Suriye’li Sığınmacılara 30 Milyar Dolar Yardım Yapılmadığı İddiasına İlişkin Görüşüm

Suriye’li Sığınmacılara 30 Milyar Dolar Yardım Yapılmadığı İddiasına İlişkin Görüşüm

Mahmut Esen ile ilgili görsel sonucuMahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

(AS: Bizim katkıkımız yazının altındadır..)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu gün (AS: 28.11.2017) gerçekleştirilmiş TBMM Grup Toplantısında:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı yakınlarının; yurt dışında, vergi cenneti olarak adlandırılan Man Adasında kurulmuş bir şirket hesabına, yüklü miktarda para transferi yapmış olduklarına yönelik (önemsenmesi gereken) iddialarının yanı sıra, ayrıca Suriyeli sığınmacılar için (Hükümet tarafından ifade edilmiş olan) 30 Milyar Dolar tutarında harcamanın yapılmadığı iddiasına da yer vermiş olduğu  görülmüştür.

Ancak Suriyeli sığınmacılara yardım konusunda gündeme hemen/ayrıca getirilmiş olmasının vakitsiz olduğu; ilk (esas) iddiayı gündemden uzaklaştırabilecek/ gölgeleyebilecek nitelikte olduğu; diğer yandan konuya ilişkin iddiaların somut olmaktan ziyade, soyut ve genel nitelikte kaldığı değerlendirilmektedir.

Zira, Hükümetin bazı platformlarda dile getirdiği Suriye’li sığınmacılar için Türkiye tarafından yapıldığı ifade edilen 30 Milyar Dolar yardım miktarının:

  1. a)Sadece merkezi yönetim bütçesinden yapılmış olanları değil; yerel yönetimler, STK vb. kurumu ve kuruluşlar tarafından da yapılmış her türlü ayni/nakdi yardımları kapsadığı; bu yüzden rakamın yer yer tahminlere dayalı olmasının normal olduğu; yardımlar konusunda duyarsız kalan AB/ABD  vb. devlet ve diğer uluslararası kuruluşların dikkatini çekmek bağlamında propaganda amaçlı olarak bu rakamlarda bir miktar abartı olabileceğinin kabul edilmesi gerektiği;
  2. b)Diğer yandan Suriyeli sığınmacılara yapıldığı ifade edilen harcama tutarının halen Türkiye de  altı yıldır bulunan 3.402.808 kişiye bölünmesi halinde; sığınmacıların yer yer Devlet tarafından karşılanan (iaşe/barınma/giyecek/sağlık/eğitim/ısınma vb.) her türlü giderleri için aylık olarak (30 000.000.000/3.402.808/6/12=122,44) ABD Doları rakamına ulaşılacağı; ortalama döviz kuru üzerinden aylık (3.9344 +1.8665/2=2.90) 2.90x 122,44= 355 TL kişi başına harcama isabet edeceği;

Bazı somut bazı durumlar dışında bu miktarın altında harcama yapıldığının (yapılmış gerçek harcama miktarının) tespitini kolay olmadığı;

Düşünülmektedir.
=================================
Dostlar,

Sayın Esen, Mülkiye Başmüfettişi olmanın ustalığı ile pratik bir hesaba girişmiş.
Tabii oldukça kaba bir hesap.. Örneğin nüfusu 6 yıldır 3 402 808 kişi sabit olarak kabul etmek olanaksız. 2011 ilkbaharında Suriye emperyalizm eliyle karıştırıldığında ülkemize başlayan zorunlu göç rakamı 6,5 yılda hızlı bir çoğalma ile bu sayıya erişti. Ayrıca 1 $ = 2.90 TL, ilgili zaman diliminin ağırlıklı ortalamasını ne ölçüde temsil ediyor??

Bunlar da bir yana, emperyalizm ile birlikte davranarak Suriye’de Alevi ve laik Esad’ı devirmek ve Mısır’daki gibi İhvan (Müslüman Kardeşler!?) rotasında bir Sünni Mezhepçi İslami rejim kurma hevesi değil miydi bunca kan dökülmesine yol veren??
Birkaç güne varmaz, Türkiye – Suriye sınırından yüzlerce km içerideki Şam’a kolaylıkla erişilir ve bu kadim kentteki Emevi camisinde namaz kılınırdı öyle mi!? (Muaviye çirkefliği!)

Atlantik ötesi emperyalist patronun / ağabeyin pohpohlaması ile ilahlara kurban edilmesi planlanan Suriye toprakları ve halkı altarda (sunakta) yakılacak, parçalanarak paylaşılacaktı. Güneydeki İhvancı İslami rejim de Türkiye’de benzer bir düzen kurma hülyasına payanda olacaktı.. 1 değil 1’den çok ham meyve yemeye kalkınca işte böyle karnınız fena ağrıyor.

Ürkünç olan bir başka boyut da bu süreçte küresel güçlerin size suç işletmeleri (kriminalize etmeleri) ve ileride Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanma zemini yaratmalarıydı. Bunu da başardı Batılı stratejik müttefikler.. Metal halka buruna geçirilmiştir. Salt o kişinin değil ülkemizin de. Şimdilerde örneğin Dolar operasyonu ile (son derece kırılgan ekonomimiz manivela yapılarak!) bu metal halkanın zinciri çekilmektedir. Kimi ufak – orta boy mali yolsuzlukların da belgeleri sızdırılmaktadır. Son günlerin Man Adası kara hesapları 2 basamağı bulmayan birkaç milyoncuk Dolar ya da Avro aktarımlarıdır ki (transfer), dişi kovuğunu bike doldurmaz.. Buzdağının dibinde milyarlarca Dolar yolsuzluk olması beklenir..

Reis, Jonathan Swift’in “Güliver” i konumundan hallice sayılır / sayılmaz..

Az kaldı “hal” le! Bunca telaş – öfke – bunaltı – küfür…. boşuna değil..

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com 

CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü

CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU BAŞKANLIĞINDAKİ HEYET, ANITKABİR’İ ZİYARET ETTİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla beraberindeki heyetle Anıtkabir’i ziyaret etti.CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında ilk olarak Anıtkabir’i ziyaret eden Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP heyeti, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Atatürk’ün mozolesine geldi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun mozoleye çelenk koymasının ardından saygı duruşunda bulunuldu.

Daha sonra Misakı Milli Kulesi’ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayan Genel Başkan Kılıçdaroğlu, deftere şunları yazdı:

“Devrimlerinizin ve Cumhuriyetimizin yılmaz savunucusu olan arkadaşlarımızla birlikte huzurunuzdayız. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte iki büyük eserinizden biri olarak nitelendirdiğiniz CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümünde sizi bir kez daha şükranla anıyor, aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyoruz.

İlke ve devrimleriniz dün olduğu gibi bugün de yolumuzu aydınlatmakta, özgürlük, adalet ve huzur içerisinde yaşamak isteyen dünyadaki tüm mazlum milletlere ilham vermeye devam etmektedir.

Karakteri ’hürriyet ve istiklal’ olan bizler, mazlumların güvencesi, adaletsizliğe uğrayanların gür sesi olarak gösterdiğiniz çağdaş uygarlık hedefinde ilelebet yürüyeceğiz. Ruhun şad olsun.”

Heyet, daha sonra 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kabrine de çelenk bıraktı ve saygı duruşunda bulundu. Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Anıtkabir’den ayrılırken, sohbet ettiği vatandaşlarla fotoğraf çektirdi.
========================================
Dostlar,

Biz de Atatürk’ün kurduğu parti olan, Devletimizi kuran parti, Atatürk’ün bize armağanı ve emaneti Cumhuriyet Halk Partisi‘nin 94. kuruluş yıldönümünü coşku ile kutluyoruz..

Köklerine bağlı kalarak çağın gerektirdiği yenilenmelerle yoluna devam etmesini ve ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmasını diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 09 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com 

EĞİTİM-İŞ : EĞİTİMİN ÜÇ ŞARTI “BİLİMSELLİK – LAİKLİK – ADALET”

EĞİTİMİN ÜÇ ŞARTI: “BİLİMSELLİK, LAİKLİK, ADALET” ÇALIŞTAYINA KATILDIK

 (AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Genel Başkanımız Orhan Yıldırım’ın konuşmacı olarak katıldığı CHP Eğitim Komisyonu’nun “Eğitimin üç şartı: Bilimsellik, Laiklik ve Adalet” isimli çalıştayı Ankara Bilkent Otel’de gerçekleştirildi.

CHP Eskişehir Milletvekili ve Eğitim Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer’in koordinatörlüğünü (AS: eşgüdümünü) üstlendiği çalıştay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açılış konuşması ile başladı.

Türkiye’nin en temel sorununun eğitim olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, milli değerler ile evrensel değerleri buluşturmak zorunda olduğuna dikkat çekti, bunun yapılması durumunda Türkiye’nin önünde hiçbir gücün duramayacağını belirtti. Kılıçdaroğlu,

  • “Eğer bir ülkeyi geri bıraktırmak istiyorsanız o ülkeyi işgal etmenize gerek yok. Sadece ve sadece eğitim sistemini bozacaksınız. Eğitim sistemini bozduğunuz andan itibaren o ülkenin geriye gittiğini görürsünüz. Tarih bunun örnekleriyle doludur.” dedi.

Eğitimde yaşanan sorunları çözmenin herkesin ortak görevi olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, eğitimin bir parti ve grupla ilgisinin olmadığını, hangi görüşten olursa olsun toplumun ortak sorunu olduğunu ifade etti.

Genel Başkanımız Orhan Yıldırım ise terör örgütünün katlettiği şehit öğretmenler Şenay Aybüke Yalçın ve Necmettin Yılmaz’ı anarak başladığı konuşmasında AKP iktidarı döneminde gerçekleştirilen ideolojik düzenlemelerle eğitim sisteminin niteliksizleştirildiğine ve geriletildiğine dikkat çekti. Cumhuriyet eğitimiyle hesaplaşma sürecinin 4+4+4 düzenlemesiyle başladığını vurgulayan Yıldırım;

  • demokratik,
  • laik ve
  • bilimsel eğitime

    en büyük saldırının ise müfredat değişikliği ile gerçekleştirildiğini söyledi.

Yıldırım, müfredat hazırlanırken eğitim-bilim uzmanlarının, üniversitelerin ve demokratik kitle örgütlerinin görüşünün alınmadığını söyledi ve şöyle konuştu:

“Bu kadar köklü bir değişimin, katılımcı bir biçimde hazırlanması gerektiği gerçeği bir yana dursun, daha uzun vadeye yayılarak pilot uygulamalarla test edilmesi gerekmektedir. Daha önce yandaş sendikanın ifade ettiği biçimde öğretim programı, bilimsellikten ve Atatürkçü düşünceden soyutlanmaya çalışılmış çocuklarımızı Atatürk ve onun devrimlerinden arındırmak isteyen bir anlayış programa yerleştirilmiştir.

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan sorunların aşılması, eğitimin

  • bilimsel,
  • eşit,
  • parasız ve
  • kamusal niteliğinin artırılması

    ile mümkün olur. Ülkemizin geleceğini oluşturacak yeni kuşaklar akıl, bilim ve sanat ortamında verilen eğitim sistemiyle yetiştirilmelidir.

Bu nedenle Eğitim-İş olarak

  • Atatürk’ün, onun ilke ve devrimlerinin olmadığı müfredata hayır diyoruz.

Cumhuriyetin öğretmenleri olarak bizler Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kazanımlarını anlatmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde de bu alandaki tüm muhalefeti uzlaştırıp, birleştirmenin yollarını bulacağız.”

Genel Başkanımız Orhan Yıldırım, Eğitim-İş ve Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkma kararlılığından, laik, bilimsel, demokratik, çağdaş, kamusal eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğimiz sözünü vererek konuşmasını tamamladı. (07.09.2017, http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/egitimin-uc-sarti-bilimsellik-laiklik-adalet-calistayina-katildik-2490/#.WbHAILJJZ1s)
======================================

Dostlar,

CHP’nin öncülük ettiği bu eğitim kurultayı son derece önemlidir.
Adalet Yürüyüşü ile başlatılan, milyonların katıldığı Maltepe mitingi ile süren, Çanakkale’deki Adalet Kurultayı ve son olarak Ankara’da yapılan Eğitim Kurultayı, adım adım toplumsal muhalefeti örmekte ve ayrıca kurumsallaştırmaktadır..

Dolayısıyla ağır biçimde baltalanacak ve engellenmesine çalışılacaktır; buna dikkat..

Sırada toplumun öbür yaşamsal sorun alanları vardır..
İşsizlik gibi, yoksullaştırma gibi, terör gibi, sağlık gibi…
En başta 1. sınıf bir demokrasi olmak..  Hiçbir ayrım yapmadan tüm Ulusu birleştirmek!
Makul bir zamanlama ile temel sorunsallar katılımcı biçimde tartışılmalı, öneriler alınmalı ve ORTAK ULUSAL PROGRAM için içerik oluşturmalıdır..

Bu programın CHP tarafından 1 iktidar dönemi (4 yıl) ödünsüz uygulanacağı yüklenimi (taahhüdü) ile SEÇİM İTTİFAKI ile CHP vekaleten, ULUSAL RESTORASYON HÜKÜMETİ yapılmalı ve tarikatlar koalisyonu – dış güdümlü AKP = RTE fetretinin yaraları sarılmalıdır.

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in kurultaydaki belirlemelerine katılıyoruz..
Bir kritik nokta özellikle vurgulanmalı :

  • İdeolojiniz ne olursa olsun, 21. yy’da ayakta kalabilmek için acımasız ölçüde yarışmacı küresel düzene ayak uydurabilecek kuşaklarınız olmak zorunda. Bu kuşaklar asla AKP = RTE‘nin dayattığı yobaz – gerici – dinci – kinci ilkel molla tedrisatı ile yetiştirilemez. Hazin olanı; AKP = RTE‘nin bu gerçeği bilmemeleri olanaksız iken neden tersine davrandıklarıdır.. Bu soru ve ülkemizin eğitim sistemi üzerinden beka sorunu kamuoyunun gündemine taşınmalı ve kitleler uyandırılmaya çabalanmalıdır. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, ‘Atatürk beden eğitimi derslerinde öğretiliyor..” diyecek ölçüde kendinden geçmiş, toplumu aptal yerine koyarken..

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

Prof. Sami Selçuk : YSK kararı küresel skandal!

 YSK kararı küresel skandal!

Sami Selçuk, 16 Nisan halkoylamasıyla ilgili AİHM’ye görüş sundu.

Prof. Sami Selçuk: YSK kararı küresel skandal!

Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 16 Nisan Halkoylamasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) sunulan görüşünde, YSK’nin mühürsüz zarflarla veya “Evet” mührüyle kullanılan oyların geçerli sayılmasına ilişkin kararının “yok” hükmünde olduğunu belirtti. YSK kararının Cumhurbaşkanı’ndan en sade yurttaşa, TBMM’den en sıradan kuruluşa kadar hiçbir kişiyi ve kurumu bağlamayacağını kaydeden Selçuk, olanak varsa geçersiz oyların sayımla belirlenmesi, aksi takdirde YSK’nin yeni bir oylama takvimini duyurması gerektiğini ifade etti. Selçuk, “16 Nisan 2017 Halkoylamasına İlişkin Bilimsel Görüş” adıyla CHP Bilim, Yönetim, Kültür Platformu tarafından kitaplaştırılan görüşünde çarpıcı tespitlerde bulundu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önsözünü yazdığı kitapta Selçuk’un bilimsel görüşünün İngilizce, Fransızca ve Almanca çevirileri de yer aldı.

Trump kararı örneği

Selçuk, bilimsel görüşünde Anglosakson ve Kara Avrupası hukuk sistemlerinde “normlar basamağının” yukarıdan aşağıya anayasa, uluslararası sözleşme, yasa, yasa hükmündeki kararname, tüzük, yönetmelik ve genelge olarak sıralandığını ifade etti. Bir alt normun üst norma aykırı olması durumunda uygulamanın sistemlerdeki başkalıklar nedeniyle birbirinden köklü biçimde farklı olduğuna ve değişik sonuçlar doğurduğuna işaret eden Selçuk, Kara Avrupası hukuk sisteminde uygulamanın kesinlikle en somut norm olan en alt normdan başlayacağını kaydetti. Buna karşılık “Yüksek Mahkeme” kurumunun benimsendiği Anglo-Sakson hukuk sisteminde yargıçların, bir yasa normunun anayasa normuna aykırı olduğu kanısına ulaşırlarsa, bunları uygulamadan geri çekebileceklerini ifade etti. Selçuk, bu duruma ABD’de bir federal mahkeme yargıcının, Başkan Trump’ın mültecilere ilişkin kararnamesini durduran kararını örnek verdi. Türkiye, Almanya, Fransa gibi Kara Avrupası hukuk sistemini benimseyen ülkelerde yargıda son sözü söyleyen, bilimsel deyişle otantik yorumu yapan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın görev alanlarının kesinlikle birbirinden ayrı olduğunu belirterek şöyle yazdı: Anayasa Mahkemesi’nin görev alanına giren anayasa normuna aykırılık iddiası söz konusu ise, bu konuda Yargıtay ya da Danıştay yahut da YSK gibi yarı yargısal bir merci kendisini yetkili görerek karar verirse kurulan hüküm, “görev gaspı” nedeniyle “yokluk” yaptırımı ile sakattır; hukuk dünyasında doğmamış, hukuksal varlık kazanmamış olur. Bu durum, sözgelimi, kaymakamın boşanma kararı vermesi ya da iddianame düzenlemesi gibidir. Böyle bir kararı ya da iddianameyi hiçbir nüfus memuru ya da mahkeme gözetmez, gözetemez. YSK’nin bu konuda verdiği karar da tıpkı böyledir ve hukuk dünyasında hukuksal varlık kazanıp doğmamıştır. Dolayısıyla görünüşte ve sözde karar biçiminde somutlaşan bu işlemin ayrıca yetkili bir organ tarafından iptal edilmesine gerek yoktur; esasen böyle bir iptal kararı, yoklukla sakat işlemin hukuk dünyasında var olduğunu belirteceğinden yeni bir hukuksal ihlale yol açacaktır.

Yetki gaspı

Normlar arasında YSK’nin belirttiği gibi bir çatışma bulunsaydı, bunu çözmek Anayasa Mahkemesi’nin görevine girecekti. Olayımızda bir çatışma yoksa da, var sayıldığında yapılacak işlemler bellidir. Adli ya da idari mahkemede görev yapan bir yargıç yahut da Yargıtay ya da Danıştay yargıçları veyahut da YSK yargıçları gibi yarı yargısal görev yapan yargıçlar, önlerine gelen konuda bir yasa normunu, anayasa normuna aykırı bularak uygulamadan geri çekemezler, uygulamak ya da YSK dışındakiler konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımak ve “bekletici sorun” yapmak zorundadırlar. Eğer yargıçlar, o normu YSK yargıçlarının kotardıkları gerekçeyle uygulamadan geri çekerek ya da göz ardı ederek karar verirlerse, kendilerini Anayasa Mahkemesi yargıçlarının yerine koymuş olurlar, verdikleri karar, yetki gaspı nedeniyle hukuk dünyasında doğmamış olur. Çünkü hukukta en ağır yaptırım olan “yokluk” yaptırımı ile sakattır. Ne yazıktır ki, olayımızda yaşanan olgu budur. Selçuk, ayrıca Nüfus Hizmetleri Kanununda 2 Ocak 2017’de çıkarılan 680 sayılı OHAL dönemi KHK’si ile “Yerleşim yeri adresi yurt dışında olan Türk vatandaşlarının adres kayıtları, yaşadıkları ülkede kullanılan adres verilerine veya o ülke ve bağlı olduğu temsilcilik bilgisine göre tutulur” düzenlemesinin getirildiğine dikkat çekti. Anayasanın 67. maddesine göre seçim yasalarında yapılacak değişikliklerin bir yıl süre ile uygulanamayacağını anımsatan Selçuk “Değişiklik Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılmışsa da bunun seçimlerle ilgili yazılı hukukta yapılan bir değişiklik olup seçimi, oylamayı etkilediği ve anayasasının 67’nci maddesine aykırı bulunduğu açıktır. YSK’nin buna göz yummasını açıklamak olanaksızdır” ifadesini kullandı. YSK’nin sahteciliğe yol açacak biçimde karar vermesinin “göz yumulamaz boyutta ulusal ve küresel bir skandal” olduğunu ifade eden Selçuk, “küçük çapta bir grubun oy kullanma hak ve özgülüklerini koruma kaygısıyla davranan yargıçlar yüzünden milyonların oy kullanma hak ve özgürlüklerini tehlikeye düştüğünü” belirtti. Selçuk “En baskıcı yönetimler bile, hukuk dünyasında hiçbir kurum ya da kişinin ‘olup bitti’ye getirilerek meşruluk kazanamadıklarını bildikleri için, sürekli kendilerini meşru göstermeye çalışırlar. Tarihin her döneminde meşruluğun kuşkulu olduğu yönetim ve yönetenler, toplumsal kargaşalara yol açmışlar ve bunlardan sorumlu olmuşlardır” ifadelerini kullandı.

İki yol

Mühürsüz zarflarla ya da evet mührüyle kullanılan oyların geçersiz olduğunun benimsenmesinin zorunlu olduğunun altını çizen Selçuk, iki tür çözümün olanaklı olduğunu kaydetti: “Kullanılan geçersiz oyların sayımla belirlenmesi olanağı varsa, bu sayım kesinlikle yapılmalı; geçersiz oy sayısının toplamı, YSK tarafından yayımlanıp duyurulan sonucu değiştirecek ve etkileyecek boyutta değilse, ortada bir uyuşmazlık bulunmadığından, YSK tarafından duyurulan sonuç, hiçbir işleme gerek kalmadan toplumun her kesimi tarafından benimsenmelidir. Geçersiz oyların sayımla belirlenmesi olanağı yoksa, oylama ve oylamayı sonuçlandırıp kesinleştiren YSK kararı, hukuka aykırı işlemler açısından en ağır yaptırım olan yokluk yaptırımı ile sakatlanmış; oylamanın meşruluğu ortadan kalkmış demektir. Oylama ve YSK’nin oylamaya ilişkin son kararı, cumhurbaşkanından en sade yurttaşa dek hiçbir kişiyi; TBMM’den en sıradan kurum ve kuruluşlara dek hiçbir kurum ve kuruluşu bağlamayacağı için, YSK; yaptırımın türünü, yani yokluk yaptırımını gözeterek yeni bir hukuksuzluğa yol açmamak için, asla önceki kararlarını iptale kalkışarak onların hukuk açısından var olduğunu üstü kapalı olarak bile asla dile getirmemeli, sadece ortaya çıkan sonucu belirlemekle, kamuoyuna duyurmakla ve de yalnızca yeni oylama takviminin duyurmakla yetinmelidir.”

‘Kargaşadan hukuku yanlış uygulayanlar sorumlu’

YSK gibi yarı yargı organı olan bir kurumun anayasaya, yasaya, tüzüğe, yönetmeliğe aykırılık gibi konuları görevli yargı organlarının önüne taşıma yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenlerle YSK, Seçimler ve Halkoylaması Yasası’nın özellikle oy pusulalarının ve zarfların mühürlenmesine ilişkin 77, kullanılmayan oy zarfları ve oy pusulalarından kullanılmayanlarla ilgili 97, sandığın açılması ve sayılması ile ilgili 98 ve en önemlisi de “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçerli değildir” hükmünü içeren 101/1. maddelerini, öncelikle ve kesinlikle uygulamak zorundadır. Bütün bunlara ters düşen nedenlere dayanılarak verilen kararlar, yapılan işlemler bütünüyle yokluk yaptırımı ile sakattır. Böyle bir sakatlık da, elbette hukuk düzenini altüst eder, kargaşa yaratır. Şu anda ülkemizde yaşanan kargaşanın nedeni de budur. Bu kargaşadan hiç kuşkusuz bir ilkeler düzeni ve kavramlar dili olan hukuku yanlış yorumlayıp uygulayanlar sorumludurlar.” (31.08.2017, Cumhuriyet ve
http://www.cagdasses.com/guncel/70275/prof-sami-selcuk-ysk-karari-kuresel-skandal)
================================
Dostlar,

Seçkin hukuk bilgini, Yargıtay önceki başkanlarından Sn. Prof. Dr. Sami Selçuk çok önemli bir yurttaşlık ve hukukçuluk profesyonel sorumluuğunu yerine getirmiştir. AİHM’inde CHP tarafından açılan dava kabul edilmiştir. Bilindiği gibi YSK açık hukuksuzluk yaparak 16 Nisan 2017 halkoylaması sonucunu tam tersine çevirmiş, kıl payı 6771 sayılı Anayasada köklü değişiklik yapan anayasa değişikliği yasası, sözde halk tarafından kabul edilmiştir. Sonrası iyi biliniyor; Türkiye birkaç ay içinde TEK ADAM DİKTATÖRLÜĞÜNE dönüştürülmüştür.

Sayın Prof. Selçuk’a göre YSK’nın işlemi YOK HÜKMÜNDEDİR!

Anayasa ve rejim gayrımeşru  biçimde değiştirilmiştir.
AİHM tarafından bu ağır hukuksuzluğun ”saptanması” istenmektedir.

Dileriz bu yönde bir karar çıkar ve YSK oylamayı yinelemek zorunda kalır…
Yinelenen oylamada HAYIR çıkması durumunda, geriye dönük olarak yapılan tüm işlemler hukuksuz – temelsiz kalacak ve onlar da yapılmamış sayılacak.. Çoook ciddi bir karmaşa ve bundan elbette başta AKP = RTE olmak üzere YSK sorumlu. Herkes hesabını vermeli..

Bekleyip göreceğiz…

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Örgütlü halkın önünde durulmaz

Örgütlü halkın önünde durulmaz

Mustafa BalbayMustafa Balbay,  balbay@mustafabalbay.com
YURT Gazetesi, 10 Temmuz 2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)
Maltepe ve çevresinde dün onlarca insan ırmağı vardı. Sabah saatlerinde oluşmaya başlayan ırmaklar öğleye doğru giderek gürleşti. Saat 14.00’ten itibaren (AS: başlayarak) ırmaklar yer yer göletler oluşturmaya başladı. Denizin kıyısında bir başka deniz oluştu, insan denizi…

Öyle bir deniz ki, dalgalı, coşkulu, kıpır kıpır…

Her insan dalgası çevredeki gruplarda ayrı bir heyecan yaratıyor.
Anadolu kentlerinden birlikte gelen gruplar doğal olarak birbirini kaybetmiş.
İzmirliler Hataylılara karışmış, Antalyalılar  Balıkesirlilere…
Nereden geldiklerini sorduğumuz gruplardan ortak bir kent adı yükseldiğinde en az 3-4 kişi farklı kent adı veriyor. Anadolu birbiriyle kenetlenmiş…
Mitinge gelenlerin bir kısmı 24 günlük zaman diliminde ara ara yürüyüşe katılmış. O yürüyüşlerde birlikte olduklarımızla yeniden kucaklaştık. Yürüyüş anılarını paylaştık.

Maltepe’ye denizden de akanlar vardı. Avrupa yakasından gelenlerin çoğu teknelerle ulaştı… Beylikdüzü, Bakırköy onlarca tekne ile denizden akıyordu. Tekneleri görünce biz de hızımızı alamadık, bir çağrıyı kabul edip atladık. Kemençe eşliğinde İzmir Marşı söyleyip kıyıdan akanları izledik, selamladık… 7’den 87’ye her yaştan, her kentten, hatta her görüşten insan
“hak, hukuk, adalet” kavramı etrafında birleşmişti.

Göğüslerde en çok Atatürk resmi vardı. Hiç parti amblemi yoktu.
“Hak – hukuk – adalet” dışında atılan çok az slogan vardı.

Bir de bulunan bir eşyanın sahibini arayanlar. Bu tür görüntüler yürüyüşte de vardı. Normalde bir eşyasını kaybeden kişi kaybettiği şeyi ilan eder, bulunup bulunmadığını sorar. Yürüyüş ve mitingde ise bulunan eşyanın sahibi aranıyordu. Deyim yerindeyse herkes yürüyordu ama kimse yürütmüyordu!

Toplumsal hareketler için geleneksel bir söylem vardır; örgütlü halk yenilmez
Örgütlü, ne istediğini bilen halkın önünde kimse duramaz. Hiçbir güç duramaz.
Örgütlü halktan büyük başka bir güç yoktur. Dün bunu bir kez daha gördük.

24 gündür hiç temposunu düşürmeden devam eden adalet yürüyüşü mitingle birlikte taçlandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki gece 10 dakikalık görüşmemizde attığı adımın arkasının değişik şekillerde geleceğini vurguladı. Kılıçdaroğlu’nun yüzünde enerji dolu bir dirilik vardı. Mitinge, yürüyüşe katılan katılmayan herkesin ortak sorularından biri şu:

Bununla ne elde edildi, ne elde edilecek?

Bu konuda daha çok yazacağız daha çok konuşacağız… Bugün için söyleyeceğimiz şu:

Adalet istemi ayağa kalkmıştır! Oturmayacak…


=================================
Dostlar,

Sayın Mustafa Balbay’ın sağlıklı gözlemlerine dayalı irdelemeleri ve çıkarımları büyük isabet taşıyor.

  • CHP, toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapmak, başarmak zorundadır.

Kitleler ayağa kalkmıştır, liderlik beklemektedir; ardından yürüyecektir.
Bu süreçte siyasal yol haritası kılı kırk yararak ustalıkla belirlenmek durumundadır.
CHP’nin artı “hata” en azından “büyük hata” yapma hakkı – lüksü yok – tur..

“Laiklik tehlikede değil”, “Ekmek için Ekmeleddin”, “Tıpış tıpış gelecekler” gibi safsata düzeyinde yanlışlara asla yer yoktur.

Prof. Süheyl Batum, Aylin Nazlıaka, Prof. Birgül Ayman gibi değerler Partiye geri kazanılmalı, benzer dışlanmalar asla yaşanmamalıdır.

CHP, Güneydoğu Raporunda yer verdiği “Kürt sorunu” çözümlerini netlikle açıklamalıdır.

16 Nisan’da “HAYIR” diyen kitle %50’nin üzerindedir ve Anayasa değişiklikleri ile bunlara dayalı uygulamalar kesin olarak gayrımeşrudur; yok hükmündedir ama Anayasa’nın tümü değil!

Bu “örgüt arayan” milyonları istim üstünde tutarak seçme taşımak üzere bir TEMSİL HEYETİ oluşturulmalıdır. İllerde yapılanma sağlanmalı, YEREL KONGRE İKTİDARLARI tohumlanmalıdır. Buralarda üretilecek politikalar Merkezde Temsil Heyetince olgunlaştırılarak kamuoyuna sunulmalıdır.

AKP saçmalamaya başlamıştır. Maltepe Mitingine katılımı 175 bin kişi gibi, çıplak gözle miting alanına bakan aklı ve gözü sağlıklı herkesin en az 10 katını gördüğü kitleyi böylesine 10’da birine indirgemek psikolojik savaş sayılamaz. Psikolojik savaş akıllı – zeki kurgular gerektirir. Nitekim sosyal medyada İstanbul valiliğinin açıklaması alay konusu olmuş ve halkımız eşsiz mizah ürünleriyle tepkisini koymuştur :

  • İstanbul Valiliğinin sözde bildirimine göre, yapılan yeni ölçümlerde Ankara – İstanbul arası 450 değil 45 km’dir!

GUINESS Rekorlar kitabı açıkladı :

  • Dünyanın en kalabalık; en uzun yürüyüşü Türkiye ADALET YÜRÜYÜŞÜ-2017!

Bu potansiyeli heba etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
15 Temmuz kutlamaları adı altında, vıcık vıcık halk yalakalığı uygulaması ile bu muazzam ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve onu taçlandıran görkemli MALTEPE MİTİNGİ‘nin sağladığı sosyal – psikolojik üstünlük dengelenmeye hatta silinmeye çalışılmaktadır, çalışılacaktır.

Nitekim bu gün iktidar kanadından “Yüz bin kişiyi topladılar diye…… kalkışmasınlar” sözleri işitildi.. Hem korkunun duşa vurumudur hem planlananların..

İnsan aklı, onuru, örgütlülüğü ve bilim tarihte her zaman olduğu gibi bu coğrafyada 21. yy’ın şafağında bir kez daha kazanacaktır. Bu yalın bir öngörü olmayıp, bilimsel eytişimin (diyalektiğin) kaçınılmaz (deterministik) sonucudur (türevidir).

Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com