Diyanet İşleri Başkanlığı kürtaj fetvası yayınladı..

Diyanet İşleri Başkanlığı
kürtaj fetvası yayınladı..

Diyanet’in 2016 Takvimi’ne konulan fetvaya göre, mecbur kalmadıkça yapılan kürtaj, “cinayet” demek. Kürtaj yaptıran da, bunun karşılığında ya 5 deve bağışlayacak ya da 212 gram altın
(21 bin lira) verecek. (Ali Ekber ERTÜRK / SÖZCÜ)

DİNDE YERİ YOK               : 

  • Yaşama hakkı erkek spermi ile kadın yumurtasının birleştiği ve döllenmenin başladığı andan itibaren Allah tarafından verilmiş temel bir hak olup, bu safhadan sonra ana baba da dahil
    hiç kimsenin bu hakka müdahale etmesine izin verilmemiştir. Ayet ve hadislerde yer alan
    genel prensipler ve özel hükümler anne karnındaki ceninin dinen meşru sayılan haklı bir gerekçe olmadan düşürülmesine, aldırılmasını ve gebeliğe son verilmesine müsaade etmez.

YA 5 DEVE YA 212 GRAM ALTIN

“Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin” ayeti, Hz Peygamber’in,

  • “Kasten çocuk düşüren ve buna sebep olanın maddi tazminat ödemesine hükmetmesi,
    anne karnındaki çocuğun hayat hakkında da güvence altını almaktadır. Bu itibarla İslam annenin hayatını doğrudan etkileyecek bir zaruret bulunmadıkça anne karındaki çocuğun düşürülmesini ve aldırılmasını kabul etmemektedir. Cenine karşı bir cinayet işlenmesi halinde gurre denilen bir ceza tazminat ödenir. Gurre miktarının sünnetteki tatbikat örneğinden
    yola çıkarak 5 deve, altın ve gümüş (212 gram altın) olduğu görülmektedir.

HATAYLA DA OLSA DÜŞÜK YAPANA CEZA

Gurre ceninin mirası kabul edilir. Düşmesine sebep olan kimse hariç varisleri arasında paylaştırılır. Gurrenin ödenmesi için çocuk düşürmenin kasten veya hatayla olması, anne veya baba tarafından işlenmesi fark etmez. Ruhun cenine 4 aylık iken üflendiğini bildiren hadisten hareketle bu sureden önce ceninin kürtaj edilebileceği yönünde görüş varsa da bu isabetli değildir. Bu yoruma göre ruhun üflenmiş olması, ceninin müstakil kişilik olması kabul edilmekte, ruh üflenmeden önce cenin bir et parçası sayılmaktadır. Oysa cenin döllenmenin gerçekleşmesiyle potansiyel bir insan haline gelmesiyle dokunulmaz bir insan haline gelmekte olup dokunulmazdır. Ruh taşıyan canlı bedeni imha etmek caiz olsaydı uykudaki insanı öldürmek caiz oldurdu. Allah Teala uyku halinde insan ruhunun bedenden ayrıldığını haber vermektedir.

*****

YAZI UTANDI…

Yazı utandı...

Bekir COŞKUN
SÖZCÜ,
10 Ocak 2016

Cübbeli Ahmet Hoca, giyenleri cennetin kapısına yönlendiren “Nal-ı Şerif” terliklerini piyasaya sürdü… Terliğe bin git… 135 TL…
Eğer diğer ürünlerden olan; Sakal-ı Şerif’in yıkandığı sudan (yudumu 3 TL) içersen hastalıklarından kurtulursan… Kabirde azap çekmeyi engelleyen ve cehennem ateşine dayanıklı kefenden de (370 TL) alırsan… Bir de hırsızlığa, depreme ve yangına karşı boynuna
Muska-ı Şerif’i (10 TL) asarsan… Ayağında zaten cennete götüren terlik… Daha ne olsun?…
*
Ben Cübbeli Ahmet Hoca derim…
*
Dini imanı kullanıp; insanlardan aldığı oy ile fabrika fiyatına uçaklar alıp binenlerden iyidir…
Hiç olmazsa terliği sen giyiyorsun…
*
Dini imanı kullanıp; aldıkları rüşveti elbise torbalarının içinde taşıyanlardan da iyidir…
En azından kefenin içinde sen gidiyorsun…
*
Dini imanı kullanan ama ülkeyi soyanlardan kat kat iyidir…
Bari Muska-ı Şerif ile salondaki televizyonunu çalmayacaklarını sanıyorsun…
*
İşte: Yoksulların, yetimlerin parası ile on üç bakanlıktan fazla bütçe ayrılan, ama “Babanın
öz kızını şehvet ile öpmesi, karısı ile nikahını düşürmez… Kızının dokuz yaşından
büyük olması gerekir…”
gibi utanç verici tartışmalara neden olan Diyanet İşleri…

İstediğin kadar yalanla… Toplumun saygısını ve güvenini yitirmişsen…
Din adına işlenen yalana-dolana sessiz kalıyorsan…
Dinin değil sarayın parçası olmuşsan… Her şey umulur…
*
Annelerin, babaların çocuklarından fellik fellik gizlemeye çalıştıkları dünkü yüz kızartıcı rezaletin yanında… Cübbeli Ahmet Hoca ve terlikleri derim…
*
İlk kez bir yazımı; anneler, babalar ve çocukları okumasın istedim…Yazı utandı

===========================================

Dostlar,

AKP iktidarında işler iyice yolundan (şirazesinden) çıkmakta..
Diyanet hurafe üretmeyi sürdürmekte ve ona haddini bildiren de yok..
Tersine, balık baştan kokuyor, DİB bu cesareti siyasal iktidardan alıyor..

25-30 önce yayımlanan kitaplarında merhum Prof. İlhan Arsel, “Diyanet hurafe üretiyor” diye uyarılarda bulunmakta, örnekler vererek bilim – akıl ve çağ dışı önermeleri örneklemekteydi.
Aradan geçen 2-3 onyılda Dünyada yaşanan bilimsel devrimler baş döndürücü.. Ama bizm Diyanet hala Peygamber döneminin Arabistan’ında donup kalmış durumda.. Muhammet Peygamber yaşasa idi eminiz bunları “gerici – izansız”.. benzeri nitemlerle suçlardı.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Anayasanın üstünde midir? Kendisini ne sanmaktadır?
DİB açıkça Anayasa suçu işlemektedir!
Bu suç eylemlerine seyirci – sessiz – kayıtsız kalan başta siyasal iktidar ve
Cumhurbaşkanı olmak üzere, işlem yapmayan C. Savcılıkları da suça katılmaktadır.
Diyanet, Anayasada olmayan fiili bir yetki kullanmaktadır. Oysa Anayasa md. 6/son :

  • “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” 

Ayrıca Anayasa md. 24 / son şöyledir :

  • “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa,
    din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla
    her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri
    istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

*****
2827 sayılı “Nüfus Planlaması Hakkında Kanun” (RG 27.05.1983, 18059) bu ülkenin yasası değil midir? TBMM tarafından çıkarılıp Cumhurbaşkanınca onaylanmamış mıdır?
(1965 tarihli 557 sayılı aynı adlı yasayı güncellemiştir..)

Diyanet bu yasayı tanımamakta mıdır?
İçişleri Bakanı Efgan Ala’nın TBMM kürsüsünde “Bu Anayasayı tanımıyoruz..” haykırışını unutamıyoruz.. (3 Mart 2015, Hürriyet ve öbür gazeteler..)
Anılan yasa, 10 haftayı geçmeyen gebeliklerin çiftlerin istemine bağlı olarak sonlandırılmasına olanak tanımaktadır; 2827 sayılı yasa md. 5/1 :

“Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.”

Zaten madde metninde anne adayının (yasa maddesinde hatalı olarak “annenin” deniyor)
sağlığı açısından sakınca olmaması koşulu getirilmiştir. Diyanet daha ne istemektedir?

Türkiye bir hukuk devleti midir (Anaysa md. 2), Diyanetin çiftliği midir?

1983’te 2827 sayılı yasa çıkarılırken, o zaman bir Devlet Dairesi olarak görüşü sorulan Diyanet, Başkanı aydın din bilgini Dr. Lütfi Doğan üzerinden “olumlu” görüş bildirmişti.
Aradan geçen 33 yılda İslamda yeni içtihat mı vardır, kim üretmiştir? 600 – 700 yıldır
İmam Gazali‘nin “hüneri” (!) ile İslamda içtihat kapısı kapalı değil midir?

Diyanet durup dururken neden bu tür toplumu geren çağdışı açıklamalar yapmaktadır?
Bağlı olduğu kuruluş olarak Başbakanlıkça uyarılacak mıdır?
Anayasa md. 104/1’de verilen yetki ve görevi R.T. Erdoğan kullanacak mıdır ?

“Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

Ayrıca Anayasa md. 41/2, Devleti apaçık aile planlaması hizmeti vermekle yükümlemektedir :

  • “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve
    aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,
    teşkilatı kurar.
    ” 

Ancak AKP iktidarı, Anayasanın bu buyurucu kuralını da açıkça çiğnemekte, bu hizmetleri halka gereği gibi vermemektedir.. 10 haftayı geçmeyen gebeliklerin isteğe bağlı sonlandırılması ise devletin sağlık kuruluşlarında neredeyse olanaksızdır. Bin dereden su getirilerek
bu hizmet verilmemektedir. Dileyen, bir telefonla bu amaçla randevu almayı deneyebilir.

Üst katmanlar zaten hem istemsiz gebelikleri önlemekte daha başarılıdır hem de kürtaj gereksinimini özel sağlık kurumlarında sorunsuz gidermektedir. Bu durumda AKP zulmünün bedelini yine yoksul – az eğitimli yurttaşlarımız ödemektedir. Ne hazindir ki bu kitleler AKP’nin oy deposudur.. Halkımız Stockholm sendromundaki gibi celladına mı aşık olmuştur?

Öte yandan doğurganlığını düzenlemek çiftlerin uluslararası hukuk metinlerinde de temel hakları içindedir (The U.N. Human Rights Committee and the Committee on the Elimination of Discrimination against Women). Ülkemizde hem kürtaja karşı olacaksınız, birtakım hurafeleri DİN diye yasaların – anayasaların – temel insan hakları metinlerinin önüne gözü kara koyacaksınız; hem de etkin – yaygın – nitelikli – kamusal aile planlaması hizmetlerini
topluma vermeyecek hatta engelleyeceksiniz.. Ha bire 3-5 çocuk yapma telkini vereceksiniz, doğurganlığı para yardımı, ücretsiz izin vb. düzenlemelerle teşvik edeceksiniz.. Bu kitleler okuyamayacak, yoksulluk ve eğitimsizlik zincirini kıramayacak ve AKP’ye oy deposu olacak öyle mi?

Başbakan RT Erdoğan‘ın, Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı’nın uygulanmasına ilişkin 2012 Uluslararası Parlamenterler Konferansı kapanış oturumunda yaptığı konuşmada

“Sezaryenle doğuma karşıyım. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum.” sözleri unutuldu mu?

Oysa gebe kadının Devletin ve başkasının karışmasına kapalı istemli düşük (kürtaj) hakkı var :

– “Human Rights Watch believes that decisions about abortion belong to a pregnant woman without interference by the state or others.”(The U.N. Human Rights Committee; https://www.hrw.org/legacy/backgrounder/americas/argentina0605/

TNSA 2013 (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması) verilerine göre Toplam Doğurganlık Hızı 2,26’dır. Yani 15-49 yaş arası doğurgan çağda Türkiye’de bir kadın 2,26 çocuk sahibi olmakta. Oysa kendilerine kalsa bu rakam 1,66 olacaktı. Yani etkin – yaygın – nitelikli – kamusal
aile planlaması hizmetlerine erişemedikleri için, 3 ve 4 çocuklu aileler son çocuklarına
istemsiz sahip olmuşlardır. Bir başka hesapla, 2014 içinde nüfus artışı 1 milyon 30 bin olmayacak; yaklaşık 756 binde kalacaktı (Nüfus artış hızı da %1,34 yerine %0,98 olacaktı). Fazladan ve halkın istemediği 254 bin nüfus artışının sorumlusu AKP’nin bu sorumsuz ve
hukuk dışı – insan haklarına aykırı dayatmacı – dinci, yatak odalarına bile müdahale eden…
insanlık dışı politikasıdır.

Devletin yasal düşük ve aile planlaması hizmetine erişemeyen alt katmanlar, bilim dışı
sağlıksız – sakıncalı yöntemlere başvurabilirler. İstemsiz gebeliklerin 10 haftaya dek yasal kürtajına engel olunursa bu kez sağlıksız – tehlikeli – ölümcül yöntemlere başvuran yoksul – eğitimsiz – çaresiz kadınlarımız ölür, engelli kalırlar.. 2827 sayılı yasa öncesi durum buydu!
Yılda birkaç yüz bin düşük yapılırdı, anne ölümleri yüz kızartıcı düzeyde yüksekti.

*****

AKP’nin bu politikasının insanlığa, dine – imana – ahlaka… sığar yanı var mıdır?
Haydi insanların bir bölümünü aldattınız, Allah’ı da mı aldatacaksınız?
Böye bir kaygı taşımıyorsanız o zaman siz müslüman mısınız??

Yoksa Türkiye bu sürede, özellikle Kasım 2002’den bu yana 13+ yıldır tek başına iktidar olan AKP yönetiminde fiili bir sivil darbe ile artık bir DİN DEVLETİNE dönüştürülmüştür de biz mi habersiziz?

Cuma namazına ilişkin açıkça Anayasayta aykırı 08.1.2015 tarihli Başbakanlık genelgesi,
AKP’nin dinci dayatmasının tuzu biberidir.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez’in Alevilerin tapınç (ibadet) yeri Cemevlerini inatla reddetmesi ve bu tutumunu Alevi sorununda 2 kırmızı çizgisinden biri olarak bildirmesi
dehşet vericidir!

– Madde 136 : “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma
ve bütünleşmeyi amaç edinerek
, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”

Diyanet İşleri, eğer, siyasal iktidar ya da Cumhurbaşkanınca yönlendirilmek isteniyorsa, Anayasa’nın “kanunsuz emri” dinlememe hakkı ve yükümünü düzenleyen kuralına uymalıdır.
Ya da onurlu bir yol daha vardır… Yazmaya gerek var mıdır, Prof. Görmez onu gör(e)mez mi?

İnsan Hakları uluslararası kuruluşları nerededir? Ne için varlardır?
Salt etnik kümeleri kışkırtmak ve ayrıştırmak için mi görevlidirler??

AİHM’nin, AİHS’ne dayanarak Türkiye’de zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin
kesin hükmünü (AKP hükümetinin temyiz istemi reddedildi!) uygulamayışını seyir mi edeceksiniz?

Eyy Avrupa, Avrupa Konseyi, AB ve ABD!

Tüm değerlerinizi – ilkelerinizi ayaklar altına alma adına, AKP iktidarı ile pazarlığınızda
masada hangi paha biçilmez istekleriniz var??

21. yy. başında insanlık nasıl bu denli sefil olabiliyor??

Sevgi ve saygı ile.
10 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Bu yazımızın pdf biçimi : AKP’nin_DIN_DEVLETI_DAYATMALARI

Ömer HAYYAM : Celladına aşık olmuşsa bir millet



Ömer HAYYAM’dan Dörtlükler

1048-1131 yılları arasında yaşayan İranlı ünlü şair, yazar, matematikçi, filozof ve astronom Ömer Hayyam‘dan: 900 yılda çok değişen olmamış! 

divider_yesil_fiyonk

Celladına aşık olmuşsa bir millet
İster ezan, ister çan dinlet
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet
Müstehaktır ona her türlü zillet.      

Dünya üç beş bilgisizin elinde
Sanırlar ki tüm ilim kendilerinde
Üzülme, eşeği eşek beğenir
Bir hayır var sana bana kötü demelerinde.        

Felek ne cömerttir aşağılık insanlara
Han, hamam, dolap, değirmen hep onlara
Kendini satmayan adama ekmek yok
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya.
        
Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeye
Altınlarıyla gümüşleriyle övünmeye
Tam işleri dilediği düzene sokar
Ecel çıkıverir pusudan: Benim, ben diye.

Ömer HAYYAM

divider_cizgi

Hayyam ustanın bu anlamlı dizelerini gönderen web sitemiz dostlarımıza teşekkür ederiz..
Günümüzde buna “Stockholm sendromu” deniyor tıpta ve siyasal yazında (literatürde).
Sado-mazohistik kişilik yapısının (ya da tıbbi terimle “bozukluğunun”) ana ögelerinden..
Ancak halkımıza gerçekler anlatılabilse sağduyuyu elden bırakmayacaklarına inanıyoruz.
Basın (medya) egemenliği kurmak için AKP iktidarının neleri göze aldığı ortada..

Son söz Yüce ATATÜRK’ün (1923) :

“Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz.”

=================

Güncelleme ve düzeltme notu, 22.12.16                                                        :

Yusuf Şahin Ceritli senin bağlantına yorum yaptı.

Yusuf Şahin Ceritli
22 Aralık, 00:43
CUM 19:31 http://ahmetsaltik.net/2015/09/05/omer-hayyam-celladina-asik-olmussa-bir-millet/ Ömer HAYYAM : Celladına aşık olmuşsa bir millet – Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ömer HAYYAM : Celladına aşık olmuşsa bir millet Ömer HAYYAM’dan Dörtlükler 1048-1131 yılları arasında yaşayan İranlı ünlü şair, yazar, matematikçi, filozof ve astronom Ömer Hayyam‘dan: 900 yılda çok değişen olmamış! Celladına aşık olmuşsa bir milletİster ezan, ister çan dinletİtiraz etmiyorsa sür… ahmetsaltik.net *** sayfanızda yayınladığınız bu eser bana aittir ve bazı emek hırsızları tarafından ömer hayyam adı ile internette dolaşmaktadır. düzeltirseniz sevinirim *** http://www.antoloji.com/dortlukler-1-22-siiri/ Dörtlükler 1 Şiiri – Yusuf Şahin Ceritli Şair Yusuf Şahin Ceritli’e ait Dörtlükler 1 adlı şiiri okumak için tıklayınız. antoloji.com şiirin aslı antoloji com sitesindedir. 

Sevgi ve saygı ile.
05.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Milletimizin başı sağolsun deniyor ama… Baş’ı değiştirmezsek millet sağ olmayacak


Milletimizin başı sağolsun deniyor ama… Baş’ı değiştirmezsek millet sağ olmayacak!

Yılmaz Özdil
Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 11 Ekim 2015

Hemen çıkmaz ortaya… Saklanır.
Ortalığın yatışmasını bekler.
“Yazılı açıklama” yapar.  “Kınıyorum” der.
“Şiddetle” kınar. “Lanet”ler.
“Menfur saldırı” der. “Teessürle öğrendiğini” söyler.

“Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifalar” diler.
“Birlik ve beraberliğimizin hedef alındığını” anlatır.
“Ülkemizin huzuruna, istikrarına kastetildiğini” belirtir.
“Faillerin en kısa sürede belirleneceğine inandığını” ifade eder.
“Sağduyu” çağrısı yapar. “Siyasi partileri ve medyayı sorumlu davranmaya” davet eder.
“Programlarını iptal” eder. “İçişleri bakanından bilgi” alır.
Hep aynı klişedir. Reyhanlı, Suruç, Ankara.
Hep böyledir. Öbürü desen…
“Güvenlik zirvesi” toplar.
“Derhal” toplar. “Gerekli talimatları” verir.
“Şiddetle” kınar. “Lanet”ler.
“Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifalar” diler.
“Birbirimizi suçlama zamanı değil, kenetlenme zamanı” der.
“Ortak deklarasyon” çağrısı yapar.
“Geniş çaplı operasyon” başlatılır.
Hep “geniş çaplı” başlatılır.
“Üç bakan” olay yerine gider. “İncelemelerde” bulunulur.
“İlk belirlemelere göre, güvenlik zafiyeti olmadığı” açıklanır.
“Zamanlama”sına dikkat çekilir. “Manidar olduğu” belirtilir.
“İstifaya gerek olmadığı” söylenir
“Yayın yasağı” getirilir.
*
Çünkü yayın yasağı getirilmezse…
“Milletin çocuklarını korumak için ne yapmalıyız; İtalya’ya mı göndermeliyiz?”

diye sorulur!

===============================

Sağol Yılmaz Özdil!

Duygularımıza, düşüncelerimize ve de acılarımıza tercüman oluyorsun..
Ustalıkla, derin özdeşim (empati) ile..
İnsan duyarlığınla..

Bu böyle gitmez!..

  • AKP – RTE bu kanlı tablonun 1. derecede sorumlusudurlar.
    Çıplak gerçek budur!

Halkımız, böylesine “kanaya kanaya” da olsa gerçeği öğrenecek..
20 milyona yakın AKP seçmeni “kitle” Stockholm sendromundan kurtulacak..
Sado-mazohizmine son verecek..
Yaşaya yaşaya öğreniyor..
Deneme yanılma ile ne yazık ki..

Eğitimsiz bırakılarak “öngörü” yapması acımasızca engelleniyor çünkü..

Aklı erene – aydına çooook  ama çoook ağır – sabırlı – akıllı – her şeye karşın serinkanlı – planlı – örgütlü çaba göstermek düşüyor..
Sonuç alana dek…

Kökü dışarıda bu “proje partisi AKP” den kurtulana dek…
Bereket ilk fırsat çok yakın..
1 Kasım 2015.. 
Kıyamet tarihi sanki..

Bir adam, koca ülkeyi TEK BAŞINA ŞİRKET PATRONU GİBİ YÖNETMEK istiyor..
Açık açık da söylüyor bunu hiç sıkılmadan..
İnsanlığın bunca yıllık uygarlık birikimini hiçe sayıyor çünkü habersiz..
78 milyon kendisine biat etsin, Halife bellesin istiyor..
Demokrasi tramvayından ineli yıllar oldu..
Bu arada çooooook ağır suçlar da işlendi..

Hedef 2023; ANADOLU FEDERE İSLAM DEVLETİ..

Ama öyle kolay değil..
Yollar mayınlı; yani Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık demokratik birikimi var..

AKP – RTE kesinlikle yenilecek ve halka hesap verecek..

1 Kasım’da seçime katılım her 1 puan arttıkça,
AKP’nin oy oranı da nerdeyse 1 puan düşüyor..

Yurttaş, 1 Kasım’da oy kullan, geçerli oy ver..
kime verirsen ver ama mutlaka oy’unu kullan..

AKP – RTE’den kurtulmanın başka yolu yok...

Sevgi ve saygı ile.
11 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

14 Mart için Dr. Taner Özek Çizimi ve çağrışımlarımız..

14 Mart için Dr. Taner Özek Çizimi ve çağrışımlarımız..

14_Mart_2014_cizimi_Yaner_Ozek

Dostlar,

Çizer Meslektaşımız Dr. Taner Özekin 14 Mart için yapıtı yukarıda..
İlgililerine yeter ileti oluyor mu acaba??
Betz hücrelerine sağlık sevgili Dr. Taner Özek..
Bu yıl, Osmanlı’da “modern” sayılabilecek tıp eğitiminin
2. Mahmut tarafından 1827’de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane‘de
başlatılmasının 187. yılı..

Kökü dışarıda, DB – IMF dayatması “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” ün ise 11. yılı..
Soylu milletimiz anketlerde “çoook memnun” çıkıyormuş!?
Hayırlı olsun.. Demek ki; sağlık hizmetinin hak eden anayasal öznesi olmak yerine; bedelini ödeyen “müşterisi” olmak, Stockholm sendromu bağlamında
çoook keyif verici.

Bir de Devletimiz hizmet sunucusu olmak yerine;
vergi +
prim = ek vergi +
ilaca katkı payı +
reçete bedeli +
muyene ücreti +
ilaç fark ücreti +
oda fark ücreri +
hoca fark ücreti +
özel hastane SGK fark ücreti +
istisnai hizmet fark ücreti

ala ala yurttaşı sigortalı olmaktan çıkıp maskaraya dönüştürmüyor mu?

Tüm bunları SOPALI TAHSİLDAR gibi kamu gücüyle toplayıp (6183 sayılı yasa!);
yerli – yabancı özel sağlık sektörüne emme besma tulumba aktarmıyor mu?

Tam bayramlık..

Zaten SGK da,
-Tanrı aklımızı saklaya..-

“Destekleyici ve tamamlayıcı özel sağlık sigortası da olan
genel sağlık sigortalımız”

özgün nitemini kullanıyor SUT metinlerinde..

Tam da necip milletimize yaraşan..

Sevgi ve saygı ile.
14 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net