Etiket arşivi: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu

İMAMOĞLU KARARI

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
Eski Adalet Bakanı

İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nce bu gün verilen karar, 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakınca aday gösterilmesi olasılığı bulunan Ekrem İmamoğlu’nun önünü kesmeğe yönelik, kimin lehine sonuç doğuracağı belli olan bir karardır. Mahkemelerin  yargının bağımsızlık ve tarafsızlığını tartışmalı hâle getirecek karar vermekten kaçınması gerekir. Çünkü Devletin temeli olan adalet  mahkemelerin kararlarıyla tecelli eder. ”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında bu gün (14 Aralık 2022) İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası  verilmesi ve siyaset yasağı konması üzerine eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, yazılı bir açıklama yaptı:

“31 Mart 2019’da yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBBB) seçiminin Yüksek Seçimi Kurulu (YSK) tarafından iptalinden sonra 23 Haziran 2019’da yeniden yapılan seçimi Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu, Cumhur İttifakı adayı, eski Başbakan Binali Yıldırım karşısında büyük farkla kazanmıştır. İmamoğlu, 30 Ekim 2019’da Strasbourg’da düzenlenen Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde yaptığı konuşmada seçim döneminde kamu kaynaklarının iktidarın lehine kullanıldığını, iktidarın kampanya sürecinde toplumu bölen ve kutuplaştıran bir dil kullandığını ve seçimi YSK kararı ile kazanmak istediğini belirtmiştir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 4 Kasım 2019’da İmamoğlu’nu kastederek ‘Avrupa Parlâmentosuna gidip şikâyet eden ahmak, bunun bedelini ödeyecektir’ demesi üzerine;  İmamoğlu,  aynı gün verdiği cevapta 31 Mart seçiminin  iptali yüzünden  Avrupa’da ve dünyanın gözünde  düştüğümüz  duruma işaret ederek “31 Mart seçimini iptal ettirenler ahmaktır” demiştir. YSK Başkanı Sadi Güven’in yaptığı suç duyurusu üzerine açılan davada bu günkü karar verilmiştir. Karara karşı istinaf yolu açıktır.

Öncelikle YSK’nun 31 Mart 2019’da yapılan İBBB seçimini iptal eden  kararındaki çelişkiye işaret etmek gerekir. Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un 19. maddesinin III. fıkrasına göre; ‘Belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği … seçimlerinde oy pusulaları aynı zarfa konur.’ İmamoğlu’nun kazandığı İBBB seçimini iptal eden YSK, aynı zarf içinde bulunan ve AKP adaylarının çoğunluğu kazandığı  İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi seçimine dokunmamıştır. Bu çelişki, İmamoğlu’nun Başkanlığını iptal eden YSK kararının açıkça hukuka  aykırı olduğunu göstermektedir. Seçmenler, bu haksızlığı protesto eden tutumlarını 23 Haziran 2019 günü yapılan İBBB yenileme seçiminde İmamoğlu’nu 806.415 oy farkıyla tekrar seçerek ortaya koymuştur.

YSK’nun 31 Mart 2019 İBBB seçimi ile ilgili yanlış uygulamasının eleştirilmesi doğaldır. İmamoğlu’nun konuşmasını Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 5. fıkrası anlamında ‘Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı’ işlenmiş hakaret olarak kabul edip cezalandırmak doğru değildir. Çünkü

  • İmamoğlu, ahmak sözcüğünü YSK üyeleri değil,  ‘31 Mart seçimini iptal ettirenler’ hakkında kullanmıştır. Bu konuşma İçişleri Bakanı Soylu’ya cevap olarak yapılmıştır.

Kaldı ki Türk Ceza Kanunu’nun Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu ile ilgili 301. maddesinin 3. fıkrasında şu hüküm yer almaktadır: ‘Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz’. Kamu görevi yapan organlar hakkındaki eleştirilerin değerlendirmesinde bu hükmü unutmamak gerekir.

Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nce bu gün verilen kararda Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin 1. fıkrasına göre siyaset yasağı konması, kararın ayrı bir boyutudur. Bu, 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakınca aday gösterilmesi olasılığı bulunan İmamoğlu’nun önünü kesmeğe yönelik, kimin lehine sonuç doğuracağı belli olan bir karardır.

  • Mahkemelerin  yargının bağımsızlık ve tarafsızlığını tartışmalı hâle getirecek
    karar vermekten kaçınması gerekir.
  • Çünkü Devletin temeli olan adalet, mahkemelerin kararlarıyla tecelli eder.

Kanun yolları, ilk derece veya istinaf mahkemelerince verilen yanlış kararların düzeltilmesi amacıyla öngörülmüştür. Bu, adalete olan güveni sağlayan bir sistemdir. (14.12.2022)

Virüs, 10 Nisan’da kuluçkaya yatırıldı

Virüs, 10 Nisan’da kuluçkaya yatırıldı

İktidarın yurttaşlara ‘son dakika’ duyurduğu sokağa çıkma yasağı sonlandı ancak uzmanlara göre yüzbinlerce insanın sokağa dökülmesiyle salgına adeta davetiye çıkarıldı ve bunun etkisi iki hafta içinde ortaya çıkacak..

logo 13 Nisan 2020

MUSTAFA MERT BİLDİRCİN
https://www.birgun.net/haber/virus-10-nisan-da-kuluckaya-yatirildi-296160

Hükümetin halk sağlığını hiçe sayarak, aniden duyurduğu 31 il için açıklanan sokağa çıkma yasağı ‘şimdilik’ sonlandı. Uzmanlara göre sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 10 Nisan günününde salgına zemin hazırlanırken, bunun sonuçları etkisini kısa süre içinde gösterecek.

BirGün’e konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sokağa dökülen insan sayısının 250 bin olduğunu söyledi. Bu kadar kişinin yakın temas durumuna gelmesi bile ciddi bir sorun kaynağıdır.” dedi.

virus-10-nisan-da-kuluckaya-yatirildi-715507-1.

virus-10-nisan-da-kuluckaya-yatirildi-715509-1.

SAĞLIK BAKANI’NIN SONRADAN HABERİ OLDU

Sokağa çıkma yasağına ilişkin sürecin Bilim Kurulu kararı ya da İçişleri Bakanlığı’nın inisiyatifiyle değil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yürütüldüğünü savunan Saltık, “Erdoğan’ın tek başına verdiği bu ciddi olumsuz sonuçları olabilecek kararın gerekçesini anlamak olanaksız.” diye konuştu.

Sokağa çıkma yasağına ilişkin insanlara yeterli bir süre verilseydi 10 Nisan Cuma gecesi yaşananların meydana gelmeyeceğini belirten Saltık, “İğneyle kuyu kazarak insanları birbirinden fiziksel olarak uzaklaştırma çabamız çöpe atıldı.” dedi. Sokağa çıkma yasağı ile birlikte yaygın test uygulamasının da yaşama geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Saltık, “İnsanlar habersiz ve ani biçimde adeta tuzak kurularak evlerine hapsedildi. Test yapılmadığı için tümüyle anlamsız ve çok sakıncalı bir uygulama oldu.” diye konuştu.

KURUL İSTİFA EŞİĞİNE GELDİ

Prof. Dr. Saltık’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Sokağa çıkma yasağı eğer Bilim Kurulu kararı ile ve şekil olarak hukuka uygun alınmış olsaydı belki de salgının en yoğun döneminde olduğumuzu ve 48 saatlik sokağa çıkma yasağının nasıl sonuç vereceğinin denenmek istendiğini düşünebilirdik. Ancak bu sokağa çıkma yasağı kararının ardından Bilim Kurulu’nun istifa eşiğine geldiğini de öğrenmiş bulunuyoruz. 2000 yılı öncesinde nüfus sayımları bir Pazar günü gündüz saatlerinde halk eve kapatılarak yapılıyordu. Şimdi de benzer biçimde arka arkaya birkaç hafta sonu gündüz saatlerinde halkımız evde kalmaya çağrılarak, gerekli ise yasak ilan edilerek ama mutlaka bu süre içinde yaygın test yapılarak milyonlarca insana ulaşılarak, saklı ve gizli kalmış taşıyıcıları ve hastaları bulmak amaçlı uygulanmalı. Türkiye bir sürü toplumu değildir. Biz Cumhuriyet’in onurlu yurttaşlarıyız ve bu tür anti demokratik, insan haklarına aykırı, dünyada örneği görülmeyen ve tek bir kişinin sorumsuzca aldığı kararların sonuçlarına katlanmak durumunda değiliz. Akıl ve bilim dışında bu salgınla baş etme olanağımız yoktur.”
===============================================
Dostlar,

logo biraz kısaltma yapmış.. Demecimizin tümü aşağıdaki word dosyasında..

BIRGUN’e_demec_12.4.20

Sevgi ve saygı ile. 13 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Özgür Özel, sır gibi saklanan yandaş medya gerçeğini açıkladı!

Özgür Özel, sır gibi saklanan yandaş medya gerçeğini açıkladı!

  • 29-05-2019, ABC gazetesi

Özgür Özel, sır gibi saklanan yandaş medya gerçeğini açıkladı!Özel, Yandaş medyanın çalışma şeklini açıklayarak” Hepimiz biliyoruz ki bir merkezden üretilen manşetler, bir merkezden yaratılan algı operasyonları ve mutlaka ve mutlaka ‘1’inci sayfayı bir görsün bakalım bizim başkan, ondan sonra baskıya girersiniz’ diye gece yarılarına kadar basın emekçilerinin bekletiliyor” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, gazeteciler Yavuz Selim Demirağ ve Sabahattin Önkibar’a yönelen saldırıların ardından gözaltına alınanların serbest bırakıldığını belirterek, gazetecilere yönelik saldırılarda cezaların caydırıcı hale getirilmesini önerdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı manşetlere bizzat karar veriyor diyen CHP’li Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda partisinin gazetecilere yönelik artan saldırıların araştırılmasına yönelik grup önerisinde yaptığı konuşmada, “Bugün Türkiye’de gazeteciler tarihimizin en kötü günlerini yaşıyor. Anadolu Ajansı’nın dahi üzerinde bir vesayet odağı var. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve bizzat İletişim Başkanı, şu anda basın kartlarının kime verileceğini, gazetelerin hangi manşetlerle çıkacağını, hangi siyasi parti temsilcisinin hangi gazetede, hangi televizyonda kaç dakika kalacağına bizzat karar veriyor.

Ben şunu duymak isterim: ‘Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na gazeteler baskıya girmeden önce gönderilmiyor, -3, 5 tane buna direnen muhalif gazete hariç- manşetlerini İletişim Başkanı görüp onay vermiyor, bu doğru değildir’ denmesini isterim burada. Ama bu yalanlamayı yapabilecek durumda değilsiniz. Hepimiz biliyoruz ki bir merkezden üretilen manşetler, bir merkezden yaratılan algı operasyonları ve mutlaka ve mutlaka ‘1’inci sayfayı bir görsün bakalım bizim başkan, ondan sonra baskıya girersiniz’ diye gece yarılarına kadar baskı makinelerinin başında bekletilen basın emekçileri ve Türkiye’nin savrulduğu durum yani ön sansür pozisyonuna gelmiş durumdayız” ifadesini kullandı.

Özgür Özel, şunları kaydetti:

SAVUNULACAK BAHANE BULUNACAK TARAFI YOK

“4’üncü güç, demokrasinin 4’üncü gücü ne durumda? Dünyada Basın Özgürlüğü Endeksi var. Bununla AKP dönem dönem övündü, geldiğinde 180 ülkede 99’daydık, 90’lara doğru yaklaştıkça övünüyordu, aynı endekste 157’nci sıradayız. 180 ülke içinde siz geldiğinizde 99’uncu sıradayken bugün 157’nci sırada. Bunun savunulacak, kenarından dolaşılacak, bir bahane bulunacak tarafı da yok. 10 Mayıs günü Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, 25 Mayıs günü de Odatv yazarı Sabahattin Önkibar evlerinin önünde sopalı birden çok kişi tarafından darbedildiler, öldüresiye dövüldüler, çok uzun iş göremezlik raporları var.

Bunlar 2019 Türkiye’sinde bu gazeteciler muhalif söylemlere sahip diye oluyor. Sadece onlar değil, Antalya’da İdris Özyol ve Engin Çevik, Adana’da da Hakan Denizli isimli yerel gazeteciler aynı şiddetin kurbanı olmuş durumdalar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu prompterdan konuşarak diyor ki: ‘Tayyip Erdoğan Türkiye’si bugün herkesin kendini ifade ettiği, kimsenin korkmadığı, kimsenin çekinmediği bir ülkedir.’ Okudukları gazetenin yazarının elinde beyzbol sopaları olan vandallar tarafından dövüldüğünü, kan içinde kaldığını, kaburgalarının, kemiklerinin kırıldığını görünce bu ülkede insanlar korkmaz mı? Gazeteciler o kalemi tekrar tutuyorsa sizin yarattığınız özgürlük ortamından değil, yüksek ahlakları ve baskıya karşı üstün dirençleri ve mesleklerine bağlılıklarından dolayı tutuyorlar. Ya tutamayanlar ya yazarken kendiliğinden kendini sansürleyenler? Bunu yapmaya mı geldiniz erdemliler hareketi olarak?

SUSMAYIN HEP BERABER ÇÖZELİM

On yedi yıl önce yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğiz diye gelip de bugün Türkiye’de gazetecilerin kanlar içinde yerde yattığı görüntülerinin üstüne trollerin ‘Öyle konuşursan böyle oldu’ paylaşımlarını mazur gören bir iktidar anlayışı olabilir mi? Ve bu dil birileri tarafından teşvik ediliyor. ‘İllet’ diyen ‘zillet’ diyen ‘terörist’ diyen… Adamın kardeşine, çocuğuna, arkadaşına ‘illet, zillet, terörist’ diyen, hedef gösteren ve gösterilen hedef kanlar içine boğulduğunda mahcup, üzüntü mesajları atmak yerine burada bir tavır göstereceğiz. Hekime karşı şiddetle ilgili mücadeleyi 16 kere reddettiniz 16 kere. Ne zaman Ersin kardeşimin böğrüne Gaziantep’te bıçağı sonuna kadar sokup çevirdiler, önergeyi kabul ettiniz. Hekime karşı, sağlık çalışanlarına karşı şiddet için oturuldu, toplanıldı, gereği yapıldı mı? Önerilerin büyük bir kısmı duruyor.

Ama ne çıktı ortaya? Dendi ki: ‘Caydırıcı olması için: Bir, tutuksuz yargılamayı neredeyse imkânsız kılacak düzenlemeler yapmalıyız; iki, cezayı ağırlaştırmalıyız.’ Şimdi, sağlık çalışanlarının böyle bir özel düzenlemeyi çoktan hak ettiği konusunda hemfikiriz, peki gazeteciler hak etmiyor mu? Gazeteciye sağlayacağınız özgürlük ortamı ve ona sağlayacağınız güvence toplumun haber alma hakkına sağlanmış güvencedir, toplumun özgür düşünce ve özgür düşünceye özgürce ulaşma hakkına sağlanmış güvencedir, demokrasiye sağlanmış güvencedir. Bunu yaparsanız hepimiz seviniriz ama gururu iktidara kalır. Neden bundan çekiniyorsunuz? Neden burada gerekli adımları atmıyorsunuz? O zaman sustuğunuzda şiddetin ortağı olursunuz. Susmayın, hep beraber çözelim.”

ANKARA BAROSUNDAN BEKLENEN AÇIKLAMA

ANKARA BAROSUNDAN BEKLENEN AÇIKLAMA

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Şehit cenazesinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ve yanındakilere saldırılması, linç girişiminde bulunulması üzerine Ankara Barosu çok önemli bir açıklama yayınladı.

Ankara Barosu, güncel durum için nesnel bir değerlendirme yapıyor. Önemi gereği aynen ve yorumsuz aktarıyorum..

İŞTE O BEKLENEN AÇIKLAMA

Ankara Barosu

“Ülkece içine çekilmeye çalışıldığımız toplumsal cinnet hali, meşrulaştırılmış ve hayatın her alanına sirayet ettirilmiş fiziksel ve sembolik şiddet ile ötekileştirme siyaseti, ilkel ve kanlı meyvelerini bugün itibariyle açık bir şekilde almaya başlamıştır.

Ankara Çubuk’ta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve yakınındakilere yapılan bu iğrenç linç girişimi, anlık bir olay ya da tesadüf değil, sistematikleştirilmiş bir ötekileştirme söyleminin olgusal sonucudur.

Şehit cenazelerine önce engel olamayıp sonrasında sahiplenme siyaseti ile bundan siyasal çıkar elde etme çabası özünde korkunç bir sömürüdür ve bugün açıkça görülmüştür ki, şiddete ve cinnete aç kalabalıkları kendisine maşa yaparak kitlesel gözdağları vermektedir.

Şehitler, bu coğrafyanın yitirdikleri öz çocuklarıdır ve cenazeleri kimsenin tasarruf alanında değildir. Buna karşın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun muhalefetten kimsenin şehit cenazelerine alınmaması için verdiği talimat; bugün yaşanan ilkelliğin, içinde bulunduğumuz gerilimin ve yitirdiğimiz çocuklarımızın sömürülmesinin belleklerimizden ve tarihimizden silinmesi olanaklı olmayan nedenidir.

Cenazeye kimlerin alınıp kimlerin alınmayacağına ilişkin direktif verenler de dahil olmak üzere herkes bilmelidir ki; bu coğrafyanın çok uzun zamandır gözyaşı döktüğü ayrı ayrı trajediler olan şehit cenazeleri hiçbir durum ve koşul altında siyaset malzemesi yapılamaz.

Bugün iğrenç linç girişiminin meydana gelmesinde katkısı bulunanlar bunun hesabını derhal vermelidir. Zira toplumda inşa edilmiş bu gerilim, sonuçlanmış başka linçlere gebedir.

Bu nedenle, 21 Nisan 2019 tarihli manşetinde şehit cenazeleri üzerinden aşağılık ve kanlı bir propaganda ile adeta linç çağrısı yaparak bu çabasının çağlar öncesine ait sonucunu Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve yakınındakilerin linç edilme girişimiyle almayı başaran Güneş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Turgay Güler ve linç girişiminde bulunanlar ile bu olayın arkasındakiler ve azmettiricileri hakkında, saldırının siyasal nedenlerle ve sistematik olması, bir politikaya dayanması ve toplumun büyük bir kesimini temsil eden ana muhalefet partisi lideri ile yanındakilere yönelmiş olması nedeniyle,

    • Baromuzca Türk Ceza Kanunu’nun “İnsanlığa karşı suçlar” başlıklı 77. maddesi çerçevesinde suç duyurusunda bulunulacağını tüm kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

Maraş’ı, Sivas’ı, 6-7 Eylül İstanbul’unu hem de şehit cenazelerini kullanarak bu ülkenin insanlarına yeniden yaşatmak ve kendisi gibi düşünmeyenlere gözdağı vermek için kan bürümüş gözleri ve vahşet saçan kalemleriyle şiddeti, cinneti ve linci güzelleyerek silahsız tetikçilik yapanlar, bunun hesabını yasa ve kamuoyu vicdanı önünde verene dek işin peşini bırakmayacağımızı, büyük bir kararlılıkla tarih ve tüm kamuoyu vicdanı önünde
bir kez daha tekrar ederiz.

ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI
=================================================

Dostlar,

Ankara Barosu Başkanlığı suç duyurusunda bulundu. 4 sayfalık kapsamlı dilekçenin metnine aşağıdaki erişkeden (linkten) ulaşılabilir.

  • http://www.ankarabarosu.org.tr/upload/HD/Donem65/Duyurular/20190424_SUC%20DUYURUSU.pdf

Çubuk C. Başsavcılığına verilen dilekçe şöyle bağlanıyor :

Sonuç ve istem : Yukarıda açıklanan nedenler ve re’sen tespit olunacak nedenlerle; suç işleyen şüphelilerin eylemine uygun TCK’nın 77 ve 216. maddelerini ihlal etmeleri nedeniyle gerekli soruşturmanın yapılarak, şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına ve eyleme bizzat katıldığı tespit edilenlerin belirlenerek 5271 Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen katalog suç kapsamında tutuklanmalarına karar verilmesini  saygılarımızla arz ve talep ederiz. 24.04.2019
******

Sonucu gördük..
Büyük ATATÜRK‘ün koltuğunda oturan Sn. Kılıçdaroğlu‘na yumruk atan Osman Sarıgün başta olmak üzere nöbetçi sulh ceza yargıçlığınca salıverildi!

Yargının da bittiği, kendini bitirdiği an…

Ancak gelinen yer yaşamın doğası ile örtüşmüyor, bu yüzden sürdürülebilirliği yok..
Öyle ya da böyle düzelecek, düzeltilecek..
Hak da yerini bulacak..

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

RESMİ KAYITLARA GÖRE TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER

RESMİ KAYITLARA GÖRE TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi

Türkiye’de geçici koruma statülü Suriyelilerin sayısı; nüfus artış oranları ve yakın gelecekte toplam nüfus içindeki oranlarına yönelik ve tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekmeyi amaçlayan bir yazım aşağıda bilgilerinize sunulmuştur. Saygılarımla. 25.12.2018

1-İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun TBMM Plan Bütçe Komisyonunda açıklamaları ile Göç İdaresi Gn. Md. resmi internet sitesinde yer alan verilere göre 2017 ve 2018 yıllarında Türkiye’de kayıt altına alınmış (geçici koruma statüsünde) Suriyelilerin sayısının:

2017 yılında 3.426.786 kişiye,
2018 yılında 3.613.961 kişiye; ulaşmış olduğu anlaşılmıştır.[1], [2]

2- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından 22.12. 2018’de yapılmış başka bir açıklamada ise “Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı  harekâtlarından sonra 291.790 Suriye’linin ülkelerine döndüğü belirtilmiştir.[3]

291.290 kişilik geriye dönüşlere (dış göçlere) karşın 2018 yılında ülkemizdeki Suriyelilerin sayısı bir önceki yıla göre 187.175 kişi artmıştır. Bir yıllık artış oranı % 5,5’tir. Artış oranın yüksekliğinin dış göçlerden çok doğumlardan kaynaklandığı kestilmektedir.

4- 31.12.2017’de 80.810.525 kişi olan Türkiye nüfusu; 2016’da binde 13,5; 2017’de binde 12,4 oranında (995.654 kişi)  artmıştır.[4]

Suriyelilerdeki (2018 yılı) nüfus artış oranı, ülkemizdeki 2017 genel artış oranının 4,43 katıdır.

(2018’de artan Suriyeli nüfus sayısı, 2017’de ülkemizde artan nüfusumuzun % 18,8’ine karşılıktır.

5- Kayıt altına alma işlemlerinin sonuçlandığı ve yeni göç alınmayacağı varsayımından hareketle; bir önceki yıla göre 2018 için Ülkemizde bulunan Suriyelilere ilişkin saptanmış (% 5,5) nüfus artış hızı ile ülkemizdeki 2017’de binde 12,4 oranındaki artış hızının aynen sürmesi / temel alınarak yapılacak bir projeksiyonda Türkiye nüfusu, Türkiye’deki Suriyelilerin sayısı ve toplam nüfusta Suriyelileri oranı (%) aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Sıra No.  Süre (Yıl) Sonra Türkiye Nüfusu Türkiye’deki Suriyeli Sayısı Suriyeliler Dahil

Toplam Nüfus

 Toplam Nüfusta Suriyelilerin Oranı (%)
1 5 85.982.398 4.723.302 90.705.700 5,2
2- 10 91.412.865 6.173.167 97.586.032 6,3
3- 25 109.983.124 13.781.451 123.764.575 11,1
4- 50 149.649.321 52.554.080 202.203.401 26

Tablo incelemesinden de anlaşılacağı üzere 5 yıl sonra yüz kişiden 5’i;
50 yıl sonra ise 4 kişiden 1’i Suriyeli olacaktır!

[1] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=2002 
[2] http://www.goc.gov.tr/icerik3/gecici-koruma_363_378_4713
[3] http://www.milliyet.com.tr/son-dakika-bakan-soylu-siyaset-2799568/
[4] http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=27587

Tele1 televizyonuna RTÜK cezasını kınıyoruz..

Tele1 televizyonunda yayınlanan “18 Dakika” programında Kaşıkçı cinayetine ilişkin yapılan eleştirilere ise RTÜK tarafından idari para cezası verildi

Washington Post yazarı, Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim’de, girdiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğundan bir daha çıkamamış dünya gündemine oturan Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan tarafından itiraf edilmişti. Muhalefet de “3. dünya ülkelerinin Türkiye’de infaz yapabildiğini” söyleyerek iktidarı eleştirmişti.

Kitap seti sipariş et Tele 1’e destek ol

İzleyici sponsoru ol destek ver

ABC gazetesi ve TELE1 televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile Prof. Dr. Emre Kongar’ın yorumladığı “18 Dakika” programında Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin yapılan eleştiriler “suç” sayıldı ve Tele1 televizyonuna 6112 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’un 8. maddesinde yer alan “İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez” hükmünün ihlali sebebiyle idari para cezası verildi.

Merdan Yanardağ’dan tepki:

‘AKP’NİN DIŞ POLİTİKASINA AYKIRI YAYINLAR YAPTIK, YAPAĞACAĞIZ’

“RTÜK, Tele 1’e “C. Kaşıkçı cinayetine ilişkin, Türkiye’nin milli politikalarına aykırı, eleştiri sınırlarını aşan yorumları” nedeniyle para cezası vermiş. Biz Türkiye’nin değil, AKP iktidarının dış politikasına aykırı yayınlar yaptık, yapmayı da sürdüreceğiz.AKP, Türkiye değildir.

Cezalarla Tele 1’i susturamayacaksınız!
Bir destek de sen ver…

=================================================
Dostlar,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için

“İspat etmezse şerefsizdir ve alçaktır
FETÖ’cülerle beraber işbirliğinin bedelini ödeyecektir…
Bir çirkefle karşı karşıyayız…
Cumhurbaşkanının veya yakınlarının paralarının olduğunu ispat etmezse, biz onun boğazına ne takacağız o görecek, hangi çıngırakları takacağız
Bir düzenbaz söz konusudur…
Bu adam edepsiz siyaset yapıyor…
Türkiye böyle bir sahtekâr görmemiştir…”

diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

AİHM KARARINA ATIF

Hürriyet Gazetesi’nden Mesut Hasan Benli’nin haberine göreSavcılığın kararında, AİHM içtihatlarına atıf yapılarak Soylu’nun sözlerinin, ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamında olduğu savunuldu. Kararda özetle şöyle denildi:

  • “Fikirlerin serbestçe dile getirilmediği toplumlarda kamusal sorunlar hakkında sağlıklı bilgi edinmek ve çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bireylerin bakış açılarına hoşgörülü yaklaşmak, demokratik siyasi sistemin önemli bir bileşenidir. AİHM, ifade özgürlüğünün herkes için değerli olmakla birlikte siyasi partiler ve faal üyeleri için özel bir önem taşıdığını belirtmiştir.
  • Politik tartışmalar esnasında politikacılara yöneltilmiş eleştiriler söz konusu olduğunda, saldırgan sözcükler kullanılması, sert eleştiriler yapılması ve kaba cümleler kurulması beklenebilir bir şeydir ve AİHM daha fazla hoşgörü gösterir. AİHM daha ileri bir kabul ile bilgi ve kanaatleri açıklama özgürlüğünün bir ölçüde abartmayı hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerdiğini savunmuştur.”

Bakan Soylu’nun 11 Aralık 2017’de katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği sözlerin ardından Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.
****
AKP iktidarı 31 Mart 2019 yerel seçimleri yaklaşırken panik içinde. Eridiğini görüyor..
Bir yandan kendi yarattığı yapısal ağır ekonomik bunalımı ile boğuşuyor, bir yandan da korku – baskı – yıldırma ile karşıtı toplum kesimlerini sindirmek istiyor.

Bu yol çıkmaz sokaktır. İnat ve ısrar edilirse açık faşizme sürüklenir ülke ve

  • AKP = Erdoğan’ın sonu da tarihteki tüm faşist rejimler gibi olur.. er ya da geç..

RTÜK, toplumu daha da gerecek bu adaletsiz kararını geri almalı ve cezayı kaldırmalıdır. TELE1’in bu cezayı haketmediği, RTÜK’ün hangi dürtülerle (saiklerle) davrandığı kamuoyunca iyi bilinmektedir..

TELE1’i tümüyle hukuk içinde buluyor ve desteklemeyi sürdürüyoruz.

RTÜK üyeleri hakkında görevlerini kötüye kullanmaktan kamu davası açılmalıdır.

  • Biz cezayı onaylayan RTÜK üyeleri hakkında buradam SUÇ DUYURUSU YAPIYORUZ.

Başta Erdoğan, tüm AKP’li ve AKP’cileri, ülkemizin selameti adına sağduyuya çağırıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 07 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için artık saatler önemli!

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
için artık saatler önemli!

Dr. Taner ÖZEK
Radyoloji Uzmanı
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
120 gün olmuş (AS : 9.7.17’de 124. gün!), aşağıdaki tanık olduğum olayı anlatmamın üzerinden 15 gün geçmiş ve artık yürüyemiyorlarmış. Bence en tehlikelisi böbreklerinin ağrıması. Maalesef merkez medyada bu konu ile çok az yazı ve yayın var. Daha çok Amerika’da doğum yapan ünlülerle (?) ilgili yazılar manşette.
Lütfen çok geç olmadan daha duyarlı olalım…
Saygılar.
*****
Bir insan ve hekim olarak ölüm oruçlarına karşıyım.
Bu düşüncemin kesinleşmesine yaklaşık 20 yıl önce hastanede ultrasonografi nöbeti tutarken yaşadığım bir olay neden oldu. Ultrason odasına biri astsubay 3 asker geldi. Cezaevinden bir mahkumu acil servise getirdiklerini mahkuma ultrason istendiğini söyleyip bir süre sonra sedyede bir genci getirdiler. Gencin ölüm orucunda olduğunu, herhangi bir soru sormamı söylediler. Yalnızca Hukuk fakültesi son sınıftan terk olduğunu belirttiler. Daha önce basından ölüm orucundaki insanların resimlerini (AS: fotoğraflarını!?) görmüştüm, ama ilk kez bir insan ve hekim olarak bu kadar yakından tanık oldum. Bilinci yarı açık, çok zayıflamış ve rengi kirli sarı bir gençti. Elleri kelepçeli hareketleri kısıtlıydı. Ama asıl şoku gence ultrasonografi bakarken yaşadım..10 senedir ultrasonografi yapan bir hekim olarak böyle iç organ görüntülerini ne o zaman nede ondan sonra meslek hayatımda geçen 20 yılda; çok ağır hastalıklar geçiren hastalarda bile görmedim.
Tüm iç organları (karaciğer, pankreas, böbrekler, vasküler yapılar…) çürümüştü.
Sanki açlıktan iç organları kendi kendilerini yemişti.
Ultrason tetkiki bitince genç mahkuma geçmiş olsun diyerek kelepçeden neredeyse çıkacak kadar zayıflamış elini tuttum.O an gözlerini bana çevirdi ve gözlerime baktı..
Bana bakışını hala unutamadım. Ve bakışları ile bana ne demek istediğini yaşamım boyunca merak edeceğim. Bunu o gence sorma şansım artık yok.Basından öğrendiğim kadarı ile işten atılan ve tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘nın hiç bir örgütle bağlantıları ve sabıkaları yok ve KHK ile FETÖ’den işten çıkarılmışlar.
Tek istemleri, işleri ekmekleri, onurları ve öğrencileri …
TTB’deki hekim arkadaşlarımdan öğrendiğim bu gençlerin yukarıdaki genç gibi
dönülmez noktaya gelme sınırında oldukları..
* Artık günlerin değil saatlerin önemli olduğu söyleniyor.

Dostlar,

124. günü ölüme yatışlarının Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘nın..
Dile kolay… tam 4 ay 4 gün bitti.. 
Bu arada eriyip bitti bu 2 genç insan yaşamlarının baharında..

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ‘ın TBMM’de Fetullah Gülen’e ve yaptıklarına övgüler düzen, yaptıkları şeffaf ve yasalara uygun diye savunan konuşma bantları ortalıkta, kimi TV’lerde..

Erdoğan’ın Fetullah Gülen’le yakın pozları, öpüşmesi…. görüntüleri de…

AKP kurucularından, eski TBMM Başkanı ve AKP’nin Başbakan yardımcılarından “özgül ağırlığı olan” ağır top Bülent Arınç‘ın çeyrek yüzyıldır Ankara Belediye Başkanı olan İ. Melih Gökçek için söylediği “Ankara’yı parsel parsel cemaata sattı” sözleri boşlukta.. Bir savcı da çağırır Arınç’a sorar değil mi? Uydurma e-postalarla imzasız ihbarlarla atılan iftiralar kimi garibanların yaşamlarını karartırken, İ. Melih Gökçek de nedense Bülent Arınç aleyhine tazminat – ceza davası aç(a)mıyor, O’na “müddei iddiasını ispatla mükelleftir!” diye gürleyemiyor Reisleri gibi.. Erdoğan da her ikisine bir şey sormuyor, soramıyor.. Gökçek Başkanlık saltanatını sürdürüyor. Arınç damadı üzerinden mi sıkıştırılıyor acaba susması için??

Erdoğan’a da nedir bu fotoğraflar Fetullah Gülen ile bunca samimi diye soran yok!?
Erdoğan “Kandırıldık, milletim bizi affetsin..”  dedi ve hesabı kapatarak kendini akladı.

Partisinden halen milletvekili, Bakan FETÖ‘cü olmadığı açıklandı inanırsanız..

Ama 2 masum ve gariban Nuriye Gülmen ve Semih Özakça işleri – ekmekleri – onurları – öğrencileri için çırpınarak bunları geri isterken kimseler duymadı.. Ölüm orucuna yattılar, bu kez de ilgilenen yok. Üstüne üstülük siz misiniz açlık grevi yapan diye hapse atıldılar. Suçlama örgüt üyeliği ve sabıkalılar.. Bunu söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu.. Hemen ardından avukatları savcılıktan sabıka kaydı alıyor tertemiz.. Eee, bu durumda AKP = RTE‘nin İçişleri Bakanı, hapiste açlık grevindeki 2 genç ve masum insana iftira mı atmış oluyor ?? Sonra da CHP ADALET YÜRÜYÜŞÜ başlatınca çamur üstüne çamur, gözdağı, tehdit… Adalet bunun neresinde??

* Nerede arayacak insanlar adaleti? Hapiste ve ölüm orucuna yatarak mı?

Haftalardır sitemizin manşetinde tutuyoruz.. Onbinlerce imza toplanıp yetkililere iletildi.
Birkaç gün değil belki birkaç saat sonra çooook geç olacak..Zerre kadar vicdan – insanlık – adalet duygusu kalmadı mı?
Bu 2 insanı işine iade edin, yargılama tutuksuz sürsün.. Zaten işe başlamaları olanaksız. Aylarca çok özenli sağaltım almaları zorunlu. Ne ölçüde sağlıklarına kavuşacakları belirsiz. Belki de engelli kalıp (malul) emekli edilecekler. Yargılamada suçlu çıkarlarsa cezalarını çekerler. Şu durumda adeta ölüm cezasına mahkum edilmişler gibi yavaş yavaş ve göz göre göre öldürülüyorlar.
Bu bir insanlık suçudur ve zaman aşımı yoktur!
Bu 2 masum genç insan öldüğünde gerçek katilleri kim olacak? Tarihin sahnesinde değil mi
Efendiler son günler hatta saatler.. Bu 2 insan henüz hükümlü değil sanıklar..
Kesin hükme dek masumlar. Her şeyden vazgeçtik, yasanın açık hükmünü uygulayın.. Vicdanınız, insafınız şöyle dursun.. Sizden merhamet dilenen yok, yasanın açık ve buyurucu (emredici) hükmüne uyun :
* Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA YASA md. 16/2’de,  sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

“… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”

Kesin hükümlüye bile tanınan hakkı sanıktan esirgemeyin..

Lütfen ve hemen… Bu gece değilse bile sabah, öğlene kalmadan..

Dr. Taner Özek’in kapkara çizimine baksanıza; sonsuzluğa kanatlanma başlamış!

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not : Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruda hak ihlali nedeniyle tedbir kararı ile salıverilme isteği reddedildi. Bu kararı da herhalde içimizde yükselen – zaptedemediğimiz isyanı “HAK – HUKUK – ADALET” diye haykırarak bastırmaya mahkumuz. Türkiye’ni artık hatta epeydir bir Anayasa Mahkemesi de yok.. ve iktidar “Adalet sokakta yürüyerek aranmaz..” buyuruyor!? İlgili yazı için tıklayın : http://ahmetsaltik.net/2017/07/04/sefer-can-anayasa-mahkemesi-fisini-cekti/