstünlüğünden eşit olarak yararlanamıyor olmaları, sandıkta milletin oyları ile seçilmiş Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Enis Berberoğlu’nun ve diğerlerinin parlamenter statü ve kimliğinin hasımlarının çoğunluğunun el kaldırıp indirdikleri “bir oylama ile cart diye” ellerinden alınabilmesini dert edinip edinmemek gibi net bir mihenk taşından söz  ediyorum.

Bir siyasal partinin sırf “bizim gibi düşünmüyorlar ve başka talepleri var” diye kapatılmasını ve hepsinin toptan içeri alınmasını savunarak “çağdaş toplum ve çağdaş bir demokrasi” olunamayacağını kastediyorum.

Toplumun haber alma ihtiyacının yani bilgilenme ihtiyacının sağlayıcısı bir gazetenin baskı altında tutulması, cezalarla sindirilmeye çalışılması, bir Bakanın icraatının sorgulanması şeklindeki temel ve vazgeçilmez görevini yaptı diye “soruşturmaya uğratılması” da tek tek tüm bireylerin “dert edinmesi” gereken işlerdir.

İktidarın beğenmediği TV kanallarına “gözünün üzerinde kaşın var” diye her fırsatta cezalar kesilmesi de sadece (AS: yalnızca) o kanalların değil, oradan bilgi almak durumunda olan tek tek tüm vatandaşların “sorunu” sayılmıyorsa, gerçek bir hukuk toplumu olamayız.

Bir küçücük çocuğun taciz, istismar veya tecavüze uğraması, bir sporcu kız çocuğunun “şort giyemezsin, günahtır” diye iğrenç bir baskı altına alınmak istenmesi, bir hayvana eziyet edilmesi, bir kadının ya da doğuştan veya sonradan başka bir cinsel yönelimi olan bireyin “makbul ve değerli olmayan” sayılması, kendimize “hukuk toplumu” diyebilme hakkımızı elimizden alır.

Bütün bunları toptan “kendi (bireysel) sorunumuz” sayamazsak, karpuz ya da kavun alır gibi “seçmece-kesmece” anlayışına yazılırsak, en başta sözünü ettiğimiz ve Anayasa denen metnin girişinden itibaren (AS: başlayarak) vurguladığı ilkeleri yırtıp çöpe atmış oluruz.

Gerisi de utanç verici bir ilkellik ve kaos (AS: karmaşa) anlamına gelir.

Vatandaşlar olarak, kendimize “kaliteli bir birey”, toplum olarak “birinci sınıf bir toplum” deme hakkını, devlet olarak da “hukuk devleti” deme hakkını yitiririz.

Osman Kavala: “Ülkem için üzülüyorum”

Silivri Cezaevi’nde 1202 gündür tutuklu Osman Kavala:
“Ülkem için üzülüyorum”

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hakkında verdiği hak ihlali kararı ve yerel mahkemelerin verdiği tahliye kararlarına rağmen üç buçuk yıldır tutuklu bulunan sivil toplum örgütü kurucusu ve iş insanı Osman Kavala, “Benimle ilgili dava süreci maalesef bir tiyatroya halini aldı. Hukuksuzluk tiyatrosu!” dedi. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin, yeni atanan rektöre karşı sürdürdükleri barışçıl protestolara da dayanışma mesajı gönderen Kavala, “Eşim Ayşe Buğra gibi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri gibi ben de ülkem için üzülüyorum” dedi.
cumhuriyet.com.tr 14 Şubat 2021
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/silivri-cezaevinde-1202-gundur-tutuklu-osman-kavala-ulkem-icin-uzuluyorum-1813672

Silivri Cezaevi’nde 1202 gündür tutuklu Osman Kavala: Ülkem için üzülüyorumCHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Silivri Cezaevi’nde 1202 gündür tutuklu iş insanı ve sivil toplum örgütü temsilcisi Osman Kavala ve yazar Ahmet Altan’ı ziyaret etti.

Gezi Dayanışması‘nın organizatörü olduğu iddiasıyla açılan davadan beraat etmesine rağmen 15 Temmuz darbe girişiminin planlayıcısı ve casusluk suçlamalarıyla art arda davalar açılarak tahliye edilmeyen Kavala, 39 aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu. Bu süreçte AİHM tutukluğunun hak ihlali olduğuna hükmederken, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Türkiye’ye bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundu. Yapılan son duruşmada hakkındaki tüm iddialar bir dosyada toplanarak tutukluğuna devam kararı verildi.

Dosyaların birleştirilmesi kararından sonra dava süreci hakkında ilk kez yorumda bulunan Kavala “Benimle ilgili davalar baştan beri hukuki bir süreç olmaktan uzaktı. Gelinen noktada maalesef bir tiyatro halini aldı. Hukuksuzluk, adaletsizlik tiyatrosuna dönüştü” dedi

BOĞAZİÇİ’NE  DESTEK: BEN DE ÜZÜLÜYORUM

Yeni atanan rektöre karşı, barışçıl protestolarını yürüten Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine de Silivri’den dayanışma mesajı gönderen Kavala, “Eşim Ayşe Buğra gibi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri gibi ben de ülkem için üzülüyorum” dedi.

5 YILDIR TUTUKLU, DOSYASI YARGITAYDA BEKLİYOR

Çakırözer,  dört buçuk yıldır süredir Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci-yazar Ahmet Altan ile de görüştü. 2016 Eylül ayından bu yana tutuklu bulunan ve 2019 sonunda verilen tahliye kararının ardından yeni tutuklama kararı ile yeniden Silivri Cezaevi’ne konan Altan’ın itirazı ise 13 aydır Yargıtay’da bekliyor.

ÇAKIRÖZER: BU DAVALAR DEMOKRASİNİN TURNUSOL KAĞIDI

Milletvekili Utku Çakırözer ziyareti sonrasında şu açıklamaları yaptı:

Osman Kavala hakkındaki bir beraat, iki tahliye, bir AİHM ve bir Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına rağmen yaklaşık 4 yıldır cezaevinde.

Kavala’nın tutukluluğu Türkiye’de demokrasinin turnusol kağıdıdır.

Ahmet Altan sadece yazılarından dolayı dört buçuk yıldır cezaevinde.

Dosyası son bir yıldır keyfi biçimde Yargıtay’da bekletiliyor.

Terör örgütü üyeliğinden hüküm giyenler bile ondan az yatıp çıktı. Hakimlerin karar verirken uymaları gereken hukuk güvenliği, insan onuru ve makul süre ilkeleri nerede kaldı?

Kavala, Ahmet Altan, Selahattin Demirtaş

ve diğer siyasi tutukluların cezaevinde tutulduğu her gün yeni bir hak ihlalidir. Onlar zindanlarda tutulduğu sürece Türkiye’de hukuk devletinden bahsetmek mümkün olamaz. Yeni Anayasadan bahsedenler öncelikle mevcut Anayasaya uyarak, tarafı olduğumuz AİHM kararlarına tam uyum sağlamalıdır. Siyasi tutuklular bir an önce özgürlüklerine kavuşmalıdır” dedi.

 

Boğaziçi öğrencilerinden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açık mektup

Boğaziçi öğrencilerinden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açık mektup

Boğaziçi Üniversitesi’nin yürekli gençlerinin tümüyle meşru saptama, uyarı ve istemlerine bütünüyle katılarak paylaşıyoruz.. (Dr. Ahmet Saltık)
***

Boğaziçili öğrenciler, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerini hedef alan açıklamalarının ardından açık mektup yayınladı. Öğrenciler,Bizi size koşulsuz itaat edenlerle karıştırmayın. Siz padişah değilsiniz, biz de tebaanız değiliz. Ama madem yürek demişsiniz kısaca ona da cevap verelim. Bizim hiçbir dokunulmazlığımız yok! Sizse 19 senedir bir dokunulmazlık zırhının altında esip gürlüyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Boğaziçi öğrencilerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a açık mektup

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’de uzun yıllar siyaset yapmış olan Melih Bulu’yu Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atamasına yönelik tepkiler sürüyor.

Boğaziçi Dayanışması, açıklamalarıyla kendilerini hedef gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben açık bir mektup yayınladı. Boğaziçi Dayanışması’nın Twitter hesabından, Günlerdir bizleri aracı kanallarla hedef gösteren 12. Cumhurbaşkanına Açık Mektubumuzdur ifadeleriyle paylaşılan mektupta Erdoğan’a Siz padişah değilsiniz, biz de tebaanız değiliz hatırlatması yapıldı.

Eylemlerin nedenleri ve taleplerin sıralandığı açık mektupta yer alan ifadelerin tamamı şu şekilde:

“Daha önce Melih Bulu’ya “Bir Provakatör Üstünde Şiir Denemeleri” şiiriyle yanıt vermiştik. Konunun asıl sorumlusunun siz olduğunuzu anlayıp yanıt vermeniz sevindirici. Bugüne kadar bizimle TÜRGEV aracılığıyla el altından görüşmeler talep ettiniz. Şimdi de bizimle basın aracılığıyla tartışmaya çalışıyorsunuz. Biz aracıları sevmiyoruz, doğrudan ve herkese açık bir şekilde konuşmayı tercih ediyoruz. Umarız siz de böyle devam edersiniz.

Önce size eylemlerimizin nedenini ve taleplerimizi hatırlatalım:

Üniversitemize öğrencileri ve öğretim üyelerini hiçe sayarak bir kayyum atadınız. Yaptığınız yasal mı? Evet her fırsatta tekrar ettiğiniz gibi yasal ama meşru değil. Bu atama, toplumda içinde zerre kadar adalet kırıntısı taşıyanı isyan ettirecek bir atama!

Üstüne üstlük, bir Cuma günü bir gece yarısı kararıyla daha; hocası, öğrencisi, emekçisi tüm kurumu sindirmek adına fakülteler açıyor, dekanlar atıyorsunuz. Üniversitemizi kendi siyasi militanlarınızla doldurma çabanız, içine düştüğünüz siyasi krizin göstergesidir. Krizinizin mağdur ettikleri günden güne büyüyor!

TALEPLERİNİ SIRALADILAR 

Biz kendi anayasal haklarımızı toplumun tüm kesimlerinin maruz bırakıldığınız haksızlığın farkına varması için kullanıyoruz. Taleplerimiz şunlardır:

* Bu süreçte gözaltına alınan, tutuklanan bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın!

* LGBTİ+ arkadaşlarımıza ve diğer hedef gösterilen bütün gruplara yönelik itibarsızlaştırma kampanyaları sona ersin!

* Başta bu gözaltılara, tutuklamalara ve hedef göstermelere sebebiyet veren Melih Bulu olmak üzere bütün kayyumlar istifa etsin!

* Üniversitelerde, üniversitenin bütün bileşenlerinin katıldığı demokratik rektörlük seçimleri yapılsın!

‘BİZİ SİZE KOŞULSUZ İTAAT EDENLERLE KARIŞTIRMAYIN’

Yürekleri yetiyorsa diye başlayan bir cümle kurmuşsunuz. Cumhurbaşkanını istifaya çağırmak bir anayasal hak mıdır? EVET! O halde bir anayasal hakkı kullanmak ne zamandan bir cesaret sorunu oldu?

  • Bizi size koşulsuz itaat edenlerle karıştırmayın. Siz padişah değilsiniz, biz de tebaanız değiliz.

Ama madem yürek demişsiniz kısaca ona da cevap verelim. Bizim hiçbir dokunulmazlığımız yok! Sizse 19 senedir bir dokunulmazlık zırhının altında esip gürlüyorsunuz. İçişleri Bakanı dini hassasiyetleri kaşıyan yalanlar söylüyor. Biz kendimize otosansür uygulamayacağımızı söylüyoruz. LGBTİ+ arkadaşlarımıza sapkın diyorsunuz, biz LGBTİ+ hakları insan haklarıdır diyoruz. Parti üyeleriniz Soma’da madencileri tekmeliyor. Biz işçilerin yanında eylemli bir şekilde saf tuttuk, tutacağız.

  • HDP Genel Başkanını hukuksuz bir şekilde hapishanede tutuyorsunuz. Gazetecileri de sendikacıları da…

Bizse gerçekleri korkmadan haykıranlarla biriz, beraberiz, tüm kayyumların karşısındayız diyoruz.

  • Siz Berkin Elvan’ın annesini mitinglerde yuhalatıyorsunuz. Biz Berkin Elvan’ın yanındayız diyoruz.
  • Siz “Osman Kavala‘nın karısı da bu provokatörlerin arasında yer alıyor” diyerek adını bile anmadan Ayşe Buğra’ya sataşıp, hedef gösteriyorsunuz.

Bir kadının bahse değer tek özelliğinin onun eşi olduğuna dair cinsiyetçi boş inancı çiğ bir üslupla dile getiriyorsunuz. Biz ise “Ayşe Buğra kıymetli bir hocamız, ve bir bilim insanıdır” diyoruz. “Ona yapılmış bir saldırıyı kendinize sayarız” diyoruz. (Siz şimdi de bu mektup için suçluyu övmekten, cumhurbaşkanına hakaretten düzinelerce dava açarsınız, biliyoruz ama doğruyu söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz, onu da biliyoruz!)

Kendi atadığınız rektörü okulda tutacak gücünüz olmadığı için, yeni kurulacak fakültelerle, şişirme kadrolarla ayakta tutmaya çalışmak da pek yüreklice bir tutum olmasa gerek. Bu nedenle yürek konusunda söylediklerinizi ciddiye almıyoruz.

Biz farkındayız ki ne Boğaziçi Üniversitesi Türkiye’nin en önemli kurumu ne de Melih Bulu’nun kayyum olarak başımıza gelmesi Türkiye’nin en önemli sorunudur. İstifanız talebine gelince, biz sizi bu mesele nedeniyle istifaya çağırmayız. NİYE Mİ? Siz istifa edecek olsanız,

  • Hrant Dink katledildiğinde istifa ederdiniz!
  • Soma’da 301 madenci katledildiğinde istifa ederdiniz!
  • Roboski’de 34 Kürt öldürüldüğünde istifa ederdiniz!
  • Çorlu’daki tren kazasından sonra istifa ederdiniz!
  • Başta KHK’lılar olmak üzere, işsiz bıraktığınız ya da iş bulamayan binlerce yurttaşın geçim derdini görüp istifa ederdiniz!

O zaman halkı yoksulluğa mahkum eden ekonomi politikalarınız içinden çıkılmaz hale gelince damadınızı kurban etmek yerine sorumluluğu üstlenirdiniz.

Örnekler çoğaltılabilir fakat siz hiç istifa etmediniz. Sizin tabirinizle yürekli olmak yerine safça kandırılan olarak görünmeyi tercih ettiniz. Şimdi sizi niye istifaya çağıralım? Biz Melih Bulu o koltukta oturduğu sürece protestomuzu boyutlandırarak sürdüreceğiz. Bu konuda gerekeni yapıp yapmamak ise sizin bileceğiniz iştir.

Biz demokratik hak ve özgürlükleri gasp edilenlerin yanındayız!

Bu topraklarda ezilenleri meydanlardan, kürsülerden bağırıp tehdit ederek hedef göstererek susturamayacağınızı anlamanız dileğiyle.”

 

AYM kararından sonra başka sorular

AYM kararından sonra başka sorular

  • Anayasa Mahkemesi kararlarındaki yargılar ne işe yarar? Sonunda hak ihlali olduğu kararı verilecekse; bunca yaşanan gözaltına almalar, tutuklamalar, yeniden tutuklamalar niçin? Hangi yaraları sarıyor da meşhur “adalet yerini buldu” lafı ne kadar kof, içi boş ve neden işe yaramıyor artık…

    Av. Fikret İlkiz
    İstanbul – BİA Haber Merkezi18 Ocak 2021

Çizim: Tarık Tolunay

Gezi Olayları, Gezi Davası, yeniden Gezi Davası…

Gözaltılar, serbest bırakmalar, tutuklamalar, yargılamalar, tahliye kararları, yeniden başka tutuklamalar… Geriye ne kaldı? Hatırlanan yargılama, sanık savunmaları! Mahkemenin tüm sanıklar için verdiği beraat kararı.

Gezi olayları arada bir hatırlandığında hala siyasilerin ağızlarından düşürmedikleri politik söylemlerinin konusu. Basit bir anlatım gibi geliyor yaşadıklarımız. Her ceza davasından geriye kalan yaşanmış acılar, bıraktığı izler o kadar basit değil, yaşayanlar, çekenler bilir!

Yargılamalar, yargılamalar, bazen acı acı düşündürüyor; Anayasa Mahkemesi kararlarındaki yargılar ne işe yarar? Sonunda hak ihlali olduğu kararı verilecekse; bunca yaşanan gözaltına almalar, tutuklamalar, yeniden tutuklamalar niçin? Hangi yaraları sarıyor da meşhur “adalet yerini buldu” lafı ne kadar kof, içi boş ve neden işe yaramıyor artık…

Güvenilir adalet dedikçe; güveni azaltan yargı reformlarının sağladığı nedir ki; hiç kimse yargıya güvenmiyor! Anayasa Mahkemesinin 3.12.2020 tarihli (B. No 2019/7132) Yiğit Aksakoğlu hakkındaki “tutuklamanın hak ihlali” olduğu hakkındaki kararı Gezi Davasının nasıl bir dava olduğu hakkındaki ipuçlarıyla dolu!

Anayasa Mahkemesi, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun 2014 yılı Gezi Parkı Olayları Raporu’na yer vermiş. Raporda yer alan “mevcutlardan” birisi şöyleymiş:

“- Kamuoyunda olayların çevreci bir saikle başladığını ve bireylerin yaşadıkları çevreye ilişkin kararların kendilerine sorulması talebini ortaya koyduklarını ifade edenler olduğu gibi yerleri değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını, hareketin iktidara karşı yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu belirtenler ve polisin müdahalesini Başbakanlık binasının ele geçirilmeye çalışılması, kamunun ve özel kişilerin mallarına zarar verilmesi ile ilişkilendirenler de mevcuttur.”

Davanın başvurucusu 16.11.2018 tarihinde gözaltına alınmış, tutuklanmış. Gezi Davası açılmış. 28.2.2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurmuş. 25.06.2019 tarihinde ceza mahkemesi hakkında tahliye kararı verilmiş. Mahkeme hakkında beraat kararı vermiş, ardından 3.12.2020 tarihinde Anayasa Mahkemesi karar vermiş.

Anayasa Mahkemesi bu davanın soruşturma aşamasında verilmiş olan “tutuklama” kararının “Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasanın 19. Maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” karar vermiştir. 30.000,00 TL manevi tazminat bedeline hükmedilmiş, insan yaşamında haksızca harcanmış mahpusluk zamanının karşılığı…

Osman Kavala bu davanın tutuklu sanıklarından birisiydi. Yargılandı, mahkeme beraat kararı verdi, tahliyesine dedi; Osman Kavala yeniden tutuklandı ve halen hapiste tutuluyor… Osman Kavala hakkında Anayasa Mahkemesinin (G.K), B.No. 2018/1073, 22.5.2019 tarihli kararı, Yiğit Aksakoğlu hakkındaki kararında “İlgili Hukuk” başlıklı 35. inci bölümde “bkz” (bakınız) yazılı; bakınız. Anayasa Mahkemesi ne Anayasanın 19. maddesini ve ne de Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerini yazmaya gerek bile görmüyor… Bakınız; Osman Kavala hakkındaki kararı…

Anayasa Mahkemesi kararında Gezi olayları sırasında çok sayıda toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği, bunların bir kısmının barışçıl nitelik taşıdığı Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıdığını ifade ederek; Anayasa Mahkemesinin Gezi olaylarıyla ilgili olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verdiği başvuruları örneklemiştir. Barışçıl toplantıların düzenlenmesinin, organize edilmesinin ve bunlara katılmanın suçlama konusu olmaması gerektiğini karara bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi; ancak barışçıl olmayan veya barışçıl bir şekilde başlayıp sonradan şiddete evrilen gösterilerdeki fiillerine bakılarak kişiler hakkında ceza davası açılabileceğine, ceza hukukuna veya özel kanunlarda yer alan bir hükmün ihlali halinde bu fiillerin suçlama konusu edilebileceğinin altını çizmiştir. Bir kişinin fiilinden dolayı yapılacak olan yargılamanın konusu “şiddet içeren bir toplantı düzenlemek”, düzenlenmesine yardım etmek olmalıdır. Böyle bir durum varsa bile kişinin mutlaka cezalandırılacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Adil yargılanma hakkı gereği yargılama sonunda eğer ceza verilirse bile; bu cezanın orantılı olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi soruyortutuklamak için deliliniz var mıdır?

Yoksa tutuklama olmaz, dava olmaz. Eğer deliliniz varsa; “barışçıl olmayan ve şiddet içeren eylemlere katılımın bir suçlamaya konu edilmesi durumunda bunun dayanaklarının somut olgularla gösterilmesi gerekir.”

AYM Gezi olayları ile ilgili davada şu gerçeğin altını çiziyor: “Öte yandan cebir ve şiddet, bu davadaki en önemli husustur zira başvurucunun tutuklandığı ve daha sonra yargılandığı suçun en temel unsuru cebir ve şiddet kullanımıdır.”  

Gezi davasını yaratan iddianame mademki; “Hükûmeti devirmeye yönelik bir girişimin parçası olarak yapıldığını” ileri sürmüştür; iddiasını kanıtlamak için kanıtlarını ve bu girişimi ortaya koyan olguları göstermelidir, ama gösterilmemiştir.

Kuvvetli suç şüphesinin var olup olmadığı sorgulanmalıdır. Anayasa Mahkemesi böyle bir eylem için cebir ve şiddetin varlığını arıyor. Kişinin “güç veya şiddet” kullanıp kullanmadığına, delil olup olmadığına ya da böylesi suç oluşturan davranışları desteklediği konusunda delil bulunup bulunmadığına bakıyor.

İddiaya göre neler suç sayılmıştır? İddianameye konu olayların birbiriyle bağlantısı yoktur. Bir kısmının Gezi olayları ile ilgisi bulunmamaktadır. Anayasa’dan kaynaklanan bir hakkın kullanımına ilişkin örneğin Gezi olayları hakkında kitap çıkarma girişiminde bulunma, dernek kurma, internet sitesi açma, dernek faaliyetleri için fon arayışı, dernek faaliyetlerine katılma, toplantı düzenleme gibi faaliyetlerin “şiddet içermeyen faaliyetler olduğu” Anayasa Mahkemesinin tespitidir.

AYM’ye göre; “60. Savcılık; başvurucunun da dâhil olduğu şüphelilerin Gezi olaylarını organize ettikleri gerekçesiyle Türkiye genelinde gerçekleşen mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, nitelikli yağma, nitelikli yaralama, 2863 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından da dolaylı fail olarak sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Ancak söz konusu eylemler ile başvurucu arasında bir illiyet (AS: nedensellik) bağı olduğu ortaya konulamamıştır.”

O halde somut olayda tutuklama kararı verebilmek için ileri sürülen suçlamalar soyuttur ve suç işlendiğine dair kuvvetli belirti yoktur. Anayasa Mahkemesi; suçun sadece katalog suçlardan olması veya sadece atılı suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst sınırına dayanılarak tutuklama kararı verilmesini yeterli görmemektedir. Asıl Anayasanın 19 uncu maddesine ve Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesindeki koşulların örneğin kaçma şüphesi, delillerin karartılması gibi şartların var olmasını ve bu hususların ancak kuvvetli şüphe oluşturması hâlinde tutuklama kararı verilebileceğini belirtmektedir.

Başvurucu Gezi olaylarından ve 2013 yılında başlatılan ceza soruşturmasından 5 yılı aşkın bir süre sonra tutuklanmıştır. Bu süre zarfında başvurucunun kaçma girişiminde bulunduğuna yönelik bir olgu tespit edilememiştir.

AYM’nin Gezi Olayları davasındaki bir başka tespiti hem başvurucu açısından ve hem de bu davanın diğer sanıkları açısından önemli. Başvurucunun tutuklanmasına dayanak oluşturan delillerin tamamının 2013 yılına ait olduğu ve bu tarihte toplandığı halde; “bu soruşturmanın seyrini değiştirebilecek önemli yeni deliller topladıklarını gösteren herhangi bir bilginin dava dosyasında bulunmadığı” görüldüğüne göre; başvurucunun delilleri karartma şüphesinin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca neden beş yıl sonra dava açıldığı izah edilememiştir.

Anayasa Mahkemesi suç tarihi ile tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu durumları sorguluyor… Anayasa Mahkemesinin ilk örneği Erdem Gül ve Can Dündar ([GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016) kararıdır. Bu davanın başvurucuları hakkında soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasından sonra tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihe kadar geçen yaklaşık altı aylık sürede soruşturma makamlarının suça konu edilen haberler dışında hangi delile ulaşıldığının ve dolayısıyla tutuklama tedbirinin uygulanmasının neden gerekli olduğunun somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılmaması hususu; başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılırken “suç tarihi ile tutuklama tarihi arasındaki zaman” dikkate alınan olgulardan birisidir.

Eren Erdem (B. No: 2019/9120, 9/6/2020) kararında da başvurucunun suça konu olayların yaşandığı tarihten dört yıl kadar sonra -yeni bir olguya ulaşılmadan- tutuklanması ölçüsüzdür…A.C. (B. No: 2016/64868, 27/2/2020) kararında başvurucunun hakkında soruşturma başlatılmasından yaklaşık iki yıl sonra tutuklanması ölçüsüzdür…

Anayasa Mahkemesi  2013 yılından sonra olanları sorguluyor.

Önce Gezi olayları ile ilgili olarak 2013 yılında aralarında başvurucunun da bulunduğu şüpheliler hakkında 2013/1120 sayılı soruşturma başlatıldığı ve 2013/1120 sayılı soruşturma kapsamında başvurucu hakkında birçok iletişimin tespiti ve fiziki takip kararı verildiğine değiniliyor. Ancak daha sonra bu soruşturma 2014/40852 sayılı birçok başka şüphelinin olduğu soruşturma dosyası üzerinden yürütülmeye devam ediliyor…

Sonuçta AYM tarafından yapılan tespite göre; “Savcılık tarafından düzenlenen 9/2/2019 tarihli iddianamedeki delillerin ilk soruşturma dosyasındaki deliller olduğu anlaşılmaktadırBu deliller soruşturma makamlarının elinde olmasına rağmen başvurucu bu ilk soruşturmadan 5 yılı aşkın bir süre sonra 17/11/2018 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun bu eylemlerin üzerinden 5 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra tutuklanmasının neden gerekli olduğu, somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılamamaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 79-81).”

Tutuklamanın neden gerekli olduğu anlaşılamadığına göre; başka durumlarla ilgili olarak anlaşılamayan başka sorulara geçelim…

Bir soru; 2013 yılındaki soruşturmada elde edilmiş olan delillere dayanılarak bir ceza davası açılmış olmasına ve yargılanan sanıklar hakkında Gezi Olayları nedeniyle İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde beraat kararı verilmiş olduğu halde; aynı delilerden hareketle neden 2019 yılında yeniden ikinci bir ceza davası açılmıştır?

Başka bir soru; 2013 yılındaki soruşturmada elde edilmiş olan delillere dayanılarak 2019 yılında bir kısım sanıklar hakkında gezi olayları nedeniyle hükümeti devirmeye kalkışmak iddiasıyla yeniden açılan ceza davasında yargılanan sanıklar hakkında beraat kararı verildiğine göre; “yeniden kıymetlendirme” adlı soruşturmaya dahil diğer kişiler için herhangi bir karar verilmeden beklenerek beş yıl sonra 2024 yılında üçüncü bir başka ceza davası mı açılacaktır ve/ya açılabilir mi?

Yeniden gözaltı, yeniden tutuklama yaşanır mı?

Başka bir soru; barışçıl toplantıların suç olmadığı Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ortada durup dururken 2019 yılındaki suçlamadan beş yıl sonra Geziye katılanlar hakkında daha önce beraat etmiş olsalar bile; cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun işlendiği iddiasıyla ilgili bir ceza davası ile karşılaşılabilir mi?

2019 Mayıs ayıdan bu yana geçen sürede yargıda reform dedikleri güvenilir ve ulaşılabilir adaletin öğretilerine göre Anayasa Mahkemesi kararları ile AİHM kararları tanınmadığı için hayatımız sorularla geçiyor.

Bir başka soru; kişilerin yaşam tarzından, kültürlerinden, dünya görüşlerinden, felsefi ve siyasal görüşlerinden dolayı düzene uygun düşünmedikleri için haklarında ceza davası açılarak yargılanmalarına olanak sağlayan bir hukuki düzen olabilir mi?

Olur mu olmaz mı bugünden bilinmez ama yeniden “hukuk reformu/yargıda reform” denilmeye başlanması endişe veriyor. Anayasa Mahkemesi kararından sonra insanın aklına bu tür sorular geliyor…(Fİ/RT)

Osman Kavala: “Üç kez tutuklandım, bir kez dahi savcı yüzü görmedim, bir kez dahi ifadem alınmadı; onlar adına ben utanıyorum”

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi Parkı Davası’ndan beraat ettiği gün 15 Temmuz davasından tutuklanan ve sonrasında da casusluk suçlamasıyla karşı karşıya bırakılan Osman Kavala’yı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti.
Kavala, tutuklama kararlarına ilişkin “Bugüne kadar tutukluluğum hukuksuzdu. Şimdi artık yasalara da aykırı. Hukuk devleti açısından ürkütücü” dedi.

Ziyaretin ardından değerlendirmelerde bulunan Çakırözer ise “Osman Kavala, 2 yıl 4 ay içinde 3 kez tutuklandı, bir kez tahliye edildi. Bir kez de beraat etti. Hâlâ içeride. Bu dava Türkiye’de yargının durumun, hukuk devletinin durumunu gösteren turnusol kağıdı. Kavala bir an önce serbest kalmalı” diye konuştu.

“Gece 9’da apar topar götürdüler”

Kavala, ziyarette Çakırözer’e cezaevindeyken ‘casusluk’ suçlamasıyla geçen hafta bir kez daha tutuklandığı gecenin öyküsünü şöyle anlattı:

“Gece 9’da koğuşta kitap okuyordum. Gelip infaz memurları aldılar. Ben de ne olduğunu anlamadım. Apar topar SEGBİS ile hakim karşısına çıkardılar. Bu sefer de casusluk iddiası! Böylece iki buçuk yılda üçüncü kez tutuklanmış oldum. Ama casus olabilmem için devletin sırlarını vs. bilebilmem ya da bilebilecek pozisyonda olmam lazım.

“AİHM’i atlatmak için üçüncü tutuklama”

Kavala, kendisinin gece yargıç karşısına çıkarılışının gerekçesine ilişkin değerlendirmesini ise şöyle paylaştı:

“‘AİHM’in kararını uygulamadı’ gözükmemek için bu zorlama yolu seçtiler. Çünkü AİHM, iki yıl önce yaptığımız başvuruyu karar bağlarken hem Gezi’nin organizatörü olduğum iddiası hem de 15 Temmuz darbe girişiminin planlayıcısı olduğum ile ilişkilendirme girişimlerini değerlendirmiş ve hak ihlaline karar vermişti. 10 Aralık’taki karardan bu yana derhal tahliye edilmem gerekiyordu. Tutukluluğumun devamı için AİHM’in karar verdiği iddialar dışında bir suç maddesi gerekiyordu. O yüzden bu üçüncü casusuluk suçlamasını icat ederek AİHM engelini aşmış olacaklarını düşünüyorlar. Çünkü tam da o gün, Adalet Bakanlığı’nın neden tahliye edilmediğim konusunda AİHM’e yanıt yazması gerekiyordu.”

“Tutukluluğum için manevra yapıyorlar”

Yeni dosyanın bir başka gerekçesinin de Yargı Reformu olduğunu belirten Kavala şöyle devam etti:

“Gezi’den beraat edince 2. kez tutuklandığım 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin suçlama ile ilgili iddianame aradan geçen iki yıla rağmen hâlâ hazırlanmadığı için, geçen yıl çıkarılan Yargı Reformu kapsamına girmişti. Yani iki yıl iddianame hazırlanmaması nedeniyle tahliyem zorunluydu. Nitekim bu gerekçeyle ben Gezi davasından beraat etmeden o dosyadan tahliye kararı da çıkmıştı. Ama Gezi Davası’nda beraat çıkınca, apar topar beni o iddia ile yeniden tutuklamışlardı. Ama yargı reformunda getirilen iki yıl şartı nedeniyle tutabilme şansları yoktu. Çünkü yargı reformundaki madde açıktı. Yapılan açık seçik hak ihlaliydi. Resmi itirazımız vardı. Onun da kararını vermeleri için son günleriydi.. Sanırım bu yüzden gecenin bir vakti apar topar hakim karşısına çıkarıldım.”

Hukuksuzluktan kanun tanımamazlığa

Yargının kendi davasında takındığı tutumu ise Kavala şöyle değerlendirdi:

“Hem Yargı Reformunun gereğini hem de AİHM’nin verdiği kararı uygulama zorunluluğu ortaya çıkınca bunların gereğini yerine getirmek yerine etrafından dolaşmayı tercih ediyorlar! Tutukluluğumun devamını sağlamak için manevra yapıyorlar. Ama bu yapılan kanunsuzdur. Yasaların, reformun AİHM sözleşmesinin lafzına yani Ruhuna da aykırı bir durum.. Bugüne kadar tutukluluğum hukuksuzdu. Şimdi artık yasalara da aykırı.”

“Onlar adına ben utanıyorum”

“866 günlük tutukluluğumda üç kez tutukluluk yaşadım.

  • Bu iki buçuk yıllık süreçte üç kez tutuklanmam esnasında bir kez bile savcı yüzü görmedim.
  • Bir kez dahi ifadem alınmadı.

Böyle adil yargılama mı olur? Beraat ediyorum, cezaevinden çıkmayayım diye acil başka bir dosya. O düşüyor bu kez 3. dosya!. Bana yaşatılanlar hukuk devleti açısından ürkütücü. Kamu görevlilerinin bu şekilde hareket etmesi hepimiz için ürkütücü. Bu yaşananlardan artık ben onlar adına utanıyorum.”

“Üç tutuklama, bir beraat bir tahliye..! Pes”

Ziyaretin ardından Kavala’nın tutukluluğuna ilişkin Çakırözer ise şu değerlendirmelerde bulundu:

“Osman Kavala iki yıl dört ay içinde üç kez tutuklandı bir kez tahliye edildi. Bir kez  de beraat etti. hâlâ içeride. Pes doğrusu!  Hukuk devleti standartlarına kesinlikle uymamaktadır. Yargının tarafsızlığını nasıl yitirdiğini Kavala’nın tutukluluğu turnusol kağıdı gibi gösteriyor. İktidarın tutukluluğu devam ettirme azmi var ve bunu tüm hakları ihlal ederek yapıyor. Bu, iktidarın hesaplaşma çabasıdır ve bu hesaplaşmaya kişiselleştirmesidir. Gece vakti apar topar SEGBİS aracılığı ile hakim karşısına çıkarılmasının amacı nedir? Tutuklu kalması için yapılanlar hukuksuzluk değil midir? Kavala bir an önce serbest kalmalıdır.”