CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü

CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU BAŞKANLIĞINDAKİ HEYET, ANITKABİR’İ ZİYARET ETTİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla beraberindeki heyetle Anıtkabir’i ziyaret etti.CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında ilk olarak Anıtkabir’i ziyaret eden Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP heyeti, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Atatürk’ün mozolesine geldi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun mozoleye çelenk koymasının ardından saygı duruşunda bulunuldu.

Daha sonra Misakı Milli Kulesi’ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayan Genel Başkan Kılıçdaroğlu, deftere şunları yazdı:

“Devrimlerinizin ve Cumhuriyetimizin yılmaz savunucusu olan arkadaşlarımızla birlikte huzurunuzdayız. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte iki büyük eserinizden biri olarak nitelendirdiğiniz CHP’nin 94. kuruluş yıl dönümünde sizi bir kez daha şükranla anıyor, aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyoruz.

İlke ve devrimleriniz dün olduğu gibi bugün de yolumuzu aydınlatmakta, özgürlük, adalet ve huzur içerisinde yaşamak isteyen dünyadaki tüm mazlum milletlere ilham vermeye devam etmektedir.

Karakteri ’hürriyet ve istiklal’ olan bizler, mazlumların güvencesi, adaletsizliğe uğrayanların gür sesi olarak gösterdiğiniz çağdaş uygarlık hedefinde ilelebet yürüyeceğiz. Ruhun şad olsun.”

Heyet, daha sonra 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kabrine de çelenk bıraktı ve saygı duruşunda bulundu. Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Anıtkabir’den ayrılırken, sohbet ettiği vatandaşlarla fotoğraf çektirdi.
========================================
Dostlar,

Biz de Atatürk’ün kurduğu parti olan, Devletimizi kuran parti, Atatürk’ün bize armağanı ve emaneti Cumhuriyet Halk Partisi‘nin 94. kuruluş yıldönümünü coşku ile kutluyoruz..

Köklerine bağlı kalarak çağın gerektirdiği yenilenmelerle yoluna devam etmesini ve ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmasını diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 09 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com 

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI : KURULUŞUNUN 75. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİ

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI :

 KURULUŞUNUN 75. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİ


Dostlar,

Yukarıda adı, aşağıda da posteri verilen etkinlik 24 Kasım 2015 günü gerçekleştirildi..

Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin saygıdeğer dekanı
Prof. Dr. Afsun Ezel Esatoğlu ve çalışma arkadaşlarının zarif evsahipliğiyle yürütülen etkinlikte, açıkoturumu, bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği’nin Sayın
Genel Bakanı Nazım Mutlu yönettiler.. 1921 doğumlu ve 95 yaşındaki asrılık çınar
Sayın Abdullah Özkucur (1942 Çifteler Köy Enstitüsü bitireni) ve biz konuşmacı idik.

Ogrermenler_Gunu_Nazim_Mutlu_Abdullah_Ozkucur_20151126

 

 

 

 

 

 

 

İlk söz bize verildi ve yansılar eşliğinde

“Türkiye’nin Aydınlanma Sürecinde Köy Enstitüleri’nin Bitmeyen İşlevi”

başlıklı 66 yansıdan oluşan sunumuzu yaklaşık 40 dakikada yaptık.

Ogretmenler_Gunu_Konf._SBF_20151126
Ardından Sayın Abdullah Özkucur söz aldı ve yaklaşık 38 dakika “Köy Enstitüleri Deneyimi” başlığı altında önemli vurgularda bulundu. 95 yaşındaki bu bilge insan, örneğin zamanın
köy nüfusunu 11 milyondan sonra 6 basamak tam verdi.. Çok değerli eski notlarını paylaştı.

Toplantıya Fakülte çalışanları ve öğrenciler yakın işlgi gösterdiler. Soru sordular ve
katkıda bulundular. İzleyiciler arasında 56. ve 57. Hükümetin Milli Eğitim Bakanı
Sn. Metin Bostancıoğlu, eski Ankara Valilerinden Sayın Kemal Önal (2004-2010)
ve Ankara Üniversitesi eski rektörlerinden Sayın Prof. Dr. Günal Akbay (1992-2000) da bulundu ve Sayın Bostancıoğlu söz alarak katkı verdiler.

Milli_Egitim_Bakani_Metin_Bostancioglu_plaket_veriyor_20151126

 

 

 

 

 

 

 

(56-57 Hükümetin Milli Eğitim Bakanı Sn. Metin Bostancıoğlu bize teşekkür belgesi veriyor,
Sayın Dekan Prof. Dr. Afsun Ezel Esatoğlu ile birlikte)

Ardındann, Fakülte’nin konuk salonunda sıcak bir öğle yemeği ikramı oldu.

Söz konusu sunumumuzu izlemek için aşağıdaki pdf dosyasını çağırabilirsiniz.

Koy_Enstitüleri_75.yil_Saglik_Egitimi_Fak._21Kasim2015

“Köy Enstitüleri” gibi dünyada örneği olmayan özgün ve çok başarılı bir Aydınlanma tasarımına emek veren Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere 2. Cumhurbaşkanı
İsmet İnönü‘ye, MEB Hasan Ali Yücel’e ve İsmail Hakkı Tonguç ile adsız ama
çok özverili binlerce yurtseveri sonsuz bir özlem ve şükranla anıyoruz.

Bu felsefe ile, günün koşuşşarına uygun benzer eğitim – öğretim kurumlarını Türkiye’nin yeniden yaratması gerekiyor. Hem örgün eğitimde çocuklarıımız için hem de yaygın eğitimde halk için Halkevleri gibi..

Sevgi ve saygı ile.
26 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Gölgede kalmış bir portre: Bilinmeyen İnönü

Gölgede kalmış bir portre: Bilinmeyen İnönü

ATA ile

 

 

 

 

 

 
Dostlar,

Soner Yalçın, inanılmaz gazetecilik örnekleri veriyor.
Uğur Mumcu yaşasa ve Soner Yalçın’ın yazılarını okusaydı çok gönenirdi; çaldığı mayanın “araştırmacı gazetecilik” tuttuğunu görmekten çok mutlu olurdu.

Başbakan R.T. Erdoğan, 31 Mart 2014 yerel seçimlerinde yitirme korkusu ile her türlü ölçüyü elden kaçırmış gözüküyor. Atatürk’ün kadim dostu – dava ve silah arkadaşı, yoldaşı, 1. ve 2. İnönü Savaşlarının kahramanı, Batı Cephesi Komutanı, Mudanya Kahramanı, Lozan Kahramanı, yıllarca Başbakan, 2. Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ‘ye dil uzatacak ölçüde kendinden geçmiş durumda..

Soner Yalçın, aşağıdaki yazı ile, büyük bir incelikle R.T. Erdoğan’a hak ettiği yanıtı veriyor. Bir kez daha bravo İsmet İNÖNÜ’ye ve Soner Yalçın’a; bir kez daha yazıklar olsun Başbakan R. T. Erdoğan‘a…

Sevgi ve saygı ile.
10 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Gölgede kalmış bir portre: Bilinmeyen İnönü

portresi_kasketli


Soner YALÇIN

SÖZCÜ, 9.3.14

Yine bir seçim… Yine Erdoğan, İnönü düşmanlığı yapıyor: “Bakınız, aradık sorduk, diktatörü bulduk.
Ey CHP senin içinde. Kim? İnönü.”

AKP’liler İnönü’yü “faşist” gösteren afişler asıyor.
Erdoğan’ı hiç önemsemiyorum. O pankartı asan AKP’li gençler İnönü’yü tanıyor mu? Onlara İnönü’yü hiç anlatmadık. Hayır, Kurtuluş Savaşı kahramanlığından bahsetmeyeceğim. İnsan İnönü’yü, devlet adamı İnönü’yü yazacağım.
Gölgede kalmış bir kahramanın öyküsünü yazacağım..

Öğrenme meraklısı…

Cumhurbaşkanlığı döneminde fizik ve kimyaya merak sarıyor; fizik öğretmeni
Prof. Hayri Dener ve kimya öğretmeni Prof. Avni Refik Bekman’dan ders alıyor. Çankaya Köşkü’ndeki bir odayı laboratuvar haline getiriyor; Prof. Berkman’ın gözetiminde kimya deneyleri yapıyor. Nobel ödüllü Prof. Heisenberg‘in
fizik seminerine katılıyor.

Sonra motora merak sarıyor; önce şoföründen sonra mühendis general
İhsan Aksoley’den öğreniyor. Hiç bitmiyor merakı; yeni gelişen piller hakkında da,
hidrojen bombası hakkında da bilgi topluyor.
İsmet İNÖNÜ Fransızca biliyor; İngilizce ders alıyor.
Genellikle İngilizce kitap okuyor. Goethe ve Gogol‘a bayılıyor.
Felsefe terimlerini öğrenmeye çalışıyor.
Sanat sergilerine gidiyor; eleştirilerini kendi özel defterine not ediyor.
Mevhibe Hanım‘a 13 Nisan 1916’da evlendiğinde düğün hediyesi olarak piyano alıyor.
50 yaşında viyolonsel çalmak istiyor. İlk dersini, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ nın viyolonsel sanatçılarından Edip Tezer‘den alıyor. İkinci öğretmeni ise
Hitler Almanya’sından kaçan ve Türkiye’de viyolonsel ekolünün temelini atan
David Zirkin oluyor.
Sevdiği opera Aida.
Safiye Ayla’yı da dinlemekten hoşlanıyor.
Sinemaya ve tiyatroya gidiyor.
Maskeli baloya bile katılıyor…

“Seçimi neden kaybettik”

Ailesine çok düşkün. Anne babası ve akrabalarıyla iftar yapmayı seviyor.
Oruç tutuyor. Sıcak yaz aylarında herkes oruç tutmakta zorlanırken, “kuş gibi geçiyor” sözünü kullanıyor. Gençliğinde 5 vakit namaz kılıyor.
Her dini bayram ve cumhuriyet bayramında CHP’ye gidiyor, partililerle ve halkla bayramlaşıyor.
Malatya’ya her uğradığında mutlaka babasının mezarını ziyaret ediyor.
Mustafa Kemal’den “Gazi” ya da “Paşa”; 1934’ten sonra ise “Atatürk” diye bahsediyor.
Halide Edip’i “komutanları birbirine düşürüyor” diye pek sevmiyor.
Kazım Karabekir gibi yakın dostlarının ölümünde içinin çok yandığını yazıyor; cenazelerine mutlaka katılıyor.

Sevdiklerine “terbiyeli adam” sevmediklerine “fena adam” diyor.
Muhalefette iken hep polis takibine alınıyor; yetmiyor Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı Uşak’ta, İstanbul’da polis gözetiminde saldırıya uğruyor; yaralanıyor ama ağzından bir tek kötü söz çıkmıyor.

Adnan Menderes’in idamını durdurabilmek için Berrin Menderes ile Polatkan’ın kardeşleriyle görüşüyor; birlikte hareket ediyorlar ama kurtaramıyorlar.
İnönü Denizler‘i de darağacından alamıyor; kahroluyor.

Siyasette düşmanlığa karşı; siyasi nezakete önem veriyor.
Yıllar sonra cezaevinden çıkan Celal Bayar‘ı ziyarete gidiyor:

“28 Haziran 1969. Celal Bey’in evindeyiz. Hanım, Özden, ben, Ali İhsan (Gögüş).
Onlar Celal Bey, Nilüfer Hanım, Turhan Dilligil. 1 saat kaldık. İyi konuştuk. Ayrılırken odada O’nun teşebbüsü ile öpüştük. Resmi ziyaret faslı bitti. Bundan sonra normal münasebet devri başladı dedik. Memnun ayrıldım.”

14 Mayıs 1950 seçimini kaybedince oğlu Erdal’a yazdığı mektupta şöyle diyor:

“Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız bin bir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur. Bu da milletin hem masum, hem tabii bir arzularıdır.” (22 Mayıs 1950)
Hitler’den hoşlanmıyor; Stalin’e mesafeli. İngilizler’e yakın.

Ne Burak ne de Bilal

Her fırsatta Anadolu’yu dolaşıyor; sorunları özel defterine not alıyor.
Ülke sorunları nedeniyle uyuyamıyor.
Ülkesinin harcadığı bir kuruşu bile defterine yazıyor.
En büyük kâbusu bütçenin denkleşmemesi!
Yağmur yağdığında topraktaki ürünler için bayram ediyor.
Gazi madalyasını kaybedince çok üzülüyor; bulunca çok seviniyor.
Halkevleri’ne büyük önem veriyor; Köy Enstitüleri’ni sık ziyaret ediyor.
Kızların okula gitmesi için uğraş veriyor. Orta öğrenim projesini okuyor; müfredatla ilgili toplantılara katılıyor. Dahi çocukları ortaya çıkarmaya çabalıyor.
Çocuklarını devlet okulunda okutuyor; onlarla Cebir dersi çalışıyor.
Ders notlarını özel defterine yazıyor. “Ömer’in imtihanı başladı…
Ömer’in kimya imtihanı iyi… Ömer’in analitikten imtihanı iyi geçmedi, üzüldük…”

Oğlu Erdal’ın okul saatlerini yazıyor; “8.30 gelme saati… 11.40 öğle paydos saati… 13.40 öğleden sonra gelme… 15.10 paydos… “
Ömer İTÜ’de, Erdal ODTÜ’de öğretim üyesi oluyor.

Mevhibe Hanım ile pastahaneye gitmekten keyif alıyor.
Evlilik yıldönümlerinde eşiyle baş başa yemek yemeye özen gösteriyor.
Eşinin doğum günü 22 Eylül‘ü unutmuyor. Çocuklarının evlilik ve doğum günlerini
birlikte kutlamaktan keyif alıyor. Hediye vermeyi seviyor. Yabancı konuklardan hediye olarak sadece kitap kabul ediyor.

Eşiyle bezik; arkadaşlarıyla briç; ve oğullarıyla bilardo oynamaktan hoşlanıyor.
Babasının küçük yaşta öğrettiği satranca tutkun. Almanya’da çıkan satranç dergisine abone. Satrançta en büyük rakibi Başbakan Şükrü Saraçoğlu… II. Dünya Savaşı gecelerinde sürekli oynayıp gelişmeleri takip ediyorlar. Kimbilir belki de bu strateji oyunu sayesinde Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmama başarısı gösteriyorlar.

ABD’nin dış politika konularına ağırlık veren ünlü Foreign Affairs adlı strateji dergisini okuyor.
Votka seviyor
İçki içiyor. Ama dayanıksız; not defterine şöyle yazıyor: “Gece çok içtim bozuldum.” Votka seviyor.
Tenis oynuyor.
Atlara özel merakı var; her fırsatta biniyor; at yarışlarına gidiyor.
Yüzmeyi (deniz banyosu diyor) her yaz yapıyor.
Futbol maçı seyrediyor; yorumda bulunuyor.
Golf kulübüne gidiyor.
Sağlığına çok dikkat etmesine karşın genellikle hastalanıyor.
Kilo almamak için hep rejim yapıyor. Tartılıyor; 70-75 kilo aralığında.
Yaşamının son döneminde 58 kiloya kadar düşüyor. İstese de artık kilo alamıyor.
Sık sık kan tahlileri yaptırıyor. Aldığı ilaçları defterine yazıyor; Sedo-corodil, Cardiographie, Ürodonal, İnsülin, Glucophyline, Neo antergan…
Kolesterol 212 ile 294 arasında değişiyor; 1965 yılında 322’ye çıkıyor.
Şekerini, tansiyonunu hep defterine not ediyor.
60 yaşında sağlık için düzenli yürüyüşe başlıyor.
7 Ağustos 1929’da sigarayı bırakıyor. Fakat her seferinde tekrar başlıyor;
tekrar bırakıyor, tekrar başlıyor.
1928’den sonra Alfabe Devrimi’ne uyarak notlarını Latin harfleriyle yazıyor.
İşte…

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aydınlanmanın ortaya çıkardığı bir devlet adamı portresi…

Vasatlığı, değersizliği, kalitesizliği yüceltiyorsanız; ağalara, şeyhlere, köleliğe boyun eğiyorsanız, bilime değil hurafeye inanıyorsanız; yani zihinsel bir çürüme yaşıyorsanız; İsmet İnönü’yü anlamamanız normal be kardeşim

Bu da İnönü’nün çıkını

İsmet İnönü, 1919-1973 yılları arasında parasal hesaplarını özel defterine yazıyor.
“14 Ocak 1919, Bu gece babamda idim. Batum işinden ziyan etmişler. Bin lira kadar. Pek üzgündü.”
“15 Nisan 1919, Babam ile Şehzadebaşı’ndaki dükkanları gördüm. Bankaya gittim. Mevhibe’nin parasını saydım. (535 lira 90 kuruş.) Benim param bin yüz lira.
“22 Mayıs 1919, (Kardeşim) Hayri’ye elbiselik aldık. 12 çorap aldık. Valideye elli lira verdim.

Başbakanlığı döneminde bile değişmiyor ailesinin masraflarını defterine yazıyor:
“3 Eylül 1927; 200 elbise, 170 oto, 50 Abdurrahman, 250 Fikret’e verildi, 150 bilet,
350 Hayri’nin mektebi için Hüseyin Bey’e, 65 yeni sayyat, 150 Fikret’e, 20 Komisere,
5 hizmetliye, 5 İrfan’a, 10 Hüsamettin’e, 15 Hatçe’ye, 25 Seniha’ya, 20 Hayri’ye,
50 anneme.”
İsrafa çok karşı; özel defterine; “kadınların israfı her şeyde var” diye sitem ediyor.
“10 Temmuz 1929, Gece hanımın hiddeti. Hanıma ev masrafı olarak 1.550 lira teslim ettim.”

Yıl 1949. İsmet İnönü Cumhurbaşkanı…

Erdal İnönü Amerika’dan gönderdiği mektubunda, annesine iki kürk beğendiğini;
birinin fiyatının 1000 $, öbürünün ise 600 $ olduğunu yazıyor.
27 Şubat 1949 tarihli mektubunda İsmet İnönü oğluna şu yanıtı veriyor:
“Kürk hikayesini okudum. Olacak şey değil. O kadar doları bulamayız.
Hemen sözünü geri al. Senin bu kadarcık ihtiyat paran için üç senedir uğraşıyoruz. Hulasa olacak iş değil.”

Evinde kullandığı sobanın siparişini kendi veren bir devlet adamı.
Ev tamirinin giderini bile defterine not eden bir parti lideri:
“25 Eylül 1959, 150 usta: 6 gün duvarcı+25, 60 sıvacı: 3 gün+20, 125 amele:
17 gün+12.5 ve 87.5 tenekeci: 3 gün. Toplam: 422.5”
Borçlanmayı hiç sevmiyor:

“25 Temmuz 1955, Avni Doğan’a 50 lira verdim. Eski borcu olduğunu söylemiş.”
“25 Ekim 1929, Borçlarım: 900 duvardan bulgura, 335 Nazmi’ye, 1.600 kok,
250 tahmini odun-kömür, 200 dişçi.”

“31 Temmuz 1966, Sabahattin’in aylığını verdim. Aylığı 500 lira. Temmuz 12’de gelmiş. 307 hesap ettik. 150 borç vermiştik. 157 borcu verdim. (200 lira verdim, masrafın oldu dedim.)”

Şu zarifliğe bakar mısınız, fazla verdiği parayı bile yazarken parantez içinde belirtiyor, ayıp olmasın diye!
Borcu gibi alacağı konusunda da titiz olduğu görülüyor:
“Osm. Bank. Erdal kömür ve borç 1700, Ziraat aylık: 1.500, İş Bankası borç sigorta 950, Emekli bono 600, Osm. Ömer’e havale doğum borcu: 1.000”
Hırsız bürokratları defterine kaydediyor: “Torbalı Kaymakamı hırsız.
Beyazıt Valisi hırsız. Defterdar da hırsız. Mersin Valisi hırsız…”
Bir kuruşun hesabını soruyor. Vergisini hiç aksatmıyor. Hatta oğluna borç veriyor:

“30 Haziran 1961, İş Bankası Cebeci Şubesi 1360 Erdal’a vergi için.”
Erdal İnönü’nün evlilik gideri bakın İsmet İnönü’nün defterinde nasıl yer alıyor:

“6 Ekim 1957. Hesap hülasası:
7.000 Nişan yüzükleri, 23.500 yüz görümlüğü, 12.500 küpe, 2.250 nikah şekeri,
20.000 düğün, 2.200 gömlekler, 750 fotoğraf ve saire
Toplam: 68.200.
10.000 evvelce verdim, kaldı 58.200.
13.500 nakit borç, oldu 71.700.
38.700 mahsup, 33.000 kalan, 300 Hanım, 1000 Ömer için
38.700.
40.000 çek.”
Anlaşılan düğün giderleri İnönü’nün bütçesini zorluyor. Çünkü…
“2 Eylül 1954: Emekli aylık: 5.227; 3 Aylık 15.681; Damga pulu: 62.72
Toplam: 15.618.28”

*****

Uzatmaya gerek yok; iki hafta önce Erdoğan’ın 20 yıllık çıkınını yazdım.
Sonra telefon tapeleri ortaya döküldü.
İnönü ve Erdoğan’ı karşılaştırın bakalım!
Sözün bittiği yer tam burası değil mi?

Damat üzüntüsü torun sevinci

İsmet İnönü’nün damadı gazeteci Metin Toker Akis dergisinde yazdıklarından dolayı DP döneminde hapse atıldı. CHP lideri İsmet İnönü, damadını ziyaret için
Ulucanlar Cezaevi’ne gitti. Görüştürmediler. Bir not yazıp damadına gönderdi:
“Tarih 11.2.1957
Metin evladım,
Görmek için geldim. Göremedim. Yarın gene gelirim. Acele ihtiyacın neyedir? Nasılsın? Metanetine güvenirim şerefli evladım. İ. İnönü.”
Bu pusulanın ardına Metin Toker şöyle yazdı:
“En ufak bir üzüntüm yok. Üzülürüm, benim için üzülürseniz. Burada iyi bir koğuşa verdiler. Şinasi ile beraberim. Özden size emanet. İnanın ki rahatım da yerinde.
Bir tek ricam var: kimseye benimle alakalı bir kelime konuşmayın ve ne olur;
ne baskı yapın ne baskı kabul edin. Ellerinizden öperim. Metin.”

23 gün sonra…
Eşi cezaevinde iken Özden Toker erken doğum yapıyor; Gülsün (Toker) Bilgehan dünyaya geliyor!
Dedesi defterine not alıyor:
“25.2.1957, Pazartesi saat 4.50
Kilo 3, boy 50 santim.
Doğum evi Zekai Tahir.”
Bir tek cümle kin, intikam yok defterde…
Tek yazdığı kızı Özden ile birlikte damadını sık sık ziyarete gittiği.
Adalet için şunu diyecektir:
Tarih: 22 Ocak 1957

“Adalete siyaset karışmaması için çalıştım. İnkılapların en şiddetli devirlerinde dahi karışmadık. Eski hakimlerin kanaati: Saltanat devri dahil hakimlere bu günkü tesir
hiçbir devirde görülmemiştir.”

İsmet Paşa bir de bu günleri görseydi; ne derdi acaba?

Eminim ki, “boyun eğmeyin” derdi!..

İsmet İnönü’nün tırnağı bile olamazsınız !

İnönü’nün tırnağı olamazsınız!

Ali Serdar Bolat,
8 Temmuz 2012

İsmet İnönü’nün adının Uluslararası İlişkiler dersi müfredatından çıkarılması girişimi tepkiyle karşılandı.

Aydınlık, 8 Temmuz 2012

Süleyman Demirel:

“İsmet İnönü’nün isminin ders kitaplarından silinmesini üzüntüyle karşılıyor ve şiddetle kınıyorum.

İnönü, 1. ve 2. İnönü zaferlerinin muktedir, kahraman bir komutanıdır.

1923’den 1938’e kadar kendisine tevdi edilen her görevi, hiç kimsenin isteği ve zoruyla değil, kendi dirayetiyle yapmıştır.

Lozan Konferansında dünyanın siyaset devleriyle müzakereden başarılarla çıkmış ve Büyük Atatürk’ün hep yanında ve hizmetinde olmuştur.”

“Yapılan iş, tarihi tahrif etmekten başka bir şey değildir.”

“Bu uygulamayı kim yapıyorsa, bu işin nereye kadar gideceğini düşünmek zorundadır.”

“Devlet hizmetinde emeği ve yeteneğiyle tarihe geçmiş her devlet adamının, kahramanların adının kitaplardan silinmesi çok ayıp bir şeydir. Hadiseyi çok vahim buluyor ve şiddetle kınıyorum.”

“Herkes bilmelidir ki, millete mal olmuş İsmet İnönü’ye yapılan bu uygulama, millet nazarında affedilecek suç değildir.İnönü’nün adını okul kitaplarından çıkaranlar, düşünmelidir ki;
bir gün bir Molla Kasım gelir ve onlara da aynı muameleyi yapabilir.”

“Nedir bu kin? Nedir bu nefret? Bu kin ve kindarlık milleti birleştirmez, ayrıştırır.”

“Unutulmasın ki, ben de kendisiyle çalıştım. Ve siyasi çatışmalarımız da oldu.
Ama bu siyasettir. Kimse nehirleri tersine akıtmaya kalkışmasın.”

********

CHP Gurup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan:

“Bir sonraki adım Atatürk’tür!”

********

CHP Eski Milletvekili, Emekli Büyükelçi Onur Öymen:

“Talim Terbiye Kurulu, İnönü’nün 2. Dünya Savaşında izlediği tarafsızlık politikasını “öğretilecek konular” arasından çıkarmış. Bu politika sayesinde dünyada milyonlarca insan ölürken Türkiye savaşın dışında kalmıştır. İktidar partisine mensup politikacıların tek parti dönemini ve İsmet Paşa’yı karalamayı amaçlayan sözleri ile birlikte değerlendirildiğinde, esas amacın eğitsel değil siyasal olduğu gözden kaçmaz. Ana muhalefet partisinin bu kararın düzeltilmesi için çok güçlü bir tepki göstermesi gerekiyor.”

********

CHP Eski Milletvekili Şahin Mengü:

“Bu bana çok doğal geldi.
Uluslararası ilişkilerde birilerinin taşeronu olmayı içine sindirebilen bir hükümetin
intihalden sabıkalı bakanından farklı bir davranış beklemek safdillik olur.”
===========================================================================
www.ahmetsaltik.net