Etiket arşivi: yeterli dengeli beslenme

GAZETE DURUM ile söyleşi : Yoksulluk, Beslenme Sorunları ve Sonuçları-1

GAZETE DURUM ile söyleşi..

Yoksulluk, Beslenme Sorunları ve Sonuçları-1

İlknur Yağumli

https://www.gazetedurum.com.tr/ozel-haber/prof-dr-ahmet-saltik—turkiyede-zek%C3%A2-duzeyi-geriliyor–4163

ANKARA- Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık (ayrıca Sağlık Hukuku Uzmanı ve Siyaset Bilimci), çok ağır ekonomik bunalım yüzünden derinleşen yoksulluğun, ailelerden çocuklarına bir ‘miras’ olarak kalacağını söyledi.

Dr. Saltık, annelerin ve gebelik döneminde yetersiz-dengesiz beslenen kadınların ve bebeklerinin ciddi sağlık sorunları yaşadığına dikkat çekerek,

  • “Gebelik döneminde anne yeterli – dengeli beslenmezse bebek aç kalır!
  • Bebek, anne karnında aç kalır!
  • Yani yaşama öyle handikaplı başlar ki, daha annesinin karnında iken aç kalan bir bebek!!” ifadelerini kullandı.

Toplumun zeka düzeyinin gerilediğine de değinen Saltık, bu durumun ülkenin geleceğini tehdit ettiğini vurgulayarak,

Zeka yetersizliğinin yaygın olduğu bir toplum, 21. yüzyılda nasıl ayakta kalacak? Bu çocuklar ortaya bir bilimsel yapıt, bir sanat ürünü, yaratıcı bir roman, bir senaryo, bir estetik ürün, bir mimarlık ürün… koyamazlar.” dedi.

Türkiye’de yaşanan ağır ekonomik bunalım bir yanda gündelik yaşamı zorlaştırırken öbür yanda giderek daha geniş bir kesimi içine almayı sürdürüyor. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda Programı (WFP) verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişi, yeterli gıdaya erişemiyor. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi’nden Pierre-Alain Fridez’in 2022 Mart’ında hazırladığı rapora göre Türkiye, çocuk yoksulluğu konusunda endişe verici ülkeler arasında. OECD’nin son verilerine göre ise çocuk yoksulluğu konusunda üye ülkelerin ortalaması %12,8 olarak açıklanırken, Türkiye’de bu oran %20’nin üzerinde bulunuyor. Tüm bu veriler toplum sağlığının tehlikede olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor. Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, derin yoksulluğun aile, kadın, çocuk ve bebekler üzerindeki etkilerini GAZETE DURUM‘a değerlendirdi. Dr. Saltık, sözlerini, aşağıdaki sorumuz üzerine şöyle sürdürdü:

Soru : Türkiye’de yoksulluk miras haline mi geliyor? Bu yoksulluk mirası halk sağlığını kısa ve uzun erimde (vadede) nasıl etkileyecek?

“Anne babaların çocuklarına bırakacakları bir mal varlığı, bir maddi servet emekçi kesimler için büyük oranda artık yok. Aileler çocuklarına yoksulluğu miras bırakacaklar. Yanı sıra sağlıksız bir gelecek de bırakmış olacaklar. Anne karnından başlayarak yetersiz – dengesiz beslenmiş olacaklar büyük oranda. Türk-İş’in hesaplarına göre 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı ayda 19 bin TL’sını aştı! Oysa Türkiye’de asgari ücret 4250 TL. Dolayısıyla yoksulluk sınırının dörtte birinin de altında bir asgari ücret! Bu insanların günlük olarak yeterli – dengeli beslenmesini geçelim, karınlarını doyurmaları bile neredeyse olanaksız oluyor.

Yoksulluğun kısa ve uzun dönemde halk sağlığını nasıl etkileyeceğine anne karnından başlayarak bakalım. Gebe bir kadın, gebe kalmayı tasarlayan bir kadın ve eşi, önceden birtakım sağlık incelemeleri yaptırmak durumunda. Örneğin diyabeti (şeker hastalığı) var mı, kalp hastalığı var mı,  hipertansiyonu var mı, birtakım bulaşıcı hastalıkları var mı, aşıları tamam mı, beslenme durumu nasıl?? Örneğin folik asit… Folik asit ucuz ve çok değerli bir besin ögesidir. Eğer gebelik döneminde bu vitamin eksik kalırsa, gebelikten önce tamamlanmaz ise, son derece ciddi doğumsal anomalilere yol açar folik asit eksikliği; nöral tüp defektleri.. Omurga kanalının tam kapanmaması yüzünden omuriliğin açıkta kaldığı ciddi bir durum.

Daha annesinin karnında iken karnını doyuramayan bir bebek…

Gebelik döneminde anne yeterli – dengeli beslenmezse bebek aç kalır.
Yineleyelim; bebek, anne karnında aç kalır!

Yani yaşama öyle handikaplı başlar ki, daha annesinin karnında iken aç kalan bir bebek düşünün! Yetersiz-dengesiz beslenme, ne denli sakıncalı gördüğünüz gibi. Dolayısıyla bebek, 2500 gramın altında düşük doğum tartısı ile doğabilir. Bu, eğer gebelik zamanında sonlandıysa, gebenin o dönemlerde yeterli-dengeli beslenemediğini gösterir, açlığı gösterir! Gebelik döneminde annenin ve de bebeğin açlığını… Bu bebeklerin ölüm oranları çok yüksektir. Hastalıklara dirençleri çok düşüktür, özellikle bulaşıcı hastalıklara, zatürreye, ishallere yakalanma riskleri çok büyüktür ve yakalandıklarında da ölüm oranları oldukça yüksektir. Dolayısıyla büyük bir risk ve eşitsizlik söz konusudur. Büyük bir dezavantajla büyük bir eşitsizlikle dünyaya gelmiş olur bu bebekler. Yaşamda kalma şansları çok düşüktür, yaşarlarsa sağlık sorunları yakalarını bırakmaz, daha kısa ve düşük nitelikli yaşarlar, çok kırılgandırlar…

Türkiye’de zeka ortalaması geriliyor!

Merkez sinir sisteminin, beyin ve zeka gelişiminin % 95’i yaşamın ilk 2-5 yılında gerçekleşir. Özellikle ilk 2 yıl yeterli-dengeli beslenmeyen, aileden ve anneden yeterli sevgi ve ilgi görmeyen bebeklerin zihinsel gelişimlerinin çok yetersiz kalabildiğini, zeka geriliğine bile uğrayabildiklerini söyleyebilirim. Son araştırmalara göre Türkiye’de zeka ortalaması geçtiğimiz yıllarda 90 IQ iken son verilerle 87 IQ.

  • Zeka düzeyimiz toplum olarak düşüyor.
  • 87 IQ zeka ile 21. yüzyılda bir toplumun ayakta kalması olanaklı değil.

Zeka yetersizliğinin yaygın olduğu toplum nasıl ayakta kalacak?

Bu bebekler yeterli-dengeli beslenseler, iyi eğitim alsalar, psikolojik destek alabilseler, zihinsel potansiyellerinin en üst sınırlarına erişebilecek 100-120… daha yüksek zeka düzeyine ulaşabilecekler. Bir ülkenin çocuklarının beklenen zeka düzeyine erişememesi zeka fukarası, “geri zekalı” demeye dilim varmıyor, zeka yetersizliği yaşamaları bu tabloda kaçınılmazdır.

  • Bu durum o ülkenin geleceğini tehdit eden bir sağkalım (beka) sorunudur.

Zeka yetersizliğinin yaygın olduğu bir toplumda, siz nasıl 21. yüzyılda ayakta kalacaksınız? Türkiye’yi nasıl bağımsız tutacaksınız, kalkınacaksınız, gelişeceksiniz?

Türkiye’de 5 yaş altında çocuklarda “bodurluk” %6-6,5 dolayında!

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması – 2018 (TNSA) verileri böyle. 5 yaş altındaki her 15-16 çocuğumuzdan 1’inin boyu, yaşına ve cinsiyetine göre, beklenenin “çok” (2 standart sapmadan daha çok) altında. Bu durumda kısa dönemde çocuk hastalıkları ve ölümleri artar, uzun dönemde beklenen ortalama yaşam süresi düşer. Yetersiz – dengesiz beslenme nedeniyle bu çocuklarımız “bodur” kalırlar,  boyları çok kısa kalır. Elimizdeki verilerle en son 2018 TNSA raporuna göre, Türkiye’de %6-6,5 dolayında “bodur” çocuk var 5 yaşın altında. Yüz kızartıcı bir tablo bu! Bodur, yaşına ve cinsiyetine göre erişmesi beklenen boyun çok altında kalandır. 2018  TNSA verilerinde Türkiye’de her yüz çocuktan 6’sının (5 yaşın altında), beklenen boyun altında bodur kalması yüz kızartıcı bir durumdur ve bu oran ayrıca Türkiye içinde bölgesel eşitsizlikler gösteriyor.

Yoksulluğa mahkum, sınıf atlama şansı olmayan çocuklar…

Doğu ve Güneydoğu’ya, Şırnak’a, Batman’a.. gittiğimizde bodurluk oranı %9-10’u buluyor 5 yaş altı çocuklarda. Şırnak’ta, Batman’da.. her 9-10 çocuktan 1’ bodur! Yaşına göre ileri derecede boy kısalığı içinde. Bu oran Batı’da, diyelim ki Ege’de %1’lere düşüyor. Bölgeler arası derin  eşitsizliğimiz de var.

Bu çocuklar zayıf, kavruk, zihinsel (mental) bakımdan yeterince gelişmemiş, dolayısıyla eğitim olanaklarından da yeterince yararlanamayan, tutukluk içinde kalabilecek ve yoksulluğa mahkum, sınıf atlama şansı olmayan bir yaşamda çakılı kalırlar. Uzun erimde (vadede) de aslında beden dirençleri düşük olur, ortalama yaşam süreleri kısalır, yaratıcılıkları sınırlanır.

Bu çocuklar erişkin olduklarında ortaya bir bilimsel yapıt, bir sanat ürünü, yaratıcı bir roman, bir senaryo, bir estetik ürün, bir mimarlık ürünü koyamazlar. Zeka gelişimleri yeterli olamayacağı için iyi eğitim de alamazlar…

  • Yoksulun kızı / oğlu yoksul kalır.
  • Köylü, köyü kalır : Reaya oğlu reaya!

Ülkemizde YoksullaşTIRma politikası uygulanıyor!

Ne yazık ki halkımızın çok büyük bir kesimi, son birkaç aydır özellikle Aralık 2021’den bu yana bir yoksullaşTIRma süreci yaşıyor. Özellikle vurguluyorum, “yoksullaşma değil yoksullaşTIRma!”…

Siyaset biliminde şöyle bir kuram vardır:

Yoksullaştırılan, çaresizleştirilen, ezikleştirilen, seçeneksiz bırakılan insanlar, kendilerine bu eziyeti, bu zulmü yapanların eteklerine yapışırlar. Stockholm sendromu diye bir sendrom. Kendine işkence ve eziyet yapanlara aşık bile olabiliyor, hatta tapabiliyor bu sendromu yaşayanlar!

Dolayısıyla Türkiye’de hala bunca korkunç yoksullaştırıcı zulüm politikalarına karşın, iktidar oylarının dörtte bir dolayından aşağıya inmeyişini bu kurama dayalı açıklayabiliriz.

  • AKP=RTE iktidarının Türk halkını bilerek yoksullaşTIRması, çaresizleştirmesi,
    kendisine bağımlı kılmaya, tabi kılmaya, oy deposuna dönüştürmeye dönük bir politika.
  • Öğrenilmiş çaresizlikle yığınları felç etme politikası güdüyor AKP = RTE baskıcı rejimi!

Bu durum sürdürülemez ve hızla sonlandırılması gerekir, çünkü yıkım çok ağır ve giderimi çok çok güç..
==============================
Not : Bu yazımız, yukarıdaki internet erişminde GAZETE DURUM web sitesinde, ufak tefek kimi değişikliklerle yayınlanmıştır (11.06.2022). Muhabir Sn. İlknur Yağumli’ye teşekkür ederiz. 2. Bölümü izlemek için lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2022/06/12/gazete-durum-ile-soylesi-yoksulluk-beslenme-sorunlari-ve-sonuclari-1/

GIDA GÜVENLİĞİ ve SANİTASYONU, SU HİJYENİ, GDO’LU GIDALAR ve HALK SAĞLIĞI

GIDA GÜVENLİĞİ ve SANİTASYONU,
SU HİJYENİ, GDO’LU GIDALAR ve
HALK SAĞLIĞI

Sevgili Asistanlarımız, Öğrencilerimiz (AÜTF Dönem 3 vd.)
ve Site Okurlarımız,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde Dönem 4 (önceleri), birkaç yıl D5’te ve
2015-16 ders yılından başlayarak D3’te verdiğimiz

GIDA GÜVENLİĞİ ve SU HİJYENİ

konulu dersimizin oldukça varsıl ve güncel power point yansıları (pdf olarak) aşağıda..
Ayrıca sitemizde bu konuyla ilgili çok sayıda yazımız var…
Bu Dosyanın kaynakları içeren 2 yansısına bakılması dileğiyle..

Bu yansıları izlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız?

Gida_Guvenligi_ve_Sanitasyonu  (155 yansı, 4,8 MB)

Ayrıca, “gıda güvenliği ve sanitasyonu” anahtar sözcükleriyle çağrıldığında sitemizde
çok sayıda konuya ilişkin dosyaya erişilebilir.

Saltık, A. Son biçimiyle AÜTF D3 Dersi Gıda Güvenliği ve Su Hijyeni;

4,7 MB, 154 yansı; lütfen tıklayınız :

Gida_Guvenligi_ve_Su_Hijyeni

Saltık, A. GDO Yönetmeliği Neden Geri Çekilmeli ya da İptal Edilmeli?
Bilim ve Ütopya, syf. 71-79, Ocak 2010 ve
İst. Barosu Dergisi, cilt 84, Sayı 2010/1 Ocak-Şubat, syf. 51-64, 2010.
GDO_Yonetmeligi_neden_geri_cekilmeli_01.12.09

Saltık, A. Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar : Stratejik ve Uluslararası Boyutlar.
Farklı Boyutlarıyla Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar.
Ankara Tabip Odası yayını, Mart 2010, Kitap bölümü, syf. 109-117). Genetigi_Degistirilmis_Gidalar_Stratejik_Boyutlari

Saltık, A. Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar ve Halk Sağlığı. Farklı Boyutlarıyla Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. Ankara Tabip Odası yayını, Mart 2010, Kitap bölümü, sf. 33-40). GD Gıdalar ve Halk Sağlığı, Nevzat Eren kitabına, 28.02.10
……..

Tüm ilgililere yararlı olması dileğiyle..

Sevgi ve saygıyla. 28.02.2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Verem alarmı!

Dostlar,

Her yıl Ocak ayının ilk haftası VEREM SAVAŞ HAFTASI..

Türkiye bu sorunu hala çözemedi..

İyimser hesaplarla her yıl “kayda girebilen” 20 bin yeni verem (Tüberküloz) olgusu
ortaya çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü ise gerçeği genellikle kayıt rakamının 6 katı olarak kabul ediyor. Yıllık verem ölümlerimiz kayıtlarda 3500..

6 ile çarparsak her yıl yaklaşık 120 bin yeni verem olgusu ve her yıl 3500 X 6 = 21 bin verem ölümü bulunuyor ülkemizde..

Oysa Dünya genelinde yıllık yeni verem olgusu 9 milyon..

Türkiye Dünya nüfusunun % 1.1’i.. Bize bu hesapla 100 bin / yıl yeni verem olgusu düşer.. Ama 120 bin beklentimiz var. Kayda giren ise bunun 1/6’sı..

Ürküntü verici..

  • Gelir dağılımının iyileştirilmesi, yoksulluğun giderilmesi, yeterli-dengeli beslenme, stresi azaltılmış barışçı bir yaşam, uygun çalışma koşulları..

Ayrıca verem hastalarını erken tanılama ve etkin sağaltım yöntemleri (DOTS)
buna eklenmeli..

Bir de bebeklere doğduklarında BCG aşısı..

  • Verem olgularının % 95’i gelişmekte olan ülkelerde..
  • Verem ölümlerinin % 98’i de gelişmekte olan ülkelerde..

Ve bu veriler rastlantısal değil..

  • Verem yoksulun hastalığı..

ABD’de bir zenci kan tükürürse verem düşünülür..

ABD’de bir beyaz kan tükürürse kanser düşünülür..

Sevgi ve saygı ile.
5.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

Verem alarmı!

Türkiye’de 20 bine yakın tüberküloz (verem) hastasının olduğu,
yılda ortalama 3 bin 500 hastanın yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.

Uzmanlar, verem hastalarının yatarak tedavisinin çok önemli olduğunu, ancak Türkiye’de yeteri kadar tedavilerinin yapılamadığını belirterek;

“AKP hükümeti döneminde uygulamaya konulan performans sistemi ile göğüs hastalıkları hastanelerinin daha çok tahlil ve tetkiklerin yapılabileceği hastalıklara ayrıldığı, tüberkülozlu hastalara yeterli zaman ve yatak ayrılmadığı gözlemleniyor. Vereme karşı dünya alarma geçerken Türkiye’nin bununla ilgili herhangi bir önlem almaması dikkatleri çekiyor.” dediler.

Dünyada her yıl 9 milyon yeni tüberkülozlu hasta ortaya çıkıyor, bunların 1.5 milyonu da ölüyor. Verem Haftası nedeniyle sorularımızı yanıtlayan Tüberküloz Danışma ve Dayanışma Derneği (TÜDADER) Başkanı Dr. Mehmet Cenk Deliküçük, stres, ekonomik geçim sıkıntısı, beslenme bozuklukları, alkol, sigara ve madde bağımlılarında tüberküloz görülme oranının sık olduğunu söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre tespit edilen hasta sayısının en az 6 katı olduğunu vurgulayan Deliküçük, tüberküloz hastalarının yatarak tedavi edilmediğini, yalnızca kanaması olan ve pnömotoraks (akciğer zarı patlaması) nedeniyle hastaların yatırıldığını ifade etti.

Deliküçük, “İlaçların yan etkilerinden dolayı karaciğerde toksik madde birikmesine bağlı hepatitlerde bile hasta yatırılmamaktadır. Oysa yatırılarak izlenmesi gerekir. İlaçların hiç bulunmadığı dönemde Heybeliada Senatoryumu’nda hastalar iyi beslenme, güneş, temiz hava, stresten uzak yaşam ile % 65 oranında iyileşmekteydi.” diye konuştu.
(Cumhuriyet, 3 Ocak 2013)